Surgery-cardiovascular

206 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yakınlarına yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesi ve bakım verici yüküne etkisi

"Açık Kalp Cerrahisi Geçiren Hastaların Yakınlarına Yapılan Bilgilendirmenin Hastaların Yaşam Kalitesi ve Bakım Verici Yüküne Etkisi", Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Açık kalp cerrahisi sonrası hastaların yaşam kalitelerinde düşüş ve bakım vericilerin bakım verme yükünde artış görülebilmektedir. Bu dönemde hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin bakım verme yüklerinin azaltılmasında taburculuk sürecinde hemşireler tarafından bilgilendirme yapılması önem taşımaktadır. Bu tez çalışması, açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan bilgilendirmenin hastaların yaşam kalitesine ve bakım vericilerin bakım verme yüküne etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Bu tez çalışması 06.10.2022- 30.12.2023 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'nde açık kalp cerrahisi geçiren 94 hasta ve bakım vericilerinde randomize kontrollü tek kör deneysel araştırma deseninde (çalışma grubu 47, kontrol grubu 47) yürütüldü. Tüm hastalar ve bakım vericileri 4 aşamada (taburculuk öncesi, taburculuk sonrası 4.hafta, 8.hafta ve 12.hafta) değerlendirildi. Çalışma grubu bakım vericilerine kontrol grubu bakım vericilerinden farklı olarak birinci değerlendirme öncesinde hemşirelik bilgilendirmesi yapılarak ''Kalbime İyi Bak'' bilgilendirme kitapçığı verildi. Verilerin toplanmasında Hasta Tanıtım Formu, Bakım Verici Tanıtım Formu, Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bakım Verme Yükü Ölçeği, Bakım Vericilerin Günlük Yaşam Aktiviteleri Zorluk Düzeyi Değerlendirme Anketi kullanıldı. Verilerin analizinde Mann- Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, Dunn's multiple comparison testi, Wilcoxon signed ranks testi, Ki-Kare testleri, araştırma değişkenleri arasındaki nedenselliğin araştırılmasında Yapısal Eşitlik Modeli analizi kullanıldı. Anlamlılık sınırı p<0,05 olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubunda yer alan hastaların her dört değerlendirmedeki yaşam kalitesi puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunun üçüncü değerlendirmesinden elde edilen yaşam kalitesi toplam puan ortalamalarının ve T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının kontrol grubundan anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Çalışma ve kontrol grubu bakım vericilerinin her dört değerlendirmedeki bakım verme yükü puan ortalamaları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan bakım vericilerin ikinci değerlendirmesinden elde edilen puan ortalamalarının kontrol grubundan anlamlı derecede vii düşük olduğu (p<0,05); T1-T4 değerlendirmelerinden elde edilen puan farkının gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0,05). Sonuç: Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine yapılan taburculuk bilgilendirmesinin hastaların yaşam kalitelerinin artırılmasında ve bakım vericilerin kısa dönemdeki (ilk 4 hafta) bakım verme yüklerinin azaltılmasında etkili olduğu, uzun dönemde (8. ve 12.hafta) etkisinin olmadığı görüldü. Bu sonuçlara göre açık kalp cerrahisi geçiren hastaların bakım vericilerine taburculuk bilgilendirmesi yapılmasını, çalışmanın farklı popülasyonlarda da yürütülmesini önermekteyiz.

Bakım verenlerCerrahi hemşirelikCerrahi-kardiyovasküler+3
Esra Akdeniz
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği öğretim planının hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisi

Açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği eğitiminin, hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanan bu araştırmanın örneklemini, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'ne açık kalp ameliyatı olmak için başvuran, araştırmaya kabul edilme kriterlerini sağlayan 80 hasta oluşturdu (40 deney, 40 kontrol). Kontrol grubundaki hastalar serviste rutin hemşirelik bakımını alırken, deney grubundaki hastalara taburculuk sonrası evde güvenliklerine yönelik planlı eğitim verildi. Veriler, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bilgi Düzeyi Belirleme ve Hasta Tanıtım formlarıyla toplandı, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Shapiro-Wilk, Student t, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis, Wilcoxon Signed Ranks, Pearson Ki-Kare, Fisher-Freeman-Halton, Fisher's Exact testleri ve Spearman korelasyon analiziyle değerlendirildi. Eğitim öncesine göre eğitim sonrası ameliyat yaralarının bakımı, beslenme, boşaltım, göğüs kafesinin korunması, yürüyüş/egzersiz, sosyal faaliyetler, cinsel yaşam ve ilaç kullanımı puanlarındaki değişimler bakımından deney grubundaki değişimler kontrol grubundakilerden yüksek bulundu (p<0.05, p<0.01). Eğitim öncesine göre eğitim sonrası yaşam kalitesi alt boyutlarından fiziksel rol güçlüğü ve genel sağlık algısı puanlarındaki değişimler bakımından deney ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği öğretim planının hastaların yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu saptandı. nra doldurulacaktır

Cerrahi-kardiyovaskülerHasta eğitimiHasta güvenliği+4
Buket Özdemir
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyovasküler cerrahi sonrası basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörler

Basınç yaraları; morbidite ve mortaliteye neden olabilen, hastanede yatış süresini uzatan, maliyeti ve iş yükünü artıran bir sağlık sorunudur. Erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım uygulanarak önlenebilen basınç yaraları, kaliteli hemşirelik bakımının göstergelerinden biri sayılmaktadır. Bu çalışma, kardiyovasküler cerrahi olan hastalarda basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörleri incelemek amacı ile yapıldı. Retrospektif yöntemle hazırlanan çalışmanın evrenini, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1 Ocak 2015- 31 Aralık 2015 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi operasyonu geçiren ve cerrahi yoğun bakıma alınan tüm hastalar, örneklemini ise yoğun bakımda basınç yarası gelişen 136 hasta ve kontrol grubu için randomize seçilmiş basınç yarası gelişmeyen 136 hasta oluşturdu. Analizlerde SPSS 23.0 programı kullanıldı. Elde edilen veriler ortalama, standart sapma, frekans, oran, minimum, maksimum, Student t Test, Mann Whitney U, Pearson Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında yaş, beden kitle indeksi, beslenme şekli, laboratuar bulguları, Braden risk puanı, pozisyon değiştirme süresi açısından anlamlı fark bulundu. Basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmadı. Basınç yaraları hastaların %73,5'inde sacrum bölgesinde ve %57,4'ünde Evre II düzeyinde olduğu, ortalama 5,68±2,14 günde geliştiği tespit edildi. Sonuç olarak; ileri yaş, anemi, albümin düşüklüğü, nem, hareketsizlik gibi faktörler basınç yarası oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Hemşirelik bakım uygulamaları kapsamında riski yüksek olan hastalara erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç Yarası, Cerrahi Yoğun Bakım, Kardiyovasküler Cerrahi

Basınç ülserleriCerrahi-kardiyovaskülerPostoperatif dönem+1
Ece Altıntaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

KABG yapılan 75 yaş üstü hastalarda operasyonrisk analizinin retrospektif değerlendirilmesi

Koroner arter hastalığının (KAH) gelişiminde yaş önem arzeden bir risk faktörüdür. Ülkemizde de tüm dünyada olduğu gibi toplumun demografik farklılık göstermesiyle artmaktadır. Çalışmamıza dahil edilen 75 yaş ve üzeri hastaların cinsiyetleri, renal disfonksiyonunun olup olmaması, peroperatif kros-klemp süresi, bypass süresi, postoperatif dönemde yoğun bakım sürelerine göre değerlendirerek çalışmamızda mortalite ve morbiditenin risklerinin derecesini belirlemeyi amaçladık. Cinsiyete göre kadın hastaların yoğun bakımda kalma süresinin erkek hastalara oranla daha uzun olduğu ve damar sayısı sınıflarına göre damar sayısının artmasına paralel olarak bypass ve kros-klemp sürelerinde artma olduğu gözlendi. Yoğun bakımda yatış süresinin 1 birim artması sonucunda, mortalite riski 1,697 kat artacaktır (%69,7). Renal disfonksiyon durumunun mortaliteyi etkileyen anlamlı bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Renal disfonksiyonu olanların, olmayanlara göre mortalite riski 12,875 kat daha fazla olduğu görüldü.

