Knee joint
218 theses under this subject heading
Total diz artroplastisi uygulanan hastaların postoperatif dönemde ağrılarının tedavisinde tramadol etkinliğinin CYP2D6 gen polimorfizmi ile ilişkisi
Total diz artroplastisi uygulanan hastaların postoperatif ağrılarının tedavisinde kullanılan Tramadol diğer opioidlerin eş değer dozlarına göre daha az solunum depresyona sebep olmakta, daha düşük bağımlılık ve tolerans gelişime sahip olmakta ve suistimal olasılığı düşük olduğu için tedavide sık kullanılan bir opioiddir. Tramadol sentetik bir opiat olup; sitokrom p450 enzim sistemine ait polimorfik bir enzim olan CYP2D6 enzimi ile metabolize edilmektedir. Diz artroplastisi uygulanan hastalarda ağrı insidansının incelenmesi Post-op opioid uygulamasının hasta üzerine etkisini incelediğimiz bu çalışmada CYP2D6 enziminin taşıyıcılar üzerinde metabolik etkisini ve VAS skoruna etkisini araştırmayı amaçladık. Bu çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda servisimize total diz antroplastisi uygulanan 110 hasta ve kontrol grubu olarak şikayeti olmayan sağlıklı 100 kişi dahil edildi. Her hastaya intravenöz yoldan 100 mg Tramadol (contramal) uygulandı. Hastaların port-op 0-15-30-45-60.dk VAS skorları kaydedildi. Sosyodemografik özellikler, ekstremite yönü, laboratuvar verileri kayıt altına alındı. Hasta grubundaki 110 hastanın 15'i (%13,6) erkek, 95'i (%86,4) kadındır. Kontrol grubunun 54 (%54) erkek, 46 (%46) kadınlardan oluşmaktadır. Yaş ortalamaları Hasta grubu ortalama 67,19 yaşında ve kontrol grubunda ortalama 57,05 yaşındaydı. Hasta ve kontrol gruplarında CYP2D6*2-*3-*4-*10 allellerine bakıldığında; hasta grubunda CYP2D6*2 allel frekansı 34 allel (%30,9), CYP2D6*3 alel frekansı 31 alel (%28,2), CYP2D6*4 alel frekansı 29 allel (%26,4), Kontrol grubunda ise CYP2D6*2 alel frekansı 14 alel (%14,0), CYP2D6*3 alel frekansı 25 alel (%25), CYP2D6*4 alel frekansı 17 alel (%17) vardı (p<0,050). CYP2D6*3 ve CYP2D6* allel frekansı ise her iki grupta benzerdir (p>0,050). Bu hastalarda birden fazla allelde genotipik heterozigot olduğunu gördük. Fenotiplerine göre VAS değişimleri incelendğinden VAS 0. Dakikada EM 91,57, VAS 15. Dakikada IM 75,00, VAS 30. Dakikada IM 55,21, VAS 45. Dakikada EM 34,71, VAS 60. Dakikada IM 26,67 olarak hesaplanmıştır. Fenotiplerine göre VAS değişimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık sadece 60. Dakikada vardı (p=0,019). Çalışmamızda sonuç olarak hastaların yaygın olarak kabul edilen CYP2D6 alellerinin hasta grubunda bulunmasından ve heterozigot (*3/3/, *4/*4, *10/*10) genomlarının taşıyıcılarının bulunmamasından dolayı tramadol idamesindeki rolü sınırlı şekilde değerlendirildi. Çalışmamızda TDA sonrası tramadol uygulanan tüm hastalarda 60. dakikada ağrı eşiği olarak kabul edilen VAS 50 altına inmesine rağmen EM grubunda daha az ağrı hissi olduğunu gördük. Daha geniş bir çalışma grubunda CYP2D6 enzim grubu farklı metabolizer grupları ile analizin yenilenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Elektif primer total diz ve kalça artroplastisi öncesinde yapılan rutin enfeksiyon taramasının sonuçlarının değerlendirilmesi
Bu retrospektif çalışmanın amacı unikondiler diz, total diz, total kalça artroplastisi cerrahileri öncesi preoperatif değerlendirmede rutin olarak uygulanan idrar ve burun kültürlerinin ve tam idrar tetkiki taramasının periprostetik enfeksiyonu tespit etmede ve önlemede etkisi olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya yerel etik kurul onayı alındıktan sonra Pamukkale Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı'nda 01.01.2015 - 01.01.2021 tarihleri arasında diz veya kalça eklem osteoartriti tanısı nedeniyle elektif unikondiler diz artroplastisi, total diz artroplastisi veya total kalça artroplastisi cerrahisi geçirmiş, uygun kriterleri karşılayan 650 hasta dahil edildi. Hastaların preoperatif tam idrar tetkik, idrar ve burun kültür sonuçları hastane yazılım sistemi üzerinden kaydedildi. Hastalar telefonla sorgulanarak periprostetik enfeksiyon gelişiminde hastaya bağlı risk faktörleri ve demografik veriler toplandı. Elde edilen veriler SPSS 28.0 yazılımı kullanılarak analiz edildi. Tüm analizlerde p değeri < 0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmaya dahil edilen 650 hastanın 136'sı (%20.9) erkek, 514'ü kadındı (%79.1). 9 hastada periprostetik enfeksiyon saptandı. Periprostetik enfeksiyon etkeni patojen bakteriler çift aşamalı revizyon cerrahilerinde alınmış kültürlerde üreyen etkenler olarak kaydedildi. Sonuç olarak erkek cinsiyet periprostetik enfeksiyon gelişimi için anlamlı bir risk faktörü olarak bulundu. Preoperatif dönemde alınan idrar kültürü, burun kültüründe izole edilen bakteriler, tam idrar tetkikindeki lökosit ve nitrit değerleri ile periprostetik enfeksiyon gelişimi arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Bu tetkiklerin preoperatif taramada periprostetik enfeksiyonu tespit etmede ve önlemede etkisinin olmadığı gösterilmiştir.
