Coping with stress
287 theses under this subject heading
Örgütsel stresle başa çıkma, örgütsel adalet algısı, iş tatmini ve duyguların üretkenlik karşıtı iş davranışlarındaki rolü
Araştırma kapsamında; çalışanların örgütsel stresle başa çıkma yaklaşımı, örgütsel adalet algısı, iş tatmini ve duygularının üretkenlik karşıtı iş davranışlarına olan etkisi incelenmektedir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket kullanılmıştır. Çalışma kapsamında hazırlanan anket, katılımcılara e-posta yoluyla iletilmiş ve veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır. Toplam 769 çalışandan elde edilen verinin çoğunluğunu, 50'den fazla personele sahip kamu kurumlarında, en fazla 10 yıllık kıdemi olan yükseköğrenim görmüş bireyler oluşturmaktadır. Kullanılan ölçeklere güvenirlik analizi, elde edilen verilere de korelasyon analizi ve çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda; üretkenlik karşıtı iş davranışları ile pozitif duygusallık ve negatif duygusallık arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilirken, üretkenlik karşıtı iş davranışları ile örgütsel stresle başa çıkma ve örgütsel adalet algısı arasında kısmen anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. İş tatmini ile üretkenlik karşıtı iş davranışları arasında ise anlamlı bir ilişki belirlenememiştir. Ayrıca, üretkenlik karşıtı iş davranışlarının, üç farklı kategori itibariyle ayrı ayrı ele alındığında aynı bağımsız değişkenler tarafından ve aynı ölçüde açıklanmadığı bulgulanmıştır.
Ortaöğretim kurumu yöneticilerinin örgütsel stres kaynakları ve stresle başa çıkma yolları
Bu araştırma; Hatay ilinin Dörtyol, Payas ve Erzin ilçelerinde bulunan Ortaöğretim kurumlarında eğitim yöneticilerinin örgütsel stres kaynaklarının neler olduğu ve stres kavramı tanıtılarak bu stresle başa çıkma yolları gösterilerek eğitim kurumu yöneticilerine bir tavsiye niteliği taşımaktır. Modern toplumun hastalığı olarak ifade edilmeye başlanılan stres, aslında günlük yaşamın bir parçası olmaktadır. Kişinin duygularını olumlu ya da olumsuz yönde etkileyen, çevre ya da kendisinden kaynaklı olan stres, bireylerin yaşam kalitesini etkilemektedir. İş yaşamında ise, birey herhangi bir sektör örgütünün üyesi olarak çalışıyor olsun, stres ile karşılaşması mutlaktır. İş yaşamı, hayatımızın neredeyse tamamını kapsayan bir niteliğe sahiptir. Stres, örgütsel bağlamda incelendiğinde; performans ve motivasyon düşüklüğü, çalışan devir hızında artış, işe devamsızlık gibi olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. Bu nedenle örgütsel stres kaynaklarının tespit edilip buna önlem alınması amacıyla çalışmalar yürütme gerekliliği oluşmaktadır. Bu gerekliliği gidermek amacıyla öncelikle stres kavramı, strese yönelik yaklaşımlar, stres türleri, stresin sonuçları ve stresin yönetimine ilişkin kavramsal çerçeve ortaya konulmaktadır. Sonrasında; yönetim birimlerindeki stres kaynaklarını, bu kaynakların yönetim elemanları üzerine etkisini, çalışanların demografik özellikleri ile stres kaynakları arasındaki ilişkiyi ve yönetim personelinin stresle başa çıkma yöntemlerini belirlemek amacıyla Hatay ili Dörtyol, Payas, Erzin ilçelerindeki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlarda görev yapmakta olan ortaöğretim kurumu yöneticilerine gönüllük esasına göre anket uygulamak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Google Docs üzerinden oluşturulan anket, katılımcılara gönderilmiş ve veriler toplanmıştır. Araştırma genel tarama modelindedir. Nicel bir araştırma olan bu çalışmada veriler, ölçek, ölçek uygulama ve kaynak tarama ile toplanmıştır. Araştırma, stres faktörlerinin farklı demografik değişkenler üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışmanın yöntemi anket çalışmasıdır.
Kanser hastalarına bakımverenlerin psikososyal sorunları ve başetme becerilerinin incelenmesi
Kanser, teşhis, tedavi, bakım ve sürekli kontrol işlemleri ile hastayı bakım ve desteğe bağımlı kılan zorlu bir süreçtir. Kişi bu süreçleri yaşarken eş, çocuk, birinci ve ikinci derece yakınlarının bakım ve desteğini almak zorundadır. Bu bakımverenler hastanın yaşadığı sorunların nesnel ve duygusal yüküne doğrudan maruz kalmaları nedeniyle birçok fiziksel, ekonomik ve psikososyal sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı; kanser hastalarına bakımverenlerin sorunlarının tespit edilmesi ve bu sorunlarla başetmek için kullandıkları mekanizmalar hakkında bilgi edinilerek sosyal hizmet müdahalelerinin planlanmasına bilgi oluşturmaktır. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı bu çalışmada bakımverenlere yönelik genel bir kanıya ulaşmak için "genel tarama yöntemi" kullanılmıştır. Araştırmada bakımverenlerin yaşadığı sorunları ve başaçıkma tarzlarını etkileyen çok sayıdaki değişkenlerin varlığını ve derecesini tespit etmek için "ilişkisel tarama metodu" kullanılmıştır. Araştırmanın veri kaynağını Ankara'da Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların bakımverenleri oluşturmaktadır. Veriler, Hacettepe Üniversitesi Etik Komisyon onayından sonra, bakımverenlere yönelik hazırlanan Görüşme Formu, Beck Depresyon Envanteri ve Stresle Başaçıkma Ölçeği aracılığıyla toplam 322 bakımverenden toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; bakımverenin sosyo-demografik özellikleri ile hasta ve hastalık sürecine ilişkin faktörlerin bakımverenin depresyon düzeyine ve stresle farklı başaçıkma tarzlarının benimsenmesinde etkili olduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında bakımverenlerin kurumsal olarak hizmet odağına alınması, ekonomik, psikolojik ve sosyal olarak desteklenmesi gerektiği anlaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar kapsamında farklı ölçeklerde önerilerde bulunulmuştur.
