Fertility
75 theses under this subject heading
Holstein ve simmental ineklerde ilk laktasyonda süt verimi, pike çıkma-pikte kalma süreleri ve süt verimi persistensleri ile üreme performanslarının karşılaştırılması
Bu çalışmada Karacabey ilçesinde bulunan Sevkar hayvancılıkta 2016-2019 arasında doğup yetiştirilen ve 2018-2020 arasında buzağılayan 222 baş Holstein ve 80 baş Simmental sığıra ait süt ve döl verimi özellikleri incelenmiştir. Holstein ve Simmental sığırların süt verimi özelliklerinden 305 gün süt verimi, pike çıkma-pikte kalma süreleri, pik süt verimi ve persistenslerine ait genel ortalamalar sırasıyla 9690,02±154,80 kg ve 8934,01±193,24 kg, 55,84±1,20 gün ve 54,16±1,49 gün, 36,85±0,53 kg ve 32,86±o,66 kg ve 5,23±0,31 ve 6,37±0,39 olarak hesaplanmıştır. Döl verimi de ilk gebelik için tohumlama sayısı, ilk gebelik yaşı, servis periyodu, 2. gebelik için tohumlama sayısı, 2. gebelik yaşı ve iki gebelik arası sürelere ait genel ortalamalar sırasıyla 1,82 ve 1,88 adet, 16,05 ay ve 15,18 ay, 73,19 gün ve 65,05 gün, 2,94 ve 2,55 adet, 32,03 ay ve 28,57 ay ve 15,75 ay ve 13,39 ay olarak bulunmuştur. İncelenen özelliklere göre iki ırkının arasında 305-gün süt verimi, pike çıkma- pikte kalma süreleri ve persistensleri ırk, laktasyon sayısı ile ırk ve laktasyon sayısı arasında istatistik olarak önemsiz (P>0,05) bulunmuştur. Pik süt verimi ise ırk ve laktasyon sayısı önemli (P<0,05), ırk ve laktasyon arasındaysa önemsiz (P>0,05) bulunmuştur. Döl verimi özelliklerini bakıldığında ilk gebelik yaşı, servis periyodu, gebelik için tohumlama Sayısı, 2 gebelik yaşı ve iki gebelik arası süre çok önemli (P<0,01), ilk gebelik için tohumlama sayısı ise iki ırk arasında ortalamalar yönünden aradaki fark anlamlı bulunmamıştır (P>0,05).
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Şam (damascus) keçilerinde döl ve süt verimi özellikleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Güzelyurt Devlet Üretme Çiftliğinde yetiştirilen Damascus (Şam) süt keçilerinde yürütülmüştür. Deneme materyali keçilerde, doğumda oğlak verimi ortalaması, doğan oğlak teke altı keçiye göre % 111. 1, doğan oğlak doğuran keçiye göre % 135.1 olarak bulunmuştur. Farklı yaş grupları, doğumda oğlak verimini, Z testine göre önemli oranda etkilemiştir (P<0.05). Sütten kesimde oğlak verimi ortalaması, sütten kesilen oğlak teke altı keçiye göre % 102.2, sütten kesilen oğlak doğuran keçiye göre % 124.3 olarak bulunmuştur. Tüm sürüde kısırlık oram ise %15.5 olarak saptanmıştır. En düşük kısırlık oranına 6< yaşlılar (% 7.6), en yüksek kısırlık oranına ise 2 yaşlı (% 28.5) analar sahip olmuştur. Ortalama doğum oranı, doğuran keçi gebe keçiye göre % 97.3 olarak bulunmuştur. En yüksek çoğuzluk oranına 5 yaşlılarda (% 57.2) rastlanırken, en düşük çoğuzluğa 2 yaşlılarda (% 20) rastlanmıştır. Tüm sürünün genel çoğuzluk oranı ise % 32.4 olarak bulunmuştur. Farklı yaş gruplarında doğumda yaşama gücüne % 100 oranında rastlanırken, sütten kesimde yaşama gücü ortalaması % 92.0'a düşmüştür. Laktasyon suresi üzerine yaşın etkisi, yapılan varyans analizine göre önemsiz çıkarken (P>0.05), laktasyon süt verimi (ortalama 282.21 kg) ve günlük ortalama süt verimi (ortalama 1.06 kg) üzerine yaşın önemli etki yaptığı saptanmıştır (P<0.05). Doğum ağırlığı üzerine sadece doğum tipi ve ana yaşı önemli etki yaparken (P<0.05), sütten kesim ağırlığı üzerine ise sadece cinsiyet (P<0.01), doğum tipi (P<0.05) ve yaş (P<0.01 ) önemli etki yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Damascus, Döl, Süt, Canlı Ağırlık.