Telerehabilitasyon ile takip edilen total diz protezli hastalarda standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin hasta bildirimli ve performansa dayalı sonuçlar üzerine etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı; ameliyat sonrası telerehabilitasyon (TR) yöntemi ile takip edilen total diz protezli (TDP) hastalarda, standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin hasta bildirimli ve performansa dayalı sonuçlar üzerine etkilerini araştırmaktır. TDP ameliyatı yapılacak olan 42 hasta randomize olarak 2 gruba ayrıldı [Grup 1: Standart Egzersiz Programı Grubu (n= 21), Grup 2: Standart Egzersiz Programı + Core Stabilizasyon Egzersiz Programı Grubu (n= 21)]. Hastalara taburcu olana kadar (1 gün) standart bir fizyoterapi ve rehabilitasyon (FTR) programı uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Taburculuk sonrası her iki gruba; ilk 8 hafta bir fizyoterapist gözetiminde haftada 2 defa 45'er dakikalık video konferans temelli TR ile FTR programı, son 4 hafta ise telefon temelli TR ile günlük olarak takip edilen yürüme programı uygulandı. Grup 1'e standart egzersiz programındaki egzersiz ve müdahaleler, Grup 2'ye ise; Grup 1'e ek olarak core stabilizasyon egzersiz programındaki egzersizler de verildi. Değerlendirmeler; ameliyat öncesi, ameliyat sonrası birinci, ikinci ve üçüncü aylarda TR ile yapıldı. Fonksiyonel düzey Western Ontario McMaster Üniversitesi Osteoartrit İndeksi (WOMAC) ile, ağrı şiddeti WOMAC'ın ağrı alt kategorisi ve Görsel Analog Skalası (GAS) ile, etkilenen diz eklem hareket açıklığı (EHA) Kopenhag Diz Eklem Hareket Açıklığı Skalası (KDES) ile, sağlık ile ilgili yaşam kalitesi Kısa Form-12 (KF-12) ile, genel yaşam kalitesi ise Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form (WHOQOL-BREF) ile, alt ekstremite kas kuvveti 30 Saniye Sandalyeye Otur-Kalk Testi ile ve lokomotor performans Merdiven Çıkma-İnme Testi ile değerlendirildi. Tedavi sonrası istatistiksel olarak anlamlı şekilde her iki gruptaki hastaların fonksiyonel düzeylerinde (WOMAC) iyileşme; ağrı şiddetlerinde (GAS ve WOMAC-Ağrı) azalma; etkilenen diz fleksiyon ve ekstansiyon EHA'da (KDES), sağlık ile ilgili ve genel yaşam kalitelerinde (sırasıyla KF-12 ve WHOQOL-BREF), alt ekstremite kas kuvvetlerinde (30 Saniye Sandalyeye Otur-Kalk Testi) ve lokomotor performanslarında (Merdiven Çıkmaİnme Testi) artış saptandı (p<0,05). Standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin istatistiksel olarak; fonksiyonel düzeyi, etkilenen diz ekstansiyon eklem hareket açıklığını, genel yaşam kalitesini, alt ekstremite kas kuvvetini ve lokomotor performansı geliştirmek için ek faydalar sağladığı (p<0,05) ancak etkilenen diz fleksiyon EHA'yı artırmak ve ağrı şiddetini azaltmak için ek fayda sağlamadığı (p>0,05) bulundu. TR ile uygulanan FTR programlarının ameliyat sonrası TDP hastalarında hasta bildirimli ve performansa dayalı sonuçları iyileştirmek için etkili olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca standart egzersiz programına eklenen core stabilizasyon egzersizlerinin fonksiyonel düzeyi, etkilenen diz ekstansiyon eklem hareket açıklığını, genel yaşam kalitesini, alt ekstremite kas kuvvetini ve lokomotor performansı geliştirmek için ek faydalar sağladığını ancak etkilenen diz fleksiyon eklem hareket açıklığını artırmak ve ağrı şiddetini azaltmak için ek fayda sağlamadığını düşünmekteyiz.
Diz osteoartritli bireylerde "Baecke habitual fiziksel aktivite anketinin" Türkçe uyarlamasının güvenirliğinin ve geçerliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, diz osteoartritli (OA) bireylerde Baecke Habitual Fiziksel Aktivite Anketi'nin (BHFAA) Türkçe versiyonunun güvenirliğini ve geçerliğini incelemektir. Çalışmaya, yaş ortalaması 61,69±7,0 yıl olan ve Kellgren - Lawrence tanı kriterlerine göre Evre 3 - 4 diz OA tanısı alan 109 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgiler kaydedildikten sonra, çalışma için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (UFA), Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanıldı ve adım sayıları akıllı saat kullanırak kaydedildi. Ölçeğin güvenirlik analiz için iç tutarlılık analizi ve test - tekrar test yöntemi kullanıldı. Test - tekrar test yöntemi için BHFAA 7 gün sonra tüm bireylere yeniden uygulandı. İç tutarlılığının hesaplanmasında Cronbach's Alfa (α), test - tekrar test güvenirliğin hesaplanmasında Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Katsayısı kullanıldı. Geçerlik analizi için açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Benzer ölçek geçerliği için UFA, WOMAC ve adım sayıları ile Spearman korelasyon analizi yapıldı. Güvenirlik analizinde iç tutarlılık için Cronbach Alfa katsayısı kullanıldı ve sonuç 0,50 olarak hesaplanarak orta düzeyde olduğu görüldü. Ölçeğin alt boyutları için Cronbach Alfa katsayısının; iş alt boyutu için 0,64, spor alt boyutu için 0,83 ve boş zaman aktiviteleri alt boyutu için 0,37 olduğu hesaplandı. Test - tekrar testte güvenirlik katsayısı 0,841 bulundu. BHFAA'nın yapı geçerliğinin belirlenmesinde Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA) yapıldı. DFA'ya göre iki tane maddenin yapıyı doğrulamadığı tespit edildi. AFA'ya göre ise ölçeğin 3 faktörlü olması gerekirken 4 faktörlü olduğu tespit edildi. Benzer ölçek geçerliği değerlerinde BHFAA ile UFA (r= 0,50), WOMAC (r= -0,24) ve adım sayısı (r= 0,67) arasında ortadan yükseğe doğru anlamlı korelasyonlar gözlendi (p=0,05). Tüm bu sonuçlar ile Türkçe'ye uyarlanan BHFAA'nın diz OA'lı bireyler için güvenilir ve geçerli bir araç olduğu gösterildi.
Sağlıklı ve diz osteoartritli bireylerde treadmill ve tartan pistte yürüme sonrası femoral kıkırdak kalınlığının değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde ve diz osteoartiritli (OA) hastalarda treadmill ve tartan zeminde yürüme sonrası akut femoral kıkırdak kalınlığı değişimini ölçmek ve sağlıklı bireyler ile diz OA'lı hastalar arasında kıkırdak kalınlığı değişimi açısından fark olup olmadığını karşılaştırmaktır. Pamukkale Üniversitesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Polikliniği'ne başvuran, Amerikan Romatoloji Derneği (ACR) kriterlerine göre diz OA tanısı konulan ve Kellgren Lawrence evreleme kriterlerine göre evre 1-2 olan 40 yaş üstü 30 hasta ile yaş ve cinsiyet olarak eşleştirilmiş 30 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan hastaların sosyodemografik özellikleri ve ayrıntılı öyküsü sorgulanarak kaydedildi. Tüm hastaların fizik muayeneleri ayrıntılı olarak yapıldıktan sonra kilosu ve boyu ölçülerek, vücut kitle indeksleri (VKİ) hesaplandı. Katılımcıların fiziksel aktivite seviyeleri Dünya Sağlık Örgütü'nün Küresel Fiziksel Aktivite Anketi (GPAQ) temel alınarak belirlendi. Sağlıklı bireylerin ve diz OA'lı hastaların hepsinin tüm yükleme koşullarını (treadmill ve tartan zeminde 30 dk yürüme) tamamladığı tekrarlanan ölçümler