Occupational accidents
255 theses under this subject heading
Havalimanlarında iş sağlığı ve güvenliği: 3. havalimanı örneği
Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de meydana gelen iş kazaları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı hayli fazladır. Özellikle iş sağlığı ve güvenliği konusunda kazalara yönelik alınan önlemlerin yetersiz oluşu, çalışanların eğitimlere yeterince önem vermemesi ve kişisel koruyucu donanımların yeterince özverili kullanılmaması nedeniyle ortaya çıkan durumun sonuçları hayli ağır olmaktadır. İş kazalarına yönelik önleyici programların geliştirilmesi ve denetiminin doğru ve yeterli şekilde yapılması gerekir. Bu çalışmada; Türkiye'de ve Dünya'da iş sağlığı ve güvenliği kavramına ilişkin tanımlamalara ve havalimanlarındaki uygulamalara yer verilerek, iş sağlığı ve güvenliğini konusunda havalimanlarındaki uygulamalar ve bu uygulamaların Üçüncü Havalimanında nasıl yapıldığı konusu araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda; Türkiye'de ve Dünyada iş sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin yazılmış olan tezler, internet kaynaklı sistemlerden alınmış bilgiler, konu ile alakalı kitaplar ve makalelerden yararlanılarak kaynak tarama tekniği kullanılmıştır. Araştırmada sonunda anket yönteminden faydalanılmıştır.
Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran iş kazalarının demografik özellikleri
İş sağlığı ve güvenliği ve iş kazaları uzun zamandır bilinen tanımlardır. Buna rağmen ülkemizde meydana gelen ölümlü iş kazası oranları gelişmiş ülkelere göre daha fazla görünmektedir. Bunun yanı sıra iş kazaları adli süreçlerdir ve hekimlere de tuttukları adli rapor ile önemli bir görev düşmektedir. Çalışmamızın amacı Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine 01.01.2020 ile 01.01.2021 tarihleri arasında başvuran 235 iş kazası vakasının demografik özelliklerini, kazaların oluş mekanizmalarını, klinik süreçlerini ve adli rapor sonlanımlarını inceleyerek iş sağlığı ve güvenliği için önerilerde bulunmak ve acil hekimlerinin dahil oldukları bu klinik ve adli süreçler hakkında bilgi verebilmektir. Çalışmamıza dahil olan 235 vakanın yaş ortalaması 33,910,9 şeklindedir. Erkeklerin sayısı 192 (%81,7), kadınları sayısı 43'tür (%18,3). En çok iş kazası gelişen vardiya 125 vaka (%53,2) ile gündüz vardiyasıdır. İş kazası mekanizmalarından en sık görüleni %47,2 (n=111) oran ile iş makinesi/aleti sebebiyle olan yaralanmalardır. Acil servise iş kazası nedeniyle başvuran vakaların en sık yaralanma bölgesi %38,2 (n=90) oran ile üst ekstremitedir. İş kazası sebebiyle acil servise başvuran vakalara en sık konulan tanı %34,9 (n=82) oran ile basit yumuşak doku travmasıdır. Vakaların 213'ünde (%90,6) hayati tehlike yokken sadece 3'ünde (%1,2) hayati tehlike vardır. Vakaların 145'inin (%61,7) travmalarının BTM ile giderilebileceği, 42'sinin (%17,9) BTM ile giderilemeyeceği belirtilmiştir. Acil servise iş kazası ile başvuran 235 vakanın %92,3'ü (n=217) taburcu edilmişken, %4,3'ü (n=10) ilgili servislere yatırılmış, %0,4 hasta (n=1) hasta ise hayatını kaybetmiştir. Çalışanların yaptıkları işin riskleri hakkında belli aralıklar ile eğitimler alması ve koruyucu önlemler alınması iş kazalarının önüne geçebilir. Hekimler basit tıbbi müdahale ile giderilemez durumları ilgili branşlara konsülte etmeye daha yatkındırlar. Adli süreçler için mevcut durumdaki hayati tehlike durumu, mevcut BTM ile giderilme durumu ve rapor sonlanımı oldukça önemlidir. Acil servis hekimleri ve adli tıp uzmanlarının beraber yapacakları eğitimler ile adli rapor yazım standardı oluşturulması gereklidir.
İnşaat sektöründe çalışan iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu mühendislerin iş kazalarının önlenmesindeki etkileri
İş yaşamında çalışanların, sağlıklı ve güvenli olması oldukça önemlidir. İş sağlığı ve güvenliğinin öncelikli amacı; çalışanların sağlığını, iş yerinin olumsuz koşullarından iş kazalarından ve meslek hastalıklarından korumaktır. Alınacak önlemler sayesinde, hem çalışan sağlığı korunmuş olacak, hem de çalışanın kendi sağlığına değer verildiğini görmek, işyerine bağlılığını ve çalışma ortamındaki verimini arttırmış olacaktır. Bu araştırmanın amacı Mersin ilinde inşaat sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin, İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda alınan önlemlere ilişkin uygulamaları hangi düzeyde gerçekleştirdiğinin tespit edilmesidir. Bu amaçla 100 mühendis üzerinde bir anket araştırması gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarından işletmeler daha çok acil durum planını uyguladıkları tespit edilmiştir. Ayrıca işletmelerdeki mühendislerin iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına bakış açısı medeni durum, yaş, kıdem, gelir durumuna göre değişmediği belirlenmiştir.
