Anxiety level
170 theses under this subject heading
Profesyonel futbolcularda durumluk kaygı düzeyini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi
ÖZET Günümüzde, spor dünyasının en önemli kavramları içerisinde yer alan yüksek performansa ulaşma ve sportif basan elde etme düşüncesi, sporcuların fiziksel, ruhsal ve duygusal yönden daha iyi gelişimi ile mümkün olmaktadır. Özellikle büyük miktarda maddi beklentinin olduğu, seyirci, medya ve yakın çevrenin baskısı altında müsabakalara katılan sporcuların normal ruh sağlığının korunması ile yüksek kaygı seviyesinden uzak tutulması amacıyla sporcularda kaygıya neden olan faktörlerin bilinmesi onlara yardım sürecinde en Önemli yeri oluşturmaktadır. Bu amaçla yapılan bu çalışmada futbolcuların durumluk kaygı düzeylerini etkileyen faktörlerin neler olduğunun tespit edilmesi ve bunların farklı lig ve kategorilerde mücadele eden futbolcular üzerindeki etkilerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu çerçevede dördüncü bölümde profesyonel futbolcuların durumluk kaygı düzeylerini etkileyen faktörler ele alınarak, oyuncular hangi davranış ve şartlarda kaygı düzeylerinin yükseldiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye Profesyonel Futbol Liglerinde oynayan 4231 profesyonel futbolcu oluşturmuş ve toplam 201 futbolcunun cevapladığı anket formu Örneklem grubunu oluşturmuştur. Verilerin analizinde SPSS 12 paket programı kullanılmıştır. Futbolcuların kişisi bilgileri takımlara göre frekans ve yüzde dağılımları alınarak belirlenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde kişisel bilgiler bölümündeki değişkenler ile durumluk kaygı düzeyi ölçeğindeki sorular arasında Monte Carlo Simülasyonu kullanılarak Ki-kare testi uygulanılarak ilişki aranmış ve elde edilen sonuçlar değerlendirmeye alınmıştır. Sonuç olarak, profesyonel futbolcular üzerinde yapılan çalışmada sporcuların durumluk kaygı düzeylerini etkileyen faktörlerin farklı şekillerde kendini gösterdiği ve bunlar içerisinde de sporcuların durumluk kaygı düzeyinin farklı şekillerde etkilendiği görülmüştür. Bütün sporcuları aynı şekilde motive etmenin sporcular üzerine farklı etkilerde bulanabileceğinin göz önünde bulundurulmalıdır.
4-6 yaş çocukların kaygıları ile annelerinin kaygı psikolojik dayanıklılık ve bilişsel esneklikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada okul öncesi 4-6 yaş çocuklarının kaygıları ile annelerin kaygı psikolojik dayanıklılık ve bilişsel esneklik düzeyleri arasında ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Gaziantep ilinin merkez ilçeleri olan Şehitkamil ve Şahinbey' deki 25 eğitim bölgesinde bulunan 55 bağımsız anaokulundan seçilen 7 anaokulunda eğitimine devam eden 438 öğrencinin annesi oluşturmuştur. Araştırmada annelerin demografik özelliklerini ölçmek için Kişisel Bilgi Formu, çocukların kaygılarını ölçmek için Yeniden Düzenlenen Okul Öncesi Kaygı Ölçeği (YDOÖKÖ), annelerin kaygı düzeyini ölçmek üzere Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), annelerin psikolojik dayanıklılık düzeylerini ölçmek üzere Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ), annelerin bilişsel esneklik düzeylerini ölçmek üzere Bilişsel Esneklik Envarteri (BEE) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilen analizinde ilişkisiz örneklemler için t- testi, Mann-Whitney U Testi, basit doğrusal korelasyon ve aşamalı regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan istatistiksel analizlerin sonucuna göre çocukların kaygıları ile annelerin kaygı düzeyi arasında olum yönde, orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Annelerin psikolojik dayanıklılık ve bilişsel esneklikleri arasında olumlu yönde, ortaya düzeyde ve anlamlı ilişki bulunmaktadır. Son olarak yapılan regresyon analizine göre çocuğun kaygı düzeyinin annelerin kaygı ve bilişsel esnekliği tarafından yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen sobel testi sonucuna göre annelerin kaygı ve bilişsel esnekliği çocukların kaygılarını yordama anlamlı aracı değişkenlerdir. Anahtar Kelimeler: kaygı, psikolojik dayanıklılık, bilişsel esneklik
Öğrenci ve öğretmen özelliklerinin öğrencilerin matematik kaygısı ve başarısını yordama gücünün hiyerarşik lineer modelleme ile incelenmesi
Bu çalışmada, öğrenci ve öğretmen özelliklerinin öğrencilerin matematik kaygısı ve başarısını yordama gücünü belirlemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öğrencilerin matematik kaygısı ve başarısı ile ilişkili olan öğrenci değişkenlerinin yanı sıra öğretmenlere ait değişkenler Hiyerarşik Lineer Modelleme (HLM) kullanılarak iki düzeyde ele alınmıştır. Bu yönüyle araştırmada doğrudan ve dolaylı etkilerin analizine dayalı yordayıcı ilişkisel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırma örneklemi, 2022-2023 yılı Osmaniye ilinde görev yapan matematik öğretmenleri (12), bu öğretmenlerin öğrencileri (413) ve bu öğrencilerin ebeveynlerinden (413) oluşmaktadır. Öğrencilerin başarı düzeyi için dönem sonu matematik karne başarı puanları, kaygı düzeyleri için öğrencilere yönelik "Matematik Kaygısı-Endişesi Ölçeği", "Öğretmenlere Yönelik Matematik Kaygı Ölçeği" ve "Ebeveyn Matematik Kaygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan iki düzeyli HLM analiz sonucunda öğrenci matematik başarısı ile ilişkili olan öğrenci düzeyine ait değişkenler; ebeveyn kaygı ortalaması, öğrenci cinsiyeti, veli eğitim durumu, öğrenci matematik öz yeterlik algısı ile öğretmen düzeyine ait değişkenler öğretmen matematik kaygı ortalaması, öğretmen cinsiyeti, öğretmen medeni durumudur. Öğrenci matematik kaygısı ile ilişkili olan öğrenci düzeyine ait değişkenler; ebeveyn kaygı ortalaması, öğrencinin sosyal imkânı, öğrenci matematik öz yeterlik algısı ile öğretmen düzeyine ait değişkenler öğretmen matematik kaygı ortalaması, öğretmen cinsiyeti, öğretmen medeni durumu, öğretmen eğitim düzeyidir. Öğrencilerin matematik başarısı ve kaygısı konusunda göstermiş olduğu değişkenliğin büyük çoğunluğunun öğrenci düzeyi değişkenlerine bağlı olduğu vurgulanırken değişkenlerin geriye kalan kısmı ise öğretmen düzeyi tarafından açıklandığı ifade edilebilir.
Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin SARS-CoV2 pandemisi hakkındaki bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi
Bu araştırma T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığında çalışan adli bilim uzman ve teknikerlerin Severe Acute Respiratory Syndrome – Corona Virus2 (SARS-CoV2) Pandemisi bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01/10/2020 – 30/11/2020 tarihleri arasında İstanbul'da Adli Tıp Kurumu Başkanlığı içerisinde çalışan 295 kişi üzerinde uygulanan kişisel bilgiler, Koronavirüs 19 Fobisi (C19P – S) ölçeği, literatür doğrultusunda oluşturulan bilgi düzeyi sorularını içeren bir anket formu ile toplanarak elde edildi. Kaydedilen yanıtlara göre oluşan değerler, IBM SPSS 20.0 (IBM Corp.,Armonk,NY,USA) programı kullanılarak analizleri yapıldı. Veri analizlerinde, tanımlayıcı istatistik uygulamaların yanı sıra, verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığını kontrol için Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ve karşılaştırma analizlerinde Spearman's korelasyon katsayısı, T testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmaya katılan adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin %56,3'ünün erkek, %43,7'sinin kadın olduğu, %60'ının lisansüstü, %20,3'ünün lisans, %19,7'sinin ise önlisans mezunu olduğu, %24,4'ünün 18-27 yaş, %51,2'sinin 28-37 yaş, %13,6'sının 38-47 yaş, %8,1'inin 48-57 yaş aralığında, %2,7'sinin ise 58 yaş üzeri olduğu, %67,8'sinin ihtisas dairelerinde, %32,2'sinin ise ihtisas kurullarında görev yaptığı, %17,3'ünün adli tıp uzmanı, %26,8'inin adli tıp uzmanlık öğrencisi, %8,1'inin diğer uzman doktor, %10,8'inin diğer uzman / görevli, %12,2'sinin mühendis, %24,7'sinin tekniker olduğu tespit edildi. Katılımcılara bilgi değerlendirmesi amacıyla yöneltilen sorulara verilen cevaplarda cinsiyete, çalıştığı birime göre anlamlı bir ilişki ve fark bulunamadı. Eğitim durumuna göre bilgi değerlendirmesinde lisans mezunu(16,57±7,51) katılımcıların bilgi toplam puanları önlisans(23,74±6,52) ve lisansüstü(23,29±6,63) gruplardan düşük olarak bulundu. Meslek grubuna göre bilgi değerlendirmesi toplam puanı en düşük olan grubun mühendis(12,00±4,95) katılımcılarda olduğu tespit edildi. Sağlık ile direkt ilişkili olan adli tıp uzmanı(24,78±5,98), adli tıp uzmanlık öğrencisi(24,78±5,53) ve teknikerlerin(23,84±6,61) bilgi toplam puanında diğer meslek gruplarından daha yüksek puan aldığı bulundu. Katılımcıların psikolojik alt boyut puan ortalaması 18,69±5,73, psikosomatik alt boyut puan ortalaması 8,93±3,72, sosyal alt boyut puan ortalaması 14,65±4,47, ekonomik alt boyut puan ortalaması ise 8,54±3,39 olarak bulundu. C19P – S ölçeği toplam puan ortalaması 50,80±14,56 olarak bulundu. Kadın katılımcıların psikolojik ve toplam C19P – S ölçek puanları erkeklere göre daha yüksek, ihtisas dairelerinde çalışan katılımcıların C19P – S toplam puanı ihtisas kurulunda çalışan katılımcılardan yüksek bulundu. En yüksek C19P – S ölçeği toplam puanı tekniker olarak görev yapan katılımcılarda tespit edildi. Katılımcıların eğitim durumuna göre C19P – S toplam puanı karşılaştırmasında istatiksel anlamlı fark bulunamadı. Çalışmada adli bilim uzman ve teknikerlerinin bilgi ve anksiyete düzeyleri "orta" olarak saptandı. Bu çalışmanın bulguları adli bilim çalışanlarının salgın sürecinde yüksek bulaş riskiyle çalışmanın getirdiği stresin yanında, enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında ertelenen uygulamalar, dolayısıyla birikebilen iş yükü vb. nedenler ile psikolojik olarak etkilenebildiğini, ancak başa çıkma oranlarının da stres düzeyini "orta" seviyesinde tutmaya yetecek güçte olduğunu; bilgi puanlarının da orta düzeyde bulunmasının bireylerin SARS – CoV2 özelinde daha fazla sağlık okuması ve araştırması yapması gerekliliğini ortaya koyabileceği gibi, SARS – CoV2 süreçleri ile ilgili belirgin bilgi kirliliği de bilgi puanları üzerinde etkin olabilir şeklinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: SARS – CoV2, pandemi, adli tıp, adli bilimler, anket
The relationship between coping strategies and anxiety and depression levels of diabetic patients
Background: The study aimed to find out the prevalence of anxiety and depression among diabetic patients and their coping strategies. Also, the relationships between anxiety, depression, coping strategies, socio-demographic and illness-related data were investigated. Method: The study was descriptive. The sample consisted of 180 Iraqi adults with type 1 and type 2 diabetes. The anxiety and depression were measured with HADS scale and coping strategies were measured with the COPE scale. Multiple linear regression was used to test the relationship between coping strategies and both anxiety and depression. Result: The results showed that the prevalence of mild anxiety was the highest (44.4%), followed by moderate anxiety (24.4%), and severe anxiety (5%). With regard to depression, 35.6% of participants had mild depression, 19.4% had moderate depression, and 4.4% had severe depression. Anxiety and depression were more common among patients with type 1 diabetes, patients between the ages of 18 and 29, patients with long duration of diabetes, and those with a low monthly income. Depression was more common among females and patients who lived in urban areas. Those with lower levels of education also have higher levels of anxiety. There is a negative relationship between positive coping strategies (active coping and seeking support strategies) and both anxiety and depression. In contrast, there is a positive relationship between negative strategies (non-problem-focused coping and substance abuse) and both anxiety and depression. Therefore, there seems to be a need to pay attention to the psychological aspects of diabetic patients and educate them about coping strategies.
