Republic history
207 theses under this subject heading
1925-1928 yılları arası Türkiye Cumhuriyeti Salnameleri (Kütahya)
Çalışmanın temel amacı, Harf İnkılabından önce, Osmanlıca olarak basılmış olan Salnamelerden yararlanarak Cumhuriyetin ilk yıllarında Kütahya'nın sosyal, ekonomik ve demografik yapısını değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, 1925-1928 yılları arasında yayımlanmış olan üç adet devlet salnamesinin ve bir adet Türkiye Salnamesinin Kütahya bölümleri, birebir transkribe edilmiştir. Daha sonra bu metinlerdeki verilerden yola çıkılarak Kütahya hakkında değerlendirme yapılmıştır. Salnamelerden yararlanarak, yapılan bu değerlendirmelerde Kütahya'nın tarihi, sınırları, idari taksimatı, nüfus ve nüfus olayları, ticari faaliyetleri, hayvancılık, ormancılık, madencilik, sanayi, tarımsal faaliyetler hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, o dönemde Kütahya ve ilçelerinde faaliyetlerini sürdüren esnafların isimleri ve uğraştıkları ticari alanlar da tespit edilmiştir. Bunlardan başka Kütahya ve kazalarındaki şirketler, kaplıcalar; Kütahya'yı çevre il ve ilçelere bağlayan yollar; bankalar ve vilayet dahilinde çıkan gazeteler hakkında bilgilere ulaşılmıştır. Salnamelerden elde edilen bir diğer bilgi de Kütahya'da görev yapan devlet görevlilerinin isimleridir. Bu görevlilerden yola çıkılarak Kütahya'daki devlet kuruluşları hakkında da bilgi sahibi olmak mümkün olmuştur. Elde edilen bilgiler değerlendirildiğinde, salnamelerin yerel tarihler için ana kaynak niteliğinde olduğu teyit edilmiştir. Bu doğrultuda salnameler için yerel tarih araştırmacılarının vazgeçilmez kaynaklarından birer arşiv değerinde olduğu kesin olarak söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Kütahya, Salname, Cumhuriyet, Sosyal ve Ekonomik, Demografik, Gediz, Uşak, Simav, Emet, Tavşanlı
Bursa basınında Kıbrıs Barış Harekatı
1974 Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhuriyet Döneminde sınırları dışında gerçekleştirdiği en büyük ve sonuçları bakımından en etkili savaştır. Kıbrıs Adası stratejik önemi dolayısıyla tarih boyunca pek çok devlet tarafından işgal edilmişti. 1571 yılında Ada'nın Osmanlı Devleti tarafından fethi ada halkını ekonomik, kültürel ve dini yönden son derece olumlu etkilemişti. 1878 yılında imzalanan Berlin Antlaşması ile Kıbrıs Adası'nın yönetimi İngiltere'ye bırakılmış. Bu antlaşma Kıbrıs Türkleri için yaşanacak olumsuzlukların adeta bir başlangıç noktası olmuştu. Kıbrıs'ta kendini "Rum" olarak tanımlayan halk İngilizlerden de cesaret alarak Türklere karşı her geçen gün baskılarını arttırmışlardı. Rumların amacı "enosis" yani Kıbrıs'ı Yunanistan'a katmaktı. Rumların amacı önce İngilizleri, ardından da Türkleri adadan kovmaktı. 1960 yılına gelindiğinde Adanın tamamını kapsayan Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Cumhurbaşkanı Makarios yardımcısı ise Dr. Fazıl Küçük'tü. Barış içinde yaşamayı düşünen Türkler hayal kırıklığına uğradılar. Çünkü Makarios "Akritas Planı" ile Türklerin tamamını imha etmek için harekete geçti. Türkiye Cumhuriyeti, Kıbrıs'taki Türklere uygulanan şiddet ve baskı eylemlerini sonlandırmak için garantörlük yetkisini kullanarak Birleşmiş Milletler'de sorunu çözmeye çalıştıysa da herhangi bir sonuç alınamadı. Nihayet 15 Temmuz 1974 tarihinde "enosis", gerçekleştirmek için Yunanistan Kıbrıs'ta darbe yaparak Rum lider Makarios'u devirdi. Yerine Nikos Sampson'u getirdi. Türkiye bu oldubittiyi kabul etmedi. 1960 Garanti Antlaşması'ndan doğan haklarını kullanarak 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı düzenledi. Böylece hem Kıbrıs'taki Türklerin can ve mal güvenliği sağlanmış oldu, hem de iki toplumlu bir yapı oluşmuş oldu. Anahtar kelimeler: Türkiye, Kıbrıs, Bursa Basını, Kıbrıs Barış Harekatı
Türkiye'de milli burjuvazi: Tek Parti dönemi
Batı toplumlarında doğal seleksiyon süreci içerisinde ortaya çıkan burjuvazi, Türkiye iktisat tarihi içerisinde bir proje olarak İttihat ve Terakki Fırkası'nın, milli iktisat politikası bağlamında oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle tasarlanan sınıf milli olarak düşünülmüştür. 1. Dünya Savaşı, İttihatçıların projelerini gerçekleştirmesinde bir şans ortamı yaratmış, fakat Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunun gelmesi ile birlikte bu proje en azından Milli Mücadele sona erene kadar askıya alınmıştır. Milli Mücadele'nin zaferle bitişinin ardından Tek Parti Dönemi'nde, İttihatçıların milli iktisat politikaları devam ettirilmiştir. Dolayısıyla bu açıdan Tek Parti Dönemi'nin iktisadi sistematiği içerisinde milli burjuvazi oluşturulmaya çalışılmıştır. Sermayenin yokluğu, 1929 Ekonomik Buhranı gibi sebepler milli burjuvazinin tasarlandığı haliyle, yani güçlü bir sermaye birikimiyle ortaya çıkışını engellemiştir. Fakat bu noktada 2. Dünya Savaşı, milli burjuvazi için bir şans ortamı yaratmıştır. Yürütmüş oldukları karaborsa faaliyetleri ile sermaye birikimlerine ivme kazandırmışlardır. Ancak uygulamış oldukları bu faaliyetleri ile birlikte hem halkın hem de iktidar partisi olan CHP'nin tepkisini çekmişlerdir. Savaş sonrasında SSCB tehdidi nedeniyle, Türkiye ve ABD arasında yakınlaşma sonucu, Türkiye'de liberal politikalar açık bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. Bu durum CHP'nin iktidarı, DP'ye devredinceye kadar sürmüştür. Neticesinde milli burjuvazi bu süreçte de güçlenmiş ve Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren ortaya çıkarılması hedeflenen milli burjuvazi, Tek Parti Dönemi iktisat politikaları içerisinde de kendisine yer bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Burjuvazi, Tek Parti Dönemi, Türkiye Ekonomisi, Milli Burjuvazi.
