Economic history

137 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Avrupasındaki karanlık feodalizmin iktisatla aydınlanışı

Bu çalışmada Avrupa sosyal tarihinin en önemli siyasi kavramı olan feodalizmin; Ortaçağ döneminde oluşum nedenleri, dönemin konjonktürel yapısı içerisindeki rolü incelenmektedir. Bu konjonktür içerisinde, toplum belirli sınıflara ayrılmıştır. Toplumun üst katmanını oluşturan asiller ticaret gibi faaliyetlerle uğraşmış, toprak kazanılmasını sağlayan savaşçılar toplumda önemli mevkilere sahip olmuştur. Korunmasız olarak yaşayan halk, çevresi kalelerle çevrili kale-kentlere yerleşerek korunmacı bir sosyal hayata geçiş yapmıştır. Toplumun hizmetkarı olan köleler sefalete ve işkencelere maruz kalmış, toplumun dua edenleri olan ruhban sınıfı ise Kilise faktörü ile ekonomik ve sosyal hayatı yönlendiren unsur haline gelmiştir. Kilise, sorgulanamayan dogmatik inançlar ile toplumu belirli sınırların içine almıştır. Ekonomi artan oranlı bir eğilim ile üretim aşamasına geçmiştir. Üretilen mallar pazarlanmaya başlanarak panayırların ve han kültürlerinin ilk tohumları atılmıştır. Bu araştırmada, tarihçiler ve iktisatçılar tarafından karanlık olarak adledilen çağın iktisadi yöntemler ile aydınlanışı ve bir devrin kapanışı analiz edilmeye çalışılmıştır.

AvrupaEkonomiEkonomi tarihi+4
Gizem Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Seyitömer Höyüğü'nün iktisadi arkeolojik açıdan incelenmesi

?Seyitömer Höyüğü'nün İktisadi Arkeolojik Açıdan İncelenmesi? başlıklı bu çalışma, Seyitömer Höyük'te 2009 yılında yapılan kazı çalışmaları sonunda elde edilen iktisadi arkeolojik buluntuların belirlenmesiyle oluşturulmuştur. Buluntulardan hareketle, Seyitömer Höyük'te geçmişte yaşamış toplumlar hakkında bilgi sahibi olabilmek için yapılması gereken analizlere değinilmiş ve yapılacak olan yeni çalışmalara yol gösterici öneriler sunulmuştur.Seyitömer Höyüğü'nün iktisadi arkeolojik açıdan analiz edilebilmesi için çalışmanın birinci bölümünde iktisat ve arkeoloji bilimleri arasındaki ilişkiye değinilmiştir. ?İktisadi Arkeoloji? kavramı tanımlanmış, teorik çerçevede iktisadi arkeoloji ve kavramsal temellerine yer verilmiştir. İkinci bölümde höyüğün coğrafik konumu, höyükte yapılan ilk kazıdan 2009 yılına kadar olan kazıların ayrıntılı sonuçları gibi höyük hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise yapılan literatür araştırması sonucunda iktisadi arkeolojinin alt disiplinleri olan zooarkeoloji, paleoetnobotanik, bioarkeoloji sahalarının çalışabilmesi için büyük maliyetler içeren fiziksel, biyolojik ve kimyasal testlerin yapılması gerekliliği anlaşılmıştır. Bu nedenle kazı ekibinin paylaştığı veri ve raporlar kapsamında zooarkeolojik, paleoetnobotanik ve bioarkeolojik bulgular 2009 yılı kazı sonuç raporu kısıtı altında tespit edilerek belirtilmiştir. İnceleme sonucunda ulaşılan tespitler ışığında, ilgili dönemde yaşamış olan toplumlar hakkında bir takım, veri, ipucu ve imalara dayalı olarak genel sonuçlara ulaşılmıştır. Ayrıca ileriki dönemlerde yapılabilecek olan kantitatif analizlere dayalı iktisadi arkeolojik çalışmalarına yol gösterici öneriler getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Seyitömer Höyük, İktisadi Arkeoloji, Zooarkeoloji, Paleoetnobotanik, Bioarkeoloji

Arkeolojik kazılarEkonomiEkonomi tarihi+4
Ümit Yiğit
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Haldun`da sosyoekonomik değişme

İbn Haldun, değişim teorisini insanların sosyal varlıklar olduğu varsayımı üzerinde inşa etmiştir. Ona göre sosyal organizasyon gerekli bir şeydir. Çünkü biç kimse kendi kendine yeterli değildir. İnsanlar saldırıya engel olacak kuvvetli bîr otoriteye aynı zamanda İhtiyaç duyarlar. Halk üzerinde mutlak bir otoriteye sahip ve onları birbirlerinin saldırılarından koruyacak bir hükümdara gerek vardır. İbn Haldun'un değişim teorisi iki farklı sosyo-ekonomik yapıya dayanır (göçebe-yerleşik). O, tarihsel gelişmeyi bu yapılan- gözlemleyerek açıklamıştır. Yerleşik hayat göreli olarak seküler, zengin ve gelişmiştir. Ahlaki, ruhi, fiziki ve kültürel açıdan yerleşik ve göçebe halk iki ayrı dünyada yaşarlar. İbn Haldun'un teorisi yerleşik halk ile göçebe halkın çatışmasına dayanır. Çöl göçebeleri şehrin lüksüne sahip olmak ister; kentleşme onların bu amaçlarını gerçekleştirmek için kurulur. Bu nedenle göçebeler sürekli olarak atak olur ve şehirleri ve kasabaları fetheder. Kentsel alanların fethedilmesi sonucunda devlet ya da imparatorluk kurulur. Fakat fetihçiler bir kere şehre yerleştiklerinde, egemenliği altına aldıkları yerleşik halkın dejenerasyonuna uğrarlar. Bu nedenle tarih, döngüsel bir değişimdir. Asabiyet, toplumun gelişmesinde en önemli faktördür. Bu soyut kavram bir birlik fikrini ifade etmektedir ki; bu da sosyal grup bağlılığını sağlamaktadır. Benzer şekilde kan bağı da aynı sosyal gruplaşmayı temin eder. Bununla birlikte bu bağın, yani asabiyetin kan bağı ilişkisine dayanmış olması gerekmez. Asabiyet sosyal olduğu kadar, psikolojik, fiziksel ve siyasi bir fenomendir.