tasarımı kullanıldı. Bunun için sağlıklı bireylere ve diz OA hastalarına önce treadmill, bir hafta ara sonrası tartan zemin yürüyüşü yaptırıldı. Yürüme öncesi ve hemen sonrası femoral kıkırdak kalınlığı portable ultrasonografi (USG) (Clarius L7 HD Linear Scanner) ile ölçüldü. Yükleme sonrası tüm USG prosedürleri, katılımcıların dominant bacak dizlerinden, yükleme koşulunun ardından 5 dk içinde elde edildi. Çalışma sonucunda, sağlıklı bireylerde hem treadmill hem de tartan pistte yürüme sonrası yürüme öncesine göre medial femoral kondil, interkondiler ve lateral femoral kondil kıkırdak kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmış (p<0,001); treadmill yürüyüşü sonrası olan bu azalma tartan pist yürüyüşü sonrasına göre istatistiksel olarak daha fazla saptanmıştır (p<0,001). Diz OA'lı hastalarda hem treadmill hem de tartan pistte yürüme sonrası yürüme öncesine göre medial femoral kondil, interkondiler ve lateral femoral kondil kıkırdak kalınlığı istatistiksel olarak anlamlı derecede azalmıştır XI (p<0,001). Diz OA'lı hastalarda treadmill yürüyüşü sonrası sadece medial femoral kondil kıkırdak kalınlığındaki azalma, tartan pist yürüyüşü sonrası oluşan azalmaya göre istatistiksel olarak daha fazla saptanmıştır (p<0,05). Hem treadmill hem de tartan pist yürüyüşü sonrası sağlıklı bireylerde diz OA'lı hastalara göre medial femoral kondil, interkondiler ve lateral femoral kondil kıkırdak kalınlığında istatistiksel olarak daha fazla azalma saptanmıştır (p<0,001). Sonuç olarak, hem sağlıklı bireylerde hem de diz OA'lı hastalarda treadmill veya tartan pistte yürüme sonrası femoral kıkırdak kalınlığı azalmış olup, yürüme sonrası tartan pistte oluşan azalma treadmillde yürüyüş sonrasına göre sağlıklı bireylerde tüm kompartmanlarda; diz OA'lı hastalarda ise yalnızca medial femoral kondil kıkırdak kalınlığında daha az olmuştur. Tartan pistte yürüyüş treadmill yürüyüşüne göre diz ekleminde daha az kıkırdak kalınlık değişimine neden olmuştur. Bu sonuçların klinik anlamlılığının yorumlanabilmesi için, mekanik yüklenmenin getirdiği femoral kıkırdak kalınlığı azalmasındaki fizyolojik adaptasyon sınırı ile patolojik deformasyon sınırını belirleyecek ileri çalışmalara ihtiyaç vardır
Diz artroplastisi uygulanan hastalarda komponent yerleşiminin üç boyutlu analizi ve klinik sonuçlarla ilişkisinin değerlendirilmesi
Total diz protezi (TDP) imalatçıları kemik implant uyumu artırmak için tibia ve femurda uyumu arttırmaya yönelik çalışmalar yapmaktadır. Istirahatte ve günlük yaşam faaliyetleri sırasında rezidüel ağrı TDA sonrası hastanın memnuniyetsizliği önemli bir nedenidir. Hiçbir belirgin bir klinik veya radyolojik açıklaması olmadan ağrının kaynağının tespiti için daha sensitif görüntüleme yöntemleri ile daha fazla araştırma gerektirmektedir. Bizim hipotezimiz tibia ve femoral komponentin, koronal, sagital ve aksiyal Hizalama hataları ve rotasyonel dizilimi TDA sonrası sonuçları etkilediği ve özellikle simetrik komponentlerde asimetrik tibia platosunda posterolateralden taşma yapması ve buna bağlı ağrı ve klinik skorlarda azalmaya neden olmasıdır . Genellikle bunlar daha karmaşık ve pahalı tıbbi muayenelerden ağrının düzeyini belirlemek hekim için zordur. TDA postoperatif ağrı dolayısıyla temel bir öneme sahiptir. Yüz kırk altı 146 TDA uygulanan hastalanın verileri retrospektif olarak TDA sonrası 45.2 ± 9.5 ayda femoral ve tibial komponent koronal sagital ve aksiyel dizilimi BT'de ölçüldü ve hastaların sonuç skoru ile karşılaştırıldı. 101 hastada tibia posterolateral çıkıntısı olduğu ve 76 hasta femur lateralde çıkıntı olduğu ve öellikle tibia posterolateral taşmanın fonksiyonel sonuç ve ağrı skorunu azalltığı bulundu. Bu çalışma aşırı boyutlandırma ve malingmentın TDA kötü klinik sonuçlara yol açabilileceğini klinik olarak doğruluyor ve özellikle posterolateralde taşma yapılmamamsına dikkat çekmektedir. Klinik sonuçları cerrahların implantasyon sırasında implantları büyük boy değil dikkat etmelidir ve bu normalden fazla sözde açıklanamayan ağrı durumunda ekarte edilmesinde fayda vardır.
Rat osteoartrit modelinde farklı intraartiküler enjeksiyon tedavilerinin yürüme analizi ile değerlendirilmesi
Gelişen tıp ile birlikte günümüzde insan ömrü ve yaşlı nüfus oranı giderek artmaktadır. İnsan ömrünü uzatabilmenin yanında bu uzun ömür boyunca kişilerin fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak sağlıklı ve konforlu kalabilmeleri de tıp biliminin amaçlarındandır. Yaşlanmayla kişilerde kronik hastalıkların sayısı artmakla birlikte kişinin fiziksel güç ve performans kapasitesi azalmaktadır. Yürüme, bir yerden bir yere hareket etmek amacıyla, en az biri her zaman yer ile temas halinde olacak şekilde, destek ve ilerlemek için iki bacağın birlikte kullanılması eylemidir. Yaşlanma sonucu fiziksel kapasitenin azaldığı insan bedeninde yürüme süresi, yürüme mesafesi ve yürüyüş döngüsünde olumsuz yönde değişiklikler olması kaçınılmazdır. Bu olumsuz değişimlere bazı dejeneratif hastalıklar direk olarak etki etmektedir. Osteoartrit (OA) yaşlanmayla birlikte görülme sıklığı artan yaygın bir eklem hastalığıdır. En sık etkilenen eklem diz eklemidir ve bu hastalığın diz ekleminde neden olduğu ileri derece gonartroz hastalarda hayat standartlarını çok düşürmekte, büyük bir ağrı kaynağı olmakla birlikte hastaların dengeli ve rahat şekilde hareket edebilme yeteneklerini ellerinden almaKtadır. Bunu hem yarattığı deforme ve ağrılı eklemin hareket açıklığını kaybetmesiyle hem de eklemdeki propriyosepsiyon hissinin azalmasıyla gerçekleştirmektedir. OA tedavisinde günümüzde öncelikli olarak konservatif yöntemler kullanılmakta olup bu yöntemlerin önemli bir kısmını ise İA enjeksiyonlar oluşturmaktadır. Mevcut kullanımda olan kortikosteroid, hyalüronik asit, PRP gibi ajanlara ek olarak çalışmamızda ASTA molekülü de, MİA ile indüklenen OA'lı rat modelleri üzerinde denenmiştir. Tüm bu uygulamaların öncesi ve sonrasında Catwalk cihazı üzerinde ratlar yürütülerek veriler kayıt altına alınmıştır. Sonuçlar ele alındığında öncelikle Catwalk cihazının OA'lı rat deney modellerinde uygun bir yöntem olduğunu gördük. Sonrasında ise MİA'nın fizyopatolojik olarak dejeneratif OA'i taklit etmesi nedeniyle rat OA modellemesinde uygun bir kimyasal ajan olduğunu tespit ettik. Çalışmamızın başka bir sonucu ise, OA sonrası yapılan tüm İA enjeksiyon gruplarında klink olarak düzelme olduğunu gördük. Son olarak güçlü bir antioksidan olan, OA tedavisinde İA enjeksiyon olarak kullanımı henüz deneme aşamasında olan ASTA molekülünün rat OA modelleri üzerinde anlamlı düzelmeler sağladığı görüldü. Bunu sonucunda ileride ASTA tedavisinin, mevcut olarak kullanılan tedavilere alternatif olarak kullanılabileceği tahmin edilmektedir.
Total diz artroplastisi sonrası postoperatif analjezi için intravenöz düşük doz ketamin infüzyonunun kullanımı: Morfin tüketimini azaltan en uygun doz hangisi?