Teachers and students' views on anxiety in English classrooms and attitudes towards English
The responsibility of being a teacher is different and much more difficult than any other job in that it lends high importance to human beings as both the instrument (the teacher) and the aim (the student). The process of teaching involves the development of a person with the help of that person, which requires a great deal of effort, patience and time. The purpose of this study was to find what learners and ELT teachers thought about the relationship between learning/teaching a foreign language and affective dimensions of language learning (i.e. anxiety and attitudes). The data were collected through both quantitative [The Foreign Language Classroom Anxiety Scale (FLCAS) (developed by Horwitz et al. (1986) and translated into Turkish by Dalkılıç, 2001), and a Questionnaire on Attitudes Toward English (developed by Aiken (1979) and translated into Turkish by Tunç, 2003)] and qualitative (interviews and observation) data collection tools from sixth grade learners attending three different middle schools in Karaisalı, Adana, Turkey. Depending on the results of the quantitative data, sixteen interviews with learners (eight about anxiety, eight about attitudes) were conducted. Additionally, interviews with instructors of these learners were carried out in order to reveal their views regarding anxiety and attitudes in teaching English. In addition to interviews, each teacher was observed in their classrooms three times during the 2008-2009 academic year in the spring term. The results showed the acts and applications of the teacher in the classroom, being evaluated in English lesson, L1 and L2 use in the classroom, seating arrangement and motivation were related to students? anxiety in the classroom and their attitudes towards English lessons. Also, the inclusion of an assortment of activities and materials suitable to the learners? needs and interests were found to have positive influences on students? anxiety and attitudes. Additionally, students? fears of making errors in English (L2), their peers? reactions, family pressure, and self-confidence were found to be effectual on students? anxiety negatively. On the other hand, students? goals for learning English and their regarding English as a lesson vs. English as a foreign language were recognized to be effective on their attitudes towards English lessons.Key Words: Teacher, Student, Affective Factors, Anxiety, Motivation, Attitudes, EFL, ELT
Üniversite öğrencilerinin mizah tarzları ile algılanan stres, kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin mizah tarzları ile algıladıkları stres, kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaçla Mizah Tarzları Ölçeği ve Mizah Yoluyla başa Çıkma Ölçeği, Yaşam Olayları Listesi, Gündelik Olaylar Listesi, Algılanan Stres Ölçeği, Sürekli Kaygı Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği 199'u kız 210'u erkek toplam 409 üniversite öğrencisine uygulanmıştır. Sonuçlar sağlıklı mizah tarzları olan katılımcı mizah, kendini geliştirici mizah ve mizah yoluyla başa çıkma ile algılanan stres, kaygı ve depresyon arasında negatif yönde ilişkiler olduğunu göstermiştir. Sağlıksız mizah tarzlarından saldırgan mizah; algılanan stres, kaygı ya da depresyonla ilişkili bulunmazken kendini yıkıcı mizahla algılanan stres, kaygı ve depresyon arasında düşük düzeyde de olsa anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Mizah tarzlarının stres verici yaşam olayları ve olumsuz duygudurum arasındaki ilişkide düzenleyici bir etkiye sahip olup olmadığını sınamak için gerçekleştirilen hiyerarşik regresyon analizleri sonucunda mizah tarzlarının büyük yaşam olayları ve olumsuz duygudurum arasındaki ilişkide düzenleyici bir etkiye sahip olmadığı saptanmıştır. Gündelik sıkıntılar ve olumsuz duygudurum arasındaki ilişkide ise yalnızca saldırgan mizah tarzının düzenleyici etkisi olduğu görülmüştür. Sonuçlar mizah tarzlarının bireyin stres verici yaşam olaylarından daha az olumsuz etkilenmesine yardımcı olduğu iddiasını desteklememiştir.
Problem çözme terapisine dayalı beceri geliştirme grubunun üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme becerileri, öfkeyle ilgili davranış ve düşünceler ile sürekli kaygı düzeylerine etkisi
Bu araştırmada sosyal problem çözme beceri eğitiminin üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme, öfkeyle ilişkili davranışlar ve düşünceler ile sürekli kaygı düzeylerine etkisi incelenmiştir.Araştırma, 2008-2009 öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği, Okul Öncesi Öğretmenliği ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Ana Bilim Dalında öğrenimlerine devam eden ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinden araştırmaya katılmaya gönüllü bir grup öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir.Araştırma yarı-deneysel desen türündedir. Deney grubunda 17 ve kontrol grubunda 17 olmak üzere toplam 34 öğrenci araştırmaya katılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına deneklerin seçiminde araştırmaya katılmaya gönüllü ve aynı zamanda sosyal problem çözme becerisi normalin altında olan öğrenciler dikkate alınmıştır. Gruplara deneklerin atanması ise grupların eşitlenmesi işlemine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir.Araştırmada deney grubuna Problem Çözme Terapisi (D' Zurilla ve Nezu, 2007; Nezu, Nezu ve D' Zurilla, 2007) temel alınarak oluşturulan sekiz oturumluk psiko-eğitimsel içerikli bir program uygulanırken kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Deney grubuna uygulanan müdahale programı haftada bir gün olmak üzere ortalama 2 - 2,5 saatlik oturumlardan oluşmuştur. Deney grubuna uygulanan sosyal problem çözme beceri eğitimi beceri geliştirme amaçlı, ağırlıklı olarak eğitimsel içeriğe sahip, çok sayıda çeşitli egzersizlerin yer aldığı, Bilişsel-Davranışçı Terapilerin çeşitli teknik ve yöntemlerinin kullanıldığı, yapılandırılmış oturumlardan oluşan ve aynı zamanda yaşantısal-etkileşimsel süreci de içeren bir psiko-eğitimsel grup müdahalesidir.Araştırmanın verileri, nicel ve nitel yöntemler kullanılarak elde edilmiştir. Nicel verilerin elde edilmesinde deney ve kontrol grubundaki öğrencilere veri toplama aracı olarak bu araştırma kapsamında Türkçe' ye uyarlaması yapılan Sosyal Problem Çözme Envanteri ?Kısa Formu, Çok Boyutlu Öfke Ölçeği (Balkaya, 2001)' nin Öfkeyle İlişkili Davranışlar ve Öfkeyle İlişkili Düşünceler Alt Ölçekleri ile Durumluk ?Sürekli Kaygı Ölçeği (Öner ve LeCompte, 1985)' nin Sürekli Kaygı Alt Ölçeği uygulanmıştır. Söz konusu ölçekler deney ve kontrol grubuna öntest ve sontest ölçümleri olarak uygulanırken kontrol grubundaki öğrencilere ulaşılamadığından izleme ölçümleri sadece deney grubundaki öğrencilerden elde edilmiştir. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde Kovaryans Analizi, Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi, Mann Whitney U Testi ve İlişkili Örneklemler için t Testi istatistiksel tekniklerinden yararlanılmıştır. Araştırmanın nitel verileri ise deney grubundan araştırmacı tarafından oluşturulan yarı yapılandırılmış soru formları yoluyla elde edilmiştir. Söz konusu dokümanlar deney grubundaki öğrencilerin uygulanan müdahale programından elde ettikleri kazanımlara ilişkin kişisel değerlendirmelerini almak üzere deneysel işlemin bitiminden sonra ve izleme ölçümlerinde olmak üzere iki kez verilmiştir. Nitel verilerin analizi doküman incelemesi yöntemiyle yapılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde, uygulanan sosyal problem çözme beceri eğitiminin ?sosyal problem çözme becerileri? ve ?dünyaya yönelik öfke düşünceleri? değişkenleri üzerinde olumlu yönde etkide bulunduğu ve bu etkinin uzun süreli kalıcı olduğu görülmüştür. Araştırmanın bulgularından elde edilen bir başka sonuca göre uygulanan deneysel müdahale programı, deneklerin öfkeyle ilişkili davranışlar: saldırgan davranışlar, sakin davranışlar, kaygılı davranışlar boyutlarında ve öfkeyle ilişkili düşünceler: öfkesine yönelik, diğerlerine yönelik, kendisine yönelik öfke düşünceleri boyutlarında herhangi anlamlı bir farklılık yaratmamıştır. Araştırmadaki bir başka değişken olan sürekli kaygı değişkeni bakımından ise hem deney hem de kontrol grubunda son test ölçümlerinde olumlu bir değişimin olduğu görülmüştür. Ancak deney grubundan elde edilen izleme ölçümlerinde sürekli kaygı puanlarının sontest puanlarından daha düşük olduğu saptanmıştır. Elde edilen bu bulgu deneysel işleme bağlı olmaksızın her iki gruptaki öğrencilerin değişim yaşadıklarını düşündürmektedir. Araştırmadan elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda sosyal problem çözme beceri eğitiminin üniversite öğrencilerinin sosyal problem çözme becerilerini geliştirmede etkili olduğu söylenebilir.