İnşaat sektörü çalışanlarında ergonomik risk faktörlerinin değerlendirilmesi
İnşaat sektörü, Türkiye'de bulunan üretim sahalarını doğrudan ilgilendiren, ülkenin gelişmesine ve ülke ekonomisine kayda değer bir katkı sunan sektörlerden biridir. İnşaat sektörü, özellikle 20'nci yüzyıl boyunca ilerlemiş teknolojik gelişmelerden sonra ciddi manada değişikliğe uğramıştır. 100-150 yıl kadar önce yapılması mümkün görünmeyen veya yapımı çok zaman alan yüksek yapılar, havalimanları, pistler, barajlar, endüstriyel fabrikalar, tesisler yapılır hale gelmiştir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte üretilen makinaların ve inşaat araç gereç ve malzemelerinin inşaat sektöründe kullanımı sonucunda bu seviyeye ulaşılmıştır. Geçtiğimiz yüzyıl boyunca hayatın ve bilimin her yönünde yaşanan muazzam teknolojik gelişmeler, inşaat işkolunda ihtiyaç duyulan araç gereç ve malzemelerin farklılaşmasına ve gelişmesine, farklı şekillerde kullanılmasına neden olmuştur. Bu gelişmeler kendileri ile beraber meslek hastalıklarını da ortaya çıkartmıştır. Gerek kimyasal gerek biyolojik gerekse fiziksel tehlikelerden kaynaklı birçok hastalık baş göstermiş ve insan sağlığını etkilemeye başlamıştır. Gelişen teknoloji ile beraber ülkemizdeki inşaat sektörü de ortaya çıkan ihtiyaçları giderecek derecede gelişmiş ve işkolu olarak inşaat ön plana çıkmaya başlamıştır. Yurt içi ve yurt dışında çeşitli önemli projelere imza atılmasıyla beraber, inşaat sektörü, alt dallarıyla beraber ekonominin parlayan yıldızı haline gelmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda, inşaat sektöründe meslek hastalıkları, iş ve işçi sağlığı ile iş ve işçi güvenliği hususları daha da önemli hale gelmiştir. Türkiye'nin, sosyal ekonomik ve kültürel olarak bütünleşme gayreti bulunan Avrupa Birliği, inşaat sektöründe meslek hastalıkları ve güvenlik konularında önemli kriterlere sahiptir. Özellikle yurt dışı inşaat faaliyetlerinde Türk inşaat firmaları çok fazla yer almaya başladığı için Avrupa standartlarına uymak zorunda kalmışlardır. Bunun yanında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme çabalarının doğal sonucu olan uyum çalışmaları kapsamında, inşaat sektörümüzdeki iş ve işçi güvenliği olumlu şekilde etkilenmektedir. Sektörde faaliyet gösteren birçok işçi ve çalışan, kimyasal, fiziksel ve biyolojik etkilerden dolayı meslek hastalığına yakalanmaktadır. Bunun yanında iş esnasında ortaya çıkan tehlikeli durumlar sonucunda oluşan kazalarda yaralanmalar veya ölümler meydana gelmektedir. Yetersiz mevzuat, yetersiz denetim ve kontrol ile eğitim eksikliği gibi sebeplerden dolayı işçi sağlığı, iş ve işçi güvenliği hususlarında tatmin edici seviyeye ulaşılamadığında, bu durumdan ülke ekonomileri de olumsuz etkilenmektedir. İş ve işçi kazaları ile meslek hastalıkları sonucu, yetişmiş ve kaliteli işgücü kaybı yaşanmasından dolayı, güvenli çalışma koşullarının oluşturulması bakımından toplumsal duyarlılık, farkındalık ve bilinç de önem arz etmektedir. Bu çalışmada, ülkemizde inşaat sektöründe görülen meslek hastalıkları, işkolunun kendine has çalışma şartları, meydana gelen kaza ve olaylar araştırılmış, eksik olan hususlar tespit edilmiş ve alınması gereken önlemler ortaya konmuştur. Ayrıca inşaat sektöründe; kalıp işçiliği, duvar işçiliği, demir işçiliği gibi farklı aşamalarda, işe özgü belirlenen 21 farklı çalışma şekli üzerinde gözlemler gerçekleştirilmiş, REBA ve QEC yöntemleri ile değerlendirmeleri yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda, inşaat sektöründe bina inşaatında çalışılan her dal için risk düzeyi yüksek olarak saptanmıştır. Bu sonuçlara göre inşaat sektöründeki tüm alanlarda, çalışan işçilerin kas iskelet sistemine zarar verildiği, el, kol, bilek, omuz, boyun, diz, bel ve sırt bölgelerinde sağlık sorunları meydana geldiği, uzun süre çalışan işçilerin tedavi görmek zorunda kaldığı anlaşılmıştır. Bu nedenle çalışma koşullarında belli değişiklikler ve iyileştirmeler yapılması, kullanılan malzemelerin uygun hale getirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Türkiye'deki iş kazalarının analizi ve Avrupa'daki durum ile karşılaştırılması
Türkiye'de iş kazalarının sebep olduğu maddi ve manevi kayıplar Avrupa ülkelerine kıyasla oldukça fazladır. İş kazalarının oluşmasında birçok neden bulunmaktadır. Bunlardan biri de teknolojinin hızla ilerlemesiyle, makineleşmenin artarak devam etmesi ve bunun sonucunda çıkan iş kazalarıdır. Bu ve benzeri nedenler iyileştirildikleri ölçüde, iş kazalarının azalması beklenmektedir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile Avrupa İstatistik Ofisi (EUROSTAT)'nin yayınladığı istatistiksel veriler derlenerek, Avrupa Birliği (28 üye ülke ) ve Türkiye'ye ait 2008-2016 yılları arasındaki iş kazası sayısının cinsiyet, yaş grupları, ölümlü ve yaralanmalı iş kazası durumu ve çalışan sayısı gruplarına göre karşılaştırılmasında Ki-Kare testi uygulanmıştır. Ayrıca cinsiyet, ölümlü, yaralanmalı iş kazası durumu, iş yerinde çalışan sigortalı sayısı ve sigortalı çalışanların yaş gruplarına göre işletme büyüklüğü için Türkiye'nin Avrupa'ya kıyasla kaç kat daha fazla iş kazası oranına sahip olduğunun tespitinde Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Tüm gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık var olduğu görülmüştür (p<0.001). Avrupa'da en yüksek ölümlü ve yaralanmalı iş kazası 2008 yılına gerçekleşirken, Türkiye için 2011 yılında en çok ölümlü, 2016'da ise en çok yaralanmalı iş kazası olmuştur. Türkiye'de Avrupa'ya kıyasla erkekler kadınlara göre 2172 kat daha fazla iş kazası geçirmektedir. İş yerinde çalışan sigortalı sayısı artıkça yani çalışılan işletme büyüdükçe iş kazası oranlarının azaldığı görülmektedir. Yaşlara göre iş kazası oranları ise Avrupa'da en yüksek 35-44 yaşken Türkiye'de bu 25-34 yaş aralığındadır. Türkiye'de Avrupa'ya kıyasla 18-24 yaş arası çalışanlarda 18 yaşından küçük çalışanlara göre 1352 kat daha fazla iş kazası geçirmektedir. Türkiye'nin 81 ilinde meydana gelen iş kazası sonuçlarından, iş kazası sayısı en fazla olan beş il; İstanbul, İzmir, Ankara, Bursa ve Kocaeli'dir. İş kazaları saatlere göre oranlandığında 2008 yılında iş kazası en sık 08:00-08:59, 2009 ve 2010 yıllarında 15:00-15:59, 2011 yılında 10:00-10:59, 2012'den itibaren ise 11:00-11:59 saatleri arasında gerçekleşmiştir. 2008-2016 yılları arasında 28 Avrupa ülkesi kendi içinde iş kazası oranları karşılaştırılmış, en çok iş kazası Almanya'da görülürken, en az iş kazası ise Letonya'da gerçekleşmiştir. Bu çalışmada Türkiye ve AB (28 Üye Ülke) ülkelerindeki iş kazaları karşılaştırılmış ve Türkiye'de meydana gelen iş kazaları ve alınabilecek önlemler üzerinde durulmuştur.
