Egypt
205 theses under this subject heading
Mısır'ın eski praetoryan yeni hükümdarları: Sivil asker ilişkileri bağlamında 1952 ve 2013 askeri müdahaleleri
Yaklaşık bin yıldır askeri yönetimlerin hakimiyetinde varlığını sürdüren Mısır 21. yüzyıla gelindiğinde de bu kaderinden kaçamamıştır. 2011 sonrasındaki bir yıllık kısa bir süre dışında herhangi demokratik bir politik yaşam alanına kavuşamayan Mısır son yüzyılda iki kez askeri müdahale yaşamış ve ordu Mısır ve Mısırlının politik, ekonomik ve kültürel olmak üzere hayatının hemen her alanına nüfuz etmiştir. Bu bağlamda bu tezin amacı Mısır'da son yüzyılda gerçekleşen 1952 ve 2013 darbelerinin gerçekleştiği süreci inceleyerek askeri müdahalelerin motivasyonlarını ortaya çıkarmak ve sivil asker ilişkileri teorileri ile geleceğe dönük yeni bir öngörü sağlamaktır. Tezin vardığı sonuç ise her iki tarihte de Mısır ordusunun kültürel ve ekonomik motivasyonlarla yönetime müdahale etme eğiliminde olduğu ancak askeri müdahalelerin gerçekleşmesindeki ana faktörün bir sivil asker ilişkileri teorisi olan Uyum Teorisinin ortaya koyduğu gibi ordu, politik elit ve Mısır toplumu arasındaki uyumsuzluk olduğudur.
State repression and populist discourse: A comparative case study of Gezi Park Movement, Occupy Wall Street Movement and the Egyptian Revolution
Why do democracies repress nonviolent civilian mobilization? Why do democracies use populist discourse as a response to nonviolent civilian mobilization? This thesis examines the effect of populist discourse on state repression of nonviolent civilian mobilization. The central claim of this thesis is that governments respond to nonviolent civilian mobilization with populist discourse, i.e., independent variable, to expand the limits of political opportunities for repression. I built on the literature by including an independent variable, namely populist discourse, to the existing model of repression and mobilization. The causal effect of "populist discourse" is tested through a structured and focused comparative case study, namely most similar systems analysis, through which I compare Gezi Park Movement, the Egyptian Revolution and Occupy Wall Street Movement. These three cases provide evidence that the populist discourse effects state repression of nonviolent mobilization.
Ekim 1973 Savaşı'ndan 1978-1979 Camp David sürecine kadar gelişen İsrail-Mısır siyasi ilişkileri
Çalışmamız 6 Ekim 1973 Arap İsrail savaşlarının son halkasından başlayarak 1978-1979 Camp David Protokollerine kadar olan süreçte gelişen Mısır-İsrail ilişkilerine ışık tutacaktır. Cemal Abdül Nasır'dan sonra Mısır'ın başına geçen Enver Sedat'ın İsrail'e karşı Ekim 1973 savaşını başlatmasındaki asıl amaç Mısır'ın 5 Haziran 1967'de kaybetmiş olduğu toprakları geri almaktı. Sedat Soğuk Savaş döneminde iki süper gücün bu savaşa müdahale edeceğini düşünerek İsrail'in tavrını yumuşatacağını düşünüyor ve savaşı diplomasi aracı olarak kullanıp Mısır'ın 1967'de kaybetmiş olduğu toprakları geri alacağını umuyordu. 1973 Savaşı'nın ritmini arttırması neticesinde Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin araya girmesi ile beraber Sedat'ın istemiş olduğu uluslararası diplomasi iki devlet arasındaki yerini bulmuştur. Araya giren uluslararası diplomasi sayesinde iki devlet arasında Cenevre Konferansı organize edilmiş bunun yanında yine iki devlet arasında I. Sina Anlaşması ve II. Sina Anlaşması imzalanmıştır. 1977'de İsrail ve Mısır liderlerinin birbirlerine düzenledikleri ziyaretler pek bir sonuç doğurmasa da İsrail ile Mısır, Amerika Birleşik Devletleri vesilesi ile 1978'de Camp David sürecine gitmiş ardından da iki devlet arasında 26 Mart 1979'da barış anlaşması imzalamıştır. Bu sayede iki devlet arasında başta siyasi ilişkiler olmak üzere sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkiler 14 Mayıs 1948'den bu yana ilk defa olumlu yönde ilerlemeye başlamıştır.
Mısır'da Arap milliyetçi fikirlerin oluşumunda, İslami modernizm ve Reşid Rıza
Arap milliyetçiliğinin nerede nasıl başladığına yönelik tartışmalar henüz bir sonuca ulaşmamış gözükmektedir. Ayrıca 19. yüzyılın sonlarında Müslüman Araplar arasında milliyetçi fikirlerin oluşumunda İslami modernistlerin söylemlerinin etkilerinin de çok fazla çalışılmadığını söyleyebiliriz. İslami modernistler hakkında yapılan çalışmalar onların daha çok teolojik görüşlerine, İslam hukuku (fıkh) alanındaki reformlarına yer vermekte olup onların siyasi ve milliyetçi fikirlerle olan ilişkileri üzerinde pek durulmamıştır. Bu sebeple, elinizdeki bu çalışma aradaki bağlantıyı analiz etmek adına Mısır'da 19. yüzyıl itibariyle oluşan ortama ve İslami modernistlerin fikirlerinin oluşumuyla ilişkisine odaklanmıştır. Bununla birlikte İslami modernistlerin fikirlerinin 20. yüzyılın başlarında Müslüman Araplar arasında etnik bilincin ve milliyetçi fikirlerin oluşumuna nasıl etki ettiği konusu da bu bağlama yerleştirilecektir. Bu doğrultuda çalışmamızda İslami modernizmin güçlü savunucusu Reşid Rıza'nın, İslam reformu, İslam birliği, sömürgecilik, Osmanlı yönetimi, hilafet, Araplar ve milliyetçilik üzerine olan söylemleri incelemeye alınmıştır. Mısır'daki ortamın ve dönemin genel konjonktürünün Reşid Rıza'nın fikirlerinin oluşumunda oynadığı rolü incelemek adına çalışmamızda kültürel analiz yöntemi tercih edilmiş olup; ilk önce Kavalalı Mehmet Ali Paşa dönemiyle başlayan Mısır modernleşmesinden, I. Dünya Savaşı'na kadar Mısır'daki İngiliz idaresi incelenmiş, ardından İslami modernizm ve Reşid Rıza'nın fikirleri ele alınmıştır.