Kurumsal stres kaynakları ve stresle başa çıkma: Beylikdüzü Belediyesi'nde bir uygulama
Stres, insanların aile yaşamına, sosyal ve çalışma yaşamına, en önemlisi de sağlığına olumsuz yönde etki etmektedir. İş yaşamında gelişen ve değişen şartların yanı sıra rekabet koşulları da insanların çalışma yaşamlarında zorluklar yaşamasına ve bunun bir sonucu olarak da stresle karşı karşıya kalmalarına sebep olmaktadır. Çalışanların iş ortamında maruz kaldığı stres durumu kişinin hem fiziksel ve psikolojik problemler yaşamasına sebep olmakta hem de kalıcı ve sürekli hastalıklara yakalamasına sebebiyet verebilmektedir. Ayrıca maruz kalınan stres sonrasında oluşan tepkiler kimi zaman bireyin ve kurumun amaçlarına aykırı olmakta ve hatta bireyin aile ve sosyal yaşamını da zorlaştırabilmektedir. Bu durum da stresi sosyal bir sorun haline getirmektedir. Son yıllarda başta örgüt yöneticileri olmak üzere, çalışanlar ve örgütlerin işletme dışından destek aldıkları uzmanlar, çalışma yaşamındaki stresi düşük seviyelerde tutmak ve oluşan stresle başa çıkma maksadıyla çalışmalar ve planlar geliştirmektedir. Stres, iş yaşamında çalışanların verimliliklerine olumsuz yönde etki ederek hem çalışanın hem de örgütün veriminde azalmalara sebep olabilmektedir. Bu çalışmada, stres kavramının ortaya konulması, stresin kişiler için önemi, aşamaları ve benzer kavramlarla ilişkileri, ileri sürülen kuramlar, kaynakları, belirtileri, sonuçları ve stresle başa çıkmanın önemi ve yöntemlerinin belirlenmesi konularının anlatılması amaçlanmaktadır. Tüm bunlara ek olarak Beylikdüzü Belediyesi çalışanlarına yapılan anket çalışmasıyla stresin, çalışanlar üzerindeki etkisi ölçümlenmeye çalışılmıştır.
İş stresinin çalışan motivasyonu üzerine etkisi ve buna yönelik bir uygulama
Günümüzde küreselleşme, artık bir gerçek olarak kabul edilmektedir. Bu kabul ediliş ile beraber iş dünyası da küreselleşmeden payını alarak rekabet içerisinde olduğu çevreyi "dünya" olarak görmeye başlamıştır. Mücadele sahası olarak tüm dünyayı kabul etmek zorunda kalan ya da daha küçük ölçekte kalıp sadece bulunduğu ülkeyi kendisine mücadele sahası seçen işletmeler ve kamu kuruluşları ekonomik dünyada var olma adına çalışanlarını en iyi şekilde motive etmek zorundadır. Bu nedenle motivasyon konusu artık iş dünyasında en önemli kavramlardan biri olarak görülmeye başlanmıştır. Ayrıca sadece motivasyon konusu değil çalışan üzerinde kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz etkiye sahip stres konusu da üzerinde durulması gereken elzem konulardan biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, çalışanların iş motivasyonu ve iş stresi arasında nasıl bir ilişkinin var olduğunun tespit edilmesidir. Çalışmanın uygulama bölümünde stres ve motivasyon arasındaki ilişki belediye çalışanları üzerinde incelenmiştir. Tez üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada stres kavramı, stres kaynakları belirtileri ve sonuçları üzerinde durulmaktadır. Bölüm içerisinde stres ile mücadele konusu ayrı bir şekilde ele alınmıştır. Tezin ikinci aşamasında motivasyon kavramı, iş görenlerin motive edilmeleri ve motivasyon konusunda izlenecek yöntemler ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü aşaması ise, belediye çalışanları üzerinde motivasyon ve stres ilişkisine yönelik uygulamadır. Çalışmanın amacına uygun olarak, iş stresi ile motivasyon ilişkisini ölçmek için anket yöntemine başvurulmuştur. Bu çalışma için kullanılacak veriler, İstanbul Zeytinburnu Belediyesi'nde; İmar Müdürlüğü, Destek Hizmetleri Müdürlüğü, Zabıta ve Fen İşleri Müdürlüğü'nde çalışan 211 personele 100 sorudan oluşan bir anket uygulanarak elde edilmiştir. Araştırmada tüm veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Değişken tipine göre gruplar arası karşılaştırmalarda Independent T test, Anova, Kruskal Wallis Test kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkiler korelasyon ve regresyon ile incelenmiştir.
İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeyleri, algılanan stres düzeyi ve stresle başa çıkma stillerinin evlilik doyumunu yordama gücü
Bu araştırmanın amacı, İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeyleri, algılanan stres ve stresle başa çıkma stratejilerinin evlilik doyumunu yordama gücünü incelemektir. Ayrıca çalışmada cinsiyet, yaş, evlilik süresi, çocuk sayısı, evde eş ve çocuklarla birlikte yaşayan aile büyüğünün varlığı, mesleki unvan, eş çalışma durumu, 112 acil sağlık hizmetlerinde çalışma süresi, çalışılan birim, haftalık çalışma saati ve aylık gelir gibi değişkenlerin 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının evlilik doyumunu nasıl etkilediğini ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri komuta kontrol merkezi, acil sağlık hizmetleri istasyonları ve ulusal medikal kurtarma ekibinde çalışan ve randomize olarak seçilen 410 acil sağlık hizmetleri çalışanından oluşmaktadır. Araştırmanın uygulama aşamasında bilgilendirme onam formu ve demografik bilgi formu ile birlikte çalışanlara uygulanan ölçekler bir paket halinde verilmiştir. İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarına "mesleki tükenmişlik ölçeği kısa formu" "algılanan stres ölçeği" "başa çıkma stratejileri ölçeği kısa formu" ve çalışanların evlilik ilişkisinden sağlanan genel doyum düzeylerini ölçmek amacıyla da "evlilik yaşamı ölçeği" uygulanmıştır. Veriler; benferroni testi, t testi, games-howel testi, kruskal wallis testi, spearman korelasyon testi ve ANOVA ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda; İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeylerinin, algılanan stres ve stresle başa çıkma stratejilerinin evlilik doyumu ve evlilik yaşamı üzerindeki etkileri anlamlı bulunmuştur. Çalışmaya katılan acil sağlık hizmetleri çalışanlarının mesleki tükenmişlikleri ve evlilik doyumları arasında negatif yönde bir ilişkinin olduğu bulunmuştur. Yine algılan stres düzeyi ile evlilik doyumu arasında da ters yönde bir ilişkinin olduğu bulunmuş olup, stresle başa çıkma stratejileri ve evlilik doyumu arasında ise pozitif yönde bir ilişki tespit edilmiştir. İstanbul 112 acil sağlık hizmetleri çalışanlarının evlilik doyumu düzeylerinin cinsiyet, çocuk sayısı, evde eş ve çocuklarla birlikte yaşayan aile büyüğünün varlığı ve aylık gelir düzeyi açısından anlamlı farklılıklar göstermediği ancak; yaş, evlilik süresi, mesleki unvan, eş çalışma durumu, 112 acil sağlık hizmetlerinde çalışma süresi, çalışılan birim ve haftalık çalışma saati açısından anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: 112 Acil Sağlık Hizmetleri, Acil Sağlık Çalışanları, Mesleki Tükenmişlik, Algılanan Stres, Stresle Başa Çıkma, Evlilik Doyumu.
