Figure
90 theses under this subject heading
Ayfer Tunç'un öykülerinde baba figürünün etkileri
Türk edebiyatında 1980 sonrasının önemli yazarlarından Ayfer Tunç; roman, öykü ve yaşantı türlerindeki eserleriyle ön plana çıkmaktadır. Çağdaş bir yazar olarak son yıllarda yayımladığı romanlarıyla dikkat çeken Tunç, edebiyat dünyasına öyküleriyle adım atmıştır. İlk öykü kitabı Saklı ile 1989 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü'nü kazanması, bu türdeki başarısını göstermektedir. Öykülerinde yenilikçi bir üslup tercih eden yazar, kişilerini özenle seçmiş ve titizlikle işlemiştir. Bu anlamda bilinçli bir şekilde baba figürlerine temel çatışmayı tetikleyecek roller yüklemiştir. Çalışmada Ayfer Tunç'un öykülerinde, yer alan baba figürü incelenmiştir. Öykülerde baba figürünün psikolojik ve toplumsal açıdan sıkça yer aldığı tespit edilmiştir. Yazarın küçük yaşta babasını kaybetmesi, babasız büyümesi ve duyduğu özlem; iki otobiyografik öyküsünde kendi babasına genişçe yer vermesini sağlamıştır. Çalışmanın girişinde Tanzimat'tan günümüze dek uzanan Türk öykücülüğünün panoraması çizilmiştir. Böylelikle Türk öykücülüğünün geçirdiği değişimlere dikkat çekilmiştir. Birinci bölümünde yazarın hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında detaylı bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, yazarın beş öykü kitabında yer alan tüm öyküler özetlenmiştir. Yazarın tüm öykülerini topluca özetleyen bir çalışma bulunmadığından bu yola başvurulmuştur. Tüm öykülerinin özetlenmesiyle edebiyat bilimine katkı verildiği gibi kurgusunda baba figürünün bulunduğu öyküler ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde baba ve baba kimliğinin sözcük ve ıstılahı manaları açıklanmakta; babalığın toplumsal ve psikolojik temelleri sorgulanmaktadır. Aynı yerde baba kimliğinin dinî ve edebî metinlerde yer alış biçimine dikkat çekilmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Ayfer Tunç'un öykülerinde yer alan baba figürleri tasnif edilmiştir. Baba figürlerinin olay örgüsündeki otoritesi, psikolojik ve toplumsal yansımaları ve bunların öykülere etkileri ortaya çıkarılmaktadır.
Bezeme ve bezenen kadın figür kurgusu
Bezeme olgusu, içtepisel, duyusal alana hizmet eden işleviyle, doğayı taklit etme amaçlı, zanaat etkinliği ve sanatın ilk üslupsal niteliğidir. Bu üslupsal nitelik, Worringer'e göre inorganik, geometrik -çizgisel soyutlama üslubudur. İlkel insan hissettiği, duyumsadığı biçimiyle, bedeni dahil, tüm kullanım nesnelerini ve yaşam alanını bezekleme edimiyle anlamlı kılmış, sanatın, dinsel inancın temellerini de bu yolla var etmiştir. Doğu ve Batı ekolünde, sanat- din geleneğiyle yol alan, özü betimleyen bezeme/ minyatür ve ikonaların düzlemsel mekân algısı, soyut-çizgisel üslup olarak kendini var ederken, Oklid geometrisinin perspektif açılımıyla, Antik Yunan ve Rönesans sanatı, aklın ve bilimin ışığında görünür dünyayı betimleyerek üç boyutlu mekan algısını keşfetmiş, panteist içtenlik duyduğu, özdeşleyim içtepisiyle natüralist üslubun niteliğini oluşturmuştur. Araştırmada, tarih öncesinden günümüze her iki üslubu (soyut-çizgisel ve natüralist) içeren yapıtlara yer verilmesindeki neden, sanatın varlığına kaynak olan bezemenin önemini vurgulamaktır. Modernist söylemde ilkel, akıldışı ve işlevsiz bir öge olduğu yönünde değersiz kılınan bezemenin, çağdaş sanatta yeni bir söylemle dinamik, soyut, özü betimleyen sübjektif duyusal ve aynı zamanda ileri teknolojinin dijital tasarım teknikleriyle gelişen bir ifade biçimine dönüştüğü görülmektedir. Uygulama işlerinde kendiliğinden gelişen iki kategorik aşamada, bezemenin doğasıyla örtüşen özgün bir biçeme ulaşılmış, bilgisayar destekli teknolojinin olanaklarıyla, deneysel ve çoklu varyasyonlara ufuk açmıştır.
Semiha Berksoy'un figürlerinde kimlik arayışı
Semiha Berksoy neredeyse bir asır dolu dolu geçen sanat yaşamıyla modern ve çağdaş Türk sanatının en önemli isimlerinden birisidir. Türkiye'nin ilk kadın opera sanatçısı olmasının yanı sıra tiyatro, edebiyat, sinema ve görsel sanat gibi farklı disiplinlerde de pek çok işe imza atmıştır. Tüm disiplinleri birbirine bağlayan gesamkunstwerk (tümel sanat) felsefesiyle sanat yapmıştır. Görsel sanatlarda hiçbir sanat topluluğuna ve akıma ait olmadan kendi yörüngesinde, üslup sorunu çekmeden, sanatın merkezine kendini alarak özgün bir üretim dili geliştirmiştir. Buradan hareketle tematik ve kategorik bir incelemenin yolunu açacak ortak imgeler kullanmıştır. Semiha Berksoy'un resimlerindeki imgelerin kaynağını anlamak ve bunların kullanımını değerlendirmek için eserlerin dışına çıkmak, anlam dünyasına girmek gerekmektedir. Zira kendi kişisel hayatından taşan imgelerin kaynağı anlaşıldığında portre ve otoportelerindeki anlamlar bulunmuş olur. Bu çalışmada resimlerin incelemesi yapılırken yanlış veya öznel saptamalara gidilmemesi ve imgelerin doğru kaynağına ulaşmak adına sanatçının biyografisi referans alınarak "sanatçıya dönük eleştiri" metodundan yararlanılmıştır. Sanatçının ailesine, yaşadığı yerlere, yakın çevresine ve onu besleyen tüm yaşam detaylarına dair detaylı bir okuma yapılarak bu kaynaklar çeşitlendirilmiştir. Ressam kimliğini bilimsel bir biçimde ortaya koymak adına sanatçının hayatı ve diğer sanat dallarındaki kariyeri de farklı başlıklar altında incelenmiştir.