27 Mayıs askeri darbesinin Malatya basınında algılanması
Osmanlı Devleti'nin mirası üzerine kurulan genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti Devletinin inşa ettiği demokrasiye ilk darbe 27 Mayıs 1960 tarihinde askeri cuntanın gerçekleştirdiği darbe ile vurulmuştur. Türk demokrasisine vurulan bu darbe ülkenin bundan sonraki süreçte geçireceği sıkıntılı dönemlerin habercisi olmuştur. Bu çalışmamızda asker tarafından yapılan bu darbenin Malatya'daki etkilerini, halk nezdindeki yansımalarını, darbeden önceki ve sonraki yaşanılan süreci, şehrin yerel basın ve medya unsurlarının yaklaşımını inceleme fırsatını yakaladık. Malatya halkının dönem itibari ile en büyük iletişim ağı olan yerel gazeteler ve basın unsurları bu dönemde şehir ile ilgili olan bütün gelişmeleri istisnasız bir şekilde takip ederek bilgi paylaşımını sağlamıştır. Başlattığımız bu tez çalışmamızda öncelikle Malatya şehrinin tarihsel gelişim sürecini bir bütün olarak kronolojik bir düsturla incelemeye özen gösterdik. Ayrıca çalışmamızın devamında Demokrat Parti iktidarının başladığı 1950'li yıllardan 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesine kadar olan dönemde ve bu dönemin de sonrasında Malatya'da değişen siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve toplumsal görünümü gazeteler aracılığı ile değerlendirme imkânı elde ettik. Yerel basının ana mekanizması olan yerel gazeteler farklı bakış açıları, değerlendirmeler ve birbirinden farklı tutumlar sergilemiştir. Malatya'da 1950-1960 dönemi siyasi rekabeti DP-CHP arasında yaşanmıştır. Malatya yerel basınının yaptığı yayınlarda bu iki parti arasındaki siyasi rekabeti görmek mümkündür.
Çorum'da siyasal hayat(1923-1945)
Bu çalışmanın amacı, belirli bir dönem tek parti iktidarının tüm yurtta olduğu gibi Anadolu'nun bir vilayeti olan Çorum üzerinde nasıl bir etki bıraktığının incelenmesi olmuştur. Bu bağlamda 1923-1945 yılları arasında tek partinin genel merkezinde yaşanan siyasi gelişmelerden başlayarak Çorum ilindeki yansımaları ele alınmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak arşiv belgeleri, gazete nüshaları kullanılmaya çalışılmıştır. Tezde genel olarak tek parti iktidarının Türkiye genelindeki otoritesi ile yereldeki otoriter anlayışa olan etkisi araştırılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda partinin önce mal varlığı ve maddi kaynakları ortaya konularak yerelde nasıl örgütlendiği, Yaptığı seçimler, çıkardığı milletvekilleri, halkın dilek ve isteklerin de yer aldığı ayrıca parti politikalarının da belirlendiği kongreler yapılmıştır. Burada dikkat çeken bir diğer husus ta parti genel merkezi tarafından görevlendirilen Bölge müfettişlerinin görev alanında yaptığı tetkikler ve teftişlerdir. Çorum ilinde yapılan tetkik ve teftişler arşiv belgeleri ışığında ayrıntıları ile ele alınmıştır.
1955 Kıbrıs krizi ve Türkiye kamuoyunun tepkisi
Kıbrıs, ilk çağlardan başlayarak günümüze kadar çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Kıbrıs adasını bu kadar çekici kılan ise bulunduğu coğrafi ve stratejik konumu olmuştur. Adada en uzun hâkimiyetini sürdüren devlet ise Osmanlı Devleti olmuştur. İlerleyen zamanlarda 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti zor şartlar altında Kıbrıs adasını önce İngiltere'ye kiralamak zorunda kalıp ardından Lozan Antlaşmasıyla birlikte Kıbrıs'ı tamamen İngiltere'nin yönetimine terk etmek zorunda kalmıştır. Yunanistan İkinci Dünya Savaşından sonra gözlerini İngiltere yönetiminde olan Kıbrıs adasına dikmiştir. Megali İdea adı altında Kıbrıs'ı ilhak etmek için Kıbrıs'ta yaşayan Rum halkı ile birlikte harekete geçmiştir. Bu harekete de Enosis adı verilmiştir. Bu hareket bilhassa 1950 yılından itibaren Demokrat Parti Hükümeti döneminde etkisini daha fazla göstermeye başlamış ve Adada kanlı eylemlere dönüşmüştür. Kıbrıs'ta Türk nüfusunu yok etmek için uğraşan Enosisçi Rumların çabalarına Türk halkı sessiz kalmamış ve ırkdaşlarına yapılan baskılardan dolayı Rumları Enosis kararından caydırmak amacıyla faaliyete geçmiştir. Kıbrıs için Anadolu'nun farklı illerinde mitingler gerçekleştirilmiş, eylemler yapılmıştır. Türk halkı "Kıbrıs Türk'tür, Türk kalacaktır." fikrini önce Yunanistan'a sonra dünyaya duyurmak için elinden geleni yapmıştır. Tük halkının sesini duyurmasında en büyük yardımcısı ise Türk basını olmuştur. Basın da o dönemde Kıbrıs konusunda halkın ve hükümetin sesi olmuştur. Türk hükümeti ise 1955 Ağustosuna kadar Kıbrıs konusunda Yunanistan'a karşı ılımlı bir siyaset takip etmiştir. Fakat Türk halkının git gide Kıbrıs konusunda tepkisinin çoğalmasının ardından EOKA'nın Kıbrıs'ta Tük halkına karşı terör eylemlerini arttırması ve son olarak 28 Ağustos 1955 tarihinde Kıbrıs'ta Türk halkına karşı yapılması planlanan katliam haberinin Türkiye'de de duyulup yayılması, Türk Hükümetini Yunanistan'a kaşı sergilemiş olduğu ılımlı politikadan caydırmıştır. Adnan Menderes katliam haberinden hemen sonra 24 Ağustos 1955 tarihi gecesinde İstanbul Limon Lokantasında Tarihi Kıbrıs beyanatını dile getirmiş ve Yunanistan'a Kıbrıs konusunda gözdağı vermiştir. Türk Kamuoyunun Kıbrıs Davasındaki tepkileri Basında yer bulmuştur. Ayrıca, Başbakanın meşhur konuşmasının ardından Türk halkı ise yapılan beyanattan duydukları memnuniyeti ve mutluluklarını Adnan Menderes'e gönderdikleri telgraf ve mektuplarla dile getirmiş ve Hükümeti vermiş olduğu bu karardan ötürü sonuna kadar destekleyeceklerini belirtmişlerdir.