Sağlık çalışanının güvenliği ve kaygı düzeylerine etkisi
İş kazaları ve meslek hastalıkları dünyadaki tüm çalışanların sağlığını tehdit etmektedir. İş sağlığı ve güvenliği bakımından önemli riskler taşıyan çalışma alanlarından biri de sağlık hizmetleridir. Sağlık hizmetlerinin birçok alanında özellikle de hastanelerde çalışanlar, sağlıklarını olumsuz yönde etkileyen biyolojik, kimyasal, fiziksel, ve psikososyal risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Ülkemizde sağlık çalışanlarının maruz kaldığı iş kazaları ve meslek hastalıkları nedeniyle meydana gelen ekonomik ve sosyal kayıplar çalışanı, ailesini ve devleti olumsuz yönde etkilemektedir. Sağlık çalışanlarının en fazla maruz kaldığı iş kazaları çarpma, düşme, kesici alet yaralanmaları ve şiddete maruz kalmadır. Hastane koşullarında enfeksiyonlara, kimyasal maddelere, radyasyona, biyolojik etmenlere, cilt problemlerine, strese bağlı olarak meslek hastalığı riskleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının güvenliği, çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler ile bunların çalışanlar üzerindeki kaygı düzeylerine etkilerinin neler oluşturacağı incelemektedir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışmanın evrenini Haziran- Temmuz 2016 tarihleri arasında Mardin ili Kızıltepe ilçesi devlet hastanesinde çalışmakta 200 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Evrenin tümü araştırma kapsamına alınmış fakat 175 kişiye ulaşılmıştır. Bunlardan alınan doğru veriler 154 adettir. Araştırmanın verileri katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, çalışma ortamı kaynaklı risk ve tehlikeler ölçeği, sağlık çalışanı güvenliği ölçeği ve beck anksiyete ölçeği sorulardan oluşan anketin katılımcılara uygulanmasıyla elde edilmiştir.
Çoklu zeka kuramına göre hazırlanan öğretim etkinliklerinin 4. sınıf öğrencilerinin matematik başarılarına ve kaygı düzeylerine etkisi
Bu çalışmada, Çoklu Zekâ Kuramına göre hazırlanan öğretim etkinliklerinin ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin matematik başarılarına ve kaygı düzeylerine etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmada, Çoklu Zekâ Kuramına göre hazırlanan etkinlikler ile yapılan öğretim bağımsız değişken, matematik dersi başarısı ve kaygı düzeyi ise bağımlı değişkendir. Araştırma, öntest-sontest kontrol gruplu deneme modeline göre tasarlanmıştır. Araştırma, 2016-2017 eğitim-öğretim yılı bahar yarıyılında, Osmaniye ili merkez ilçesinde yer alan orta sosyo-ekonomik düzeydeki bir devlet ilkokulunda iki derslikte okuyan toplam 55 öğrenci ile yürütülmüştür. Bir deney ve bir kontrol grubu ile yürütülen araştırma dokuz hafta sürmüştür. Dersler, deney grubunda Çoklu Zekâ Kuramına göre hazırlanan öğretim etkinlikleri doğrultusunda araştırmacı, kontrol grubunda ise 2015 İlkokul Matematik Dersi Öğretim Programı (MEB, 2015) doğrultusunda hazırlanan ders planları doğrultusunda sınıf öğretmenleri tarafından işlenmiştir. Çalışmada, Çoklu Zekâ Kuramına göre hazırlanan etkinliklerin etkisinin ortaya konulması için nitel ve nicel araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen "Başarı Testi", deney ve kontrol gruplarına öntest ve sontest olarak; kaygı düzeylerini belirlemek içinde "İlköğretim Öğrencileri için Matematik Kaygı Ölçeği" araştırma işlem öncesinde ve işlem sonrasında uygulanmıştır. Ayrıca "Kişisel Bilgi Formu" çalışmaya katılan öğrenciler hakkında bilgi almak için kullanılmıştır. Nitel veriler, deney grubunda yer alan öğrencilerin sürece yönelik düşüncelerini saptamak için beşi erkek beşi kız olmak üzere toplam 10 öğrenciyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Araştırmada başarı testi ve kaygı ölçeğinden elde edilen veriler, kovaryans analizi kullanılarak analiz edilmiştir. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<.05 olarak alınmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formundan elde edilen nitel veriler, betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonunda elde edilen verilere göre, başarı testi öntest-sontest puanlarının karşılaştırılması sonucunda; deney grubunun daha başarılı olduğu görülmüştür. Ek olarak kaygı puanları açısından gruplar arasında anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Ancak; deney grubunun kaygı sontest puanlarında, öntest puanlarına göre ciddi derecede bir azalma görülmüştür. Yarı yapılandırılmış görüşme formundan elde edilen sonuçlara göre öğrenciler, Çoklu Zekâya göre hazırlanan etkinlikleri zevkli/eğlenceli bulduklarını, bu etkinlikler sayesinde matematik derslerine olan korkularını yenerek dersi sevmeye başladıklarını ve derse katılmayı istediklerini belirtmişlerdir. Ayrıca uygulamadan sonra, Matematik dersinden korkmayıp, öz güvenlerinin arttığından söz etmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Çoklu Zekâ Kuramı, Matematik Öğretimi, Matematik Kaygısı, Akademik Başarı
Sınıf öğretmeni adaylarının matematik öğretimine yönelik öz-yeterlilik algıları, tutumları ve kaygı düzeyleri
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının matematik öğretimine yönelik öz-yeterlilik algılarının, tutumlarının ve kaygı düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından incelenmesidir. Araştırma genel tarama modelinin bir alt türü olan betimsel tarama modeline uygun olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 2018-2019 eğitim öğretim yılında Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesinin sınıf öğretmenliği bölümünde 3. ve 4. sınıfta öğrenim gören 160 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada öğretmen adaylarının matematik öğretimine yönelik öz-yeterlilik algılarının belirlemesi amacıyla "Matematik Öğretimine Yönelik Öz-yeterlik İnanç Ölçeği", matematik öğretimine yönelik tutumlarının belirlemesi amacıyla "Matematik Öğretimi Tutum Ölçeği" ve matematik öğretimine yönelik kaygı düzeylerinin belirlemesi amacıyla "Matematik Öğretimi Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22.00 paket programında yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; sınıf öğretmeni adaylarının matematik öğretimine yönelik öz-yeterliliklerinin, tutumlarının ve kaygı düzeylerinin genel olarak yeterli düzeyde olduğu ve aralarında orta düzeyde ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmaya katılan sınıf öğretmeni adaylarının matematik öğretimine yönelik öz-yeterliliğin kişisel yeterlilik faktörüne katılıyorum düzeyinde; matematik öğretimine değer vermeye yönelik tutum faktörüne katılıyorum düzeyinde ve matematiği öğretmeye tutumdan kaynaklanan kaygı faktörüne katılıyorum düzeyinde olduğu gözlemlenmiştir. Diğer taraftan araştırmada cinsiyet, sınıf düzeyi, matematik başarı notu ve genel başarı notu değişkenlerine göre matematik öğretimine yönelik öz-yeterlilik, tutum ve kaygı arasında anlamlı farklılığın olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Matematik öğretimi, öz-yeterlilik algısı, tutum, kaygı
Özbelirleme kuramı çerçevesinde lise öğrencilerinin matematik öğrenen özerkliği: Bir karma desen araştırması