Amaç: Bu çalışmada TDA planlanan hastalara postoperatif analjezi amacı ile iki gün farklı dozlarda sürekli i.v. ketamin infüzyonu yapılması sonucu morfin tüketimini azaltan optimal dozun bulunması ve bununla beraber yan etkiler, taburculuk süresi, hasta memnuniyeti ve derlenmenin değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra, TDA planlanan ASA I-III, 18 yaş üzeri 75 kadın çalışmaya alındı. Çalışma prospektif, randomize, çift kör yürütüldü. Spinal anestezi sonra Grup I, Grup II ve Grup III'teki 25'er hastaya sırasıyla 2 μg, 4 μg, 6 μ/kg/dk i.v. başlanan ketaminin cerrahi bitiminde yarıya düşürülerek postoperatif 48. saate kadar uygulandı. Postoperatif analjezi HKA morfinle sağlandı. Uygulama boyunca vitaller, komplikasyonlar, morfin tüketimi, VAS, taburculuk süresi, aktif diz fleksiyonunun 90° olduğu günle hasta memnuniyeti kaydedildi. Bulgular: Demografik ve hemodinamik veriler bakımından gruplar arasında fark yoktu. Bu çalışmada Grup III (38,96 ± 6,08 mg), Grup II (45,52 ± 8,23mg) ve Grup I'in (53,92 ± 5,49 mg) 48 saatlik kümülatif morfin tüketimleri arasındaki farklılık anlamlıydı (p=0,001). Grup III; Grup II ve Grup I'e kıyasla %27; Grup II, Grup I'e göre %15 daha az morfin kullandı. Postoperatif takip süreçlerinde grupların hareketsiz VAS<40mm. Hareketli VAS 12. saatteki ve taburculuk süresi Grup II'de Grup I'e göre daha etkili ve anlamlı bulunurken, postoperatif 6, 12, 24, 48. sa. ve 6.haftada hareketsiz VAS, 6 ve 12. saatte hareketli VAS, taburculuk süresi ve aktif diz fleksiyonu sadece Grup III dozunda Grup I'e göre daha etkindi (p≤0,05). Sonuç: Bu çalışmada TDA'nın postoperatif yönetiminde yan etki görülmeden optimal analjezi ve rehabilitasyon sağlayacak morfin tüketimini azaltan optimal ketamin dozunun Grup III olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Total diz artroplastisi, ketamin, morfin, postoperatif analjezi
Total diz protezinde medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun sonuçlarının karşılaştırılması
Giriş ve Amaç: Total diz protezi ortopedik cerrahide en sık uygulanan ameliyatlardan biridir. Ameliyat sonrası komplikasyonları en aza indirmek ve hasta memnuniyetini arttırmak temel hedeflerden biri olmalıdır. Amacımız diz protezinde sıklıkla kullanılan iki insizyon olan medial parapatellar insizyon ile subvastus insizyonun patellofemoral komplikasyonlarla ilişkisini araştırmak ve hasta memnuyetini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada hastanemize 2010 - 2020 yılları arasında başvuran, osteoartrit tanısı konulmuş ve total diz protezi yapılmış olan ve takiplerine devam edilmiş olan 488 hastayı değerlendirdik. Bunlardan 242 tanesine medial parapatellar(%49.6), 246 tanesine ise subvastus insizyon (%50.4) kullanılarak total diz protezi yapılmıştı. Bu iki hasta gurubunu anterior diz ağrısı, patellar tilt, lateral retinakular gevşetme ihtiyacı, insall salvati indeksi ve womac skoru açısından karşılaştırdık. Bulgular: MPP veya SV insizyon ile total diz protezi uygulanan hastalar demografik özellikleri açısından karşılaştırıldığında iki gurup arasında yaş(p:0,186), cinsiyet(p:0,769), sigara kullanımı(p:0,607), BMI(p:0,051), eşlik eden hastalıklar (p:0,509) bakımından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Subvastus insizyonda lateral retinakular gevşetme ihtiyacının (p:0,001), insall salvati indeksinin (p:0,001) ve patellar tiltin (p:0,001) MPP insizyona göre belirgin olarak daha az olduğu saptandı. İki gurup arasında anterior diz ağrısı (p:0,087) ve WOMAC skorları(0,052) açısından anlamlı bir farklılık saptanmadı. Sonuç: Subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonlar bakımından medial parapatellar insizyona göre avantajlıdır. Fakat bu avantajlara rağmen hastaların womac skorlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Dolayısıyla subvastus insizyon patellofemoral komplikasyonları azaltsada total diz protezinin başka komplikasyonlarını arttırmış olabilir. Bunun için iki insizyonu farklı komplikasyonlar açısından karşılaştıran çalışmalar da yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Total diz protezi, medial parapatellar insizyon, subvastus insziyon
Yüzme egzersizinin eklem hareket açıları üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, yüzme egzersizinin eklem hareket açıları üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmanın araştırma modeli olarak tek gruplu ön test-son test deseni kullanılmıştır. Araştırmamıza Çorum Belediyesi Buhara Kültür Merkezi kurslarına kayıt olan daha önce yüzme eğitimi almamış, velilerinden bilgilendirilmiş gönüllü veli olur formu (BGOF) alınan 7-9 yaş aralığındaki 20 kız öğrenci seçilmiş ve çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya katılanların boy, kilo ve beden kütle indeksleri ölçüldü. Eklem hareket açıları, fotoğraf görüntüleme yöntemi ile imageJ programına aktarılarak veriler oluşturuldu. Grubun egzersiz öncesi ve sonrası ölçümleri alınarak elde edilen verilerin tüm istatistiksel analizleri IBM SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılarak analiz edildi. Elde edilen bulgular incelendiğinde grubun egzersiz öncesi ve sonrası değerler arasında üst ekstremite verilerinden SEF, SEE, SLEF, SLEE, LF, SF, SE, SOF, SOE, SLOF, SLOE, SOADD, SOABD, SLOADD ve SLOABD' nin (p<0,05) olmasından dolayı anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Alt ekstremite ön test ve son test verilerine bakıldığında, SAPF, SLAPF, SLADF, SKF, SKE, SLKF, SLKE, SKADD, SKABD, SLKADD, SLKABD (p<0,05) olduğundan dolayı anlamlı bir farklılık görülmüştür. Bu parametrelerin dışında kalan SADF verilerinde ise (p>0,05) olduğundan dolayı anlamlı bir fark bulunamamıştır. Tüm bu istatiksel sonuçlar göz önüne alındığında yüzme egzersizlerinin eklem hareket açıları üzerinde önemli düzeyde pozitif bir etkiye sebep olduğu görülmüştür. Bu verilerin sonuçlarından yola çıktığımızda eklem hareket kısıtlığı yaşayan bireylerde veya eklem hareket açısının biyomekaniksel açıdan tekniklerin uygulamasında önemli olduğu branşlar içerisinde yüzme egzersizlerine antrenman programı içerisinde daha fazla yer verilmesi gerektiği düşüncesindeyiz. Bu etkilerin daha kapsamlı bir şekilde ortaya koyulabilmesi açısından çalışmanın farklı yaş gruplarında ve daha geniş örnek evrenle çalışılmasının literatüre katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kavramlar: Yüzme, Eklem Hareket Açısı, Image J Bilim Kodu:130101
Diz osteoartritli hastalarda fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerinin incelenmesi
Bu çalışma, evre 2 ve 3 diz OA'lı bireyler ile sağlıklı bireylerin ağrı, fiziksel performans, fonksiyonel durum, yürüme ve denge parametrelerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya ACR (American College of Rheumatology) kriterlerine göre evre 2 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 49,24±8,22yıl), evre 3 düzeyinde 17 (yaş ortalaması 45,47±4,27yıl) diz OA'lı kadın ve sağlıklı 34 kadın (yaş ortalaması 47,35±6,73yıl) olmak üzere toplam 68 kişi dahil edilmiştir. Demografik veriler kaydedildikten sonra çalışmaya katılan tüm bireylerin ağrı şiddeti (Görsel Analog Skalası), Q açısı, normal eklem hareketi (gonyometre), fiziksel performans testleri (Otur Kalk Testi, Kalk ve Yürü Testi, 20 metre yürüme testi), yaşam kalitesi (Nottingham Sağlık Profili), fonksiyonel durum(WOMAC Osteoartrit İndeksi), denge (Berg Denge Ölçeği) ve yürüme parametreleri (Zebris-FDM-2 platformu) değerlendirilmiştir. Çalışma ve kontrol grubu karşılaştırıldığında; ağrı şiddeti, normal eklem hareketi, fiziksel performans testleri, denge, yaşam kalitesi, fonksiyonel durum ve yürüyüş parametreleri açısından çalışma grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Aynı zamanda Evre 2 diz OA'lı bireyler ile evre 3 diz OA'lı bireylerin ağrı şiddeti ve yaşam kalitesi ağrı alt skalasında Evre 2 lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu çalışmanın sonuçları diz OA'lı kişilerin ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesi ile ilişkili sağlık durumlarının sağlıklı kişilere göre olumsuz yönde etkilendiğini, ancak farklı 2 evredeki osteoartritli bireylerin ölçüm sonuçlarının benzer olduğunu (yaşam kalitesi ile ilişkili ağrı değerlendirmesi dışında) göstermiştir. Bu çalışmanın sonucu diz osteoartritli bireylerin günlük yaşamlarının sağlıklı bireylere göre farklı boyutlarda olumsuz yönde etkilendiğini göstermesi açısından önemlidir. Bu nedenle bu hastaların değerlendirme ölçeklerinin seçilmesinde ve tedavinin planlanması aşamasında hastalık modelinden ziyade bireye özgü yaklaşım modelinin göz önünde bulundurulması oldukça önemlidir.
