Environmental policies
75 theses under this subject heading
Kentlerin sürdürülebilirliği için birleşmiş milletler odaklı gelişme modeli önerisi
Aldo Leopold'ün 1949'da hazırladığı "A Sand County" isimli almanak, insanoğlunun doğaya etkisi konusundaki ikazlar üzerinden, insan ve çevre arasındaki etkileşimi inceleyen ilk örneklerdendir. Gelişirken çevresini ne ölçüde etkilediğini tartışan "The Limits of Growth" 1968 senesinde yayınlanır ve yaklaşan çevresel tehlikeleri haber verme çabasında görünür. Teknolojinin, kitlelere daha rahat erişimi sağlayan ilerlemesi, insanoğlunun medeniyet taşlarını bu dönemde örerken bir yandan da yıktığı çevre düzeni hakkında küresel bir farkındalık yaratmaya başlamıştır. Ekoloji biliminin ön planda olduğu ilk yüksek katılımcılı küresel konferans, 1972'de yeni kurulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın düzenlediği Stockholm'deki İnsan Çevresi Konferansı olmuştur. Bu organizasyon ile devam eden bir çok fikir alışverişi, çeşitli kurumlar ve düzenledikleri organizasyonlarla devam etmiştir. 1987'de Brundtland Raporu'nda ilk defa geçen "sürdürülebilir gelişme" kavramı ile artık insanlık varoluşunu ancak gelecek kuşaklara bırakabileceği sağlıklı bir çevre ile devam ettirebileceğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir gelişmeyi anlamak ve çevresel sorunlarla baş edebilmek adına her sene sayısız organizasyon düzenleniyor olsa da en geniş katılımı ve küresel bakış açısı ile Birleşmiş Milletler Dünya ve Çevre Zirveleri bir üst akıl oluşturmayı başarmıştır. Araştırma evrenine de konu olan 1972, 1992, 2002 ve 2012'de düzenlenen konferanslar ile dünyadaki çevre gündemini belirlenmiş ve hem resmi hem de sivil birçok kurum ve kuruluşu küresel bazda hareket etmeye davet edilmiştir. Çevre bakanlıkları gibi resmi kurumları, bağımsız enstitü ve kuruluşlar ile birçok sivil toplum örgütünü, binlerce çevreci ve aktivist ile bir araya getiren bu organizasyonlar sürdürülebilir gelişme için fikirler ve politikalar üretmiş, eylem planları geliştirmiştir. Bu tez çalışması, 2022 yılında 50. yılına girmiş olacak ve küresel çapta uluslararası katılım ile sürdürülebilir gelişme hakkında ortaya konan politika ve uygulamaların değerlendirildiği Dünya Zirveleri'nin, 1972'den beri kentlerin sürdürülebilirliği hakkında görünenin ötesindeki alt metinlerinde neleri gerçekten önerdiğini sayısal veri analizi ile araştırıp sonuçları bir model olarak sunmaktadır. Araştırma, seçilen dört ana konferansı, düzenleyici kurumun resmi otoriteler tarafından kabul görmesi, katılımcı sayısının yüksek olması ve periyodik olarak konunun on yılda bir ele alınması gibi parametrelerden dolayı örneklem evreni içerisine katarken, benzer kurumların daha yerel yahut tek bir kıtayı içine alan organizasyonlarını, bu çalışmanın altkümeleri konumunda kalacağından dolayı bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır. Araştırma, yöntem olarak içerik analizi ile seçili veri grubunun hangi sıklıkta ne tip politik söylemler üretildiğini çözümlemiştir. Ele alınan kapsamlı çevre ve gelişme konferansları sonucunda ortaya çıkan söylemler sayısal olarak kod, kategori ve temalarına ayrıştırılmıştır. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın altmetninde nasıl bir sürdürülebilir gelişme modeli önerdiği bu yöntemle aranmıştır. Bu kırk yılı aşkın bilgi birikiminin ortak paydasından oluşturulan gelişme modeli, günümüz şehirlerinde ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yerel yönetimlerde bulduğu karşılık mevcut modellerle yapılan karşılaştırmalar ile irdelenmiştir. Araştırma sonucu önerilen gelişme modeli, tarihsel ve süreç odaklı olup karşılaştırıldığı mevcut sürdürülebilirlik modellerinden daha kapsayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Modelin çevresel ve toplumsal yanının ekonomik yanından daha çok söylem ürettiği ve uygulayıcı aktörlerin model için önemli bir bölüm olduğu görülmüştür. Model kentlerin sürdürülebilir olma eğilimlerinde kurulacak olan yönetimsel sistemlere bir altlık oluşturma noktasında yön gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir gelişme, sürdürülebilirlik politikaları, çevre konferansları, sürdürülebilir gelişme modelleri
Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliği: Kütahya Belediyesi örneği
Çevre sorunlarının temelinde doğa ve insan ilişkisi yer almaktadır. Eski çağlardan günümüze insan-çevre arasındaki ilişkiye bakıldığında, çevrenin insana göre ön planda olduğu gözlemlenirken günümüze gelindiğinde ise bu durumun tam tersi olduğu görülmektedir. Çevre sorunları, insanların çeşitli faaliyetlerinin sonucu çevreyi oluşturan canlı ya da cansız varlıkların üzerinde, ekolojik ya da doğal nedenlerden kaynaklanan bozulmaların tümüdür. Çevre sorunları günümüzün en önemli sorunlarının başında yer almaktadır. Bu durumun daha ciddi bir hal alması 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren olsa da sorunun temeline bakıldığında insanlık tarihi kadar eskilere dayanmaktadır. Temel olarak çevre sorunlarının çözümünde en etkili ölçek yerel yönetimlerdir. Bu bağlamda çevre sorunları çözümünde yerel yönetim birimlerinin çevresel faaliyetleri ön planda olmak zorundadır. Çevre politikalarının yerel yönetimlerde uygulanabilirliğinin araştırıldığı bu çalışmada, genelde yerel yönetimler ve çevre politikaları ele alındıktan sonra özelde ise Kütahya Belediyesi'nin 2011-2016 yılları arasındaki meclis kararlarında çevresel kararların görüşülme sıklığı dolayısıyla bu yerel yönetim biriminin benimsediği hizmet anlayışı içerisinde çevre politikalarının yeri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikaları, Yerel Yönetimler, Kütahya Belediyesi
Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde çevre politikalarının dönüşümü ve Türk işletmelerine etkileri üzerine bir araştırma
Tarihin ilk dönemlerinden itibaren insanoğlu tarafından tahrip edilen çevrede meydana gelen bozulma, sanayi devrimine kadarki dönemde önemli boyutlarda olmamıştır. Ancak, sanayi devrimi ile başlayan süreçte hızla tüketilen doğal kaynaklar ve aşırı derecede artan üretim-tüketim döngüsü sonucu çevrede meydana gelen tahribat, bugün insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşmış ve çevre sorunları günümüzde dünya gündemini meşgul eden en önemli sorunlardan biri haline gelmiştir.1970'li yılların başında, sınır tanımaz bir biçimde insanlığı tehdit eder boyutlara ulaşan çevre sorunları karşısında dünya ülkeleri, bu sorunun üstesinden tek başlarına gelemeyeceklerini anlamışlardır. Yaşanan gelişmeler, çevre sorunlarının çözümüne yönelik ortak girişimlerin de miladı olarak kabul edilen Stockholm Konferansı'nın düzenlenmesine zemin hazırlamış ve çevre politikalarının oluşturulmasında ilk ciddi adım atılmıştır.Çevre sorunlarının olumsuz etkilerinin Türkiye'de hissedilmeye başlaması da bu dönemlere rastlamaktadır. Ancak, çevre sorunlarının çözümüne yönelik politikaların oluşturulmaya başlandığı bu dönemi takip eden yıllarda Türkiye'nin sanayileşmekte olan bir ülke oluşu ve oluşturulan çevre politikalarının sadece bir düzenleme olmaktan ileri gitmeyişi gibi sebepler, Türkiye'yi çevre konusunda dünyada yaşanan gelişmelerin gerisinde bırakmıştır. Avrupa Birliği'ne uyum çalışmalarının hız kazandığı son dönemde Türkiye'de çevre politikalarının değişimi ve gelişimi konusunda büyük bir ivme yakalanmıştır.Türkiye'nin, AB'ye uyumu çalışmaları çerçevesinde yürütülen konu başlıklarından biri olan ?çevre? konusunda Avrupa Birliği'nin eksik gördüğü ya da önerdiği değişikliklerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, gerekli düzenlemeler ilgili kurumlarca yapılırken bu düzenlemelerin hayata geçirilmesinde Türkiye'deki kamu ve özel sektör işletmelerine önemli görevler düşmektedir.AB'ye uyum sürecinde çevre politikalarındaki dönüşümün Türk işletmelerine etkilerinin araştırıldığı bu çalışmada, Türkiye ve AB'deki çevre politikaları ile çevreye duyarlı işletmecilik konuları ele alınmakta olup, devamında İSO 500 listesinde bulunan işletmelerde yapılan bir araştırmanın bulguları yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: Çevre, Çevre Politikası, Avrupa Birliği, Çevre Duyarlılığı, Çevreye Duyarlı İşletmecilik
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde çevre politikaları ve iktisadi etkileri
Çevre sorunlarının önlenmesine ilişkin yapısal değişiklikler yoluyla birtakım önlemler almak, çevreye zarar veren veya vermesi muhtemel üretim yöntemleri ve tüketim kalıpları yerine ekolojik dengeye saygılı ve çevre dostu tekniklere yönelmek çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Bu nedenle sürdürülebilir çevre ve kalkınma politikalarının analizinin yapılacağı bu çalışmada, çevre kalitesini artırmak ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için hangi politikaların izlenmesi yararlıdır sorusu teorik ve ampirik literatür kapsamında analiz edilerek, bu soruya cevap bulunmaya çalışılacaktır.Tezin amacı, çevreyi ve kaynaklarını dengeli kullanarak sürdürülebilir kalkınmanın nasıl gerçekleştirilebileceğine yönelik bir yol haritası çizmektir. Bu bağlamda çalışmada gelecek kuşakların olanaklarını sınırlamadan bugünkü gereksinmeleri karşılayabilen ve çevresel dengeleri de gözeten bir büyüme modeli ile sürdürülebilir kalkınmanın başarılabileceği bir ekonomik ortamın mümkün olup olmadığı tartışılacaktır. Çalışmanın literatüre katkısının daha çok sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesinde nasıl bir çevre dostu politika uygulanabileceği sorusuna getirmeyi planladığı cevaplar yoluyla olması beklenmektedir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre Politikaları, Kalkınma ve Çevre
Türkiye'nin Avrupa Birliği ülkelerine yaş meyve - sebze ihracatı ve Avrupa Birliği çevre politikalarından kaynaklanan teknik engeller
Tarım sektörü, insanların beslenmesiyle doğrudan ilgili olduğundan ülkeler için stratejik önemini korumuştur. Özelikle II. Dünya Savaşı sonrasında ülkeler korumacı bir yol izlemişlerdir. WTO/GATT görüşmelerine bağlı olarak son yıllarda gümrük tarife oranlarında büyük düşüşler olmuştur. Ancak rekabet gücü yüksek olan ürünlerin ithalatını kısıtlamak amacıyla teknik engel uygulamalarında artışlar görülmüştür. Sağlık, güvenlik, çevre ve tüketicinin korunması gibi haklı gerekçelere dayandırılması ve tespitlerinin son derece güç olması bu artışı daha da hızlandırmaktadır. Ülkemiz dışsatımında ve dışalımında en büyük paya sahip olan AB, Türkiye'nin en büyük ticaret ortağıdır. Türkiye yaş meyve-sebze ticaretinin büyük kısmını AB ülkeleri ile gerçekleştirmektedir. AB gibi gelişmiş ülke veya ülke gruplarında tüketici bilinci gelişmektedir. Bu nedenle tüketiciler söz konusu ürünlerin bazı özellik ve standartlara sahip olmasını istemektedirler. Bu çalışmada Türkiye'nin AB'ne yaş meyve ? sebze ihracatı ve ihracatta karşılaştığı engeller ile bu engellerin aşılması için uyulması gereken kurallar incelenmiştir. Bu kapsamda yaş meyve sebze ihraç eden firmalarla anket yapılmıştır. AB'ne ihracatta karşılaşılan engeller; çevre, insan sağlığının korunması ile ilgili engeller ve miktar kısıtlamalarıdır. Firmaların bu engelleri aşması için bazı sertifika ve standartlara sahip olması, söz konusu ülkelerce istenmektedir. En çok istenen sertifika EurepGAP olmaktadır. Firmaların önemli kısmının bu sertifika ve standartlara sahip olduğu saptanmıştır.