20. yüzyılın ilk yarısında Çankırı
Bu tezde Osmanlı İmparatorluğu'nun son çeyrek yüzyılı ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk çeyrek yüzyılını kapsayan bir dönemde Çankırı şehri ele alınmıştır. Meşruti monarşi ve Cumhuriyet yönetim biçimi olarak farklı görünse de idari ve siyasal anlamda büyük bir değişiklik görünmez. Her iki dönemin paradigması modernleşme üzerine kurulmuştur. Hedeflenen Batı uygarlığı seviyesine ulaşmaktır. Bayındırlık, eğitim, siyasal sistem, gündelik hayat imparatorlukla ulus devlet formlarının sembolleriyle anlam kazanır. Bunların yirminci asrın başından yarısına kadarki süreçteki görünümü Çankırı'da modernleşmenin ne derece nüfuz alanı bulabildiğini gösterecektir. Mesela sinema gösterimi bunun örneklerindendir veya tiyatro. Bunların Cumhuriyet öncesinde bu şehirde henüz görünmemiş olması Cumhuriyet ile birlikte kültürel pratikler açısından fark edilir bir değişiklik olduğunu göstermektedir. Cumhuriyet öncesi dönem yoksul bir şehir olan Çankırı için uzun süren savaş olgusuna insan kaynağı vermenin dışında durağanlık göstergesidir. Kısa süren bu canlılık sürecinde görünen manzara bu araştırmanın konuları arasındadır. Sözlü tarih imkânları, arşiv ve arşiv dışı yazılı kaynaklar, bayındırlık ürünleri araştırmanın kaynakları arasında olmuştur. Anahtar Kelimeler: Çankırı, Şehir, Modernleşme
IX. dönem İstanbul milletvekillerinin TBMM'deki siyasi faaliyetleri
Türk siyasi hayatındaki önemli olayların başında, Demokrat Partinin kuruluşu ve 1946 ile 14 Mayıs 1950 seçimleri gelmektedir. IX. Dönemde parlamentoda siyasi faaliyet gösterecek olan milletvekilleri 1950 seçimleri ile belirlenmiştir. TCF ve SCF ile başlayan çok partili siyasal hayat denemesinin 1946 ve 1950 seçimleriyle birlikte istenilen demokratik koşullarda sürdürüldüğü karşılaştırmalı olarak görülmektedir. Bu seçimlerin sonucunda 27 senelik CHP iktidarının ardından DP muhalefetteki konumunu iktidar tahtına yükseltmiştir. IX. Dönem İstanbul milletvekilleri, DP listesinden en çok adayın çıkarıldığı ve seçimin kazanıldığı bölgede yer almaktadırlar. Oldukça seçkin isimlerden oluşan IX. Dönem İstanbul milletvekillerinin içerisinde dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes yer almaktadırlar. Fuad Köprülü'nün de DP kurucularından olmasının yanı sıra bu bölgeden seçimi kazandığı görülmektedir. TBMM'de önemli konular üzerinde siyasi faaliyet gösterilmiş olan 1950-1954 dönemi, ekonomi, sağlık, maliye ve çeşitli alanlarda çalışmaların yeni iktidar partisi ile birlikte farklı bir boyut kazandığı bir süreç olmuştur. Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi ve mali gelişmeler milletvekillerinin TBMM'ye sundukları kanun teklifleri ve takrirler vasıtasıyla görüşülmüş ve çözüme kavuşturulmuştur.
Birinci Basın Kongresi'nin Türk basınındaki yansımaları
Türk basın tarihinde gazetecilik Osmanlıda II. Mahmut dönemiyle başlamıştır. Gazetecilik mesleği gelişerek devam etmiştir. Toplum üzerinde basının etkisi ve yönlendirmesi arttıkça, basın yönetimler tarafından kontrol altına alınmak istenmiş, bu durum da baskı ve sansür uygulamalarına neden olmuştur. Özellikle II. Abdülhamid, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele Döneminde Türk basını bundan oldukça etkilenmiştir. Cumhuriyet rejimi de basından faydalanmak, onu kontrolü altında tutmak ve kamuoyunu yönlendirmek istemiştir. Bu doğrultuda Cumhuriyetin ilk dönemlerinde yaşanan olumsuz siyasi olayların sert bir şekilde cezalandırılmasından basın da etkilenmiştir. Birçok gazete kapatılmış ve gazeteciler de İstiklal Mahkemelerinde yargılanmışlardır. Birinci Basın Kongresi (25-27 Mayıs 1935), basın üzerinde oluşan bu korku ve baskı sürecini normalleştirmek ve yönetimin basın üzerinde etkisini meşrulaştırmak adına atılan ilk adım olmuştur. Basın Kongresinde yapılan protokol konuşmaları basına verilen önemi ortaya koymuştur. Yeni rejim Ankara'yı tanıma ve tanıtma gezileriyle, yapmış olduğu yenilikleri gösterme fırsatı bulmuştur. Kongrede oluşturulan kültür, meslek ve işbirliği komisyonları çalışmalarıyla kongre kararlarının oluşmasını sağlamıştır. Kongreye dışarıdan gelen raporlarda basının kişi ve toplum üzerindeki etkisi vurgulanmış, gazete içeriklerinde milli ve ahlaki değerlere yer verilmesinin önemi belirtilmiştir. Birinci Basın Kongresi öncesinde, sırasında ve sonrasında Türk basınında hem haber hem de yorumları ile geniş yer almıştır. Gazetelerdeki haber ve yorumlar dönemi ve kongrenin amacını anlamamıza yardımcı olacaktır.
Hakimiyet-i Milliye Ve Ulus Gazetelerine göre Milli Şef İsmet İnönü'nün "İmajının Cilalanması" açısından Lozan Barış Anlaşmasının yıldönümleri (1923-1950)
Lozan Barış Anlaşması ile yeni Türk Devleti kurulmuş, Uluslararası alanda eşit haklara sahip tam bağımsız bir devlet olduğu kesinlik kazanmıştır. Türk Devleti bu anlaşma ile 4 senelik bir savaştan yeni çıkan ve dört sene sonra bütün devletlerle eşit şartlara ulaşarak anlaşma yapan ve varlığını kabul ettiren bir devlet olarak büyük başarıya sahip olmuştur. İsmet İnönü bu başarının baş aktörü olarak halk nezdinde yer edinmiştir. İsmet İnönü 'nün bu başarısı basında belli bir dönemden sonra yankı uyandırmıştır. Özellikle devletin yayın organı Hakimiyet-i Milliye ve devamı niteliğinde Ulus Gazeteleri bu başarının göz önünde tutulması adına aktif bir şekilde çalışmıştır. Lozan Anlaşmasının yıldönümlerinin kutlanış şekilleri 1923-1938 yılları arasında basında farklı şekillerde yer almıştır. Bu yıllar arasında Lozan Anlaşması yıldönümlerinde Atatürk'ün liderliğinin daha ön planda tutulduğu ve basında da itinayla yer aldığı görülmektedir. İsmet İnönü'nün Cumhurbaşkanı olmasından sonra bu kutlamalar farklı bir boyut kazanmıştır. Özellikle 1939-1945 yılları arasında kutlamaların coşkulu ve daha yoğun olduğu saptanmıştır.1946 yılında yeniden çok partili hayata geçilmiştir. Fakat yeni durum bu kutlamaların yoğunluğuna engel olmamıştır. 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte Lozan algısı değişmiş olsa da CHP tabanındaki algıda herhangi bir değişiklik söz konusu olmamış Lozan yıldönümleri aynı coşkuyla kutlanılmıştır.