Cerrahi-kardiyovaskülerGeriatriKalp hastalıkları+7
Gülşen Öztürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif koroner arter baypas greftleme cerrahisi olgularında pulsatil ve nonpulsatil ekstrakorperal dolaşımın serebral NIRS düzeylerindeki değişim ile böbrek fonksiyonlarının korelasyonunun değerlendirilmesi

Akut renal yetmezlik KABG cerrahisi sonrası önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Fonksiyonel NIRS beyin perfüzyonunu gösteren bir yöntemdir. Serebral NIRS böbrek üzerinden ölçülen somatik NIRS'a göre böbrek fonksiyonları ile daha koreledir. Bu çalışmada pulsatil ve nonpulsatil akımın serebral NIRS ile renal fonksiyonlara etkisini araştırmayı amaçladık. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı'nda KABG operasyonu uygulanacak hastalarda pulsatil ve nonpulsatil EKD'ın serebral NIRS düzeylerindeki değişim ile böbrek fonksiyonlarının korelasyonu değerlendirildi. Preoperatif renal yetmezlik skoru birbirine yakın, izole koroner arter baypas cerrahisi uygulanan 52 ardışık hasta prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Basit randomizasyon yöntemiyle 26 hastaya pulsatil perfüzyon (Grup I), 26 hastaya nonpulsatil perfüzyon (Grup II) kros klemp süresince uygulanmıştır. Hastaların demografik özellikleri [yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKİ), yandaş hastalıklar, operasyon, AKK (aort kros klemp zamanı) ve perfüzyon süreleri], hematolojik ve biyokimyasal parametreleri [preoperatif ve postoperatif; üre, kreatinin, preoperatif ve peroperatif; arteriyel kan gazı (AKG) analizlerinden; PO2, PCO2, sPO2, Na, K, baz açığı, hematokrit (Hct); preoperatif renal yetmezlik skorları ve peroperatif NIRS değerlerini karşılaştırılmıştır. Üre ve kreatinin değerleri Grup I ve Grup II arasında preoperatif ve postoperatif dönem arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Postoperatif dönemde her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. NIRS ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. PO2 ölçümleri Grup I 20. dk. 40. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. PCO2 ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. SPO2 ölçümleri Grup I 20. dk., 40. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. K ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Na ölçümleri Grup I bazal, 20. dk., 40. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. B.E. ölçümleri Grup I 20. dk. ölçümleri Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Hct ölçümleri Grup I ve Grup II arasında bazal, 20. dk., 40. dk. arasındaki değerler istatistiksel olarak farksız bulundu. Her iki grupta da 20.dk. ve 40.dk. bazale göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Total pompa süresi ile NIRS değişim oranları (20. dk.- 40. dk.) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. NIRS değişim yüzdesi ile Üre ve Kreatinin değişim yüzdesi arasında istatistiksel olarak anlamlı doğrusal ilişki olmadığı görüldü. NIRS değişim yüzdesi (bazal-40. dk.) ile PCO2 değişim yüzdesi (bazal-40. dk.) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptandı. Pompa total idrarı ve UF uygulamasının arasında Grup I'de Grup II'ye göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptandı. Pulsatil grupta oksijenizasyonun olumlu etkilerinden dolayı nonpulsatil akıma göre tercih edilebilir olduğu kanısına varıldı. Ekstrakorporeal dolaşımda pulsatil akımda idrar miktarları açısından anlamlı olarak daha fazla bulundu. Nonpulsatil akımda ekstrakorporeal dolaşım sırasında UF ihtiyacı pulsatil akıma göre daha fazla tespit edilmiştir. Pulsatil akımın mikrosirkülasyon açısından olumlu etkilerinin nonpulsatil akıma göre daha iyi olduğunu düşünmekteyiz.

Akut böbrek hasarıBöbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıkları+6
Kadir Altınöz
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Minimal invaziv kalp cerrahisi ve açık kalp cerrahisi uygulanan hastaların fonksiyonel kapasite ve yaşam kalitesinin karşılaştırılması

Bu çalışma, minimal invaziv kalp cerrahisi ve açık kalp cerrahisi geçiren hastaların yaşam kalitesini ve fonksiyonel kapasitelerini karşılaştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya Temmuz 2020 ile Ocak 2021 tarihleri arasında kalp damar cerrahisi bölümünde minimal invaziv kalp cerrahisi (30 birey) ve açık kalp cerrahisi geçiren (34 birey), yaş ortalaması 55 yıl olan, 64 gönüllü birey dâhil edildi. Ağrı şiddeti Görsel Analog Skalas (GAS); sağlıkla ilgili yaşam kalitesi MacNew Kalp Hastalığına Özgü Yaşam Kalitesi Anketi (MacNew); fonksiyonel kapasite 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT); El Kavrama Gücü Ölçüm Testi; uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS for Windows version 24.0 paket programı kullandı. İstatiksel analizler sonucunda; minimal invaziv kalp cerrahi grupta erkek hasta sayısı daha yüksekti (p<0,05). Minimal invaziv kalp cerrahi grubunda; entübasyon süresi ve yoğun bakımda kalış süresi açık kalp cerrahisi grubundan anlamlı düzeyde daha düşük (p<0,05), pompa süresi ise anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). GAS yönünden gruplar benzerdi. MacNew anketi fiziksel alt boyut puanı minimal invaziv kalp cerrahi grupta anlamlı düzeyde daha yüksek (p<0,05) iken; iki grupta anketin diğer boyut puanları benzerdi (p>0.05). 6DYT mesafesi her iki grupta benzerdi (p>0,05). 6DYT öncesi ve sonrası oksijen satürayonu, sistolik kan basıncı ve kalp hızı açık kalp cerrahisi grubunda minimal invaziv cerrahi gruptan anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Minimal invaziv cerrahi grupta dominant ve nondominant el kavrama kuvveti açık kalp cerrahisi grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). PUKİ öznel uyku kalitesi açık kalp cerrahisi grubunda minimal invaziv cerrahi gruptan anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). PUKİ alt parametreleri yönünden gruplar benzerdi (p>0,05). Minimal invaziv kalp cerrahisi daha uzun pompa sürelerine rağmen daha erken ekstübasyon ve daha kısa yoğun bakımda kalış süresi gibi avantajlarıyla geleneksel kalp cerrahisi gibi güvenli ve başarılı bir şekilde uygulanabilmektedir. Çalışmamız Minimal invaziv kalp cerrahisi ile açık kalp cerrahisini yaşam kalitesi ve fonksiyonel kapasite yönünden karşılatıran ilk araştırma olarak daha sonraki çalışmalara yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: minimal invaziv kalp cerrahisi, açık kalp cerrahisi, fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi

Cerrahi işlemler-minimal girişimselCerrahi-kardiyovaskülerFonksiyonel yetkinlik+3
Halime Dinçoğlu
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyat öncesi cilt hazırlığı ve antibiyotik kullanımının ameliyat sonrası yara yeri enfeksiyon oluşumuna etkisi