Diz osteoartiti olan yaşlılarda çörek otu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomlarına etkisi
Bu çalışmada Diz Osteoartriti (OA) olan yaşlı bireylerde çörekotu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek ve bu iki uygulamanın hangisinin daha etkin olduğunu araştırmak amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak planlanan çalışma toplam 150 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler bir üniversite hastanesinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesinde ayaktan tedavi gören, 65 yaş üstü, Mini Mental Test sonrası algılamasında sorunu olmayan katılımcılardan oluşturmaktadır. Randomizasyon sonrası katılımcılar her grupta 30 katılımcı olmak üzere beş gruba ayrıldı. Gruplar; 1) Çörek Otu ile Refleksoloji, 2) Placebo Refleksoloji, 3) Çörekotu ile Diz Masajı, 4) Placebo Diz Masajı ve 5) Kontrol gruplarından oluşmaktaydı. Katılımcılara "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Kellgren ve Lawrence", "Ağrı-Visual Analog Skala (A-VAS)", "Yorgunluk Şiddet Skalası ve Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index "WOMAC" uygulandı. Uygulama gruplarındaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada bir seans 30 dk. süren uygulama yapıldı. Kontrol grubuna ise; bir girişim yapılmayarak rutin tedavi ve bakıma devam etmesi sağlandı. Katılımcılara 1. ve 6. haftalarda soru formları uygulanarak veriler toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde IBM Statistical Package for Social Sciences 22.0 yazılımından yararlanılmıştır. Değişkenler bağımsız iki gruptan oluşuyorsa ve normal dağılıyorsa Parametrik testlerden Independent Sample t testi veya veriler normal dağılmıyorsa Non-parametrik testlerden Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bununla birlikte üç ve daha fazla gruptan oluşuyorsa ise ANOVA veya Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. OA hastalarında çörek otu yağı ile yapılan ayak refleksolojisi ve diz masajının, yağ kullanılmadan yapılan gruba göre ağrı ve yorgunluk şiddetini daha çok azalttığı, tüm gruplarda ise; çörek otu ile yapılan ayak refleksolojisinin ağrı ve yorgunluk şiddetini en etkin azalttığı belirlenmiştir.
Patellofemoral ağrıda şok dalga tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada patellofemoral ağrı (PFA) şikâyeti olan hastalarda ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) uygulamasının ağrı ve diz ekleminin fonksiyonel kapasitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yaşları 18-45 arasında olan 36 gönüllü Egzersiz (n=12), Egzersiz + ESWT (n=12) ve ESWT (n=12) gruplarına randomize edilmiştir. Egzersiz grubunda yer alan gönüllülere PFA'ya yönelik ev egzersiz programı verilmiştir. ESWT grubundakilere 5 günde bir toplam 5 seans patellofemoral eklem ve çevresine radial şok dalga tedavisi uygulanmıştır. Başlangıç dozu 1.8-2 bar, 2000 atım, 8 Hz olarak planlanmış olup hasta tolere edebildiği sürece, her seansta 0.2 bar ve 200 atım arttırılarak devam edilmiştir. Egzersiz + ESWT grubundakilere her iki tedavi de uygulanmıştır. Gönüllülerin tedavi öncesi ile tedavi sonrası 1. ve 8. haftalarda ağrı durumu görsel analog ölçeği (VAS), dizin fonksiyonel durumu ise Kujala skorlaması ile değerlendirilmiştir. Ayrıca tedavi öncesi ve sonrası izokinetik dinamometrede 60˚ fleksiyonda kuadriseps izometrik kuvveti ölçülmüştür. Tedavi sonrası 1. ve 8. haftalarda tedavi öncesine göre her üç grupta da VAS skorlarında istatistiksel olarak anlamlı azalma (p<0.001), Kujala skorlarında ise istatistiksel olarak anlamlı bir artış (p<0.01-0.001) tespit edilmiştir. Her üç grup arasında tedavi öncesi ile tedavi sonrası 1. ve 8. haftalarda VAS ve Kujala skorlarındaki değişim açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır (p>0.05). Tedavi öncesi ile tedavi sonrası kıyaslandığında sadece Egzersiz grubunda 60˚ fleksiyonda kuadriseps izometrik kuvvetinin pik torkunda istatistiksel olarak anlamlı bir artış tespit edilmiştir (p<0.001). Egzersiz + ESWT ile ESWT grubunda tedavi öncesi ile sonrası arasında 60˚ fleksiyonda kuadriseps izometrik kuvvetinin pik torkunda istatistiksel olarak anlamlı bir değişim tespit edilmemiştir (p>0.05). Bu çalışmanın sonucunda ESWT'nin PFA tedavisinde ağrının azalmasında ve dizin fonksiyonel kapasitesinin iyileşmesinde etkili olduğu; ancak egzersiz tedavisine göre tek başına ya da egzersiz tedavisiyle beraber uygulandığında bir üstünlüğü olmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca ESWT'nin 60˚ fleksiyonda diz izometrik kuvvetine olumlu ya da olumsuz bir etkisinin olmadığı söylenebilir. ESWT'nin PFA tedavisindeki etkinliğini değerlendiren daha çok sayıda randomize kontrollü çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: patellofemoral ağrı, ekstrakorporeal şok dalga tedavisi, kuadriseps izometrik kuvveti
Medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotominin posterior tibial eğim açısına etkisi
Eklem kıkırdağı ve subkondral kemik yıkımı ile yapımı arasında ilişkinin bozulması ile meydana gelen hastalığa osteoartrit (OA) denir. Tek kompartman osteoartritine en sık sebepler genel olarak mekanik aks kaynaklı sorunlardır. Varus dizlerde genellikle medial kompartman artrozu görülür ve çizilen mekanik aks eklemin medialinden geçer. Bu problemin çözülmesi için medial kompartmana binen yükü azaltmak ve yük dağılımını eşitlemek için yüksek tibial osteotomi (YTO) tekniği gündeme gelmiştir. Çalışmamızın amacı medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan hastalar posterior tibial eğim açısının değişimini incelemektir. Çalışma 2018-2023 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi ortopedi ve travmatoloji bölüme diz ağrısı nedeni ile başvuran, çekilen direk grafilerde medial kompartmanda varus deformitesi olan, bu nedenle medial açık kama yüksek tibial osteotomi ve lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi yapılan 63 hasta üzerinden gerçekleşmiştir. Lateral grafi üzerinden her grubun posterior tibial eğim açıları ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda gruplar birbirleri arasında istatistiksel olarak kıyaslandı. Medial açık kama osteotomi (MAKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 8,08 ± 3,93 ve Post-op PTEA değeri 9,26 ± 4,03 olarak bulunmuştur. Buna göre MAKO yapılan hasta grubunda ameliyat öncesi ile ameliyat sonrası arasında PTEA arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Lateral kapalı kama osteotomi (LKKO) yapılan hasta grubunda Pre op PTEA değeri 7,75 ± 3,43 ve Post-op PTEA değeri 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur (p>0,05). MAKO yapılan grubun ameliyat sonrası posterior tibial eğim açıları ortalaması 9,26 ± 4,03 iken, Ameliyat sonrası LKKO yapılan grubun PTEA ortalaması 6,71 ± 3,55 olarak bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı farklılık oluştuğu görülmüştür p<0,05). Medial açık kama yüksek tibial osteotomi sonrası posterior tibial eğim açısının arttığı görülmüş ve bu sonucun literatür ile uyumlu olduğu sonucuna varılmıştır. Lateral kapalı kama yüksek tibial osteotomi sonrası ameliyat öncesi posterior tibial eğim açısı ile ameliyat sonrası eğim açısında fark olduğu ve kapalı kama yüksek tibial osteotomide eğimin azaldığı çalışmamızda gösterilmiş ve literatür ile desteklenmiştir.