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerine uygulanabilecek matematik öğrenen özerkliği ölçeği geliştirip lise öğrencilerinin matematik öğrenen özerklik düzeylerini, matematik öğrenen özerkliklerini etkileyen matematik kaygı düzeyleri, matematik öğrenmeye yönelik motivasyon seviyeleri, matematik dersine yönelik öğrenme sorumluluğu ve matematik öğreniminde öz düzenleme becerileri arasındaki ilişkileri ve bu becerileri etkileyen değişkenler ile 9. ve 12. sınıf öğrencilerinin matematik öğrenen özerkliği ile ilgili düşüncelerini belirlemektir. Çalışmada araştırma deseni olarak karma yöntem desenlerinden sıralı-açıklayıcı karma desen seçilmiştir. İlk sırada nicel veriler ardından nitel veriler toplanmıştır. Bu araştırmada öncelikle matematik öğrenen özerkliği ölçeği geliştirilmiştir. Ölçeğin geliştirme sürecinde ilgili literatür incelenerek 144 madde havuzu oluşturulmuş, 10 uzman görüşü alınarak kapsam geçerliliğine bakılmıştır. Kalan 52 madde ile geçerlik ve güvenirlik çalışmaları için pilot uygulamada 1078 öğrenciden alınan verilerle yapılan açımlayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. "Öz Düzenleme", "Öğrenme Sorumluluğu", "İç Motivasyon", "Öz Denetim", "Dış Motivasyon" ve "Kaygı" olmak üzere 6 boyutlu 41 maddelik bir ölçek oluşturulmuştur. Ölçeğin Cronbach-Alfa katsayısı α=0,82 olarak bulunmuştur. Oluşan boyutların açıklanan toplam varyans miktarı % 47,50'tir. Ölçeğin iki yarı güvenirlik düzeyi için Spearman-Brown korelasyonu değeri r=0,83 bulunmuştur. Üst %27 ve alt %27 gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığını tespit amacıyla bağımsız örneklem t-testi yapılmış olup ölçek toplam puanları ile üst %27'lik ve alt %27'lik gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Yapılan çalışma sonucunda ortaöğretim öğrencilerine yönelik 6 alt boyutlu 41 maddelik geçerli ve güvenilir matematik öğrenen özerkliği ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmada esas uygulamasının evreni Türkiye'nin batısında yer alan bir büyükşehirde bulunan ortaöğretim kurumlarındaki 9. ve 12.sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Gerekli izinler alındıktan sonra araştırmanın örneklemi, eğitim uzaktan devam ettiği için Google Form biçiminde hazırlanan ölçek öğretmenleri aracılığıyla sınıf Whatsapp gruplarından ulaştırılan gönüllü 9. ve 12. sınıf öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmaya 651 öğrenci katılmıştır. Araştırmada "Matematik Öğrenen Özerkliği Ölçeği" veri toplama aracı olarak tamamen gönüllülük esasına göre uygulanmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 22.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Verilerin normal dağılımı kontrol edilmiştir. Bağımsız Örneklemler t-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunuda 9. ve 12. sınıflardan matematik öğrenen özerkliği ölçeğinden en yüksek ve en düşük puan alan dörderden sekiz öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu ile görüşme yapılmış elde edilen nitel veriler içerik analizi ile incelemiştir. Nitel verilerin geçerliğini ve güvenirliğini arttırmak için doğrudan alıntılara yer verilmiş ve uyuşum yüzdesi hesaplanmıştır. Çalışmadaki görüşme sorularıyla sağlanan uyuşum yüzdesi %92,23'dür. Araştırma sonucunda 9. ve 12. sınıf öğrencilerin matematik öğrenen özerklik düzeylerinin orta düzey olduğu görülmüştür. Matematik öğrenen özerklik düzeyi ile cinsiyet değişkeni arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Kız öğrencilerin dış motivasyon düzeyi, erkek öğrencilerin de iç motivasyon ve kaygı düzeyleri daha yüksek olduğu görülmüştür. 9. sınıfların öz düzenleme, iç motivasyon, dış motivasyon, öz denetim ve öğrenme sorumluluğu alt boyutlarının puan ortalamaları 12. sınıflardan, 12. sınıfların ise kaygı alt boyutu puan ortalamaları 9. sınıftan daha yüksek olduğu görülmüştür. Sınıf, ailenin sosyoekonomik düzeyi, anne-baba eğitim düzeyi, özel ders değişkenleri ile matematik öğrenen özerkliği arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Okul türü değişkenine göre anlamlı ilişki görülmüştür. Matematik öğrenen özerkliği ile öz düzenleme becerileri, öğrenme sorumluluğu arasında pozitif yönde güçlü düzeyde anlamlı ilişki, matematik kaygısı ile de pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı ilişki görülmüştür. Matematik öğrenen özerkliği puanı yüksek olan öğrencilerle yapılan görüşmelerde öğrenme sorumluluğuna, öz düzenleme becerilerine, öz denetime sahip oldukları ve iç motivasyonlarının yüksek olduğu ve matematik öğrenen özerkliği puanı düşük olan öğrencilerin ise iç motivasyonlarının düzeylerinin düşük olduğu, öğrenme sorumluluğuna, öz düzenleme becerilerine sahip olmadığı ve öz denetim yapamadıkları görülmüştür. Geliştirilen Matematik Öğrenen Özerkliği Ölçeğinden elde edilen bulgularla görüşmelerden elde edilen bulguların örtüştüğü görülmektedir.
Kronik hastalıkları olan kişilerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kişilik özellikleri etkileşimi
Bu araştırmada, kronik hastalığı olan kişilerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kişilik özellikleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Kronik hastalık olarak hipertansiyon, diyabet ve koroner arter hastalıklarından en az birisi için tanı almış olan kişiler araştırmada yer almıştır. Katılımcılara Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Ölçeği ve Afektif Sinirbilim Kişilik Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca, Sosyodemografik Bilgi Formu ile kişilerin bazı demografik bilgileri toplanmıştır. Ölçekler, 119 kadın ve 80 erkek olmak üzere toplam 199 katılımcıya uygulanmıştır. Verilerin analizi sonucu elde edilen bulgulara göre; Depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kişilik özellikleri arasında bir etkileşimin varlığından söz edilebilir. Diğer önemli bir sonuç, birden fazla kronik hastalık sahibi olanların depresyon ve anksiyete düzeylerinin tek bir hastalığı olanlardan anlamlı derecede yüksek olmasıdır. Bunların yanında, kişilerin cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durumu ve sosyoekonomik düzeyleri ile depresyon ve anksiyete düzeyleri ile kişilik özellikleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Kronik hastalık, depresyon, anksiyete, afektif sinirbilim, kişilik
Engelli kardeşe sahip bireylerin kardeş tutumları ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmada engelli kardeşe sahip bireylerin kardeş tutumları ve kaygı düzeylerinin bazı değişkenlerle olan ilişkisini incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, Iğdır ilindeki rehabilitasyon merkezlerinde bulunan engelli çocukların, 9-12 yaş grubundaki 110 kardeşinden oluşmaktadır. Veriler, Özel Gereksinimli Kardeşe Yönelik Tutum Ölçeği ve Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri aracılığıyla toplanmış ve SPSS 23 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın ÖGKYTÖ'ye göre, annenin eğitim durumunda anlamlı bir farklılık görülmezken, babanın eğitim durumu değişkeninde anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Araştırmada ÖGKYTÖ'nin ailenin sosyoekonomik düzeyi ve kardeşin engel türü arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Çalışmada DSKE'nin; cinsiyet, anne-babanın hayatta olması ve babanın çalışması değişkenleri ile anlamlı yönde bir ilişki bulunmamaktadır. Araştırmada; kaygı ölçeği ile kardeş sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmektedir. Ayrıca, ÖGKYTÖ ve DSKE arasında ters yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: engelli kardeş, kardeş tutumları, kaygı düzeyleri.
