Dental restoration

215 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant üstü restorasyonların çıkış profilinin periodontal sağlık üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Prospektif çalışma

Giriş ve Amaç: Bu prospektif çalışmanın amacı güncel diş hekimliğinde sıkça kullanılan ve birincil tedavi seçeneği haline gelmiş implant üstü restorasyonların, çıkış profil açılarının implant çevresi kemikte meydana getirdiği kayıp ve çevre yumuşak dokular üzerine etkisini ölçerek periodontal sağlığın in vivo olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 24 hastanın (15 kadın, 9 erkek) katılımıyla toplam 67 implant uygulanarak gerçekleştirildi. Kriterlerimize uyan ve çalışmamıza dahil ettiğimiz implant sayısı ise 24'tür. İmplantların cerrahi aşamaları tamamlandıktan 3 ay sonra protetik restorasyonları yapıldı. İmplant üstü restorasyonların ilgili bölgelerinden 1. ayda ve 6. ayda paralel film tutucular yardımıyla periapikal filmler alındı. İmplant üstü restorasyonlarda plak indeksi (PI), cep derinliği (PD) ve sondlamada kanama (BOP) durumu 1. ayda ve 6. ayda klinik olarak incelendi. Löe-Silness'in gingival indeks skorlarına göre alınan periodontal parametrelere ait veriler kaydedildi. İmplant bölgelerinden alınan periapikal filmlerde ImageJ programı yardımıyla çıkış profili açısı ve implant çevresi kemik seviyesi ölçümü yapıldı. Yapılan kemik seviyesi ölçümleri sonucunda kemik kaybı oran-orantı yöntemiyle hesaplandı ve kaydedildi. Çalışmamızdaki veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Kemik kaybı, GI, PI ve cep derinliği üzerine etki eden bağımsız değişkenlerin incelenmesinde çoklu lineer regresyon analizi kullanıldı. Analiz sonuçları nicel veriler için ortalama ± s. sapma ve ortanca (minimum - maksimum) şeklinde, kategorik veriler frekans ve yüzde olarak sunuldu. Önem düzeyi p<0,05 olarak alındı. Bulgular: Yapılan istatistiksel değerlendirmeler doğrultusunda açı ölçümü ile 6. ay gingival indeksi arasında anlamlı bir ilişki vardır. Açı artıkça gingival indekste orta şiddette bir azalış meydana gelmektedir (p=0,020). Açı ölçümü ile kemik kaybı, plak indeksi ve cep derinliği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,050). Kanama durumuna göre açıların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,001). Kanaması olmayanların açı ortalaması daha yüksek elde edilmiştir. Kemik kaybı, plak indeksi, gingival indeks ve cep derinliği üzerine etki eden bağımsız değişkenler çoklu lineer regresyon analizi ile incelendiğinde, kurulan regresyon modeli istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Sonuçlar: Bu çalışmanın limitasyonları dahilinde; implant üstü restorasyonlarda çıkış profil açısının gingival indeksle anlamlı bir ilişkisi olduğu gözlenmiştir. Çıkış profili açısı ile diğer parametreler arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna varılmıştır. Kanama durumu ile açıların ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p=0,001). Uygun çıkış profil açısının implantın uzun dönem başarısı üzerine etkili olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: dental implant, implant üstü retorasyonlar, çıkış profili, periodontal sağlık.

Dental implantasyonDental implantlarDental protez-implant destekli+3
Özge Faydalı
Hatay Mustafa Kemal University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı içeceklerde bekletilen restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve renk stabilitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı doldurucu içeriklere sahip akışkan ve konvansiyonel kompozit rezinlerin 1 yıllık klinik ağız içi koşulları simüle edecek şekilde farklı içeceklerde bekletme, fırçalama ve termal yaşlandırma prosedürlerine tabi tutulmasıyla oluşan renk ve yüzey pürüzlülüğü değişiminin in vitro olarak incelenmesidir. Materyal ve Metot: Charisma Smart (Kulzer Dental, Almanya), Charisma Flow (Kulzer Dental, Almanya), 3M Filtek Ultimate Universal (3M ESPE, ABD), 3M Filtek Ultimate Flowable (3M ESPE, ABD), Omnichroma (Tokuyama Dental, Japonya), Omnichroma Flow (Tokuyama Dental, Japonya), Beautifil II (Shofu Dental, Almanya), Beautifil Flow Plus F00 (Shofu Dental, Almanya) olmak üzere 8 farklı kompozit rezin kullanılarak toplam 320 adet numune hazırlandı (n=40). Hazırlanan numuneler 24 saat distile su içerisinde 37 Co sıcaklıkta etüvde bekletilip ardından bitirme ve polisaj işlemleri yapıldı. Numuneler 12 gün boyunca distile su, şarap, kahve ve çay içerisinde bekletildi. Solüsyonlardan çıkarılan numuneler 10000 siklus fırçalama simülasyonuna ve 10000 siklus termal döngü prosedürlerine tabi tutuldu. Bütün numunelerin başlangıç (t0) ve uygulanan prosedürler sonunda (t1) profilometre ve spektrofotometre ölçümleri yapıldı. Renk ölçümleri sonrasında CIEDE2000 ve CIELab renk sistemlerine göre ∆E değerleri hesaplandı. Çalışmadan elde edilen verilerin analizi IBM SPSS V23 ile gerçekleştirildi. İstatiksel analiz için 3 yönlü varyans analizi, Tukey testi, sınıf içi korelasyon katsayısı kullanıldı. Önem düzeyi P<0.05 alındı. Bulgular: Çalışmada tüm gruplarda L* değerlerinde azalma, a* ve b* değerlerinde artma gözlendi. Gruplara, solüsyonlara ve tiplere göre ve birbirleriyle etkileşimlerine göre ortalama renk değişim değerleri anlamlı farklılık gösterdi (P<0.001). En yüksek renk değişim değeri kompozitlerde OMN grubunda bulundu. Solüsyonlara göre en fazla renk değişimi şarap grubunda gözlenirken en az distile su grubunda gözlendi. Tiplere göre değerlendirildiğinde akışkan kompozitlerde konvansiyonel kompozitlere göre daha az renk değişimi gözlendi. CIEDE2000 ve CIELab sistemlerine göre elde edilen ∆E değerlerinde şarap grubundaki OMN konvansiyonel ve akışkan hariç korelasyon tespit edildi. Çalışmada t0 zaman dilimi ve t0-t1 zaman dilimleri arasında yüzey pürüzlülük değerleri açısından anlamlı farklılık elde edildi. Sonuç: Kompozit rezinlerin doldurucu içeriklerinin, viskozitelerinin, maruz kaldıkları solüsyonların ve bunların birbirleriyle etkileşimlerinin kompozitlerin renk ve yüzey pürüzlülüğü değişimde etkili olduğu görüldü. Kompozit rezinlerin renk değişimi üzerinde en fazla etkisi olan faktörün solüsyon, ikinci faktörün ise kompozit grubu olduğu belirlenirken yüzey pürüzlülüğü üzerinde en fazla etkisi olan faktörün kompozit grubu olduğu, solüsyonların ve kompozit tipinin etkisinin düşük olduğu sonucuna varıldı.

Dental materyallerDental restorasyonKompozit reçineler+4
Zeynep Biçer
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Geçici kron materyallerinde bitim işlemleri sonrası yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumunun değerlendirilmesi

Sabit restorasyonların yapım aşamasında prepare edilmiş dişlerin korunması ve hastanın konforunun sağlanabilmesi için tedavi bitirilene kadar geçici bir restorasyon kullanımı önemlidir. Günümüzde sabit geçici restorasyon materyali olarak polimetil metakrilat, polietil metakrilat, üretan dimetakrilat ve bis-akril kompozit rezinler kullanılmaktadır. Bu materyallerde polimerizasyon; kimyasal olarak, ışıkla veya hem kimyasal hem ışıkla aktive edebilmektedir. Son yıllarda endüstriyel olarak önceden polimerize edilmiş rezin blokların bilgisayar destekli tasarım/bilgisayar destekli üretim (CAD/CAM) tekniği ile şekillendirilmesi yoluyla da geçici restorasyonlar üretilmektedir. Bu çalışmanın amacı geçici kron materyallerin en ideal bitim işlemini; yüzey pürüzlülüğü ve bakteri tutulumu parametreleri yardımıyla tespit edilerek restorasyonları en ideal şekilde hazırlamaktır. Çalışmada kullanılacak olan 6 farklı geçici kron materyalinden 144 örnek hazırlanması planlanmıştır. Her geçici materyal grubundan elde edilen örnekler iki alt gruba ayrıldı. 12 örnek polisaj, 12 örnek kontrol grubu olarak planlandı. Her gruptan birer örnek de SEM analizi için hazırlandı. Oluşturulan örneklerin bitim işlemi sonrası optik profilometre yardımıyla yüzey pürüzlüğü değerleri ölçüldü. Uygulanan yüzey işlemleri sonrası yüzey pürüzlülük değerleri ölçülüp karşılaştırılması yapıldı. Her gruptan birer örneğe yüzey görüntülemesi için SEM analizi yapıldı. Örneklerin yüzeylerinde bakteri tutulumu olup olmadığı anlaşılmak üzere bakteri tutulumu testi uygulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda polisaj işlemi uygulanan örneklerde daha az bakteriyel tutulum olduğu gözlendi. En fazla bakteriyel tutulum polietil metakrilat kontrol ve bis akrilik kompozit kontrol grubunda gözlenmiştir. Ayrıca polimetil metakrilat dışında tüm gruplarda polisaj sonrası grup içi yüzey pürüzlülüğünün arttığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Geçici kron, yüzey pürüzlülüğü, bakteriyel tutulum, polisaj