Uluslararası ilişkilerde kimlik: Mursi Dönemi Türkiye-Mısır ilişkileri
Türkiye ve Mısır ortak bir tarihsel geçmişe sahip olmalarına rağmen kuruldukları tarihten beri iyi ilişkiler kuramamış, iki devlet arasındaki ilişkiler genellikle rekabet ve krizlerin gölgesinde seyretmiştir. Uzun bir süre boyunca düşük bir düzeyde sürdürülen ve zaman zaman gerilimlere sahne olan ilişkiler, Arap baharı sürecinde Mısır'da yaşanan iktidar değişikliği ile farklı bir boyuta geçmiştir. Bu süreçte Müslüman Kardeşlerin Mısır'da iktidara gelmesi ile Türkiye-Mısır ilişkileri hızlı bir şekilde değişmiş, krizleri ve gerilimleri aşarak müttefik ilişkisine dönüşmüştür. Bu süreçte iki devlet arasında birçok alanda iş birliği ve ortaklıklar kurulmuş ve ikili ilişkilerin altın çağı olarak kabul edilebilecek bir döneme girilmiştir. İki devlet ilişkisinin kısa sürede hızlı bir değişim yaşaması bu araştırmanın yapılmasına kaynaklık etmiştir. Bu tezde Türkiye-Mısır ilişkilerinin değişen doğası sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. İki devletin birbirlerine yönelik algılarını ve politikalarını anlamak için iki tarafın kimliklerini ve kimliklerinin oluşum sürecini anlamak gerekmektedir. Türkiye ve Mısır tarihsel anlamda kimliklerini farklı şekilde tanımlamışlardır bu tanımlama ise birbirlerinden farklı çıkarlar belirlemeleri sonucunu doğurmuştur. Farklı kimlik ve çıkarlara sahip olmaları ise birçok alanda uyumlu eylem veya davranışlarda bulunmalarını zorlaştırmıştır. Sahip oldukları sosyal ortaklıklar sonucunda bir dönem birbirlerini algılamalarına "biz" bakış açısı hakimken ayrı devletler olarak kurulduktan sonra her iki devlet de birbirlerine göre "öteki" yi temsil etmeye başlamıştır. Bunun sonucunda ve bölgesel dinamiklerin de etkisiyle ikili arasındaki sistemik etkileşim karşıtlıklar üzerinden sürdürülmüştür. Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidara gelmesi ile Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarda bulunduğu Türkiye ile ilişkiler önemli ölçüde gelişme göstermiştir. Bu dönemde birbirleri ile uyumlu hale gelen kimlik yapıları ile beraber ortaya çıkan ortak kadere yönelik inanç ve bölgesel gelişmelerden kaynaklanan ortak kaygılar ilişkilerin doğasını değiştirmiştir. Bu anlatılanlar ışığında, bu tezde Mısır'da Müslüman Kardeşlerin iktidarı döneminde Türkiye ile Mısır arasında değişen ikili ilişkiler her iki devletin kimliklerine odaklanılarak sosyal inşacı yaklaşım çerçevesinden incelenmiştir.
2000'li yıllarda Türkiye Mısır ekonomik ilişkileri üzerine analitik bir çalışma
Bu tezin amacı, Afrika kıtasının önemli ülkelerinden biri olan Mısır'ın iktisadi büyük imkânlarını Türkiye Devleti ve vatandaşları için ortaya çıkarıp ne kadar ikili ilişkiler her yıl çok daha geliştiğini göstermektir. Önemli antlaşmalardan başlayarak her iki ülke için ortak ticari ve iktisadi fırsatlar büyüdüğü görünmektedir. Bu çalışmanın ikinci bölümünde karşılıklı yatırımlara bakarak ister Arap Baharı öncesinde ister sonrasında ne kadar etkili ve cazibeli olduğunu bileceğiz. Ayrıca son olarak 2000 yılından beri Mısır-Türkiye ikili ilişkiler gayet sağlam ki, iki ülkenin arasındaki dış satım ve dış alım işlemleri her yıl bir önceki yıla göre çok daha çoğalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekonomik İlişkiler, Mısır, Türkiye
Avrupa uyumu bağlamında Mehmet Ali Paşa ve Mısır sorunu (1831-1841)
Bu tez Mehmet Ali Paşa'nın Mısır valisi olarak atandığı 1805 yılından itibaren zaman içerisinde hem Osmanlı İmparatorluğu hem de Avrupa Uyumu'nun karşısına nasıl bir tehdit olarak çıktığına odaklanmaktadır. Bu bağlamda Mehmet Ali Paşa'nın Mısır'da iktidarını sağlamlaştırmasına, gerçekleştirdiği reform ve toplumsal dönüşümün arkasında yatan motivasyona ışık tutmaya çalışırken, Mısır sorununun uzun soluklu bir krize dönüşmesinin arkasında yatan nedenleri açıklamayı, yaşanan askeri ve diplomatik gelişmeleri Avrupa Uyumu bağlamında değerlendirmeyi hedeflemektedir. Bu doğrultuda tezin ilk bölümü Mehmed Ali Paşa'nın Mısır valisi olarak atanması ve Mısır'da kurduğu idareye odaklanmaktadır. Tezimizin ikinci bölümünde ise Mısır sorununun uluslararası bir meseleye dönüşmesinin arkasında yatan nedenler ve yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler açıklanmaya çalışılmıştır. Tezimizin üçüncü ve son bölümünde ise krizin çözüme kavuşturulması için girişilen askeri ve diplomatik müdahalelerin yanı sıra özellikle Boğazların durumu ve bölgede oluşturulan yeni düzen ortaya konmaya çalışılmıştır.
