Anxiety level
238 theses under this subject heading
Öğretmenlerin fiziksel şiddete ilişkin kaygı düzeyleri ve fiziksel şiddet yaşamış öğretmenlerin görüşleri
Bu araştırmanın amacı öğretmelerin fiziksel şiddete ilişkin kaygı düzeylerini çeşitli değişkenlere göre incelemek ve mesleki yaşamlarında fiziksel şiddete uğramış öğretmenlerin şiddetten nasıl etkilendiklerini ortaya çıkarmaktır. Araştırmada karma yöntem desenlerinden açımlayıcı sıralı desen kullanılmıştır. Betimsel tarama modelinin kullanıldığı araştırmanın nicel aşaması 2019 - 2020 eğitim – öğretim yılında Siirt ili ve ilçelerindeki liselerde görev yapan 657 öğretmen ve yöneticinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında ise mesleki yaşamında fiziksel şiddet yaşamış 10 öğretmen ve yönetici ile görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın nicel verileri geliştirilen Fiziksel Şiddet Kaygı Ölçeği (FŞKÖ) kullanılarak, nitel verileri ise geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Nicel verilerin çözümlenmesinde; tanımlayıcı istatistikler, t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Kruskall Wallis testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Ayrıca çoklu karşılaştırma testlerinden Tukey HSD testi kullanılmıştır. Nitel veriler betimsel analiz ve içerik analizi yapılarak betimlenmiştir. Araştırmanın nicel verilerinin analiz sonuçlarına göre; liselerde görev yapan öğretmen ve yöneticilerin ölçeğin genel toplamındaki kaygılarının, maruz kalma kaygılarının ve destek algılarının yüksek düzeyde, olumsuz sonuç kaygılarının ise çok yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Öğretmen ve yöneticilerin olumsuz sonuç kaygıları ve destek algıları; cinsiyet, görev yeri, okul türü değişkenlerine göre farklılaşmaktadır. Öğretmen ve yöneticilerin olumsuz sonuç kaygıları kıdem değişkenine göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların ölçeğin toplamındaki kaygıları memleket değişkenine göre farklılaşmaktadır. Katılımcıların en çok fiziksel şiddet kaygısı yaşadıkları kişilerin ise öğrenci ve veliler olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın nitel aşamasında öğretmenlerin en çok öğrencilerin fiziksel şiddetine maruz kaldıkları belirlenmiştir. Ayrıca velilerin, yöneticilerin ve diğer çalışanların fiziksel şiddetine maruz kalan öğretmenler de vardır. Fiziksel şiddet yaşayan öğretmenler kişisel, duygusal, ailevi, mesleki ve sosyal anlamda çeşitli sıkıntılar yaşamışlardır. Fiziksel şiddet yaşayan katılımcıların hiç biri profesyonel destek almazken, bir kısmı çevre desteği almıştır.
8. sınıf öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları ile motivasyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmada, 8. sınıf öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları ile motivasyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca öğrencilerin matematik öz yeterlik, motivasyon ve kaygı düzeyleri cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, aile gelir düzeyi, okuldaki matematik kursuna katılım durumu ve önceki dönem matematik karne notu değişkenlerine göre incelenmiştir. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Batman ilinde bulunan 64 devlet okulunun 8. sınıfında öğrenim gören 9811 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 9811 öğrenci arasından random yöntemiyle seçilen 10 ortaokuldaki 550 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Matematik Öz Yeterlik Ölçeği, Matematik Dersine Yönelik Motivasyon Ölçeği ve Matematik Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson momentler çarpımı korelasyon analizi kullanılmıştır. Matematik öz yeterlik algısı, matematik dersine yönelik motivasyon ve matematik kaygısı arasındaki ilişki path analizi ile hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin matematik öz yeterlik algıları ile matematik dersine yönelik motivasyonları arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Matematik öz yeterlik algıları ile matematik kaygıları arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Matematik dersine yönelik motivasyonları ve matematik kaygıları arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca öğrencilerin matematik öz yeterlik algıları ve matematik kaygıları cinsiyet, okuldaki matematik kursuna katılım durumu ve bir önceki dönem matematik karne notu değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermiştir. Fakat öğrencilerin matematik öz yeterlik algıları ve matematik kaygıları anne-baba eğitim düzeyi ve aile gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Öğrencilerin matematik dersine yönelik motivasyonları anne eğitim düzeyi, okuldaki matematik kursuna katılım durumu ve bir önceki dönem matematik karne notu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterirken cinsiyet, baba eğitim düzeyi ve aile gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermemiştir. Path analizi sonucuna göre, 8. sınıf öğrencilerinin matematik öz yeterlik algıları arttıkça öğrencilerin matematik dersine yönelik motivasyonu artmakta, matematik kaygı düzeyleri ise azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Matematik dersine yönelik motivasyon, Matematik öz yeterlik algısı, Matematik kaygısı, Ortaokul öğrencileri.
Teacher factor on anxiety level of university preparatory school learners' speaking
Anxiety has been seen by many teachers and researchers as a barrier in language learning process as it prevents the learners from learning effectively. Also, determining the impacts of negative feelings on language learning process is quite important for teachers since these feelings may be a mental block for the learners by preventing them from using comprehensible input they get. Although there are numerous studies on the impact of anxiety level in language classrooms and on the reasons that might cause anxiety, there are relatively fewer studies on teachers' impact on anxiety level of learners' speaking. With this in mind, this study aims to explore the role of the teachers on anxiety level of university prepapartory school learners' speaking skill. For this study, a quantitative research design with the help of an online questionnaire, which was administered to the university preparatory learners studying at a state university based in Ankara, was used. Based on the data analysis, the research presented here showed how teachers can increase or decrease the anxiety level of foreign language learners especially while they are speaking the target language. The findings can contribute to a better learning environment with lower affective filter by revealing the relationship between teacher and learners' anxiety level.
Lise öğrencilerinin matematik kaygı düzeyleri ile problem çözme becerilerinin incelenmesi
Çalışmada, öğrencilerin matematik kaygı düzeyleri "Matematik Kaygı Ölçeği" (Elçin, 2015) kullanılarak tespit edilmiştir. Öğrencilerin problem çözme becerilerini tespit etmek için "Problem Çözme Envanteri" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, 2013-2014 Eğitim-Öğretim yılı içinde İstanbul Anadolu yakasındaki Tuzla ve Pendik İlçelerinde bulunan altı devlet lisesinden (Tuzla Anadolu Lisesi, Behiye-Nevhiz Anadolu Lisesi, Tuzla Endüstri ve Meslek lisesi, Denizcilik Meslek Lisesi, İmam Hatip Lisesi, Pendik Anadolu Lisesi) lise 1., 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerinden toplam 631 kişiden oluşmaktadır. Araştırma verileri; SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programıyla analiz edilmiş olup, değişkenlerden normal dağılım gösteren ikili grupların karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi, normal dağılım gösteren ikiden fazla grup karşılaştırılmalarında tek yönlü varyans analizi (Anova) kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; problem çözme becerileri alt boyut puanlarının tamamı matematik kaygısındaki toplam varyansın yaklaşık % 20 sini açıklamaktadır. Problem çözme becerileri alt boyutlarının matematik kaygısını yordamadaki göreli önem sırası; kaçınan, aceleci, düşünen, kendine güven, planlı olduğu görülmektedir. Regresyon katsayılarının anlamlılığına ilişkin t-testi sonuçları incelendiğinde; sadece aceleci, düşünen, kaçınan ve kendine güven problem çözme alt boyutlarının matematik kaygısı üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Araştırmanın diğer bulguları literatür ışığında tartışılarak yorumlanmış ve ileride yapılacak araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Matematik, matematik kaygısı, problem, problem çözme, günlük hayatta problem çözme, lise öğrenciler.