BakterilerDental kronlarDental restorasyon+1
Eralp Evran
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kronik sistemik hastalığı olan çocuklarda düzenli olarak kullanılan ilaçların restoratif materyallerin fiziksel özelliklerine olan etkisinin değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmada sıklıkla reçete edilen pediatrik ilaçların, dental restoratif materyallerin yüzey özelliklerine ve renk değişimine etkisinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 10 mm çapında ve 2 mm yüksekliğinde teflon kalıplar kullanılarak 7 farklı dental restoratif materyalden (FU; Filtek Ultimate, AC; ACTIVA Bioactive-Restorative, AD; Admira Fusion X-Tra, BII; Beautifil II, EQ; Equia Forte, FII; Fuji II, FIX; Fuji IX) disk şeklinde toplam 525 örnek elde edilmiştir (n=75). Örneklerin yüzey pürüzlülüğü, yüzey mikrosertliği ve renk analizi için başlangıç ölçümleri yapılmıştır (n=25). Daha sonra restoratif materyaller, farklı etken maddeli 5 pediatrik ilaç solüsyonuna daldırılmıştır (n=5): Aerius (antihistaminik), Atarax (anksiyolitik), Ferro Sanol B (antianemik), Keppra (antiepileptik), Ventolin (bronkodilatör). Daldırma siklusu günde 3 defa 2 dakika olacak şekilde dört hafta boyunca gerçekleştirilmiştir. Tüm örnekler için ölçümler tekrarlanmış ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Pediatrik ilaçlar, BII ve FIX gruplarının yüzey pürüzlülük değerlerini anlamlı bir şekilde arttırmıştır (p<0.05). Ventolin, restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğünü en çok etkileyen solüsyon olmuştur (p<0.05). Aerius, Atarax, Keppra ve Ventolin solüsyonlarına maruz kalan restoratif materyallerin mikrosertlik değerleri istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azalmıştır (p<0.05). Pediatrik ilaçlar FU, BII, EQ ve FII gruplarının mikrosertlik değerlerini anlamlı bir şekilde azaltmıştır (p<0.05). Renk değişimi açısından restoratif materyalleri en fazla etkileyen solüsyon Ferro Sanol B olmuştur. En yüksek ΔE değeri ise FII grubundan elde edilmiştir (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, pediatrik ilaçların restoratif materyaller ile etkileşime girerek, materyalin renk stabilitesini ve yüzey özelliklerini etkileyebileceğini göstermektedir.

Biyomedikal ve dental materyallerDental materyallerDental restorasyon+5
Merve Yaman
Gaziantep University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Porselen lamina veneerlerin klinik performanslarının retrospektif incelenmesi

Günümüzde dental materyallerin ve yeni teknolojilerin gelişimi ile estetik diş hekimliği kavramı yaygınlaşmaktadır. Porselen lamina veneer restorasyonlar özellikle estetik alandaki renklenme, çapraşıklık ve şekil bozukluğu, dental mine deformasyonuna eşlik eden dişeti çekilmesi ve konservatif tedavinin etkisiz kaldığı durumlar buna bağlı aşırı hassasiyet gibi sorunların, mevcut dişlerinden mümkün olan en az miktarda madde kaldırılarak tedavi edilmesi esasına dayanmaktadır. 1 yıldan 11 yıla kadar 181 adet porselen lamina veneer restorasyon klinik olarak retrospektif şekilde takip edildi. 24 hastanın final restorasyon hasta memnuniyeti, bruksizm, deep-bite, gingivektomi ilişkisi, modifiye USPHS kriterlerinde mevcut olan parametrelerin zamana bağlı değişimi, sigara, çay- kahve tüketimi-renklenme ilişkisi, preparasyon tipi-restorasyon kırığı, zamana bağlı sağ kalım oranı, bruksizm-restorasyon kırığı, sekonder çürük gelişimi ve oklüzal basınç dağılımının dijital ölçümü ile alınan değerlerin tümünün takibi yapıldı ve kaydedildi. Araştırmamızda ön bölge, sağ ve sol segmentlerin basınç değerlerindeki değişikliklerin restorasyon kırığına bir etkisinin olmadığı, bruksizm, gingevektomi, deep-bite faktörlerinin hasta memnuniyetine bir etkisinin olmadığı gözlemlendi. PLV'lerin sağ kalım oranı %98,3 olarak tespit edildi. Sigara kullanımının marjinal renklenmede etkili olduğu gözlemlendi. Hasta memnuniyeti %100 olarak belirlendi. Porselen lamina veneer restorasyonlarda doğru endikasyon, doğru hasta seçimi, hekim uzmanlığı, bilgi beceri ve tecrübesi, materyal seçimi ve materyallerin gelişiminin PLV başarısında temel kriterler olduğu görüldü.

BruksizmDental estetikDental materyaller+5
Gülnaz Şimşek
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı sinterleme parametrelerinin ti-basedayanak üstü monolitik zirkonya restorasyonların kırılma dayanımlarına etkisinin incelenmesi

Bu çalışma farklı sinterleme parametrelerinin ti-base dayanak üstü monolitik zirkonyum dioksit restorasyonların kırılma dayanımı üzerine etkisini incelemeyi amaçlamıştır. 40 adet implant analoğu metal bloklar içerisine yerleştirildi. Analoglar üzerine ti-base dayanaklar yerleştirildi ve dijital ölçüleri alındı. Ti-base dayanaklar üzerine alt 1.molar diş monolitik zirkonya materyalinden üretildi. Üretilen örnekler grup 1: konvansiyonel sinterizasyon, grup 2: hızlı sinterizasyon, grup 3: süper hızlı sinterizasyon A, grup 4: süper hızlı sinterizasyon B olacak şekilde 4 gruba ayrıldı (n =10). Sinterizasyonu yapılan örnekler 5-55 °C sıcaklıkta 5000 döngü termal siklus uygulandı. Hazırlanan örnekler üniversal test cihazında kırılma dayanım testine tabi tutuldu. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Konvansiyonel sinterizasyon grubundan elde edilen sonuçlar diğer gruplara göre daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu(p<0.05). Diğer gruplardan elde edilen sonuçlar kendi aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamadı.

Dental implantasyonDental implantlarDental materyaller+3
Mustafa Kaanalp Ergül
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı geçici restorasyon materyallerinin mekanik özelliklerinin ve renk stabilitelerinin karşılaştırılması

Geçici restorasyonlar kullanıldığı süre içinde çiğneme kuvvetlerine karşı koyabilecek mekanik dayanıklılığa sahip olmalı, pulpa ve periyodonsiyumu korumalı, dişi stabilize etmeli ve renk değişikliğine uğramamalıdır. Bu çalışmada farklı üretim teknikleriyle 4 farklı materyalden üretilen örneklerin kırılma dayanımı, yüzey sertlikleri ve renk stabiliteleri incelenmiştir. Çalışmada Tempo CAD eksiltmeli üretim, Curo Temp eklemeli üretim teknikleri ile otopolimerizan Dentalon Plus ve Prevision Temp direk yöntemle kullanılan materyaller incelenmiştir. Kırılma dayanımı testi için kron örnekler (n=10) ve yüzey sertliği ve renk stabilitesi testleri için de 10 mm x 2 mm disk örnekler (n=10) üretilmiştir. Kron örneklere üniversal test makinesi kullanılarak kırılana kadar kuvvet uygulanmıştır. Disk örneklerden ise yüzey sertliği ölçümlerinden sonra ilk renk ölçümleri yapılarak kaydedilmiştir (L1, a1, b1). Tüm disk örnekler 1000 siklus kahve termal siklusuna (bekleme süresi 30 saniye, transfer süresi 5 saniye) tabi tutulmuştur. Kahve termal siklusundan sonra ise yine yüzey sertliği ölçümleri yapıldıktan sonra örneklerin renk ölçümleri (L2, a2, b2) yapılarak değerler kaydedilmiştir. Renk farkı hesaplamasında ΔE00 ve ΔEab renk farkı formülleri kullanılarak hesaplama yapılmıştır. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülerek nicel bağımsız verilerin analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey, Kruskal-wallis, Mann-Whitney U testleri kullanılmıştır. Bağımlı nicel verilerin analizinde eşleştirilmiş örneklem t testi kullanılmıştır. Analizlerde SPSS 27.0 programı kullanılarak yapılmış ve p<.05 olarak alınmıştır. Kırılma dayanımı sonuçları ortalama 312.6 N ve 936.8 N değerleri arasında bulunmuştur. En dayanıklı materyaller Tempo CAD ve Curo Temp materyalleri olarak bulunmuştur. Termal siklus öncesi ve sonrası yüzey sertliği sonuçlarında ise Tempo CAD materyali en stabil materyal olarak bulunmuştur. Dentalon Plus ve Tempo CAD materyallerinin renk stabiliteleri yüksek bulunurken Curo Temp ve Prevision Temp materyallerinin renk stabiliteleri düşük bulunmuştur.