Okul yöneticilerinin stresle başa çıkma yollarının incelenmesi
Stresin en önemli nedenlerinden birisi, şüphesiz iş yaşamı ve çalışma koşullarıdır. Kuralları fazla olan işler, bilindiği gibi diğer işlere göre daha yüksek strese neden olmaktadır. Öğretim ortamları da, okulların en stresli alanıdır. Eğitim kurumlarının can damarı olan yöneticilerde stres kaynaklarının belirlenmesi, daha iyi bir eğitim ortamı oluşturabilmek için şarttır. Stresli ortam, yöneticinin ve buna bağlı olarak da eğitim öğretim sürecinin etkililiğini azaltabilir. Uzmanların stresle başa çıkmadaki en önemli yargısı şu cümle ile özetlenebilir: Amaç, stresten uzak bir yaşam sürdürmek değil, stres ile etkin bir şekilde mücadele etmeyi öğrenmek olmalıdır. Bu çalışma, eğitim yöneticilerinin stresle başa çıkma yollarının incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni 2017-2018 eğitim – öğretim yılında İstanbul ilinde okullarda görev yapan okul yöneticileridir. Örneklemi ise Avrupa Yakası ilçelerindeki çeşitli okullarda görev yapan 161 yöneticidir. Bu doğrultuda anketler, bu evrenden yakın ve ulaşılabilen 161 yöneticiye uygulanmıştır. Okul yöneticilerinin stresle başa çıkma yollarını incelemek üzere Yıldırım(2008)'ın geliştirdiği 12 maddelik anket kullanılmıştır. Araştırmada toplanan veriler SPSS programında analiz edilerek sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada okullarda görev yapan yöneticilerin stresle başa çıkma yollarının incelenmesi ve cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, kurumdaki görevi, yöneticilikte kıdem yılı, şu an çalıştığı kurumda kaç yıldır görev yaptığı, öğrenci sayısı, okul türü, öğretim şekli ve branş değişkenlerine göre farklılıkları incelenmiştir. Yöneticilerin stresle başa çıkma yollarının incelenmesi ve demografik özelliklere göre karşılaştırılması anketi dört alt faktörden oluşmaktadır. Veriler %(yüzde), t-testi, Anova (Tek yönlü varyans analizi) ve scheffe testi yapılarak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda okul yöneticileri stresle mücadelede sırasıyla en çok "sevdikleriyle vakit geçirmeyi, olayların iyi taraflarını aramayı, stres yaratan durumlardan kaçınmayı tercih etmektedirler. Okul yöneticileri stresle baş etmede bir yol olarak çoğunlukla ortam yarattıklarını ifade etmektedirler. Bunun yanı sıra, strese neden olan şeyleri hatırlatan durumlardan kaçınmakta, olayların iyi taraflarını aramakta ve sevdikleriyle vakit geçirmektedirler. Stresle baş etme yolları olarak zamanlarını iyi kullanabilmek için çoğunlukla önceden planlama yaptıkları görülmektedir. Stresle baş edebilmek için uzman kişilerden yardım almadıklarını belirten katılımcılar, bunun için güvendikleri kişileri tercih etmektedirler. Diğer taraftan stresle baş edebilmek için stres yaratan kişiyle bazen ya da seyrek olarak yüzleşmeyi seçmektedirler.
Ev kadınlarının stresle başa çıkma tarzlarının incelenmesi
Batı ülkelerinde yaşayan ve çalışan kadınlar çalışmayan kadınlara göre daha fazla stres yaşamaktadır. Bunun sebebi olarak çalışan kadınların daha fazla sorumluluk almaları, evliliğe uyum sağlamakta ve ev ile ilgili sorumlulukları yerine getirmekte bir takım güçlükler yaşamaları örnek verilebilir. Ancak doğu ülkelerinde bu durumun tam tersinin olduğu görülmüştür. Doğu ülkelerinde böyle bir durumun yaşanmasına daha fazla ataerkil bir yapının olması örnek verilse bile aslında çalışmayan insanların erkeklere bağlı kaldıkları, kendi benliklerini yaşayamadıkları ve çalışmadıklarında kendilerini erkeklere karşı güçsüz hissine kapıldıkları için çalışan kadınlara göre daha fazla strese girmektedirler. Bu araştırmada ev kadınlarının stresle başa çıkma tarzlarının sosyal karşılaştırma benlik saygısı ve bazı değişkenler açısında incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada özellikle çalışan ve çalışmayan kadınların stresle baş etme becerileri üzerine literatür taraması yapılmış ve anket ile stresle baş etme tarzlarında nelere dikkat ettikleri açıklanmıştır. Araştırma kapsamında İstanbul ili sınırları içerisinde ikamet eden 200 ev kadını ile 2019 yılı haziran ayında görüşülmüştür. Araştırma kapsamında kullanılan ölçekler Rosenberg Öz Saygı Ölçeği, Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ve Stresle Başa çıkma tarzları ölçeğidir. Bu amaç doğrultusunda, araştırma kapsamında görüşülen kadınların öz saygılarının ve yapmış oldukları sosyal karşılaştırmaların stresle başa çıkma tarzlarını yordayıp yordayamadığı regresyon analizi kullanılarak tespit edilmeye çalışılmıştır. Stresle başa çıkma tarzları, benlik saygısı ve sosyal karşılaştırma puanlarının kişisel ve aileye ait özelliklere göre farkı için parametrik verilerde T-Testi ve ANOVA, nonparametrik verilerde ise Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Fark analizi sonuçlarına göre benlik algısı, stresle mücadele yöntemleri ve sosyal karşılaştırma ev kadınlarının demografik özelliklerine göre anlamlı farklılıklar göstermiştir (p<0.05). Korelasyon analizi sonuçlarına göre benlik saygısı ile stresle mücadele yöntemlerinin kendine güvenli yaklaşım, çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım, sosyal desteğe uyma arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçlarına göre sosyal karşılaştırma üzerinde en fazla yordayıcı etkisi olan stresle mücadele yöntemi çaresiz yaklaşım olup bunu iyimser yaklaşım ve benlik saygısı izlemektedir. Çalışmanın kısıtı olarak erken yaşlarda evlenen ev hanımlarının neden boyun eğici yaklaşımı benimsemek zorunda kaldıklarının incelenmesi için nitel araştırmalar gerçekleştirilerek bu grup ile yarı yapılandırılmış görüşmelerin gerçekleştirilmesinin yararlı olacağı ve bu bağlamda, elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılarak yeni çalışmalara ışık olacağı düşünülmektedir.
Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu ile ilişkisine bakılmıştır. Alt problemler doğrultusunda katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin eşduyum yorgunluğu ve stresle başa çıkma tarzlarının karşılaştırma analizleri yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini 22-65 yaş arasında İstanbul, İzmir ve Bursa ilinde yaşayan 252'si kadın, 48'i erkek olmak üzere toplam 300 psikolog oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Demografik Bilgi Formu, Çalışanlar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın bulgularına kapsamında, dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda stresle başa çıkma tarzlarının eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcı etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca depresyon, anksiyete ve stresin eşduyum yorgunluğu üzerinde yordayıcılığı olduğu bulunmuştur. Ayrıca örneklemin sosyo-demografik özelliklerine göre yapılan incelemelerde; eşduyum yorgunluğu düzeylerinin cinsiyet ve meslekte çalışma sürelerine göre farklılık gösterdiği, stresle başa çıkma tarzlarının ise cinsiyet, meslekte çalışma süresi, meslek içi eğitim alma ve psikiyatrik tanısı olma durumuna göre farklılaştığı bulguları tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır.
Sigara kullanan bireyler ile kullanmayan bireylerin stresle başa çıkma becerileri ve anksiyete düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı sigara kullanan bireyler ile kullanmayan bireylerin stresle başa çıkma becerileri ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, sigara kullanma durumları gibi değişkenlerin stresle başa çıkma becerileri ile anksiyete düzeyleri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ilinde yaşayan sigara içen ve sigara içmeyen bireyler arasından rastlantısal olarak seçilen 225 birey alınmıştır. Aynı zamanda bireylerin demografik özelliklerini öğrenmek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Stresle Baş Etme ve Beck Anksiyete ölçekleri uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis H ve Spearman Koreslasyon Testleri kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; sigara içmeyen bireylerin iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama puanları sigara içen bireylerin iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama puanlarına oranla daha yüksek olduğu, sigara içen erkeklerin kendine güvenli yaklaşım puanları sigara içen kadınların kendine güvenli yaklaşım puanlarına oranla daha yüksek olduğu, sigara içen ve gelir düzeyi orta ve alt olan bireylerin anksiyete puanları sigara içen ve gelir düzeyi iyi olan bireylerin anksiyete puanlarına oranla daha yüksek olduğu gibi sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin yaş, medeni durum, meslek gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Ayrıca; sigara içen bireylerin sigara içme süreleri arttıkça bireylerin sosyal destek arama yaklaşım düzeylerinin düşmekte olduğu ve sigara içen bireylerin günde içtikleri sigara miktarları arttıkça bireylerin çaresiz yaklaşım düzeylerinin artmakta olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara ve alanda çalışan psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Stres, Stresle Başa Çıkma Becerileri, Anksiyete
Primer baş ağrılı ergenlerin algılanan stres ve sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişki
Bu çalışmanın genel amacı, Uluslararası Baş Ağrısı Derneği (IHS)'nin "Baş Ağrısı Bozukluklarının Uluslar arası Sınıflandırması" (ICHD-IIR1) kriterlerine uygun olarak tanı konulan primer baş ağrılı ergenlerin stres ve sosyal destek düzeylerinin yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ve akademik başarı değişkenlerine göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemini İstanbul Bahçelievler İlçesinde bir Anadolu Lisesi'nde, 10, 11, 12. sınıfta eğitimini sürdüren 442 öğrenci arasından seçilen 395 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, baş ağrılarının sınıflandırılmasında en son sınıflama sistemi olan, ICHD-II' tanı ölçütleri, Erci (2005) tarafından Türkçe'ye çevrilen Algılana Stres Ölçeği, Krepsi (1993) tarafından geliştirilen Ölçekten yararlanılarak Torun (1995) tarafından oluşturulmuş, Sosyal Destek Ölçeği ve araştırmanın bağımsız değişkenleri ile ilgili bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla Pearson Moment Korelasyon Analizi, ikili gruplarda Bağımsız Gruplar t Testi, ikiden fazla gruplarda Tek Yönlü Varyans Analizi, kategorik değişkenler için Ki-Kare testi ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ergende stres ile sosyal destek düzeyi arasında negatif yönde yüksek ve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın alt amaçlarına yönelik analizlerin sonucunda ise stres bağımlı değişkeni ile nitel değişken olan baş ağrısı arasında anlamlı farklılaşma bulunmuştur. İki nitel değişken olan ergenlerde baş ağrısı ve aile bireylerinde baş ağrısı arasında yapılan istatistikte bir ilişki bulunmamıştır. Ancak sosyal destek bağımlı değişkeni ile baş ağrısı arasında anlamlı farklılaşma bulunmamıştır. Stres ile cinsiyet, gelir düzeyi, akademik başarı bağımsız değişkenleri arasında anlamlı farklılaşma vardır ancak stres ile yaş değişkeni arasında farklılaşma yoktur. Sosyal destek bağımlı değişkeni ile gelir ve akademik başarı değişkenleri arasında anlamlı farklılaşma vardır. Ancak sosyal destek ile cinsiyet ve yaş değişkenleri arasında farklılaşmaya rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Algılanan Stres, Sosyal Destek, Primer Baş Ağrısı, Ergenlik
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü'ne müracaat eden eğitim düzeyi ve gelir seviyesi düşük bireylerde bağlanma stillerinin umutsuzluk düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğüne müracaat eden eğitim düzeyi ve gelir seviyesi düşük bireylerde bağlanma stillerinin umutsuzluk düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Aynı zamanda, elde edilen bulgular, elverişli örnekleme (convenient sampling) yolu ile belirlenecek ve kontrol grubunu oluşturacak "normal" sosyo ekonomik seviyeye sahip bireylerden elde edilecek skorlar ile karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğüne başvuruda bulunan sosyo ekonomik seviyesi düşük bireyler ve uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiş, normal sosyo ekonomik seviyeye sahip bireyler oluşturmuştur. Araştırmada İlişki Ölçekleri Anketi, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre çalışma ve kontrol gruplarında yer alan bireyler korkulu ve saplantılı bağlanma stillerinden elde ettikleri skorlar daha yüksektir, genel olarak umutsuzluk seviyeleri daha yüksektir ve stresle başa çıkarken Kendine Güvensiz, Boyun Eğici ve Sosyal Destek Arama yaklaşımlarını daha yoğun olarak kullanmaktadırlar. Ayrıca bazı demografik özelliklerin alt boyut skorları ile aralarında anlamlı seviyede ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bu bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış ve uygulayıcı ve araştırmacılara gerekli önerilerde bulunulmuştur.