Bu araştırmada ameliyat öncesi antiseptik solüsyonunun kullanımı, tüy temizleme şeklinin nerede, ne zaman yapıldığını ve profilaktik antibiyotik seçimini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Merkezinin ameliyathanesinden ve kalp damar cerrahisi servislerinden belirli zaman diliminde veriler toplandı. Hastaların bilgilendirilmesi ve ameliyat sonrası 3. Gün değerlendirilmesi kalp damar cerrahisi servisinde yapıldı. Hastaların tüy temizliği kontrolü ve ameliyat esnasında uygulanan yapışkan örtü, antibiyotik kullanımı ameliyathanede değerlendirildi. Evreni belli gruplarda örneklem seçimine göre örneklemi 60 kişi bulundu. Hastanın yapılacak çalışmaya verdiği onayı gösteren Gönüllü Onam Formu (EK-1), yapılan çalışmayla ilgili soruların bulunduğu Tanıtıcı Bilgi Formu (EK2), Ameliyathanede Bakılacak Değerler Formu (EK-3) ve Ameliyat Yeri Enfeksiyon Değerlendirme Formu (EK-4) ile veriler toplandı. Elde edilen veriler; sayı yüzde, ortalama ile gösterildi ve ki kare testi ve t testi ile istatistiksel anlamlılıklarına bakıldı. Araştırmada açık kalp cerrahisinden 3 gün sonra cerrahi alan enfekiyonu (CAE) %10 düzeyinde tespit edildi. Araştırmada sonuçlar obezite, diabetes mellitus, cerrahi süresi ve kardiyopulmoner bypass, konjestif kalp yetmezliğinin, daha önce kalp ameliyatı geçirmiş olmak, komorbid (bir veya daha fazla bozukluk) koşulların varlığı, kapanma anında kötü hemostaz, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) hastalığının varlığı, sigara kullanmı ve ameliyat öncesi hastanede kalış süresi ile hastalarda ameliyat sonrası cerrahi alan enfeksiyonları varlığı istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Hastaların göğsündeki ve safen ven alınacak olan bacağındaki tüy temizliğinde yazılı bir prosedürün olmayışı, clipper, jilet, tüy dökücü krem gibi çeşitli aletlerin kullanılıyor olması, bu aletlerin kullanım gününe yönelik klavuzların olmaması CAE riskini istatistiksel olarak artırmadığı bulundu. Hastaların ameliyat öncesi cilt hazırlığında povidon iyodin kullanılması ve bazı hastalarda drape kullanımının devam etmesi CAE riskini istatiksel olarak etkilemediği tespit edildi (p>0.05). Hastaların kan glikozu regülasyonun yapılıyor olması nedeniyle CAE riski istatiksel olarak artmadı (p>0.05). Hastalara verilen antibiyotik tedavileri ve fizyolojik izlem prosedürleri ilgili literatüre uygun olarak planlanmış olması CAE riskini azaltmış olabilir. Açık kalp ameliyatı öncesi hastalara vii MRSA taramasının yapılmayışı, diş eti iltihabı ve diş çürükleri gibi kontrollerin yaptırtılmamış olması CAE riskini artırmış olabilir. Hastaların ameliyattan önceki günlerde hastaneye yatırılmış olması hastan enfeksiyonu adına CAE oluşumunu etkilemiş olabilir. Hastaların normotermik olması, sıvı volüm değerlerinin ve yaşam bulgularının normal sınırlarda olması, oksijenlenmede problemi olmayan hastaların olması yara yerinde CAE riskini azaltmış olabilir; ancak hastalarda albümin düzeyinin farklı olması CAE'nın varlığını istatistiksel olarak etkilemiştir (p<0.05). Daha büyük örneklemde CAE'nı etkileyecek tüm parametrelerin tekrar araştırılması önerildi. Anahtar Kelimeler: Açık Kalp Cerrahisi; Cerrahi Alan Enfeksiyonları; Hemşirelik.

AntibiyotiklerCerrahi-kardiyovaskülerHemşirelik+6
Fatma Özyıldırım
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft (KABG) ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi verilen video ve broşür destekli eğitimin hastaların anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisi

Bu çalışma; Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalara ameliyat öncesi hastaların video ve broşür eğitimin anksiyete, yaşam bulguları ve ağrıları üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı.Bu araştırma deney ve kontrol grubu oluşturularak planlandı ve deneysel tipteki araştırmanın verileri 1 Mart 2022- 30 Haziran 2022 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinde kardiyovasküler cerrahi servisinde yatışı yapılan ve bypass ameliyatı olacak olan tüm hastalardan toplandı. Evreni bilinen örneklemde güven düzeyi %95 alınarak hesaplama yapıldığında araştırmaya dahil edilecek hasta sayısı 60 bulundu. Hastalar kontrol (n=30) ve deney (n=30) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Veriler hasta tanıtım formu, Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği, Visual Analog Skala ölçeği ve yaşam bulgularını değerlendirme formu ile araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Hastaların formlar için harcadıkları ortalama süre 15-20 dakika arası oldu. Kontrol grubuna broşür destekli eğitim 20-40 dakika yüz yüze verildi. Deney grubu hastalarında ise dizüstü bilgisayarla benzer bilgiler görsel ve işitsel video ile anlatıldı. Video eğitimi de 40 dakika sürdü. Veriler bilgisayarda SPPS 23.0 programında sayı, yüzdelik, student t-testiile değerlendirildi. SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Hastanesi Uygulama ve Araştırma Merkezinden gerekli izinler alındı. Hastalara çalışmanın amacı anlatıldı ve gönüllü hastaların katılımı sağlandı. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda hastane anksiyete/depresyon ölçeğinde hastaların anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarakanlamlı fark bulunmadı (p>0,05). Depresyon ölçeğinde ise istatistiksel olarakanlamlı fark bulundu (p<0,05). Ağrı değerlerinde de istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Yaşam bulgularında ise anlamlı fark bulunmadı (p=0,433).Koroner arter bypass greft ameliyatı olacak hastalarınameliyatı öncesi ve sonrası anksiyete düzeylerini düşürmeye yönelik hasta eğitim programlarının planlanması hastaların ağrı düzeyini azaltabilir, yaşam bulgularını olumlu etkileyebilir ve anksiyetelerini azaltabilir. Bu nedenle bu planlı eğitimler hastalara verilmelidir. Anahtar Kelimeler:Ağrı; Hemşirelik; Broşür ve Video Eğitimi; Anksiyete; Yaşam Bulguları; Koroner Arter Bypass Greft.

AnksiyeteAğrıCerrahi-kardiyovasküler+4
Hatice Arslan
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisi geçiren hastalarda periferik kas kuvveti, kaygı düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışma koroner arter bypass greft (KABG) cerrahisi geçiren hastalarda periferik kas kuvveti, kaygı düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlandı. Araştırma verileri anket yöntemi ile toplandı. Çalışma Kasım 2021 ile Aralık 2022 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya KABG cerrahisi geçiren 22 gönüllü hasta katıldı (yaş ortalaması 62,4 yıl, ± 6,5). KABG cerrahisi sonrası dördüncü ve sekizinci haftada submaksimal egzersiz kapasitesi 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), 30 Saniye Kalk Otur Testi, Zamanlı Kalk Yürü Testi ile değerlendirildi. El kavrama kuvveti ve el kavrama statik enduransı el dinamometresi (Jamar Hydraulic Hand Dynamometer) ile ölçüldü. Her iki ekstremitede; M. Biceps Brachii, M. Quadriceps Femoris ve kalça fleksör kas grubu kas kuvveti değerlendirmesi dijital dinamometre (JTECH, Medical Commander Powertrack II, USA) ile yapıldı. Kaygı düzeyi Durumluluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) ile belirlendi. Verilerin istatiksel analizinde SPSS 25 paket programı kullanıldı. Sağ kavrama kuvveti, sağ el kavrama statik endurans süresi ve 6DYT mesafesi ikinci değerlendirmede ilk değerlendirmeye göre anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). İlk ve son değerlendirmede ölçülen diğer periferik kas kuvvetleri ve STAI ölçeği puanları arasında anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). İlk değerlendirmede 30 saniye kalk otur test tekrar sayısı son değerlendirmeden anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,05). Zamanlı kalk yürü testi süresi son değerlendirmede anlamlı düzeyde daha kısa idi (p<0,05). Sonuç olarak, KABG cerrahisi sonrası sekizinci haftada hastaların egzersiz performansı ve el kavrama kuvveti artmıştır.