Ortaöğretime geçiş sistemi ortak sınavlarına girecek ortaokul 8. sınıf öğrencilerinin bağlanma stilleri ile sınav kaygı düzeylerı arasındaki ılışkı
Bu araştırmada ortaöğretim kurumları geçiş sistemi ortak sınavlarına girecek olan ortaokul sekizinci sınıf öğrencilerinin sınav kaygıları ile bağlanma stilleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca sınav kaygısının; cinsiyet, yaş, anne-babanın öğrenim durumu, ailenin aylık geliri, kardeş sayısı, ailedeki doğum sırası, 0-6 yaş arası bakım veren kişi, anne-babanın birlikte ya da ayrı yaşaması, dershaneye-kursa gitme durumu ve okuldaki başarı algısı gibi değişkenlere göre farklılıklaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, 2014-2015 eğitim öğretim yılında İstanbul İli Fatih İlçesinde öğrenim gören 600 ortaokul sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile birlikte Sınav Kaygısı Envanteri (Öner, 1990) ve İlişki Ölçekleri Anketi (Sümer ve Güngör 1999) uygulanmıştır. Araştırmada toplanan verilerin analizinde; dağılımın normal olduğu koşullarda pearson analizi, bağımsız gruplar t testi ve Anova (varyans analizi), Anova sonucunun anlamlı bulunduğu ve varyansların homojen olduğu koşullarda Scheffe analiz tekniği, dağılımların normal olmadığı durumlarda ise Kruskal Wallis-H analiz tekniği tercih edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre korkulu, kayıtsız, saplantılı ve güvenli bağlanma stilleri ile sınav kaygısı arasında anlamlı ilişkilerin olduğu; korkulu, kayıtsız ve saplantılı bağlanma stiline sahip öğrencilerin güvenli bağlanma stiline sahip öğrencilere oranla daha fazla sınav kaygısı yaşadıkları görülmüştür. Buna ek olarak öğrencilerin sınav kaygı düzeylerinin, anne-babanın öğrenim durumu, ailenin aylık geliri, kardeş sayısı, ailedeki doğum sırası, 0-6 yaş arası bakım veren kişi, anne-babanın birlikte ya da ayrı yaşaması gibi değişkenlere göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı; buna karşılık cinsiyet, yaş, dershaneye-kursa gitme durumu ve okuldaki başarı algısı değişkenlerine göre ise anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür.
Filial terapinin bakım elemanlarının öz-yeterlik ve kaygı düzeyleri ile korunma ihtiyacı olan çocukların davranış sorunları üzerine etkisi
Bu araştırmanın amacı Filial terapinin bakım elemanlarının öz-yeterlik ve kaygı düzeyleri ile korunma ihtiyacı olan çocukların davranış sorunları üzerine etkisini incelemektir. Araştırmaya İstanbul ili Bahçelievler Şeyh Zayed 0-12 Yaş Çocuk Yuvası'nda çalışan 21 bakım elemanı ve 3-4 yaş grubundaki 70 korunma ihtiyacı olan çocuk katılmıştır. Araştırmada deney grubunda 21 bakım elemanı ve ilgilendiği 33 korunma ihtiyacı olan çocuk ile kontrol grubunda 37 korunma ihtiyacı olan çocuk yer almıştır. Bakım elemanlarına, 10 haftalık Filial terapi eğitimi ve 3 oturum süpervizyon verilmiş ve deney grubundaki çocuklara 10 oturum oyun seansı uygulamaları sağlanmıştır. Araştırmada bakım elemanlarının kaygı düzeyleri Beck Anksiyete Ölçeği ile; öz-yeterlik düzeyleri Genel Öz-yeterlik Ölçeği ile; çocukların davranış sorunları Okul Öncesi Davranış Sorunları Tarama Ölçeği ile eğitimden önce, sonra ölçülmüş ve eğitimden 2 ay sonra da izleme testleri yapılmıştır. Araştırma sonunda Filial terapi eğitiminin bakım elemanlarının öz yeterlik düzeylerini arttırmada ve kaygı düzeylerini azaltmada etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca çocukların davranış sorunlarını azaltmada da etkili olduğu bulunmuştur. Sonuçlar ilgili alanyazın ışığında tartışılmıştır.
Aynı mesleği seçen üniversite öğrencileri ile birbirinden farklı meslekleri seçen üniversite öğrencilerinin erken dönem uyum bozucu şemalarının ve anksiyete düzeylerinin karşılaştırılması
Bu araştırma aynı mesleği seçen üniversite öğrencilerinde erken dönem uyumsuz şemaları ve anksiyete düzeyleri açısından bir benzerlik olup olmadığını anlamak; varsa hangi şemaların benzer olduğunu ve hangi düzeyde kaygıya sahip olduklarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda birbirinden farklı meslekleri seçen öğrencilerin erken dönem uyumsuz şemaları ve anksiyete düzeyleri birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, gönüllük esasına dayalı olarak, hukuk, tıp, mühendislik ve eğitim fakültelerinde öğrenim gören 206 öğrencinin katılımıyla yapılmıştır. Katılımcılara demografik bilgi formu, Beck Anksiyete Ölçeği (BAI) ve Young Şema Ölçeği- Kısa Form-3 uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Verilerin frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerlerine bakılmıştır. Kruskal-Wallis testi, Mann Whitney U testi, korelasyon analizi, tek yönlü varyans analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda meslek seçimi ile erken dönem uyum bozucu şemalar arasında anlamlı farklar elde edilmiştir. Aynı mesleği seçen üniversite öğrencilerinin benzer şemalara sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Örneklem grubunda yer alan tüm öğrencilerinde birbirleriyle ortak şemalarının da olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin kaygı düzeyleri incelendiğinde grup ortalamaları açısından fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Buna göre örneklem grubu içinde hukuk fakültesini seçen öğrencilerin kaygı düzeylerinin en yüksek, eğitim fakültesi öğrencilerinin en düşük olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken dönem uyumsuz şemalar, meslek seçimi, kaygı.