4 - 24 yaş arası otizm spektrum bozukluğu ve down sendromu tanısı alan çocukların annelerinde depresyon, anksiyete, stres ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada 4-24 yaş arası otizm spektrum bozukluğu olan ve Down sendromlu çocukların annelerinde depresyon, anksiyete, stres ve baş etme tutumları arasındaki ilişkinin kontrollü bir çalışma olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Otizmli çocukların annelerinin depresyon, anksiyete, stres ve baş etme tutumları düzeylerinin Down sendromlu çocukların annelerine göre yüksek bulunabileceği öngörülmüştür. 50 Down sendromlu çocuk annesi, 50 otizmli çocuk annesi ve 50 normal çocuk annesi araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Hamilton Depresyon Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ve Baş Etme Tutumu Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmamızda otizmli, Down sendromlu ve normal çocukların anneleri değerlendirildiğinde; otizmli çocukların annelerinin depresyon, anksiyete, stres düzeyleri, Down sendromlu ve normal çocukların annelerine göre yüksek bulunmuştur. Bununla beraber baş etme tutumlarının alt değişkenlerinin, bu üç grup arasında gösterdiği farklılık da istatistiksel açıdan incelenmiştir. Baş etme tutumları alt değişkenleri, pozitif yeniden yorumlama ve gelişme, zihinsel boş verme, soruna odaklanma ve duyguları açığa vurma, yararlı sosyal destek kullanımı, aktif başa çıkma, inkar, dini olarak başa çıkmaz, şakaya vurma, davranışsal olarak boş verme, geri durma, duygusal sosyal destek kullanımı, madde kullanımı, kabullenme, diğer meşguliyetleri bastırma ve plan yapmadır. Otizmli çocukların annelerinin baş etme tutumlarından zihinsel boş verme ve madde kullanımını, Down sendromlu çocukların annelerinden daha fazla kullandığı tespit edilmiştir.
Pediatrik onkoloji hastalarının anne-babalarının stresle baş edebilme becerileri ile hastaların kardeşlerinin kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırmada pediatrik onkoloji hastalarının anne-babalarının stresle baş edebilme becerileri ile hastaların kardeşlerinin kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve İstanbul Üniversitesi Pediatrik Onkoloji ve hematoloji hastalarının anne-baba ve kardeşleri ile yürütüldü. Başlangıçta 34 aile ve 51 kardeş katılmıştır. Araştırmaya dahil edilme kriterlerini karşılayamayan aileler çıkartıldıktan sonra 30 aile ve 40 kardeş ile devam edilmiştir. İlk önce katılımcılardan demografik bilgiler alınmıştır. Daha sonra anne ve babalara Cope Ölçeği, Beck Anksiyete ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Çocuklara ise Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Çocuklar için Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri (Nasıl Hissediyorum-1, Nasıl Hissediyorum-2) uygulanmıştır. Uygulamalarının ardından rastlantısal olarak seçilmiş 20 çocuğun anne ve babasına stresle baş edebilme eğitimi verilmiştir. Eğitimden sonra ailelere öğretilen stresle baş edebilme tekniklerini ne kadar yapabildiklerini takip edebilmek amacı ile 10 günlük bir takip çizelgesi verilmiştir. Eğitimin 11. günü tamamlandıktan sonra çizelgeler ailelerden alınmıştır. Daha sonra araştırmaya katılan bütün çocuklara ve ailelere (eğitim ve kontrol grubundaki aile ve çocuklara) tekrardan Cope Ölçeği, Beck Anksiyete, Beck Depresyon Ölçeği, Çocuklar için Depresyon Ölçeği ve Çocuklar için Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçekleri uygulanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Çocuklara ve ailelere ön test ve son test yöntemiyle ölçekler uygulandıktan sonra analizler yapılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre grupların kendi içlerinde Ön test ve son testleri değerlendirildiğinde ailelerin stresle başedebilme düzeyleri ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim grubu için ailelerin depresyon düzeyleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. öntest ortalamaları (15,48± 10,39) ve Son test ortalamaları (10,97±7,90) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmıştır (t29=-3,479; ,001). Buna göre son test ortalamaları yaklaşık 4,5 puan düşmüştür. Kardeşlerin bulgularını değerlendirdiğimizde; grupların kendi içlerinde Ön test ve son testleri değerlendirildiğinde Çocuklar için Durumluluk Kaygı Ölçeği (t19=-1,112; 0,280), Sürekli Kaygı Ölçeği (t19=-2,080; 0,051) ve Depresyon Ölçeğine (t19=-0,367; 0,718) göre ön test ortalamaları ve son test ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark çıkmamıştır. Eğitim grubundaki kardeşler için yapılan analizlerde, Çocuklar için Depresyon Ölçeği (t19=2,669; 0,015) düzeylerine göre ön test ortalamaları (12,30±4,71) ve son test ortalamaları (8,15±5,31) arasında istatistiksel olarak fark bulunmuştur.Çalışmamızın sonuçlarına göre; vermiş olduğumuz stresle baş edebilme eğitiminin anne-baba ve kardeşlerin depresyon düzeylerinin düşmesi yönünde fayda sağladığını düşündürmektedir. Bu bağlamda Onkoloji servislerinde ailelere ve çocuklara gerektiğinde destek verilmesi için psikologların bulundurulması ve ailelere eğitim seminerlerinin verilmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Pediatrik Onkoloji, Stres, Kaygı, Depresyon, Anne, Baba, Kardeş
Evli bireylerin bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma yöntemlerinin evlilik uyumuna olan etkisi
Bu araştırma, evli bireylerin, bağlanma stilleri ve stresle başa çıkma yöntemlerinin evlilik uyumuna olan etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma İstanbul ili içerisinde bulunan evli, eşi ile birlikte yaşayan 100 kadın, 100 erkek; toplam 200 evli kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, eşlerden yalnızca birine veri toplama araçları uygulanarak elde edilmiştir. Araştırmaya katılan evli bireylere; Bireysel Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ), Çift Uyum Ölçeği ve İlişki Ölçekleri Anketi uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri SPSS 21.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart Sapma), t testi, ki-kare testi ve pearson momentler çarpımı korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına bakıldığında, evlilik uyumu ve stresle başa çıkma yöntemleri arasında anlamlı ilişki bulunmakla birlikte bağlanma stilleri ile evlilik uyumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Bunun yanı sıra, evlilik uyumu ile cinsiyet, evlilikte sorun yaşama, oturulan yerin aileye yakın olması ve oturulan yerin eşin ailesine yakın olması arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Ölçekler arasındaki ilişkilere bakıldığında, ilişki ölçekleri (bağlanma stilleri) anketi ile stresle başa çıkma tarzları ölçeği arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Diğer yandan ilişki ölçekleri anketi ile çift uyum ölçeği arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Evlilik, Evlilik Uyumu, Bağlanma Stili, Stres, Stresle Başa Çıkma