Avrupa Birliği'nin iklim değişikliği politikaları kapsamında İsveç ve Polonya örnekleri
1980 sonrası dönemde, iklim değişikliğinin dünya için giderek büyüyen bir tehdit olduğunun farkına varılmıştır. Bu tehdide karşı küresel anlamda pek çok antlaşma, protokol ve konferanslar yapılmıştır. Gerçekleştirilen bu faaliyetler, iklim krizine karşı önlem amacıyla düzenlenmiştir. Avrupa Birliği (AB), uzun süredir çevre politikalarına verdiği önemle bilinmektedir. Uygulanan çevre politikaları ile iklim değişikliği konusunda da mücadele verilmeye başlanmıştır. Buna rağmen, AB içinde üye devletlerin, iklim krizine karşı farklı tutumları bulunmaktadır. İsveç, AB üyeliğinden önce de çevre politikalarına verdiği önemle bilinmektedir. Polonya ise, AB iklim politikalarına uyumda yavaş ve daha sorunlu bir yaklaşıma sahiptir. Bu tezde, AB'nin iklim politikaları ve AB içinde İsveç'in çevre ve iklim politikaları konusundaki örnek uygulamaları ve bu alanda öncü olması, Polonya'nın ise bu politikalara uyumdaki sorunları karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir.
Türkiye'de iklim değişikliği politikaları ve ekolojik vergileme
İklim değişikliği, Birleşmiş Milletler genel sekreteri Antonio Guterres'in ifadesi ile varoluşsal bir sorun olarak kabul edilmektedir. Etkisi ve büyüklüğü her geçen gün artan ve küresel ölçekte, insanlığın ortak çözüm aradığı bu sorun, Birleşmiş Milletler gündemine alınmış Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri arasında yer almıştır. İklim değişikliği sorununun belli bir dönem ile sınırlandırılamaması ve mücadele edilse bile etkilerinin uzun yıllar ortadan kaldırılmasının mümkün olmaması, bu sorunun günümüzde diğer temel sorunlardan ayıran belirleyici yönünü ortaya koymaktadır. Günümüzde iklim değişikliğinin risk ve tehditlerinin artışı aynı zamanda, ülkeleri, iklim değişikliğine karşı alınacak önlemlerin ulusal politikalara, stratejilere ve planlara entegre etmesini zorunlu hale getirmiştir. İklim değişikliğinin etkilerine karşı ülkeler farklı etkilense de, gelir düzeyi düşük, yoksul ülkelerin iklim değişikliğine karşı daha kırılgan olduğu görülmektedir. Bu açıdan ülkeler, Paris Anlaşmasında yer alan hedefler çerçevesinde iklim değişikliği ile mücadelenin gerçekleştirilmesine ve sonuçta küresel ölçekte iklim sorununa çözümüne yönelik katkı sağlamaya çalışmaktadırlar. Anlaşma, iklim değişikliğinin kaynağı olarak görülen sera gazı emisyon oranlarının düşürülmesini konusunda ülkelerin emisyon hedeflerini belirlemesi yerine getirmesini istemektedir. Sera gazı emisyonlarının azaltılması konusunda teşvik mekanizmaları yanında vergisel uygulamalarda bulunmaktadır. Emisyon kaynağı olan sektörler üzerinde vergisel yükün azaltılması yanında enerji üretiminde, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması da önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin iklim değişikliği politikaları ve ekolojik vergileme konusu ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde, iklim, iklim değişikliği kavramı, nedenleri ve etkileri kavramsal olarak açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, iklim değişikliğini etkileyen argümanlar, iklim değişikliği konusunda çaba gösteren uluslararası kuruluşlar, konferanslar ve sözleşmeler ele alınmış buna ek olarak Türkiye'de İklim değişikliğine yönelik kurumsal yapı ve mevzuata yer verilerek iklim değişikliği politikalarında Türkiye'nin mevcut durumu açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümde ekolojik vergilerin genel ve teorik çerçevesi verilerek Türkiye'de uygulanan ekolojik vergiler açıklanmıştır. Ayrıca Merkezi Yönetim ve Mahalli İdarelerin Bütçeleri kapsamında ekolojik açıdan değerlendirmesi yapılmıştır. Son olarak, Türkiye'de ekolojik vergiler ile kirlilik arasında ilişkiyi tespit etmek amacıyla, Augmented Dickey-Fuller (ADF) ve Philips-Perron (PP) birim kök testleri kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin belirlenmesinde Toda-Yamamoto nedensellik analizinden faydalanılmıştır. Analiz sonucunda, kirlilik ve çevresel vergiler arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu, ayrıca enerji tüketiminden kirliliğe ve enerji tüketiminden çevresel vergilere doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi olduğu belirlenmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulardan hareketle kirliliğin çevresel vergiler üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu, çevresel vergilerin de kirlilik üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu ortaya konulmuştur.
İklim değişikliği politikalarının çevresel güvenlik bağlamında değerlendirilmesi: Türkiye örneği
Çevre ve güvenlik arasındaki ilişki 1960'ların sonlarından itibaren hem akademisyenlerin hem de politika yapıcıların dikkatini çekmeye başlamıştır. Uluslararası İlişkiler disiplininde, özelikle Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik kavramındaki gelişme ve genişlemelerle birlikte ortaya çıkan farklı güvenlik yaklaşımları arasında çevresel güvenlik kavramı da önem kazanmaya başlamıştır. Günümüzün ön plana çıkan çevresel sorunlarından bir tanesi neden olduğu etki ve şiddetindeki artıştan dolayı iklim değişikliğidir. İklim değişikliği sınır aşan ve sınır ötesi etkilerini hissettirmeye başlamasıyla birlikte uluslarararası ölçekte mücadele edilmesi gereken bir çevresel sorun olarak değerlendirilmiş, bu çerçevede uluslararası diplomasi süreci başlamıştır. Bu çerçevede, çalışmanın amacı, genelde çevre sorunlarının özelde ise iklim değişikliğinin Türkiye'deki siyasi ve toplumsal aktörler tarafından nasıl algılandığını değerlendirmektir. Bu kapsamda çalışma iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi beklenen bölgelerden birisi olan Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye'nin 2000'li yıllarda hem tek parti hükümetinin hem de toplumun iklim değişikliği ve çevresel sorunlar konusundaki söylemlerini Kopenhag Okulu kuramı ile incelemektedir. Bu çerçevede çalışma Türkiye'nin iklim değişikliğini bir sorun olarak algıladığını ve bu sorunu siyasallaştırdığını, öte yandan Türk toplumunun çevresel sorunları kendisine karşı ekonomik ve çevresel tehdit olarak değerlendirdiğini ve toplumun çevresel tehdit söylemine karşı hükümetin toplum söylemlerini siyaset dışı alanda değerlendirdiğini savunmaktadır. Anahtar Kelime: Çevresel Güvenlik, İklim Değişikliği, Türkiye, Siyasallaştırma