Türklerde ikonografi (hayvan üslubu) ve grafik tasarımında uygulanması
Sanat Tarihi'nin en önemli dallarından biri olan İkonografi, toplumların ilk oluşmaya başladığı dönemlerden itibaren kullanılmıştır. İnsanların inançlarını, gündelik hayatlarını, ritüellerini resme, sembollere ve figürlere yansıtması bir iletişim aracı haline gelmiş ve etkileri günümüze kadar uzanmıştır. Grafik tasarım ise, bir mesaj iletmek, bir görsel ortaya çıkarıp geliştirmek ya da bir fikri veya düşünceyi bir görsel haline getirmek gibi konuları içeren bir sanat dalıdır. Bu iki dal, birbiri ile iç içedir. Bu çalışmada, ikonografi sanatının grafik tasarımında uygulanması konusu, geçmişten günümüze uzanan bir süreçle birlikte anlatılmıştır. Toplam iki bölümden oluşan tezin birinci bölümünde ikonografi ile ilgili bilgiler verilmiş ve özellikle Türk ikonografisinde yaygın olarak kullanılan pek çok hayvan figürü detaylı olarak anlatılmıştır. Tezin asıl konusunu kapsayan ikinci bölümde ise grafik tasarımın ana araçlarından biri olan logonun tanımı yapılmış ve birinci bölümde anlatılan ikonografik figürlerin günümüz logolarına uyarlanması hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Logoların görselleri, açıklamaları ile birlikte kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkonografi, Sembol, Figür, Grafik, Logo
Klasik Dönem Ege dünyasında serpens (yılan) figürü
Bu çalışmada serpens/yılan arkeolojik bir figür ve bir kült öznesi olarak tarihsel akış içinde sembolik ve kavramsal açılardan ele alınmıştır. Öncelikle Mezopotamya ve Hitit gibi medeniyetlerindeki mitoslara ve arkeolojik bulgulara değinilmiş daha sonra, klasik dönemde özellikle Ege dünyasına ait kült geleneğinde serpens olgusu arkeolojik veriler, mitoslar ve yazılı kaynaklar doğrultusunda incelenmiştir. Yılan, bazı toplumlarda kötülüğün simgesi, bazı toplumlarda ise şifa olabilen özellikleriyle tanrısal bir hayvan olarak belirmiştir. Yılan, Sümerlerden Hititlere; çeşitli öykülere konu olmuş, ayrıca Anadolu, Yunan ve Roma gibi birçok farklı antik toplumda mitolojinin önde gelen figürleri arasında yerini almıştır. Neolitik dönemden itibaren en çok kullanılan sembollerden biri olan yılan, Önasya kültürlerinde tanrı, tanrıça ve hükümdarlarla ilişkilendirilmiş, Antik Yunan'da ise sağlıkla özdeşleştirilmiş, başta Asklepios olmak üzere Olympos tanrılarının da içinde olduğu, Zeus gibi, çok sayıda tanrı ve kahramanın atribütü şeklinde betimlemelerde kullanılmıştır. Yılan figürünün anlamı ve niteliği ilişkili olduğu ilah ya da kahramanın özelliğine göre farklılık yansıtır. Bu anlamda temsil ettiği figüre bağlı olarak ölüm, güç, şiddet, bolluk bereket ya da sağaltıcı (iyileştirici) nitelikleri ile karşımıza çıkar. Yılanın, antik dönemde farklı inanışlar çerçevesinde değişen anlamları ve sembolleri arkeolojik ikonografide zenginleşen bir malzeme ve çözümleme alanına olanak sağlamıştır. Bu bağlamda ölümsüzlük, şifa, koruyuculuk, korkutuculuk, iyilik-kötülük ve öteki dünya kavramları ile sembolik bir ilişki içinde algılanan serpens'in en az insanlık tarihi kadar eski olan varoluş sürecinde, her çeşit arkeolojik malzemedeki betimlemeleri bu çalışmada ele alınmıştır.
Kuş figürlü Osmanlı mangırlarının seramik form ve yüzeylerde yorumları
Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında basılıp kullanılan mangır olarak adlandırılan bakır paralar, üzerlerindeki sultan adları, sultan mühürleri, hayvan figürleri, nakış desenlerinin bulunduğu pullar çok çeşitli çalışma alanları sunmaktadır. Osmanlı Devleti'nde kuş figürü, gücü, kuvveti ve kudreti temsil ettiği için çok önemli ve özeldir. Kuş betimlemeleri, mimaride, minyatürde, tezhipte, el sanatlarında, süslemede, seramik sanatında ve hatta günlük hayatta kullandıkları paraların üzerinde kullanılmıştır. Kuş Figürlü Osmanlı Mangırları, arkeoloji ve nümismatik alanında yaşanan gelişmelerle günümüze dek ulaşabilmiş ve az sayıdaki parça koleksiyonerler aracılığıyla belli başlı müzelerde sergilenmektedir. Osmanlı bakır paralarından olan mangırlar, hem kültürel bakımdan önemli bir değere sahip olup hem de doku bakımından oldukça zengin parçalardır. Bu çalışmada, Osmanlı mangırları üzerinde yer alan kuş figürleri ve desenler yeniden yorumlanarak seramik form ve yüzeylerde kullanılmıştır. Uygulamalarda, seramik sanatında kullanılan çeşitli şekillendirme ve dekorlama teknikleri kullanılmış özgün sonuçlar elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bakır, Kuş, Mangır, Para, Seramik
Uyku
İnsanın kendinde ve doğada yarattığı tahribat ile gelişen "uyma ve statü" kaygısının uyku metaforu üzerinden ifade edilmesi amaçlanmış, tasarım mekanları içerisinde güçsüzleşen ve biçimlenen bedenin "uyuyan insan" formu uyku kavramı ile bütünleşmiştir. Özgür hareket alanı olarak sunulan her yerde gözleniyor olmak, bedene ve zihne müdahale ile (ceza, tedavi yöntemleri, mahremiyet ihlali, statü kaygısı, okul, iş hayatı) günümüzde robotlaşan hayatı destekleyen yaşam, merkezinde uyku olan modern dünya tasvirleri olarak çalışmaların içeriğini oluşturmaktadır. Carl Gustav Jung'ın bahsettiği "kişiliğimizle olan ilişkimizin modern dünyadaki kaybı" bedende uykulu ve ölü kimlikler olarak tanımlanmıştır. Günlük yaşantının rutin eylemleri içerisinden seçilen "dış mekanda uyuya kalan" insanların izlenim notları ile kaydedilmesi, çalışmanın ve araştırmanın kaynağını oluşturmaktadır. Bu kaynaklar oluşturulurken ev dışı sosyal alanlarda uyuyakalan insanlar uzun süre izlenmiş, görsel notlardan referansla asıl çalışmalar ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sürecinde uyku kavramı, bedeni himayesine alan yaşam biçimlerine hizmet eden yeni yaşam alanlarında yer bulmuştur. Dış uyaranlara karşı bilincin kendini kapattığı, diğer yönüyle olup biteni görmezden gelen kitleler bütünü bireyin kendisi tarafından da izlenebilecek formlara dönüşmektedir. Eric From'un "Robotsu uydumculuk" olarak tanımladığı bu süreç, kontrol mekanizmalarına hizmet eden mekanlarda biçimlenen bedenin aynı zamanda zihinsel bir uyku halidir. Bedenin ve fikirlerin siyasal kuşatılması, bu kuşatmaya karşı eylem ve eylemsizliklerin, soyutlanmış ya da soyut kurgu mekanlarla bir araya getirilerek birey-dünya ilişkisi tasvirleri oluşturulmuştur. Gözlem ve izlenim notları ile gelişen araştırma, resim, heykel ve ortam odaklı deneysel sanat çalışmaları, yazılı-görsel veri oluşturma süreci ile birlikte ifadeyi destekleyecek kurgularla sunulmuştur. Uyku kavramı ayrıca mecaz anlatımları, sanat tarihi, mitoloji ve modern dünyada ki yeriyle de ele alınmış, gün içerisinde izlenen bedenin "hal" ve "an" betimlemeleri, anlık figür formunu ele alan sanatçıların eserlerinden örnekler ve konuların incelenmesi ile ilişkilendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uyku, mekan, beden, figür, form.