6-7 eylül 1955 olayları ve Türk kamuoyunun yaklaşımı
1955 yılına gelindiğinde Türk kamuoyunun baskısıyla, Adnan Menderes Hükümeti Kıbrıs sorununa müdahil olmuştur. Bu sorunun çözülmesi için İngiltere, Türkiye ve Yunanistan'ı Londra'ya davet etmiştir. Londra Konferansı'nda Kıbrıs sorununun görüşüldüğü esnada, Atatürk'ün evine bomba atıldı haberi üzerine Türkiye'de 6/7 Eylül Olayları diye anılacak olan olaylar yaşanmıştır. İstanbul, İzmir ve Ankara'da yaşanan bu olaylarda İstanbul ve İzmir'de Rum, Ermeni, Yahudi kökenli Türk vatandaşların evleri ve işyerleri yağmalanmış, İzmir'de bulunan Yunan konsolosluğu yakılmıştır. Ankara'da bir grup gösteri yapmak için toplansa da polisin zamanında müdahalesiyle olaylar çıkmadan dağıtılmıştır. Başbakan Adnan Menderes, olaylarda zarar gören vatandaşların tüm zararların ödeneceğini söylemiştir. Hükümet, olaylarda zarar gören vatandaşların zararlarını ödemek için "6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesi" oluşturmuştur. Bu komite zararların karşılanması için bir kampanya başlatmıştır. Türk kamuoyunun her kesiminden katılım olduğu bu kampanya da 8 milyon liranın üzerinde yardım toplanmıştır. Hükümete destek sadece maddi yardımlar şeklinde olmamıştır. Türk kamuoyu, dönemin Cumhurbaşkanına ve Başbakanına gönderdiği telgraflarla da manevi olarak hükümetin yanında yer almıştır. 6/7 Eylül Olayları'nda meydana gelen zararın karşılanması için hükümet tarafından oluşturan 6/7 Eylül Olayları'nda Zarar Görenlere Yardım Komitesinin faaliyetleri, 6/7 Eylül Olayları ile ilgili yapılan araştırmalara doğrudan bir konu olmamıştır. Bu konu ile ilgili araştırmalarda yardım kampanyası, sadece bir başlık altında çok kısıtlı bilgi verilerek geçiştirilmiştir. Türk kamuoyunun manevi desteği ise neredeyse araştırma konusu bile olmamıştır.
Cumhuriyet Döneminin ilk İstiklal Mahkemesine giden süreç ve İstanbul İstiklal Mahkemesi
Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı konularından birisi olan İstiklal Mahkemeleri, ilk olarak Anadolu'da yeni bir otorite kurmaya çalışan Milli Mücadele hareketi tarafından Kurtuluş Savaşı esnasında hayata geçirilmiştir. İstanbul Hükûmeti ve İşgalci Devletler tarafından önlenmeye çalışılan Ankara merkezli yeni otorite; temellerini sarsmaya çalışan isyanları, askeri gücünü zayıflatan asker kaçağı sorununu önlemek, güven ve asayişi sağlamak için İstiklal Mahkemelerine başvurmuştur. İstiklal Mahkemeleri Kurtuluş Savaşı sürecinde Ankara Hükûmeti için önemli bir otorite kaynağı olmuştur. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı sürecinde, Mustafa Kemal Paşa'nın lider kadro içerisindeki bazı arkadaşlarıyla arasında anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Cumhuriyetin ilanı başta Hüseyin Rauf Bey olmak üzere bazı isimlerin tepkisine yol açmış ve bu tepki zamanla İstanbul basını ve hilâfet taraftarlarının desteğiyle büyük bir muhalefet hareketine dönüşmüştür. Hilâfetin, cumhuriyetin ilanıyla birlikte sorun haline gelmesi, Ağa Han ve Emir Ali gibi dış mihrakların da bu soruna dâhil olması, İstiklal Mahkemelerini yeniden gündeme getirmiş ve İstanbul İstiklal Mahkemesi kurulmuştur. Halifeyi ve muhalefeti açıkça destekleyen İstanbul basınını yargılayan bu mahkeme Cumhuriyet döneminin ilk İstiklal Mahkemesi olması açısından önemlidir. Bu mahkeme ile muhalefet susturulmuş ve Hilâfetin kaldırılması için uygun zemin hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstiklal Mahkemeleri, Basın, Hilafet, Ağa Han, Emir Ali, Hüseyin Cahit, Velid Ebuzziya, Ahmet Cevdet
Eskişehir İstiklal Mahkemeleri'nde casusluk davaları
1920-1927 yılları arasında görev yapmış ve bir döneme damgasını vurmuş olan İstiklâl Mahkemeleri, Milli Mücadele yılları ve Cumhuriyet Tarihi'nin ilk yıllarında özel yetkiler verilerek kurulmuş mahkemelerdir. İstiklâl Mahkemeleri'nin I. Dönemin de kurulan Eskişehir İstiklâl Mahkemeleri, bulunduğu konum itibariyle Türk İhtilali'nin başarıya ulaşmasında önemli bir görev üstlenmiştir. Nitekim savaş cephelerine ve İstanbul'a yakın olması nedeniyle Eskişehir ve çevresi asker kaçaklarının ve İstanbul'dan Anadolu'ya geçen casusların uğrak mekânı olmuştu. Bu çevre de kurulması planlanan bir İstiklâl Mahkemesi, Ankara hükümeti ve Büyük Millet Meclisi'nin yükünü büyük ölçüde hafifletecekti. Tüm bu hususlar doğrultusunda Büyük Millet Meclisi'nin almış olduğu karar sonucunda 20 Ekim 1920 yılında Eskişehir İstiklâl Mahkemesi kurulmuştur. Bu çalışma da Eskişehir İstiklâl Mahkemeleri ile ilgili bazı önemli bilgiler verilerek bu süreç içinde yaşanan yargılamalar hakkında temel kaynaklar kullanarak açıklayacağız.