Spinal anestezi altında diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi
Spinal anestezi altında total diz protezi operasyonu yapılan hastalarda uygulanan preoperatif sedasyonun postoperatif analjezi düzeyine etkisi Amaç: Bu çalışmada spinal anestezi uygulanan hastalarda, midazolam sedasyonuna eklenen düşük doz ketaminin, postoperatif analjezik etkinliğini araştırmak hedeflendi. Çalışmamızda araştıracağımız primer sonuç, preoperatif verilen ketaminin postoperatif ilk 24 saat içindeki analjezik tüketimine ve bulantı - kusma insidansına etkisidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, hastanemiz etik kurulundan onay alındıktan sonra erişkin yaş grubunda diz protezi operasyonu geçirecek ASA I-II risk grubundaki 48 hastada gerçekleştirildi. Hastaların preoperatif yazılı onamları alındı. Prospektif, randomize, çift-kör planladığımız bu çalışmada hastaları, Ketamin ve kontrol olmak üzere 24'er kişiden oluşan 2 gruba ayırdık. Kontrol grubu hastalara 0.03 mg/kg midazolam ile Ketamin grubu hastalara 0.01 mg/kg midazolam ve 0.3 mg/kg ketamin (10 dakikada) ile sedasyon sağlandıktan sonra; 15 mg % 0.5 hiperbarik bupivakain ile L3-4 veya L4-5 aralığından spinal anestezi uygulandı. Her iki gruba da intraoperatif sedasyon ihtiyacı durumunda (hastayı Ramsey Sedasyon Skalasına göre 3 düzeyinde tutacak şekilde) 0.5 mg'lık dozlar halinde (3 - 5 dk beklenerek) midazolam i.v uygulandı. Duyusal blok, soğuk-sıcak ayrımı; sempatik blok, pinprick testi; motor blok, bromage skalası ile değerlendirildi. Duyusal blok T10 düzeyine yükselince ameliyata izin verildi. Preoperatif, intraoperatif ve postoperatif hemodinamik parametreler izlendi, kaydedildi. Postoperatif her iki gruba da hasta kontrollü analjezi yöntemiyle i.v morfin 24 saat süreyle uygulandı. Postoperatif Visuel Analog Scala, toplam morfin tüketimi, komplikasyon, yan etkiler ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. Bulgular: Yaş ortalaması 66 ± 7 yıl olan 45 hasta çalışmaya alındı. Üç hasta cerrahi komplikasyon nedeni ile çalışmadan çıkarıldı. Gruplar arasında demografik veriler, anestezi süresi ve cerrahi süre, duyusal blok başlangıç süresi, motor blok gerileme süresi, uyku kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ketamin grubunda total morfin tüketimi, 2, 4, 6, 12 ve 24. saatlerdeki VAS düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p < 0.05). Sonuç: Preoperatif verilen düşük doz ketamin, VAS skorlarını, bulantı - kusma insidansını ve postoperatif morfin tüketimini anlamlı derecede azaltmıştır. Anahtar sözcükler: ketamin, spinal anestezi, morfin, hasta kontrollü analjezi.
Ağrıyla ilişkili sakatlık indeksinin Türkçe sürümünün geçerlilik ve güveniirliği
Bu çalışma Ağrıyla ilişkili Sakatlık İndeksi (AİSİ)'nin Türk toplumuna uyarlanması, geçerlik ve güvenilirliğinin araştırması amacıyla planlandı.Bu amaçla, polikliniğimize başvurmuş ACR kriterlerine göre diz osteoartriti tanısı almış, diz AP/LATERAL mukayeseli grafileri mevcut olan 151 hasta çalışmaya alındı. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri kaydedildi. Tüm olgular tek bir fiziksel tedavi ve rehabilitasyon doktoru tarafından ayrıntılı şekilde muayene edildi. Olguların istirahatte, harekette ve muayene esnasında olan ağrıları visüel anolog skala ile değerlendirildi. Yine tek bir doktor tarafından vakaların mevcut diz grafileri Kellgren-Lawrence derecelendirmesine göre evrelendirildi.Tüm katılımcılara tek bir doktor tarafından AİSİ, WOMAC, SF-36 anketleri okunarak, katılımcıların anketleri doldurması sağlanmıştır.Test-tekrar test güvenilirliğin belirlenmesi amacıyla katılımcılardan 103 hastaya ilk değerlendirmeden 5 gün sonra tekrar AİSİ uygulandı.Ölçeğin güvenilirliği; iç tutarlılık, ve test-tekrar test güvenilirliği ile değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular ölçeğin Türkçe formunun iyi derecede güvenilir olduğunu göstermiştir.Geçerlik analizinde AİSİ'nin, SF-36 ve WOMAC'ın benzer alt skalaları ile korelasyonunun oldukça yüksek olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak; bizim çalışmamız AİSİ'nin Türk toplumunda yüksek derecede geçerli ve güvenilir olduğunu göstermiştir.
Ön çapraz bağ anteromedial ve posterolateral bandlarının fleksiyon ve ekstansiyondaki uzunluk farkları (Kadavra çalışması)
Amaç: Çalışmamızda ön çapraz bağın AM ve PL bandlarının fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunluklarını ölçmeyi ve istatistiksel olarak incelemeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumunda 10 kadavranın hem sağ hem de sol dizi olmak üzere toplam 20 kadavra dizi üzerinde çalışıldı. 10 kadavranın hepsi erkekti (%100). Diz anterior longitudinal insizyonla girildi. Cilt, cilt altı geçildikten sonra medial parapatellar insizyonla diz eklemine ulaşıldı. Ön çapraz bağ AM ve PL bandlarınının fleksiyon ve ekstansiyondaki uzunlukları milimetrik fleksibl cetvel kullanılarak ölçüldü. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistiksel çalışmada wilcoxon testi kullanıldı.Bulgular: Ortalama yaş 46.5'tu (32-62). AM ve PL bandların fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunlukları arasında anlamlı fark saptandı (p<0,05). Ön çapraz bağın AM ve PL bandlarının boyları fleksiyon ve ekstansiyonda istatistiksel olarak anlamlı olarak değişmektedir. ÖÇB'nin AM ve PL bandlarının fleksiyon ve ekstansiyon esnasında oluşan uzunluk farkları birbirleri arasında incelendiğinde ise anlamlı fark saptanmadı (z=0,085, p=0,932).Tartışma ve Sonuç: Çalışmamızda AM ve PL bandların fleksiyon ve ekstansiyon esnasındaki uzunlukları istatistiksel olarak anlamlı değiştiği görüldü. Tek bant yöntemi ile yapılan ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunda ön çapraz bağın sadece anteromedial bandı rekonstrükte edilir. Çift bant tekniğinde ise ön çapraz bağın hem anteromedial hem de posterolateral bandları rekonstrükte edilmektedir. Çift bant tekniği ile yapılan ön çapraz bağ rekonstrüksiyonunun ön çapraz bağ fonksiyonel anatomisine daha fazla uyacağını ve stabiliteye daha fazla katkı sağlayacağını düşünüyoruz. AM ve PL bandlar farklı fleksiyon derecelerinde farklı davranış sergilerler ve uzunluklarında farklılıklar meydana gelir. Ön çapraz bağ yaralanması olan hastalarda ön çapraz bağ rekonstrüksiyon tekniği belirlenirken bu bilgilerin göz önünde bulundurulması gerektiğini düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Ön çapraz bağ, anteromedial bant, posterolateral bant, uzunluk farkları.