Avrupa Birliği'ne giriş sürecinin Türkiye'nin kentleşme ve çevre politikalarına etkileri
Doğal kaynakların bilinçsiz tüketimi ve sanayileşme sürecinde çevresel tahribat, canlıların yaşamsal sürdürülebilirliğini olumsuz etkilemiştir. Bu sürecin farkındalığı oluşana kadar çevre kirliliği, çarpık kentleşme, kaynakların yok olma tehdidi gibi birçok sorunla karşı karşıya kalınmıştır. Küresel boyuta ulaşan bu sorunların ancak küresel boyutta mücadeleler ile çözüm sağlanabileceği fark edilmiş, bu kapsamda AB çevre ve kentleşme alanındaki çalışmalarına ağırlık vermiştir. AB ekonomik çıkarlarını bir kenara koyup, sürdürülebilir çevre ve kentleşme politikalarına yönelmiştir. AB sadece ticari bir birlik olarak değerlendirilmemelidir. AB kültürel, ekonomik ve siyasi formda olup, üye devletlerin de bu yapıya uyum sağlamaları gerekli görülmüştür. Birliğin benimsemiş olduğu politikaların üye devletler ve aday devletler tarafından da benimsenmesi gerekmektedir. Türkiye AB'ye aday devlet statüsünde olup, müktesebata uyum sağlayabilmek için çalışmalarına devam etmektedir. Beş yıllık kalkınma planları ve her yıl düzenlenen ilerleme raporları bu çabaların göstergesi niteliğindedir. Kentsel politikalar ve çevre politikaları müktesebata uygun biçimde gerçekleştirilme çalışmaları devam etmektedir. Bu tez çalışmasında, çevre ve kentleşme sorunlarının gelişimi üzerinde durulmuştur. Bu süreç dâhilinde Türkiye'nin, AB'ye üye devlet statüsüne erişebilmek için müktesebata uyum çalışmalarından bahsedilmiştir. AB'ye uyum sürecinde Türkiye'nin nerede olduğu açıklanmaya çalışılmıştır.
Küresel ısınma kaynaklı iklim mülteciliğinin Türkiye'ye yönelik muhtemel hareketlerinin risk değerlendirmesi
Birbirinin tetikleyicisi olan küresel ısınma ve iklim değişikliği son yıllarda sıkça gündeme gelmeye başlamıştır. Küresel ısınma ve iklim değişikliği nedeniyle aşırı hava olaylarının sıklığının artması, deniz seviyesinin yükselmesi, ormansızlaşma, kuraklık ve çölleşme, su ve gıda güvenliği sorunları, kıtlık, tarımda toprağın verimsizleşmesi gibi çevresel, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda çeşitli olumsuz etkiler ortaya çıkmıştır. Özellikle iklim değişikliği ve doğal afetler başta olmak üzere çevre sorunlarının sebep olacağı toplu göçler ile iklim mülteciliği konusu uluslararası alanda çözülmesi gereken başlıca sorunlardan biri olacaktır. Dünyada 2050 yılına kadar yaklaşık 50 ile 200 milyon arasında insanın iklim mültecisi olarak göç edeceği tahmin edilmektedir. Türkiye'ye ise 30 milyon insanın iklim değişikliği nedeniyle göç edeceği düşünülmektedir. Çalışma çerçevesinde gerçekleştirilen görüşmelerde küresel ısınma ve iklim değişikliğinin neden olduğu çevresel sorunlar ve doğal afetler neticesinde coğrafi konumu itibariyle göç yolları üzerinde bulunan Türkiye'nin iklim mültecileri ve toplu göçten orantısız bir şekilde etkileneceği kanısına varılmıştır. Araştırma sonunda iklim mültecilerinin Türkiye'ye muhtemel göç riskine karşı etkili politika ve strateji önerileri sunulmuştur.
European Union municipal waste management policy and Turkey's harmonization process. Case study of Manisa
This research aims to reveal the European Union (EU) Municipal Waste Management Policy and examine municipal waste management in Manisa city. Thanks to the findings of the study, Türkiye's adaptation process to these policies as a candidate member country has been analyzed. The method used to collect data is semi-structured interviews. The interviews were done with thirteen people working in waste management and environment departments in public and private organizations, and provincial and district municipalities serving in Manisa, in March 2022. The snowball sample was extensively used to choose the participants for the interviews. The finding of the study has been described under four main categories. The categories are as follows; Current Solid Waste Management Situation in Manisa; State of European Union Harmonization in Manisa; Main Challenges Faced in the Solid Waste Management in Manisa; and Possible Solutions to Those Challenges and the Future of Waste Management in Manisa. The legislation on waste management in the European Union and Türkiye are elaborated on in the first and second Chapters respectively. Per the findings of the study, it is concluded that Türkiye has good waste management legislation which is all-in-all compatible with the EU standards. However, the implementation of the objectives of this legislation is no longer compatible with the EU standards due to many reasons. One of the main reasons is that people are unconscious and uneducated about waste which leads to no diversification at the source. Other challenges include financial scarcity and less site control.