Zihinsel ve fiziksel yeti eksikliği olan çocukların anneleri ile yeti eksikliği olmayan çocukların annelerinin anksiyete ve depresyon düzeylerinin karşılaştırılması
Yeti eksikliği, bedensel, zihinsel ve ruhsal özelliklerinden belirli bir oranda ve sürekli olarak fonksiyon ve görüntü kaybına sebebiyet veren organ yokluğu veya bozukluğu neticesi kişinin normal yaşam gereklerine uyamama durumu olarak açıklanabilmektedir. Yeti eksikliği olan bireyler ve aileleri özel yaşam, eğitim, sağlık, istihdam, ulaşım, çevre, konut ve toplum kaynaklı sorunlarla karşılaşabilmektedirler. Yeti eksikliği olan bireylerin aileleri yeti eksikliğini kabul edememekte ve bu eksikliklerden dolayı ortaya çıkan sorunlarla baş etme konusunda sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu çalışmada çocuklarında yeti eksikliği olan anneler ile çocuklarında yeti eksikliği olmayan annelerin depresyon düzeyleri Beck ve Zung depresyon ölçekleri ile anksiyete düzeyleri ise Beck anksiyete ölçeği ile ölçülmüştür. Çocuklarında zihinsel ve fiziksel yeti eksikliği olan annelerin depresyon puan ortalamaları ile çocuklarında yeti eksikliği olmayan annelerin depresyon puan ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Anksiyete puan ortalamaları arasında ise anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Depresyon, anksiyete, anne, yeti eksikliği, fiziksel yeti eksikliği, zihinsel yeti eksikliği.
Sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk ve sürekli kaygı düzeyini yordama gücü
Bu çalışmanın temel amacı sağlık çalışanlarında algılanan stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenlemenin durumluk ve sürekli kaygıyı ne derece yordadığını incelemektir. Araştırmaya katılanların yaşları "21-60" arasında olup 183 kadın (%65.6), 96 erkek (%34.4) olmak üzere toplamda 279 kişiden oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Algılanan Stres Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Spielberger Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca katılımcılar Kişisel Bilgi Formu'nu doldurmuşlardır. Elde edilen verilerin analizi için, "Bağımsız Örneklemler T-Testi", "Tek Yönlü ANOVA", "Korelasyon Analizi" ve "Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kadınların algılanan stres ve sürekli kaygı düzeylerinin erkeklerden yüksek olduğu görülürken; psikolojik sağlamlılığın erkeklerde daha yüksek olduğu bulgulanmıştır. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olayın değerini azaltma stratejisi ile durumluk ve sürekli kaygı arasında bir ilişki bulunmazken; diğer stratejiler ile durumluk ve sürekli kaygı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Stres, psikolojik sağlamlık ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin durumluk kaygının %35.6'lık kısmını açıklarken; sürekli kaygının ise %63.1'lik kısmını açıkladığı görülmüştür.
Lise öğrencilerinin akademik erteleme davranışı ile benlik saygıları ve durumluluk sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada ilk olarak lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin nasıl bir dağılım gösterdiğinin ve farklı cinsiyete sahip lise öğrencilerinin akademik erteleme düzeylerinin sınıf düzeyi ve okul türüne göre anlamlı düzeyde farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır. İkinci olarak lise öğrencilerinde Durumluluk- Sürekli kaygı düzeylerinin ve Benlik saygıları düzeyinin akademik ertelemeyi yordayıcılıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul İli Küçükçekmece ilçesindeki Anadolu ve Meslek liselerinin 9., 10. Ve 11. Sınıflarında öğrenim gören öğrencilerden tesadüfü örnekleme yöntemi ile seçilen 500 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini toplamak için Çakıcı (2003) tarafından geliştirilen "Akademik Erteleme Ölçeği " (AEÖ), Durumluluk- Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI), Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Demografik Bilgi Formu uygulanmış, sonuçlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucuna göre, Akademik erteleme davranışı ile benlik saygısı ve durumluluk- sürekli kaygı düzeyleri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca benlik saygısı ve durumluluk kaygı düzeyi akademik erteleme için anlamlı bir yordayıcı olurken sürekli kaygı düzeyinin anlamlı bir yordayıcı olmadığı sonucu elde edilmiştir. Akademik erteleme davranışı düzeylerinin cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, okul türü, eğitim gördükleri bölüm, sınavlara ve derslere çalışma süresi durumu bağımsız değişkenlere göre anlamlı farklılık oluşturduğu, ekonomik durum, aile birlikteliği durumu bağımsız değişkenlere göre ise anlamlı bir farklılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, yapılan araştırmalar ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin yaşam doyumlarının kaygı düzeyleri ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin yaşam doyumları ve kaygı düzeylerini; cinsiyet, yaş, okunulan fakülte, sosyoekonomik düzey, anne-bab tutumu, gelecekten beklenti ve dini inanç değişkenlerine göre incelemektir. Araştırmanın örneklemi, 2017-2018 öğreim yılında İstanbul Arel Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nin farklı bölümlerine devam etmekte olan 246 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Öğrencilerin yaşam doyumu düzeyini belirlemek amacıyla Diener ve ark.(1985) tarafından geliştirilen ve Köker (1985) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "yaşam doyumu ölçeği"; kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla da Beck ve ark. (1988) tarafından geliştirilen ve Ulusoy ve ark.(1998) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan "beck anksiyete ölçeği"; bağımsız değişkenlerle ilgili bilgileri elde etmek amacıyla da araştırmacı tarafından oluşturulan "kişisel bilgi formu" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin yaşam doyumu ve kaygı düzeyleri; cinsiyet, yaş, okunulan fakülte, sosyoekonomik düzey, anne-baba tutumu, gelecekten beklenti ve dini inanç değişkenlerine göre değişmektedir. Bulgular doğrultusunda sonuçlar tartışılmış olup önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşam doyumu, Mutluluk, Durumluluk- sürekli kaygı, Üniversite Öğrencileri, İyi oluş.
Annenin öğretmen olup olmamasının anne mükemmeliyetçiliği, çocuk mükemmeliyetçiliği ve çocuk kaygı düzeyi üzerindeki rolü
Bu araştırmanın amacı, annenin öğretmen olup olmamasının anne mükemmeliyetçilik düzeyi, çocuğunun mükemmeliyetçilik ve kaygı düzeyi üzerindeki biçimlendirici etkisinin incelenmesidir. Bu amaçla Manisa ilinde yaşayan yaş ortalamaları 47,88 olan 300 anneye '' Kişisel Bilgi Formu'' ve ''Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği'', yaş ortalamaları 22,19 olan 300 çocuğuna ise '' Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği'' ve ''Spielberger Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'' uygulanmıştır. Ayrıca annelerin (yaş, eğitim durumu, gelir düzeyi, medeni hali, çalışma durumu ve mesleği, eşlerinin yaş ve mesleği, sahip oldukları çocuk sayıları) ve çocuklarının (yaş, meslek, eğitim durumu, okul öncesi dönemde bakan kişi) demografik özellikleri değerlendirilmiştir. Öğretmenlik mesleğinin annenin mükemmeliyetçilik düzeyi ile ilişkisi araştırılmış ve yapılan analizlere göre sadece Aileden Eleştiri puanlarının annenin öğretmen olup olmama durumuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir. Öğretmen olan annelerin öğretmen olmayan annelere göre Aileden Eleştiri puanları anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Annenin mesleğinin öğretmen olması ile 15-30 yaş arası çocuğunun mükemmeliyetçilik düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde, çocukların sadece Kişisel Standartlar puanlarının annelerinin öğretmen olup olmama durumuna göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaştığı tespit edilmiştir. Annesi öğretmen olan çocukların Kişisel Standartlar puanı diğerlerine göre anlamlı derecede yüksektir. Annenin mesleğinin öğretmen olması ile 15-30 yaş arası çocuğunun kaygı düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde ise çocukların aldıkları kaygı puanlarının annelerinin öğretmen olup olmama durumuna göre anlamlı düzeyde farklılaşmadığı tespit edilmiştir.