İnönü devrinde Kazım Karabekir'in faaliyetleri
Türk askeri ve siyasi tarihinin en önemli simalarından biri olan Kâzım Karabekir, Balkan, I. Dünya ve Türk İstiklal Savaşlarında büyük hizmetlerde bulunmuş bir asker ve siyaset adamı olarak karşımıza çıkmaktadır. I. Dünya Savaşı sonrası Mustafa Kemal Atatürk'e destek vererek Kongreleri desteklemiş ve Doğu'da bir kurtuluş hareketi başlatmıştır. Özellikle Milli Mücadele sırasında Doğu'da yapmış olduğu askeri harekâtlar Türkiye Cumhuriyeti adına oldukça büyük önem arz etmektedir. Karabekir Türkiye'nin ilk askeri zaferini kazanmasının yanı sıra Batı Cephesine gönderdiği asker ve mühimmatlarla da Milli Mücadele için kilit bir isim haline gelmiştir. 1921 Eylül ayında Doğu Cephesinin kapanması ile birlikte Ankara'ya gelmiş ve milletvekili olarak çalışmalara başlamıştır. Daha sonra, Atatürk ile bazı konularda ters düşerek arkadaşları ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı kurmuştur. 1926'da Atatürk'e kaşı düzenlenmesi planlanan İzmir Suikastı Olayı'na adı karışınca yargılanmış ve emekli edilmiştir. Karabekir emekli edildikten sonra bir bakıma inzivaya çekilmiştir. Atatürk'ün vefatına dek sıkı bir takip altına alınmıştır ve Atatürk'ün vefatının ardından İnönü döneminde tekrar siyaset sahnesinde ki yerini almıştır. Konumuzu teşkil eden İnönü Döneminde Karabekir, yaklaşık 10 yıl boyunca TBMM'de İstanbul milletvekili olarak bulunmuştur. Yurdun çeşitli yerlerine geziler düzenlemiş ve çeşitli toplantılara katılmıştır. Karabekir 5 Temmuz 1946 ile öldüğü gün olan 26 Ocak 1948 tarihine dek TBMM Başkanlığı görevini de başarı ile yürütmüştür. Bu çalışmanın amacı Kâzım Karabekir'in 1938-1948 yılları arasında ki faaliyetleri detaylı bir şekilde ortaya koymaktır. Bu nedenle çalışmanın son bölümünde Karabekir'in İnönü Devrinde ki siyasi yaşamı, gezileri ve diğer faaliyetleri detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kâzım Karabekir, Milli Mücadele, İsmet İnönü, TBMM.
Akten Köylüoğlu'nun hayatı ve eserleri
Gaziantep'in kültür hayatına önemli katkılarda bulunan Akten Köylüoğlu, 12 Ocak 1939 tarihinde dünyaya gelmiş olup, Gaziantep'in köklü ve tanınmış ailelerinden Kutlar ailesine mensuptur. İlköğrenimini İstiklal İlkokulunda tamamlamış, akabinde Gaziantep Kız Enstitüsüne başlamıştır. Enstitüden ikinci sınıfta ayrılmak zorunda kalmış, 16 yaşındayken Gaziantep'in ünlü iş adamlarından Ömer Köylüoğlu ile ev-lenmiş, üç çocuk on torun sahibi olmuştur. Hayatını gelenek ve göreneklerine bağlı olarak yaşayan Akten Köylüoğlu, küçük yaştan itibaren ailesi tarafından çok yönlü olarak yetiştirilmesinden dolayı kendisini Gaziantep'in sosyo-kültürel gelişimine katkı sağlamaya adamıştır. Yaptığı çalışmaları ile Gaziantep kültürünün tanınmasına büyük katkısı olmuştur. Dolayısıyla bu çalışmamızda Akten Köylüoğlu'nun anılarından ve çalışmalarından yola çıkarak Gaziantep'in eski ve bugünkü durumu hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Akten Köylüoğlu'nun çocukluğu, evliliği, hayata bakışı, gençlere tavsiyeleri, kadınlar konusundaki fikirleri, Gaziantep'teki hamam kültürü, düğünleri, taziye gelenekleri, eski evleri, meslekleri ve büyüklerinden duyduğu kadarıyla Antep harbinde yaşanan olaylar ve hikâyeler hakkında bilgi verilerek, Gaziantep'in kültür hayatına katkıları ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Akten Köylüoğlu, Gaziantep, Kültür.
1973'ten günümüze katliama maruz kalan Türk diplomatları ve bu katliamların Türk basınına yansıması
1973'ten başlamak üzere 1994 yılına kadar dünyanın çeşitli ülkelerindeki Türk temsilciliklerine ve diplomatlarına yönelik saldırılar olmuştur. Çoğunluğu Ermeniler tarafından düzenlenen bu saldırılar neticesinde birçok değerli Türk diplomatı hayatını kaybetmiştir. Bu çalışmada, "Ermeni Meselesi"nin Türk diplomatlarının katledilmeleri temelinde gündemde tutulması, şehit diplomatlar ve katliamların Türk basınına yansımaları ele alınmıştır. Araştırmada, saldırıların başladığı 1973'ten sona erdiği 1994 yılı aralığında yayımlanan, döneminin gazeteleri incelenmiş, 1973 saldırısının ilk saldırı olması sebebiyle basında geniş bir şekilde yer aldığı görülmüştür. Türk kamuoyu tarafından ilk kez karşılaşılan bu saldırıya gereken hassasiyet ve tepki gösterilmiş, ancak gösterilen bu hassasiyet ve tepki sonraki süreçte giderek azalmıştır. Türk kamuoyunun bu genel tutumu Türk basınına da yansımış ve Türk basınında da saldırıların olağan bir hale geldiği gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: 1973, Ermeni Meselesi, Diplomat, Katliam, Türk Basını.