İzole menisküs yırtıklarında artroskopik menisektomi
İZOLE MENISKUS YIRTIKLARINDA ARTROSKOPIK MENİSEKTOMİ ÖZET: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi, Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalında Kasım 1990 ile Mayıs 1996 tarihleri arasında, izole meniskus yırtığı nedeniyle artroskopik menisektomi uygulanan ve en az 6 aylık takipleri bulunan 218 hastanın 232 dizinin fonksiyonel skorları Lysholm, aktivite düzeyleri ise Tegner kriterlerine göre değerlendirildi. Ayrıca postoperatif 1 yıldan fazla takip edilen olguların diz grafileri çekilerek Fairbank radyolojik dejenerasyon bulguları açısından, preoperatif grafileri ile kıyaslanarak değerlendirildi. Bu çalışma ile hastaların yaşı, preoperatif semptomatik sürenin uzunluğu, yırtığın tipi ve eklem kıkırdak dejenerasyon düzeyinin fonksiyonel sonuçlar üzerinde etkili olduğu, radyolojik dejenerasyon bulguların ilerlemesi ise çıkarılan meniskus miktarı ile ilgili olduğu sonucuna varıldı. Artroskopik menisektominin tatminkar fonksiyonel sonuçları ve düşük morbidite ile komplikasyon oranı, yöntemin tercih edilen bir prosedür olmasındaki en önemli faktörlerdir. Meniskus yırtıklarının tedavisinde, önemli fonksiyonları nedeniyle, parsiyel menisektomi gibi meniskusları korumaya yönelik girişimlerin tercih edilmesi gerektiği kanısındayız. Anahtar kelimeler: artroskopi, menisektomi, meniskus yırtığı. ARTHROSCOPIC MENISCECTOMY IN ISOLATED MENISCAL TEARS SUMMARY: Between November 1990 - May 1996, 232 knees of 218 patients underwent arthroscopic meniscectomy for isolated meniscal tear in the Department of Orthopaedics and Traumatology of Çukurova University, Faculty of Medicine. Patients who followed minimum of 6 months were evaluated by Lysholm's functional scores and Tegner criterions of activity level. Preoperative and the latest postoperative knee roentgenograms of patients followed more than 1 year were also compared according to Fairbanks degenerative X-ray findings. As a result of this study, it is concluded that functional scores were all affected by age, preoperative symptomatic duration, tear type and degeneration level of cartilage. Moreover derangement of radiological findings of degeneration was directly proportional to the amount of meniscus removed. Satisfactory functional results, low morbidity and complication rates are the main factors that popularized arthroscopic meniscectomy. Since the functions of the meniscii are very important, procedures like partial meniscectomy should be prefered in meniscal tear treatment. Key words: arthroscopy, meniscectomy, meniscal tears. 57
Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan Lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan Tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmas
Amaç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikam ile intravenöz olarak uygulanan tenoksikamın postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmasını amaçladık.Gereç ve Yöntem: Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç Klinik Araştırmalar Etik Danışma Kurulu onayı ve hastaların sözlü-yazılı onayı alındıktan sonra diz artroskopisi uygulanacak 50 hasta çalışmaya alındı. Tüm olgulara standart genel anestezi indüksiyonu ve idamesi uygulanarak rastgele iki grup oluşturuldu. Grup I'de 8 mg lornoksikam intravenöz olarak turnike açılmadan 10 dakika önce uygulandı, grup II'de 20 mg tenoksikam turnike açılmadan 10 dakika önce intravenöz olarak uygulandı. Postoperatif 30., 60., 120., 240. dakikalarda VAS dinlenmekle ve hareketle değerlendirildi. VAS 5 ve üzerindeki değerlerde ek analjezik uygulandı. Analjezik uygulama saatleri kaydedildi. Ayrıca postoperatif bulantı ve kusma takibi yapıldı.Bulgular: Grupların demografik özellikleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark saptanmadı (p>0,05). Gruplarda postoperatif analjezi değerlendirildiğinde; kaydedilen dinlenmekle ve hareketle 30.,60.,120.,240. dakika vizüel analog skala değerlerinde her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,945, p=0,693, p=0,596, p=0,044, p=0,492, p=0,461, p=0,084, p=0,024). Postoperatif bulantı kusma yönünden ve ek analjezik gereksinimi açısından gruplar değerlendirildiğinde gruplar arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05)Sonuç: Diz artroskopilerinden sonra intravenöz olarak uygulanan lornoksikamın ve tenoksikamın etkin bir postoperatif analjezi sağladığı düşünüldü. İntravenöz olarak uygulanan her iki yöntemde de dinlenme ve hareketle ağrıların zaman içerisinde istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptanmasına rağmen bu azalmanın uygulanan ilaçlar arasında anlamlı farklılık yaratmadığı gözlemlendi.Anahtar Sözcükler: Nonsteroid antiinflamatuar ilaç, lornoksikam, tenoksikam, postoperatif ağrı
Diz eklemi protezinin tasarımı için gerekli antropometrik ölçümler
Amaç:Bu çalışmanın amacı, diz eklemine yönelik ideal protez tasarımı için kuru kemik ve canlıda antropometrik ölçümleri elde etmektir.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı laboratuvarlarında bulunan 109 adet femur ve 119 adet tibia'da antropometrik ölçümler yapıldı. Ayrıca 55-65 yaş arası 58 gönüllü kişide antropometrik ölçümler gerçekleştirildi. Kuru kemik ölçümlerinde dijital kaliper ve plastik gonyometre kullanıldı. Canlıdaki ölçümlerde antropometrik set, gonyometre, dijital kaliper, mezura ve boy ölçerli mekanik tartı kullanıldı. İstatistiksel analizler SPSS 17 programı kullanılarak yapıldı.Bulgular: Femur'a ait ölçümlerde; medio-lateral genişlik doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilere kıyasla küçük; antero-posterior uzunluk doğu ve batı toplumundakilerden küçük, sulkus interkondilaris genişlikleri doğu toplumundakilere benzer, batı toplumundakilerden büyük bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında sadece kollodiafizer açıda anlamlı fark görüldü. İnterkondiler fossa genişliği hariç diğer ölçümler arasında kuvvetli ilişki saptandı (p<0.001). Tibia'ya ait ölçümlerde; antero-posterior uzunluk ve medio-lateral genişlik batı toplumuna göre küçük, doğu toplumuna yakın bulundu. Sağ ve sol taraf kıyaslandığında; sağ taraftaki ölçümler daha büyüktü. Canlıda yapılan ölçümlerde kadınların sağ ve sol Q açısı erkeklerden daha dar bulundu. Boy ile diz ROM'u arasında pozitif korelasyon (p<0.001), kilo ve vücut kitle indeksi ile diz ROM'u arasında negatif korelasyon (p<0.001), boy ile Q açısı arasında zayıf korelasyon bulundu (p<0.001). Kadınlarda erkeklere göre; biiliak çap, uyluk ve bacak çevresi daha büyük, ROM ve Q açısı daha dar, tibia ise daha kısa idi.Sonuç: Total diz artroplastisinin başarısı, operasyon sırasında ölçüm ve kesilerin hatasız yapılması ve uygun ebatta komponent seçimine bağlıdır. Rezeke kemik yüzeyi ile protez arasındaki uyumsuzluğu en az seviyeye indirebilmek için; diz eklemini oluşturan kemiklerde ve osteoartrit prevelansının yüksek olduğu 55-65 yaş arası bireylerde ırk, yaş ve cinse özgü anatomik ve morfolojik farklılıkları dikkate alarak yapılan bu antropometrik ölçümlerin hem ortopedik cerrahlar hem de diz protezi tasarımını yapanlar için yol gösterici olacağı düşünülmektedir.Anahtar Sözcükler: antropometrik ölçümler, diz morfometrisi, femoral komponent tasarımı, tibial komponent tasarımı