Boş zaman etkinliği yapan ve yapmayan üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinin test başarı ve kaygı düzeylerinin incelenmesi
ÖZET BOŞ ZAMAN ETKİNLİĞİ YAPAN VE YAPMAYAN ÜNİVERSİTE SINAVINA HAZIRLANAN 12. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN TEST BAŞARI VE KAYGI DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİMehtap ERDOĞANYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yard. Doç Dr. Muzaffer ŞAHİNEylül, 2012 - 101 sayfaBu çalışma da boş zaman etkinliklerinin kaygı ve başarı üzerine olan etkisi incelenmiştir.Araştırma ?Sınav kaygısı yüksek olan üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinin başarısı, düşük kaygılılara göre düşük olacaktır.? ?Boş zaman etkinlikleri yapanların, yapmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygısı daha düşüktür.? ?boş zaman etkinliği yapanların başarısı yapmayanlara göre daha yüksektir.? ?sosyal faaliyetlerden bedensel faaliyetler, sanatsal faaliyetlerden kaygıyı düşürmede daha etkilidir.? Hipotezleri denenmek üzere düzenlenmiştir. Bu hipotezler, araştırmaya başlamadan önce sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerle ilgili gözlemler ve daha sonra bu araştırma için yapılan kaygı, ergenlik dönemi gelişim süreçleri, başarı, başarının algılanması ve boş zaman etkinlikleri üzerine yapılan literatür taraması sırasında ortaya çıkan bulgu ve görüşlere dayandırılmıştır. Dershaneye devam eden, lise ve özel liselerin son sınıfına giden öğrencilere anket uygulanmış boş zaman etkinliği yapanlar ve yapmayanların kaygı ve başarı durumları arasında fark olup olmadığı araştırılmıştır.Araştırmada; demografik bilgilerin ve boş zaman etkinliği yapıp yapmadıklarına ilişkin soruların, durumluk, sürekli ve sınav kaygısı ölçeklerinin bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırmada elde edilen bulgulara göre;Örneklem grubumuz dershaneye giden boş zaman etkinliği yapan 232; boş zaman etkinliği yapmayan 281 toplam 513 öğrenciden oluşmaktadır. İlk hipotez için veriler incelenmiş ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmasına karşın vasat ve orta düzeyde başarılı öğrencilere göre başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olduğu; durumluk kaygı puan ortalamalarının ise daha yüksek olduğu görülmektedir.Boş zaman etkinliğinde bulunanların, bulunmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olacağı hipotezi incelendiğinde, ortalamalar da sınav ve sürekli kaygının boş zaman etkinliğine katılanlarda daha düşük olduğu, durumluk kaygıda ise tam tersi bir sonucun olduğu yani boş zaman etkinliği yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Sürekli kaygı ortalaması farkları anlamlı bulunmamış olsa da, sınav kaygısı ve durumluk kaygı ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.En son hipotezimiz olan spor faaliyetlerinin sanatsal faaliyetlere oranla kaygı seviyelerine etkileri konusunda yapılan incelemede ise spor etkinliklerinde bulunan başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamalarının, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre anlamlı oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Durumluk kaygı ise spor faaliyetlerinde bulunan başarılı öğrencilerde, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre daha yüksek çıkmıştır.Tüm başarı seviyelerinde, yani iyi, orta ve vasat başarı seviyesindeki öğrencilerin haftada 3 veya 4 gün sosyal bir faaliyete katıldıklarında sınav ve sürekli kaygı ortalamaları, sosyal faaliyete haftada 1 veya 2 gün, 5 gün ya da her gün katılan öğrencilerden daha düşük bulunmuştur. Boş zaman etkinliğine katılma sıklığı ile başarı arasında ilişki kurulamamıştır. Ortalamalar arasındaki fark anlamlı değildir.Araştırmada, kız ve erkek öğrencilerin kaygı ortalamaları karşılaştırılmış, kız öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamaları erkek öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Durumluk kaygı ortalaması ise erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıdır.Yapılan incelemede, sınav kaygısı durumluk kaygı ve sürekli kaygı ortalamaları açısından özel okullarla devlet okulları arasında çok büyük fark olmamakla birlikte, özel okul öğrencilerinin durumluk kaygı ortalamaları devlet okulu öğrencilerine göre daha yüksek çıkmıştır. Devlet okulunda eğitim gören öğrencilerin ise sürekli ve sınav kaygısı özel okulda eğitim gören öğrencilere göre daha yüksek çıkmıştır. Grubun örneklemdeki oranları çok farklı olduğu için, bu verilerle yorum yapmanın doğru olmayacağı düşünülmüştür.Yapılan istatistiksel araştırmalar sonucunda ortalamalara bakıldığında ileri sürülen hipotezlerin doğrultusunda sonuçlar görülmekle birlikte, hipotezlerin bir kısmı istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Fakat bu araştırma doğrultusunda boş zaman etkinliğine ayrılan zamanın önemli olduğu görülmüştür. Ayrıca kız öğrencilerin, devlet okuluna giden öğrencilerin ve sanatla ilgilenen öğrencilerin sürekli ve sınav kaygılarının daha yüksek olması, buna karşın erkek öğrencilerin, özel okul öğrencilerinin ve spor yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olması sonucu ileriki araştırmalara konu olabilecek nitelikte ki önemli bulgulardır.Anahtar Kelimeler: Boş zaman etkinlikleri, başarı, kaygı, üniversite sınavına hazırlanan öğrenci.ÖZETBOŞ ZAMAN ETKİNLİĞİ YAPAN VE YAPMAYAN ÜNİVERSİTE SINAVINA HAZIRLANAN 12. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN TEST BAŞARI VE KAYGI DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİMehtap ERDOĞANYüksek Lisans Tezi, Psikoloji Anabilim DalıDanışman: Yard. Doç Dr. Muzaffer ŞAHİNEylül, 2012 - 101 sayfaBu çalışma da boş zaman etkinliklerinin kaygı ve başarı üzerine olan etkisi incelenmiştir.Araştırma ?Sınav kaygısı yüksek olan üniversite sınavına hazırlanan 12. sınıf öğrencilerinin başarısı, düşük kaygılılara göre düşük olacaktır.? ?Boş zaman etkinlikleri yapanların, yapmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygısı daha düşüktür.? ?boş zaman etkinliği yapanların başarısı yapmayanlara göre daha yüksektir.? ?sosyal faaliyetlerden bedensel faaliyetler, sanatsal faaliyetlerden kaygıyı düşürmede daha etkilidir.? Hipotezleri denenmek üzere düzenlenmiştir. Bu hipotezler, araştırmaya başlamadan önce sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerle ilgili gözlemler ve daha sonra bu araştırma için yapılan kaygı, ergenlik dönemi gelişim