Ekonomi tarihiEkonomik düşünceSosyoekonomik gelişmeler+1
Hüseyin Sadoğlu
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Tarihsel perspektiften planlı dönemde Türkiye'de kırsal kalkınma politikaları (1963-2019)

Kalkınma, ekonomik ve sosyal yapının değişmesiyle toplum yaşamının maddi ve manevi olarak iyileşmesi sürecidir. Kalkınma ile ilgili en önemli kavramlardan birisi kırsal kalkınmadır. Kırsal alan, çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla uğraşan, iş bölümü ve uzmanlaşmanın yeterince gelişmediği, kısıtlı iş olanakları ve geçim sıkıntısı nedeniyle sürekli göç veren bölgelerdir. Kırsal kalkınma ise bu bölgelerde toplumsal yaşamı olumsuz etkileyen koşulları iyileştirmeye yönelik tüm faaliyetlerle ilgilidir. Ulusal kalkınma sürecinde yerel dinamiklerin payı her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmada, planlı dönemde Türkiye'nin benimsediği kırsal kalkınma politikaları ele alınmıştır. Çalışma yapılırken belge tarama yönteminden faydalanılmıştır. 1963-2019 dönemini esas alan çalışma kapsamında kalkınma planları, hükümet ve siyasi parti programları, seçim beyannameleri, ulusal program ve projeler kırsal kalkınma politikaları açısından incelenmiştir. Çalışma ile Türkiye'nin kırsal kalkınma serüveni tarihsel bir derinlikle irdelenmiş, kırsal alanların bugünü ortaya konulmuş ve geleceğin politikalarına yönelik tavsiyelerde bulunulmuştur. Zaman içerisinde kırsal kalkınma politikaları değişime uğramış olsa da, Türkiye, kırsal alanlarda istenen dönüşümü sağlayamamıştır. Çünkü her planda benzer amaçlar yer almasına karşın istikrarsızlık söz konusudur. Politikalar ısrarla sürdürülmemiş ve sonuçları takip edilmemiştir. Kırsal alanlara ilişkin mevzuat yetersiz ve günümüz gerekliliklerinden uzaktır. Kırsal kalkınma, sadece hizmet götürme ya da tarımsal bir politika olarak değerlendirilmemelidir. Değişen toplumsal yapı ve bireysel beklentiler gözetilmelidir. Salgın ve savaş gibi küresel sorunlar "kendine yeten bir ülke" olmanın ne denli önemli olduğunu tüm dünya ülkelerine hatırlatmıştır. Türkiye, çok sektörlü, geniş kapsamlı ve uzun perspektifli kırsal kalkınma anlayışını bir devlet politikası olarak benimser ise kırsal alanlarda arzu edilen dönüşümü gerçekleştirebilecektir.

Ekonomi tarihiKalkınma planlarıKalkınma politikaları+6
Fırat Karaköy
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlık öncesi ve sonrası Balkan ekonomilerinin karşılaştırılması, 1800-1914

Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemine girdiği 18. yüzyılın başlarından itibaren en büyük çabası, Avrupa'da etkinliğini sürdürmek amacıyla Balkan topraklarındaki hâkimiyetini yeniden tesis etmek olmuştur. Ancak bu dönemde Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası nedeniyle sürekli Osmanlı ile karşı karşıya gelmesinin, hâkimiyetin sağlanmasındaki en büyük engel olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durum özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nın imzalanmasının ardından neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu dönem süresince, Balkan halklarının bir taraftan Avrupa'da hızlı bir şekilde yayılan milliyetçilik akımlarından etkileniyorken, diğer taraftan Rusya'nın desteğiyle isyanlarını hızlandırdığı dikkati çekmektedir. En nihayetinde 19. yüzyıl, Osmanlı için Balkan topraklarındaki halkların kontrolünü sağlamaya yönelik bir takım yenilik hareketlerinin gerçekleştirildiği dönem olarak kabul edilebilir.Bu doğrultuda mevcut çalışmada Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl boyunca büyük oranda Balkan halkları için gerçekleştirdiği Tanzimat, Islahat ve I. Meşrutiyet gibi yenilik hareketlerinin iktisadi etkileri üzerinde durulmakta ve dönemin siyasi olaylarından uzaklaşarak, bağımsızlıklarının son dönemlerinde Balkan eyaletlerinde yaşanan refah artışlarının dinamikleri ortaya konulmaktadır. Ayrıca 1878 yılında elde edilen bağımsızlık döneminden Birinci Dünya Savaşı'na kadar geçen sürede, bağımsız Balkan ülkelerinin iktisadi performansları karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Temel olarak bağımsızlık öncesinde yaşanan refah artışının, bağımsızlık sonrasında Sırbistan ve Bulgaristan için ortadan kalktığı, Romanya için ise görece iktisadi gelişmeyi destekleyen yatırımlar sayesinde devam ettiği görülmektedir.

BalkanlarBağımsızlıkBulgaristan+7
Faruk Mike
Çukurova University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlıdan Cumhuriyete devralınan ekonomik miras

Bu çalışmada, Osmanlı Devleti'nin yıkılış döneminden önceki sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı ele alınarak ülkenin tarıma dayalı bir yapı altında hâkim bir güç olduğunu ve ülke içerisinde farklı etnik kökenleri barındırdığına dair açıklık getirilmiştir. 18. yüzyıla kadar geçen sürede Osmanlı Devleti geleneksel üretimi ile yüksek standartlara ulaşmış ve hem sosyo-ekonomik hem de kültürel açıdan yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Batı'da sanayileşmenin gerçekleşmesi, Osmanlı Devleti'nin bu gelişmeye ayak uyduramaması ve hâlâ ilkel yapıda bulunması ülkeyi geride bırakmıştır. Ayrıca, ülkenin ekonomisinde bozulmalar yaşanmış ve ülke açık pazar haline gelmiştir. Ülke nüfusunun çoğunluğunu çiftçi, asker ve memurun oluşturduğu görülmektedir. Sanayi Devrimi'nde yaşananlar, savaşlar ve kapitülasyonların etkisi ile ülkenin egemenlik haklarını kaybetmesi, bununla birlikte tarım alanında ekilebilecek arazide nüfusun, tohumun ve araç gerecin yetersizliği de ülkeyi çıkmaza sürüklemiştir. Ekonomik yönden sıkıntıya giren devlet, savaş harcamalarına yetişememiş ve borçlanma yoluna başvurmuştur. Bu borçlanma önce iç ardından da dış borçlanma şeklinde olmuştur. Araştırmada, devletin ilk borç yüküne girişinden son borçlanma dönemine kadar olan zaman dilimine açıklık getirip, bu borçların neden, kimden ve nasıl alındığı ele alınıp, bu borçların neticesi ele alınmıştır. İlk kapsamlı dış borç 1854 yılında Kırım Savaşı ile birlikte alınmıştır. Ne yazık ki Osmanlı Devleti için bu borç ilk ve son borç olmamış sürdürülebilir bir şekilde devamı getirilmiştir. Osmanlı Devleti'nin omuzlarında ağır bir yük olan bu sıkıntı, borcu borçla kapatmak şeklinde devam etmiştir. Borcu borç ile kapatamayan devlet moratoryum ilan etmiş, borçlara yapılan yapılandırma neticesinde hükûmet her ne kadar rahatlasa da bu uzun sürmemiş, vadesi gelen borcu refinansman etmiştir. Borç almayı alışkanlık edinen Osmanlı Devleti'nin çöküşüyle beraber yeni Türkiye, Osmanlı Devleti'nden kalan borçların bir kısmını yani payına düşeni alarak taksitlerle ödeme kararında olmuştur. Ne yazık ki yeni savaştan çıkan ve henüz ekonomik açıdan kendine gelemeyen Türkiye, borçlarda konsolidasyon yaparak ve iktisadî hedef ve politikalar belirleyerek, Osmanlı mirasının son taksitini bir asır sonra 1954 yılında kapatmıştır. Yine Türkiye, kendisine miras kalan sosyo-ekonomik ve kültürel yapıyı bozulmuş bir şekilde alarak muasır medeniyetler seviyesine ulaştırmak için büyük atılımlar başlatmıştır. Tarım, sanayi, hizmet ve kültürel alanlarında yeni girişimlerde bulunmuştur.