Melez sütçü keçilerde vücut kondüsyon puanı ile canlı ağırlık ve döl verimi arasındaki ilişkilerin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Alman Alaca x Kıl melezi hayvanlarda (%75 Alman Alaca Asil + %25 Kıl Keçi) vücut kondüsyon puanlaması yapılarak bunun bazı karakterlerle ilişkileri araştırılmıştır. Dört fizyolojik dönem için canlı ağırlık ortalama değerleri sırasıyla 50.20, 55.5 1, 52. 10 ve 53.91 kg olarak bulunmuştur. Birinci ve ikinci gözlemci bakımından kondüsyon puanı ortalamaları 4 fizyolojik dönemde sırasıyla 2.65, 2.83, 2.06 ve 2.63; 2.72, 2.92, 2.11 ve 2.63 olarak gerçekleşmiştir. Teke katımı ve gebelik döneminde CA ve kondüsyon puanı arasındaki ilişki her iki gözlemci bakımından önemli (p<0.01), doğum için; birinci gözlemci bakımından önemli (p<0.05), İkinci gözlemci bakımından önemsiz (p>0.05), sütten kesimde ise her iki gözlemci bakımından önemli (p<0.01) bulunmuştur. Döl verimi ve KP arasındaki ilişki incelendiğinde Birinci gözlemci bakımından sadece Doğumdaki ilişki istatistiki açıdan önemli (p<0.05), ikinci gözlemci bakımından ise doğum ve sütten kesimde önemli (p<0.05) bulunmuştur. Yaş grupları bazında oğlak sayılan ve keçi canlı ağırlıkları arasındaki ilişki incelendiğinde en yüksek oğlaklama oranı 3 ve 5 yaşlı keçilerde (1.75), en düşük oğlaklama oranı ise 2 yaşlı keçilerde (1.10), kondüsyon puanı grupları bazında ise her iki gözlemci bakımından 3.5 kondüsyona sahip keçilerde döl verimi en yüksek düzeyde bulunmuştur (1.80 ve 2.0). Anahtar Kelimeler: Vücut Kondüsyon Puanı, Canlı Ağırlık, Döl Verimi, Alman Alaca Asil Keçi, Kıl keçi.
Sıcaklık stresinin döl verim kriterleri üzerine etkisi ve süt verimi ile ilişkileri açısından sürü kayıtlarının değerlendirilmesi üzerine bir çalışma
Sıcaklık stresi süt sığırcılığı işletmelerinde önemli bir problemdir. Sıcaklık stresi, süt veriminde düşme, üreme ile sağlık problemlerinde artış ve ekonomik kayıplarla sonuçlanır. Süt verimi hayvanın genetik ve çevre interaksijonunun bir sonucudur. Belirli bir ırkın süt verimi, özellikle tropikal çevre şartlarında ya da ekosistemlerde iklim ile bu iklimin etki ettiği yem kalite ve miktarı, hastalık ve parazitlerin varlığı ve de besleme, sıcaklık ve sağlık kısıtlamalarım iyileştiren teknolojinin kullanılması ile etkileşir. Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliği'nde yetiştirilen Siyah Alaca (SA), İsrail Siyah Alaca (İSA) ve Kilis tipi GSK sığır ırkları ve bunların melezlerine ait 30 yıllık periyottaki (1973-2003) kayıtlar kullanılmıştır. Çalışmada, 3683 doğum, 7813 çiftleşme ve 2321 de süt verim kaydı değerlendirilerek, Çukurova Bölgesi için yaz aylarında artan çevre sıcaklığı ve yüksek oransal nem olması durumunda strese giren hayvanların döl ve süt verimlerindeki değişim analiz edilerek sonuçlar tartışılmıştır. SA'ların ilkine çiftleştirme yaşı, ilkine buzağılama yaşı ve servis periyodu sırasıyla 594±6, 895±6 ve 135±3 gün olduğu hesaplanmıştır. Buzağılama aralığı, gebelik süresi, damızlıkta kullanma süresi sırasıyla 404±3 gün, 277±0 gün, 1003±41 gün olarak saptanmıştır. Laktasyon süresi, laktasyon süt verimi, düzeltilmiş 305 gün süt verimi ve kuruda kalma süresi ortalama değerleri sırasıyla 299±2 gün, 4917±50 kg, 4885±46 