Dinî-geleneksel devlet yapısından modern-seküler devlet formlarına: Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketlerin reaksiyonları
Bu tezin amacı aynı dönemlerde dinî-geleneksel devlet yapısından modern seküler devlet yapılarına geçen Türkiye, Mısır ve İran'da Çağdaş İslami Siyasal Hareketler (ÇİSH'ler) olarak adlandırılan hareketlerin reaksiyonlarını incelemektir. Tezin kapsamı karşılaştırmalı tarihsel metodoloji kullanılarak her üç ülkede modern-seküler devlet inşa süreçlerinden ÇİSH'lerin her bir ülkede iktidara geldikleri bir yıl zarfındaki süreçtir. Bu tez, bahsi geçen reaksiyonların Türkiye'de neden siyasal sistem ile bütünleşen, Mısır'da neden sistem dışı kalıp yer altına inmek zorunda kalan ve İran'da neden İslam Devrimi ile sonuçlanan ve siyasal sistemi ele geçiren bir ÇİSH biçiminde ortaya çıktığını göstermeye çalışmaktadır. Araştırma ile Türkiye'de tarihsel olarak deorganize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda kök salması, seçimlerin değiştirici etkisi, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin düşük olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Türkiye'de ÇİSH siyasal sistemle bütünleştiği gösterilmiştir. Mısır'da, tarihsel olarak yarı organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin seküler anlamda cılız olması, seçimlerin değiştirici etkisinin sınırlı olması, ÇİSH'in toplumsal kontrol düzeyinin sınırlı olması ve siyasal pragmatizmi gibi sebeplerle Mısır'da yarı eklemlenmiş bir durum olsa da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma ÇİSH'in siyasal sistemden dışlanmasını beraberinde getirmiştir. İran'da tarihsel olarak organize gelişen ulema örgütlenmesi, toplumun gündelik hayatına ilişkin hukuki düzenlemelerin ulema kontrolünde olması, seçimlerin değiştirici etkisinin olmaması, ÇİSH'in siyasal pragmatizme başvurmaması gibi sebeplerle İran'da da çatışma kaçınılmaz olmuştur. Bu çatışma İslam Devrimi'yle sonuçlanmış ve ÇİSH siyasal sisteme hâkim olmuştur.
Arap Baharı: Ortadoğu'da sosyal medya destekli toplumsal hareketler – Tunus, Mısır ve Libya örnekleri
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan ve Arap Baharı olarak nitelenen yeni toplumsal hareketlerin sona ermesinin üzerinden 12 yıllık bir süre geçmiş olmasına karşın, bu vaka küresel ilgi ve dikkati hala üzerinde toplamaktadır. Araştırma konusu ülkeler olan Tunus, Mısır ve Libya'da yeni toplumsal hareketlerin meydana gelişindeki sosyal medya rolünü anlamak ve açıklamak ise sosyolojik olarak önem taşımaktadır. Zira bu olaylar, benzer otoriter rejimlerin varlığını devam ettirdiği hemen her toplum için yeniden gündeme gelebilir. Castells'in (2012) "Ağ Toplumu Kuramı"nda değindiği, zaman ve mekânı aşan kullanıcıların içerik üreterek bağlantı kurduğu ve pratiklerini birleştirdiği platformlar şeklinde yapmış olduğu sosyal ağ tanımında yer aldığı üzere toplumsal etkileşimler sonucunda ortaya çıkan yeni toplumsal hareketlerin en çarpıcı örneklerinden biri olan Arap Baharı olayları, sosyal medyanın "Kaynak Seferberliği Kuramı" açısından değerlendirilmesinde de model bir sosyolojik vaka olmuştur. Bu araştırmada "Ağ Toplumu" ve "Kaynak Seferberliği Kuramları" bağlamında Tunus, Mısır ve Libya ülkelerinde meydana gelen yeni toplumsal hareketler, ilgili ülkelerdeki sosyal medya platformlarında protestolar süresince yapılan paylaşımlar ışığında nitel içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek Arap Baharı olarak nitelendirilen yeni toplumsal hareketlerin oluşması ve yaygınlaşması üzerindeki sosyal medya işlevi ortaya çıkarılmak istenmiştir.
Islamic political thought, jihadists and society: Egypt, Algeria and Afghanistan in a comparative perspective
There is no doubt that, the contemporary global politics is more complicated, nowadays, the global Jihad movement is one of the main important issues which face the great powers and roiling them, when Jihad is one of the basic duties of Islam, Which focuses on self-defense against the aggressor, we find that lots of Muslim individuals and groups using the concept of Jihad to fight against the political regimes in many Islamic countries and other. This research discuss the relationship between Jihadist groups and Muslim societies, and we focused on some countries witnessed important historical events such as Egypt, Algeria, Afghanistan, Syria and Iraq, Where jihadists began their holy war from these countries, which are still far, These continuing jihadist experiments have had a different impacts on Muslim communities, Whether on the political, social or the psychological aspects. The political organizations mainly are social organizations, Where the community is the only power that can resolving any political conflict, whatever the military power of the parties of the conflict, Therefore, the absence of social incubators support for the political and revolutionary organizations is the most important reasons for the fall and defeat, also the percentage of increase or decrease of the political and religious awareness and social responsibility of individuals are fundamental elements in the management of any conflict.