Çimento fabrikalarında iş kazaları ve meslek hastalıklarının iş yeri güvenlik kültürü ile ilişkisi: Medcem Madencilik Çimento Fabrikası örneği
Yapılan bu alan uygulamasında Çimento sektöründe yürütülen iş sağlığı ve iş güvenliği faaliyetlerinde çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarını önlemede iş güvenliği boyutunu kültürel olarak işveren ve çalışan ile beraber yerleşik hale getirmenin temel adımları atılacaktır. Tarih boyunca olası kazaları önlemek ve çalışanlar için sağlıklı bir ortam yaratmak amacıyla birçok Kanun ve kurumsal kurallar düzenlenmiştir. Bu kurallar ve önlemler mevcut olmakla birlikte, işyerinde hala birçok kaza meydana gelmektedir. Bu, yalnızca teknik prosedürlere bağlı olmadığını, ancak burada önemli bir faktörün "kişi" olduğunu ve bu nedenle güvenlik kültürü kavramının önemini ortaya koyduğunu göstermektedir. Güvenlik kültürünü ifade eden ve çalışanların ortak olan değerleri, algıları, inançları ve tutumları, sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamını yaratmak için önemlidir. Bu nedenle kazaların meydana gelmesini önleyen düzenlemeler ve faaliyetler yapılmalıdır. İşe başlarken verilen eğitimler, kişisel koruyucu ekipmanların bilinmesi, kullanılması, düzenli olarak gelişen sisteme adapte olmalarını sağlama ve işverenin faaliyetini yürütürken işletmeyi ve çalışanın güvenlik kültürünü sağlamak için atacağı adımlara kadar olan süreç mevcut İş Sağlığı ve İş Güvenliği Kanununda literatürde yer almasını sağlayacaktır. Çalışanların risk gurubunda A sınıfına giren çimento fabrikaların da Türkiye'de coğrafi bölgelere göre dağılımı dikkate alındığında Akdeniz bölgesi 2017 yılında 1270 kişi ile Türkiye'de 1. Sırada yer almaktadır. Medcem Çimento fabrikası entegre bir fabrika olması nedeniyle İş Sağlığı ve İş Güvenliğinde meslek hastalığı ve iş kazası faktörlerinin önlemede iş yerinde uygulanan güvenlik kültürü ilişkisi daha net bir şekilde görülecek işyerinden biridir. Bu kapsamda fabrikada uygulanan İSG Yönetim Sisteminin elde edilen veriler ışığında değerlendirilerek İSG alanında alışıla gelmiş nicel yöntemlerden ziyade sosyal bir araştırma temelli nitel yöntem kullanılmıştır. Yapılan çalışma ile mevcut veriler uygulamalar ile karşılaştırılıp önleyici politikalar geliştirilerek diğer işyerlerinde oluşabilecek iş kazası ve meslek hastalıklarında önleyici ve süreğen bir durum olarak yerleşmesine katkı sunacak katkılar sağlayacaktır.
Tıbbi laboratuvarlarda yaşanan iş kazaları, karşılaşılan meslek hastalıkları ve önleme faaliyetleri
Sağlıklı ve güvenli bir ortamda çalışma ihtiyacı ve bu amaç için alınan önlemler insanlık tarihine kadar dayandırılsa da bugünkü anlamda iş sağlığı ve güvenliği kavramının sanayi devrimi sonrası dönemde ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Fabrika tipi üretimin gelişmesi ve bu işyerlerinde çalışan sayısının artmasıyla birlikte iş kazası ve meslek hastalıkları da artmış, birçok işçi ölüm veya yaralanma nedeniyle çalışma hayatından uzaklaşmış ve bunların ortaya çıkardığı kayıplar ekonomik açıdan büyük boyutlara ulaşmıştır. Özellikle 19. Yüzyılın ortalarından itibaren işyerlerindeki sağlıksız ve güvensiz çalışma koşullarına karşı işçiler örgütlü mücadeleye girmişlerdir ve devlet sosyal politikalar üreterek bu alana müdahale etmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü ve Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar ve Avrupa Birliği gibi uluslar üstü kuruluşlar ise iş sağlığı ve güvenliği alanında ulusal mevzuatların oluşturulmasını hızlandırmıştır. Hastalık tanısının konulmasında önemli bir role sahip olan tıbbi laboratuvarlar, hastanelerin en kritik birimlerinden biridir. Tıbbi laboratuvarlarda iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması açısından çalışanların, disiplinli ve dikkatli olması ve laboratuvar çalışma koşullarına uygun Şekilde çalışmaları önemli bir zorunluluktur. Bu çalışmanın temel amacı, tıbbi laboratuvarlarda iş sağlığı ve güvenliğinin önemini göstererek konuya ilişkin farkındalık yaratmaya çalışmaktır. Bu amaca yönelik olarak, tıbbi laboratuvarlarda iş sağlığı ve güvenliğinin önemi konusunda, çalışanların mevut durumları ortaya konmaya ve bu konudaki bilgi düzeyleri ölçülmeye çalışılmıştır. Bu amaçla bir hastanenin tıbbi laboratuvarında çalışanlara anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmada yapılan istatistiksel analizlerde SPSS Paket Programı kullanılmıştır.
6331 sayılı kanun sonrasında yerel yönetimlerde iş sağlığı güvenliği uygulamaları: Erdemli Belediyesi örneği
Günümüzde, yaşantımızın her alanında insana verilen değer artmaya başlamış, insan hakları kavramı gittikçe önemini artırmaktadır. Buna paralel olarak çalışma hayatımızın bütün unsurlarında yer alan iş sağlığı ve güvenliği konuları da, bu alandaki her birim tarafından önemsenmeye başlamıştır. Çalışan, işveren ve devletin önemli hak ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bu hak ve sorumluluklar yasal güvence altına alınmaya başlanmıştır. Bu kapsamda 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 2012 yılında ülkemizde yürürlüğe girmiştir. Ülkemizde yerel yönetim kavramı, merkezi devletin ilgilenmesinin mümkün olmadığı detaylarda söz sahibi olarak, daha küçük bir bölgeyi, daha az nüfusu ve daha bu ölçekte daha detaylı işleri kapsamaktadır. Yerel yönetimlerin en önemli unsurlarından biri de belediyelerdir. Belediyeler genellikle hizmet odaklı oldukları için devamlı bir çalışma alanı içinde olmaktadır. Belediyenin faaliyet alanları içinde ağır işler de bulunmaktadır. Ağır işler, riskli ve tehlikeli işleri barındırır. Türkiye'nin güneyinde yer alan, denize kıyısı bulunan, Mersin'in bir ilçesi olan Erdemli Belediyesinin de çalışma alanları çok çeşitlidir. Rutin hizmetlerin yanında, deniz ve sahil ile ilgili faaliyetler de yürütülmektedir. Bunun yanında bir takım ağır işler de yapılmaktadır. Bu nedenle, Erdemli Belediyesinin iş sağlığı ve güvenliği konularında oldukça titiz bir çalışma yürütmesi beklenmektedir. 15 farklı müdürlüğü bulunan Erdemli Belediyesi, 4 müdürlükte iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları gerektirmektedir. Bunun yanında iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini koordine eden bir müdürlük bulunmaktadır. Erdemli Belediyesinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili faaliyetler Belediye Başkanlığı koordinesinde yürütülmekte, proaktif (önleyici) yaklaşım uygulanmaktadır. Belediye'de, önleyici yaklaşımın avantajlı yönlerinden faydalanıldığı açıkça görülmektedir.