Total diz protezinde postoperatif hasta kontrollü analjezide levobupivakain levobupivakain-morfin ile femoral sinir bloğu
Total Diz Protezinde Postoperatif Hasta Kontrollüanaljezide Femoral Sinir Kateterinden Levobupivakain ve Levobupivakain-Morfinin Karşılaştırılması Amaç: Total diz protezinde ultrasaund eşliğinde femoral sinir bloğu ile birlikte postoperatif hasta kontrollü analjezide femoral sinir kateteri yoluyla levobupivakain (% 0.5) ve levobupivakain (% 0.5) + morfin (1 mg) uygulamasının operasyon sonrası ağrı kontrolü, analjezik tüketimi ve ek ilaç gereksinimi üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı ve gönüllülerin yazılı ve sözlü onayları alınarak, ortopedi ve travmatoloji bölümü tarafından diz protezi cerrahisi yapılacak yaşları 18-75 arasında değişen toplam 40 hasta çalışmaya alındı. Hastalar rastgele iki gruba ayrıldı. Tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sodyum tiopental (3-5 mg/kg) ile gerçekleştirildi ve nöromuskuler blokaj için vekuronyum (0,1 mg/kg) kullanıldı. Anestezi idamesi oksijen + azot protoksit + sevofluran ile sağlandı. Operasyon sonrası ultrason eşliğinde öncesinde I. gruba (n=20) 20ml % 0,5 levobupivakain ile blok sonrasında femoral sinir kateterinden 6ml/st gidecek şekilde % 0,5 levobupivakain, II. gruba (n=20) 20 ml % 0,5 levobupivakain + 1 mg morfin ile femoral sinir bloğu sonrasında femoral sinir kateterinden 6 ml/st % 0,5 levobupivakain + 0,05 ml/kg morfin hasta kontrollü analjezi ile uygulandı. Hastaların intraoperatif sevofluran tüketimi, hemodinamik parametreleri ve postoperatif dönemde 1.,15.,30.,60.dakika, 2., 4., 6., 12.,18. saatlerde hemodinamik parametreleri , ağrı düzeyleri (VAS), ek analjezi ihtiyaçları, sedasyon düzeyleri ve bacaktaki motor hareketleri ve yan etkiler kaydedildi. Postoperatif takipleri 2. saatten sonra Ortopedi ve Travmatoloji servisinde alındı. 18. saatte kateter çıkarılarak 24. saate kadar takiplerine devam edildi. Bulgular: Grupların demografik verileri ve hemodinamik parametreleri, sedasyon düzeyler ve yan etkileri benzerdi. Postoperatif Vizüel Analog Skala değerleri, levobupivakain + morfin kullandığımız grupta sadece levobupivakain kullandığımız gruba göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,05). Ayrıca bu hasta grubunda diğerine göre daha fazla motor blok oluştuğu, ancak bunun postoperatif mobiliteyi etkilemediği gözlendi. Kullanılan total lokal anestezik miktarı benzer olmasına rağmen morfin eklenen gruptaki hastalarda analjezik talebinin diğer grubuna göre daha az olduğu belirlendi. Sonuç: Diz protezi yapılan hastalarda postoperatif analjezide femoral sinir bloğu ve sonrasında kateter yoluyla uygulanan HKA etkili bir yöntemdir. Lokal anesteziğe eklenen morfin ile daha etkin analjezi sağlandığı, ek analjezik gereksiniminin azaldığı ve hastaların mobilizasyonunu etkilemeyecek düzeyde motor blok süresini uzadığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Femoral sinir bloğu, levobupivakain, morfin, Vizüel Analog Skala
Diz ağrılarında, femoral sinir pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemi ile diz eklemi pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Diz ağrılarında, femoral sinir pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemi ile diz eklemi pulse radyofrekans termokoagülasyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Diz osteoartritinde farklı egzersiz uygulamalarının femoral kartilaj kalınlığı üzerine etkisinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi
Diz Osteoartritinde Farklı Egzersiz Uygulamalarının Femoral Kartilaj Kalınlığı Üzerine Etkisinin Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi
Osteoartritli hastalarda biyolojik markerlarla kuadriseps kas gücü arasındaki ilişki
Amaç: Diz osteoartritli (OA) hastalarda biyolojik markerlar başta olmak üzere antropometrik veriler, kemik mineral yoğunluğu, radyolojik evre, ağrı ve fonksiyonel durum gibi değişkenlerin kuadriseps kas kuvveti ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 40-70 yaş arası primer diz OA tanısı alan 152 hasta dahil edildi. Hastaların diz grafileri Kellgren-Lawrence evrelemesi ve medial tibiofemoral eklem aralığı ölçümü evrelemesine göre evrelendi. Leptin, C-terminal telopeptid tip II kollajen, osteokalsin, C-terminal telopeptid tip I kollajen, 25-hidroksivitamin D gibi adipoz doku, kıkırdak ve kemiğe ait biyolojik markerlar enzim-linked immunosorbent assay (ELISA) metoduyla değerlendirildi. Kuadriseps kas kuvveti manuel olarak (MicroFET3 cihazıyla) ve bilgisayarlı izokinetik dinamometre ile ölçüldü. Hastaların ağrı ve fonksiyonel durumları Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Hastaların %77'si obezdi. Biyolojik markerlardan serum leptin seviyeleri ile vücut ağırlığı, vücut kütle indeksi ve bel çevresi ölçümleri orta-iyi derecede koreleydi (sırasıyla r=0,52, r=0,61, r=0,43). Leptin seviyeleri ile kuadriseps kas kuvveti arasında (manuel MicroFET3 ve izometrik ekstansör kas kuvveti) zayıf negatif korelasyon bulundu. Vizüel analog skala, WOMAC ağrı, fonksiyon alt skalaları ve total skoru ile kas kuvveti parametreleri arasında zayıf negatif korelasyon saptandı. WOMAC ağrı alt skalası ise izometrik ekstansör ve fleksör, izokinetik 60°/sn ve 120°/sn ekstansör, izokinetik 60°/sn ve 120°/sn fleksör kas kuvvetleri ile zayıf negatif korelasyon gösteriyordu. Sonuç: Çalışmamızda diz OA'lı hastalarda kuadriseps kas kuvvetini belirleyen bağımsız bir faktör bulunamamıştır. Kuadriseps kas kuvvetini belirlemede hastaların ağrı ve fonksiyonel durumlarının etkili olabileceği yani kas kuvvetinin OA'ya bağlı ağrı nedeniyle azalmış olabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Diz osteoartriti, leptin, kuadriseps kas kuvveti, izokinetik test