Sultan Abdülaziz'in 1863 Mısır seyahati
Bu tezin temel konusu Sultan Abdülaziz'in 3 Nisan-5 Mayıs 1863 tarihinde gerçekleşen Mısır seyahatinin nedenlerini ve sonuçlarını araştırmaktır. Gezinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ikinci Mehmed Ali Paşa kriziyle beraber Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır eyaleti arasındaki ilişkiler genel bir çerçeve içinde incelenir. 1854 yılında Abbas Hilmi Paşa ve 1856 yılında Said Paşa Süveyş Kanalı Kumpanya'sına Süveyş Kanalı'nın yapımı için imtiyazlar verir. Kanalın yapımında Tanzimat Fermanı'ndan itibaren yasaklanan angarya usulünün kullanılacak olması ve kumpanyanın açılacak tatlı su kanalları çevresindeki arazileri dilediği gibi kullanabilecek olmasından Osmanlı padişahı imtiyaz metinlerini onaylamaz. Bundan dolayı Abbas Paşa döneminde düzelmeye başlayan ilişkiler tekrar gerginleşir. Süveyş Kanalı meselesinden ötürü büyük devletlerde bu meseleye müdahale ederler ve mesele hakkında fikirlerini paylaşırlar. 1860-1863 tarihleri arasında Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere ve Fransa arasında bu sorun belli aralıklarla tartışılır. 1863 yılında Abbas Paşa'nın ölümüyle İsmail Paşa Mısır valisi olur ve Sultan Abdülaziz'e bu sorunu çözmek için başvurur. Mısır üzerindeki politikalarda tek geçerli mercii olduğunu büyük devletlere göstermek isteyen Sultan Abdülaziz 1863 yılının Nisan ayında Mısır Seyahatine çıkar. Bir ay sürecek seyahatte Sultan Abdülaziz Mısır'ın yanında İzmir, Çanakkale ve Gelibolu'ya da ziyaret eder. İstanbul'a dönüşünden sonra İsmail Paşa bu sorunun çözümü için Bâbıâli'ye başvurur. Bâbıâli bu sorunu hem kendi içinde tartışarak hem de büyük devletlerle mütalaa ederek 2 Ağustos'ta Süveyş Kanalı'nın tatlı su kanallarının yapımının yanında kumpanyanın uyması gereken kuralları da belirler. Bu tezde yukarıda kısaca anlatılmaya çalışılan olay arşiv belgelerine ve araştırma kaynaklarına dayanılarak açıklanmaya çalışılır.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Veziri Mustafa Paşa hayatı ve Mısır Beylerbeyliği
16. yüzyılda Doğu- Batı ekseninde şekillenen Osmanlı politikalarında aktif rol alarak Doğu'yu ve Batı'yı kendi siyasi karakteri üzerinde birleştiren ikinci vezir Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği sürecinde yapmış olduğu faaliyetler bu tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Hayır Bey'in vefatı ile merkezden tayin edilen ilk beylerbeyi olması Osmanlı yönetimi açısından Mısır için bir "geçiş süreci" idi. 16. yüzyıl Osmanlı siyasi gerçekliği içinde Anadolu ve Rumeli Beylerbeyi, Rodos Serdarı, ikinci vezir ve Mısır Beylerbeyi olarak boy göstermiş olan Mustafa Paşa'ya dair Osmanlı kaynaklarının bir çoğu dilsizdir. Nitekim döneminin çağdaş kronik yazarlarının eserleri incelendiğinde özellikle Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair yüzeysel ve birbirini tekrar eden bilgilerin yer aldığı görülmektedir. Bu kaynakların çoğunun onun beylerbeyliği süresi ve Mısır'da gerçekleştirmiş olduğu faaliyetlere yönelik eksik veya yanlış bilgiler vermesi, literatürde Mustafa Paşa'ya dair var olan çalışmaların da sıhhatinin sorgulanmasına sebep olur. Mevcut kaynaklar arasında ünlü Memlük Tarihçisi İbn İyas'ın "Bedâyi'ü'z-zühûr fî- Vekâyi'i'd-duhûr" adlı eserinin, son cildinin son bölümünde Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'nin ilk iki ayına dair detayların varlığı dönemin karanlık yüzüne ışık tutar niteliktedir. Kendi dönemindeki tüm kaynaklar incelendiğinde Mustafa Paşa'nın Mısır'daki 9 aydan 1 gün eksik beylerbeyliği sürecinde askeri, siyasi ve hukuki faaliyetlerine dair gün gün detay veren eser, Dimyat Kadısı Abdussamed b. Seyyid Ali b.Davut Diyarbekrî'nin Mısır tarihi üzerine hazırlamış olduğu "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" adlı eseridir. Daha önce bu konuya dair yapılmış çalışmalarda kullanılmayan "Tercümetü'l-nüzhe es-seniyye fi-zikr el- hulefâ ve'l-mülük el-Mısriyye" isimli eserin "Nevâdirü't-Tevârih" başlıklı İstanbul nüshası baz alınarak literatürde var olan mevcut bilgiler ile çarpmaz okuma eşliğinde hazırlan bu tez, Mustafa Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği'ne dair birtakım kanaatlere yeni açılımlar getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Mustafa Paşa, Mısır, Mısır Beylerbeyi, Vezir, Diyarbekrî, Nevâdirü't-Tevârih, İbn İyas, Bedâyi'ü'z-zühûr fî-Vekâyi'i'd-duhûr
Kadri Paşa'nın (Ö. 1888) el-Ahkâmü'ş-şer'iyye'si ile Hukûk-ı Aile Kararnâmesi'nin nikâh bölümü çerçevesinde mukayesesi
Bu çalışma, 19. yüzyıl Mısır'ında kanunlaştırma alanındaki çalışmalarıyla tanınan ve bürokratik olarak önemli vazifelerde bulunan Muhammed Kadri Paşa'nın (ö. 1888) İslâm aile hukuku alanında ilk kanunlaştırma teşebbüsü olan el-Ahkâmü'ş-şer'iyye fî'l-ahvâli'ş-şahsiyye (AŞ) adlı eseri ile Osmanlı Devleti'nde Tanzimat sonrasındaki kanunlaştırma faaliyetlerinin son halkası sayılan ve İslâm aile hukukunda ilk kanun metni kabul edilen 1917 tarihli Hukûk-ı Âile Kararnâmesi'nin (HAK) mukayesesi üzerine binâ edilmiştir. Mezkûr iki metnin, aile hukuku konularını içermesi ve muhtevalarının kapsamlı olması hasebiyle söz konusu mukayese, "nikâh" bahsi özelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; önce 19. yüzyılda Mısır'daki kanunlaştırma hareketlerinin oluşumunu etkileyen faktörler, AŞ'nin müellifi Muhammed Kadri Paşa ve zikredilen eseri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından mukayeseye konu olan HAK'nin içeriğinden ve özelliklerinden bahsedilmiştir. Bölüm sonunda ise yazıldıkları dönem, metot, sistematik yapı ve muhteva açısından bu iki metnin karşılaştırması yapılmıştır. Çalışmanın esasını oluşturan ikinci bölümde; Kadri Paşa'nın nikâh bölümünde yer verdiği konular çerçevesinde AŞ ve HAK'de mukayeseye uygun maddeler tespit edilerek bunların ayrıntılı değerlendirmesi yapılmıştır. Bölüm içerisinde yer alan başlıklarda konuyla ilgili giriş bilgileri verildikten sonra ayrıntılı karşılaştırma tabloları sunulmuş, devamında ise söz konusu metinlerdeki maddelerin mukayese ve değerlendirmeleri bu tablolardan hareketle gerçekleştirilmiştir.