Kömür madenciliği sektöründe çalışanların karşılaşabilecekleri iş kazaları ve meslek hastalıklarının araştırılması
Kömür madenciliği çok tehlikeli sınıfında yer alan bir sektördür. Tüm ülkelerde bu sektörde yaşanan iş kazaları çok yüksektir. Türkiye'de de kömür madenciliği sektöründe yaşanan iş kazaları oldukça fazladır. Madencilik sektörü sayısız risk unsurunu içinde bulunduran insan yaşamı açısından son derece tehlikeli bir sektördür. Özellikle kömür madenciliğinde çalışanların diğer meslek gruplarına göre iş kazası geçirme riski daha yüksektir. Madencilik sektöründe meydana gelen kazalar açısından dünyada ön sırada olmamız, ayrıca ülkemizde değişik iş kollarındaki iş kazaları istatistiklerinde kömür madenciliği sektörünün inşaat sektöründen sonra ikinci sırada yer alması konunun önemini, araştırılmasını, madenciliğin güvenlik ve sağlık açısından geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Kömür madenciliği sektöründe iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin sorunların belirlenmesi, değerlendirilmesi ve aksayan konuların iyileştirilmesi bu sektörde yaşanabilecek iş kazalarının azalmasına neden olacaktır. Bu çalışmada özel bir işletmede çalışan teknik personelin ve teknik personel yönetiminde çalışan işçilerin iş kazası geçirme nedenleri ve kazaların önlenmesine yönelik görüşlerin saptanması amaçlanıştır. Böylece sektörde yaşanan sorunlar değerlendirilerek hem maden işletmeleri hem de uygulamadaki madencilik mevzuatı için yapılmış ve modern madencilik uygulamalarından ve gelişmiş ülkelerde kullanılan mevzuatlardan yararlanılarak çözüm önerileri getirilmiştir.
İş sağlığı ve güvenliğinde toplam kalite yönetimi yaklaşımı: karayolu yol yapım inşaatı örneği
İş Sağlığı ve Güvenliği, yapısı itibariyle sürekli iyileştirmeye açık bir disiplindir. Günümüzde işletmeleri iş kazalarını önlemek ve minimum düzeylere indirmek açısından başarıya ulaştıran faktörler, Toplam Kalite Yönetimi prensipleri, İş Sağlığı ve Güvenliği kavramı ve kalite ile verimlilik ilkeleri üzerine kurulmuştur. Son yıllarda yol yapım inşaatı sektöründe meydana gelen iş kazaları, işin kapasitesine göre doğru orantılı bir şekilde artış göstermektedir. İş yerinde meydana gelen iş kazalarındaki artışın azaltılması için iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi ile toplam kalite yönetim sisteminin koordineli bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı; yol yapım inşaatlarında meydana gelen iş kazalarını minimum düzeye indirmek için, İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürünün benimsenmesi ve sürekli iyileştirme yaklaşımının uygulanması ile iş kazalarını minimum düzeye indirmeyi sağlayacak farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. Bu amaçla Ankara'da yürütülmekte olan bir yol yapım inşaatında, İş Sağlığı ve Güvenliği uygulamalarına Toplam Kalite Yönetimi felsefesinin uygulanması ile, projenin yürütülmesi sırasında meydana gelebilecek iş kazalarının önlenmesi ve minimum düzeye indirilmesini sağlamaktır. Araştırmada uygulanan anket üç kısımdan meydana gelmektedir. İlk kısımda çalışanları tanımak amacıyla 7 adet soru bulunmaktadır. İkinci kısımda çalışanların bilinç düzeyini ölçmek için 34 adet soru bulunmaktadır. Üçüncü kısımda ise çalışanların toplam kalite yönetimi hakkında bilgi düzeylerini ölçmek için 9 adet soru bulunmaktadır.
Baraj inşaatlarında iş sağlığı güvenliği ve risk değerlendirmesi
Çalışma, Erdemli İlçesinde inşaat aşamasında olan Sorgun Barajında baraj yeri ve göl alanının mühendislik jeolojisi yönünden yapılabilirliğini araştırmak, duraylılık ve geçirimlilik sorunlarını belirlemek, baraj inşası sırasında teknik yönden ve personel kaynaklı olabilecek hataların iş kazalarına yol açmaması için iyileştirici önerileri sunmak amacıyla yapılmıştır. Risk değerlendirmesinde kullanılan veriler kayıt altına alınırken; sahadaki çalışma esnasında personellerin iş pozisyonundaki davranışları, iş makinalarının topoğrafyadaki durumu, kazı şev stabilitesi gözlemlenmiştir. Risk değerlendirmesinde olası tehlikelerin ortadan kaldırılması veya azaltılması için planlanan önerilerin geliştirilmesinde saha incelemesinden, ilgili kanun ve yönetmeliklerden faydalanılmıştır. Risk analiz metodolojileri incelenerek değerlendirmenin hazırlık aşamasında Tehlike ve İşletebilirlik Analiz Yöntemi (HAZOP) , Olursa Ne Olur (What İf….? ) ve Birincil Risk Analizi (PRA) metotlarından faydalanılmış, değerlendirme yöntemi olarak L Tipi Matris (5 x 5) belirlenmiştir. L Tipi Matris Yönteminin belirlenmesinde bu metodun OHSAH 180001 ' in temelini oluşturan BS 8800 standardında konu olması, uygulanan proseste yeniden tasarlanabilmesi ve yapılandırılabilmesi, anlaşılır sadelikte olması, bir analist tarafından gerçekleştirilmesi, hata-tehlike-eksiklerin derecelendirilip meydana gelebilecek olumsuzlukların kaynağında yok edilmesi veya azaltılması için öneriler geliştirmesi gibi nedenler mesnet olmuştur. Yapılan risk analizi ile iş sağlığı ve güvenliği yönünden iş kazalarının tespiti, azaltılması ve emniyetli bir baraj inşası için yapılması gereken esaslar belirlenmeye çalışılmıştır.
İş sağlığı ve güvenliğinde motivasyonun rolü
Bu tez çalışmasında; risk etmenleri çeşitlerinden olan psikososyal risk etmenlerinin çalışanlarınmotivasyon ile iş sağlığı ve güvenliği algıları, iş kazaları arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlanmıştır. İşyerlerindeki eğitimlerin yanı sıra çalışan kişilerin motivasyonlarındaki düşüşlerin ve bunun sonucunda oluşacak stresin; iş kazası sayısını arttıracağı gibi motivasyon yükselmesi durumunda hem verimliliğin artması ve buna bağlı olarak iş kazalarının önleneceği vurgulanmıştır. Fiziksel, kimyasal ve biyolojik risk etmenleri kadar psiko-sosyal risk etmenlerinde üzerinde durulması gereklidir. Çalışanları çalıştıkları işlerinde maddiyat değerlerinin önemi olsa da ruhen de çalışma şartlarında kendilerini daha güvenli bir iş ortamında hissetmeleri yöneticilerinin çalışanlarına değer verdiğini hissetmeleri ve yöneticilerinin çalışanların güvenliği ve sağlığı için motivasyonlarını da önemsediklerini hissetmeleri hem çalışanın başarısına etki eder hem de iş verimini arttırır. İş yerinde mutlu çalışanlar daha motive, daha başarılı, daha verimli ve aidiyet duyguları yüksek olur.