Cumhuriyet DönemiDış borçlanmaEkonomi+6
Kıymet Kurt
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

19.Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin sanayileşme politikaları ve sonuçları

Sanayi Devrimi ile liberalizmi benimseyen Avrupalı devletler, sanayileşme sürecinde başarılı olmuştur. İktisadi yaşamın çeşitli safhalarındaki merkeziyetçi ve kontrolcü yapısıyla bilinen Osmanlı Devleti, özel sektörün sermaye birikimine ve dolayısıyla sanayileşmeye uygun bir iktisadi iklim oluşturamamıştır. Osmanlı Devleti'nde sanayileşme sürecinde sadece devletçi hamleler, sanayileşme sürecinin sağlıklı bir biçimde işleyişine imkân vermemiştir. Sanayileşme için uygun bir iktisadi yapısı olmayan Osmanlı Devleti sanayileşmede Avrupa'dan geri kalmıştır. Üretim artışı ile beraber, hammadde ve ucuz pazar arayışındaki Avrupa, hammadde eksikliği yaşamıştır. Bununla bağlantılı olarak ekonomik bir buhranın içine girmiş olan Avrupa, Osmanlı Devleti'nden ucuz hammadde almıştır. Alınan bu hammaddeleri dünyaya pazarlayan Avrupa, yüksek katma değerli ürün üretmiş olup sermaye birikimini artırmıştır. Büyük çaplı olmasa da üretim faaliyetlerine devam eden Osmanlı Devleti bir zaman sonra üretimde kullanacağı hammaddenin eksikliğini hissetmiştir. Verilen ticari imtiyazlarla yabancı menşeili mallarla mücadele edemeyen Osmanlı'nın sanayisi tükenme noktasına gelmiştir. Osmanlı Devleti temel ihtiyaçlarını bile ithal eder hale gelmiş ve ithalatın neticesi olarak bütçe açıkları oluşmuştur. Bütçe açıkları ve yabancılara verilen kapitülasyonlar ile birlikte Osmanlı Devleti'nin ekonomisi, aşılması mümkün olmayacak bir ekonomik buhrana sürüklenmiştir. Sonuç olarak, Osmanlı Devleti sanayileşme adımlarını istediği gibi atamamış ve gerek ekonomik durumundan dolayı gerekse Osmanlı bürokrasinin almış olduğu yanlış kararlar neticesinde sanayileşme çabaları başarısız olmuştur. Tez çalışmasında Osmanlı'nın sanayileşme çabalarının gelişimi ve bu gelişim sürecinin başarılı ve başarısız olma nedenleri eleştirel bir yaklaşımla incelenmiştir.

19. yüzyılEkonomiEkonomi tarihi+4
İbrahim Şamil Soylu
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bir iktidar/güç aracı olarak dış yardım ve dış borçların kullanılması: Osmanlı Devleti'nden günümüze Türkiye'nin dış borçlan(dırıl)ma serüveni

Rönesans - Reform dönemi sonrası Batı Avrupa, teknik ve ekonomik anlamda bir gelişme göstermiştir. Dünyanın geri kalanına kıyasla aşırı bir kapital birikimiyle sonuçlanan süreç, kapitalizmin oluşumunda etkili olmuştur. Bu zenginliğin iktidar aracı olarak kullanılabilmesi için yoksul ülkelerin borç kullanmak zorunda kalması ya da borçlanmaya olumlu bir bakış açısı kazanması gerekliliği önemli bir konu haline gelmiştir. Liberal felsefe bunu sağlamış, aynı zamanda serbest piyasa ekonomisinin ve bunu sağlayacak demokratik yönetim şekillerinin dünyada yaygınlaştırılması yardım / borç - kredi ilişkilerinin bir iktidar / güç aracı olarak kullanılmasının önünü açmıştır. Bu tez, dış yardımlar ile yumuşak güç kavramını, dış borçlar ile sert güç kavramını, hem dış yardımlar hem de dış borçlar ile akıllı güç kavramını ilişkilendirmektedir. Devletlerin yumuşak, sert ve akıllı güçler aracılığıyla ekonomik bağımsızlıklarını kaybetme süreci, Osmanlı Devleti döneminden günümüze kadar uzanan bir periyotta incelenmiştir. Çalışmanın sonucu, gelişmekte olan ülkeler tarafından dış finansman kaynağı olarak kullanılan borçların niteliğinin ve dış yardım ve borçların ülkelerin ekonomik ve politik bağımsızlığında önemli bir rol oynadığıdır. Ancak kullanılan borcun niteliği önemli olsa da; dış yardımlar ve dış borçların gelişmiş ülkeler tarafından bir iktidar / güç aracı olarak kullanıldığı da bir gerçektir. Söz konusu dış yardımlar ve dış borçlar gelişmiş ülkelerin çıkarına hizmet etmektedir.

Akıllı güçDış borçlanmaDış yardımlar+7
Begüm Korkmaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Devleti'nin son döneminde müslüman düşünürlerde iktisadi gelişme düşüncesi ve bunun iktisat politikalarıyla iktisadi gelişmeye etkisi