kg ve 77±2 gün olarak tespit edilmiştir. Çukurova Bölgesi'ndeki Siyah Alaca'larda servis periyodu, buzağılama aralığı, laktasyon süresi, laktasyon süt verimi, düzeltilmiş 305 gün süt verimi ve kuruda kalma süresi için buzağılama ayına göre aralarındaki farkın istatistiki olarak önemli (P<0.01) olduğu tespit edilmiştir. İlkine çiftleşme yaşı için de istatistiki farkın önemli (PO.05) olduğu belirlenmiştir. Fakat diğer özellikler için gruplar arası fark istatistiki olarak önemsizdir. Anahtar Kelimeler: Sıcaklık stresi, süt sığırcılığı, döl verimi, süt verimi.
Oreochromis (Cichlidae) türlerinde sentetik androjen hormonu kullanılarak ve melezleme ile erkek döl elde edilmesi üzerine bir araştırma
34 SUMMARY This study has been carried out to produce monosex ( male) individuals for controlling the over population and increasing the total production. The atudy has been carried out as two part. Hormone treatment which waa the first one was carried out in the time period of 15.8.1991 and 30.5.1991 at Laboratories of Faculty of Fisheries and Fisheries Research Station of Agricultural Faculty. In this part, newly hatched larvae of Q. aureus which were smaller than 11 mm were used. They were stocked as 55 individuals in 10 aquarium ( 62x30x30 cm) and fed hormone treated feed in different concentration ( 0, 20, 25, 30, 35, 40, 45, 50, 55, 60, 65 mg hormone /kg feed). The androgen hormone used this part was a domestic product called sustanon. This part continued 45 days. Second part of the study was carried out in the time period of 1.5.1992 and 15.11.1992. In this part, 0. aureus males and females were crossed with 0. ni lot icus males and females. Hybrids produced by these ways were stocked with two replication each containing 50 individuals in concentrate tanks. The results and conclusions of this study can be summarize as follows: 1. In the first part, during the first 45 days of the research, high mortalities changing from 69 % to 83.6% were observed in some groups, in which the reasons were unknown. For this reason, statistical analysis were not done. But, this hormone were concluded as being unsuitable for this aim. But, it is also a reality that androgens are very effective for eex reversing. 2. In the second part, male 0. aureus and female fi- ni loticus were crossed and 93% of male fry obtained as a result. It is an expected result. It waa concluded that 0. aureus and 0. ni loticus are prominent species for producing35 male tilapia fry. 3. Two groups which ons of them obtained by crossing male 0. aureus with female 0. ni loticus, another one female 0_. aureus with male 0. ni lot i cue were compared in terms of growth as length and body weight and first group were found significantly different ( P< 0.05). It wae concluded that, all male tilapia should be used for commercial fish culture. 4. It is known fact that crossing in between two species does not give the same results all times. Because, the biological mechanisms of the sexuality are under effects uf many controlling factors such as the differences of species and varaities, enviroment etc. These mechanisms of this phenomenon should be investigated in detail for more success in this subject.