20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin anlamlı olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın alt amaçları ise; depresif belirtilerin yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, ortalama gelir, annenin çalışma durumu, annenin eğitim düzeyi, babanın eğitim düzeyi, anne kaybı ve baba kaybı şeklindeki demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, yaşları 20 ile 40 arasında değişen lisans ve lisansüstü eğitim gören/görmekte olan 726 (377 kadın ve 349 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Depresif belirtilere ait veriler "Beck Depresyon Ölçeği", ebeveyn (anne-baba) kabul-red algısına dair veriler "Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Form", psikolojik dayanıklılığa dair veriler "Ego Sağlamlığı Ölçeği", stresle başa çıkma stillerine ait veriler "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" ve demografik bilgilere ait veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; katılımcıların % 34, 2'si (N=248) depresif belirti göstermektedir. Anne ve babadan red algılayan katılımcıların depresif belirti düzeyleri, anne ve babadan red algılamayan katılımcıların depresif belirti düzeyine göre yüksektir. Depresif belirtilere sahip bireyler duygu odaklı başa çıkma tarzlarını, depresif belirtileri olmayan bireyler ise problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha fazla kullanmaktadır. Depresif belirtileri olmayan grubun psikolojik dayanıklılık puanları depresif belirtileri olan gruba göre daha yüksektir. Bireylerin depresif belirti puanları arttıkça anne red algısı, baba red algısı, stresle duygu odaklı başa çıkma (çaresiz ve boyun eğici yaklaşım) puanları artmaktadır. Öte yandan depresif belirti puanları arttıkça psikolojik dayanıklılık, stresle problem odaklı başa çıkma(iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım, sosyal destek arama) puanları azalmaktadır. Bireylerin depresif belirtileri ile psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, problem odaklı stresle başa çıkma stilleri ve duygu odaklı stresle başa çıkma stilleri arasındaki çoklu korelasyon katsayısı 0,644 bulunmuş olup bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Bireylerin psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, duygu odaklı stresle başa çıkma tarzları ve problem odaklı stresle başa çıkma tarzlarının tamamının depresif belirtilerin %42'sini açıklamakta olduğu gözlenmiştir. Bireylerin depresif belirtilerinin, anne reddi, çaresiz yaklaşım, iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal destek arama değişkenlerinden anlamlı düzeyde etkilendiği görülmüştür (p<0,05). Beta katsayılarına göre bu değişkenlerden en önemli etkileyici değişkenin çaresiz yaklaşım olduğu söylenebilir. Bireylerin yaşına, cinsiyetine, sosyoekonomik durumuna ve anne kaybına göre depresif belirti düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Ebeveyn kabul-red algısı, depresif belirtiler, psikolojik dayanıklılık, stresle başa çıkma tarzları, anne kabul-red algısı, baba kabul-red algısı, problem odaklı başa çıkma, duygu odaklı başa çıkma
Sağlık çalışanlarında erken dönem uyumsuz şemalar, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stratejilerinin tükenmişlik düzeyini yordayıcı etkisi
Bu araştırmada sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri üzerinde erken dönem uyumsuz şemalar, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stratejilerinin yordayıcı etkisi araştırılmıştır. Araştırma İstanbul Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan ve 19-64 yaşları arasında yer alan 226 sağlık çalışanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 63 erkek, 163 kadın sağlık çalışanı gönüllü olarak katılım göstermiştir. Araştırma bulguları elde edilirken kişisel bilgi formu, Tükenmişlik Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 'den yararlanılmıştır. Veri analizinde SPSS 24 programı kullanılmıştır. Gerçekleştirilen korelasyon analizleri sonucunda; duygusal tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması ve zedelenmiş otonomi şema alanı arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Zihinsel tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması, kopukluk ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Fiziksel tükenmişlik ile sosyal izolasyon/güvensizlik şeması arasında pozitif yönde orta ölçüde bir korelasyon vardır. Tükenmişlik ile kopukluk şema alanı, sosyal izolasyon/güvensizlik şeması ve zedelenmiş otonomi şema alanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Sosyal destek aile alt boyutundan alınan destek ile duygusal yoksunluk şeması ve kopukluk şema alanı arasında negatif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Sosyal destek arkadaş alt boyutundan alınan destek ile duygusal yoksunluk, sosyal izolasyon/güvensizlik, terkedilme şemaları ve kopukluk şema alanı arasında negatif yönde orta düzeyde bir korelasyon vardır. Araştırmadaki değişkenlerin tükenmişlik üzerindeki yordayıcı etkisini ölçmek için hiyerarşik regresyon modeli uygulanmıştır. Analiz sonucunda tükenmişlik yordama oranının en yüksek olduğu değişken erken dönem uyumsuz şemalar olarak bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemalardan ise en büyük yordayıcı negatif etkiye sahip olan yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı bulunmuştur. Yani yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanı arttıkça tükenmişlik oranının azaldığı ifade edilebilmektedir.