Neoliberal kent politikaları ışığında mekânın ekonomik dönüşümü ve simgesel yeniden üretimi: Gaziantep Bey mahallesi örneği
Neoliberal ekonomi atmosferi, sermaye birikimi ve bu birikimin istikrarını sağlamakla mükellef bir atmosfer olduğu varsayımıyla kendisine kâr maksimizasyonu sağlamak amaçlı kategoriler belirlemektedir. Mekânsal bir alan olan kentler de bu sermaye birikimine olanak sağlayan kategorilerden birisi, belki de en önemlisidir. Neoliberal kent politikaları, kenti en açık tabiriyle metalaştırmaya yönelik dinamikleri barındıran reflekslerle donanmıştır. Çoğunlukla ekonomik zeminde olsa da kültürel ve toplumsal dönüşümü, değişimi ve yeniden üretimi de tetikleyen bir mekanizma konumundadır. Gaziantep Bey Mahallesi de bu atmosfere dahil bir mekândır. Dolayısıyla bu atmosferin etkisi altında olan alanlardandır. Örneklem olarak ele alınmakta olan Bey Mahallesi'nin, mutenalaştırma kavramı yordamıyla bahsi edilmekte olan atmosferdeki konumunu belirleyebilmek metnin temel gayesi konumunda bulunmaktadır. Kent denilen olgu, bulunduğu coğrafyayla direkt bir bağ ve üzerinde yaşayan kültürle doğrudan kontak halindedir. İnsan faktörünün olması biraz da bu noktaya hitap etmektedir ki taştan harçtan bir moloz yığınından ziyade nefes alan, dönemsel kültürel farklılıklardan etkilenen bir organizma konumundadır. Bu sebeptendir ki Gaziantep Bey Mahallesi örneğinin neoliberal kent politikalarına olan refleksi başka coğrafyalardaki mekânsal alanlardan farklı olmaktadır. Sebep olarak ise yine kültürel ve toplumsal farklılıklar gösterilebilmektedir. Ezcümle; metnin, alanındaki tartışmalara katkısı, alanı oluşturan diğer kendine özgü muhtevalarıyla külliyatı zenginleştiren çalışmalara katılımı olacaktır. Anahtar kelimeler: Neoliberal Kent Politikaları, Mutenalaştırma
İmalat işletmelerinde çevre duyarlılığı
Bu çalışmada; çevre duyarlılığı değişkeni ile satış performansı, maliyet, kalite, işletme imajı, toplumsal baskı, hammade-enerji-proses verimliliği ve ekolojik yapı değişkenleri arasındaki ilişkiler Gaziantep'teki 68 imalat işletmesinde anket tekniği kullanılarak analiz edilmiştir.Araştırma kapsamında elde edilen verilere göre çevre duyarlılığı değişkeni ile satış performansı, maliyet, kalite, işletme imajı, toplumsal baskı, enerji-hammadde-proses verimliliği ve ekolojik yapı değişkenleri arasında pozitif ilişki olduğu görüşü ortaya çıkmıştır. Yani çevre duyarlılığına sahip işletmelerde bu değişkenlerin pozitif olarak etkilendiği kanıtlanmıştır.Ayrıca bu çalışmada işletmelerde çevre duyarlılığının yerleşmesi için neler yapılması gerektiği ve işletmelerin ne ölçüde çevreye duyarlı olduğu tesbit edilmiştir. Elde edilen verilere göre araştırma kapsamındaki işletmelerin büyük çoğunluğun çevreye karşı duyarlı olduğu görülmüştür.
Sürdürülebilir kalkınma ve Türkiye'de çevre politikaları
Sanayi Devrimi'ne kadar doğal dengesini koruyabilen dünya, son 150-200 yıl içinde sanayide makineleşme ile kitle üretimine geçilmesi neticesinde doğal dengesini koruyamaz hale gelmiştir. Bunun neticesinde, ekonomik kalkınma ve gelişme, beraberinde çevre kirliliklerini getirmiştir. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Batılı ülkeler hızlı bir kalkınma sürecine girmişler ve yıkılan şehirlerini ve sanayilerini yeniden inşa ederken çevreyi korumayı genellikle gözardı etmişlerdir. Ancak belli bir süre sonra, artık çevrenin kendini düzeltemediğinin farkına varılmıştır. Bunun neticesinde, sürdürülebilir kalkınma kavramı ortaya çıkmış ve kalkınmanın ancak sürdürülebilir olduğu zaman anlamlı olacağı, çevreye zarar vererek ve çevreyi hiçe sayarak yapılacak olan kalkınmanın, faydadan çok zarar getireceği düşüncesi hakim olmaya başlamıştır. Bu çerçevede dünyada, Avrupa'da ve Türkiye'de yapılan çalışmalar incelenmiş ve ülkemizdeki çevre politikalarına genel bir bakış getirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir Kalkınma, Çevre, Türkiye'de Çevre Politikaları
Yenilenebilir enerji kaynakları ve Türkiye
rtan nüfus ve mevcut kaynakların yetersizliği sonucu ihtiyaçlar da aynı yönde artış göstermiş, "daha iyi"yi isteyen insan, yeni enerji kaynakları arayışına girmiştir. Yakılmasıyla daha fazla enerjiyi açığa çıkaran fosil yakıtlar doğaya ve canlıların sağlığına zarar vermiş ve sağladığı faydayı gölgelemiştir. Fosil yakıtlar tüketildikçe, atıklarıyla doğal çevre de tükenmeye başlamıştır. Çalışmamda, yenilenebilir enerji kaynakları hakkında genel bilgi verilmiş, ardından yenilenebilir enerji kaynakları olumlu ve olumsuz yönleri ile birlikte açıklanmıştır. Söz konusu enerji kaynakları ile ilgili dünya ülkelerinin ve Türkiye'nin izlediği politikalar tartışılmıştır. Bunu yanı sıra Türkiye'nin enerji politikaları incelenerek yenilenebilir enerji kaynaklarının Türkiye'deki potansiyelleri ve bu potansiyellerin ne ölçüde kullanıldığı, yenilenebilir enerji kaynakları hakkındaki mevzuat ile birlikte genel olarak anlatılmıştır. Çalışmada; Avrupa Birliği ve Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yaklaşımları karşılaştırmalı olarak incelenmekte olup, bu eksende, Türkiye'nin geçmiş ve günümüzdeki çalışmalarının geleceğe yansıması ve çeşitli politika önerileri üzerinde durulmaktadır Anahtar kelimeler: 1.Yenilenebilir Enerji, 2.Fosil Yakıtlar, 3.Türkiye'nin Enerji Politikaları, 4.Avrupa Birliği
Türkiye'de iklim değişikliğinin yerel yönetimler üzerindeki etkisinin mekânsal veri analizi ile modellenmesi
Son yıllarda iklim değişikliği ve küresel ısınma dünya gündeminin ilk sıralarında yer alan konuların başında gelmektedir. Daha önceleri fark edilemeyen değişim küresel bir olguya dönüşerek gözle görülür bir hal almıştır. Yüzey sıcaklıkların küresel boyutta artış göstermesi ekosistemin dengesinin bozulmasına, deniz seviyesinin yükselmesine, kar ve buz örtüsünün eriyerek alanlarının daralmasına, salgın hastalıkların hızla artmasına doğrudan ve dolaylı olarak insanların sosyoekonomik yaşamını etkilemeye başlamıştır. Bu dönüşüm süreci gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun, ekonomiler üzerinde ciddi maliyetleri de beraberinde getirmiştir. Dünya ekonomisine farklı boyutta baskı uygulayan bu olgu son yıllarda ekonomileri uluslararası perspektiften ulusal boyuta hatta yerelden bölgesele yeni çevre politikaları oluşturmasına yönlendirmiştir. Çevre ile ilgili sorunların çözümünde yapılan çalışmalar genellikle merkezi hükümet kapsamında gerçekleştirilse de, yerel yönetimlerinde bu konuda önleyici faaliyetleri gerçekleştirmek üzere çevresel harcamaları söz konusu olmaktadır. Esasında birer tepki niteliğinde doğan ve şekillenen yeşil yerel yönetim akımları genellikle daha iyi bir yaşamın inancından hareket etmektedir. Çevre kirliliğinin önlenmesinde merkezi hükümet yanında yerel yönetimlerinde bazı görevleri üstlenmesi gerekmektedir. Türkiye çevre politikasının ana hedefi, sürdürülebilir kalkınma ile birlikte çevrenin korunması ve geliştirilmesi olarak belirlenmiştir. Bu politikanın ana ilkesi, doğal kaynakların yönetimi, insan sağlığı ve doğal dengenin korunması şartıyla sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması ve gelecek nesiller için yaşanabilir doğal fiziksel ve sosyal bir çevrenin bırakılmasıdır. Bu bağlamda çalışmada yerel yönetimler tarafından gerçekleştirilen çevre harcamalarının ve tehlikeli madde bertarafına yönelik yaptıkları çalışmaların hava kalitesi üzerinde nasıl bir etki oluşturduğu konusunda mekânsal bir analiz yapılması hedeflenmiştir. Çalışmada 2009, 2014 ve 2019 yerel seçim dönemleri esas alınmış ve değişkenlerin mekânsal dağılımı LİSA istatistiği yardımıyla ortaya koyulmak istenmiştir. Çalışma 81 ili esas almaktadır. Ayrıca çalışmada mekânsal veri analizi ile değişkenlerin 2019 yılı için hava kalitesine etkisi uygun model belirlenmiş, böylece yapılan harcama ve faaliyetlerin hava kalitesi üzerine etkisi değerlendirilerek sonuçlar ortaya konulmuştur.