19. yüzyıl ve sonrasında dünya ekonomileri yeni bir sistemin bünyesinde olgunlaşmaya başlar. Osmanlı ekonomisi ise Batı kaynaklı bu sistem tarafından organik ve dinamik bir parçalanma sürecine çekilir. Bu süreç Osmanlı toplumu açısından büyük bir direniş ve kalkınma mücadelesine sahne olur. Bir taraftan toplumu yüzyıllarca ayakta tutan temel ilke ve değerler korunmak istenirken diğer taraftan uluslararası ekonomik konjonktüre uyum sağlama amacıyla geleneksel kurum ve faaliyetler modernize edilmeye çalışılır. Dolayısıyla başta düşünce dünyası olmak üzere tüm toplumsal alt şubeler, politikalar, kurumlar, faaliyetler ve sektörlerde önemli değişim ve gelişimler kaydedilir. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde genel olarak Osmanlı iktisadi düşüncesi ve gelişimi ele alınıp ardından Müslüman düşünürlerden Ahmed Cevdet Paşa, Namık Kemal ve Said Nursi'nin iktisadi zihniyetleri ortaya konulmuştur. Bu düşünürlerin İslami kavramlar çizgisinde akıl yürüttüğü ve iktisadi fikirlerini bu kavramlar ile temellendirdiği belirlenmiştir. Bu bakımdan iktisadi konulara israf, iktisat, tutumluluk, maişet, say, bereket, şükür, rızk gibi kavramların penceresinden yaklaşmışlardır. İkinci bölümde ise iktisadi zihniyet dünyası referans alınarak üretilen politikalara değinilmiştir. Bu doğrultuda reel ekonomiyi oluşturan tarım, sanayi ve ticaret sektörlerine ilişkin olarak geliştirilen programlar ve benimsenen politikaların özellikle II. Abdülhamid ve İttihatçılar döneminde yeniden yapılanma sürecine ve kalkınmaya yönelik olduğu tespit edilmiştir. Çalışmanın son bölümünde yürürlükteki politikaların iktisadi gelişmeye etkisi detaylı bir şekilde araştırılmıştır. Nitekim Osmanlı'nın son döneminde tarımda belli ölçüde bir modernleşme sağlanmış, aynı zamanda ticaret sektörü büyük ölçüde genişlemiştir. Ancak modern anlamda bir temel sanayi tam anlamıyla kurulamamıştır. Genel olarak bakıldığında ise incelenen dönemde Osmanlı'da iktisada ilişkin kurum ve faaliyetlerde belli ölçüde bir gelişmenin sağlandığı ileri sürülebilir.

Din adamlarıEkonomi politikalarıEkonomi tarihi+7
Serdar Çamlı
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı'dan günümüze Mali Anayasa uygulamaları

Ekonomide adaletin, mali disiplin ve sürdürülebilirliğin sağlanması için o ekonominin mali sorumluluk bilinci ile yönetilmesi gerekmektedir. Mali sorumluluk beraberinde etkin kaynak kullanımını ve dolayısıyla mali verimi getirecektir. Tüm bunların temelinde ise mali kurallardan oluşan mali anayasa yatmaktadır. Bahsedilen mali kurallar devletin mali verimsizliğe sebep olacak ihtiyari davranışlarını engellemek, mali disiplini ve sürdürülebilirliği sağlayabilmek amacıyla ortaya atılmıştır. Bu çalışma da Osmanlı'dan günümüze kadar olan süreçteki çeşitli dönemlerde uygulanan mali anayasa uygulamaları ve buna bağlı olarak oluşturulan mali kuralların hangi belgelerde geçtiğini, bu belgelerde geçen sınırlamaların içeriğinin hangi kurala dayandığını ve bahsedilen kuralları ne kadar kapsadığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Osmanlı Devleti'nde çeşitli belgelerle padişahın vergi yetkisinin kısıtlandığı, Türkiye'de ise anayasalar, yasalar, programlar ve anlaşmalar ile birtakım mali kural uygulamalarının olduğu belirlenmiştir. Ancak bu mali kuralların katı kararlarla belirlenmediği sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin ekonomik göstergelerine bakılarak mali kural önerileri getirilmiştir.

AnayasaEkonomi tarihiMali disiplin+7
Aslıhan Küden
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Aristo ve Kınalı Zade Ali Efendinin iktisat ahlakının modern toplum için önemi

Modernleşme aynı zamanda sekülerleşme ve rasyonelleşme anlamına gelir. Başta Batı toplumları olmak üzere modernleşen toplumlar hem ekonomi de hem de devlet yönetiminde din ve ahlaktan koparak sekülerleşmiştir. Ekonomide her şey çıkara endekslenirken siyasette başarıya endekslenmiştir. Oysa Aristo'nun ısrarla vurguladığı gibi tek başına bilgi, teknik, ekonomi ve refah hiçbir zaman için 'mutluluk' getirmez. Mutluluk ancak 'erdem' ile elde edilir. Kınalı Zade'nin de içinde bulunduğu İslam uygarlığı da erdemli insan, erdemli toplum ve erdemli devlet inşasını merkeze almıştır. Ancak yaşadığımız çağda iktisatçıların büyük ekseriyetinin sosyal değerleri modellerine dâhil ederek analiz etmekten kaçınmaktadırlar. Ana akım iktisatçılarının çoğu dini değer ve ahlaktan arındırılmış bir 'fayda' ve 'çıkar maksimizasyonunu' ulaşılması gereken tek ana hedef olarak almaktadırlar. Bu durum ise çok sayıda toplumsal patolojiye yol açmaktadır. Aristo ve Kınalı Zade'nin ahlak teorilerinde modern toplumun patolojilerine çare olabilecek ilkeler mevcuttur.

AhlakAhlaki davranışAristoteles+6
Esra Beskisiz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Çağdaş ekonomi teorilerinin Türkiye'deki ekonomi politikalarına etkisi

Bu çalışmanın amacı Çağdaş Ekonomi Teorileri ve Türkiye'de uygulanan ekonomi politikaları arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. İlk bölümde Klasik İktisat, Neo-Klasik İktisat ve Keynezyen İktisat'ın, ikinci bölümde ise Çağdaş Ekonomi Teorilerinin ekonomi politikalarına olan etkisi ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, para ve maliye politikaları açısından Çağdaş Ekonomi Teorileri ve Türkiye'de uygulanan ekonomi politikaları arasındaki ilişkiler incelenmiştir.Çağdaş Ekonomi Teorileri, uygulama açısından, politika yapıcıların teoride belirlenen yasalara uymaları gerektiğini savunmaktadırlar. Belirli yasalara uyma, ekonomi politikalarının düzenli olarak uygulanmasını gerektirmektedir. Ekonomi politikalarında istikrar, Türkiye'de yalnızca 2000'li yıllarda gözlemlenmektedir. Buna ek olarak, Teorilerin Türkiye'de uygulanan ekonomi politikalarına etkisi IMF tarafından önerilen programlar yoluyla olası olabilmektedir. Teorilerin önemli bir ölçüt olarak öne sürdüğü para politikasının maliye politikası ile uyumu, TCMB'nin özerkliği ve kamu borçlanmasının denetim altına alınması süreçleriyle sağlanmıştır.