Resimde ifadeye yansıyan gizli erotizm
Toplumsal ve kültürel anlamda bir iletişim aracı olan figüratif resim sanatında, sanat tarihinin başlarından bu yana ifade, beden, cinsellik ve erotizm kavramları bir anlatım biçimi olarak ortaya koyulmuştur. Bu araştırma kapsamında figürlerin erotik çizgideki bedensel hareketleri ile ifadeleri biçimsel olarak incelenmeye çalışılıp, insanın cinsel anlamda, hayvani güdülerinden uzaklaşıp, estetize edilmiş erotik ifade biçimlerine değinilmektedir. Sanat tarihinde önemli bir mesele olan kadın vücudu yüz yıllar boyu tartışmalı bir sürece maruz kalmış, bedende mükemmele ve eşsizliğe ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çeşitli sanatçıların kadın bedenine ve ifadelerine yaklaşımları incelenmiş; güzel olanın ne olduğuyla birlikte, ortaya çıkarılan eserlerin verdiği duygu durumları ele alınmıştır. Yaratılan her bir eserde, biçimsel ve estetik değerler gözlenip, erotizmin, insanı kıştırtan, hüzünlü ve tekinsiz yanları özellikle yüzde ve bedende gözlemlenmiştir. Sanatçılar eserlerinde gerçeği bulmayı ve resmetmeyi amaçlar. Erotizm insanlığın en saf halindeki gerçekliğidir. İnsanoğlunun yalnızlığa karşı olan bir tür zaafı vardır ve bunu aşmak için cinsel dürtülerini su yüzüne çıkarmaktadır. İkili ilişkilerde arzuladığı hisleri ortaya koyan insanoğlu bunu birbirine yasak meyveyi vererek başlatır ve bu cinsel dürtüler tarih boyunca evrilip sürer. Bu süreçte sürekli olarak baskı gören çıplak ve nü'ler sanat tarihinden hiçbir zaman silinememiştir. Öyle ki, bu baskılara karşı da, her zaman bir tür tepki olarak ayakta kalmıştır. Çıplaklık, araç olarak kullandığı kadın figürünü, estetik ve toplumsal anlamda bir simge haline getirmiş, cinselliğin üremekten bağımsız olarak görülmesine ve seyredilmesine aracı olmuştur. Aşkın, yaşamın ve ölümün izini bir arada barındıran çıplak ve nü, ekspresyonizmden romantizme birçok akımda kullanılmıştır ve insanın içinde bulunduğu dehşeti, hüznü ve korkularını dile getirmiştir. Sanatta, sonsuzluğa uzanan bir kapı açan erotizm, çıplağı bir simge haline getirmiştir. Anahtar sözcükler: Figür, portre, ifade, cinsellik, erotizm, beden, resim, sanat
At figürü üzerine artistik uygulamalar
Sanat tarihinde hayvan figürü sanatçıların kendilerini ifade etmesinde vazgeçemedikleri bir konu olmuştur. At formu geçmişten günümüze sosyal ve kültürel mirasımızda yer edinmiştir. Bireyin kendini anlatmada özdeşleştirdiği at formunda birçok simgesel güçlü anlamlar saklıdır. Başta özgürlük, kahramanlık, çeviklik, atılganlık, dostluk ve estetik çizgiler olduğundan, zengin ifade sembollerini barındırmaktadır. Bu zengin sembolleri kullanarak kişi kendini sanat yoluyla ifade edebilir. Ülkemiz seramik sanatında at konusu çok çeşitli şekillerde ele alınmış olabilir. At formu bu çalışmada düşünsel özgürlükle özdeşleştiği için seçilmiştir. Seramiğin plastikliği ile atın estetik duruşu eşsiz varyasyonlara yol açmaktadır. Anılarda atla olan karşılaşmalar tasarımların itici gücü oldu. Eserler mitoloji, gelenek-görenek ve at simgesinin yarattığı öznel duygularla şekillendirildi. Bu çalışmada; malzemenin sınırsız olanaklarını değerlendirme çabası, at formlarındaki döngü, içindeki savrulma ve her an ileri atılma eylemi ve bireyin kendi içindeki özgür olma arayışıyla birleşti. Birey olarak benim varoluş sürecim; sanat yoluyla özümde kendimi arayıp bulma hikayem ile ilişkilidir.