Türkiye'de çevresel etki değerlendirmesinin yasal ve uygulama boyutu
Geçmişi 1970'lere dayanan ÇED, Türkiye'de 1983'te çıkarılan Çevre Kanunu'nun 10. Maddesine dayanılarak yönetmelik olarak hazırlanmış ve ilk defa 1993'te yayımlanmıştır. Yönetmelik bugüne kadar 5 kez değiştirilmiş ve son şeklini 17 Temmuz 2008'de almıştır.ÇED, başlangıçta ekonomik yatırımların çevreye olumsuz etkilerinin ölçülmesi olarak düşünülürken zamanla tesislerin kurulmadan önce çevreye zararlarının faaliyet esnasında ortaya çıkabilecek zararlara karşı önlem almayı gerçekleştiren bir süreç olmuştur.ÇED'in öğeleri, geniş kapsamlılık, önleme ilkesi, alternatifleri belirleme, kesin sonuca varma, süreç olma ve teknik bir araç olmadır. Önleme ilkesiyle yatırımın çevreye olası zararları göz önünde bulundurularak faaliyetin başında önlem almak hedeflenir. Geniş kapsamlılık, yöntemin sadece gerçekleştirilmesi düşünülen faaliyetler için değil aynı zamanda plan proje düzeyinde de uygulanmasıdır. Hangi alternatifin çevreye olası zararlarının ne olacağının tahmini sayesinde doğru yer seçimi ve uygun teknoloji kullanımı konularında somut çalışmalar yapılarak çevre koruma etkinliklerinde başarılı sonuçların ortaya çıkması sağlanır. Raporda gerçekleştirilmesi düşünülen etkinlikler kesin karara vardırılır. Süreç olma ilk inceleme aşamasından denetime kadar geçen her aşama ÇED'in bir süreç olduğunu gösterir. Teknik araç olması ÇED sürecinde faaliyetin olası çevresel etkileri teknik olanaklarla belirlenmekle kalmayıp teknolojik araçlar kullanılarak önlemler belirlenip alternatifler oluşturulmaktadır.Türkiye'de geçmişten itibaren ÇED'in uygulanmasında çıkan sorunlar şu şekilde sıralanabilir:?Sürecin fazla uzun olması?Süreçte yetkililerin bilgi, deneyim eksikliği, personel yetersizliği gibi nedenlerle proje sahibini yeteri kadar bilgilendirmemesi?ÇED Raporlarında eksiklik ve yanlışlıkların bulunmasıUygulamadaki sorunlara çözüm önerisi olarak,?Sorunların temelindeki nedenleri iyi saptamak gerekir?Çevre ile kalkınma birlikte düşünülmeli, ele alınmalıdır.?ÇED sürecinin tarafsızlık ve bilimsellik temellerine uygun olması gerekir.? ÇED yatırımcıya külfet olarak görünmekte bunun için çevre yönetim alanı ve bu kapsamda ÇED için özendirici ekonomik araçların geliştirilmesine ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler:1)Çevresel Etki Değerlendirme2)Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme3)Çevresel Etki Değerlendirme Raporu
Çevre politikalarının yerel yönetimler üzerindeki etkisi: Çankaya Belediyesi örneği
Çevre sorunları dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de karşılaşılan temel sorunlar arasında yer almaktadır. Çevre sorunları her ne kadar yerel kaynaklı olsa da sonuçları itibariyle evrensel bir boyut kazanmaktadır. Ancak çevre sorunları yerel düzeyde ele alınmadıkça etkin politikaların uygulanması mümkün görülmemektedir. Yerel yönetimlerin çevre sorunlarının çözümünde etkin bir rol üstlenmesi bu konuda en doğru yaklaşım olacaktır. Hazırlanan bu tezde, Türkiye'de çevre politikalarının yerel yönetimlerin çevre ile ilgili faaliyetlerini nasıl yönlendirdiği incelenmeye çalışılmıştır. Çevre politikalarının birer uygulayıcısı olarak yerel yönetimler, çevre sorunlarına daha hızlı müdahale edebilme imkânına sahiptirler. Bu bakımdan yerel yönetimlerin çevre ile ilgili faaliyetleri çevre koruma noktasında önem kazanmaktadır. Teorik olarak ortaya koymaya çalıştığımız çevre politikalarının, yerel yönetimlerin çevre ile ilgili faaliyetleri üzerindeki etkisi pratik olarak Çankaya Belediyesi örneğinde değerlendirilmiştir. Çankaya Belediyesi' nin çevre ile ilgili olarak halka en çok sorumluluk yüklenen faaliyetleri bir alan araştırması ile saptanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler1.Çevre2.Çevre Politikaları3.Yerel Yönetimler4.Çankaya Belediyesi5.Çevre Yönetimi
Türkiye'de çevre politikasının dönüşümü: 1980-2006