CAD/CAMDental materyallerDental restorasyon+5
Mesut Yıldırım
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD-CAM sistemi ile üretilen implant üstü köprü restorasyonlarda bükülme ve kırılma dayanımına konnektör tasarımının etkisi

Bu çalışmanın amacı ti-base dayanaklar üzerine CAD-CAM sistemi kullanılarak üretilen üç üyeli monolitik zirkonya (VITA YZ ST) ve lityum disilikat esaslı (e.max Press) restorasyonların farklı konnektör kesit alanlarındaki kırılma ve bükülme dayanımlarını in-vitro olarak araştırmaktır. 12 adet implant analoğu ikişerli olacak şekilde akrilik modeller içine yerleştirildi. Analoglar üzerine ti-base dayanaklar torklandıktan sonra dijital ölçüleri alındı. Köprü dizaynı; maksiller kanin ve 2. premolar dayanak, 1. premolar ise gövde olacak şekilde planlandı. Toplam grupta 42 adet örnek hazırlandı materyal çeşidine göre 2 gruba (n=21) ayrıldı, sonrasında her grup konnektör kesit alanına göre 3 alt gruba ayrıldı (n=7) (monolitik zirkonya için 9 mm 2 , 12 mm 2 , 15 mm 2 ; lityum disilikat için 12 mm 2 , 16 mm 2 , 20 mm 2 ). Örneklere 5-55 °C sıcaklıkta 5000 döngü termal siklus uygulandı. Hazırlanan örnekler universal test cihazında kırılma dayanım testine tabi tutuldu. Sonuçlar formülize edilerek bükülme dayanım verilerine ulaşıldı. İki bağımsız grup arasında farklılık olup olmadığı Mann Whitney U, ikiden fazla bağımsız grup arasında farklılık olup olmadığı ise Kruskal Wallis Testi ile incelendi (p=0.05). Ortalama kırılma ve bükülme dayanım değerleri monolitik zirkonya örneklerde sırasıyla; 1207.21 N (9 mm 2 ), 1594.59 N (12 mm 2 ), 2074.67 N (15 mm 2 ) ve 99.77 MPa (9 mm 2 ), 107.16 MPa (12 mm 2 ), 113.32 MPa (15 mm2), lityum disilikat esaslı örneklerde ise sırasıyla; 500.84 N (12 mm 2 ), 685.75 N (16 mm 2 ), 859.94 N (20 mm 2 ) ve 33.66 MPa (12 mm 2 ), 37.46 MPa (16 mm 2 ), 37.61 MPa (20 mm 2 ) bulunmuştur. Monolitik zirkonya materyalinin kırılma ve bükülme dayanımı lityum disilikat materyalinden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazladır (p<0,05). Sonuç olarak konnektör kesit alanının artması dayanımı anlamlı derecede arttırmaktadır (p<0,05). Posterior bölgede monolitik zirkonya köprüler kesinlikle tavsiye edilirken lityum disilikat köprüler de yeterli konnektör kesit alanına sahip ise tavsiye edilebilir. Anahtar kelimeler: monolitik zirkonya, lityum disilikat, ti-base abutment, konnektör, dayanım

CAD/CAMDental desteklerDental implantasyon+6
Beste Çetin
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD-CAM ile üretilen geçici restorasyonların renk değişimi ve diş hassasiyeti açısından klinik değerlendirilmesi

Restorasyon materyallerindeki güncel ilerlemeler ve gelişmeler ile birlikte , geçici kuron- köprü.restorasyonları.da CAD/CAM (Computer Aided.Design/Computer.Aided Manufacture) yöntemi kullanılarak. hazırlanabilmektedir.. CAD/CAM sistemlerinin kullanılması ile hasta başında geçirilen zamandan tasarruf edilmesi, restorasyonların estetik ve mekanik özelliklerinin iyileştirilerek geliştirilmesi .amaçlanmıştır. Bu çalışmanınamacı CAD/CAM ile üretilen geçici restorasyonların renk değişimi ve diş hassasiyet açısından klinikolarakdeğerlendirilmesidir. Çalışmada 3 farklı geçici kron materyalinden (Protemp, Telio CAD ve Vita CAD) n=15 olmak üzere, toplam 45 geçici restorasyon hazırlanması planlanmıştır. CIEDE2000 renk formülasyonu kullanılarak3 aylık renk değişimi gözlenmiştir. Görsel analog skala (VAS) kullanılarak diş hassasiyeti değerlendirilmiştir. Ölçümlerinin normal dağılıma uygunluğu Shapiro Wilk testi ile incelenmiş olup bu değerlerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir (p<0,05). Grup içi değişkenlerin ölçümünde Friedman testi kullanılırken; gruplar arası değerlendirmede Kruskal-Wallis testine başvurulmuştur. Çalışmada incelenen üç materyalin ΔE.değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). En düşük ΔE değeri(2,71 ± 2,23) Vita CAD grubunda işlemden hemen sonra ile 2. Hafta arasında saptanmıştır. Protemp grubu klinikte farkedilir derecede renk değişimine uğramıştır. Vita CAD grubunda işlem sonrası diş hassasiyeti diğer gruplara oranla daha fazla gözlenmiştir. Ancak zamanla her üç grubunda diş hassasiyeti gözlenmemiştir. Sonuç olarak; çalışmada incelenen geçici restorasyon materyallerinde klinik olarak zamanla farkedilebilir renk değişimleri gözlenmiş olup, hassasiyet ise gözlenmemiştir. Renk stabilitesi uzun dönem geçici kullanımında klinik olarak oldukça önemlidir. Anahtar kelimeler: CAD/CAM, Geçici Restorasyon, Renk değişimi, Diş hassasiyeti

CAD/CAMDental hassasiyetDental materyaller+3
Gökçe Keçeci
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı estetik abutmentların döngüsel yorulma yüklemesi sonrasında kırılma dayanımlarının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı implant destekli sabit restorasyonların yapımında yaygın şekilde kullanılan titanyum abutmentların yerine estetiğin önemli olduğu ön bölgede tercih edilen zirkonyum abutmentlarla bunlara alternatif olarak yeni geliştirilen Peek abutmentların kırılma dayanımlarının karşılaştırılmasıdır. Bu çalışmada Bredent implant (Almanya) sistemine ait zirkonyum ve peek abutmentların çiğneme siklusu sonrası kırılma dayanımları invitro olarak değerlendirildi. Çalışma grupları: Grup 1; implantlar üzerine yerleştirilmiş 10 adet zirkonya abutmentlardan (Bredent, Germany, 12 mm uzunluğunda ve 4 mm çapında), Grup 2; implantların üzerine yerleştirilmiş 10 adet peek abutmentlardan (Bredent, Germany, 12 mm uzunluğunda ve 4 mm çapında) oluşturuldu. Tüm implantlar önce 45° açıyla akrilik bloklara (Paladent-Kulzer) gömüldü ve abutmantlar 25 Newton kuvvet ile implantlara torklandı. Daha sonra abutmentların üzerine CAD/ CAM sistemiyle (Zenotec select) zirkonyum bloklardan (Zenostar T2 Wieland) hazırlanan korlar geçici implant yapıştırıcı simanı ( Premier;ABD) ile simante edildi. Örnekler önce çiğneme simülatöründe 1,2 milyon siklusta yorma testine tabii tutuldu. Daha sonra örneklere universal test cihazında (Shimadzu, Japon) 1 mm/ dk hızla yükleme yapılarak örneklere kırılıncaya kadar yük uygulandı. Test sonucu elde edilen ortalama kırılma değerleri Peek abutment BioHPP grubunda 478,83± 66,72 N, zirkoyum abutmentlar grubunda ise 722,50± 84,71 N olarak tespit edildi. Elde edilen değerler istatistiksel olarak T-testi ile analiz edildi. Zirkonyum abutmantların kırılma dayanımının, Peek abutmentların kırılma dayanımından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek (p< 0,001) olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Zirkonya, seramik, peek, abutment, kırılma dayanımı