AnksiyeteCerrahi-kardiyovaskülerKapasite+3
Neriman Kuzudişli
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner baypas kullanılarak kardiyak cerrahi geçiren erişkin hastalarda intraoperatif remifentanil veya deksmedetomidin kullanımının renal etkilerinin karşılaştırılması

Giriş: Kardiyovasküler cerrahide en önemli postoperatif morbidite ve mortalite nedenlerinden biri akut böbrek hasarıdır (ABH). Bu hastalarda renal hasardan; metabolik faktörler, eksojen ve endojen toksinler, iskemi-reperfüzyon hasarı, hücresel ve sistemik enflamasyon ile oksidatif stres varlığı sorumlu tutulmaktadır. Kardiyopulmoner baypas sırasında anestezi indüksiyonunu takiben intraoperatif analjezi sağlamak için deksmedetomidin veya remifentanil rutin kullanılan ilaçlardandır. Çeşitli çalışmalarda deksmedetomidin kullanımının renal protektif etkisi olduğuna dair bulgular saptanmıştır. Çalışmamızın amacı, kardiyovasküler cerrahi uygulanan hastalarda deksmedetomidin veya remifentanil kullanımının postoperatif ABH gelişimi üzerinde etkilerini araştırmaktır. Yöntem ve Gereçler: Çalışmaya 01 Ocak 2021-01 Ocak 2022 tarihleri arasında merkezimizde kardiyopulmoner baypas kullanılarak kardiyak cerrahi geçiren toplam 210 erişkin hasta dahil edildi. Hastalara ait bazal demografik ve klinik verilerin yanı sıra, intraoperatif dönemde kullanılan ajanlar, anestezi süresi, aort kros klemp süresi, pompa süresi, kan ürünü kullanımı, alınan ve çıkarılan sıvı miktarı ve postoperatif ilk 7 günlük kreatinin izlemi verileri retrospektif olarak incelendi. Deksmedetomidin (n=105) veya remifentanil (n=105) kullanımının postoperatif ABH gelişimi üzerinde etkileri istatistiksel yöntemlerle araştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların [111 (%52,9) erkek ve 99 (%47,1) kadın] yaş ortalaması 58,5±14,7 yıl idi. Hastalarda postoperatif ABH sıklığı %16,2 (34 hasta) olarak saptandı. Postoperatif ABH gelişiminin ortanca 20 (0-29) aylık izlem süresinde ölüm riskini 13,5 kat artırdığı gösterildi. Deksmedetomidin uygulanan hastalarda postoperatif ABH gelişim oranı %8,6 iken, remifentanil uygulanan hastalarda bu oran %23,8 idi. Çoklu lojistik regresyon analizinde ≥65 yaş ,preoperatif hemoglobin düzeyinin <10 g/dl olması, intraoperatif; furosemid kullanımı ve noradrenalin kullanımının postoperatif ABH gelişimi açısından bağımsız risk faktörleri olduğu; deksmedetomidin kullanımının ise bağımsız koruyucu faktör olduğu ortaya konuldu. Sonuç: Çalışmamızda kardiyak cerrahi yapılan erişkin hastalarda postoperatif akut böbrek hasarının sık olduğu ve mortaliteyi önemli ölçüde etkilediği gösterildi. İntraoperatif idame analjezide deksmedetomidin kullanımının bu hasta grubunda postoperatif ABH riskini azaltabileceğine dair kanıtlar ortaya konuldu. Bunun yanısıra, 65 ve üzeri yaş, preoperatif <10 g/dl hemoglobin düzeyi ve intraoperatif furosemid veya noradrenalin uygulamalarının postoperatif ABH riskini artırdığı saptandı. Anahtar kelimeler: Akut böbrek hasarı, kardiyopulmoner baypas, deksmedetomidin, remifentanil.

Akut böbrek hasarıAnestetiklerAnestezi+7
Gizem Toker Kökten
Hacettepe University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda preoperatif ve postoperatif cartilage intermediate layer protein - 1 (CILP1)

Kalp yetmezliğini tedavi etmek ve önlemek amacıyla yapılan çalışmalar günümüzde daha fazla önem kazanmıştır. Kalp yetmezliğinin derecesini belirlemek, tedavi yanıtı değerlendirmek için yapılan araştırmalarda CILP1 proteininin patolojik kardiyak yeniden şekillenmeyi ve kardiyak fibrozisi göstermede kullanılabileceği ortaya konmuştur. Biz de bu çalışmada kardiyopulmoner bypass (KPB) kullanılarak açık kalp cerrahisi uygulanan hastalarda CILP1 proteininin KPB öncesi ve sonrası dolaşım sistemindeki seviyelerini ölçerek, postoperatif CILP1 seviyelerinin ve CILP1 seviyelerindeki değişimlerin, KPB'den nasıl etkilendiğini, CILP1'in ejeksiyon fraksiyonu (EF), komorbiditeler, prediktif skorlama sistemleri ve postoperatif sonuçlar ile ilişkisini göstermek istedik. Çalışmaya korunmuş EF'li 41, düşük EF'li 32 hasta dahil edildi. Hastaların preoperatif, postoperatif 0, 24 ve 72. saatlerdeki CILP1 seviyeleri ölçüldü. Düşük EF'li hastalarda preoperatif CILP1 düzeyinin korunmuş EF'li hasta grubundan daha düşük olduğu bulundu (p=0,002). CILP1 düzeyinin zamana göre değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu (p<0,001), ancak hasta gruplarına göre değişmediği gösterildi. Preoperatif CILP1 düzeyi arttıkça EuroSCORE II (p=0,004)'nin ve BNP (p=0,013) düzeylerinin azalmakta olduğu ve preoperatif CILP1 düzeyi ile BNP ölçümleri arasında negatif ilişki olduğu bulundu (p<0,05). Operasyon sonrası 72.saat sonunda CILP1 düzeyindeki yüzde değişim preoperatif EF değeri arttıkça azalmakta (p=0,005), preoperatif kreatinin klirensi arttıkça azalmakta (p=0,048) ve KPB süresi arttıkça artmakta (p=0,0029) olduğu bulundu. Daha önce kardiyak cerrahi öyküsü olmayan hastalarda ameliyat öncesi ve sonrası CILP1 düzeylerindeki değişimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,001). Postoperatif CILP1 ölçümleri, cerrahi sonrası miyokardın durumunu nicel olarak belirleyerek hastaya uygun tedavilerin düzenlenmesine katkı sağlayabilir.

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+1
Furkan Gül
Hacettepe University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kardiyak cerrahi hastalarında preoperatif ve postoperatif dönemde risk analizi ile ilaç tedavisinin incelenmesi

Bu çalışma kardiyovasküler cerrahi tedavi süreçlerinde ilaç ile ilişkili sorunları (İLİS) saptamak, risk değerlendirmesi yapmak ve klinik eczacının risk yönetimindeki etkisini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Hacettepe Üniversite Hastaneleri Kalp ve Damar Cerrahisi servislerinde Kasım 2019-Mayıs 2021 tarihleri arasında prospektif ve yarı-deneysel bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışmanın her iki bölümünde İLİS'ler tespit edilmiş ve Avrupa Farmasötik Bakım Ağı'nın oluşturduğu sisteme göre sınıflandırılmıştır. İlk bölümde saptanan İLİS'lerin nedenleri bir uzman paneli (5 uzman) tarafından sıklık, şiddet ve olasılık açısından puanlanan risk analizi sonucu riskler; kabul edilebilir, kesin, önemli ve yüksek olarak 4 kategoriye ayrılıp, uzman panel tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler planlanmıştır. İkinci bölümde bir klinik eczacı tarafından önleyici ve azaltıcı faaliyetler (ilaç uzlaşısı gibi) gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya; 18 yaşından büyük ve elektif kalp cerrahisi planı olan hastalar dahil edilmiş ve yatış süresi boyunca izlenmiştir. Çalışmaya, her iki bölümde 100 hasta dahil edilmiştir. İlk bölümde; toplam 275 İLİS ve 487 İLİS nedeni tespit edilerek önleyici faaliyetler (hastanın servis değiştirdiği her basamakta ilaç uzlaşısı, ilaç incelemesi ve eğitim materyalleri) ve azaltıcı faaliyetler (sorun saptandığı zaman yapılan müdahaleler) planlanmıştır. İkinci bölümde toplam 215 İLİS ve 304 İLİS nedeni tespit edilmiştir. Planlanan faaliyetlerin uygulanması ile gözlem ve müdahale dönemleri karşılaştırıldığında; İLİS nedenleriyle ilgili yüksek risklerde azalma (%17,7 ve %0), kabul edilebilir risklerde artma (%32,6 ve %84,9) saptanmıştır (p <0,001). Hastaların yaşam kalitesi (fiziksel ve mental) yatış, taburculuk ve bir ay sonraki kontrollerinde anlamlı bir şekilde artmıştır (p <0,001). Kardiyovasküler cerrahi sürecinde klinik eczacının katkısı ile İLİS'lere yönelik riskleri değerlendirerek önleyici ve azaltıcı faaliyetleri uygulamak, hasta bakım hizmetlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunacaktır.