Tekstil işletmesinde meydana gelen iş kazalarında ergonomik faktörlerin etkisi
Ülkemizde inşaat, tekstil, maden gibi sektörler başta olmak üzere çok sayıda çalışan, engellenmesi mümkün ve yasalar ile engellenmesi şart olan kazalar ve meslek hastalıkları yüzünden ölmekte veya bu iş kazasının etkilerini hayatı boyunca yaşamaktadır. Bu çalışmada Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) 2016 yılındaki iş kazaları istatistikleri toplanarak tekstil sektöründeki kaza oranları incelenmiştir. Buna göre sektörün alt dalları olan tekstil ürünleri imalatı, giyim eşyaları imalatı, deri ve ilgili ürünler imalatı ile ilgili kaza dağılımları değerlendirilmiştir. Bulgular incelendiğinde ise tekstil sektörünün ürün imalatı yapılan işletmelerinde tekstilin diğer alt dallarına oranla iş kazalarının daha fazla olduğu görülmüştür. Bunun üzerine tekstil ürün imalatı yapılan bir tekstil firmasında 2015-2019 yılları arasında meydana gelen iş kazaları incelenmiştir. Çalışmada aylara göre meydana gelen iş kazası sayıları, vardiyalara göre meydana gelen iş kazası sayıları, bölümlere göre meydana gelen iş kazası sayıları, kazazedelerin yaş grupları ve kıdem yıllarına göre meydana gelen iş kazası sayıları bunların yanında bu kazaların nedenleri ve yaralanma türleri farklı kombinasyonlarla incelenerek ergonomik yönden etkilenme durumları değerlendirilmiştir. Ayrıca 2019 yılında yapılan iş hijyeni ölçümleriyle bölümlerdeki iş kazaları incelenerek ergonominin etkisi irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, Termal Konfor, Tekstil Sektörü, İş Kazaları, Yaş, Kıdem
İtfaiye sektöründe iş sağlığı ve güvenliğinin önemi
Sağlık ve güvenlik konusunda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde dayasalar ve yönetsel süreçler yürürlüğe girmiştir. Bu çalışmalar, çalışanların sağlığını korumaya yönelik ve özellikle işverenler tarafından uyulması gereken kuralları öngörmektedir. Özellikle 10 Haziran 2003 yılında resmi gazete de yayınlanan 4857 sayılı İş Kanunu gereği gerekli düzenlemelerin yapılarak, tedbirlerin alınması bu çalışmaların kilometre taşı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmalar sayesinde iş kazalarının önlenmesi ile hem ekonomik hem de sosyal açıdan yoğun bir iyileştirme sürecine girilmiştir. Ancak gerçekleştirilen çalışmalar her ne kadar olumlu olsa da müstakil bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun gerekliliği gerçeğini ortadan kaldıramamıştır. 30 Ekim 2012'deResmi Gazetede yayınlanarak kabul gören ve 01 Ocak 2013 tarihi ile özel işletmelerde uygulamaya koyulan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gereğince; 01 Temmuz 2014 tarihinden itibaren kamu işletmeleri dahil olmak üzere tüm işletmelerin yasa gereği İş Sağılığı ve Güvenliği tedbirlerini uygulaması ve denetlemesi zorunlu kılınmıştır. Bu çalışmada, Mersin ili Tarsus ilçesinde bulunan itfaiye istasyonundaki çalışanların İş Sağlığı ve Güvenliği konusundaki bilinç düzeyini ölçmek, farkındalıklarını tespit etmek ve mevcut durum analizi yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçla itfaiye çalışanları ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak anket çalışması yapılmıştır.
Kömür maden ocağında iş güvenliği için alınan önlemlerin değerlendirilmesi
Madencilik sektörü iş kazaları yönünden en tehlikeli işlerin başında gelmektedir. Maden kazalarını önleyebilmek için maden sahalarında tehlikelerin ve risklerin analizini yaparak bu doğrultuda tedbirler almak gerekmektedir. Bu çalışmada ülkemizdeki maden kazaları ele alınarak alınması gereken önlemler değerlendirilmiş ve maden işçilerine anket uygulanmıştır. Maden işçilerinin yaş, gelir durumu, eğitim durumu, madende kaç yıl çalıştığı, madenciliğe başlama yaşı sınıflandırılmış ve değerlendirilmiştir. Yapılan anketler sonucunda yeraltı kömür madenciliğine ilişkin iş kazası riskleri değerlendirilmiştir. Anket sonuçları değerlendirildiğinde maden işyerlerinde yeterli düzeyde iş güvenliği ikliminin oluşturulmadığı, çalışanların yaptıkları iş konusunda yeterli bilgi ve eğitime sahip olmadıkları, maden sahalarında grizu ölçüm ve sonuçlarının iş güvenliği mevzuatlarına uygun olmayan durumlar taşıdığı, iş ekipmanlarının yeterli düzeyde tedarik edilmediği sonuçları saptanmıştır.
Orman yangınlarında iş sağlığı ve güvenliği
Ülkemiz genelinde ormancılık uygulamaları fidanlık işlemleri, erozyon denetimi ve ağaçlandırma işlemleri, odunun hammaddesinin üretimiyle ilgili faaliyetler, yol yapımı faaliyetleri, ormanların korunması ve bakımına yönelik faaliyetlerden oluşmaktadır. Ormancılık faaliyetlerinde yer alan işçilerin iş verimlerinin arttırılabilmesi için bilimsel yöntemler kullanılarak mevcut durumun tespit edilmesi gerekmektedir. Orman yangınlarına karşı mücadele veren işçilerin çalışma şartları, sağlık sorunları ve iş güvenliği yönünden tehlike altındadır. Yangın ile mücadele faaliyetlerinde birçok iş kazası ve sağlık problemleri yaşanmasına rağmen ne yazık ki bu konu ile ilgili yeterli çalışmalar yapılamamaktadır. Orman yangınlarında canlı yaşamının korunabilmesi için teknik gelişmelerin takip edilmesi ve bunlara uyum sağlanması, karşılaşılabilecek risklerin önlenebilmesi açısından katkı sağlamaktadır. Bu tür durumlarda risklerin kaynağına inilerek mücadele etmek birinci öncelik olmalıdır. Gerçek bir koruma için önleme kültürü çözümü de beraberinde getirmektedir. Doğabilecek tehlikelerin sonuçlarını yok etmeye çalışmak yerine etkili bir önleme politikası belirlenmesi daha uygun olmaktadır. Orman yangınlarından kaynaklanan iş kazalarının önlenebilmesi için yıllardır uygulanan ilkel ormancılık faaliyetlerinin yerine artık gelişen modellemeler ve yenilenen uygulamaların kullanılması, yangında çalışan işçilerin çağın teknolojisine uygun olarak üretilen kişisel koruyucu donanımları kullanması, orman yangınları neticesinde meydana gelen kazaların azalmasına ve iş güvenliğinin ön plana çıkmasına yardımcı olmuştur.