Dental implantasyonDental materyallerDental porselen+4
Berna Balcı
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi altında tedavi edilen çocuklarda serum ve tükürük örnekleri ile dental anksiyete parametrelerinin kantitatif olarak değerlendirilmesi

Araştırmamızda dental tedavi ihtiyacı ile dental anksiyete arasında doğru orantı olduğunu gösteren çalışmalara dayanarak, anksiyete seviyesi yüksek olan çocuklarda genel anestezi altında tamamlanan dental tedavi ihtiyacının ardından anksiyete düzeyinin psikometrik analizler ve fizyolojik parametreler ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca tükürük akış hızı, pH, total tükürük protein konsantrasyonu gibi tükürüğün fizikokimyasal özelliklerini yansıtan değerlerin ölçümü, çürük insidansı, yaş, cinsiyet ve oksidatif stres parametreleri arasındaki ilişki de tedavi öncesi ve tedavi sonrası alınan örnekler ile değerlendirilmiştir. Araştırmaya 2-7 yaş aralığında bulunan, dental tedavilerinin genel anestezi altında yapılmasına karar verilmiş, 38 çocuk dahil edilmiştir. Tedaviden önce ve tedaviden sonra olmak üzere; çocuklar Frankl Davranış Skalası (FDS), Çocuklar için Diş Hekimi Korku Tarama Ölçeği (CFSS-DS), Facial Image Scale (FIS) ve Ünite Oturma Biçimi açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi ve sonrası toplanan tükürük ve serum örneklerinde kortizol, α-Amilaz, CgA, Total Antioksidan Seviye (TAS), Total Oksidan Seviye (TOS), Nitrik Oksit (NO), Glutatyon Peroksidaz (GPx), Katalaz (CAT) parametreleri incelenmiştir. Araştırma bulgularımıza göre tedavi sonrası hem anksiyete belirleme skalalarına hem de fizyolojik parametrelere göre (kortizol, α-Amilaz, CgA) tedaviden sonra dental anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azalma meydana gelmiştir. Tedavi sonrası serum ve tükürük TAS, GPx, TAH düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olurken, TOS, NO, CAT, OSİ, TTPK düzeylerinde de istatistiksel olarak anlamlı bir düşme meydana gelmiştir. Araştırma sonuçlarımız değerlendirildiğinde; tedavi sonrası dental anksiyete düzeylerinde azalma meydana gelmiştir. Çürük diş sayısı fazla olan ve yüksek anksiyeteye sahip çocuklarda, tedavilerin genel anestezi altında yapılmasının anksiyete düzeylerindeki azalmaya katkısı olduğunu görmekteyiz. Tedavi sonrası diş çürükleri sıfıra düştüğünde; serum/tükürük TAS değerinde artış, serum/tükürük TOS ve serum OSİ değerlerinde de bir azalma gözlenmektedir. Bu durum diş çürükleri ile oksidatif stres parametreleri arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedir. İncelenen parametrelerin serum ve tükürük örneklerinden elde edilen değerleri arasında gözlenen pozitif korelasyonlar da tükürüğün seruma alternatif olarak kullanılabilecek diagnostik bir sıvı olabileceğini destekler niteliktedir. Anahtar kelimeler: Dental anksiyete, kortizol, α-Amilaz, kromogranin A, oksidatif stres

AmilazlarAnestezi-dentalAnestezi-genel+5
Sinem Yıldırım
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinde er,cr:YSGG lazer ile kombine diode lazer kıllanımının antibakteriyel etkinliğinin ve dentin geçirgenliğine olan etkisinin in vitro koşullarda değerlendirilemsi

Endodontik tedavinin primer amacı kök kanallarından mikroorganizmalar ve yan ürünlerinin uzaklaştırılmasıdır. Ancak mikroorganizmaların kök kanallarından tamamen eliminasyonu kök kanal anatomisi ve mekanik preparasyon sırasında oluşan smear tabakası nedeniyle kolay olmamaktadır. Diş hekimliği araştırmalarındaki en son yenilikler, lazer teknolojilerinin kök kanal dezenfeksiyonunda kullanılabilecek bir yöntem olduğunu göstermektedir. Çalışmamızın amacı Er,Cr:YSGG lazerin tek başına, NaOCl ile veya Diode lazer ile birlikte kullanımının; Enterococcus faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin ve kök dentininde meydana getirdiği değişikliğin, en sık kullanılan irrigasyon ajanı olan NaOCl ile karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmada 90 adet tek kök, tek kanallı insan kesici dişi kullanılmıştır. El aletleri ile şekillendirmesi tamamlanan örnekler otoklavda steril edilmiştir. Kök kanalları E.faecalis bakteri süspansiyonu ile enfekte edilmiş ve bir haftalık inkübasyon süresi sonunda rastgele deney ve kontrol gruplarına ayrılmıştır: Grup 1: %5 NaOCl, Grup 2: Er,Cr:YSGG (1.25W, 20Hz, %24 su,%34 hava, 40sn ışınlama), Grup 3: %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktivasyonu (1.25W, 20Hz, hava-su kapalı, 40sn ışınlama), Grup 4: Er,Cr:YSGG lazer ve Diode lazer uygulaması. (Er,Cr:YSGG lazer: 1.25W, 20Hz, %24 su, %34 hava; Diode lazer: 4.5W güç CP1 mod ortalama güç 1.5W, toplam 80sn ışınlama), pozitif ve negatif kontrol grupları. E.faecalis ile enfekte edilen örneklere uygulanan dezenfeksiyon işlemleri sonrası her kök kanalı için CFU/ml değerleri hesaplanmıştır. Mikrobiyolojik örnek alımı tamamlanan kök kanalları geçirngenlik analizi için metilen mavisi ile boyanmıştır. Kök kanalları metilen boyası ile dolu örnekler 37oC'lik etüvde kurutulduktan sonra her örnekten 3'er adet horizontal kesit elde edilmiştir. Kesitler stereomikroskopta görüntülenerek dijital ortama aktarılmış ve boyalı alanın tüm alana oranı analiz edilmiştir. Çalışmamızın sonucunda deney gruplarında kullandığımız yöntemlerin tümü E.faecalis dezenfeksiyonunda etkili bulunmuştur. Antimikrobiyal sonuçlar, gerçirgenlik analizi sonuçları ve SEM görüntüleri ile birlikte değerlendirildiğinde en başarılı sonuç; %5'lik NaOCl'nin Er,Cr:YSGG lazer ile aktive edildiği gruptan elde edilmiştir. Er,Cr:YSGG lazer ile kombine Diode lazer uygulamasının ise Er,Cr:YSGG lazer uygulamasına göre herhangi bir üstünlüğü tespit edilmemiştir.

Dental restorasyonDentinDezenfeksiyon+5
Müge Yavaş
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi

Bu tez çalışmasında, güncel diş renkli restoratif dolgu materyallerine, farklı uygulama prosedüründeki ev tipi beyazlatma ajanları uygulandıktan sonra fiziksel özelliklerinin in vitro olarak incelenmesi amaçlandı. Ormocer nano-hibrid üniversal kompozit rezin (Admira Fusion, Voco, Almanya); Cam karbomer dolgu (GCP Cam karbomer, GCP Dental, Hollanda); yüksek viskoziteli cam iyonomer siman dolgu ( Equia Forte, GC Dental, Japonya) ve TCD matriks bazlı kompozit rezin (Topaz, Kulzer, Japonya) kullanılarak her materyalden 30 adet, toplamda 120 örnek, 10x2 mm'lik metal kalıp içerisinde üretici firma talimatlarına uygun olarak hazırlandı. Admira Fusion ve Topaz'dan hazırlanan örnekler LED ışık cihazı (Valo Cordless, Ultradent, ABD) ile 20 saniye polimerize edildi. Sırasıyla 400, 600, 800 ve 1000'grenlik silikon karbid zımparalarla, polisaj cihazı (Minitech 233, Presi, Fransa) kullanılarak su soğutması altında ön düzleştirmeleri yapıldı. Elmas partikülleri içeren polisaj lastiği (Dimanto, Voco, Almanya) ile tüm örneklerin su soğutması altında polisajı yapıldı. Equia Forte'den hazırlanan örneklere rezin bazlı yüzey örtücüsü (Equia Forte Coat, GC Dental, Japonya) sürülerek 20 saniye LED ışık cihazı ile polimerize edildi. Cam karbomer ile hazırlanan örneklere ise bitim materyali (GCP gloss, GCP Dental, Hollanda) sürüldükten sonra 90 sn boyunca GCP CarboLED ışık cihazı (GCP Dental, Hollanda) uygulandı. Tüm örnekler yapay tükürük kullanılarak termal yaşlandırma cihazında (SD Mechatronik Thermocycler, SD Mechatronik, Almanya) 10.000 siklus uygulanarak yaşlandırma işlemine tabi tutuldu. Renk ölçümleri bir spektrofotometre (Vita EasyShade Advance 4.0, Vita Zahnfabric, Almanya) ile; yüzey pürüzlülükleri ise konvansiyonel profilometre (MarSurf M 300 C, Mahr Gmbh, Almanya) cihazı kullanılarak yapıldı. Ayrıca mikrosertlik test cihazı (Shimadzu Mikrosertlik Test Cihazı HMV-2 Serisi, Shimadzu, Japonya) ile mikrosertlik ölçümleri yapıldı ve ortalamaları alınıp kaydedildi. Her restoratif materyalden hazırlanan örnekler rastgele üç gruba ayrıldı (n=10). Gruplardan ilki kontrol grubu olup hiçbir beyazlatma prosedürü uygulanmadı. Diğer iki gruptan birine % 10 karbamid peroksit (KP) içeren ajan (Opalescence PF % 10, Ultradent, ABD) günde 8 saat; diğerine % 45 KP içeren ajan (Opalescence Quick PF % 45, Ultradent, ABD) günde 30 dakika 14 gün boyunca üretici firma talimatlarına uygun olarak uygulandı. Beyazlatma prosedürü sırasında örnekler 37ºC'lik etüvde yapay tükürük solüsyonu bulunan metal küvette bekletildi. Beyazlatma prosedürü bittikten sonra, tüm örneklerin yüzey pürüzlülüğü ölçümü, renk analizi ve mikrosertlik ölçümleri tekrar yapıldı. Verilerin istatiksel analizi, Windows için SPSS (SPSS Inc., Chicago, Illinois, ABD) 15.0 versiyon paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin analizi için parametrik tek yönlü varyans analizi(ANOVA), Dunnet, Bonferroni testleri ve Student's t testi kullanıldı. Anlamlılık p< 0.05 düzeyinde değerlendirildi. Admira Fusion'un yüzey mikrosertliği (VMH), total renk değişimi (ΔE) ve yüzey pürüzlülüğü değerlerinin (Ra) uygulanan beyazlatma prosedürlerinden etkilenmediği belirlendi. GCP cam karbomer'e % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim gözlenmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP ile yapılan beyazlatma uygulamasından ise tüm parametrelerde olumsuz etkilendi ve klinik olarak kabul edilebilir değerlerin üzerinde sonuçlar elde edildi. Equia Forte'ye % 10 KP uygulamasından sonra VMH ve Ra değerlerinde bir değişim kaydedilmezken; ΔE değerinin arttığı ve klinik olarak kabul edilebilir sınırın üzerine çıktığı görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra ise ΔE ve Ra değerlerinde bir farklılık belirlenmezken; VMH değerinin arttığı görüldü. Topaz'a % 10 KP uygulamasından sonra yüzey VMH ve ΔE değerlerinde azalma tespit edildiği; Ra'nın etkilenmediği görüldü. % 45 KP uygulamasından sonra Ra ve ΔE değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken; VMH'nın azaldığı tespit edildi. % 10 ve % 45 KP içeren ajanlarla ev tipi beyazlatma prosedürü uygulandığında önceden varolan Admira Fusion ile yapılmış dolgular eğer diş rengi ile uyumlu ise restorasyonların değiştirilmelerine gerek olmayabilir. Diğer tüm restoratif materyallerin ise beyazlatma uygulamaları sonrası en az bir parametresi olumsuz etkilendiğinden önceden varolan restorasyonların beyazlatma sonrasında değiştirilmeleri önerilebilir. Anahtar kelimeler: ev tipi beyazlatma, cam karbomer, ormocer, TCD- üretan, yüksek viskoziteli cam iyonomer siman, yapay tükürük, termal yaşlandırma.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental restorasyon+5
Gökçe Dönmez Kıran
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı endodontik simanlar ile tamir edilen dış servikal kök rezorpsiyonlu dişlerin kök kırığı dirençlerinin ex vivo değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı ex vivo koşullarda deneysel olarak dış servikal kök rezorpsiyonu oluşturulmuş ve ardından üç farklı endodontik rezorpsiyon tamir materyali ile restore edilmiş üst keser dişlerin kırılma direncini değerlendirmektir. Çalışmamızda 96 adet morfolojik ve yapısal açıdan benzer özelliklere sahip çekilmiş daimi üst keser insan dişi kullanılmıştır. Tüm dişlere standart kanal tedavisi uygulandıktan sonra dişler rastlantısal olarak her birinde 12 adet olmak üzere bir negatif kontrol, bir pozitif kontrol ve 6 deney grubu olmak üzere 8 gruba ayrılmıştır. Negatif kontrol grubundaki dişlerde rezorpsiyon kavitesi oluşturulmamış; pozitif kontrol grubundaki dişlerde ise rezorpsiyon kavitesi açılmış fakat kaviteler restore edilmemiştir. Kalan 72 diş ise kullanılan endodontik tamir materyalinin türüne göre rastgele her grupta 24 diş olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Farklı inkübasyon sürelerine göre (24 saat ve 7 gün) her grup 2 alt gruba ayrılmıştır. Negatif kontrol grubu hariç diğer tüm dişlerde çapı 1,8 mm olan elmas rond frezler kullanılarak dişlerin mine-sement sınırının hemen altında bukkal kole bölgesinde çapı ve derinliği 1,8 mm olan dış rezorpsiyon kaviteleri oluşturulmuştur. Kaviteler Biodentine, NeoMTA ve Cam iyonomer siman olmak üzere 3 farklı endodontik tamir materyali kullanılarak restore edilmiştir. Etüv içerisinde 37°C'de koyun kanlı agarında örnekler iki farklı sürede inkübe edilmiştir. Ardından Instron test cihazı kullanılarak tüm örneklerin lingual yüzünün servikal bölgesine dişin uzun eksenine 135 derecelik açıyla kırık oluşana dek kuvvet uygulanmıştır. Dişlerin kırılmaya direnç gösterebildiği maksimum kuvvetler Newton cinsinden kaydedilmiştir. Verilerin istatistiksel analizinde tek yönlü varyans analizi, post hoc Tukey HSD ve Student's t-testleri kullanılmıştır (p=0,05). Elde edilen sonuçlara göre istatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte, servikal kök rezorpsiyonu defektine yerleştirilen cam iyonomer siman, hem 24 saat hem 7 gün deney gruplarında dişlerin kırılma direncini pozitif kontrol grubu ile karşılaştırıldığında hafif derecede arttırmıştır (p>0,05). 24 saat ve 7 gün süreyle kanlı ortamda inkübe edilen NeoMTA ve Biodentine deney gruplarının kırılma direnci ortalaması cam iyonomer simandan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Her iki inkübasyon süresinde de NeoMTA ve Biodentine deney gruplarının arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0,05). Kırılma direnci testi uygulanmasından sonra örnekler incelendiğinde kron-kök kırığı ve horizontal kök kırığı olmak üzere 2 kırık türü tespit edilmiştir. Örneklerde yüksek oranda kron-kök kırığı (%70,83) oluştuğu gözlemlenmiştir. Yapılan bu ex vivo çalışmanın tüm sınırlılıkları dahilinde, dış servikal kök rezorpsiyonunun dişlerin kırılma direncini önemli ölçüde azalttığı bulunmuştur. Rezorpsiyonun NeoMTA ve Biodentine kullanılarak restore edilmesi dişlerin kırılma direncini artırmaktadır. Öte yandan dış servikal kök rezorpsiyonu tamirinde kullanılan cam iyonomer siman, dişlerin kırılma direncinde anlamlı bir artış sağlayamamaktadır. Anahtar sözcükler: Biodentine; Cam iyonomer siman; Dış servikal kök rezorpsiyonu; Kırılma direnci; NeoMTA.

BiodentinCam iyonomer çimentolarıDental materyaller+6
Gunay Mammadova
Bezmialem Vakıf University
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Süt azı dişlerine uygulanan bioflex ve zirkonyum kuronların fiziksel özelliklerinin in vitro olarak karşılaştırılması

Daha sonra doldurulacaktır.