Çağdaş bir tarihçi Diyarbekrî'nin gözünden Ahmed Paşa'nın Mısır Beylerbeyliği ve isyanı (1523-24)
Ahmed Paşa 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti'nde Müslüman bir ailenin oğlu olarak doğmuş, erken yaşlarda Osmanlı hizmetine girmiş bir devlet adamıdır. I. Selim döneminde Rumeli beylerbeyliğine yükselmiş, Sultan Süleyman tahta çıktığında divanında bulunmuştur. Sultan Süleyman'ın ilk çıktığı sefer olan Belgrad Seferinde önemli başarılara imza atmış ve sonrasında vezirliğe yükselmiştir. İkinci büyük seferi olan Rodos seferinde ise serdar olarak görevlendirilmiş ve seferin gidişatını etkileyen en önemli isimlerden biri olmuştur. Sultanın divanında Piri Paşa gibi deneyimli bir veziriazamın karşısında duran hizbin başını çekmiş, Piri Paşa'nın en büyük rakiplerinden biri haline gelmiştir. Kendisi Piri Paşa'dan sonra veziriazamlığa en uygun aday olarak görülmüş fakat onun yerine İbrahim Paşa tayin edilmiştir. Daha sonra ise Mısır beylerbeyi olarak görevlendirerek İstanbul'dan ayrılmış ve bir daha da merkeze dönmemiştir. Mısır beylerbeyliği Memlükler'den Osmanlılar'a geçiş sürecinin önemli bir parçasını teşkil etmektedir. Bu tezde Abdussamed Diyarbekrî'nin Tercüme en-nüzhe es-seniyye fi zikr el-hulefa ve'l-müluk el-mısriyye adlı eseri ışığında bu geçiş sürecinde Ahmed Paşa'nın Mısır'daki ajandasının ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Bunun yanında devlete en üst makamlarda hizmet etmiş bir paşanın Mısır'a tayin olduktan yaklaşık beş ay sonra burada isyan etmesinin ve bağımsız bir idare kurma teşebbüsünün arkasında yatan sebeplerin incelenmesi hedeflenmektedir. Mısır'da Ahmed Paşa'yı isyana götüren olaylar, isyanına hangi grupların katıldığı, yerel güçler ile kurduğu ilişki ağları araştırmamızın odak noktalarından birkaçıdır. İsyan sonrasında Osmanlı kaynaklarında paşaya dair oluşturulan olumsuz imaja karşı alternatif bir anlatı sunmayı hedefleyen bu çalışma aynı zamanda Osmanlı tarih yazımına katkıda bulunuyor.
Contested sovereignty: The relation between the state and the religious field in Egypt during the pandemic 2020/2021
With the first spark of the Coronavirus crisis, the novel virus opened many questions about the relationship between science, health, people, religion, and the state. The pandemic made it necessary to recall religion because the virus posed an existential security threat. According to Norris and Engelhardt (2004), religion flourishes where people lack existential security. However, the invocation of religion by the modern state is only through its religious institutions, which were established historically to control religion and define its scope. The thesis discusses the recall of religious institutions in Egypt during the outbreak of the pandemic according to maps and the dynamics of the struggle for power between religious institutions and the state. According to Nazih Ayubi (1996), the overstating State in Egypt faces a dilemma to provide more space for religious institutions to participate in controlling the pandemic; however, this will be on the account of the extending domination of the state. By applying Bourdieu's theory of the religious field, the thesis analyzes these maps of interactions between the state, society, and religious institutions during the pandemic on three levels of competition between (1) the State that monopolizes the religious field and official religious institutions, (2) among official religious institutions, and (3) official religious institutions and non-official religious actors. Although the analysis considers the state's emphasis on its social dominance, it views the state as a contested object and an arena of struggle. Therefore, the analysis of struggle includes various levels; (1) social level, in terms of fatwas, zakat, and the moral leadership of society, (2) spatial level, in terms of the mosques, (3) legal level, in terms of the constitution, and (4) international level and media level. Keywords: Religious institutions, overstating, Pandemic.