Anime karakterlerinin seramik bünyelerde yorumlanması
Sanat çalışma raporunun birinci bölümünde; Animasyon ve animenin tanımı yapılarak anlatılmaktadır. Günümüz çizgi sinemasının başlangıçtan bugüne dek devamlılığının sağlanıyor olması, canlandırma sanatının en önemli görsel unsurlardan biri olduğunun sonucudur. Norman MCLAREN, Winsor MCCAY, Emile COHL'un canlandırma sinemasına yapmış oldukları yenilik ve katkılarından bahsedilen ikinci bölümde; Walt Disney ve karakterlerinin, Conan the Barbarian (Barbar Conan)'ın gelişim süreçleri ele alınmıştır. ''Animasyon ve Çizgi Filmin Türkiye' deki Tarihi Gelişimi'' adlı üçüncü bölümde; Türkiye' deki Animasyon sanatının gelişimine katkıda bulanan sanatçılar ve yapmış oldukları çalışmalar örnekler verilerek araştırılmıştır. ''Seramik/Animasyon ilişkisi ve çalışan sanatçılar'' adlı dördünce bölümde; canlandırma sanatını seramik form ve bünyelerden faydalanarak aktaran sanatçılardan bahsedilmiştir. Kişisel seramik uygulamalarının bulunduğu altıncı bölümde; üç boyutlu seramik figürler ile kullanılan kaidelerde çizgisel devamlılığa yer verilerek anlatılmak istenen yaşamsal döngü ve hikayeler ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Animasyon, canlandırma, çizgi, devamlılık-tamamlama, seramik
Kadın bedeninin mekân olarak seramik malzemeyle yorumlanması
Mekân ve beden kavramlarının karşılıklı ilişkisi sanat çalışması raporunun odak noktasıdır. Mekân ve beden kavramlarının ilişkisi üzerinden, mekân olarak kadın bedeni imgesi irdelenmektedir. Mekân kavramının sanat ile ilişkisi yanı sıra kişisel bellekteki mekâna doğru genişlemektedir. İlk çağlarda figürinlerle görünür olan kadın bedeni, güncel çalışmalarla mekân ve bedeni problem edinen sanatçılar incelenmiştir. Yapılan araştırmalar ve kişisel uygulamalarda, kadın bedeni bir mekân olarak yorumlanmaktadır. Mimari bir unsur olarak görülen mekân, içerisinde bedeni barındırmaktadır. Kadın bedeni ise tensel bir mekân olarak ifade edebileceğimiz üretken bir yapıdır. Bu bağlamda araştırma, mekânın ve bedenin fiziksel tanımlarıyla sınırlandırılamayan ve karşılıklı ilişkileri kişinin hafızasında yeniden üretildiği fikri üzerine kuruludur. Anahtar Sözcükler: Beden, kadın, mekân, seramik, mekân üretimi, figürin
Türk yüksek baskı resim sanatında figür
Baskı resim sanatının tarihi Milattan öncelere dayansa da ilk baskı ile yapılan resimlere Rönesans Döneminde Almanya'da rastlandığı bilinmektedir. Rönesans dönemine kadar uzanan ahşap baskı sanatı, sanatçılar tarafından yazı ve resimler için kullanılmıştır. Ahşap baskı sanatının gelişiminde önemli bir rolü olan, matbaanın kurucusu ve tipografinin mucidi Johannes Gutenberg'dir. Sanatçılardan önemli bir isim ise Albrecht Dürer'dir. Ahşap baskının gelişmesiyle birlikte baskı işleri kolaylaşıp, ağır ilerleyen baskı işi hız kazanmıştır. Yazıların hızlı basımı, kitapların çoğaltılmasına olanak sağlamıştır. Bu da daha çok kişiye ulaşımı ve okuma imkânını sağlamaktadır. Baskı resim sanatının avantajlarından biri olan çoğaltma işlemi, metin içerisine yerleştirilen ya da farklı amaçlarla kullanılan görsellerin değişime uğramadan seri baskılarda kullanımına da olanak tanımıştır. Yüzyıllar geçtikçe farklı tekniklerin de ilavesi ile baskı resim yapma işi Dünya'nın her tarafında ilgi görmüştür. 20. yüzyıla gelindiğinde özellikle Avrupa'daki türeyen Modern Sanat akımlarının da baskı resimden yararlandığı görülmüştür. Türkiye'de baskı resim süreci 18. yüzyılda başlar. İbrahim Müteferrika ile ilk baskı resim girişimlerinin başlaması, sonrasında Sanayi-i Nefise Okulunda baskı atölyesinin kurulması ve bunları diğer kurumların takip etmesi ile birlikte, özellikle Türk Yüksek Eğitim okullarında baskı resim sanatı gelişme göstermiştir. Bu okullardan yetişen ressamlar ve akademisyenler memleketin her bir yanına dağılarak baskı resim sanatlarının öğretilmesini ve geliştirilmesini sağlamışlardır. Son 20 yıl içinde özellikle uluslararası ve ulusal çaptaki baskı resim dallarında yapılan bienaller, yarışmalar vb. faaliyetlerin yanı sıra açılan müzeler de baskı sanatlarına olan ilgiyi arttırmıştır. Günümüzde deneysel baskı resim yapan sanatçılar ile özellikle figür resmine farklı bir bakış da getirilmiştir. "Türk Yüksek Baskı Resim Sanatında Figür" adlı çalışmamın giriş bölümünde araştırmanın konusu ve problemi, amacı, önemi, sınırlılığı, yöntemi ve evren örneklemi anlatılmıştır. Kavramsal Çerçeve Bölümünde Yüksek Baskı Resim Sanatının Tarihi Gelişimi ve Teknikleri değerlendirilmiştir. Bulgular ve Yorumlar Bölümünde Türkiye'de yüksek baskı resim tekniği ile figür çalışan sanatçılardan Turgut Zaim, Muammer Bakır, Mustafa Aslıer, Nevzat Akoral, Mürşide İçmeli, Ercan Gülen, Gören Bulut, Yunus Güneş, Hasan Kıran ve Ejmel Yalçıntaş'ın 3'er adet eserine yer verilip değerlendirilmiştir. Uygulama çalışmaları bölümünde ise bu tez kapsamında uygulama yapılma gerekliliğine değinilmiş ve Nimet Kaymaz'ın Yüksek baskı resim sanatında yapmış olduğu 10 adet çalışması ele alınarak figürlü eserleri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sanat, Resim, Baskı Resim, Ağaç Baskı, Linolyum, Avrupa, Türkiye
Resim sanatında uçak figürü
Yüzyıllardır insanoğlunun ilgisini çeken en büyük eylemlerden biri 'uçmak' olmuştur. Uçma isteği, kimi zaman insanların hayallerini süslemiş, kimi zaman ise uçma eylemini gerçekleştirme planlarını kurdurmuştur. Sonunda insanoğlu birçok farklı alet yaparak uçmak isteğini eyleme dönüştürmeyi başarmıştır. Özellikle son yüzyılda yapılan uçma eylemleri sayesinde şehirler, ülkeler arası havadan yolculuk çok ileri boyutlara taşınmış, uzay araştırmaları alanında yapılan uçma eylemleri sayesinde gezegenler ve uzay hakkında bilgilere ulaşılmıştır. Gelecekte hava yolu ile bireysel ulaşım isteği yeni uçuş eylemlerini de beraberinde getirecektir. Tarihi süreç içerisine bakıldığında Müslüman alimlerden Abbas İbn Firnas'ın uçuş çalışmaları yaptığı, Osmanlı Dönemi'nde Hezarfen Ahmet Çelebi'nin kollarına kendi tasarladığı kanatları takarak Galata Kulesi'nden Üsküdar'a kadar uçtuğu, Lagari Hasan Çelebi'nin kendi tasarladığı roket ile bir süre havada kalmayı başardığı görülmüştür. 