EkonomiEkonomi politikalarıEkonomi tarihi+7
Ata Devrim
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin dış borçlarının analizi ve ekonomik büyüme üzerine etkileri

Özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında oluşan savaş ve savaş öncesi yıllara kıyasla daha güvenli ve istikrarlı ortamda az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler hızlı kalkınma arayışlarına başlamışlardır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak sorunlarından biri olan iç kaynakların yetersizliği bu çabaları engelleyen bir neden olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle ülkeler bu sorunu aşmak için dış kaynaklardan yararlanma yoluna gitmiştir. Dış kaynaklar yolu ile ülkelerin yetersiz iç kaynak sorununu çözmeleri ve kalkınma hedeflerine ulaşmaları amaçlanmıştır. Ancak elde edilen bu ek kaynakların etkin şekilde kullanılarak yatırımlara ve yatırımlar yolu ile de ekonomik kalkınmaya yönlendirilememesi ve ilerleyen dönemlerde dış borç yükünün aşırı artması ülkelerden dışarıya bir kaynak akımının oluşmasına sebep olmuştur. Bu negatif gelişme de yatırımları dolayısı ile ekonomik büyümeyi engelleyici olumsuz etkiler yaratmıştır. Türkiye de gelişmekte olan bir ülke olarak dış kaynaklardan yararlanma yoluna gitmiştir. Çalışmada Osmanlı'dan günümüze kadar Türkiye ekonomisinde dış borçların gelişimi analiz edilmiştir. 1980-2010 dönemleri arasında da dış borçların ekonomik büyüme üzerindeki etkileri araştırılmıştır.Çalışmada Türkiye'de özellikle 1980-2010 yıllarında dış borçların toplam yatırımlar üzerinde olumsuz bir etki yarattığı ve toplam yatırımlar üzerindeki bu olumsuz etkinin büyümeyi engellediği sonucuna varılmıştır.

BorçlarBüyümeDış borçlanma+8
Mesut Yücesan
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

1929 dünya ekonomik bunalımı'nın Türk basınına ve meclise yansımaları

Dünya pek çok ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Bu krizlerin içerisinde 1929 Ekonomik Bunalımı, dünya krizler tarihinde farklı bir yer teşkil etmiş ve çoğu iktisatçı tarafından da bu durum kabul edilmiştir. 1929 yılında meydana gelen bu ekonomik olayın etkileri neredeyse tüm dünyaya yayılmış, etkileri her ülkenin kendi içyapısına göre farklılık göstermiş ve ülkeler kendi mevcut yapılarına göre süreci atlatmak için mücadele vermişlerdir. 1929 yılında ekonomi alanında yaşanan bu sarsıntı, dünyadaki mevcut sistemlere güveni azaltmış ve ülkeleri yeni arayışlara yöneltmiştir. Fakat Türkiye'de böyle bir durum söz konusu olmamıştır. Çünkü Türkiye, Birinci Dünya Savaşı akabinde verdiği bağımsızlık mücadelesi sonrası kendini yenileme ve onarma sürecindeydi ve sistemleşmiş bir ekonomik politikası bile mevcut değildi. Dolayısıyla, 1929 Krizi, Türkiye'nin ekonomik sistemine güven sarsacak bir ortam oluşturmamıştır. 1929 yılında ortaya çıkan bu ekonomik çöküntü, kendini onarma ve yenileme sürecinde olan Türkiye'nin yeni politikalarının bir diğer nedeni olmuş ve bu süreçte ekonomik sistemini oluşturmaya başlamıştır. Krizin meclise yansımaları; kriz ile ilgili alınan önlemler, ortaya çıkan yeni kanun ve kararlar ve devlet adamlarının kriz ile ilgili verdiği nutuklar ile ilgilidir. Buradan hareketle, bu yansımalardan hükümetin, ekonomik güçlükler karşısında, ne gibi politikalarının olduğunu görmek mümkün olmuştur. Krizin, basına yansımaları ise; krizin sebepleri, özellikleri, toplum üzerindeki etkileri ve bu krizden kurtulma çareleri ile ilgilidir. Basında özellikle sıkça işlenen konu tasarruf ve yerli malı olmuş, konu ile ilgili röportajlar ve düşünce yazılarına yer verilmiştir. En çok tartışılan konu ise krizin sebepleri olmuş, bu konuyla ilgili düşünce yazıları, gündemden düşmemiştir. Buradan hareketle, bu çalışmasının diğer bir amacı da, krizin asıl sebeplerini belirlemenin zorluğunu ve karmaşık yapısını göstermektir. Krizin temel sebebi genel anlamda Birinci Dünya Savaşı'nda görülse de, krizin sebebini savaş öncesi ya da savaş sonrası süreçte yaşanan durumlara bağlayanlar olmuştur. Fakat bu krizin asıl nedenlerini belirlemenin zorluğuna rağmen etkileri ve sonuçları üzerinde daha net çıkarımlar yapmak mümkündür. Krizin, Türkiye'deki etkileri incelenirken başvurulması gereken en önemli kaynak dönemin basını ve meclis görüşmeleridir. Çünkü ekonomik krizin farklı alanlardaki etkileri basında ve mecliste genişçe yer almış, böylece araştırmacıya 1929 krizini daha iyi analiz etme fırsatını sunmuştur. Kısacası, 1929 Ekonomik Bunalımı'nın Türk basınına ve meclise yansımaları, krizin gerek dünyadaki gerek Türkiye'deki tahliline en iyi kaynak niteliğindedir. Meclis ve basın kısmı incelenmeden, 1929 krizi çalışmaları eksik kalır. Ancak bu yansımalar incelenirse 1929 krizi tam olarak anlaşılır ve tahlili tamamlanabilir. Anahtar Sözcükler: 1929 Ekonomik Bunalımı, Meclis, Basın, Türkiye Ekonomisi, Dünya Ekonomisi

BasınCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+6
Büşra Yüksel
Düzce University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal ve ekonomik sorunlar (1973-1980)

Türkiye'de 1973-1980 yılları arasında yaşanan sosyal ve ekonomik sorunlar bu çalışmada incelenmiştir. Belirtilen dönemin incelenmesi ile Türk siyasi tarihine katkı sağlamak amaçlanmıştır. 12 Mart 1971 Muhtırasıyla başlayan ara rejim dönemi 14 Ekim 1973 tarihinde yapılan genel seçimlerle son bulmuş ve Türkiye'de 12 Eylül 1980 darbesine kadar devam eden yeni bir döneme girilmiştir. Türkiye tarihinin önemli bir kesitini oluşturan bu dönemde, iç ve dış politikada meydana gelen olaylar sosyal ve ekonomik alanlarda pek çok sorunu beraberinde getirmiştir. Sağ-sol ideolojilerin karşı karşıya geldiği bu dönemde toplumsal kutuplaşma belirgin bir hale gelmiştir. Bazı siyasi oluşumlar tarafından bu durum körüklenmiştir. Türkiye'nin pek çok yerinde toplumsal olaylar yaşanmıştır. Bu olayların dışında toplumda ön plana çıkmış kişilere siyasi suikastlar düzenlenmiştir. 1973-1980 yılları arasında ciddi anlamda sosyal bunalım döneminden geçilmiştir. Sosyal sorunların yanı sıra Dünya'da yaşanan gelişmeler ve ekonomi alanındaki uygulama hataları, Türkiye'deki ekonomik sorunların şiddetini arttırmıştır. Süreç içerisinde Türkiye ekonomisi ağır koşullar altında kalmıştır. İdeolojik olarak kutuplaşan halk bir taraftan birbiri ile çatışırken diğer taraftan da ekonomik sorunlarla mücadele etmiştir. İktidara gelen hükümetlerin sosyal ve ekonomik sorunlara, çözüm yolu bulamadığı gerekçesiyle 12 Eylül 1980 Darbesi gerçekleştirilmiştir. Darbeyle birlikte Türkiye'deki demokratik süreç kesintiye uğratılmıştır. Neticesinde Türkiye etkileri günümüzde dahi devam etmekte olan buhran döneminden geçmiştir.