Dental restorasyon
Özlem Karabıyık
Altınbaş University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahide geç dönem hasta memnuniyetinin değerlendirilmesi

Ortognatik Cerrahide Geç Dönem Hasta Memnuniyetinin DeğerlendirilmesiOrtognatik cerrahi, maksilla ve mandibulanın diş içeren bölümlerindeki bozukluklarının cerrahi olarak düzeltilmesidir. Bu gruptaki hastalar tek başına ortodontik yöntemler ile ideal olarak tedavi edilemeyen hastalardır. Ortognatik cerrahinin amacı dişsel dizilimin düzeltilmesinin yanında ideal bir yüz estetiğini sağlamaktır. Dentofasiyal deformitelerin düzeltilmesinde Lefort 1 osteotomisi ve sagital split ramus osteotomisi en sık kullanılan yöntemlerdir. Ortognatik cerrahi ile uğraşan kliniklerde o kadar iyi ve güvenilir kayıtlar olmasına rağmen hasta memnuniyeti konusunda literatürde çok az sayıda bilgi mevcuttur. Klinisyenler cerrahinin başarısını değerlendirirken genellikle postoperatif oklüzyonu ve sefalometrik ölçümleri dikkate alırlar. Oysa ki hastalar için estetik görünüm en az oklüzyonun başarısı kadar önemlidir.Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalında 2003-2011 yılları arasında gelişimsel maloklüzyon nedeniyle ortognatik cerrahi uygulanan 80 hasta incelendi. Bu hastaların tamamıyla yüz yüze ya da telefonla görüşülerek cerrahi öncesi ve sonrası estetik olarak yüz görünümü, özgüven değişikliği, çiğneme fonksiyonu, inferior alveol sinir hasarına bağlı hipoestezi, çene ekleminde ağrı ve konuşmanın değerlendirilmesi gibi hasta memnuniyetini yansıtan 14 adet soru anket şeklinde soruldu. Hastaların %22,5'i sadece estetik düzelme olduğunu, %8,8'i sadece çiğnemenin düzeldiğini, %62,5'i her ikisinin de düzeldiğini belirtmiştir. Toplamda hastaların %70'i (n=56) özgüven artışı olduğunu, %33,8'i (n=27) de yüzünde uyuşukluk olduğunu söylemiştir. Operasyondan önce hastaların %17,5'inde çene ekleminde ağrı mevcutken operasyon sonrasında bu oran %26,3 olmuştur. Cerrahi sonrasında çiğneme fonksiyonunda ve estetik yüz görünümünde ciddi oranda iyileşme saptanmıştır. Elde edilen bu anket sonuçları istatistiksel olarak değerlendirilerek literatür verileriyle karşılaştırıldı.Bu çalışmada; operasyonların başarısının sadece oklüzyon ve sefalometrik ölçümlerle değil geç dönemde hastaların subjektif yakınma ve memnuniyetleriyle de değerlendirilebileceği gösterildi. Ortognatik cerrahinin uzun dönem başarısı için fonksiyon ve estetik yüz görünümünün birbiriyle ilişkili olduğu bilinmeli ve her ikisi de eşit olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

Cerrahi-oralDental restorasyonHasta memnuniyeti+3
İbrahim Tabakan
Çukurova University
2013
10
DoctorateOpen AccessTR

Er:YAG lazerin farklı seramiklerden transmisyonu

Tam seramik restorasyonlar özellikle ön grup dişlerin restore edilmesinde, metal destekli seramiklere göre üstün optik özellikleri ve biyouyumluluklarından dolayı tercih edilmektedirler. Tam seramik restorasyonların simantasyon işlemi adeziv rezin simanlar ile yapılmaktadır. Ancak restorasyonların simantasyonu yapıldıktan sonra, herhangi bir sebeple sökülmesi gerektiğinde, bu işlem materyal özelliklerinden ve rezin simanın bağlantısından dolayı oldukça zordur. Bu çalışma tam seramik restorasyonların Er:YAG lazer kullanılarak çıkarılması işleminde farklı kalınlıktaki farklı seramik materyallerinin etkisini değerlendirmek için planlanmıştır. Bu çalışmada 6 farklı içerikteki CAD/CAM seramiğinden, 2 farklı kalınlıkta (0,5 mm ve 1 mm) ve 1x1 cm boyutlarında örnekler hazırlanmıştır. Power metre kullanılarak seramik örneklerden Er:YAG lazerin (2,940 nm, 10 Hz, 100 msn ve 133 mJ/pulse) transmisyon oranları ölçülmüştür. Elde edilen veriler iki yönlü varyans (ANOVA) ve LSD testleri kullanılarak analiz edilmiştir. En yüksek transmisyon oranı 0.5 mm kalınlıktaki lityum disilikat ve zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramikler (%70) için bulunurken en düşük oran 1 mm kalınlıktaki zirkonyum oksit kor seramik (%32) için bulunmuştur. Farklı kalınlık ve farklı seramikler için bulunan değerler anlamlıdır (p<0.05). Adeziv simante edilmiş tam seramik restorasyonların lazerle debonding işlemi sırasında lazer parametrelerini ayarlamak için seramik tipi ve kalınlığı dikkate alınmalıdır.

Dental bondingDental porselenDental restorasyon+4
Fadime Zehra Dolgun
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Zirkonya esaslı alt yapı sistemlerinin optik özelliklerinin kubelka-munk analizine göre değerlendirilmesi

Zirkonya seramikler yüksek mekanik özellikleri, biyouyumlulukları ve çiğneme güçlerine karşı gösterdikleri direnç ile günümüzde kullanılmaktadır. Diğer tam seramik sistemlerle karşılaştırıldığında alümina, spinell ve feldspatik porselenlere göre zirkonya alt yapıları daha opaktır. Alt yapı materyali üstün estetik sonuçlar için translusent olmalıdır. Bu çalışmanın amacı; farklı zirkonya alt yapı sistemlerini renk ve translusensi özellikleri açısından karşılaştırmaktır. Çalışmada beş farklı zirkonya alt yapı sistemi; Rainbow, Rainbow-translucent, Ice Zirkon, Prettau ve Lava değerlendirilmiştir (n=16 her grup). 14 mm çapında ve 0,5 mm kalınlığında hazırlanan her gruba ait zirkonya örnekler rastgele iki gruba ayrılmıştır. Her sisteme ait örneklerin yarısı (n=8) kalınlığı 1 mm olan feldspatik porselen ile kaplanmıştır. Diğer yarısı ise (n=8) sadece altyapı olarak değerlendirilmiştir. Işık yansımasının değerlendirilmesinde PR705 spektroradyometre cihazı kullanılmıştır. Yansıma değerleri L*, a*, b* (CIELAB) değerlerine dönüştürülmüştür. Sonrasında renk ve translusensi özelliğini değerlendirmek için Kubelka-Munk teorisi kullanılmıştır. Sonuçların istatistiksel değerlendirmesinde tek yönlü ANOVA ve müteakiben ikili karşılaştırmalarda Ryan-Einot-Gabriel-Welsch-Q testi kullanılmıştır (α=0,5). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre veneer uygulanmamış altyapı materyalleri karşılaştırıldığında Rainbow-translusent zirkonya örnekleri en düşük translusensi değerini gösterirken Prettau zirkonya kor materyali en yüksek translusensi değerini göstermiştir. Benzer şekilde, porselen ile veneerlenmiş zirkonya kor materyalleri karşılaştırıldığı zaman, en düşük ve en yüksek ΔE değerleri sırasıyla Rainbow-translusent ve Prettau zirkonya gruplarında izlenmiştir. Çalışmanın sınırları dâhilinde, Kubelka-Munk teorisinin translusensi parametresinin değerlendirilmesinde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca farklı zirkonya altyapı materyallerinin translusent özelliklerinde farklılıklar izlenmiştir. Klinik kullanımda; restorasyon yapılacak dişin yanındaki diş translusent ise veya translusent restorasyona ihtiyaç duyuluyorsa yüksek translusensi değerine sahip zirkonya seramik, buna karşın restorasyon yanındaki diş opak ise ya da altttaki renklenmiş dişi maskelemek için opak bir materyale ihtiyaç duyulursa düşük translusensi değeri gösteren zirkonya seramiklerin kullanımı uygun olarak değerlendirilmiştir.