20. yüzyılın başlarında da Vecihi Hürkuş, Emrullah Ali Yıldız, Nuri Demirağ ve Baykar Bayraktar uçak ve havadan ulaşım konusunda kayda değer gelişmelere katkı sağlamışlardır. Dünya ülkelerinde de uçma düşüncesi çok sayıda kişi tarafından eyleme dönüştürülmüştür. Rönesans Dönemi sanatçısı Leonardo Da Vinci kuşların uçuş şekillerinden ve kanatlarından yola çıkarak uçma konusunda tasarımlar yapmış, Otto Lilienthal uçuş çalışmalarında bulunmuş, 20. yüzyılın başlarında Wright Kardeşler ilk motorlu uçağı üreterek uçmayı başarmışlardır. Uçma isteği bilimsel gelişmelerle eyleme dönmeye başladıkça, sanatçılar tarafından da sanat yapıtlarında konu edilmeye başlamıştır. Leonardo Da Vinci'nin uçuş konulu çizimleri kayda değer ilk sanatsal çizimler olmuş, motorlu uçakların üretilmesi ve özellikle 1. Dünya Savaşında ve 2. Dünya Savaşında savaş uçaklarının kullanılması sürecinde ressamlar tarafından tuvallerde uçak figürleri yer almaya başlamıştır. Yolcu taşımacılığının toplumun çoğunluğunun hayatında yer almaya başlaması ile beraber hava taşıtları da toplum arasında ilgi odağı olmuştur. Bu gelişmelerden sanatçılar da doğal olarak etkilenmişlerdir. Resim sanatında da uçma düşüncesi ve uçak figürleri oldukça yer almıştır. Resim sanatında uçma ve uçak figürünün yer aldığı eserleri günümüzde bir araya toplama gereği duyulmuş ve konu ile ilgili olarak bu tez çalışması ortaya çıkarılmıştır. Bu kapsamda konu ile ilgili yapılan çalışmalar araştırılarak bir araya getirilmiş, çalışma dahilinde yorumlanmıştır. Ayrıca konu ile ilgili uygulama çalışmaları da yapılmıştır. "Resim Sanatında Uçak Figürü" adlı bu tez çalışmasında Giriş bölümünde tezin konusu, amacı, önemi, sınırlılığı ve yöntemi verilmiştir. Kavramsal Çerçeve bölümünde kaynaklardan yararlanılarak uçma isteğinin uçma eylemine dönüşünün tarihi sürecinden bahsedilmiş, uçma eyleminin gelişimi anlatılmış, Rönesans Döneminden başlayıp Leonardo Da Vinci'nin çalışmalarıyla devam eden ve 20. yüzyılda Empresyonizm başta olmak üzere, Fütürizm, Dadaizm, Süprematizm, Sürrealizm, Soyut Ekspresyonizm, Soyut Sanat, Pop Art Sanat akımlarında ve Çağdaş Sanat sürecinde sanatçılar tarafından uçma konusunda yapılan çalışmalardan bahsedilmiştir. Bulgular ve Yorumlar Bölümünde ise yapıtlarında uçak figürü kullanan Batı Resim Sanatında Gerardo Dottori, Sonia Delaunay, Roy Lichenstein, Anselm Keifer ve Philippe Vercellotti, Türk Resim Sanatında Mehmet Gürbüz Gürer, Murat Ilgın, Osman Törer, Barış Sarıbaş ve Nihat Evren Derman'ın yapıtlarında yer alan uçak figürü sanatsal olarak ele alınarak değerlendirilmiştir. Uygulama Çalışmaları adlı son bölümde ise tez konusu kapsamına giren çalışmalar ele alınarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uçmak, Uçak, Resim, Sanat.
1980 sonrası batı resminde figür ve mekân
Bu eser metninde öncelikle mekân kavramı üzerine durulmuştur. Tarih öncesinden modernizme dek akımlar ve üsluplar bazında figür ve mekân kullanımına genel olarak değinilmiştir. Modernizm ile derinlik kazanmaya başlayan çalışmada 20. Yüzyılın ilk yarısı genel itibari ile ele alınmıştır. 1960'lı yıllarda modernizmden postmodernizme geçiş süreci incelenmiş, günümüz sanatçılarının önde gelen figüratif eserleri mercek altına alınmıştır. Zaman içinde geçişler yapılmış, özellikle 80'li yılları yaratan 60'larda soyut ve figüratif çatışmasının eridiği yeni figürasyon sergilerine, Londra Okulu'na ve 80'ler bazında Yeni Dışavurumculuğa ağırlık verilerek gerek bir akım içinde, gerek bireysel çalışan sanatçıların çağdaş eserleri incelenmiştir. Ayrıca 90'lı yıllarda Leipzig'de eğitim gören sanatçıların 2000'lerde ortaya çıkmasıyla gündeme gelen Leipzig Okulu ve son dönemlerde figüratif resimde görünür olan farklı ülkelerden sanatçıların uluslararası karma sergileri etrafında biçimlenen çalışmada, günümüz sanatçıları seçtikleri konular göz önüne alınarak belirli kategorilerde incelenmiştir. Bu bağlamda bir çok önemli sanat manifestosu, sanatçıların kendi söylemleri, inisiyatifler, okullar ve bunları takip eden sergiler, oluşumlar ve yayınlardan faydalanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Figür, Mekân, Çağdaş Sanat, Postmodern, Resim
Öznenin inşası bağlamında şeytan figürü ve müzik diline etkisi
Şeytan figürü tarihsel serüveni boyunca topluluk tarafından belirlenen öznenin sınırları ötesindekileri temsil eder. Bu öznenin gereklilikleri ise her topluluğun kendini var ederken kurduğu epistemeye göre değişir ve bu doğrultuda kurduğu değer sisteminin dışında kalanlar üzerinden belirlenir. Bu bağlamda Şeytan hiçbir zaman bağımsız bir figür değil, özne üzerinden belirlenmiş ötekinin temsili olma özelliği taşır. Bu özelliği dolayısıyla felsefi, edebi, dramatik ve müzikal açıdan öznenin ve öznelliğin tarihindeki güç ilişkilerini açığa çıkarır. Ortaçağ'da yalnızca belirli bir sınıf tarafından bilinen kutsal dil üzerinden aktarılan bilgi, bu sınıfın kurduğu değer sistemini denetlenemez ve sorgulanamaz kılar. Bunu yapanlar ise Şeytan ile bağdaştırılıyor ve müzik dilinin bir parçası olduğuna inanılan göksel armonide kendine yer edinemez. Hildegard von Bingen'in Ordo Virtutum'unda bu anlayışın uzantısı olarak Şeytan, konuşan ama şarkı söyleyemeyen, canavarsı bir figür olarak karşımıza çıkar. Reform döneminden itibaren dinin rasyonelleşen diliyle birlikte Şeytan'a dair söylem gittikçe irrasyonelliğe yönelmeye başlar ve müziğin rasyonelleşen dilinde akla hitap etmeyenle, yani hazla ilişkilendirilir. Moderniteye başkaldıran romantik düşüncede ise Şeytan, ironinin müzikal karşılığı hâline gelerek tüm kabul edilmişleri yıkan bir güç hâline gelir. Franz Liszt'in Faust Senfonisi'ndeki müzikal fikir üretmeyen ancak varolanları yok eden Mefistofeles bu anlayışın en belirgin müzikal yansımalarından biri olarak kabul edilebilir. Bu bilgiler ışığında Şeytan'ın tarihine öznenin inşa edilişi bağlamında bakıldığı zaman, yeni bir kimlik belirlendiği, sınırların yeniden çizildiği Eski ve Yeni Ahit arası, Yeni Ahit sonrası Hristiyan cemaatinin kuruluşu, Reform dönemi gibi toplumsal kriz dönemlerine veya Romantik düşüncede olduğu gibi kurulu düzene başkaldırılan dönemlerde Şeytan'ın özelikle başvurulan bir figür olduğu görülür. Bununla birlikte Şeytan'ın hem kurulu düzenin savunucuları hem de başkaldıranları tarafından başvurulan bir figür olması, Şeytan'ın gelenekten bağımsızlaşarak simgesel anlamda farklı anlamlar kazandığını da gösterir. Yüzyıllar içerisinde ötekilik üzerinden beslenen Şeytan figürü, kazandığı zengin malzeme sayesinde öyle güçlenir ki dini bağlamdan tamamıyla özerk bir şekilde öznelerin imgeleminde kendine yer edinmeyi başarır. Bu çalışmada literatür taraması ve seçilmiş eserlerin analizleri çerçevesinde oluşturulan öznenin tarihine dair öteki üzerinden sunulan bakış göstermektedir ki; Şeytan figürünün tarihi, topluluğun niteliği ne kadar değişirse değişsin genellikle kontrol edilemediği için tehlikeli görülen bilginin, kontrolün ve hazzın libidosu motifi merkezinde gelişmektedir.