The urban quest for legitimacy: The case of Egypt's NAC
The past decade has witnessed the introduction of multiple urban mega-projects in one of the largest countries in the MENA region: Egypt. These projects, under the umbrella of al-Sisi's "Vision 2030", claim to bring modernity without the initiation of any democratic reforms for the people (which defies the modernization theory). The most outstanding of them all is the New Administrative Capital (NAC). Al-Sisi's regime has claimed on multiple occasions that NAC is the fresh start Egypt needs to boost its economic development, and it is regarded as his most important project to date. However, the economic indicators haven't provided the actual numbers that were promised. There have been delays in almost all the project's deadlines, with a back scaling of the initial goals set. Not only that, but the Egyptian economy is drowning with a high inflation rate and a harsh currency devaluation. Thus, this thesis aims to understand why al-Sisi is still prioritizing the development of NAC, despite the high risk attached to it amidst an economic crisis. This will be understood through an analysis of the political discourse of al-Sisi's urban approach, which will eventually lead to one outcome: performance legitimacy. Since his authoritarian regime did not arrive to its position of power through democratic means – if anything, one could argue it came through 'illegitimate' or unconventional means – it aspires to find alternative ways to gain legitimacy. As a result, al-Sisi aims to create a "New Republic" spatially as his regime's legacy, and he is determined to pursue it regardless of the economic consequences. Therefore, by examining NAC through the lens of "legitimacy" as the ultimate end, I argue that this urban mega-project is al-Sisi's means to maintain the stability of his regime rather than the common well-being of the Egyptian people.
A comparative field study in four emerging markets; Turkey, Kingdom of Saudi Arabia, United Arab Emirates and Egypt on e-health development challenges and expected utilization capabilities
The implementation and utilization of e-health in the healthcare sector has great potential to improve healthcare practices in general. The use of e-health becomes increasingly crucial for developing countries, that are confronted with many problems in healthcare and medical services such as; access, financial needs, limitations in resources and competent healthcare professionals. Even with these types of efficiencies that e-health would bring to the healthcare system, which are likely to be accepted by many healthcare stakeholders, there is still no consensus among healthcare professionals, government decision-makers and the users such as doctors, hospital staff, and patients for implementation and utilization. Furthermore, even if e-health can improve healthcare decision-making both for healthcare providers and patients, as well as providing speed and accuracy of information upon which healthcare decisions are made, there are still challenges surrounding investment and implementation decisions. These challenges become more significant in emerging countries where governments have initiatives for e-health implementation and utilization. This field study presents an original contribution to knowledge, by evaluating e-health challenges and needs for development and utilization of e-health and its possible adaption capabilities in four selected emerging countries; Turkey, Kingdom of Saudi Arabia, United Arab Emirates and Egypt, based on user insights.This research constitutes a distinctive approach by comparing the similarities and differences across those selected countries regarding their e-health implementation practices. The study also puts forward a new framework of a solution model to existing challenges for an impactful development of e-health facilities in those markets. This unique model is based on the outcomes of the field survey and face to face interviews conducted with authorities of health ministries and healthcare professionals in selected countries.The results of this research, emphasize significant contribution of information communication technology infrastructure readiness, and governmental regulations in a country for e-health development and implementation. The study also shows that as the level of trust to electronic applications for healthcare increases, e-health development and implementation will increase. Another result is the requirement of cultural adaptation of related e-health stakeholders such as clinicians, healthcare professionals and patients for an impactful e-health development. This research also guides in understanding the positive effects of financing and supply chain management, on e-health development and implementation in that selected country, based on user insights.This study is an inventive comparative evaluation of user perspectives by analyzing clinicians' views versus information technology healthcare professionals' views, on expected positive outcomes of e-health for the country. This research study also presents a genuine user foresight for a healthcare e-commerce approach and buying criteria of users, providing guidance for the healthcare industry. Key Words: E-health, User Insights, Emerging Markets, E-health Development Model
Celaleddin es-Süyûtî ve tarihçiliği
Bu çalışmada, İslam düşünce tarihinde önemli bir yere sahip çok yönlü bir âlim olan Celâleddin es-Süyûtî'nin (859-911/1445-1505) hayatını ve özellikle tarihçilik yönünün incelemesi amaçlamaktadır. Tez, Süyûtî'nin biyografisini, yetiştiği Memlük toplumunun siyasi, sosyal ve ekonomik yapısını ve onun tarih ilmine yaklaşımını kapsamaktadır. Çalışma, Süyûtî'nin tarih alanında kaleme aldığı eserleri ayrıntılı analiz ederek, onun özgün tarihçilik yöntemlerini ve İslam tarih yazıcılığına katkılarını ortaya koymayı hedeflemektedir. Araştırmada nitel yöntem benimsenmiş olup, birincil kaynaklar olarak Süyûtî'nin kendi eserleri ve otobiyografisi, ikincil kaynaklar olarak ise konuyla ilgili diğer akademik çalışmalar incelenmiştir. Tezin bulguları, Süyûtî'nin sadece hadis ve tefsir gibi dini ilimlerde değil, aynı zamanda önemli bir tarihçi olduğunu göstermektedir. Onun tarih eserleri, kronolojik bir yaklaşımla kaleme alınmış olup, özellikle Hulefâ-yi Râşidîn dönemine geniş yer verilmiştir. Süyûtî'nin rivayetlere eleştirel yaklaştığı ve farklı kaynakları sentezleyerek bilgiye ulaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca onun tarih anlayışında nasların merkezi bir rol oynadığı ve olaylara kendi değer yargıları çerçevesinde yaklaştığı belirlenmiştir. Sonuç olarak tez, Süyûtî'nin İslam medeniyetinin anlaşılmasındaki rolünü, tarih anlayışını ve tarih yazıcılığındaki yerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Onun eserlerinin dönemin sosyal ve kültürel yapısını yansıttığı ve günümüzde de değerini koruyan temel kaynaklar arasında yer aldığı sonucuna varılmıştır. Bu çalışma, Süyûtî'nin tarihçiliğine dair oluşan boşluğu doldurarak alana önemli bir katkı sunmayı da hedeflemektedir.