Dental materyallerDental porselenDental restorasyon+3
Elif Figen Koçak
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Litografi ile sinterize edilen seramik yapının kırılma mekaniği, mikroyapısı ve elemental kompozisyonu açısından değerlendirilmesi

Litografi bazlı seramik üretimi (LCM), dental uygulamalarda CAD/CAM teknolojisine alternatif yeni bir yöntemdir. Bu yeni teknoloji dental restorasyonların üretim süresini ve maliyetini azaltması ve mekanik özellikleri yüksek yapıların üretimini sağlaması gibi özellikleri nedeniyle geleneksel yöntemlere göre bazı avantajlara sahiptir. Bu çalışmanın amacı LCM yöntemi ile elde edilen seramik örneklerin kırılma mekaniğini, mikroyapısını ve içeriğini preslenen ve CAD/CAM ile üretilen yöntemlerle karşılaştırmaktır. Mevcut çalışmada mekanik testler için 16 mm çapında, 1,2 mm kalınlığında disk şeklinde örnekler kullanılmıştır (n= 10/grup). In-Ceram Alumina (ICA), Litografi bazlı alumina (LCMA) ve ZirkonZahn'dan oluşan üç farklı grubun biaksiyel kırılma dayanımları ISO 6872 numaralı test protokolü takip edilerek 'üç destek küreli piston' tekniği ile ölçülmüştür ve Vickers sertlik testi yapılmıştır. İstatistiksel analiz olarak tek yönlü ANOVA ve posthoc test olarak Dunnett T3 testleri kullanılmıştır. Mikroyapı analizleri için her grupta polisajlı yüzeylerden ve kırık yüzeylerinden çeşitli büyütmelerde SEM görüntüleri alınmıştır. Elemental analiz için EDS yöntemi kullanılmıştır. Ortalama kırılma dayanımları sırasıyla; In-Ceram Alumina (ICA ) için 147,3 MPa, Litografi Bazlı Alumina (LCMA) için 490,1 MPa, ZirkonZahn için 708,9 MPa bulunmuştur. Kırılan örnek parçaları ile yapılan Vickers sertlik testinde ise değerler; ICA için 850 VHN, LCMA için 1581 VHN, ZirkonZahn içinse 1249 VHN bulunmuştur. SEM görüntüleri incelediğinde LCM Alumina ve ZirkonZahn gruplarında oldukça homojen mikroyapı görülürken, In-Ceram alumina örneklerde homojen dağılım izlenememiştir. EDS analizleri her üç grup için de SEM görüntülerini destekler nitelikte bulunmuştur. Çalışmanın sınırları göz önünde bulundurularak, bu yeni yöntemin seramik yapıların üretiminde normal çiğneme kuvvetleri altında başarıyla kullanılabileceği söylenebilmektedir. Anahtar kelimeler: Dental seramik, , mekanik özellikler, LCM, tabakalı üretim

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+3
İpek Aysan Meriç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

İmmediat dentin kaplama ve deneme pastası kontaminasyonunun tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisi

Günümüzde tam seramik restorasyonların popularitesi artmıştır. Bu restorasyonların simantasyonunda, estetik ve adeziv özellikleri ile rezin simanlar kullanılmaktadır. Kullanılan simanın rengi, final restorasyonun estetiği açısından önemlidir. Bu sebeple deneme pastaları, tam seramikle uyumlu siman rengini seçmek için, restorasyon içine uygulanır ve diş-restorasyon yüzeyini kontamine eder. Kontaminasyonun simantasyon öncesinde temizlenmesi restorasyonun başarısı bakımından önemlidir. İmmediat Dentin Kaplama (İDK); preperasyonun hemen ardından dentin yüzeyine adeziv uygulama işlemidir. İDK ile preperasyon sonrasında açığa çıkan dentin yüzeyi kaplanarak, dentin tübüllerinin ölçü ya da geçici siman ile kontamine olması engellenir. Bu uygulamayla tam seramiğin bağlanma dayanımının artırılabildiği savunulmaktadır. Literatürde, İDK yapılmış dişlerde deneme pastası kontaminasyonunun bağlanma dayanımına etkisi hakkında bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; İDK yapılmış ve yapılmamış dentin yüzeylerine uygulanan deneme pastası kontaminasyonunun, tam seramiklerin bağlanma dayanımına etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmada; çekilmiş 20 yaş dişleri rastgele seçilerek kontrol, kontaminasyon ve İDK gruplarına ayrılmıştır. (n=10) Yüzey işlemleri tamamlanarak, tam seramik disklerin simantasyonu yapılmıştır. Simantasyondan sonra örnekler ısısal çevirimle yaşlandırılmıştır ve makaslama testi uygulanmıştır. Elde edilen bağlanma dayanımı verileri Kruskal Wallis ve Mann Whitney U çoklu karşılaştırma testi ile analiz edilmiş, bağlanma yüzeyleri SEM'de incelenmiştir. Deneme pastasıyla kontamine edilmiş ve test gruplarındaki yöntemle temizlenmiş bir grup dentin örneği SEM ve EDS analizlerine tabi tutulmuştur. Kontaminasyon grubu (5,84±4,4 MPa), kontrol (10,29±2,5 MPa) ve İDK grubuyla (11,45±4,4 MPa) kıyaslandığında makaslama dayanımı açısından düşük değerler elde edilmiştir. (p<0,05) Kontrol grubu ile İDK grubu arasında anlamlı bir fark yoktur. (p>0,05) SEM incelemesi dentin tübül içlerinde ve tübül ağızlarında deneme pastası kalıntılarını göstermiştir. EDS analizi ile görülen Ca, O, Si, Zn ve Al elementleri deneme pastasının temizlenemediğini göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın sınırları doğrultusunda deneme pastası ile kontamine olmuş örneklerde seramiğin diş ile bağlantısının zayıfladığı söylenebilir.

Dental bondingDental porselenDental restorasyon+3
Gözde Köseoğlu Çiftçi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Selektif lazer sinterizasyon ve döküm yöntemleri ile elde edilen metal altyapıların lehiminde kullanılan farklı tekniklerin mekanik özelliklerinin, elemental içeriğinin ve mikroyapısının değerlendirilmesi

Selektif lazer sinterizasyon (SLS) teknolojisi metal seramik restorasyonlar için metal altyapı üretimi sağlar ve geleneksel döküm yöntemine göre birçok avantajı vardır. Döküm işlemi için laboratuar aşamalarında yapılan hatalar, prepare diş ve restorasyon arasında uyumsuzluğa neden olabilir. Bu durumda, metal altyapılar kesilmeli ve lehimlenmelidir. Metal altyapıların birleştirilmesinde, lazer lehim ve geleneksel lehim yöntemleri kullanılmaktadır. Geleneksel lehim sırasında kullanılan yüksek ısının protetik restorasyona zarar verme ihtimali olabilir. Günümüzde lazer lehim, uygulama tekniğinin kolaylığı, zaman tasarrufu ve çevre dokulara verilen zararı engellemesi gibi nedenlerle popüler hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, SLS ve geleneksel yöntem ile üretilen 3 üyeli metal altyapılara uygulanan SLS lehim ve geleneksel lehimin mekanik ve metallurjik özelliklerini karşılaştırmaktır. Çalışmanın hipotezi ise lazer lehim ve geleneksel lehim metotları arasında mekanik ve metalurjik fark yoktur şeklinde belirlenmiştir. SLS (n=45) ve geleneksel döküm (n=45) metotları kullanılarak, üst çene 1. premolar, 2. premolar ve 1. molar dişleri içeren 3 üyeli metal altyapılar 2 grup halinde üretildi. Her üretim metodundaki örnekler lazerle lehim, geleneksel lehim ve lehimsiz (kontrol) olacak şekilde 3 gruba ayrıldı (n=15). Lehim gruplarındaki örnekler 1. ve 2. premolar dişler arasından ayrıldı. Lehim boşluklarının boyutu 2mm×3mm×1mm olacak şekilde standardize edildi. Lehimlenen örnekler üzerine üniversal test cihazında 3 nokta bükme testi (0,5mm/min) uygulandı. İstatistiksel analizler için 2 yönlü-ANOVA ve Tukey-HSD (α=0,05) testleri kullanıldı. Metal altyapıların kırık yüzeyleri optik ve taramalı elektron mikroskopları (SEM) kullanılarak incelendi. Kırık yüzeylerin elemental içeriği enerji dağıtıcı x-ray spektroskopi (EDS) analizi ile değerlendirildi. SLS metal altyapılar için ortalama kırılma dayanımı geleneksel lehim grubunda (1334,3 ± 547,1 MPa) lazer lehim grubuna (881,7 ± 572,8 MPa) göre daha yüksek çıkmıştır ancak 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0.05) bulunmamıştır. Geleneksel döküm yöntemi ile hazırlanan metal altyapılar için ortalama kırılma dayanımı geleneksel lehim grubunda (2899,6 ± 1801,2 MPa), lazer lehim grubuna göre (2039,3 ± 767,8MPa) daha yüksek çıkmıştır ancak 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark (p>0,05) bulunmamıştır. SLS (19330,6 ± 2405,7 MPa) ve geleneksel döküm (4268,5 ± 1506,1 MPa) kontrol gruplarının ortalama kırılma dayanımı, lehim uygulanan gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek çıkmıştır (p<0,05). Kontrol grupları arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Optik mikroskop ve değişik büyütmelerdeki SEM görüntüleri ve mekanik özellikler birbirleri ile uyum göstermiştir. Lehim bağlantıları kırık yüzeylerinin yalnızca çevresel alanlarında gözlemlenmiş olup, merkez alanlardaki integrasyon eksikliğinin, tüm lehim gruplarındaki kırılma dayanımını azalttığı düşünülmektedir. İç tabakalarda, geleneksel lehimleme yapılan gruplarda dendritik mikroyapılar gözlenirken, lazer lehim gruplarda dendritik ve taneli mikroyapı beraber gözlenmiştir. Sonuç olarak her iki lehimleme tekniğinde de, lehim metotları metal altyapıların kırılma dayanımını azaltmaktadır. Bu yüzden klinik olarak kıymetsiz metal altyapıların lehimleme işleminden kaçınılmalıdır.