Selçuklu çini ve seramiklerindeki fantastik figürlerden günümüze çağdaş uyarlamalar
Fantastik figürler, insanların doğaya karşı verdikleri mücadelelerden, düşmanlardan veya felaketlerden korunmak için hayal güçlerinin etkileriyle oluşturdukları doğaüstü tılsımlı yaratıklardır. Bu figürler, insanların hayal güçlerinin etkilerini taşıdığı gibi aynı zamanda doğada var olan vahşi hayvanların güçlü özelliklerini de barındırmaktadır. Fantastik figürlerin fiziksel özellikleri incelendiğinde ise insan başlı ve hayvan gövdeli veya farklı vahşi hayvanların uzuvlarından bir araya gelen melez bedenleri vardır. Farklı türlerin birleşiminden oluşan hibrit veya bileşik karakterli fantastik figürler, geçmişten günümüze pek çok kültüre ait sanat eserlerinde ve ikonografik sahnelerde karşımıza çıkmaktadır. Fantastik figürlerin gelişim süreci, Selçuklu coğrafyasındaki sanat eserlerinde de sıkça görülmektedir. Özellikle 11- 13.Yüzyıl Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Dönemi çini ve seramik eserlerde sfenks, grifon, siren (harpi) ve ejder figürlerinin tasvir edildiği bilinmektedir. Fantastik figürler taşıdıkları uğurlu anlamları bulundukları kompozisyonlar içerisine yansıtmıştır. Kompozisyonlar içerisinde fantastik figürler, eserlerde tek başına tasvir edildikleri gibi çeşitli ikonografilerde de yer alarak farklı sahnelerin oluşmasına katkıda bulunmuş ve bunun yanı sıra üç boyutlu figürinler olarak da karşımıza çıkmıştır. Tek başına fantastik yaratıkların tasvir edildiği kompozisyonlarda bu tılsımlı figürler, çoğunlukla formların merkezinde resmedilmiştir. Bunun yanı sıra fantastik figürler, ikonografik sahnelerdeki farklı kompozisyonlara da dâhil olup tılsımlı özelliklerini esere yansıtmıştır. İkonografik sahneler arasında hükümdar ve taht, avcı ve süvari, orman temalı av, müzisyen ve eğlence tasvirli kompozisyonlarda fantastik figürler boy göstermiştir. Ayrıca fantastik figürler, bazı kompozisyonlarda astroloji ve burçlar kuşağı gibi birçok temaya göndermeler yaparak çeşitli sembolik anlatımların oluşumunu sağlamıştır. Bugün dünya çapındaki önemli müzelerin ve özel koleksiyonların içerisinde yer alan eserlerde, fantastik figürlerin bulunduğu örneklere rastlanmaktadır. İncelenen çini ve seramik eserler ışığında oluşturulan katalog çalışmasında, fantastik figürlerin tasvir edildiği örnekler üzerinde birçok farklı teknikte ve formda üretim olduğu görülmektedir. Çeşitli çini ve seramik eserler üzerinde gözlemlenen fantastik figürlerin, stilizasyon, tema, kompozisyon ve sahneleme çalışmaları incelenip değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda fantastik figürler, özgün bir desen tasarımına dâhil edilip eser çalışması gerçekleştirilmiştir. Çini panoya ve seramik forma uygun bir şekilde hazırlanmış fantastik figürlü desenler, sır altı tekniğinde uygulanıp fırınlanmıştır. Böylece fantastik figürler üzerine odaklanan eser metni çalışması, katalog çalışması ve özgün bir eser tasarımı süreciyle beraber tamamlanmıştır.
Anadolu yazma ve yemenilerinin figürlerle birlikte resimsel çözümlemesi
Bu çalışmada, Yirminci Yüzyıl Resim Sanatında figür konusuna değinilmiş ve bu konu üzerinde çalışan ressamların figürlerinde kullandıkları soyutlamacı yaklaşımlar örneklerle incelenmiştir. Modern Sanatta meydana gelen en büyük değişim ise, 1912'de Kübizmle başlayan tuval dışı malzemelerin resim sanatına girmesiyle farklı bir anlayışın ortaya çıkması olmuştur. ?Kolaj? adı verilen bu tekniğin geliştirilerek kullanıldığı Dada ve Pop Art konuları da açıklanarak, örnek çalışmalar ışığında irdelenmiştir. Çalışma kapsamında oluşturulan resimlerde yazma/yemeni kullanımı nedeniyle, bu tekstil ürününün tarihçesi ve yapılış teknikleri araştırılmış, kompozisyon, açık-koyu, renk, biçim gibi plastik öğeler, yapılan 10 resim üzerinde incelenip yorumlanmıştır. Böylelikle, bir tekstil ürünü olan yazma, figür, boya birlikteliği ile resmin bir öğesi halini almıştır.