Cerrahi-kardiyovaskülerEczacılarKardiyovasküler cerrahi girişimler+6
Burcu Kelleci Çakır
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirmesinde Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin geçerlilik çalışması

Bu araştırma, "Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin" kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirilmesinde geçerliliğinin test edilmesi amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kasım 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, kardiyotorasik cerrahi geçiren 152 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Renk Çemberi Ağrı Ölçeği", "Wong Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır". Ölçeğin Türk toplumuna uyarlanması aşamasında, alan uzmanlarının görüşleri alınarak, Türk toplumunda ağrı yoğunluğunu yansıtan turuncu ve kahverengi renkleri ölçeğe dahil edilmiştir. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde kapsam ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Kapsam geçerliliği için tüm maddelerin kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerler kabul edilebilir bulunmuştur. Araştırmada, ölçüt geçerliliğinin test edilmesinde ve uyumun değerlendirilmesinde "Wong-Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Ölçekler arasında pozitif yönlü kuvvetli ilişki ve mükemmel uyum bulunmuştur. Renk Çemberi Ağrı Ölçeği, Türk toplumunda kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastalarda postoperatif ağrı değerlendirmesinde geçerli bir ölçüm aracı olarak kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı değerlendirmesi, ağrı ölçeği, kardiyotorasik cerrahi, postoperatif ağrı, geçerlilik, hemşirelik bakımı

AğrıAğrı ölçümüAğrı şiddeti+5
Sabri Okan Demiryürek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Transisyonel bakım modeli: Açık kalp cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Çalışma açık kalp cerrahisi geçiren yaşlı hastalarda Transisyonel Bakım Modeli doğrultusunda verilen hemşirelik bakımının; hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri, yaşam kalitesi ile hastaneye tekrarlı başvuru ve yatış oranları üzerine etkilerini değerlendirmek amacıyla randomize, kontrollü müdahale çalışması olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Sağlık Bakanlığı- Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Fakülte Ünitesi Kalp-Damar Cerrahisi Kliniği'ne açık kalp ameliyatı olmak için yatan 60 ve üzeri yaş grubundaki hastalar ile Kasım 2017- Aralık 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma örneklemini bilgisayar destekli randomizasyonla seçilmiş 32 müdahale ve 32 kontrol olmak üzere toplam 64 hasta oluşturmuştur. Müdahale grubunda yer alan hastalara, kliniğe yatışlarından taburculuk sonrası dokuz haftaya kadar Transisyonel Bakım Modeli temel alınarak bakım verilmiştir. Model kapsamında müdahale grubunda yer alan hastaların aldığı hizmetler, multidisipliner iş birliği ile bakımını, taburculuk sonrası dört ev ziyaretini ve hasta/yakınının gereksinimleri doğrultusunda verilen telefonla danışmanlık hizmetlerini içermiştir. Kontrol grubunda yer alan hastalar standart bakım hizmetlerini almışlardır. Verilerin toplanmasında tanıtıcı bilgiler formları, Otonomi Değerlendirme Ölçeği, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Taburculuk Sonrası Hastaların Hastaneye Tekrarlı Başvuru İzlem Formu kullanılmıştır. Araştırma verileri, hastanın kliniğe kabulünün ilk günü ile hastanın hastaneden taburculuğundan sonra 9. hafta ve 6. aylarında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Ki-Kare kullanılmıştır. Çalışmada müdahale grubunda yer alan hastaların taburculuk sonrası 9. hafta izlemlerindeki Otonomi Değerlendirme Ölçeği puan ortalamalarının ve SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği alt boyutları puan ortalamalarının kontrol grubunda yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca kontrol grubunda yer alan hastaların taburculuk sonrası izlem sürecinde (6 ay) hastaneye tekrarlı başvuru ve yatış oranlarının müdahale grubunda yer alan hastalara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Çalışmada Transisyonel Bakım Modeli kapsamında sunulan bakım hizmeti uygulamalarının hastaların fonsiyonel bağımsızlık düzeylerini ve yaşam kalitesi düzeylerini arttırdığı; hastaların taburculuk sonrası hastaneye başvuru ve tekrarlı yatış oranlarını azaltmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular doğrultusunda, Transisyonel Bakım Modeli'nin cerrahi işlem geçirecek olan yaşlı hasta grubunun hemşirelik bakım uygulamalarında kullanılması önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Transisyonel Bakım Modeli, kalp cerrahisi, hemşirelik bakımı, otonomi, yaşam kalitesi, yaşlı birey.

Cerrahi-kardiyovaskülerFonksiyonel analizFonksiyonel özellikler+6
Simge Çoşkun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım hemşirelerinin deliryum hakkında bilgi düzeyleri

Amaç: Bu çalışma kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı tipte gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın evrenini İstanbul ili sınırlarında yer alan bir eğitim araştırma hastanesi oluşturmakta olup örneklem seçimine gidilmemiştir. Kalp ve damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde çalışan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden (n=73) hemşire ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplamasında "Sosyodemografik ve Tanıtıcı Bilgiler Formu" ve hemşirelerin deliryum hakkında bilgi düzeylerini ölçen "Yoğun Bakım Hemşireleri İçin Deliryum Bilgi Testi" kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Yapılan çalışma sonucunda: Kalp ve Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi (KVCYBÜ) hemşirelerinin sosyodemografik özelliklerine bakıldığında; çalışmanın yürütüldüğü KVCYBÜ hemşirelerinin %72,6 kadın, %63'ünün bekâr, %58,9'unun 26-30 yaş aralığında, %84,9 'unun lisans mezunu, %71,2' sinin 1-5 yıl mesleki deneyimi olduğu, %56,2' sinin 3 yıldan fazla bulunduğu birimde çalıştığı, %57,5' inin 1-2 hastanın bakımından sorumlu olduğu, %90,4' ünün haftalık çalışma saatinin 40-60 aralığında olduğu, %84,3' ünün gece gündüz karışık çalıştığı, %54,8' inin deliryum hakkında eğitim aldığı, %78,1' inin yaşlı bireyle yaşamadığı, %83,6' sının psikiyatrik sorunu olan bireyle yaşamadığı belirlendi. Hemşirelerin "deliryum bilgi toplam" puan ortalaması 18,219 ± 3,888, "deliryum risk faktörleri ve nedenleri" puan ortalaması 6,603 ± 1,963, "deliryum sonuçları" puan ortalaması 2,548 ± 0,646, "deliryum değerlendirmesi" puan ortalaması 1,863 ± 0,902, "deliryumun farmakolojik ve farmakolojik olmayan yönetimi" puan ortalaması 5,438 ± 1,3648 olarak bulundu. Sonuç: Genel olarak çalışmaya katılan 73 hemşirenin deliryum hakkında bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler Cerrahi Girişimler, Yoğun Bakım, Deliryum, Hemşirelik