1954-1957 yılları arasında çıkarılan kanunlar ve bu kanunların çıkarılması sırasında yaşanan iktidar-muhalefet ilişkisi
Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme hareketleri, bürokrasiyi siyasi kararları ile uygulayan değil, siyasi kararlar alan bir kurum haline getirmiştir. Osmanlı'nın kalıntısı üzerine kurulan Cumhuriyet yeni bir devlet ve yeni bir sistem olduğu halde, devletin yönetim yapısı eski sisteme dayanmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iç ve dış dinamiklerin zorlaması ile çok partili hayata geçmiştir. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da kuruldu. CHP iktidarına karşı ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. DP'nin iktidara gelmesi Türkiye'de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İktidarının ilk yıllarında büyük hamleler gerçekleştiren Demokrat Parti, 2 Mayıs 1954 Genel Seçimlerinde gücünü daha da artırarak iktidarını pekiştirdi. Muhalefet partileri DP'nin takip ettiği siyasete 1955'in sonlarından itibaren şiddetle karşı çıkmaya başlamışlardır. Muhalefetin iktidara yönelik eleştirilerini artırması DP'ye muhalefet üzerinde daha da baskı kurmaya itmiştir. DP'nin giderek baskılarını artırması muhalefet partilerini birbirine yaklaştırmış ve muhalefet partileri arasında işbirliği süreci başlamıştır. 1957 Genel Seçimlerinden önce muhalefet Partileri bir güç birliği oluşturmaya çalışmış ancak aralarındaki çekişmeler ve DP'nin izlediği politikalar sonucunda bu işbirliği girişimi sonuçsuz kalmıştır. 27 Ekim 1957 Genel Seçimlerinde DP'nin oy oranının düşmesi DP'yi daha da hırçınlaştırmıştır. Bu da muhalefet partileri arasındaki işbirliği sürecini hızlandırmıştır. İktidar ve muhalefet arasında kısa süren birkaç bahar havası denemesinden sonra iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler 1958 yılının sonlarından itibaren sertleşmeye başlamış ve cepheleşmeler başlamıştır. Milli Muhalefet Cephesi ve DP'nin Vatan Cephesi arasındaki çekişmeler 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti, İktidar- Muhalefet, Kanun Müzakereleri.
1960 ile 1980 yılları arasında Ağrı ili
Türkiye' de Cumhuriyet dönemi ile hızlanan değişim sürecinin ülke geneline yayılmasını sağlama adına birçok çalışma yapılmış ve ilgili kurumlar bu amaca ulaşma adına faaliyete geçirilmiştir. Cumhuriyetin ilerleyen zamanlardaki önemli kurumlarından birisi hiç şüphesiz Devlet Planlama Teşkilatı'dır. DPT'nin kurulması ile birlikte ülkedeki yatırımların bir plan çerçevesinde ele alınması sağlanmaya çalışılmış böylece düzenli bir kalkınma hamlesinin takibi arzulanmıştır. 1960-1980 sürecinde eğitim, sağlık, ekonomik ve toplumsal alanda çağdaşlaşma yönünden azımsanamayacak derecede önemli değişiklikler yaşanmış olmakla birlikte bu süreç arzulandığı ya da planlandığı şekilde sürdürülememiştir. 1960-1980 yılları arasında ülke genelinde ve Ağrı ili özelinde idari, eğitim, toplumsal ve ekonomik alanda önemli değişiklikler ortaya çıkmıştır. İlde yeni idare, eğitim ve sağlık kurumları yapılmaya gayret gösterilmiştir. Ekonomik alanda tarım ve hayvancılık sektöründe halkı bilinçlendirme amacıyla kooperatifler kurulmuş, hayvancılık için kredi imkânları sağlanmıştır. Sanayi ve ticareti geliştirmek adına sanayi kuruluşları da yine bu dönemde faaliyete geçirilmiştir. İlde İran'la sınır ticaretinin yapılmaya başlanması da ekonomiyi canlandırmıştır. Ekonomik faaliyetler alanında tarım ve hayvancılık ilin gelişiminde lokomotif görevi üstlenmiştir. Bu tez çalışmasında Ağrı ilinin 1960 ile 1980 yılları arasında yönetim, eğitim, nüfus, sosyal ve ekonomi gibi alanlarda meydana gelen toplumsal değişimler ele alınmıştır. Bu değişimin detaylı olarak incelenebilmesi için ilde yapılan sayımlara ait dokümanlar, nüfus defterleri, il yıllıkları ve raporları, ulusal ve yerel gazeteler, il hakkında yazılan kitaplar, Devlet Arşivleri Başkanlığı belgeleri ve TBMM Zabıt Ceridelerinde yer bulan ilgili konuşma metinleri kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı İli, Ekonomi, Toplum, Yönetim, 1960-1980.
Meşruiyet ve meşruiyet temelinde TBMM'ne atfedilen mütalâa ve değerlendirmeler (1920-1923)
Meşruiyet; meşru olma, kanuna uygun bulunma demek olup, iktidar sahibinin veya prensipler sisteminin haklılığı, siyasî iktidarın halkın rızasına ve tasvibine dayandırılması durumudur. Bu temelde vatan ve namusun muhafaza edilmesi amacıyla ülkenin muhtelif yerlerinde askerî ve silahlı direniş teşkilâtları oluşturulmuş, kongreler toplanmıştır. Millet ve milliyet kavramları Türk tarihinin ve kültürünün kaçınılmaz bir gelişmesi neticesinde yavaş yavaş siyasî bir kavram şekline bürünmüştü. Bu durum, ülke sınırları dâhilinde bulunan insanları hürriyet ve istiklâl fikri etrafında birleştirmiştir. Son Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin 16 Mart 1920 tarihindeki İstanbul'un fiilen işgali üzerine çalışamaz hâle düşmüş, Mebuslar Meclisi'nin 11 Nisan 1920 tarihinde resmen feshedilmesi ülkede meşrutiyet idaresinin kaldırılarak millet temsilcilerine dayanmayan bir keyfî idare hükûmetinin çalışmasına imkân vermiştir. Türkleri millî iradesini dile getirecek bir resmî müesseseden mahrum bırakmıştır. Bu çalışma ile meşruiyet temelinde Türk İstiklâl Savaşı'nı sevk ve idare eden TBMM'ne yöneltilen mütalâa ve değerlendirmeler incelenmiştir. TBMM, siyasî iktidarın varlık sebebinin halk için akıllıca iş gören bir anlama kavuşturulduğu, halkın rızası ve onayına dayanan, toplumsal mutabakatı yansıtan bir organ olmuş, milletin tek temsilcisi sıfatıyla kuvvetler birliği sistemini benimsemiş, yeni bir Türk Devleti'nin esaslarını belirlemiş ve İstiklâl Mücadelesi'nin sevk ve idare edeni olmuştur. Meclisin kendi üyeleri tarafından meşru hakkın elde edilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplanılması; "…Dört tarafta memleketimizi, vatanımızı muhat olan tehlikenin önünde aslanlar gibi dikilmek ve hain din düşmanlarımızın karşısında tarihimize, ecdadımıza lâyık bir evlât olduğumuzu ispat etmek… …Bizi buraya sevke saik olan sebebi yegâne istihlası vatan endişesidir…" şeklinde ifade edilmiştir.