Psikolojik danışmanların bilinçli farkındalık düzeyleri ile umut ve sürekli kaygı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı psikolojik danışmanların bilinçli farkındalık düzeyleri ile umut ve sürekli kaygı arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini Osmaniye'de yaşayan 105'i kadın 82'si erkek olmak üzere toplam 187 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma grubu seçilirken tesadüfi olmayan-amaçlı örnekleme yöntemlerinden biri olan uygun örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ), Sürekli Umut Ölçeği (SUÖ) ve Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada ikili grupların karşılaştırılmasında bağımsız gruplar için t testi, ikiden fazla grup ortalamaların karşılaştırılmasında ise tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) kullanılmıştır. Bilinçli farkındalık düzeyi ile sürekli kaygı, umut ve alt boyutları arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılırken umut ve sürekli kaygının bilinçli farkındalığı yordamasında basit doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonuçlarına göre bilinçli farkındalık düzeyi ile sürekli kaygı, umut düzeyi toplam puan ve umut ölçeği alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yapılan bağımsız örneklemler t-testi sonucuna göre evli katılımcıların bekar katılımcılara göre eyleyici düşünce alt boyutu puanlarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Tek yönlü varyans analizinde katılımcıların umut toplam puanı ve eyleyici alt boyutunda yaş gruplarına göre anlamlı farklılık bulunmuştur. Herhangi bir yerde çalışmayan katılımcıların devlet okulunda çalışan katılımcılara göre sürekli kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Basit doğrusal regresyon analizi sonuçlarına göre katılımcıların umut ve sürekli kaygı düzeyleri bilinçli farkındalıklarını anlamlı düzeyde yordamaktadır. Bilinçli farkındalığa ilişkin toplam varyansın %8,2'si umut ile %30,8'i sürekli kaygı ile açıklandığı görülmüştür.
COVID-19 pandemi döneminde lise öğrencilerinin kaygı ve temel psikolojik ihtiyaçlarının incelenmesi
Amacı, Covid-19 pandemi döneminde lise öğrencilerinin kaygı ve psikolojik ihtiyaçları arasındaki ilişkinin incelenmesi olan bu araştırmada, karma yöntem tercih edilmiştir. Araştırmanın deseni "Zenginleştirilmiş Model" olup nicel veriler için "Kişisel Bilgi Formu", "Temel Psikolojik İhtiyaçlar Ölçeği" ve "Durumluluk Kaygı Ölçeği" ve nitel veriler içinse, araştırmacı tarafından hazırlanan, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırmanın evreni, Güneydoğu bölgesinde öğrenim görmekte olan lise öğrencileri, örneklemi ise 531 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın nicel boyutunda, verilerin analizi için T-Testi, Tek Faktörlü Varyans Analizi,Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney Testi,Pearson Korelasyon ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Nitel boyut için ise içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, temel psikolojik ihtiyaçlar, toplam ve alt boyutları açısından; temel psikolojik ihtiyaçların, kardeş sayısı, okul türü, sınıf, aile aylık ortalama gelir düzeyi, anne/baba eğitim düzeyi, yakın çevrede hastanede tedavi gören bir tanıdığın varlığına göre anlamlı farklılaştığı bulunmuştur. Kaygı düzeyinin, kardeş sayısı, okul türü, sınıf, aile aylık gelir toplamı, anne/baba eğitim düzeyi, salgının bitiş tarihi hakkında tahmin, yakın çevrede hastanede tedavi gören bir tanıdığın varlığına göre anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur. Temel psikolojik ihtiyaçların alt boyutlarından sevgi ve ait olma ve güç boyutunun, kaygı düzeyinin anlamlı yordayıcıları olduğu görülmüştür. Araştırmanın nitel kısmı, öğrencilerin Covid-19 pandemi dönemindeki temel psikolojik ihtiyaçları ve kaygı düzeyleri hakkındaki görüşleri ışığında incelenmiştir.
Akılcı duygusal davranışçı terapi kuramına dayalı psikoeğitim programının sınav kaygısı düzeyine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ADDT kuramına dayalı psikoeğitim programının sınav kaygısı düzeyine etkisinin incelenmesidir. Aynı zamanda katılımcılar demografik değişkenlere göre listelenmiştir. Bu bağlamda çalışma 2x3'lük ön test- son test- izleme testi ölçümlü deney-kontrol grubundan oluşan deneysel model ile yürütülmüştür. Araştırmanın örneklem grubunu 17-20 yaş aralığında İstanbul'da özel bir öğretim kurumunda eğitim gören 21 (14 kadın, 7 erkek) öğrenci oluşturmaktadır. Deney ve kontrol grubu seçkisiz atama yöntemi ile oluşturulmuştur. Çalışmaya ait demografik veriler araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu ile sınav kaygısı düzeyi ise Friedben Sınav Kaygısı Ölçeği (FSKÖ) ile toplanmıştır. Deney grubuna 8 oturumluk ADDT kuramı temelli psikoeğitim programı uygulanırken, kontrol grubuna bir uygulama yapılmamıştır. Verilerin analizi SPSS 25.0 paket programı ile yapılmıştır. Verilerin çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılarak normal dağıldığı saptanmıştır. Bağımsız gruplar t- testi, tekrarlı ANOVA ve faktöriyel ANOVA ile ölçümler ve gruplar arası farkın anlamlılığına yönelik analizler yapılmıştır. Çalışmanın bulguları, ADDT kuramına dayalı psikoeğitim programının sınav kaygısı düzeyine etkisinin deney grubu lehine anlamlı olduğu sonucunu vermiştir. ADDT temelli psikoeğitim programına katılan deney grubu öğrencilerinin sınav kaygısı ön test puan ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı sonucuna varılmıştır. Deney grubu son test puan ortalaması ve izleme testi puan ortalaması deney grubu ön test puan ortalamasından düşüktür ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır. Kontrol grubu ön test ve son test puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak kontrol grubu ön test sınav kaygısı puan ortalaması ve izleme testi sınav kaygısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmadaki bu bulgular ışığında ADDT temelli psikoeğitim programının sınav kaygısını azaltmada etkili olduğu, üniversite sınavına hazırlanan öğrencilere ve bu alanda yapılan diğer çalışmalara katkı sağlayacağı saptanmıştır. Son olarak çalışmada ulaşılan bulgular yapılan diğer çalışmalar bağlamında tartışılarak uygulayıcılara ve ileride yapılacak yeni çalışmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Müzik eğitimi anabilim dalı öğrencilerinin müzikte performans kaygı düzeylerine video geri-bildirim yönteminin etkisi