Barış ve savunma harcamalarının dış borçlanma üzerindeki etkisi: Seçilmiş ülkeler üzerine ampirik bir uygulama
Barış ve savunma harcamaları tüketiminde rekabetin ve dışlamanın olmaması nedeniyle küresel kamusal mal olarak kabul edilmektedir. Bu malların fayda veya zararları ulusları hatta gelecek nesilleri etkilediğinden tüm dünya ülkeleri açısından önem arz etmektedir. Dolayısıyla barış ve savunma harcamalarının finansman kaynaklarının belirlenmesi oldukça önemli bir konudur. Nitekim barış ve savunma harcamalarının finansman kaynaklarından biri de dış borçlanmadır. Bu nedenle barış ve savunma harcamaları ile dış borçlanma arasında ilişkinin olup olmadığının belirlenmesi karar vericiler açısından önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında 2007-2017 döneminde 4 Ortadoğu (Mısır, İran, Ürdün, Lübnan) ve Türkiye'de savunma harcamaları, barış düzeyi, ekonomik büyüme ve dış borçlanma arasındaki nedensellik ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada ilk olarak değişkenlerin durağanlıklarını tespit etmek amacıyla panel birim kök testleri (Maddala ve Wu (1999) panel birim kök testi ve Im, Pesaran ve Shin (2003) birim kök testi) ve daha sonra panel nedensellik testleri (Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel nedensellik testi ile Kónya (2006) Panel Bootstrap nedensellik testi) yapılmıştır. Çalışma sonucunda Ürdün ve Lübnan'da savunma harcamaları ve dış borçlanma arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Diğer ülkelerde ise herhangi anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır. Diğer yandan, barış düzeyi ile dış borçlanma arasında Mısır ve Türkiye'de anlamlı ve negatif bir nedensellik ilişki belirlenmiştir. Diğer ülkelerde ise herhangi anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Helenistik Dönemde Mısır
Mısır, tarihte ileri bir medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Mısır'ın coğrafi şartları ve konumu, Mısır medeniyetinin gelişmesi ve şekillenmesinde oldukça önemli olmuştur. Eski Mısır krallığı Aşağı ve Yukarı Mısır nomlarının birbirleriyle mücadeleleri sonucu meydana gelmiştir. İskender'in M.Ö. 332 yılında Mısır'a gelmesi ile Mısır için Helenistik dönem başlamış, M.Ö. 323'teki ani ölümü ardından fethettiği topraklar ardılları arasında büyük mücadeleler sonucunda paylaşılmıştır. İskender'in yakın arkadaşı ve generali olan Ptolemaios, İskender'in ölümü ardından M.Ö. 305 yılına kadar satrap olarak hüküm sürdüğü Mısır'da krallığını ilan etmiştir. Mısır coğrafyasında yaşayan ve Helenistik krallıklar içinde en uzun ömürlüsü olan Ptolemaioslar'ın izlediği dış politika ve deniz gücüne verdiği önem onların bölgede söz sahibi olmasında etkili olmuştur. Bu çalışmada Mısır'ın jeopolitik konumu, İskender'in doğu seferi, İskender'in ardılları (diadokhlar) arasındaki mücadelelerin ardından saltanat sırası ile Ptolemaioslar devleti kralları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Mısır, Nil, İskender, Ptolemaios, Kraliçe, Kleopatra
Eski Mısır Firavunu IV. Amenofis (Akhenaton) Döneminde (1353-1336) siyasi, dini ve kültürel faaliyetler
Eski Mısır, Nübye'den (günümüzde Kuzey Sudan) Ön Asya'ya kadar uzanan toprakları, günümüzde dahi varlığını sürdüren muazzam eserleri, kendine has kültürel ve dini yaşamıyla tarihin en büyük uygarlıklarından biri olmuştur. Eski Mısır devletinin askeri ve ekonomik olarak gücünün zirvesinde olduğu dönem ise "Amarna Çağı" olarak adlandrılan dönemdir. Bu dönemde gerek Anadolu'nun güçlü devleti Hititler, gerek Ön Asya'nın Mitanni, Babil, Asur gibi büyük devletleri gerekse Mısır; devletlerarası ilişkilerini politik hamlelerle sürdürmüştür. Mısır'ın en parlak dönemi olan Amarna Çağı'nda tahta çıkan ve tarih boyunca "idealist, tektanrıcı, reformist, kâfir" gibi birçok ithamın muhatabı olan IV. Amenofis (MÖ 1352-1336) ya da sonradan aldığı ismiyle Akhenaton, dini ve ötedünya inancını hayatlarının odak noktasına almış Mısırlılar için yeni bir din ve tanrı inancı ortaya koymuş, Mısır'ın binlerce yıllık din anlayışını değiştirmeye çalışmıştır. Biz de çalışmamızda IV. Amenofis dönemin siyasi olaylarını, gerçekleşen din devrimin siyasi ve kültürel nedenlerini, dönemin sanat ve mimarı anlayışını ortaya koymaya çalıştık.