Bilgi düzeyiCerrahi-kardiyovaskülerDeliryum+5
Derya Sarıdağ
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner arter bypass greft ameliyatı sonrası işe dönüş ve hasta üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Araştırma, koroner arter bypass greft ameliyatı hastalarının, ameliyat sonrası iş yaşamlarına dönüşleri ve karşılaştıkları durumların incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma Sağlık Bakanlığına bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan hastalara Şubat 2022-Nisan 2022 tarihleri arasında telefon yolu ile ulaşılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Ocak 2021 ve Ocak 2022 tarihleri arasında koroner arter bypass greft ameliyatı olan 55 yaşın altındaki 203 erkek hasta oluşturmuştur. Evrene dahil olan bu hastaların 133 tanesi telefon numaralarının yanlış ya da ulaşılabilir olmaması, 2'si yaşamını yitirmesi, 3'ü emekli olması ve 5'i araştırmaya katılmak istememesi nedenleriyle çalışma dışında bırakılmıştır. Araştırma 60 hasta ile tamamlanmıştır. Araştırma verilerinin toplanması amacıyla Sosyodemografik Veri formu ve CABG hastalarının ameliyat sonrası işe dönüş durumları ve ilişkili faktörlerin sorgulandığı İşe Dönüş Anketi kullanılmıştır. Toplanan verilerin analizinde SPSS 25,0 paket programı kullanılmıştır Kolmogorov Smirnov testi ile normallik varsayımları incelenmiş, tanımlayıcı veriler Ort±SS ve N (%) şeklinde verilmiştir. Değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi ya Fisher's Exact testi, Mann Whitney U ve Kruskall Wallis H testi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların ameliyat sonrası ortalama yatış süresinin 6,78 ± 2,40 gün, işe dönüş sürelerinin ise 4,10 ± 3,93 ay olduğu belirlendi. Hastaların yaşı ile CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi (r=0,091 p=0.491) ve ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) (r=0,169 p=0.197) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlendi. Ayrıca CABG ameliyatı sonrası hastanede kalış süresi ile ameliyat sonrası işe dönüş süresi (ay) arasında da istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı ii belirlendi (r=0,045 p=0.734). Hastaların ameliyat öncesinde fiziksel güç gerektiren bir meslek yapıp yapmadığı, ekonomik durumu, kronik hastalık varlığı, işe dönüş öncesi verilen istirahat süresinin yeterli bulup bulmaması, ameliyat sonrası komplikasyonlar yaşaması ve bu süreçte aile desteğinin bulunup bulunmamasının işe dönüş süresini istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilemediği belirlendi (p>0.05) Sonuç ve Öneriler: Çalışmamızda CAGB'den sonra işe dönüş sürelerinde etkisi olan ve olmayan birçok faktörün bulunduğu saptanmıştır. İş ile ilgili strese neden olan olumsuz kronik durumların belirlenmesi, bireysel işe dönüş eğitimi, işverenle işe dönüş stratejisinin görüşülmesi ve tartışılması, Fiziksel güç gerektiren işlerde çalışan hastaların CABG'den sonra işe dönüş süreçlerinde aile, arkadaş, işveren desteklerinin geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: CABG, İşe dönüş, Kardiak rehabilitasyon, Psikososyal faktörler

Cerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıklarıKoroner arter bypass+4
Ahmet Demirkol
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi operasyonu olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğunbakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma açık kalp cerrahisi olan hastaların yoğun bakım ünitesindeki çevresel stresörleri ile yoğun bakım deneyimlerini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacı ile tanımlayıcı ve kesitsel araştırma tipinde gerçekleştirildi. Yöntem: Araştırmanın örneklemini araştırmaya gönüllü olarak katılan açık kalp cerrahisi geçiren hastalar oluşturdu (n=200). Araştırma verilerinin toplanmasında hastaların sosyodemografik özelliklerinin yer aldığı 'Hasta Bilgi Formu', 'Yoğun Bakım Ünitesi Çevresel Stresörler Ölçeği' ve 'Yoğun Bakım Deneyimleri' ölçekleri kullanıldı. İstanbul SBÜ Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ocak 2022 ve Mayıs 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi ve kardiyoloji servisinde yatan hastalar evren olarak alındı. Araştırmaya açık kalp cerrahisi geçirmiş, an az 24 saat yoğun bakımda takibi yapılıp KVC ve Kardiyoloji servisinde yatışı devam eden ve araştırmaya gönüllü olan 200 hasta örneklem olarak alındı. Elde edilen veriler SPPS 21.0 programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 61,480±10,647'di. Hastaların cinsiyete göre dağılımlarına bakıldığında; 138'inin (%69,0) erkek olduğu görüldü. Hastaların çoğunluğunu okuryazar, ilkokul mezunları oluşturdu. Hastaların medeni duruma göre 170'i(%85,0) evli ve çoğunluğu emekli olarak bulundu. Hastaların 117'sinin (%58,5) kronik hastalıkları mevcuttur. Hastaların 121'i (%60,5) daha önce yoğun bakımda yatmadığını belirtti. Çoğunluğu KABG ve planlı olarak operasyon geçirmiştir. Çoğunluk bilgi almış ve hastalarının yoğun bakımda ziyaret etmemiştir. Çalışma sonucunda hastaların 'çevresel stresörler toplam' ortalaması 101,640±22,658, 'yoğun bakım deneyimi toplam' ortalaması 60,400±9,023 olarak yüksek bulundu. Kadınların çevresel stresörler toplam puanları (x=107,145) erkeklerden daha yüksek bulundu. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki stres kaynağı en çok eşini özlemek ve görememek, serum setleri kaynaklı hareket edememe, ağrı, uyuyamamak olduğu sonucuna ulaşıldı. Yoğun bakım deneyim puanları meslek, geçirilen ameliyat ve işlemin planlı olup olmaması, bilgi alıp alamama ve yakınlarını görmemek yoğun bakım deneyimlerini etkilediği sonucuna ulaşıldı. Sonuç: Çalışma bulguları sonucunda hastaların yoğun bakım çevresel stresör ve yoğun bakım deneyim puanları yüksek bulundu. Hastalar yoğun bakımda çok fazla stresör ile karşı karşıya kalmakta ve bundan olumsuz etkilenmektedir. Ayrıca hastaların yoğun bakımdaki deneyimlerini hatırlamakta, bakım ve tedaviden memnun oldukları ve olumlu deneyimler yaşadıkları sonucuna ulaşılmıştır.

Cerrahi hemşirelikCerrahi-kardiyovaskülerStres+4
Emel Karakuş
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Normotermi ve hipotermi altında kardiyopulmoner bypass olan hastalarda postoperatif atriyal fibrilasyon sıklığının araştırılması

Kardiyopulmoner bypass (KPB) sonrası en sık görülen problemlerden birisi de postoperatif atriyal fibrilasyondur (PoAF). PoAF; artan stroke, kardiyak arrest ve konjestif kalp yetmezliği riskine ek olarak uzun süreli yoğun bakım ve hastanede kalış süresini uzatarak olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir. KPB sonrası PoAF oluşumunda hastadan kaynaklanan faktörlerin yanında ekstrakorporal yüzey, devre elemanları, perfüzyon yönetimi, cerrahi prosedür, ilaçlar, anestezi, hipotermi ve normotermi önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı normotermik ve hipotermik KPB yöntemiyle açık kalp ameliyatı olan hastalarda PoAF durumunun incelenmesi ve bu yöntemlerin PoAF oluşumuna olan etkisinin araştırılmasıdır. Retrospektif olarak planlanan bu çalışmaya 50 hasta dahil edilerek normotermik ve hipotermik KPB uygulanan hastaların dosyaları ve elektrokardiyografi görüntüleri incelendi. Çalışmamızdaki hastalar 25'i normotermik (35-37 ℃) ve 25'i de hipotermik (28-32 ℃) KPB uygulanan hastalar olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Hasta dosyalarındaki bilgiler ve EKG görüntüleri kullanılarak veriler oluşturuldu. Daha sonra PoAF açısından ilgili veriler istatistiksel analizlerle değerlendirildi. Çalışmamızda elde edilen veriler istatistiksel olarak anlamlı tespit edilememiştir (p>0.05). Ancak PoAF görülen hastalarda ısı, ACLAMP ve total KPB süresi daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca PoAF'nin erkek hastalarda daha yüksek olduğu, PoAF'li hastaların yaş ortalamaları daha düşük olduğu, kapak cerrahisi geçiren hastalarda daha fazla POAF görüldüğü, en az PoAF gösteren hastaların ise septal defekt operasyonu geçiren hastalar olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda hipotermik KPB sonrasında görülen PoAF oranı daha düşük çıkarken, normotermik KPB sonrasında görülen PoAF oranı daha yüksek çıkmıştır. Ancak bu farklılıklar anlamlı çıkmamıştır (p>.05). Sonuç olarak KPB sonrası PoAF istenmeyen önemli bir olumsuz durumdur. KPB ile kardiyovasküler cerrahi geçiren hastalarda PoAF açısından optimal sıcaklık yönetimi açısından belirsizlik vardır. Bu bilgi açığını gidermek için yeterli ve güçlü randomize kontrollü çalışmalar teşvik edilmelidir.