İş sağlığı ve güvenliği açısından mevsimlik tarım işçilerinde görülen iş kazaları ve meslek hastalıkları
Bu çalışmada, konuyla ilgili mevcut veriler incelenmiş, konu iş hukuku ile iş sağlığı ve güvenliği kanunları ve yönetmelikleri kapsamında değerlendirilmiş ve konuyla ilgili çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır. Tarım sektöründe, özellikle de mevsimlik tarım işçilerinin çalışmaları esnasında karşılaştıkları iş kazaları ve meslek hastalıklarıyla ilgili veriler incelenmiş, nedenleri ve bu olumsuz durumların önlenmesine yönelik çözüm önerileri birçok kaynak araştırılarak aktarılmaya çalışılmıştır. İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için önemli bir yere sahip olan tarımsal ürünlere nüfusun artmasıyla birlikte talep de artmıştır. Oluşan bu talebin karşılanması için diğer sektörlerden daha fazla işçiye gereksinim doğmuştur. Tarımda çalışan, çalışacak işçilerde tarım makinesi, pestisit ve diğer kimyasallara maruz kalma, tarımsal nedenli trafik kazaları, yılan ve akrep sokması, böcek ısırması, kirli sularla zehirlenme gibi başlıca risk faktörleri görülebilmektedir. Tarım işçilerinin karşılaşabilecekleri hastalık ve kazalar önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum da konunun iş sağlığı ve güvenliği açısından ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadır. İş kazası nedeniyle gerçekleşen ölümlerin yaklaşık yarısının tarım sektöründe meydana geldiği tahmin edilmektedir. Tarımda kullanılan makineler ile kimyasallar kaza ve hastalıkların iki temel nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Tarımda çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından gerekli bilince sahip olmamalarının nedenleri, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde benzerlikler göstermektedir. Eğitim seviyesinin düşüklüğü, çalışanların çoğunluğunun kadın ve çocuk işçilerden oluşması, mevsimlik çalışanların sayılarının yüksek olması gibi nedenler sayılabilir. Tabi bu durum tarımda özellikle de mevsimlik çalışanlarda iş sağlığı ve güvenliğinin gelişmesini engellemektedir. Özellikle mevsimlik tarım işçilerinin sosyal güvenceye sahip olmamaları nedeniyle bu iş kazaları ilgili yerlere bildirilmemektedir. Bu durum da kesin ve sağlıklı istatistiki bilgilere erişimi sınırlı tutmaktadır. Özellikle mevsimlik (gezici) tarım işçilerinin dönemsel olarak yer değiştirmeleri de sağlıklı verilerin tutulmasını zorlaştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: İş kazası, meslek hastalığı, iş sağlığı ve güvenliği, işgücü, mevsimlik işçi.
Termik santrallerde tehlikeler riskler ve alınması gereken önlemler
Termik santraller, kendilerine özgü yapılarının getirisi olarak çok sayıda tehlike ve risk içermektedir. Çalışan sağlığını korumak ve çevreye zarar verilmesini önlemek için termik santrallerdeki tehlike ve risklere karşı önlemler alınmalıdır. Bu çalışmanın temel amacı termik santrallerdeki risklere karşı alınması gereken önlemleri açıklamaktır. Çalışma kapsamında termik santralde risk analizi yapılmıştır. Ulaşılan sonuçlar termik santrallerde yangın, elektrik, aydınlatma, radyasyon, gürültü, titreşim, tehlikeli maddeler, patlamalar, çalışma koşulları gibi risk alanlarının olduğunu ve bu alanlara dair önlemler alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Çalışmada ulaşılan sonuçlar, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin etkili bir şekilde uygulanması halinde termik santrallerdeki tehlike ve risklerin büyük oranda önlenebileceğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçlar eşliğinde çalışanlara, işverenlere ve yetkililere termik santrallerdeki tehlikeler ve riskler hakkında öneriler sunulmuştur.
Aydın ilinde meydana gelen tarım römorku ve su tankeri kazalarının değerlendirilmesi
Bu araştırmada tarım arabaları ve tarım tankeri bağlı traktörlerin aydın ilinde geçirdikleri kazaların değerlendirmesi yapılmıştır. Yaşanan kazalarda römorkların ikaz etiketlerinin yetersizliği ve karayolları kanunları içerisinde römork ikaz etiklerinin yeterliliği araştırılmıştır. Araştırmada 3 farklı römorkun sırayla sürücüler üzerindeki etkileri ve koşullar ortalamalar alınarak kıyaslanmıştır. Römork farkındalık deneyi sonuçları ile yaşanan kazalar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Deney römorklarında ikaz ve aydınlatmaların arttırması sürücülerin daha uzak ve alaca karanlık anlarında daha görünür hale getirdiği saptanmıştır. Aydın ilinde yaşanan kazalarında ikaz etiketlerinin yetersiz olan römorkların aşırı yüklenmesi sonucu ortaya çıktığı tespit edilmiştir. 2019-2021 yılları arasında polis sorumluluk bölgesinde yaşanan römork takılı traktör kazalarında ortalama 62 kişi yaralanmış. Buna karşın kaza ortalaması yıllık 40 adettir. 2019-2022 yıllarında jandarma sorumluluk bölgesinde yaşanan kazalarda ise ortalama 56 kişi yaralanmış, ortalama 4kişi öldü ve ortalama 35,5 kaza yaşanmıştır. Her sene yaşanan kazalarda ağır yaralanmalar ve telafi olmayan sakatlıklar yaşanmasının önüne geçmek için gerekli tedbirler başında eğitim ve denetimin sıkılaştırılması gelmektedir
3 – 6 yaş grubu anaokullarında çocuk eksenli risk etmenleri
2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun yürürlüğe girmesiyle birlikte, çalışanların iş kazaları ve meslek hastalıklarına maruz kalmaması için önleme politikaları geliştirilmesi hedef olarak benimsenmiş, bu amaçla da birçok yönetmelik yayınlanarak uygulamaya alınmıştır. Çalışma ortamlarında bulunan ve çalışanlar dışında misafir, müşteri, kuruluş dışından hizmet alımı esnasında çalışma ortamında bulunan diğer kişiler, vb hedef kitle olarak değerlendirilmekte ve önleyici yaklaşım çerçevesinde risk değerlendirmeleri, acil durum planları, iş sağlığı güvenliği kültürünün yerleştirilmesine yönelik eğitimler, mesleki yeterlilik eğitimleri, vb. pek çok konu gündeme gelmiştir. Tüm bu uygulamalarda, yetişkin çalışma ortamları öngörülmektedir. Göz ardı edilen ancak, çok önemli olan çalışma ortamlarından biri de çocuk kreş ve anaokullarıdır. Tehlike sınıfları tebliğine bakıldığında anaokulları az tehlikeli olarak değerlendirilmektedir. Ancak, bu ortamlarda küçük çocukların olması sebebiyle yaşanabilecek ve çocukları etkileyecek önemli tehlike ve riskler söz konusu olabilmektedir. Yaşlarının küçük olması sebebiyle olası kazaları öngörebilmeleri, önlem alabilmeleri, acil durumlarda nasıl davranmaları gerektiğini bilmeleri mümkün değildir. Bu sebeplerle çalışanlar dışındaki çocuk eksenli risk faktörlerini belirlemek üzere İstanbul'da farklı bölgelerdeki birkaç anaokulunda risk değerlendirmesi, vaka incelemeleri, anaokulu öğretmenleri ile mesleki problemleri hakkında anket ve çocuklar hakkında check – list çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma kapsamında; En sık rastlanan kaza durumları ve sebepleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Risk değerlendirmesi yapabilmek için check-list hazırlanarak olası tehlike ve riskler tespit edilmeye çalışılmıştır. Öğretmenlerle Mesleki problemler hakkında anketler yapılmıştır. Böylece problemlerin iki ayağı olarak öğrenci - öğretmen perspektifli problemlerin sentezi yapılabilmiştir. Sonuç olarak; anaokullarında 3-6 yaş arası çocuklar arasında en çok görülen kaza-yaralanma vakalarının sebepleri, şekilleri, görülme sıklıkları ve alınması gereken önlemler tespit edilmiş, evsel çocuk kazaları üzerine yapılan literatür çalışmaları anket, Check-list ve risk değerlendirmesi sonuçlarıyla karşılaştırılmış, iş güvenliği kültürünün anaokulu öğretmenleri üzerinde ne derece önem teşkil ettiği ve iş güvenliği kültürünün anaokullarında ne derece hakim olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır.