süreçleri, başarı, başarının algılanması ve boş zaman etkinlikleri üzerine yapılan literatür taraması sırasında ortaya çıkan bulgu ve görüşlere dayandırılmıştır. Dershaneye devam eden, lise ve özel liselerin son sınıfına giden öğrencilere anket uygulanmış boş zaman etkinliği yapanlar ve yapmayanların kaygı ve başarı durumları arasında fark olup olmadığı araştırılmıştır.Araştırmada; demografik bilgilerin ve boş zaman etkinliği yapıp yapmadıklarına ilişkin soruların, durumluk, sürekli ve sınav kaygısı ölçeklerinin bulunduğu bir anket uygulanmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırmada elde edilen bulgulara göre;Örneklem grubumuz dershaneye giden boş zaman etkinliği yapan 232; boş zaman etkinliği yapmayan 281 toplam 513 öğrenciden oluşmaktadır. İlk hipotez için veriler incelenmiş ortalamalar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmasına karşın vasat ve orta düzeyde başarılı öğrencilere göre başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olduğu; durumluk kaygı puan ortalamalarının ise daha yüksek olduğu görülmektedir.Boş zaman etkinliğinde bulunanların, bulunmayanlara göre sınav, durumluk ve sürekli kaygı puan ortalamalarının daha düşük olacağı hipotezi incelendiğinde, ortalamalar da sınav ve sürekli kaygının boş zaman etkinliğine katılanlarda daha düşük olduğu, durumluk kaygıda ise tam tersi bir sonucun olduğu yani boş zaman etkinliği yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olduğu sonucu çıkmıştır. Sürekli kaygı ortalaması farkları anlamlı bulunmamış olsa da, sınav kaygısı ve durumluk kaygı ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.En son hipotezimiz olan spor faaliyetlerinin sanatsal faaliyetlere oranla kaygı seviyelerine etkileri konusunda yapılan incelemede ise spor etkinliklerinde bulunan başarılı öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamalarının, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre anlamlı oranda düşük olduğu tespit edilmiştir. Durumluk kaygı ise spor faaliyetlerinde bulunan başarılı öğrencilerde, spor faaliyetlerinde bulunmayanlara göre daha yüksek çıkmıştır.Tüm başarı seviyelerinde, yani iyi, orta ve vasat başarı seviyesindeki öğrencilerin haftada 3 veya 4 gün sosyal bir faaliyete katıldıklarında sınav ve sürekli kaygı ortalamaları, sosyal faaliyete haftada 1 veya 2 gün, 5 gün ya da her gün katılan öğrencilerden daha düşük bulunmuştur. Boş zaman etkinliğine katılma sıklığı ile başarı arasında ilişki kurulamamıştır. Ortalamalar arasındaki fark anlamlı değildir.Araştırmada, kız ve erkek öğrencilerin kaygı ortalamaları karşılaştırılmış, kız öğrencilerin sınav ve sürekli kaygı ortalamaları erkek öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Durumluk kaygı ortalaması ise erkek öğrencilerde kız öğrencilere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu sonuç istatistiksel olarak anlamlıdır.Yapılan incelemede, sınav kaygısı durumluk kaygı ve sürekli kaygı ortalamaları açısından özel okullarla devlet okulları arasında çok büyük fark olmamakla birlikte, özel okul öğrencilerinin durumluk kaygı ortalamaları devlet okulu öğrencilerine göre daha yüksek çıkmıştır. Devlet okulunda eğitim gören öğrencilerin ise sürekli ve sınav kaygısı özel okulda eğitim gören öğrencilere göre daha yüksek çıkmıştır. Grubun örneklemdeki oranları çok farklı olduğu için, bu verilerle yorum yapmanın doğru olmayacağı düşünülmüştür.Yapılan istatistiksel araştırmalar sonucunda ortalamalara bakıldığında ileri sürülen hipotezlerin doğrultusunda sonuçlar görülmekle birlikte, hipotezlerin bir kısmı istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Fakat bu araştırma doğrultusunda boş zaman etkinliğine ayrılan zamanın önemli olduğu görülmüştür. Ayrıca kız öğrencilerin, devlet okuluna giden öğrencilerin ve sanatla ilgilenen öğrencilerin sürekli ve sınav kaygılarının daha yüksek olması, buna karşın erkek öğrencilerin, özel okul öğrencilerinin ve spor yapan öğrencilerin durumluk kaygısının daha yüksek olması sonucu ileriki araştırmalara konu olabilecek nitelikte ki önemli bulgulardır.Anahtar Kelimeler: Boş zaman etkinlikleri, başarı, kaygı, üniversite sınavına hazırlanan öğrenci.
Andropoz dönemindeki kişilerin depresyon ve kaygı düzeyleri ile beden algılarının incelenmesi
ÖZET Dünya nüfusunun hızla yaşlanmasına bağlı olarak andropoz olgusu önemli bir sağlık sorunu haline gelmiş ve bu dönem erkeklerin yaşam kalitesinde hızlı bir düşüşe neden olmaktadır. Kadınların menopoz dönemine ait çalışmaların sıklığının yanı sıra erkeklerin bu dönemine ait çalışmalar oldukça sınırlıdır. Araştırmamızın temel amacı; yaşlanmakta olan erkeklerde testosteron düzeyinin de azalacağı beklentisine dayanarak bedenden duyulan memnuniyetsizlik (beden memnuniyetsizliği), andropoz yaşantısı, depresyon ve anksiyete arasındaki ilişkileri incelemektir. Bunun yanı sıra depresyon ve anksiyetenin önemli yordayıcıları arasında medeni durum ve eğitim düzeyi gibi psikososyal değişkenlerin de yer aldığı göz ardı edilmemiştir. Bu bağlamda araştırmamızda kronik hastalık durumu, eğitim düzeyi, medeni durum, gelir düzeyi ve yaş aralıklarının da bedenden duyulan memnuniyetsizlik, andropoz yaşantısı, anksiyete ve depresyon üzerindeki etkilerinin kontrol edilmesi ayrıca amaçlanmıştır. Çalışmanın verilerinin toplanmasında, Yaşlanan Erkek Semptom Sorgulama Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği, Vücut Algısı Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Veriler, SPSS 15.0 paket programından analiz edilmiş ve araştırma verilerinin analizinde iki kategorili durumlar için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla kategorili durumlar için ise Kruskal-Wallis testi uygulanmıştır. Tüm korelasyon analizleri Pearson Momentler Çarpımı Korelasyon Değişmezlik katsayıları hesaplanarak yürütülmüştür. Bu araştırmada kullanılan ölçeklerin iç tutarlılıkları Cronbach Alpha değerleri hesaplanarak sınanmıştır. Bulgular arasında tüm ölçek puanları yaş aralıklarına ve kronik hastalık durumu kategorilerine göre değişim göstermektedir. Yaş arttıkça beden memnuniyetsizliği, depresyon, anksiyete, ve andropozun genel, somatik, psikolojik ve cinsel belirtileri de artmaktadır. kronik hastalığı olanların tüm ölçeklerden almış oldukları puanların kronik hastalığı olmayanlardan anlamlı derecede yüksek olduğu gözlenmiştir Anahtar Kelimeler: Andropoz, Hipogonadizm, Testosteron ve Erkek Sağlığı.
Annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile çocukların uyku alışkanlıkları arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, annelerin depresyon ve anksiyete düzeyleri ile 6-11 yaş aralığındaki çocukların uyku alışkanlıkları arasındaki ilişkiyi incelemek olarak belirlenmiştir. Kesitsel nitelikte olan bu araştırmanın örneklemi sosyal medya aracılığı ile duyurulan çevrim içi ankete katılım sağlayan 511 anneden oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Form, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Pearson Ki-Kare, Mann Whitney-U, Spearman Korelasyon Kat Sayısı ve Binary Lojistik Regresyon Analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonuçları anneye göre çocukta uyku problemi varlığı ile çocuk uyku alışkanlıkları anketine göre çocukta uyku problemi varlığı arasında anlamlı bir farklılık olduğunu göstermiştir. Kendine ait yatağı bulunmayan, geçmişte veya günümüzde psikiyatrik/ psikolojik yardım alan, yaşı daha küçük olan, annesinin yaşı daha küçük olan, annesinin eğitim yılı daha az olan, annesi gebelik sırasında veya doğum sonrasında psikolojik veya fiziksel hastalık geçiren çocuklarda uyku problemlerinin daha fazla görüldüğünü gösteren sonuçlar elde edilmiştir. Annenin depresyon ve anksiyete düzeyi ile babanın eğitim düzeyinin, çocukta uyku problemlerinin yordayıcıları olduğu saptanmıştır. Bu bilgiler ışığında annelerin, çocuklarda uyku problemlerini tespit edebilmek için uyku konusunda bilinçlendirilmesinin ve kendi ruhsal sorunlarının çocuk uyku problemlerine etkisini göz önünde bulundurarak bunların çözümü için psikolojik/ psikiyatrik destek almasının önemli olduğu düşünülmektedir.
Geç ergenlik çağındaki bireylerin kaygı düzeylerine, çocukluk travmaları ve bağlanma stillerinin etkisi
Bu çalışmada, geç ergenlik çağındaki bireylerin kaygı düzeylerine, çocukluk travmaları ve bağlanma stillerinin etkisi incelenmiştir. Nicel verilerin karşılaştırılmasında Parametrik olmayan iki grup arasındaki farkın analizi için Mann Withney U testi kullanılmıştır. Parametrik olmayan ikiden fazla grup varlığında parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmasında Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişki Spearman korelasyon analizi ile test edilmiştir. Ölçeklerin birbirine etkisi çoklu doğrusal regresyon ile test edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda; çocukluk çağı travmaları ölçeği toplam puanı ve fiziksel ihmal, duygusal ihmal, fiziksel istismar, duygusal istismar, aşırı koruma-kontrol alt boyutları ile bağlanma stilleri toplam puanı, kaygılı bağlanma alt boyutu ve kaçıngan bağlanma alt boyutu arasında pozitif yönde giden istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Çocukluk travmaları alt boyutlarından olan cinsel istismar ile kaygılı bağlanma arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Kaygı düzeyleri üzerinde çocukluk travmaları ve bağlanma stillerinin hem ayrı ayrı hem de birlikte etkileri incelendiğinde sürekli kaygı düzeyi üzerinde çocukluk travmaları alt boyutlarından duygusal ihmal, duygusal istismar ve aşırı koruma kontrolün anlamlı bir etkisi olduğu ortaya çıkmıştır. İkinci olarak bağlanma stilleri alt boyutlarından kaygılı ve kaçıngan bağlanmanın sürekli kaygı düzeyi üzerinde anlamlı bir etkisi görülmüştür. Son olarak, çocukluk çağı travmaları ve bağlanma stilleri birlikte değerlendirildiğinde, sürekli kaygı düzeyi üzerinde anlamlı bir etkiye sahip oldukları görülmüştür. Sonuç olarak, bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı travmaları ve bağlanma stillerinin kaygı düzeyleri üzerindeki etkilerini ayrı ayrı ve birlikte inceleyerek literatüre kazandırılmasıdır.
Bireylerde depresyon ve sosyal kaygı düzeyi ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmada bireylerin depresyon, sosyal kaygı ve sosyal medya kullanımları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline dayalı olarak yürütülen araştırmanın örneklemi, uygun (convenience) örnekleme yöntemine dayalı olarak belirlenen, 241 kadın ve 111 erkek olmak üzere toplam 352 kişiden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama sürecinde Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Envanteri, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği ve Sosyal Medya Kullanımı Ölçeği kullanılmıştır. Veri toplama araçları, online anket platformu üzerinden hazırlanmış ve çeşitli iletişim kanallarından (Whatsapp, messenger, email vb.) bireylere anket linki iletilmiştir. Araştırmanın verilerinin analiz edilmesinde SPSS 20 istatistik programı kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde, değişkenler arası ilişkilerde Pearson Korelasyonu ve çoklu doğrusal regresyon kullanılmıştır. Değişkenler arası farklılaşma hipotezlerinin test edilmesinde ise Bağımsız Gruplar t testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır Araştırma sonucunda katılımcıların depresyon düzeyleri ile sosyal kaygı düzeyleri ve sosyal kaçınma düzeyleri arasında pozitif yönlü; sosyal kaygı düzeyleri ile süreklilik ve yetkinlik düzeyleri arasında pozitif yönlü; sosyal kaçınma davranışları ile süreklilik pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Kaygı, kaçınma ve depresyon sosyal medya kullanımına yönelik tutumlardaki varyansın yaklaşık %4'ünü açıklamaktadır.