Cumhuriyet tarihiEkonomi tarihiSiyasi tarih+5
Ahmet Coşkun Tekin
Düzce University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Makroekonomik perspektif çerçevesinde Gaziantep sanayi tarihi

Gaziantep'te cumhuriyet ilan edilmeden önce, yüksek getirisi olan mesleklerin tamamına yakınını Ermeniler icra ediyordu. Antepli Türk harsı getirisi düşük işler yapıyor ve meslek erbaplığından uzak tutuluyordu. Antep Harbi sonrası şehirde kalan Türkler, viraneye dönmüş bir şehri imar edip, yaşanılabilir bir yer yapmak zorunda olduğunun farkındaydılar. Savaş henüz bitmişti ama şimdi daha uzun sürecek olan iktisadi savaş yeni başlıyordu. Antep Harbi'ndeki çaresizliğin vermiş olduğu kudretle, düşmanı defeden Antepliler, yine aynı çaresizlikle bir memleketin kendi başına kalkınması için gerekli mücadeleyi veriyorlardı. Bu iktisadi harpte de yokluklar en büyük unsurdu. Şehirde mesleğinde uzmanlaşmış insan sayısı yok denecek kadar azken, herhangi bir işten anlayanlar da ya çırak yada kalfa seviyesinde bilgi ve beceriye sahipti. Bu neslin yokluklardan başlattığı kutsal mücadele ile savaş yaraları sarılmış, şehir yeniden imar edilmiş ve bölgede hiçbir topluluğun yapamadığı sanayi adımlarını atmaya muvaffak olmuşlardı. 1923-1973 yılları arasını incelediğimiz yarım asırlık süreçte, çoğunlukla birincil ve ikincil kaynaklar taranmış, birçok buluşlar ve muvaffakiyetler anlatılmaya çalışmıştır.

Ekonomi tarihiEndüstrileşmeEndüstrileşme politikaları+4
Emre Kaan Özkanlı
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ceride-i Rüsumiye'ye göre Osmanlı Devletinde gümrük ve gümrük uygulamaları

Gümrükler; Osmanlı Devleti için önemli bir gelir kaynağı olmakla beraber, yerli üretici ve tüccarında korunmasında bir kontrol mekanizması olmuştur. Ancak 20. yüzyıl başlarında gerek Avrupa karşısında kaybedilen siyasi üstünlük gerekse de üretim ve ekonomik dengeler, bu dönem Osmanlı gümrüklerinin devletin, yerli üreticinin ve yerli tüccarın aleyhine işlenmesine neden olmuştur. Zira bu dönem yabancı devletlerle yapılan ticaret antlaşmaları ve gümrük tarife antlaşmaları Osmanlı Devletinin çıkarlarında ziyade söz konusu yabancı devletlerin çıkarlarını merkeze almıştır. Bu çalışma 20. yüzyıl başlarında Osmanlı gümrüklerinin durumunu merkeze alarak 19. yüzyıldan beri süregelen gelişmelerin, Osmanlı ekonomisi üzerinde oluşturduğu etkileri ve meydana gelen gelişmeler karşısında Osmanlı Devletinin aldığı tedbirleri ortaya koymaya çalışmaktadır. Ayrıca bizzat gümrük memurları tarafından yayımlan "Ceride-i Rüsumiye" isimli dergide, gümrük memurları tarafından ifade edilen hem dış ticareti ve gümrükleri hem de doğrudan gümrük memurlarını ilgilendiren sorunlar ve çözüm önerileri de yine bu çalışmayla açıklanmaktadır.

Ceride-i RüsumiyeDergilerEkonomi tarihi+5
Halil İbrahim Polat
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

XVI. yüzyıl'da Osmanlı Devleti'nde ihracat yasağı (5, 6 ve 7 numaralı Mühimme Defterlerine göre)

Mühimme defterleri, Divân-ı Hümâyun'da alınan kararların kayıt altına alındığı defterlerden biridir. Padişah onayı sonrasında düzenlenen fermanların suretleri bu defterlere kaydedilirdi. Mühimme defterleri, devrin siyasi ve idari yapısının yanı sıra sosyo-ekonomik olayların tespitinde de önemli kaynaklar arasında yer alır. Çalışma konumuzda, Klasik döneme ait Mühimme defterlerinden 5, 6 ve 7 Numaralı defterlerde ihracat yasağına ilişkin hükümler yer almaktadır. Osmanlı Devleti'nde dönem şartlarında ihracat yasağının nasıl gerçekleştiği, hangi sebeplerle yapıldığı ve ihracat yasağına konu olan ürünler üzerinde durulmuştur. Çalışmada, dönemsel olarak 5 Numaralı Mühimme Defteri (1565-1566); 6 Numaralı Mühimme Defteri (1564-1565) ve 7 Numaralı Mühimme Defteri (1567-1569)'nin tarihleri sınırlılığında ihracat yasağı verileri değerlendirilmiştir. Çalışma, giriş ve iki bölümden meydana gelmektedir. Çalışmanın Giriş kısmında Mühimme defterlerinin kaynak değeri ve söz konusu defterlerde ihracat yasağına ilişkin veriler ele alınmıştır. Birinci bölümde Osmanlı Devleti'nde iktisat anlayışı ve üretim, Osmanlı Devleti'nde ithalat ve Batı merkantilizmine bakış konularına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise, Osmanlı Devleti'nde ihracat yasağı anlayışı ve ihraç yasağına konu olan tarımsal ürünler, hayvan ve hayvansal ürünler ile madenler ele alınmıştır.