Hazırlanan bu tezde, Türkiye'de 1980-2006 yılları arasında uygulanan çevre politikaları ve bu politikalarda yaşanan dönüşüm incelenmeye çalışılmıştır. 1982 Anayasa'sında doğrudan çevreyle ilgili bir maddeye yer verilmiş ve herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Başta 1983 yılında çıkarılan Çevre Kanunu olmak üzere çevre ile ilgili düzenleme yapan birçok kanun ve yönetmelik çıkarılmış, kalkınma planlarında çevre ile ilgili önemli düzenlemelere yer verilmiştir. Yapılan düzenlemeler incelendiğinde önceleri sadece kirliliği giderici politikalar benimsenirken, zaman içinde kirliliği önleyici ve sürdürülebilir kalkınma anlayışına uygun politikaların benimsendiği görülmektedir. Özellikle 2006 yılında çıkarılan 5491 sayılı yeni Çevre Kanunu bir dönüm noktası olmuştur. Kanunda sürdürülebilir kalkınma kavramının tanımı yapılmış ve önemi vurgulanmıştır. Ayrıca yine bu kanunla ceza müeyyideleri arttırılmış ve caydırıcı hale getirilmiştir. Ulusal alanda yapılan bu düzenlemelerin yanı sıra, uluslararası alanda da çevreyle ilgili birçok anlaşmaya taraf olunmuş ve bazı düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan tüm bu çalışmalardan çevre politikalarıyla ilgili olumlu bir değişimin yaşandığı görülmektedir. Ancak politika belirlemede sağlanan bu başarının politikaların hayata geçirilmesinde de yaşandığını söylemek pek mümkün değildir. Uygulamada birçok aksaklık yaşanmaktadır. Alınan kararlar ve hazırlanan düzenlemeler uygulamaya aktarılmalıdır. Çevreyi korumak için devlet, ilgili kurum kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmelidirler.Anahtar Kelimeler1.Çevre2.Çevre Politikası3.Çevre Kirliliği4.Sürdürülebilir Kalkınma5.Çevre ve Orman Bakanlığı
Çevre politikaları ekseninde bölgeler-arasıcılık: AB ve Orta Asya ülkeleri örneği
Bu tez çalışması, siyasi bölgelerin tarihsel emsallerini ve onu şekillendiren, çarpıtan hakim fikirleri keşfederek, bölgeler-arasıcılık adı verilen yeni bir etkileşim türünün doğasını ve çeşitli ekonomik, siyasi biçimlerini incelemektedir. Çalışmada tercih edilen karşılaştırmalı siyasal analiz, bölgesel ve bölgeler arası işbirliğine kalkışan ve kararsızlıkla bakmaya devam eden devlet aktörleriyle karşı karşıya kaldıklarında özel teşebbüs ve STK'ların zorlu rollerini de ortaya çıkarmaya yönelik olup uluslararası çevre politikası özelinde Orta Asya ve Avrupa Birliği örneklemi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Orta Asya çalışmaları, Asya-Avrupa ilişkileri ve uluslararası politik ekonomi ve çevre politikası tartışmaları zemininde; Doğu Asya ve Avrupa'da politika yapımında yer alan uygulayıcıların karşılaştırılmasına ulusaltı karşılaştırmalı siyasal analiz metoduyla gidilmiş olup bölgesel altsistemlerin etkileşimine yönelik modeline başvurulmuştur. Uluslararası bölgeler-arasıcılığın çevre politikalarındaki güncel seyrine ilişkin bir profil ortaya çıkarılmak istenmiştir. Orta Asya ve Avrupa Birliği için bölgeler arasıcılık yönünden ne gibi kazanımlar ve kaybedilen potansiyelin var olduğu da ortaya konulmuştur. AB'nin bizzat kendisinin etkin bir uluslararası bölgesel çevre politikası ortaya koymasındaki başarısının yanında, Orta Asya gibi iktisaden ve enerji işbirliği kanadında ortak zeminde buluşmak istediği bir diğer bölge üzerinde, çevre politikalarını kendine göre şekillendirmek ister tarzda olan yaklaşımı, bölge dışına yankı sağlayabilme tezi özelinde değerlendirilmiştir. AB'nin üçüncü ülkeleri ve dışarıdaki bölgeleri kendi siyaseti, ilişkileri ile kendini merkeze alan siyasetinin bir sonucu olarak etkileme gücüne ithafen olabildiğince açığa çıkarılmıştır. ASEM, CAREC gibi kuruluşların zirve, strateji ve işbirliği etkinlikleri ile strateji gündemlerinin yanı sıra AB-ASEAN ilişkileri, UNEP,CAS,USAID,GCA,CAEC, EEAS, WECOOP, RCEECA, Dünya Bankası ve BM'nin de desteklemiş olduğu UNECE ve PROGREEN oluşumlarının Orta Asya'daki etkinliği, aynı analiz yaklaşımı temel alınarak, çalışmada incelenmiştir.
Yapı ürünlerinin çevresel etkileri: Bütünleşik ürün politikası bağlamında bir irdeleme
Yapı ürünleri, hammaddenin elde ediminden yok edilmelerine kadar, yani yaşam döngüleri boyunca, çevreyi olumsuz yönde etkileyebilmektedirler. Yapı ürünleriyle ilişkili her paydaş gibi mimari tasarıma ve yapı ürünlerine ilişkin kararları bağlamında Mimarlar da bu etkilerin azaltılmasında sorumluluk sahibidirler. `Bütünleşik Ürün Politikası (BÜP) ürünlerin çevresel etkilerinin yaşam döngüsü boyunca, ilgili paydaşların işbirliği ile azaltılmasını amaçlamaktadır. BÜP'ün amacına ulaşması için uygulandığı her ülkede ekonomik, çevresel ve sosyal önceliklere göre şekillenen araçlar kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasında, Türkiye'de yapı ürünlerinin çevresel etkilerinin kontrolü ve azaltılması için BÜP'ün ilkeleri ve araçları kapsamında bir yöntem önerisi sunulmaktır. Yöntem, Türkiye'de yapı ürünlerini etkileyen, BÜP araçlarının eşdeğeri, araçların saptanması ve bu saptama sonucunda ortaya çıkan gereksinimlerin paydaş/araç ekseninde irdelenmesi prensibi üzerine kurulmuştur. İrdeleme sonuçları araç türleri (doğrudan düzenleyici, ekonomik, bilgilendirici ve sosyo kültürel) dikkate alınarak yorumlanmıştır.