A constructivist analysis of Egypt-Israel relations during Nasser and Sadat periods
One of the important results of the establishment of the State of Israel in 1948 is the emergence of the Arab-Israeli conflict and the Palestinian question. The Arab soil which was already populated by an Arab community, namely Palestinians, became a destination for the Israeli settlements which triggered hatred and anger of the Arab states in general. Conception of Israel as the main enemy of the Arab states reached the highest level following the Suez Crisis of 1956 that made Gamal Abdel Nasser the charismatic leader of the suppressed Arab world, and thus born and shone pan-Arabic ideology of the late 1950s and 1960s. Nasser became the epitome of the struggle against the imperialist West and its extension Israel in the Middle East. Then came Anwar Sadat and put the Egyptian interests in front of the Arab concerns, making Egypt the first Arab state having officially recognized Israel. Foreign policy of Egypt towards Israel took a steep turn from pan-Arab nationalism to Egyptian nationalism. Egypt and Israel signed a peace treaty that ended military confrontations on the battlefields which continues even today. How and why that policy shift took place is the main research item of this study, and it is researched based on the tenets of social constructivism focusing on the concept of identity. After examining historical flow of the events and analyzing foreign policy behaviors and discourse of the leaders, this thesis argues that the Egyptian state identity changed from Nasser to Sadat, and that change was rooted in the inherent domestic and international factors. This study concludes that state identity of Egypt is relevant in its relations with Israel during Nasser's and Sadat's tenure. Keywords: Egypt, Israel, state identity, foreign policy, constructivism
Osmanlı Mısır'ında bir yerel hazine örneği "Keşufiyye" (1711-1795)
Bu tez XVIII. yüzyıl Mısır'ının mali vaziyetini icmal defterleri, mukataa defterleri, mühimme defterleri ve dönemin Mısır kroniklerini kullanarak irsaliye hazinesi bağlamında keşufiyye vergisi örneğinden hareketle anlatmayı amaçlamaktadır. Çalışma boyunca Mısır'da sosyo-ekonomik gücü tekrar ele geçiren Memlûk Beyleri ile Devlet-i Âlîyye ilişkilerine değinilecektir. Bunun yanı sıra Osmanlı Devleti'nin Mısır'da kurduğu mali modelin XVIII. yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte çökmeye başlamasıyla Memlûk ümerasının iktidarı ele geçirmesi arasında organik bir bağ mevcut mudur? Mısır valisinin merkezi hükümete gönderdiği yıllık irsaliye hazinesi içerisinde yer alan keşufiyye vergisi miktarında yaşanan düşüş Devlet-i Âlîyye'nin Mısır algısını nasıl etkilemiştir? Bu durumun adem-i merkeziyetçilik ile bir ilişkisi mevcut mudur? Erkan-ı Kahire olarak adlandırdığımız eyaletin yönetimindeki etkin unsurların Mısır maliyesine katkısı nedir? Bu soruların cevapları mezkûr yüzyılda Devlet-i Âlîyye'nin Mısır algısının yeniden ortaya koyulmasını zorunlu kılmaktadır. Mısır'da kâşif olarak görevlendirilen Memlûk kökenli eyalet yöneticilerinin Devlet-i Aliyye'ye bağlılıkları fellah adı verilen köylülerden topladıkları Keşufiyye vergisi miktarı üzerinden ölçülmektedir. Toplanan vergi miktarındaki süreklilik Mısır valisi nezdinde kâşiflerin merkezi hükümet ile yapmış oldukları gayriresmi akdin bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna rağmen eyaletteki vergiler sürekli artmakla birlikte merkezi hükümete gönderilen irsaliye hazinesi miktarında yüzyılın ilk yarısında istikrar hâkimken yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte irsaliye hazindeki vergi miktarı düşmüştür. Masraflarda düzenli bir artış yaşanırken mevcut mukataalar Memlûk zümreleri arasında paylaştırılmıştır. Buna bağlı olarak Mısır'da adem-i merkeziyetçilik ortaya çıkmıştır. Bu düşüş merkezi hükümetin Mısır'ın idaresi hakkındaki algısında değişiklik yapmasını zaruri kılmıştır. Devlet-i Âlîyye'nin Mısır'daki yönetim anlayışını yeniden organize edebilmek için Memlûk hanelerinin askeri, mali ve idari vesayetini ortadan kaldırması gerekmektedir. Fakat Bulutkapan Ali Bey'in isyanı (1768-1773) böyle bir girişimi engellemiş, adem-i merkeziyetçilik daha da derinleşmiştir. Yüzyılın sonundaki Fransızların Mısır'ı işgali (1798-1801) merkezi hükümetin Mısır'da kontrolü tamamen ele geçirmesini engellemiştir. Memlûklerin Mısır siyasetinden azade edilmesi ancak Mehmed Ali Paşa'nın mutlak iktidarı zamanında 1811 yılında meydana gelmiştir.
Mısır ve Eski Anadolu ilişkileri: Eski Tunç çağından Pers Dönemine kadar
"Mısır ve Eski Anadolu İlişkileri: Eski Tunç Çağından Pers Dönemine Kadar" adlı tezimizin ana konusu, Mısır ve Anadolu uygarlıkları arasındaki etkileşim, Mısırlı ve Mısır etkili ya da taklidi eserlerin Anadolu topraklarına girmesi ve bu iki büyük uygarlığın tarih sahnesinde çakıştığı veya çatıştığı dönemlerin anlatımıdır. Bu tezin amacı, Mısır ve Anadolu uygarlıkları arasındaki iletişime ve etkileşime dikkat çekmek olup, tezin yazımında yazılı ve arkeolojik bulguların dökümü ortaya konulmaya çalışılmıştır. "Mısır ve Eski Anadolu İlişkileri: Eski Tunç Çağından Pers Dönemine Kadar" adlı çalışmada çizilen tarihsel sınır, Mısırlı ve Mısırlılaşmış buluntuların çalışmanın ana faaliyet alanında görülmeye başlandığı tarih olan Erken Tunç Çağı'yla Pers İmparatorluğu'nun Yakındoğu'da hâkimiyetinin başladığı dönem arasıdır. Tezde değerlendirilen buluntular dikkate alındığında çalışmanın Anadolu coğrafyasının tümünü kapsadığı görülmekte olup, okuyucunun her iki uygarlık hakkında genel bilgiye ulaşabilmesini sağlamak amacıyla uygarlıkların geçirdiği tarihsel süreçler ve aralarındaki ilişki kronolojik olarak beş ayrı bölüm altında incelenmiştir.