Açık-koyu bağlamında mekan ve figür üzerine bir dizi resim önerisi
Bu çalışmada, gece ve gündüz arasındaki karşıtlığın ortadan kalkmasına sebep olan yaşanmışlıkların, ışıltılı gecelerin ve parlak neonların altında, sabaha kadar akıp giden trafikte gizilliğin tamamen kalkması, ışığa yüklenen anlamlar ve bunların algılanması ile ilgili yapılan resimler ortaya konulmak istenmiştir. Oluşturulan bu resimler, tez içeriğine de büyük katkı sağlamıştır. Bu bağlamda yapılan resimler de, geceyi ışıklı modern kent yaşamına tezat bir nitelikte sunmak ve gizemi aynı mekân içinde soluyan, yorgun ve ürkek bedenlerle tamamlamak için öznel aktarımlara başvurulmuştur. Bu aktarımlarda, resimlerdeki ve yazılardaki ortak duyguları ön plana çıkarmaktadır. Çünkü ışık, yaşam enerjisi gibidir, ta ki gölgeler gelip onu sürükleyene kadar. Salt gölgelerle gizem kazanmaz ışık, çoğu zaman da tek başına gizilliğini ortaya koyar. Günümüzde, gece ve karanlık geçmişte de olduğu gibi gizemli, dramatik bir atmosfer oluşturmaktan gittikçe uzaklaşmaktadır. Buda gecenin, insan yaşamındaki korkuyu da beraberinde getiren ve insana ürperti veren o gizilliğini, ortadan kaldırmış oluyor. Ama yinede yalnız, içedönük, loş karanlıkların bireylerde bıraktığı tek başına yaşama hissi, izleyicide dokunaklı ve iç burkan gerçekliklerin varlığına sebep olmaktadır. Kalabalık yaşanan gece hayatı, barlar, kulüpler ya da gecenin hissedildiği her yerde; yalnızlığa itilen, kalabalık içinde olmasının yanında tek başına bile fark edilmeyen hayatların ve o hayatları bir kimlik gibi üzerinde taşıyan insanların, yalnızlık karşısında yaşadıkları, yalnız kaldıkları sahneler resmedilmiştir. Bununla birlikte, resimler de meydana gelen açık-koyu ilişkisi ele alındığında, geceyi gece gibi hissettirmek için mekânlar ve o mekânların içini dolduran savurgan ve çoğu zaman da yalnız bedenler resmedilmiştir. Karanlığı ortadan ikiye ayıran ışık, kendi gölgesinde kaybolmaya yüz tutmuştur. Bu da figürlerin, yalnızlığını daha çok ortaya koyar. Bu bağlamda şekillenen resimler korkudan uzaklaşır. Bu resimler de, var edilen gerçeklikle ve o gerçekliği içinde barındıran bireylerle ve yaşamlarla şekillenir.
Resim sanatında kadın figürü betimlemeleri
Bu araştırmada resim sanatında kadın figürü betimlemeleri ele alınmıştır. Araştırmanın konusu, bilinen insanlık tarihi içinde, insan eliyle yapılmış olması ve biricikliği bakımından sanat eseri olarak da görülen, bulunmuş ilk arkeolojik kadın formlarından, günümüz sanatına yansımış kadın figürlerine kadar geniş bir yelpazade değerlendirilmiştir. Seçilmiş örneklerde kadın figürünün, sanat eserlerine yansıtılmasının ardındaki toplumun sosyolojik, ekonomik ve politik durumları okunmaya çalışılmıştır. Bu araştırma için çeşitli bilimsel kitaplar, dergi ve internette yayınlanmış makaleler, yayınlanmış tezler, videolar ve müze web sayfaları taranmıştır. Araştırma beş bölüme ayrılmıştır. Araştırmanın birinci bölümünde, ilk insan inanışlarının sanatsal ürünü Venüs heykelciklerinden başlayarak Rönesansa kadar olan süreçte, sanatın daha çok dini inanışların somut olarak kendisini ifade etme durumunda ortaya çıkmış kadın figürleri üzerinde durulmuştur. Çıplaklık ile Nü arasındaki fark ikinci bölümde ele alınmıştır. Araştırmanın üçüncü bölümünde 15. yüzyıldan itibaren, Reform hareketleri ve Karşı Reform hareketlerinin resim sanatını nasıl etkilediği tartışılmıştır. Ayrıca Protestan inancının geliştiği yerlerde yaşanan toplumsal değişim, kadın figürü üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Dördüncü bölümde aydınlanma felsefesi ile sanayi devriminin oluşturduğu yeni toplumsal yapı ve yönetim biçimlerinin değişimi ele alınmıştır. Beşinci bölümde ise endüstri ve sanayi devriminin insanı yaşamak zorunda bıraktığı modern hayatın sanata yansıması ile postmodern sanatı oluşturan etkenler, kadın betimlemeleri referans alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın Figürü, Resim Sanatı, Anaerkil, Ortaçağ, Modernizim.
Filmlerde kullanılan animatronik figürlerin tekinsiz vadi çerçevesinde incelenmesi ve bir animasyon film örneği
Araştırma filmlerde kullanılan animatroniklerin hangi durumlarda 'tekinsiz vadi 'ye düştüklerini belirleme amacını taşımaktadır. Robotlar ağırlıklı olarak sanayide 20. yüzyılın ilk çeyreğinde kullanılmaya başlamıştır. Teknolojide, yapay zekada ve robotik alanındaki gelişmeler, son yıllarda sosyal alanlarda da kullanılmaya başlamış, daha hareketli androidlerin de üretilmesine olanak sağlamıştır. Masahiro Mori'nin 1970 tarihli yayını olan 'Tekinsiz Vadi' makalesinde de belirttiği üzere tekinsiz vadi, android-insanın etkileşiminde, etkileşim halinde olan insanın önce sempati duyarak baktığı androide karşı ani bir duygu değişimiyle, antipatik, ürküntü veya tiksinti hissetmesi ile tekinsizlik durumuna düşmesi halidir. Bu nedenle araştırma insanlarda tekinsizliğe neden olan bu duygunun hangi sebeplerden kaynaklandığını bulmaya ve çözmeye çalışan araştırma/geliştirme yapan uzman ve tasarımcıların 'tekinsiz vadi' fenomeni üzerine yapmış oldukları çalışmalarda elde ettikleri bulguları bir araya getirmek ve bu konudaki diğer iddiaları araştırmak amacını taşımaktadır. Tekinsizlik kavramının etimolojisi ve bu kavram üzerine temellenmiş olan 'tekinsiz vadi' kavramı/fenomeni üzerine uzman ve tasarımcıların yapmış oldukları çalışmaların sentezleneceği bu çalışma sonunda bir animasyon film örneği gerçekleştirilmiştir. Bu örnek teoride tartışılan tekinsiz vadi kavramını kavramsal olarak analiz etmeyi olanaklı kılmıştır.