16. yüzyılDivan-ı HümayunEkonomi tarihi+7
Sinem Çabuk
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kastamonu entegre ağaç sanayisinin tarihsel gelişimi ve ülke ekonomisine katkıları (1969-2020)

Kastamonu zengin orman varlığı, ağaç sektörünü tanıyan ve deneyimli bir geçmişe sahip işgücü potansiyeli, geniş arazi imkânları, dış pazarlara açılmayı sağlayabilen İnebolu limanı, Ankara gibi büyük bir pazara yakın olması gibi özellikleri nedeniyle ağaç sanayisinde Türkiye'nin önemli illerinden biri olmuştur. Bu önemli konumundan dolayı Kastamonu'da kurulmuş olan Kastamonu Ağaç Entegre Sanayisinin 1969-2020 yılları arasındaki tarihsel gelişimi ülkemize ve ekonomisine katkıları, çalışmanın konusunu teşkil etmektedir. Çalışmaya, Tarihte Sanayileşme ve Ağaç Sanayisinin Tarihsel Gelişimi konularının incelenmesi ile başlanmıştır. Sonrasında Cumhuriyet Dönemi'nde Türkiye'de Ağaç Sanayisi, Kastamonu Ağaç Entegre Sanayisinin Tarihsel Gelişimi, Kastamonu Entegre Ağaç Sanayisinin Türkiye'deki Yatırım Faaliyetleri, Kastamonu Entegrenin Yurt Dışındaki Yatırım ve Faaliyetleri, Kastamonu Ağaç Entegre Sanayisinin Türkiye'ye ve Türk Ekonomik Yapısına Katkısı ana başlıkları halinde incelenmiştir. Çalışmanın kaynak materyalini, Kastamonu Ağaç Entegre Arşivi Belgeleri, Türkiye ticaret dergileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar Dergisi, Türkiye Cumhuriyeti Resmi Gazetesi ve şirketin süreli yayınları, sanayileşme tarihi, ağaç sektörü ile ilgili akademik çalışmalar, dergi ve makaleler oluşturmaktadır. Konu incelenirken, 1971'de dönemin imkânlarıyla üretim faaliyetlerine başlayan Kastamonu Ağaç Entegre Sanayisinin, 2020'ye kadar sürekli yeni yatırımlarla, modern makineleşmeyle daha donanımlı hale getirilmesi, Türkiye'de ve dünyada imalat ve satışının artırılarak milli ekonomiye önemli katkılar sağlaması ortaya konulmaya çalışılmıştır. KEAS fabrikaları, yılda iki milyon beş yüz bin m³ MDF, üç milyon yüz bin m³ yonga levha ve yetmiş milyon m3 laminat parke imalat kapasitesine malik olmuştur. Toplam 1 milyar 4 milyon dolar yıllık geliri, üretimdeki muvaffakiyet ve deneyimi ile 100'ün üzerindeki devlete gerçekleştirdiği satışla ağaç sanayisinde ilk sırada yer almıştır. Ayrıca Türkiye'deki liderliğinin yanı sıra Avrupa'da dördüncü, dünyada ise yedinci sırada gelmiştir. Bu kuruluş, müşterinin talebine göre ağacı %100 yenilenebilir imkânlardan elde ederek, üretimde doğaya hassas ve ileriki nesillere temiz bir dünya terk etme zihniyeti içeresinde yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Kastamonu Entegre Ağaç Sanayisi, ağaç sanayisi, yonga levha tesisi, yatırım faaliyetleri, tarihsel gelişim, ihracat ve ithalat rakamları

Ağaç ürünleri sektörüEkonomi tarihiKastamonu+5
Özlem Aydın
Kastamonu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

John Kenneth Galbraith'in iktisadi düşüncesi

John Kenneth Galbraith, ana akım iktisat düşüncesini eleştiren düşünceleriyle ön plana çıkmış ve genellikle, disiplinlerarası çalışmalar döneminden çok önce disiplinlerarası bir yaklaşımı benimsemiştir. Bugün artık, Amerikan Kurumsal İktisadi düşüncesinin önemli temsilcilerinden birisi olarak gösterilen Galbraith görüşlerini, tarihsel ve kurumsal olgular çerçevesinde ifade etmiştir. Çünkü Galbraith iktisadı, sürekli değişen ve gelişen toplumların incelenmesini konu alan bir bilim olarak görmüştür.Bu çalışma, Galbraith'in iktisadi düşüncesi ve iktisadi düşüncesinin temellerine odaklanmaktadır. Çalışmada Galbraith'in etkilendiği iktisadi düşünce akımlarının en başında gelen Kurumsal İktisat, Keynesyen İktisat, Post Keynesyen İktisat ve çağdaş Marksistlerle olan bağlantıları da incelenmektedir.Galbraith'in en temel iktisadi düşünceleri ise, üç önemli eseri olan Amerikan Kapitalizmi ve Dengeleyici Güç Kavramı, Bolluk Toplumu ve Yeni Sanayi Devleti içerisinde şekillenmiştir. Galbraith'in teorileri bu anlamda aşama aşama gelişen bir seyir izlemektedir.Galbraith özellikle, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra hızlı bir sanayileşme sürecine giren Amerikan toplumunun yaşadığı iktisadi dönüşümleri analiz etmiştir. Galbraith'in bu analizlerinin özünde; İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerika'da biriken zenginlik, dev şirketler, dev şirketlerin teknostrüktür olarak adlandırılan yönetici sınıfı, tüketici ve firma davranışları gibi konular yatmaktadır.Bu çalışmanın amacı da, Galbraith'in bu noktadaki özgün fikirlerini incelemek ve kendisinin iktisadi düşünce geleneği içerisindeki yerine ilişkin değerlendirmeler yapmaktır.

Amerika toplumuEkonomiEkonomi okulları+6
Anıl Başaran
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tanzimat Döneminde Ayıntab'ın (Gaziantep) sosyal ve ekonomik yapısı (1839-1876)

Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Ayıntab, her dönem önemli bir merkez olmuştur. XVI. yüzyılın başlarında Osmanlı hâkimiyetine geçen şehir, bu tarihten itibaren önemini korumuş ve klasik bir Osmanlı şehir yapısına kavuşmuştur. Şehrin ekonomik ve sosyal yapısı ile ilgili XVI-XIX. yüzyıllar arasını kapsayan çalışmalar mevcuttur. XIX. yüzyılla ilgili ise biri siyasi tarih, diğeri yüzyılın ikinci yarısı ile XX. yüzyılın ilk yarısını kapsayan sosyal yapıyla alakalı iki çalışma bulunmaktadır. Osmanlı Devleti yapısının en yoğun değişimlere sahne olduğu Tanzimat Döneminde, şehrin ekonomik ve sosyal yapısını ve gerçekleşen değişimlerin şehre nasıl yansıdığını gösteren çalışmalar mevcut olmadığından, Tanzimat Döneminde Ayıntab'ın (Gaziantep) Sosyal ve Ekonomik Yapısı (1839-1876) başlığını taşıyan çalışmamız, bu alandaki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Üç ana bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde, şehrin tarihi ve kentsel dokusu değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, şehir hakkında genel bilgiler verildikten sonra, dönemin sonlarında gerçekleşen yapılanmayla birlikte şehirdeki mahalle, nahiye ve köyler tespit edilmiştir. Ardından ise sosyal, dini ve ticari mekânların tespiti yapılmıştır. İkinci bölümde toplum yapısı değerlendirilmeye çalışılmış ve ilk olarak toplumun temel yapısını oluşturan aileye yer verilmiştir. Devamında ise nüfus, ihtida olayları ve mezhep değiştirmeler, eğitim kurumları ile bunların durumları, sağlık alanında yaşanan gelişmeler ile belgelere yansıyan suç olayları değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ekonomik yapıya yer verilmiştir. Bu çerçevede şehirdeki ekonomik alanlar ve buralarda faaliyet gösteren grupların tespiti ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Ardından paranın durumu ile fiyatların tespiti yapılarak, incelenen dönemdeki fiyat değişiklikleri ortaya çıkarılmıştır. Son olarak ise borç-alacak ilişkileri ile mülk satışları ele alınmıştır. Mümkün olduğu kadar tüm konularla ilgili Osmanlı Devleti'ndeki genel yapı hakkında bilgiler verilmiş ve Tanzimat Döneminde gerçekleşen değişimler ve bunların şehre nasıl yansıdığı açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ayıntab/Gaziantep, şehir tarihi, sosyal tarih, ekonomik tarih, Tanzimat Dönemi

Ekonomi tarihiGaziantepKent tarihi+3
Yıldıray Yıldırım
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Sabri F. Ülgener ve İdris Küçükömer'in perspektifinden Osmanlı-Türk toplumunda iktisadi geri kalmışlık analizi

İktisadi geri kalmışlık sorunsalı, Sanayi Devrimi sonrası süreçte çeşitli ölçütlere vurgu yapılarak gelişmiş olduğu kabul edilen Batı toplumları ile gelişmemiş öteki toplumlar arasında süregelen önemli bir tartışma konusudur. Tartışma zemininin zaman içerisinde, kültürel-etnik farklılıklardan ekonomik temellere, buradan da gelişmenin temel dinamiği olan "insan" faktörüne doğru dönüşüm geçirdiği gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, Sabri F. ÜLGENER ve İdris KÜÇÜKÖMER'in perspektifiyle Osmanlı-Türk toplumunda iktisadi geri kalmışlıkta etkili olan nedenleri tespit etmek ve buradan hareketle Türkiye'nin sosyo-ekonomik gelişmesini sürdürülebilir kılmada, insan faktörünün önemini merkeze alan düşünce çizgisine katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Bu amaçla, Ülgener ve Küçükömer'in yaklaşımları anahtar kavramlar temelinde analitik olarak ele alınmış, iktisadi geri kalmışlıkta ihmal edilen insan faktörünü kuşatan maddi ve manevi-kültürel etkenler ana hatlarıyla ortaya konulmuştur. Çalışmada yapılan analizler ışığında insan-madde, insan-insan, insan-toplum ve insan-devlet ilişkilerinde, bireyi sorumluluk ve şahsiyet sahibi kılarak özne konumuna yükseltmenin gerekliliği sonucuna varılmıştır.

EkonomiEkonomi tarihiGeri kalmışlık+5
Mehmet Dinçaslan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel iktisadi sorunlar karşısında ahilik iktisadı

Günümüzde küreselleşme giderek gelişen ve hızla yayılan bir süreç olarak bilinmektedir. Küreselleşme, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre farklı etkiler oluşturmasının yanında dünya üzerinde olumlu veya olumsuz birçok sonuç ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada, küreselleşmenin olumsuz sonuçları içerisinde yer alan gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk ve çevrenin tahrip edilmesi gibi ekonomik ve sosyal sorunlar ele alınmıştır. Bu sorunların gün geçtikçe artmasındaki en önemli sebeplerin başında; hiçbir ahlaki değere önem vermeden sermeye birikimi, kişisel fayda ile kar maksimizasyonu hedefini benimsemiş ve dünyanın birçok ülkesinde alternatifsiz olarak uygulanan neo-liberal politikaların geldiği bilinmektedir. Uygulanagelen neo-liberal politikalar neticesinde, zenginin daha da zenginleştiği yoksulluğun ise boyutlarını arttırdığı görülmektedir. Neo-liberal politika uygulamalarının dünya genelinin refah ve mutluluk seviyesini yükseltemeyeceği ortadadır. Bu nedenle bu çalışmada, uygulanan mevcut neo-liberal politikalar yerine, 13. ve 18. yüzyıllarda Anadolu'da askeri, sosyal ve iktisadi olarak Osmanlı Devleti'nin kuruluşundan gelişimine her alanda etkinliğinin artmasına katkı sağlamış, bireysel zenginlik yerine toplumsal refahı öne çıkarabilecek, kapsayıcı yeni iktisadi politikaların ahilik ilkelerinden yararlanmak suretiyle ortaya konabileceği vurgulanacaktır.

AhilikEkonomiEkonomi politikaları+5
Fatih Özdincer
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

16. yüzyılda Osmanlı ekonomisinde piyasa'nın karşıtı pazar

Osmanlı devleti, İslam'ın üretmiş olduğu gelenekle kendi medeniyetinikurmuştur. Bu medeniyetin kuruluşunda muhakkak insanlık tarihininmedeniyet birikiminin de etkileri bulunmaktadır. Ancak, modernizmin henüzvar olmadığı dönemde yani geleneksel dünyada teşekkül etmiş bumedeniyetin ancak ait olduğu gelenek bağlamında sağlıklı bir şekildeincelenmesi ve anlatılabilmesi mümkündür. Bu başlı başına bir metotgerektirmektedir.Bu tez çalışmasında; zemini teşkil eden gelenek ve onun ürettiği birekonomik sistem olarak Pazar bütünü araştırılmıştır. Böylece ortaya konanPazar; Avrupa Piyasası üzerinden, sağlıklı bir Avrupa ve Osmanlı zihniyetimukayesesine girişilmiştir. Bu mukayese ile yukarıda bahsedilen metotunsağlaması da yapılmıştır. Bu sağlama yoluyla bu iki yapının ait olduklarızihniyet dolayısıyla farklı metotlar vasıtasıyla incelenmesi gerektiği ispatedilmeye çalışılmıştır.Genelde tarihçi yaklaşımlarla teori zemininde yürütülen bu çalışmada, yer yerSiyâset-nâmeler, Nasîhat-nâmeler, Kronikler, Arşiv Malzemesi ve diğer türdemalzemelere müracaat edilmiştir. Kimi zaman zihniyet üzerine yapılmış diğerçalışmalardan da faydalanılmıştır.

16. yüzyılEkonomiEkonomi tarihi+9
Hasan Fatih Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00

Related subjects