İSG uygulamalarının 6331 sayılı kanun öncesi ve sonrası uygulamaları tekstil sektöründe karşılaştırılmalı analizi
Buhar makinesinin keşfi ile birlikte üretim teknikleri geri döndürülemez bir sürece girmiştir. Üretimde makineleşmenin artması, üretimin Charles CHAPLİN'in yönettiği ve başrol oyunculuğunu yaptığı Modern Times (Modern Zamanlar) filminde anlatıldığı gibi monoton ve delice bir tempoyla yapılması ve artan talebi karşılamak için uzun mesai saatleri boyunca çalışma, iş kazalarını da beraberinde getirmiştir. Meydana gelen bu iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle yaralanmaların ve ölümlerin artması dikkatleri bu kaza ve hastalıkları önlemek için yapılması gerekenlere çevirmiştir. Çalışanların yaptıkları işle ilgili olarak sağlık sorunlarının ve mesleki risklerinin önlenmesi için yapılan sistemli ve bilimsel çalışmalar olarak tanımlanabilecek olan iş sağlığı ve güvenliği kavramı da bu sayede gündemimize girmiştir. Ülkemiz de iş sağlığı ve güvenliği alanında çıkarılan ilk yasal mevzuat olarak bilinen 1865 tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesinin üstünden geçen 150 yıllık sürede, bu alanda çok sayıda kanun yönetmelik ve tüzük çıkarılmıştır. Ancak iş sağlığı ve güvenliği alanında gerek ölümlü iş kazalarının sayısında ki artış, gerekse bu alanda oluşan farkındalığın artması ve Avrupa Birliği Uyum Yasalarının da gündeme getirmesiyle ülkemiz bu konu ile ilgili çalışmalara ivme kazandırmış ve 30 Haziran 2012 tarih ve 28339 sayılı resmi gazetede ülkemizin ilk müstakil iş sağlığı ve iş güvenliği kanunu olma özelliğini taşıyan 6331 sayılı kanun yayınlanmıştır. ABD'li psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanan ve Maslow Teorisi veya İhtiyaçlar Hiyerarşisi Teorisi olarak bilinen çalışmada insanın güvenlik ihtiyacının yeme içme uyuma gibi temel yaşamsal ihtiyaçlardan hemen sonra geldiği belirtilmektedir. Uyku harici gününün çoğunu işyerinde işini yaparken geçiren insanın emniyette olma duygusunu burada da hissetmek istemesi kadar doğal bir durum olamaz. Böyle bakıldığında iş güvenliği veya işyeri güvenliğinin temel bir insan ihtiyacı olduğu söylenebilir. Başlangıçta hammadde ve emek-yoğun bir sektör olan tekstil ve hazır giyim sektörü teknolojideki gelişmelerden payına düşeni almış ve sermaye ve teknoloji-yoğun bir sektör haline gelmiştir. Türkiye'de tekstil ve hazır giyim sektörü sağladığı büyük istihdam olanakları, üretim sürecinde yaratmış olduğu katma değer ve uluslararası ticaretteki ağırlığı sebebiyle ekonomik kalkınma sürecinde önemli rol oynayan bir sanayi dalıdır. Bunun yanında, ihracat gelirleri içindeki yüksek payı nedeniyle ülkemizin kolayca vazgeçemediği bir sektör olma özelliğini sürdürmektedir. Bu nedenle de iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları bu sektör için daha da önemli hale gelmektedir. Bu araştırmada hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren bir tekstil fabrikasında 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanununun uygulamaya geçmesiyle birlikte meydana gelen değişiklikler veya değişmesi arzu edildiği halde hiçbir değişiklik olmayan iş güvenliği uygulamaları ile işgörenin iş güvenliğine yönelik tutum ve davranışlarında meydana gelen değişikliklerin araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca günümüzde yürürlükte olan 6331 sayılı kanunla çalışanlara ve işverenlere getirilen yükümlülükler de sistematik olarak ele alınmıştır. Kanunun işçilere yansıması, onlar tarafından tespit edilen eksiklikler ve işveren açısından kanunun uygulamadaki zorlukları değerlendirilmiştir ve önerilerde bulunulmuştur. Araştırmanın uygulanabilmesi için İstanbul ili Ümraniye ilçesinde 1413.04 faaliyet kodu altında 300 çalışanı ile üretim yapmakta bulunan hazır giyim fabrikası seçilmiştir. Bu kapsamda teorik çalışma ile birlikte tekstil fabrikasında çalışan 60 mavi yakalı işgören ile anket çalışması yapılmıştır. Ankete verilen cevaplar genel olarak değerlendirilerek çalışanların 6331 sayılı kanunun öncesinde ve sonrasında ki iş güvenliği uygulamaları hakkında düşüncelerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gerek yapılan bu çalışmadan elde edilen sonuçlar gerekse iş kazası istatistikleri ülkemizde iş sağlığı ve güvenliği çalışmalarının henüz istenen düzeye ulaşmadığını göstermektedir. İş güvenliği sadece çalışanların değil her kesimin bilinçlenmesi gereken bir meseledir ve bu mesele sağlam bir zemine oturtulmadan çözülebilecek gibi değildir.