Bu araştırma, Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı lisans 2. ve 3. sınıfta okuyan ve piyano dersi alan öğrencilerin, müzikte performans kaygısı (MPK) düzeylerine, video geri-bildirim yönteminin etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, deneme modelleri çerçevesinde yürütülmüştür. Deneysel modelin desenini belirlemek amacıyla; çok denekli tek faktörlü, ön-test son-test kontrol gruplu desen (ÖSKD) kullanılmıştır. Araştırmada 3 farklı veri toplama aracı kullanılmıştır. Bunlar; 1) Gençler İçin Müzik Performansı Anksiyetesi Envanteri (MPAE-G), 2) Demografik Bilgi Anketi, 3) Video Geri-Bildirim Formu (VGB-F)?dur. Deney ve kontrol gruplarını belirlemek amacıyla, araştırmacı tarafından hazırlanıp sunulan, kişisel bilgilerin yer aldığı demografik bilgi anketi ve M. S. Osborne ve D. T. Kenny tarafından geliştirilip Türkçe?ye uyarlanmış olan 13 maddelik ?Gençler için Müzik Performansı Anksiyetesi Envanteri? (MPAE-G), 2. ve 3. sınıflara dağıtılmıştır. Alınan tüm puanlar hesaplandıktan sonra iki sınıftan yansız (random) atama yoluyla deney ve kontrol grupları belirlenmiştir. Belirlenen gruplar, 2. Sınıf için 26 kişi, 3. Sınıf için 26 kişi olmak üzere toplam 52 kişiden oluşturulmuştur. Her iki sınıf için belirlenen 26 kişiden 13 kişi deney 13 kişi kontrol grubu olarak atanmıştır. Her iki sınıftan belirlenen deney gruplarına, seçtikleri iki eserden oluşan piyano performansları, Video Geri-Bildirim (VGB) yöntemi ile kamera kaydı altına alınmıştır. 3 hafta boyunca uygulanan yöntem, 1?er hafta arayla toplam 3 oturum yapılarak gerçekleştirilmiştir. Kayıtlar bitirildikten hemen sonra katılımcılar çekim ortamında tek başına bırakılmış ve kendi görüntülerini izleyip değerlendirerek araştırmacı tarafından hazırlanan video geri-bildirim formunu (VGB-F) her oturum sonunda doldurmuşlardır. 3 haftalık uygulamanın sonunda deney ve kontrol gruplarına ?Gençler için Müzik Performansı Anksiyetesi Envanteri?(MPAE-G) yeniden verilerek, alınan son-test puanları ön-test puanları ile karşılaştırılmıştır. Toplanan tüm veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) paket programına aktarıldıktan sonra istatistikî analizleri yapılmış ve elde edilen bilgiler çözümlenmiştir. Demografik bilgi anketinde yer alan sorulara katılımcıların verdikleri yanıtları betimsel olarak inceleyebilmek amacıyla frekanslar, yüzdeler, ortalamalar ve standart sapmalar hesaplanmıştır. Deney ve kontrol gruplarına, deneysel işlemden önce ve sonra, MPAE-G?den alınan ön-test ve son-test puanlarıyla birlikte, gruplar arası karşılaştırmaların yapılabilmesi için t-testi analizi uygulanmıştır. Deney grubu katılımcılarının, video geri-bildirim formu sorularına verdikleri yanıtların ortalamaları ve standart sapmaları hesaplanmıştır. Sonuç olarak, deney grubu katılımcılarının kontrol grubuna göre, deneysel işlemden önce aldıkları MPAE-G ölçüm puanlarıyla deneysel işlemden sonra aldıkları MPAE-G ölçüm puanları arasında anlamlı ölçüde düşüş tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların, VGB formunda yer alan sorulara verdikleri yanıtların kendi performans algılarına olumlu yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Kaygı, Performans, Performans Kaygısı, Müzikte Performans Kaygısı, Video Geri-Bildirim Yöntemi
A study on error correction to reduce learning anxiety in oral communication in EFL classes
The purpose of this study is to investigate EFL students? preferences of error correction strategies in oral communication and the extent to which their preferences are affected by the anxiety levels of the students. This study is conducted at three state universities with the participation of 266 students from the department of ELT in Turkey. Three sets of data were collected through three instruments. The first set of data was collected through the Foreign Language Classroom Anxiety Scale (FLCAS) questionnaire. The subjects in the study were first asked to complete FLCAS to assess their general language anxiety level. Then they were categorized into three different anxiety levels: low, medium and high. The aim of categorizing the subjects into three different anxiety levels is to determine whether the students? preferences of error correction methods change according to their anxiety levels. The second set of data was collected through Chaudron?s (1988) taxonomy concerning error correction strategies which was a list of 27 error correction methods and the third set of data was collected by two open ended questions with regard to the types of errors that learners preferred to be corrected and person who provides correction. The analyses of the quantitative data reveal that nearly half of the students (43.8%) believe the corrections of pronunciation errors are important for them. Moreover, the results also indicate that the majority (62.1%) of the students prefer their teachers to correct their errors during oral communication. In addition, the results indicate that there is significant relationship between student?s preferences of error correction methods and their anxiety levels. All students with low levels of anxiety prefer to be corrected explicitly, they prefer some correction technique in which the teacher supplies the correct answer. Whereas some students with mediumand high levels of anxiety feel better when they are corrected implicitly, these students prefer the error correction technique in which their teacher shows the place of error and gives a clue about how to correct it. Keywords: Foreign language anxiety, English language teaching, error correction.
COVID-19 sürecinde hemşirelerde tükenmişlik ve kaygının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının en önemli bölümünü oluşturan hemşirelerin covid-19 pandemi sürecinde yaşayabilecekleri tükenmişlik ve kaygının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi'nde görev yapan 844 hemşire oluşturmuştur. Buna göre araştırmanın örneklemi 265 olarak tespit edilmiş olup 302 hemşireye ulaşılmıştır. Çalışmanın verileri Ocak 2021- Mart 2021 tarihleri arasında anket yöntemi ile toplanmıştır. "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" , " Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu WHOQOL- BREF (TR) " ve araştırmacı tarafından oluşturulan ''Kaygı Ölçeği'', 5'li likert sistemine göre derecelendirilmiştir. Değerlendirilen anket sayısı 302'dir. Toplanan veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan başlıca analizler ise frekans dağılımı, güvenilirlik analizi, aritmetik ortalama, standart sapma ve çoklu regresyon analizidir. Araştırma sonucunda covid -19 sürecinde hemşirelerin genel tükenmişlik algıları ile duygusal tükenmişlik alt boyutu algılarının vasat düzeyde, duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt boyutu algılarının ise düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin yaşam kaliteleri düzeyleri incelendiğinde; genel algı seviyesi ile psikolojik, bedensel, sosyal ve çevresel algılarının da vasat düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada hemşirelerin kaygı düzeyleri incelendiğinde; genel algı seviyelerinin yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda hemşirelerin tükenmişlik ve kaygı algılarının, yaşam kalitelerini negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Tükenmişliğin alt boyutlarından olan duygusal tükenme ve kişisel başarı hissi algılarının yaşam kalitesini negatif yönde etkilediği ve duyarsızlaşma boyutunun ise yaşam kalitesini negatif yönde etkilemediği tespit edilmiştir.