Covid-19 pandemisine dair tutumların kaygı ve duygusal yeme ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı Covid-19 pandemisine dair tutumların kaygı ve duygusal yeme üzerindeki yordayıcı etkilerini araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi 18- 66 yaş arasındaki 401 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada Demografik Bilgi Formu, Covid-19 Pandemisi Toplum Ölçeği (Covid-19 pandemisine karşı duyarlılık, Covid-19 pandemisinden korunma, Covid-19 pandemisiyle savaşta sosyal güven), Beck Anksiyete Ölçeği ve Duygusal Yeme Ölçeği kullanılmıştır. Çoklu Hiyerarşik Regresyon Analizi kaygı ve duygusal yemeyi belirleyen yordayıcıları belirlemek için kullanılmıştır. Araştırma bulguları; Covid-19 pandemisi tutumlarından duyarlılık ve korunma ile demografik değişkenlerden kadın olma, düşük gelir ve kronik rahatsızlığı olmanın kaygı üzerinde anlamlı yordayıcı etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Duygusal yeme, duyarlılık ve korunma tutumları ile demografik değişkenlerden kadın olma ve kilo alma değişkenleri tarafından anlamlı olarak yordanmaktadır. Elde edilen bulgular alan yazın bağlamında tartışılmış, gelecek çalışmalar için önerilerde bulunulmuş ve klinik uygulamalara nasıl katkı sunabileceği son bölümde ele alınmıştır.
Bir grup çalışan yetişkinde kaygı düzeyi, mükemmeliyetçilik ve öfke arasındaki ilişki
Problemin tanımı: Bu araştırmada Bursa ili içerisindeki üç ayrı fabrikada çalışan sağlıklı yetişkin bireylerde kaygı, mükemmeliyetçilik ve öfke düzeyleri ölçülmüş ve aralarındaki ilişki sosyodemografik değişkenler ışığında incelenmiştir. Yöntem: Araştırmaya 115'i kadın ve 311'i erkek olmak üzere toplam 426 birey katılmıştır. Tüm katılımcılara Sosyodemografik ve Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği ile Sürekli Öfke Öfke Tarz Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 17.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Mann Whitney-U ve Kruskal Wallis Testleri gruplar arası farkları belirlemek, Spearman Korelasyonu ise araştırmanın değişkenleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla kullanılmıştır. Sonuç: Araştırmada elde edilen bulgulara göre anksiyete, öfke ve mükemmeliyetçilik düzeyleri açısından farklı demografik özelliklere sahip çalışanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar gözlenmemiştir. Örneklemin anksiyete düzeyleri ile öfke toplam puanı ya da alt boyut ortalamaları ile mükemmeliyetçilik toplam puanı ya da alt boyut ortalamaları arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Öte yandan, başkası odaklı mükemmeliyetçilik alt boyutu ile öfke boyutlarından içte, dışta öfke ve öfke kontrol alt boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlenmiştir. Elde edilen bulgular mevcut literatür eşliğinde tartışılarak gelecekte yürütülecek araştırmalara ışık tutabilecek önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, mükemmeliyetçilik, öfke, çalışan yetişkin, fabrika.
Meme kanseri tanılı hastalarda hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve eş uyumu ilişkisi: Kontrollü bir çalışma
Problemin tanımı: Bu araştırmanın amacı, meme kanseri tanılı hastalarda hastalık algısı, anksiyete, depresyon ve eş uyumu ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmada, cerrahi operasyon geçirmiş meme kanseri tanısı alan kadınlar ile meme kanseri tanısı olmayan ve başka bir nedenle cerrahi operasyon geçirmiş kadın hastalar karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Özel Gaziosmanpaşa Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hastanesi Onkoloji Merkezi'ne başvuran 35 kadından oluşurken kontrol grubu ise Genel Cerrahi Polikliniği'ne başvuran 35 kadından oluşmaktadır. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Çiftler (eşler arası) Uyum Ölçeği (ÇUÖ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HADÖ) ve Hastalık Algısı Ölçeği (HAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 47.03±7.79 ve 44,51±9,00 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında medeni durum, eğitim, meslek bakımından istatistiksel olarak fark bulunamamıştır. Çalışma ve kontrol grubu arasında menopoz yaşı, ailedeki meme kanseri öyküsü, hastalıktan çevreye bahsetme, ameliyattan sonra cinsel ilişki sıklığı, ameliyattan sonra cinsel ilişkiden alınan zevk, ameliyattan sonra giyim ve kendine bakım, ameliyattan memnuniyet, hastalık hakkında bilgi, hastalıktan sonra eş davranışı, radyoterapi, kemoterapi, ameliyattan sonra korku ve endişe açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur.Meme kanseri tanılı kadınlarda ÇUÖ puanları kontrol grubundaki kadın hastalara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Her iki gruptaki HADÖ ile ölçülen anksiyete ve depresyon düzeyleri karşılaştırıldığında benzer şekilde meme kanseri tanılı hastalarda anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. HAÖ ile ölçülen hastalık algısı toplam puanı ve alt boyutların her üçünden (belirtiler, algı ve nedenler) alınan puanlar, meme kanseri tanılı hastalarda kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Özetle çalışmamızda, kadınlarda çok sık rastlanan bir sağlık problemi olan meme kanserinde hastalık algısı ve eşler arası uyumun yanı sıra anksiyete ve depresyon düzeylerine dikkat çekilmiş, hastalık değişkenleri açısından incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, hastalık algısı, anksiyete, depresyon, eş uyumu.