Türk basınında Türk-İngiliz ilişkileri (1939-1944)
Türk-İngiliz ilişkilerine tarihsel süreç içinde bakıldığında ilişkilerin bir doğrusal çizgi üzerinde değil de inişler ve çıkışlar çizen bir hatta devam ettiği görülür. İngiltere ile aramızdaki bu inişli-çıkışlı ilişkiye nazaran diğer Avrupalı devletler ile olan ilişkilerimiz bu durumun tam tersi şekilde olmuştur. İngiltere ile aramızdaki bu inişli-çıkışlı ilişkinin en güzel örneği Osmanlı devleti döneminde 1801 yılında Fransa ile aramızdaki savaş sırasında İngiliz Donamasının Çanakkale Boğazından geçerek Osmanlı Devleti'nin Rusya'ya ya karşı anlaşmaya zorlaması örnek gösterilebilir. Tarihsel süreç içinde Osmanlı Devleti Dönemindeki Dış İlişkileri bakıldığında en etkili olan devletin Rusya'dan sonra İngiltere'nin olduğu görülmektedir. 19. Yüzyılda Rusya ve İngiltere'nin Asya'da etkili güç olabilme yarışı sırasında Osmanlı Devleti her iki ülke arasından denge politikası uygulayarak dış politikasını oluşturmaya çalışmıştır. Osmanlı Devleti bu şekilde hem toprak bütünlüğü korumayı hem de Boğazlardan Rus ilerleyişini engellemeyi amaç edinmiştir. II. Abdülhamit döneminde İngiltere'nin Rusya'ya karşı Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik politikasından vazgeçmesinden dolayı Osmanlı devleti İngiltere'nin yerine bu alanda Almanya ile ittifak yapma yoluyla denge politikasını devam ettirmeye çalışmıştır. Jön Türkler Dönemin de ise denge politikası Avrupalı güçler arasındaki güç çatışmalarından yararlanmaya dayanan bir politika şeklinde yürütülmeye çalışıldığı izlenmektedir. Bu bağlamda bu dönemdeki dış politikamıza İngiltere'yle karşı karşıya kalındığında Almanya ile sıkı ilişkilerin yürütüldüğü bir şekilde yön verilmiştir. I. Dünya Savaşı sırasındaki Türk-İngiliz ilişkilerine bakıldığı vakit ise iki ülkenin karşılıklı iki kutupta yer aldıkları ve birbirleri ile mücadele eden taraflar oldukları görülmektedir. Hatta bu dönemde İngiltere'nin Osmanlı'nın yönetiminde bulunan azınlıkların kendi yönetimlerini kurmalarını savundukları ve Osmanlı'nın Orta Doğu'da bulunan topraklarının ele geçirilmek suretiyle buradaki egemenliklerinin son verilmesi gerektiği savundukları görülür. Atatürk Döneminde ise İngiltere ile aramızdaki ilişkilerde genel olarak Kurtuluş Savaşından kalan sorunların dostça bir çerçevede Türkiye'nin yararına olacak şekilde çözülmeye çalışılan bir politikanın izlendiği görülür. II. Dünya Savaşı döneminde Türkiye genel olarak dış politikasını Lozan'dan kalan sorunların çözümü ve kendi sınır güvenliğini tehdit eden herhangi bir askeri girişim karşısında kendisini hem siyasi hem de askeri yönden savunmaya dayanan bir politika uygulamıştır. Bu bağlam da 24 Temmuz 1923 günü Lozan'da imza edilen Lozan Antlaşmasından sonra Türkiye 1939 yılında Dünya Savaşının patlak vermesine kadar ki süreçte amaçlarına yönelik çok yanlı bir dış politika uygulamıştır. İtalya ve Almanya'nın yaklaşan tehditlerine karşılık olarak Türkiye İngiltere ve Fransa ile ortak savunma planları oluşturmaya çalışmıştır. Bunun en güzel örneği Türkiye'nin 19 Ekim 1939 günü Fransa ve İngiltere ile ortaklaşa imza ettiği Türk-İngiliz-Fransız Anlaşmasıdır. Türkiye bu dönemde hem kendinin hem de komşularının sınır güvenliğini korumaya amaç edinirken İngiltere ve Fransa ise Türkiye'yi Almanya ve İtalya'ya karşı kullanılacak bir askeri kaynak olarak görmekteydiler. Almanya ve İtalya'nın yayılmacı siyasetinin artık söylemlerden çıkarak harekete dökülmesiyle birlikte Türkiye kendi ve komşularına yönelik bu tehditte karşılık İngiltere ile sadece siyasi değil aynı sırada askeri ve ekonomik önemler alma yolunu izlemiştir. Ancak bu dönem hala Osmanlı Devleti döneminde bile uygulanan denge politikasından vazgeçmeyerek bu sıkıntılı dönemi kendi çıkarlarına göre şekil vermenin yollarını aramıştır.
Hatay sorununun İzmir basınında yansımaları (1936-1939)
"Hatay Sorununun İzmir Basınında Yansımaları (1936-1939)" adlı tez çalışmasında uluslararası platformlarda Sancak, Atatürk'ün deyimiyle Hatay olarak adlandırılan bölgenin uzun yıllar süren mücadeleler sonrasında anavatana katılma serüveninin İzmir basınında nasıl ele alındığı anlatılmıştır. Hatay Sorunu, 1936 yılında uluslararası bir mesele olarak ortaya çıkmış ve 1939 yılında bölgenin Türkiye'ye kesin bir şekilde katılmasıyla sona ermiştir. Bundan dolayı bu çalışmada zaman aralığı olarak 1936-1939 arası alınmıştır. Eski ve yeni başkentlerimiz olan İstanbul ve Ankara gazeteleriyle kıyaslanabilecek derecede İzmir gazeteleri Hatay Sorunu'nu sahiplenmiştir. Gazetelerde konuyla ilgili yapılan haberlerde yansıtılan bakış açılarını, makalelerde gelişmelerin ele alınış biçimlerini, gazetelerin kamuoyunun dikkatini bölgeye çekme konusundaki gücü, sorunun hem ulusal hem de Avrupa basınını kapsayacak boyutta takip edilip edilmediğinin saptanması başlıca hedefler olmuştur. Yöntem olarak 1936-1939 yılları arasında İzmir'de çıkan Anadolu, Yeni Asır ve Halkın Sesi gazeteleri taranmış, bunların bir bölümü dijital ortama aktarıldığından bazı makalelerin incelenmesinde güçlük yaşanmıştır. Bazı haberler sayfalar yıpranmış olduğu için okunamamıştır. Giriş bölümünde; Birinci Dünya Savaşı'nda kaybedilen ve 1921 yılında imzalanan Ankara Antlaşması'yla bu onaylanan kayıp Sancak bölgesinin, 1936 yılında atılan diplomatik adımlar sonucunda uluslararası bir mesele haline getirilmesine kadar geçen sürede yaşanan olaylara değinilmiştir. Birinci bölümde; Fransa'nın 1936 yılında Suriye ile imzaladığı antlaşmanın ardından Sancak'ın Suriye'ye verilmesine karşı çıkan ve Avrupa'da artan gerginliklerden yararlanmak isteyen Türkiye'nin konuyu Milletler Cemiyeti'ne götürüp oradan Hatay'la ilgili "ayrı bir varlık" şeklinde ifade edilen müstakil bir idare kararı çıkarması ele alınmıştır. İkinci bölümde; müstakil bir devlet yaratılması için yapılan çalışmalar ve Fransa'nın çeşitli yollarla bunu sabote etme girişimleri incelenmişti. Üçüncü bölümde ise; Fransa'nın gittikçe artan Alman tehdidi karşısında Türkiye ile ilişkilerini düzeltme kararı alması ve bu kapsamda hem Hatay Devleti'nin kurulması hem de ikili antlaşmalar eşliğinde Hatay'ın anavatana katılma süreci İzmir basınının penceresinden ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Hatay, Sancak, Fransa, Ankara, Manda, Suriye, Türkiye.