Atriyal fibrilasyonCerrahi-kardiyovaskülerHipotermi+3
Esra İpek
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Koroner BY-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastanede kalış süresi ve hemşirelerin rolü

Tıbbi işlemlerin kalitesi ve yararları hem sağlık hizmeti sağlayıcılarının hem de hastaların temel endişesidir. Tıbbi bakımda mükemmelliğin temel belirleyicileri morbidite ve mortalite oranlarıdır. Açık kalp cerrahisi öncesi risk sınıflandırması, morbidite ve mortalite oranları hakkında fikir verebilmektedir. Morbidite ve mortalite risklerini hesaplamak için hasta verilerinin geriye dönük veya ileriye dönük analizi önem arz etmektedir. Perioperatif komplikasyon risklerini belirlemek için modeller veya rehberler geliştirilmiştir (Kaplan ve ark., 2003). Kalp cerrahisinin perioperatif risklerini değerlendirmek için çeşitli skor algoritmaları da geliştirilmiştir. "Parsonnet, Cleveland Clinic, Fransız, Pons Ontario Eyaleti Risk ve EuroSCORE" bu puanlama algoritmalarının iyi bilinen örnekleridir. Bu retrospektif araştırmada, koroner by-pass cerrahisi yapılan diyabetli hastaların hastane kalış süreleri ve hemşirelik hizmetleri arasındaki ilişki araştırıldı. Hastaların yatış süreleri ve EuroSCORE 2 skorları analiz için elde edildi. Bu çalışmada koroner by-pass cerrahisi geçiren hastaların hastanede kalış süreleri incelendi. Çalışmaya İstanbul'da bir Üniversite hastanesinde ameliyat olan 200 hastanın verileri dahil edildi. İstatistiksel analizler SPSS 24 programı ile yapıldı. Yoğun bakım ve hastanede kalış süreleri hasta yaş gruplarına göre gruplandırıldığında, 80 yaş üstü hasta grubu ile 35 yaş altı hasta grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın bulunduğu görülmüştür (p<0.001). Bu çalışma sonucunda, koroner by-pass cerrahisi olan diyabetli hastaların diyabeti olmayan hastalara göre EuroSCORE risk puanlarının yüksek olduğu ve hastanede kalış sürelerinin daha fazla olduğu bulundu (p<0.001). Araştırmaya katılan bireylerde ilerleyen yaşın hastanede kalış süreleri ile ilişkili olduğu görülmüştür (p<0.001). Böbrek yetersizliği, geçirilmiş kardiyak cerrahi, KOAH (p<0.001) ve kritik preoperatif (p<0.002) öyküsü olan hastaların hastane kalış sürelerinin 5 günden fazla olduğu belirlendi. Sonuç olarak , riskli grupta yer alan yaşlı, diyabetik hastalar yakından izlenmelidir. Hemşirelik bakımlarının titizlikle yapılması hastalarda düşük komplikasyon oranları ve kısa hastane kalış süreleri yönünden hayati önem arz etmektedir.

Cerrahi-kardiyovaskülerDiabetes mellitusEuroSCORE skorlama sistemi+7
Seda Nur Sungur
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisi

Araştırma açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında sağılmış anne sütü ve oral sukroz uygulamasının ağrı ve stres düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla çift kör, randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak gerçekleştirdi. Çalışmanın evrenini, Haziran 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi yoğun bakım ünitesinde açık kalp ameliyatı olan yenidoğanlar, örneklemini ise örneklem seçim kriterlerine uyan 45 yenidoğan oluşturdu. Yenidoğanlar tesadüfi çaprazlama (cross over) yöntemiyle; pansuman sırasında sağılmış anne sütü verilenler (Grup 1; n=15), oral sukroz verilenler (Grup 2; n=15) ve Plasebo verilenler (distile su) (Kontrol grubu); n=15) olmak üzere bilgisayar destekli randomizasyonla 3 gruba ayrıldı. Yenidoğanlara bu 3 yöntem, ilk 3 sternum pansumanı sırasında farklı sıralarla uygulandı. Yenidoğanların pansuman değişimi öncesi, sırası, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada ağrı ve stres düzeyleri iki gözlemci hemşire tarafından birbirlerinden bağımsız olarak ALPS-NEO ölçeği(ağrı) ve Yenidoğan Stres ölçeği(stres) ile değerlendirildi. p<0,05 düzeyi istatistik olarak anlamlı kabul edilmiştir. Gruplar ağrı düzeyleri açısından karşılaştırıldığında; pansuman öncesi ağrı düzeyleri açısından gruplar arasında fark bulunmazken, pansuman sırasında, pansumandan sonra 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunun ağrı düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001) sukroz ve kontrol grubu arasında ise anlamlı fark olmadığı (p>0.05) belirlendi. Gruplar stres düzeyleri açısından karşılaştırıldığında, pansuman öncesi stres düzeylerinin benzer olduğu(p>0.05), pansuman sırasında, pansuman sonrası 1., 5. ve 15. dakikada anne sütü grubunda stres düzeylerinin sukroz ve kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu (p<0.001), sukroz grubunun işlem sırası ve işlem sonrası 1. dakikada stres düzeylerinin kontrol grubuna benzer bulunurken, 5. ve 15 dakikada kontrol grubundan anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0.001). Sonuç olarak; yenidoğanlarda sternum pansumanı sırasında ağrı ve stresi azaltmada anne sütü sukrozdan daha etkilidir. Sukroz uygulaması, yenidoğanların daha kısa sürede stres düzeylerinin azalmasına katkı sağlamış, ağrı düzeyini azaltmada etkili bulunmamıştır. Yenidoğanlarda sternum pansumanına bağlı ağrı ve stres düzeyini azaltmada anne sütü ilk seçenek olarak düşünülmelidir.

Anne sütüAğrıBebek-yenidoğmuş+6
Merve Mete
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ekstrakorporeal dolaşım (ECD) ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda değerlendirilmesi

Çalışmamıza Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'nun 13/02/2019 tarihli ve Karar No: 07 onayı (bkz. Ek 1) alındıktan sonra başlanmıştır. Çalışmamıza katılan her hasta için Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu imzalatıldıktan sonra başlanmıştır. Bu çalışmada ekstrakorporeal dolaşım ile kan hücrelerindeki morfolojik değişikliklerin periferik yayma ile ışık mikroskobunda incelenmesi amaçlandı. Bunun için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Polikliniğinde tanı alan ve takibi Kalp Damar Cerrahisi Servisinde yapılan olgularda yaş sınırı olmayan kardiyopulmoner baypas hastaları üzerinde yapıldı. Koroner damar hastalığı, koroner damar tıkanıklığı ve hasarı, kalp kapağı replesmanı, aort diseksiyonu tanısı almış, cerrahi müdahele gereken hastalar çalışmaya dahil edildi. Kronik böbrek yetmezliği, gebelik, hematolojik kan hastalığı olan ve hematolojik reaksiyon gösterebilen hasta grubu araştırmaya dahil edilmedi. Kardiyopulmoner baypas cerrahisi kararı alınan hastaların her birinden servise yatışı olduktan hemen sonra, Extrakorporeal Dolaşıma girip yoğun bakıma alındığı ilk saatte ve taburcu edileceği günde olmak üzere üç kez periferik yayma yapıldı ve kan hücrelerinin bütünündeki iyileşme süreci değerlendirildi. Ameliyat süresinin, kros klemp süresinin, eritrosit süspansiyonu miktarının, taze donmuş plazma miktarının, vaka çeşidinin, hemofiltrasyonun, ejeksiyon fraksiyon değerinin kanın şekilli elemanlarındaki etkileri incelendi. Periferik yayma değerleri ışık mikroskobunda, hemogramda ise Hb, Hct, Wbc değerleri karşılaştırıldı. Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine uygun olarak analizleri yapıldı. İstatistiksel olarak belirgin farklılıklar gözlendi ve sonuçlar literatür ışığında tartışıldı.