Kaldırma araçlarının iş sağlığı ve güvenliği bakımından incelenmesi
Sanayinin hızlı gelişimi, tüketimin artması, rekabet piyasasını ve çalışma koşullarının değişimini getirmektedir. Çalışma yaşamında gerek tehlikeli ortam kaynaklı, gerek insan davranışları kaynaklı, gerekse farklı nedenlerden dünyanın çeşitli ülkelerinde birçok iş kazası ve meslek hastalığı meydana gelmektedir. Önlemlerin yetersizliği, bilgi eksiklikleri, teknolojik yetersizlikler gibi nedenlerle birçok insan yaralanmakta veya hayatını kaybetmektedir. Ülkemizdeki durum iş kazaları konusunda maalesef çok kötü durumda olmakla beraber meslek hastalığı konusunda da yeterli kayıt tutulmadığı için sağlıklı bir veri bulunmamaktadır. Türkiye'deki iş kazaları incelendiği zaman kaldırma araçları ile ilgili çok fazla kaza yaşandığı tespit edilmiştir. Bu da aslında sıklıkla kullanılan kaldırma araçlarında iş sağlığı ve güvenliğinin önemini ortaya çıkmıştır. Kaldırma araçları verimlilikte artış, maliyetlerde düşüş, çalışanlarda yorgunluk azalması gibi faydalar getirmesiyle beraber yeterli önlem alınmadan yapılan çalışmalarda yaralanmaların, ölüm vakalarının ve aslında oluşan maliyetlerin daha fazla olacağı tespit edilmiştir. Bu çalışmada kısaca kaldırma araçları, iş sağlığı ve güvenliği konularına değinip çalışma hayatında en çok kullanılan kaldırma araçları ve bunlarla ilgili önlemler, kontroller ayrıca yaşanmış kazalardan bahsedilecektir. Örnek bir vaka üzerinde inceleme yapılıp savunma ile ilgili veriler ortaya konacaktır. Ayrıca çalışmamda; Türkiye'de ve Dünya'da kaldırma araçlarında iş sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin yazılmış tez, internet kaynaklı sistemlerden alınmış bilgiler, konu ile alakalı kitaplar ve makalelerden yararlanılarak kaynak tarama tekniği kullanılmıştır. Bire bir atıf yapılan bilgiler sayfa sonlarında belirtilmiş ayrıca yararlanılan her kaynak kaynakça kısmında belirtilmiştir.
İş kazası ile insani gelişmişlik endeksi ve alt bileşenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Seçilmiş OECD ülkelerinde bir uygulama
Toplum, kültürel, ekonomik ve sosyal ilişkilerle birbirlerine bağlanmış insanlar bütünüdür. Çalışanlar için iş ve iş hayatı bu ilişkilerin merkezinde yer alır. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği bütün toplumlar için çok önemlidir. Ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmişliği ile İş Sağlığı ve Güvenliği arasında güçlü bir ilişki vardır. İş Sağlığı ve Güvenliği bilincinin yüksek olduğu ülkelerde iş kazaları daha az yaşanmakta ve/veya iş kazaları sonucu daha az kazazede hayatını kaybetmektedir. İş kazası sayıları ülkelerin gelişmişliklerinin bir göstergesi olarak kullanılabilir. Bununla birlikte İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index, HDI)'de yine ülkelerin gelişmişliğinin göstergesi olarak kullanılmaktadır. HDI'nın değerinin artması daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam, bilgili olmak ve iyi bir yaşam standardına sahip olmak anlamına gelmektedir. HDI'nın sağlık, refah ve eğitim olmak üzere üç alt boyutu mevcuttur. Bu çalışmada HDI ve alt boyutları ile iş kazası sayıları arasındaki ilişki kısa ve uzun vadede araştırıldı. Bunun için 1990-2020 yılları arasında bazı seçilmiş OECD ülkeleri (Almanya, İngiltere, Belçika, Fransa, Çekya, Polonya, Slovakya, Macaristan ve Türkiye) için iş kazalarından kaynaklanan ölüm sayıları, insani gelişme endeksi ve alt boyutları panel veri olarak düzenlendi. İlgili değişkenlerin ülkeler için yatay kesit bağımlılığı ve homojenlik testleri dikkate alınarak ikinci nesil panel birim kök testi uygulandı. Pesaran CIPS testine göre ilgili değişkenler birinci farkta durağan elde edildi. Daha sonra iş kazaları ve insani gelişme endeksi arasında eşbütünleşme ilişkinin olduğu Westerlund testi ile elde edildi. Bu ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için insani gelişmişlik endeksinin alt boyutları ile iş kazalarından kaynaklanan ölüm sayıları arasında uzun dönem ilişkiler elde edildi. Bir politika olarak kişi başına düşen milli gelir iyileştirilerek toplum refahı artırıldığında, sağlık alt yapısı güçlendirilip beklenen yaşam süresi artırıldığında ve eğitime yeni başlayan bir bireyin beklenen eğitim süresini artırmak için politikalar geliştirilip yatırımlar yapıldığında iş kazası ve iş kazasından kaynaklanan ölüm sayılarının azalacağı sonucu elde edildi
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu öncesi ve sonrası faaliyet gruplarına göre iş kazalarının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanunu öncesi ve sonrası faaliyet gruplarına göre iş kazalarının değerlendirilmesidir. Faaliyet alanları olarak "Maden Sektörü", "Metal Sanayi", "İnşaat Sektörü", "Tekstil Ürünleri İmalatı" ve "Gıda Ürünleri İmalatı" faaliyet alanları ele alınmıştır. Bu faaliyet alanlarında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu öncesi ve sonrasında, toplam sigortalı çalışan sayısında, iş kazası sayısında, iş kazası oranında, ölüm sayısında, mortalite hızında (ölüm oranında) ve fatalite hızında (kaza hızı ya da kaza sıklığında) bir değişikliğin olup olmadığı incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama deseni kullanılmıştır. Araştırmada T.C. Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) paylaşmış olduğu istatistiki veriler kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde normal dağılım test sonuçlarına göre; normal dağılan verilerin analizinde parametrik test olan ve iki değişken arasındaki fark puanlarını karşılaştırmada kullanılan Independent-Samples T Testi, normal dağılmayan verilerin analizinde ise Non-Parametrik test olan ve yine iki değişken arasındaki fark puanlarını karşılaştırmada kullanılan Mann Whitney-U testi kullanılmıştır. Verilerin analizlerinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre kanunun tam anlamıyla yürürlüğe girdiği yıl olan 2013'den sonra ele alınan faaliyet alanlarında iş kazası sayısı, iş kazası oranı, ölüm sayısı, mortalite hızında (ölüm oranı) artışın devam ettiği, kanun yürürlüğe girdikten sonra sadece inşaat, tekstil ve gıda ürünleri imalatı sektörlerinde fatalite hızında (kaza hızı ya da kaza sıklığı) bir düşüşün olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlara göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun "Maden Sektörü", "Metal Sanayi", "İnşaat Sektörü" "Tekstil Ürünleri İmalatı" ve "Gıda Ürünleri İmalatı" faaliyet alanlarında iş kazası ve bununla ilgili oranları düşürmede etkili olmadığı söylenebilir.