On iki basamaklı toplantılara katılan madde bağımlılarında çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarının iyileşme sürecindeki stresle baş etme düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışmada "Adsız Alkolikler" ve "Adsız Narkotik" toplantılarına katılan alkol ve alkol dışı madde kullanım öyküsü olan bireylerdeki, çocukluk ve ergenlik çağı travma çocukluk çağı travmalarının iyileşme sürecinde stresle başa çıkma düzeyi üzerine bağımlılık şiddetinin aracı etkisi olup olmadığını saptamaktır. Bu çerçevede çocukluk çağı travmalarının bağımlılık şiddeti üzerinde etkisine ve stresle başa çıkma düzeyi üzerinde etkisine bakıldı. Bu çalışmayla hedeflenen madde bağımlılığı alanı ile ilgilenenlere, bağımlılığın iyileşme sürecindeki stres olgusunun geçmişe dönük çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarıyla ilişkilendirildiği bilimsel verilerle desteklenmiş kuramsal bir çerçeve sunmaktır. Bu amaçlar doğrultusunda çalışmada veri toplama araçları olarak "Bağımlılık Profil İndeksi", "Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği" ve "Stresle Başa Çıkma Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya toplam 81 kişi dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarının iyileşme sürecinde stresle başa çıkma düzeyi üzerine bağımlılık şiddetinin alınan puanlar çerçevesinde beklenenden daha az aracı etkiye sahip olduğu saptanmıştır.
Stresle başa çıkmanın yordayıcıları olarak erken dönem uyumsuz şemaları ve öz anlayış
Erken dönem uyumsuz şemalar, çocukluk döneminde yaşanan ve etkileri hayat boyunca gözlenen olumsuz olaylar ya da travmaları içermekte, stresle başa çıkma becerisi gibi hayatın içinde yer alan konularda etkisini göstermektedir. Bu çalışmanın amacı stresle başa çıkmanın yordayıcıları olarak erken dönem uyumsuz şemaları ve öz anlayışı araştırmaktır. Bu çalışma 2020 yılında İstanbul ilinde eğitim-öğretime devam eden kolaylı örnekleme yöntemiyle belirlenen 381 üniversite öğrencisinin (224 kadın - 157 erkek) katılımıyla gerçekleşmiştir. Öğrenci Bilgi Formu, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Young Şema Ölçeği ve Öz Anlayış Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin analizleri için, 'Korelasyon Analizi', 'Çoklu Regresyon Analizi', 'Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)' , 'Bağımsız Örneklem T-Testi' kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; ''Dine Sığınma'' stresle başa çıkma tutumunun negatif yönde yordayıcıları olarak 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' ve 'Tehditler Karşısında Dayanıksızlık' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Dış Yardım Arama'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Onay Arayıcılık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' , 'Tehditler Karşısında Dayanıksızlık' , 'Duygusal Yoksunluk' , 'Kendini Feda' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Aktif Planlama'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Sosyal İzolasyon/Güvensizlik' , 'Cezalandırılma' ve 'Yüksek Standartlar' erken dönem uyumsuz şemaları ve Öz-Anlayış olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Ayrıcalıklılık/ Yetersiz Özdenetim' ve 'Duygusal Yoksunluk' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kaçma (Duygusal-Eylemsel)'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Karamsarlık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Duyguları Bastırma' , 'Kusurluluk' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kaçma (Bio-Kimyasal)'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Duygusal Yoksunluk' , 'Ayrıcalıklılık' ve 'Terk Edilme' erken dönem uyumsuz şemaları olarak bulunmuştur. Negatif yönde yordayıcıları ise 'Onay Arayıcılık' ve 'Cezalandırılma' erken dönem uyumsuz şemaları bulunmuştur. ''Kabul-Bilişsel Yeniden Yapılanma'' stresle başa çıkma tutumunun pozitif yönde yordayıcıları olarak 'Cezalandırılma' erken dönem uyumsuz şeması ve Öz-anlayış bulunmuştur. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin verdiği yanıtlar aracılığıyla bu sonuçlara ulaşılması, çalışmanın sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken dönem uyumsuz şemalar, Stres, Stresle Başa Çıkma, Öz anlayış
Aile içi şiddete maruz kalan kadınların kendilik algısı, aile içi şiddetle başa çıkma özyeterliği ve stresle başa çıkma tarzlarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı eşi tarafından şiddete maruz kalan kadınların kendilik algılarının aile içi şiddetle başa çıkma özyeterlikleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkide; olumsuz otomatik düşüncelerinin ve duygu düzenleme güçlüklerinin aracılık etkisini incelemektir. Araştırma örneklemini eşi tarafından şiddete uğrayan 479 kadın oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında veri toplama amacıyla katılımcılara Sosyal Karşılaştırma Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Olumsuz Otomatik Düşünceler Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği, Aile İçi Şiddetle Başa Çıkma Özyeterliği Ölçeği ve demografik özellikleri değerlendirebilmek için araştırmacı tarafından oluşturulan demografik form uygulanmıştır. Araştırmanın hipotetik modeli Lisrel 8.80 paket programında Yapısal Eşitlik Modellemesi ile test edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; kadınların kendilik algıları ile aile içi şiddetle başa çıkma özyeterlikleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüklerinin ve olumsuz otomatik düşüncelerinin kısmi aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın diğer bulgularına bakıldığında; olumsuz otomatik düşüncelerin kendilik algısı ile duygulara yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide tam aracılık etkisinin olduğu, kendilik algısı ile probleme yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide ise kısmi aracılık etkisinin olduğu görülmüştür. Ayrıca duygu düzenleme güçlüğünün, kendilik algısı ile duygulara yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide tam aracılık etkisinin olduğu, kendilik algısı ile probleme yönelik stresle başa çıkma arasındaki ilişkide ise kısmi aracılık etkisinin olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçları ilgili alan yazın kapsamında tartışılarak ileride yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur.