Düşlerin resimsel yorumu
Bu rapor kapsamında ele alınan düş kavramı, temelini, insanın kendi içinde yaşadığı düş ve gerçek kurgusundan alır. Düş ve gerçek, bu anlamda aslında bütünüyle iç içedir ve farkındalığın yarattığı farklılıklarla kurguya ve anlatıma yansır. Yani insan, düşün ve gerçeğin ne kadar farkındaysa, anlatımı o kadar bu farkındalığı ve kendini anlatır. Kurgulanan, buradan yola çıkarak, tümevarım ya da tümdengelim şeklinde, konuyla bütün ya da tamamen alakasız görünür.Çalışmanın birinci bölümünde düş ve gerçek, öncelikle kavram olarak ele alınmış, gerçek ve mecaz anlamda tanımlarından yola çıkılmış, aslında vizyonun gelişmesine bağlı olarak öğrenilenin ve öğretilenin ve her insanın tarihsel sürecinin bir sonu olarak oluşan bilinçlerin yaratılarından, genel olarak söz edilmiştir. Bu yaratıların, nasıl ortaya çıkıp, nasıl geliştiği, bilinçli ya da bilinçsiz ele alınan, seçilen figürlerin ve kavramların, aslında insanın geçmişiyle ve düşleriyle bir bütün oluşturduğu, bunlardan bağımsız düşünülünce anlamını yitirdiği vurgulanmaya çalışılmıştır. Hem bir bütünden, hem de bu bütünü oluşturan parçalardan söz edilmiş, gerek tümevarım gerekse tümdengelim düşünce biçimleriyle konuya yaklaşılmış, `biz mi düşlerimizin belirleyicisiyiz yoksa düşlerimiz mi bizi belirliyor? Bizi diğerlerinden farklı yapan düşlerimiz mi?' sorularına yanıt verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde düş ve gerçek kavramları sanat tarihi süreci içerisinde değerlendirilmiş ve farklı tarzlarda çalışan sanatçılara ve akımlara yer verilmiştir. Özellikle dada ve gerçeküstücülük üzerinde durulmuş ve bu tarzlarda çalışan sanatçıların düş kavramıyla ilgili düşünceleri vurgulamaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tez konusu kapsamında yapılan resimler, kavramsal açıdan değerlendirilmiş, resimlerde yer alan kavramların anlamları ve resimlerde yer alış amaçları üzerinde durulmuştur. Resimlerin plastik çözümlemeleri yapılmış, resimler, açık-koyu, renk, mekân, armoni ve biçim anlamında değerlendirilmiştir.
Antik Yunan seramik sanatında persli figürler
"Antik Yunan Seramik Sanatında Persli Figürler", adlı bu çalışmada, öncelikle Pers İmparatorluğu'nun kuruluşu, Anadolu topraklarına yayılımı, Yunanistan'a kadar ilerleyişi, yaklaşık iki yüz yıl boyunca yayılım gösterdiği bölgelerde egemenlik sağlaması, kültürü, satraplık sistemi, yönetim politikası, savaşları, imparatorluğun zayıflaması ve çöküşü antik kaynaklar ışığında incelenmiştir. Persler, Medler başta olmak üzere farklı medeniyetlerin giyim tarzları ve ekipmanlarını benimsemişlerdir. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümünde, Perslerin kıyafetleri ve ekipmanları hakkında araştırmalar yapılmıştır. Kıyafet ve ekipmanların özellikleri, kullanım şekilleri, malzemeleri ve stilleri başlıklar altında tetkik edilmiştir. Çalışmamızın dördüncü bölümünde Yunanlıların, topraklarını işgal eden Perslere karşı bakış açıları incelenmiştir. Sanatta üstün başarı gösteren Yunanlılar, Persli figürleri ürettikleri eserler üzerinde tasvir etmişlerdir. Plastik, gliptik ve nekrolojik eserler üzerinde betimlenen Pers tasvirleri çalışmamızın beşinci bölümünde incelenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise, Antik Yunan seramik sanatında betimlenmiş olan Persli figürler kategorize edilerek incelenmiştir. Persli figürler kronolojik bir çerçeve içerisinde tipolojik açıdan değerlendirilmiştir. Antik Yunan seramik sanatında yaklaşık iki yüzyıllık bir süreç içerisinde betimlenen Persli figürlerin bu süreçte nasıl bir değişeme uğradığı araştırılmıştır.
Aizanoi antik kenti bomosları
Aizanoi Antik Kenti günümüzde Kütahya İli Çavdarhisar ilçesinde bulunmaktadır. Antik Dönemde ise Phrygia Epiktetosu olarak adlandırılan bölgede konumlanmıştır. Aizanoi, Epiktetos kentleri arasında önemli ve gelişmiş kentlerden biridir. Kent, Hellenistik dönemde Pergamon ve Bithynia Krallığı arasında el değiştirmiş ve bu krallıkların yönetimi altında varlığını göstermiştir. Roma Dönemi'nde bölgenin önemli kentlerin arasında yer almıştır. Aizanoi Antik Kenti'nde bomoslar ile ilgili daha önceden çalışmalar mevcut olup, bunun üzerine bölgede tespit edilen bomosların tipoloji olarak yeni veriler elde edebilmek amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmada Aizanoi antik kenti bomoslarının üzerinde görülen epigrafik veriler, figürler ve bezemeler incelenerek tarihlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Aizanoi, Hellenistik, Roma, Phrygia, Bomos
Günümüz Türk sanatı renk ve figür ilişkisi
Türk resminin geçmiş tarihlerindeki gelişim ve değişim skalasına bakılacak olursak, o dönemlerdeki sosyo-ekonomik alandaki statüden dolayı hep Batı etkisinde kalmıştır. Batıdan alınan tarzlar ve gelişim etkileri azda olsa kendi kültürümüz doğrultusunda uygulanıp yeni sentezler ortaya çıkmıştır. Ama geçmiş dönemlerdeki Batı hayranlığının bir furya haline gelmiş olmasından dolayı kendi gelişimimizi etkilemiştir. Neyse ki günümüz Türk resmi o furyadan sıyrılıp kendi gelenek ve göreneklerimiz doğrultusunda ilerleme göstermiştir. 1990 sonrası sanat camiasında eski olan tarzın ve ideolojinin geride bırakılıp, yeni tarz ve üslup arayışına girilmesi o dönemin bariz özelliğidir. Geçmiş dönemlerde yapılan geleneksel sanat türleri ile modern yaşamın izleri birbiri içinde yoğrularak yeni üsluplar ortaya çıkarılmıştır. Bu tutum amacına olduğundan fazlasıyla ulaşıp çok çeşitlilik olarak nitelendirilmiştir. Teknolojinin getirmiş olduğu yeniliklerin de sanata olduğundan daha fazla katkısı olmuştur. Yabancı dillerde yazılan kitapların Türkçeye çevrilmesi, Bianellerin, Trianellerin eskiye nazaran ülkemizde daha fazla oluşu sanatın dilini geliştirmiştir. Artık sanatçıların çoğu bir araya gelerek ortaklaşa sanat işleri yapmışlar ve resim sergileri açmışlardır. Bu da sanatın en sağlam duruşu niteliğindedir. Türk resim sanatına uluslararası bir dil kazandırılmıştır. 1990 sonrası Türk Sanatında; figüratif eğilimlere, kavramsal soyut eğilimlere, renk ve farklı tekniklerin uygulanmasında üslup ve yeni yaklaşımlara Türk sanatçılardan örnekler ve eserleri hakkında yer verilmiştir.