Demokrat Parti Döneminde DP'li Manisa milletvekilleri ve meclis faaliyetleri (1950-1960)
Bu tez, Demokrat Parti IX. X. ve XI. Dönemlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde görev alan Manisa milletvekillerinin özgeçmişleri ve meclisteki siyasi faaliyetlerini içermektedir. Tez çalışması, giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Tezin giriş kısmında 1946 yılından 1950 yılına kadar olan çok partili hayata geçiş süreci ele alınmıştır. Demokrat Partinin nasıl bir ortamda ortaya çıktığı, Cumhuriyet Halk Partisi ile yaşadığı görüş ayrılıklarına yer verilmiştir. Tezin birinci bölümünde, Demokrat Parti Manisa milletvekillerinin IX. Dönem meclis faaliyetlerine yer verilmiş, meclisteki konuşmaları, kanun teklifleri ve soruları ele alınmıştır. Bu faaliyetlerden yola çıkarak Manisa ve ülke yönetimiyle ilgili çıkarımlarda bulunulmuştur. Tezin ikinci bölümünde, X. Dönem meclis faaliyetlerine yer verilmiş, meclisteki konuşmaları, kanun teklifleri ve soruları incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, XI. Dönem meclis faaliyetlerine yer verilmiş, meclisteki konuşmaları, kanun teklifleri ve sorularından yola çıkarak Manisa'ya ve ülkeye olan hizmetleri değerlendirilmiştir. Tezin sonuç bölümünde, Manisa milletvekillerinin faaliyetleri değerlendirilmiş, iktidar muhalefet ilişkileri göz önünde bulundurularak Demokrat Parti yönetimi hakkında genel çıkarımda bulunulmuştur. Demokrat Partinin muhalefetten iktidara gelişi, iktidardan askeri darbeyle indirilişi süreci incelenmiş, bu sürece sebep olan durumlar ortaya konmuştur.
Çok partili hayata geçiş sürecinde (1945-1950) Manisa'da muhalefet
Bu çalışma, Demokrat Parti Manisa İl ve İlçe Teşkilatlarının kurulmasından, 14 Mayıs 1950 seçimine kadar geçen süre içerisindeki teşkilatlanma, genel ve yerel seçim çalışmalarını kapsamaktadır. Okuyucunun tezin özünü daha iyi kavrayabilmesi için, giriş kısmında siyaset bilim alanında tezle ilgili terminoloji verilmiştir. Çalışma, giriş kısmının ardından III bölümden oluşmuştur. "Çok Partili Yaşama Geçiş Süreci ve Muhalefet Partilerinin Kurulması" isimli I. bölümde, Milli Kalkınma, Demokrat ve Millet Partilerinin kurulmasındaki nedenler, aynı zamanda bu partilerin kuruluşları, program ve tüzükleri ile ilgili konular verilmiştir. "Muhalif Partilerin Manisa'da Örgütlenmesi" isimli II. bölüm, Manisa il ve ilçelerinde muhalif partilerin müteşebbis heyetlerinin isimleri ve kuruluş tarihleri verilerek başlamıştır. Ardından 1946'dan 1950'ye kadar olan Demokrat Parti Kongreleri hakkında ilçe ve il idare heyetlerinin listelerini de içeren detaylı bilgiler verilmiştir. "Manisa'da Muhalif Partiler ve Seçimler" isimli III. Bölümde ise 1946 Yerel Seçimi, 1946 Genel Seçimi, 1949 Ara Seçimi ve son olarak 1950 Genel Seçimi hakkında milletvekilleri listeleri ile birlikte bilgiler verilmiş ve muhalif partilerin bu seçimlerdeki durumu Manisa merkez ve ilçelerini de kapsayacak bir şekilde incelenmiştir
Cumhuriyetin ilk yıllarında Demirci Kazası (1923-1933)
Bu tez çalışması ile Demirci ilçesinin Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki idari ve nüfus yapısı, sosyal, kültürel, iktisadi ve ticari hayatı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylece hem yerel tarih anlayışı içinde yaşadığımız yerin daha iyi tanınması sağlanmış, hem de Cumhuriyet ile birlikte yeni yaşam şeklinin ve inkılapların, ülkede nasıl algılanıp uygulandığı izlenmeye çalışılmıştır. Demirci'nin mevcut konumu ortaya konulduktan sonra çalışma, Demirci'nin geçirdiği acılı yıllar olan Milli Mücadele'deki yeri ile sürdürülmüştür. Özellikle, bu tezde ayrıntılı bir şekilde, Osmanlı Devleti'nin son yılları, Milli Mücadele Dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yılları ele alınmıştır. Demirci'nin idari, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısında meydana gelen değişim, yerel ve genel hatları ile incelenmiş ve bu çalışma içerisinde aktarılmaya çalışılmıştır. İncelenen dönemin öncesi ve sonrası ile nüfus ve idari gelişim yansıtılmış, Demirci'nin nasıl bir büyüme gerçekleştirdiği ifade edilmiştir. Belediye hizmetleri, imar ve bayındırlık faaliyetleri, Cumhuriyetin ilk on yılında Demirci'deki gelişmeler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrı bir bölümde ele aldığımız sosyal ve kültürel faaliyetler arasında yer alan eğitim, spor, sağlık konuları ile kazanın yeni bir yaşama nasıl ayak uydurduğu, bugünkü kültürel seviyesine nasıl ulaştığı ele alınmıştır. Demirci kazasında bayındırlık ve imar faaliyetleri, belediye hizmetleri ile ulaşımda yaşanan değişimler de işlenmiştir. Kazanın iktisadi yapısında yaşanan değişimler, gelişmeler farklı kaynaklar ve istatistikler analiz edilerek verilmiştir. Son olarak da Cumhuriyetin ilanı ile birlikte iktisadi ve ticari alanda gelen gelişme ve değişimlerin Demirci'deki yansıması tespit edilmiştir.