Bir grup üniversite öğrencisinin sosyal anksiyete düzeylerine göre bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeylerinin incelenmesi
Problemin Tanımı: Bu araştırmanın amacı bir grup üniversite öğrencisinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırma evrenini üniversite öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise İstanbul Teknik Üniversitesi, Işık Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi'nde 2015-2016 yılı yaz okulu döneminde eğitim gören bir grup lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Örneklem toplamda 227 kişiden oluşmakla birlikte bunların 123'ü İstanbul Teknik Üniversitesi, 76'sı Işık Üniversitesi, 28'i Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisidir. Katılımcıların 149'u erkek 78'i kadındır. Örneklem, Sosyal Bilimler ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerini içermektedir. Katılımcıların yaşları 19 ile 25 arasında değişmektedir. Veri toplama aşaması 2016 Temmuz ayının başında başlayıp bir ay içerisinde tamamlanmıştır. Ölçekler öğrencilere dersliklerde dağıtılmıştır. Ölçek uygulamaları yaklaşık 25 dakika sürmüştür. Araştırmaya katılan bireylere, Araştırma Bilgi Formu (Bkz., Ek A), Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği (LSAÖ) (Bkz., Ek B), Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) (Bkz., Ek C), Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) (Bkz., Ek D) uygulanmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analiz çalışması SPSS programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Gerçekleştirilen korelasyon analizleri istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeyleri ile yaşam doyumu düzeyleri arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bu doğrultuda, üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin bilinçli farkındalık düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir. Sosyal anksiyete ile yaşam doyumu arasındaki ilişkinin açıklayıcılık gücünü belirlemek üzere yapılan regresyon analizi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete düzeylerinin yaşam doyumu düzeylerini azaltmakta olduğu tespit edilmiştir.Sonuç: Literatürde yer alan çalışmalar doğrultusunda, bilinçli farkındalık temelli programların anksiyete düzeyini azalttığı ve yaşam doyumunu arttırdığı bilinmektedir. Bu araştırma bulguları sonucunda, sosyal fobinin sıklıkla görüldüğü üniversite öğrencilerinde farkındalığı arttırmaya yönelik çalışmalar yapılmasının ve öğrencilerin bilinçlenmesinin faydalı olabileceği düşünülmektedir. Bununla beraber öğrencilerin yaşama yönelik doyumlarının artacağı düşünülmektedir.Araştırmadan edinilen bulgular literatür doğrultusunda tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Anksiyete Bozukluğu, Sosyal Fobi, Bilinçli Farkındalık, Yaşam Doyumu, Üniversite Öğrencileri
Ağır sanayi kuruluşunda çalışan erkeklerde iş stresi, yeme tutumu, anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Problemin Tanımı: Bu çalışmanın başlıca amacı bir ağır sanayi kuruluşu olan demir çelik fabrikasında çalışan erkeklerde iş stresi, yeme tutumu, beden kitle indeksleri ile anksiyete ve depresyon düzeylerini ölçmek ve aralarındaki ilişkiyi incelemektir.Yöntem: Araştırma, İskenderun'da bir demir çelik fabrikasında mavi ve beyaz yaka statüde çalışan 285 erkek ile yürütülmüştür. Katılımcılara İş Stresi Ölçeği (İSÖ), Yeme Tutum Testi (YTT), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), CES Depresyon Ölçeği (CES-D) uygulanmıştır. İstatistik aşamasında, tanımlayıcı istatistikler dışında Pearson korelasyon analizi, bağımsız t testi ve varyans analizi (one-way ANOVA) uygulanmış ve p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 36,75±6,52'dir. Çalışanların 180'i (%63,4) mavi yakalı, 104'ü (%36,6) beyaz yakalı olarak tanımlanan gruptadır. Örneklemin iş stresi puanları 28,21±5,43 olup bireylerde fiziksel ve ruhsal stres belirtilerinin görülebildiği puan aralığındadır. İş stresi düzeyleri ile yeme tutumundaki bozulma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Benzer şekilde iş stresi ile hem anksiyete hem de depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönde anlamlı ilişki belirlenmiştir. Örneklemin CES-D ile ölçülen depresyon düzeyleri ile hem YTT puanları hem de BAÖ puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki gözlenmiştir. Örneklemimizdeki mavi yakalı çalışanlarda, beyaz yakalı çalışanlara oranla beden kitle indeksleri ve YTT puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. İş stresi ya da anksiyete düzeyleri açısından beyaz yaka ile mavi yaka çalışanlar arasında anlamlı düzeyde farka rastlanmamış olup mavi yaka çalışanlarda depresyon düzeyleri anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Vardiyalı çalışanların depresyon düzeyleri, vardiyasız çalışanlara oranla anlamlı düzeyde yüksektir; bunun dışında iş stresi, yeme tutumları, beden kitle indeksleri, ya da anksiyete düzeyleri açısından anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızın başlıca sınırlılığı kesitsel bir araştırma olması ve tek merkezden sınırlı sayıda bir örneklemde, yalnızca erkek katılımcılarla yürütülmesidir. Bununla beraber, erkeklerdeki yeme davranışını inceleyen çalışmaların görece azlığı dikkate alındığında literatüre önemli katkı sağlayacağı düşünülmekte ve farklı çalışma ortamlarını da içeren daha büyük örneklemlerde yapılacak çalışmalara yol göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Erkek çalışan, iş stresi, yeme tutumu, anksiyete, depresyon
Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkide kaygı duyarlılığının ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolleri
Amaç: Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları (aşırı koruyucu, reddedici, duygusal sıcak) ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide kaygı duyarlılığı ile psikolojik dayanıklılığın aracı rol üstlenip üstlenmediğini tespit etmektir. Yöntem: Araştırmamıza, Kocaeli ve İstanbul illerinde yaşayan, özel ve devlet üniversitelerinde lisans düzeyinde eğitim gören 18-33 yaş aralığında bulunan 175'i kadın ve 210'u erkek olmak üzere toplamda 385 kişi katılmıştır. Bütün katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgiler Veri Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği Çocuk Formu, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan korelasyon analizi sonucunda, algılanan ebeveyn tutumlarından aşırı koruyucu ve reddedici tutumların, sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde pozitif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunun tersine, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde negatif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Yapılan aracı değişken analizi, psikolojik dayanıklılığın algılanan ebeveyn tutumlarından duygusal sıcaklık ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye tam, ebeveynler tarafından algılanan aşırı koruyucu tutum ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Son olarak kaygı duyarlılığının algılanan aşırı koruyucu ve duygusal sıcak ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkilere kısmi olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç: Bulgularımız uyumsuz ebeveyn tutumlarının, yetişkin bireylerde bilişsel savunmasızlık algısının ortaya çıkmasında ve sürekli kaygı gibi belirli psikopatolojilerin gelişiminde rol oynayacağını öne sürmektedir. Çalışmanın literatüre katkısı, sınırlıkları, gelecek çalışmalara sunulacak öneriler üzerinde de durulmuştur. Anahtar kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Sürekli Kaygı, Psikolojik Dayanıklılık, Kaygı Duyarlılığı
Pilotlarda iş güvencesizliği algısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkide sürekli kaygının rolü
Amaç: Bu araştırma, pilotlarda iş güvencesizliği algısı ile psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin ve sürekli kaygının rolünün incelenmesini amaçlamıştır. Yöntem: Araştırma evrenini sivil havacılığa bağlı pilotlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise internet üzerinden uygulanan anketlere gönüllü olarak katılmayı kabul eden 73'ü kaptan pilot ve 38'i yardımcı pilot olmak üzere 111 erkek pilot oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, İş Güvencesizliği Ölçeği, Sürekli Kaygı Envanteri ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kişilerin iş güvencesizliği, sürekli kaygı ve psikolojik sağlamlıkları değerlendirildiğinde; değişkenlerin kendi aralarında anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, pilotların sürekli kaygıları ve psikolojik sağlamlıkları arasında negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca sürekli kaygı değişkeninin psikolojik sağlamlık üzerinde anlamlı bir yordayıcı rolü olduğu görülmektedir. İş güvencesizliğinin alt boyutu olan algılanan işe ilişkin güçsüzlük ile sürekli kaygı arasında pozitif yönlü, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki bulunurken psikolojik sağlamlık arasında ise negatif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmada pilotların iş güvencesizliği algısının psikolojik sağlamlıkla ilişkisi ve sürekli kaygının aracı rolü incelenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre pilotlarda algılanan iş güvencesizliğinin algılanan işe ilişkin güçsüzlük alt boyutu ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkinin sürekli kaygı tarafından anlamlı düzeyde yordandığı görülmektedir. Bunun yanında bazı sosyodemografik özelliklere göre de pilotların iş güvencesizlikleri, sürekli kaygı ve psikolojik sağlamlıkları istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Ancak araştırmanın sosyodemografik verileri araştırmaya katılan katılımcıların tümünün erkek olması sebebiyle cinsiyet değişkeni açısından incelenememiştir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.