4-6 yaş arasındaki çocuklarda öz düzenleme becerileri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırma 4-6 yaş çocuklarındaki öz düzenleme becerileri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla 4-6 yaş çocuklarının öz düzenleme becerileri ile kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiye, bu ilişkinin cinsiyet, yaş ve ebeveyn eğitim durumuna, öz düzenleme becerilerinin cinsiyet, yaş ve ebeveyn eğitim durumuna ve kaygı düzeylerinin de cinsiyet, yaş ve ebeveyn eğitim durumuna göre anlamlı sonuç gösterip göstermediğine bakılmıştır. Veri toplamak amacıyla, 4-6 yaş çocuklarının öz düzenleme becerilerini ölçek amacıyla Erol ve İvrendi (2018) tarafından geliştirilen 4-6 Yaş Çocuklarına Yönelik Öz Düzenleme Becerileri Ölçeği (Anne Formu), okul öncesi dönem çocuklarının kaygı düzeylerini ölçmek amacıyla Güler (2016) tarafından geliştirilen Okul Öncesi Dönem 4-6 Yaş Çocukları İçin Yeniden Düzenlenen Okul Öncesi Kaygı Ölçeği ve araştırmacı tarafından oluşturulan ailelere ve çocuklara yönelik kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırma, Samsun İlinde okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 4-6 yaşlarındaki 402 çocuğun ebeveyni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin normallik incelemesi doğrultusunda Pearson Korelasyon analizi, Çok Yönlü Varyans Analizi (MANOVA), Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve t testi istatistiki tekniklerinden yararlanmıştır. 4-6 yaş çocuklarının öz düzenleme becerileri ile kaygı düzeyleri arasında düşük düzeyde negatif yönlü ilişki olduğu görülmekle birlikte, öz düzenleme becerileri ile kaygı düzeylerinin cinsiyet, yaş ve ebeveyn eğitim durumuna göre anlamlı sonuç görülmediği, öz düzenleme becerilerinin cinsiyet, yaş ve ebeveyn eğitim durumuna göre ve kaygı düzeylerinin de değişkenler açısından anlamlı sonuç görülmediği belirlenmiştir. Bu araştırmada elde edilen bulgular literatür doğrultusunda yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Foreign language anxiety: A study at Ufuk University Preparatory School
This study investigates the effects of previous preparatory class experience, age and gender on foreign language anxiety at Ufuk University Preparatory School. 124 preparatory school students have participated in the study. Data were collected through the Turkish version of the Foreign Language Classroom Anxiety Scale (FLCAS), which was developed by Aydın (2001). The questionnaire was administered online to the students via the Ufuk University online questionnaire system. The analysis of the quantitative data revealed that Ufuk University Preparatory School students had moderate levels of foreign language anxiety. Moreover, the results indicated that age had a significant effect on foreign language anxiety. On the other hand, previous preparatory class experience, and gender were found to have no significant influence on foreign language anxiety levels of Ufuk University Preparatory School students.
Fen bilgisi öğretmen adaylarının fizik dersine yönelik kaygı düzeylerinin belirlenmesi ve fizik kaygısı ile başa çıkma yaklaşımları
Bu araştırmada, Fen bilgisi öğretmen adaylarının kaygı düzeyleri ile çeşitli değişkenler (cinsiyet, mezun olunan lise türü, öğrenim gördüğü üniversite, ailenin eğitim durumu ve akademik başarı puanı) arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca Fen bilgisi öğretmen adaylarının fizik dersinde kaygı nedenlerini belirlemek ve fizik dersine yönelik kaygılarını azaltmak için görüşlerinin araştırılması da amaçlanmıştır. Bu amaçla, araştırmada nicel ve nitel veriler toplanmış, araştırma problemlerine cevap aramak için karma bir desen kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bölümünde, 2018-2019 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde Fırat Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi'nde Eğitim fakültesinde öğrenim gören 349 Fen bilgisi öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerini elde etmek için Şahin, Çalışkan ve Dilek (2015) tarafından geliştirilen "Fizik Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde değişkenler ile kaygı puanı arasındaki ilişkiyi analiz etmek için standart sapma, aritmetik ortalama, yüzde, bağımsız t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. İstatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı ile yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Fen bilgisi öğretmen adaylarının cinsiyet değişkenine göre fizik kaygı puanları istatistiksel olarak anlamlıdır. Ayrıca, fizik kaygı puanı ile fizik dersi akademik başarı puanı arasında başarılı Fen bilgisi öğretmen adayları lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark ortaya çıkmıştır. Fen bilgisi öğretmen adaylarının fizik kaygı puanları arasında üniversite, lise türüne ve ebeveyn eğitim durumu değişkenine göre anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Bununla birlikte, Fen bilgisi öğretmen adayları fizik kaygısının nedenlerini öğretmenlerine, fizik formüllerine, fizik konularına, kişisel algılarına, kendi kaygı düzeylerine ve temel bilgi eksikliğine bağlamışlardır. Araştırmanın nitel bölümünde, öğretmen adaylarının fizik dersine yönelik kaygıları ile başa çıkma yaklaşımlarına ilişkin görüşlerini almak için Fırat Üniversitesi'nde öğrenim gören 19 Fen bilgisi öğretmen adayı ile yarı yapılandırılmış görüşme yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Fen bilgisi öğretmen adaylarının fizik dersine yönelik kaygıları ile başa çıkmak için kullandıkları yöntemlerin (düzenli çalışmak, olumsuz konuşan arkadaşlardan uzaklaşmak, öğretmenden destek almak) kaygılarını azaltmada etkili olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Eğitim, Fizik, Kaygı, Fizik Kaygısı
Gazi Üniversitesi hazırlık sınıfı öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeylerinde öğretim yılı sürecinde oluşan değişiklikler üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin öğretim yılının başındaki ve sonundaki kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunup bulunmadığını saptamaktır.Bu çalışma, 2004-2005 öğretim yılında Gazi Üniversitesi Hazırlık Sınıfında eğitim gören 913 öğrencinin yabancı dil kaygısı ortalamalarının karşılaştırılmasına dayanmaktadır. Çalışmaya ilişkin veri, 33 sorudan oluşan ?Yabancı Dil Sınıfı Kaygı Ölçeği? aracılığıyla elde edilmiştir.Araştırma sonucunda katılımcıların yabancı dil kaygı düzeylerinde belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Yabancı dil kaygısının bileşenleri incelediğinde, ?olumsuz değerlendirilme korkusu? ve ?inanç, algı ve duygularına ilişkin dil kaygısı?nda belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Katılımcıların ?sınav kaygısı?nda herhangi bir değişme meydana gelmezken ?konuşma kaygısı? haricinde ?iletişim kaygısı?nda azalma olmuştur.Bu çalışma, aynı zamanda, yetersiz dil başarısı gösteren öğrencilerin öğretim yılı sonunda yabancı dil kaygı düzeylerinde artış yaşadıkları, başarılı öğrencilerin yabancı dil kaygı düzeylerinde ise herhangi bir değişim olmadığı gerçeğini göstermektedir. Bu duruma benzer olarak, erkek öğrenciler kız öğrencilere göre dil kaygılarında dah fazla bir artış yaşamışlardır.