Psoriasis hastalığında erken dönem uyumsuz şemalar duygu düzenleme stresle baş etme yaşam kalitesi ve psikolojik belirtiler
Bu araştırmanın amacı, psoriasis hastalarında Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, psikolojik belirtiler, yaşam kalitesi, hastalığın şiddeti, işlev kaybı, stresle baş etme tarzları ve duygu düzenleme güçlüğünü incelemektir. Araştırmanın katılımcıları araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden ve katılma kriterlerini karşılayan 25- 45 yaş 100 psoriasis hastası ve kontrol grubunda ise deri hastalığı olmayan 107 kişi olmak üzere toplam 207 kişiden oluşmaktadır. Yapılan analizler sonucunda Erken Dönem Uyumsuz Şemalardan Duygusal Yoksunluk, Onay Arayıcılık, Karamsarlık, Kendini Feda, Cezalandırıcılık ve Yüksek Standartlar şemalarının kontrol grubuna göre psoriasis tanılı grupta bulunan katılımcılar lehine istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüklerinden açıklık ve kabul etmeme alanlarının kontrol grubuna göre tanılı grupta bulunanlar lehine istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Stresle baş etme tarzlarından sosyal destek aramaya başvurma ve problem odaklı baş etmenin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kontrol grubunda olan katılımcılar lehine farklılaştığı belirlenmiştir. Karamsarlık ve cezalandırıcılık şemalarının psikolojik belirtilerde genel semptomu anlamlı yordadığı, duygu düzenleme güçlüğü dürtü alt boyutu ile stresle duygu odaklı baş etmenin de genel semptomların anlamlı yordayıcısı olduğu saptanmıştır. Erken Dönem Uyumsuz Şemaların duygu düzenleme güçlüğü, stresle duygu odaklı baş etme ve psoriasis işlev kaybı üzerinde; stresle duygu odaklı baş etmenin ise psoriasis yaşam kalitesinde bozulmada ve psoriasis alan şiddeti üzerinde anlamlı yordayıcılık etkisinin olduğu görülmüştür. Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis tanılı hastalarda yaşam kalitesindeki bozulma arasındaki ilişkide, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile psoriasis alan şiddeti arasındaki ilişkide duygu odaklı stresle baş etme tarzının tam aracılık etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Psoriasis, Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, Stresle Baş Etme, Duygu Düzenleme Güçlüğü, Yaşam Kalitesi, İşlev Kaybı.
Yetişkin psikolojik sağlamlığı üzerine bir inceleme: Algılanan ebeveyn tutumu, kontrol odağı, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stilleri
Psikolojik sağlamlık, bireylerin hızlı bir şekilde zorlukların üstesinden gelebilme gücüdür ve ruh sağlığı üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bu çalışmanın amacı, yaşı 18-65 arasında değişen 365 bireyin psikolojik sağlamlık düzeylerinin algılanan ebeveyn tutumları, kontrol odağı, algılanan sosyal destek ve stresle başa çıkma stilleri açısından incelenmesidir. Bu amaçla katılımcılara, Ego Sağlamlığı Ölçeği, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları-Çocuk Formu (KAET-Ç), Kontrol Odağı Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği uygulanmıştır. Katılımcıların %70.7'si (n=258) kadınlardan ve %29.3'ü (n=107) erkeklerden oluşmuştur. Yapılan analizler sonucunda, yaşı 1954-1975 arasında olan, gelir düzeyi yüksek, geçmişte psikolojik destek almamış ve güncel durumda psikolojik destek almayan bireylerin psikolojik sağlamlığının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Korelasyon analizleri sonucunda, psikolojik sağlamlığın duygusal sıcaklık ebeveyn tutumu, iç kontrol odağı, aile, arkadaş, özel birinden algılanan sosyal destek ve toplam algılanan sosyal destek, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama ile pozitif yönde ilişkili olduğu; reddedici ebeveyn tutumu, çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşımla negatif yönde ilişkili olduğu; aşırı koruyucu ebeveyn tutumu, dış kontrol odağı ve toplam kontrol odağı ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı bulunmuştur. Yapılan regresyon analizleri sonucunda, babaların duygusal olarak sıcak olmasının, iç kontrol odağının, aileden algılanan sosyal desteğin, kendine güvenli yaklaşımın ve iyimser yaklaşımın bireylerin psikolojik sağlamlığını yordadığı bulunmuştur. Çalışma bulguları, ilgili literatürdeki araştırma sonuçlarıyla büyük oranda tutarlılık göstermektedir. Psikolojik sağlamlığın üzerinde etkisi olan faktörlerin incelenmesinin, risk altındaki bireylerin tespit edilmesinde, psikolojik sağlamlığı koruyucu önlemlerin alınmasında ve müdahale programlarının geliştirilmesinde önemli olduğu görülmektedir.
An investigation of gender role attitudes, coping strategies and psychological well-being of university students
The aim of this study was to investigate the relationship between gender role attitudes, coping strategies, and psychological well-being levels of university students, and examine the possible moderator effect of coping strategies in the relationship between gender role attitudes and psychological well-being. The sample of this study consisted of 273 university students attending various universities in Turkey. The data were collected by using the Gender Roles Attitude Scale, Revised COPE Inventory, and Scales of Psychological Well-being. Correlation, independent sample t-test and hierarchical multiple regression were conducted. Results revealed that egalitarian role attitudes predicted psychological well-being level of university students while traditional role attitudes did not predict psychological well-being. It was also found that the level of psychological well-being was predicted by all of the subdimensions of coping strategies. The results of the moderation analyses showed no moderating effect of coping strategies in the relationship between gender role attitudes and psychological well-being level of university students. Results and limitations of the study were discussed, and recommendations for future research are highlighted.
Sosyotropik ve otonomik kişilik özelliklerine sahip yetişkinlerin stresle başa çıkma tarzı ve ruhsal belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinde sosyotropik ve otonomik kişilik özellikleri ile stresle başa çıkma tarzları ve ruhsal belirtiler arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Araştırmaya 2015-2016 eğitim yılında İstanbul ilinde çeşitli sınıflarda öğrenim görmekte olan 146 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Ruhsal Belirti Tarama Ölçeği kullanılmıştır. Öğrencilerin kişilik özelliklerini tanımlanmasında Sosyotropi-Otonomi Ölçeği, stres verici olay ile karşılaştıklarında kullandıkları baş etme tarzlarını belirlemede Stresle başa çıkma tarzları ve ruhsal semptomlarını tanımlamak için Ruhsal Belirti Tarama Ölçeğinden yararlanılmıştır. Ayrıca öğrencilerin demografik özellikleri hakkında bilgi edinmek için araştırmacı tarafından geliştirilen bir kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada veriler SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında man whitney-u testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında kruskall whallis testi kullanılmıştır. Kruskall whallis testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı olarak man whitney-u testi testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında spearman korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Stresle başa çıkmada sosyotropik kişilik özelliğine sahip öğrencilerin çaresiz yaklaşımı ve otonomik kişilik özelliğine sahip öğrencilerin kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve boyuneğici yaklaşımı daha çok kullandıkları saptanmıştır. Sosyotropik kişilik özellikleriyle somatizasyon, okb, kişilerarası duyarlılık, depresyon, ankisyete, hostalite, fobik anksiyete, paranoid düşünce, psikotizim ve ek maddeler (uyku- iştah bozuklukları ve suçluluk) gibi ruhsal belirtiler arasında pozitif yönde ilişki saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Sosyotropi, otonomi, stresle başa çıkma, ruhsal belirtiler