Cerrahi-kardiyovaskülerEkstrakorporeal dolaşımEkstrakorporeal dolaşım+7
Sabriye Çeçen Sular
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan çocukların ebeveynlerinde travma sonrası büyümenin değerlendirilmesi

Bu çalışma, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan çocukların ebeveynlerinde travma sonrası büyümenin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ankara Şehir Hastanesi'nde konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan ve Eylül 2019-Mart 2020 tarihleri arasında hastaneye başvuran çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan 27 çocuğun ebeveyni dahil edilmiştir. Araştırma verileri ''Sosyodemografik Bilgi Formu'', ''Travma Sonrası Büyüme Ölçeği'', ''Olayların Etkisi Ölçeği'' ve ''Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'' ile hastane ortamında, katılımcılarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Araştırmada, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan çocukların ebeveynlerinin travma sonrası büyüme puanı 71,67±13,54 olarak bulunmuştur ve sosyal destek algısı ile yaşanan olayın etkisinin travma sonrası büyüme üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda konjenital kalp hastalığı olan çocukların ebeveynlerinde travma sonrası büyümeyi ve etkileyen faktörleri araştıran yeni çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travma sonrası büyüme, ebeveyn, çocuk, konjenital kalp hastalığı ldurulacaktır

Ana-babaCerrahi-kardiyovaskülerKalp defektleri-konjenital+4
Emine Alpaslan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif koroner bypass cerrahisi uygulanan hastalarda preoperatif ve postoperatif pentraxin-3 (PTX3) düzeylerinin karşılaştırılması

Koroner arter hastalığı (KAH), ateroskleroza bağlı gelişen, dünyada mortalite ve morbiditenin başlıca nedenlerinden olan önemli bir sağlık sorunudur. Aterosklerozun temelinde inflamatuar süreç vardır. Koroner arter bypass greft cerrahisi (KABG), KAH tedavisinde önemli ve etkin revaskülarizasyon yöntemidir. SYNTAX skorlama sistemi, anjiyografik olarak KAH ciddiyetinin belirlenmesi ve tedavi planlanmasında kullanılır. Pentraxin-3 (PTX3), pentraksinler ailesine mensup, kardiyak dolaşım içinde sentezlenen inflamatuar biyomarkerdır. Çalışmamızda KABG planlanan hastalarda preoperatif ve postoperatif dönemlerde PTX3 düzeylerinin karşılaştırılması ve SYNTAX skoruyla PTX3 düzeyi ilişkisinin araştırılması amaçlandı. Elektif KABG uygulanacak 38 hasta çalışmaya alındı. Hastaların preoperatif, postoperatif 7. ve 24. saatlerde PTX3 düzeyleri ölçüldü. Hastalardan, rutin kullanılan kardiyak ve inflamatuar biyomarker düzeyleri eşzamanlı ölçüldü. Hastaların ortalama PTX3 düzeyleri preoperatif 1,22±0,92, postoperatif 7. saatte 71,15±45,93 ve postoperatif 24. saatte 31,38±31,48 ng/ml bulundu. Postoperatif 7. ve 24. saat PTX3 düzeyleri ile SYNTAX skorları arasında pozitif korelasyon izlendi (p=0,001 ve p=0,018). Hastalar SYNTAX skoruna göre 3 gruba ayrıldı. Yüksek SYNTAX skoru grubunda postoperatif PTX3 düzeyleri en yüksek bulundu. Bunu sırayla orta ve düşük SYNTAX skoru grupları izledi. Farklı SYNTAX skoru gruplarında preoperatif PTX3 düzeyleri benzerdi (p=0,104); postoperatif 7. ve 24. saatte PTX3 düzeylerinde ise gruplar arasında anlamlı fark bulundu (p=0,024 ve p=0,021). hsCRP ve PTX3 arasında preoperatif ve postoperatif 7. saatte anlamlı korelasyon bulundu (p=0,001 ve p=0,002). Sonuç olarak PTX3, KAH ciddiyetiyle orantılı olarak artış gösterdiğinden, postoperatif tedavi planlanmasında yol gösterici olabilir.

C reaktif proteinCerrahi-kardiyovaskülerKalp hastalıkları+4
Can Kerestecioğlu
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalp cerrahisi sonrasında eozinofil ve IgE seviyesindeki değişim miktarının prognoza etkisi

Prospektif, gözlemsel olan çalışmamızın amacı, IgE ve eozinofil seviyesinin kardiyopulmoner baypasa (KPB) bağlı biyobelirteç olarak değerini göstermektir. Pediatrik hasta grubu üzerinde yapılmış çalışma bulunmasına rağmen, erişkin kalp cerrahisi grubunda böyle bir çalışma olmadığı görülmektedir. Araştırmamızın sonucunda erişkin hasta grubunda immün cevabın farkının açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Erişkin hasta grubunda IgE ve eozinofil seviyesi ile KPB komplikasyonları arasındaki ilişkinin tespit edilmesi de ayrıca hedeflenmiştir. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi bölümüne KPB gerektiren kalp ameliyatı planı ile yatışı yapılan 60 hasta ile yürütüldü. KPB kullanılan izole KABG hastaları dışındaki hastalar çalışmamızdan çıkarıldı ve 36 hasta ile çalışmamız tamamlandı. Hastalardan preoperatif, intraoperatif ve postoperatif dönemlerde 7 farklı zamanda kan örnekleri alınarak (Preoperatif dönemde-T1, intraoperatif dönemde KPB başladığında-T2, KPB sonlanıca-T3, protamin uygulanması sonrasında-T4, KBP bitiminden 4 saat sonra-T5, postoperatif 1. günde-T6, postoperatif 2. günde-T7) IgE ve eozinofil seviyelerine bakıldı. Preoperatif olarak yaş, kilo, ekokardiyografi ve elektrokardiyografi verileri, intraoperatif olarak serum laktat ve oksijen ekstraksiyonu değerleri, postoperatif olarak da mekanik ventilatörde kalma süresi ve mortalite oranı gibi birçok farklı parametre değerlendirildi. Ayrıca ameliyat sonrasında mekanik ventilatörde kalma süresi, yoğun bakım ünitesinde yatış süresi, taburcu edilme zamanı ve 30 günlük mortalite gibi değişkenler kaydedildi. Araştırmanın sonucunda, erişkin hastalarda IgE, eozinofil seviyesinin mortalite ve mekanik ventilatörde kalma süresinden bağımsız olduğu tespit edildi (p<0,05). Pediatrik hastalarda yapılan benzer çalışmada, IgE düzeyleri ile mekanik ventilatöre bağlı kalma süresi arasında korelasyon saptandığı düşünüldüğünde, yaptığımız araştırmada elde ettiğimiz farklı sonuçlar, erişkin grupta oluşan immün cevabın çocuklardakinden farklı olduğunu göstermektedir.

Cerrahi-kardiyovaskülerEozinofiliaKalp hastalıkları+5
Burak Ateşsaçan
Hacettepe University
2022
00

Related subjects