Sürdürülebilir kalkınma bağlamında çevre sorunlarının önemi: Türkiye ve AB karşılaştırması
İnsanoğlu varoluşundan bu yana çevreyi etkileyerek yaşamını sürdürmüş, 18. Yüzyılda gerçekleştirilen Sanayi Devrimi ile birlikte insan kaynaklı çevresel etki boyut değiştirmeye başlamıştır. Sanayi Devrimi' nin getirdiği hızlı üretim ve tüketim kalıpları ile birlikte ortaya çıkan çevre sorunları 1970' li yıllara kadar hissedilir düzeylere ulaşmamış, 1970' li yıllarla beraber ozon tabakasının delinmesi gibi olgularla kendini göstermeye başlamıştır. Bu süreci takiben 1987 yılında yayınlanan "Brundtland Raporu" ile birlikte gündeme gelen "sürdürülebilir kalkınma" yaklaşımıyla çevre sorunlarının çözüme ulaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada, sürdürülebilir kalkınma bağlamında çevre ve çevre sorunlarının önemi vurgulanmış, Türkiye ve AB ülkelerinin sürdürülebilir kalkınmanın çevre boyutuna ağırlık verilerek karşılaştırması yapılmaya çalışılmıştır. Yapılan karşılaştırma ile birlikte Türkiye' nin sürdürülebilir kalkınmada AB ülkelerinin gerisinde olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte, AB ülkelerinin de tam olarak sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştiremediği anlaşılmış ve son yıllarda Türkiye ve AB ülkelerinin sürdürülebilir kalkınma için çaba sarf ettiği gözlenmiştir.
Çevresel Kuznets Eğrisinin test edilmesi: Türkiye ve küresel gelirden payı artan ülkelere yönelik panel veri analizi
Önemi hızla artan ekonomik büyüme ve çevre kavramları, günümüzde birbirini önemli seviyede etkiler durumdadır. Nitekim bu etki, bilimsel araştırmalara da konu olmuş ve bu nedenle ekonomi ve çevre ilişkisi üzerine çeşitli hipotezler geliştirilmiştir. Bu hipotezlerden biri de, araştırmanın temelini oluşturan Çevresel Kuznets Eğrisi (ÇKE) hipotezidir. Temelinde, Kuznets'in (1955) kişi başına gelir ve gelir adaletsizliği arasındaki ilişki bulunan Çevresel Kuznetsel Eğrisi kavramı ilk kez Panayotou (1993) tarafından çevre kirliliği ve ekonomik büyüme arasındaki ters U şeklindeki ilişkisini tanımlamak için kullanılmıştır. Ekonomik büyüme ve çevre kirliliği arasındaki ilişkinin bu adla adlandırılmasının nedeni, düşük seviyedeki gelirin gelir adaletsizliğini artırma eğilimine sahip olurken, yüksek seviyedeki gelirin bu adaletsizliği azaltma eğilimine girmesiyle ters U şeklini alan bir ilişkiyi ortaya koymasıdır. Küresel gelirden payı artan seçili 10 ülkede ÇKE hipotezinin geçerliliğinin test edildiği bu araştırmanın amacı, ekonomik gelişme ve çevre kirliliği faktörleri arasındaki ilişkinin analiz edilmesi ve kapsamda bu ülkelerde ÇKE hipotezinin geçerliliğinin test edilmesidir. Bu amaçla ÇKE hipotezinin analiz edilmesi için Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) ile karbondioksit emilimi ve elektrik tüketimi arasındaki ilişki ele alınmıştır. Analiz dört aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada serilerin durağanlığı panel birim kök testleri, ikinci aşamada parametreler arasında uzun dönemli ilişkinin varlığının araştırılması için panel eş bütünleşme testiyle, bu parametreler arasında nedensellik ilişkisinin araştırılması için nedensellik testi yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Çevresel Kuznets Eğrisi, Küresel Gelirden Payı Artan Ülkeler, Panel Veri Analizi.
Bir "yeni toplumsal hareket" olarak ekoloji hareketinin gelişimi ve ideolojik yönelimleri
Bu çalışmanın konusu, 1970'li yıllardan başlayarak Batı Avrupa'da ve Kuzey Amerika'da serpilip gelişen ekoloji hareketidir. Ekoloji hareketi burada, yeni toplumsal hareketlerin teorik çerçevesi içinde ele alınmaktadır. Ekolojik sorun ile toplumsal teori arasında bir bağ kurulmaya çalışılmaktadır. Çalışma giriş ve sonuç bölümleri dışında üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde ilk olarak çalışmaya yön veren temel kavramlar üzerinde durulmaktadır. İkinci olarak, ekolojik sorun, modernite ile ilişkilendirilmekte ve modernliğin getirdiği toplumsal, kültürel ve siyasal dönüşümlerle ekolojik sorunlar arasındaki bağlantının tespitine gayret gösterilmektedir. Birinci bölüm, çalışmaya teorik bir zemin oluşturması amacıyla yeni toplumsal hareketlere ayrılmıştır. Ekoloji hareketini de içeren yeni toplumsal hareketlerin doğuşuna yol açan toplumsal dönüşümler ile eski ve yeni hareketler arasındaki farklılıklar ele alındıktan sonra, toplumsal hareketlere yönelik yaklaşımlar genel hatlarıyla değerlendirilmektedir. Kuzey Amerika kökenli Kaynak Seferberliği Teorisi ve Batı Avrupa kaynaklı Yeni Toplumsal Hareketler Teorisi toplumsal hareketlerin incelenmesine getirdikleri yenilikler bağlamında ele alınmaktadır. İkinci bölüm, ekoloji hareketinin tarihsel gelişimine ve hareketin partileşme sürecine ayrılmıştır. 1970'li yıllarla birlikte ekolojik bilincin yükselmesine ve ekolojik muhalefetin radikalleşerek kitleselleşmesine yol açan toplumsal ve fikri gelişmeler ana hatlarıyla değerlendirilmektedir. Daha sonra Almanya, İngiltere ve Fransa örneklerinde ekoloji hareketinin yaşadığı partileşme süreci analiz edilmektedir. Genelde yeni toplumsal hareketlerin, özelde ise yeşil partilerin Batı Avrupa siyasetinde yarattığı dönüşümleri ifade etmek için kullanılan "yeni siyaset" kavramı üzerinde durularak yeşil siyasetin geleceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmaktadır.173 Üçüncü bölümde, radikal ekolojik düşünce içindeki ana akımlardan "derin ekoloji" ve "toplumsal ekoloji" incelenmektedir. Ekolojik düşüncenin kapsamlılığı ve kendi içindeki farklılaşması, bir bütün olarak ekolojik düşüncenin değerlendirilmesini neredeyse imkansız kılmaktadır. Bu iki akımın tercih edilmesinin nedeni, ekolojik düşünce içindeki bu farklılaşmayı göstermek bakımından işlevsel olmalarıdır. Çünkü derin ekoloji, daha çok bireyin iç dünyasına yönelen bir yaklaşıma sahipken, toplumsal ekoloji, ekolojik sorunu daha çok toplumsal örgütlenme tarzıyla ilişkili görmektedir.