Dental bondingDental restorasyonDökümler+3
Ecmel Nadir Budak
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3 farklı dişeti retraksiyon yönteminin hasta konforu açısından karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; 3 farklı retraksiyon yönteminin hasta konforu, dişeti yer değiştirme etkinlikleri, kanama, hassasiyet ve dişeti çekilmesi yönünden Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Sabit protez ihtiyacı duyulan sağlıklı dişeti kriterlerine sahip toplam 144 birey çalışmaya dâhil edilmiş ve gruplara rastgele olarak dağıtılmıştır. 1. grup geleneksel retraksiyon kordu (Ultrapak®), 2. grup kord ve alüminyum klorid solüsyonu (Racestyptine, SEPTODONT®), 3. grup ise retraksiyon pastası (3M™ ESPE™ Astringent Retraction Paste®) olarak belirlenmiştir. İlk seansta dişler subgingival şemfır bitiş çizgisi uygulanarak prepare edilmiş ve aynı seansta geçici restorasyonları yapılmıştır. Ölçü seansı için 7 gün sonraya randevu verilmiştir. Retraksiyon seansında 7 soru, retraksiyon sonrası 1, 7, 28. Günlerde 7 soru sorularak cevaplar değerlendirilmiştir. Sonuçların istatistiksel analizinde Kruskal-Wallis, Mann-Whittney U, Ki kare testleri ve Bonferroni doğrulama testi kulllanıldı (α = 0,05). Karşılaştırılan yöntemler arasında dişeti yer değiştirme etkinliği, çalışma süresi, hassasiyet, işlem sonrası kanama ve hasta konforu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Retraksiyon pastası grubu çalışma süresi ve hasta konforu açısından daha başarılı bulunmuştur (p<0,001). Hassasiyet tüm gruplarda 7. ve 28. günlerde azalma göstermiştir. Kord ve AlCl3 grubu yer değiştirme etkinliği açısından daha başarılı bulunmuştur (p=0,005). Retraksiyon sonrası kanama görülen en fazla diş sayısı geleneksel kord grubunda görülmüştür (p<0,001). Retraksiyon pastasında diğer gruplara göre daha az dişte dişeti çekilmesi görülmüştür (p<0,001). Kordsuz teknik (retraksiyon pastası) çalışma süresi, kanama, hassasiyet, postoperatif ağrı açısından diğer yöntemlere göre daha konforlu ve klinik kullanımda kolay uygulanabilir bulunmuştur.

Dental porselenDental restorasyonGingiva+3
Nihan Çerçi
Çukurova University
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Erbiyum, krom: yitriyum-skandiyum-galyum-garnet lazer ile kavite dezenfeksiyon işlemi ve kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat uygulamasından sonra fissür örtücü yerleştirilmesinin bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, rezin esaslı fissür örtücü yerleştirilmeden önce gerçekleştirilen Er,Cr:YSGG lazer ile dezenfeksiyon, CPP-ACP içerikli pat ve sodyum hipoklorit uygulamalarının süt azı dişi minesine olan makaslama bağlanma dayanımı ve mikrosızıntı özelliklerine olan etkilerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Bağlanma dayanımını değerlendirmek için makaslama bağlanma dayanımı testi seçilmiştir. Süt azı dişlerinin bukkal mine yüzeyleri kullanılmıştır. Kontrol grubu örneklerine fissür örtücü üretici firmanın talimatları doğrultusunda uygulanmıştır. Deney grubu örneklerinde fissür örtücüden önce Er,Cr:YSGG lazer ile dezenfeksiyon, Er,Cr:YSGG lazer ile dezenfeksiyon ve CPP-ACP içerikli pat, sodyum hipoklorit, CPP-ACP içerikli pat ve sodyum hipoklorit, CPP-ACP içerikli pat uygulamaları yapılmıştır. Fissür örtücü materyal 4 mm çapında 2 mm yüksekliğinde silindirik plastik tüpler aracılığıyla uygulanmıştır. Örneklere 1 mm/dak hızla kopma meydana gelinceye kadar makaslama kuvveti uygulanmıştır. Kırılan örnek yüzeyleri stereomikroskop altında incelenerek adeziv, koheziv ve karışık tip olarak gruplandırılmıştır. Mikrosızıntı testi için boya penetrasyon yöntemi seçilmiştir. Makaslama bağlanma dayanımı için kullanılan gruplar mikrosızıntı testi için de oluşturulmuştur. Süt azı dişlerinin oklüzal yüzeylerine fissür örtücü uygulanmıştır. Dişler 500 kez termal siklusun ardından, %0,5'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildikten sonra bukko-lingual doğrultuda üçe ayrılarak dış kesit yüzeyleri stereomikroskop altında değerlendirilmiştir. Sodyum hipoklorit ve sodyum hipoklorit ile CPP-ACP'nin birlikte uygulandığı gruplar daha düşük bağlanma dayanımı göstermiştir (p<0,05). Kırık tipleri incelendiğinde bu gruplarda çoğunlukla adeziv kırık oluştuğu gözlenmiştir. Diğer grupların makaslama bağlanma dayanımı değerleri arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır (p<0,05). Mikrosızıntı testi sonuçlarına göre, sodyum hipoklorit ve sodyum hipoklorit ile CPP-ACP'nin birlikte uygulandığı grupların daha fazla mikrosızıntı gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Diğer grupların mikrosızıntı değerleri arasındaki farklılık anlamlı bulunmamıştır (p<0,05).

Anal fissürDental bondingDental materyaller+6
Zeynep Ersan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Kayma yolu eğelerinin farklı döner eğe sistemleri ile kullanıldığında kök kanal şekillendirme etkinliğinin ve apikalden taşan debris miktarının karşılaştırılması

Bu in-vitro çalışmanın amacı; kayma yolu oluşturarak ve oluşturmadan resiprokal hareket yapan (Reciproc; VDW, Münih, Almanya), tam rotasyon yapan (ProTaper Next; Dentsply, Maillefer, Ballaigues, İsviçre), (OneShape; Micro-Mega, Besancon Cedex, Fransa) 3 farklı döner Ni-Ti sistemini (1) kök kanal transportasyonu ve (2) merkezde kalma oranı açısından karşılaştırmak, (3) şekillendirme süresi ve (4) apikalden taşan debris miktarı açısından değerlendirmektir. 120 adet kök kanal kurvatürü yüksek eğime sahip alt çene birinci büyük azı dişin meziyal kök kanalları 6 gruba ayrılmıştır. Şekillendirme öncesi ve sonrası tüm örneklerin CBCT taraması yapılmıştır. Kök kanalları Reciproc, ProTaper Next, OneShape, Proglider+Reciproc, OneG+OneShape ve ProGlider+ProTaper Next ile şekillendirilmiştir. CBCT görüntüleri üzerinde üç boyutlu modelleme yapılarak transportasyon ve merkezde kalma oranı değerlendirilmiştir. Taşan debrisin ağırlığı 10-5 hassas terazi ile ölçülmüştür. Toplam şekillendirme süresini içeren çalışma zamanı kaydedilmiştir. Elde edilen verilerin gruplar arası karşılaştırmasında tek yönlü varyans analizi ve çoklu karşılaştırmalar için Tukey testi kullanılmıştır. İstatistiksel analizde p<0,05 değeri anlamlılık düzeyi olarak kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, faklı düzeylerdeki transportasyon miktarı karşılaştırıldığında tüm gruplarda 7 mm'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Farklı düzeylerdeki merkezde kalma oranında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Kayma yolu oluşturulan gruplar daha iyi merkezde konumlanmıştır ve daha az transportasyon meydana gelmiştir. Kayma yolu oluşturulan gruplarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla debris çıkışı meydana gelmiştir (p<0,05). OneShape grubu diğer gruplar ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha az debris çıkışı oluşturmuştur (p<0,05). ProGlider+ProTaper Next grubunda şekillendirme süresi diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzun sürmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, çalışmamızda kullandığımız sistemlerin hepsi kabul edilebilir düzeyde transportasyon oluşumuna sebep olmuştur. Sistemlerin hepsi merkezden sapma göstermiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde kayma yolu oluşturan döner sistemler daha fazla debris çıkışına neden olmuştur. Daha güvenilir sonuçlara ulaşmak için farklı gruplar dahil edilerek daha fazla araştırmalara gereksinim duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kayma yolu, Debris taşması, CBCT, Transportasyon, Resiprokasyon, Tek eğe

Dental aygıtlarDental restorasyonDiş hekimliği+2
Cihan Küden
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2017
00

Related subjects