Tüp bebek sürecinde kadınlarda vajinal enfeksiyon ve doğurganlıktan izole edilen virülans genlerinin moleküler olarak saptanması
Son zamanlarda, çiftlerde kısırlık ve gecikmiş gebelik vakalarında önemli bir artış olmuştur. Bu nedenle, bu tür sorunları çözmek için yapay üreme tekniğine başvurmak gerekmektedir. Yapay üreme tekniği, kısır çiftlerde gebeliğin oluşmasında başarı elde ederken, sürecin başarısına yardımcı olan tüm koşulların mevcudiyetine rağmen (yaş, sperm kalitesi, yumurta kalitesi, implante edilen embriyoların sayısı ve kalitesi, sağlıklı endometrium) hamileliğe ulaşamayan girişimlerde yaşanmaktadır. Bu çalışma ile tüp bebek girişimlerinde gebelik oluşma olasılığını önleyen veya azaltan nedenleri araştırdık, üzerinde durduğumuz en önemli sebeplerden biri, bakteriyel vajinoza neden olan bakterilerin virülans genlerinin saptanması ve tüp bebek uygulanan kadınlarda gebelik sonucuna etkisinin araştırılması olmuştur. BV, normal vajinal floranın bozulması nedeniyle oluşmaktadır. Bu da kötü kokulu vajinal akıntıya, bazen kaşıntıya ve pH seviyesinde dengesizliğe, dolayısıyla doğal yolla çocuk sahibi olamamaya yol açmaktadır. Çalışmamız doğrultusunda, bakteriyel vajinal enfeksiyonlardan muzdarip vakaları takip ederek BV virülans genlerinin ve bakteriyel vajinozun tüp bebek girişimlerinin başarılı olması konusunda önemli bir rol oynadığı tespit edilmiştir; bir grubun tüp bebek tedavisi ile gebelik elde ettiği, diğer grubun başarısız olduğu belirlenmiştir. Ayrıca tekrarlayan düşük, erken doğum ve cenin ölümü üzerinde de etkisi olduğu saptanmıştır.
Correlation between diabetes type2 and infertility male, the possible roles of interleukin 20
The association between high body density and low testosterone production as a consequence of type 2 diabetes has been shown in a number of previously conducted studies, the diet plays in improving body weight in men and hypogonadism in adults and immunocompromised obese and elderly men with type 2 diabetes. The purpose of this study is to accurately measure in vitro the correlation between diabetes mellitus type 2 (T2DM) and fertility in males by studying the possible relationship between HbA1c, insulin, insulin resistance, and IL-20 in patients with T2DM and infertility males. The results of the current study were improved in that the men infected with DM have upper-recorded parameters as compared to healthy men. It was discovered that diabetes patients have lower levels of IL-20 and its receptor, IL-20R1. Additionally, IL-20 causes death in podocytes by activating the caspase-8 enzyme in diabetic nephropathy in its early stages. According to the results of an ELISA test, the amount of IL-20 in the blood of diabetes patients was greater than that of healthy controls. The findings of this research reveal that interleukin-20 (IL-20) promotes apoptosis in podocytes and has a role in the pathophysiology of early diabetic kidney disease.
The relationship between AMH, insulin resistance and some biochemical markers in women with abortion
The goal of this study is to investigate the links between AMH, insulin resistance, and a few molecular markers in women who have had abortions. Additionally, prospective abortion risk factors are being investigated in relation to insulin resistance indicators, as well as the assessment of insulin concentration during fasting. The results of the current study found no association between AMH and HbA1c. Due to the fact that AMH is mostly generated in the granulosa cells of preantral follicles and tiny antral follicles, the notion that aberrant insulin action is connected with granulosa cell dysfunction has been advanced. All of these findings raise the likelihood that both insulin and LH have a direct influence on AMH production, or that both insulin and LH contribute to ovarian androgen secretion, which is consistent with previous findings. In this study, only baseline serum FSH was shown to be significantly linked with AMH in abortion patients, compared to the other indicators examined. This discovery leads to discussion regarding the possibility of AMH acting as a direct regulator of FSH sensitivity in certain individuals. In addition, using linear regression analysis, it was discovered that HbA1c was a predictor of hypercholesterolemia, LDL-C, and TG in the blood, it can be concluded that HbA1c can be used as a simple and reliable marker of insulin resistance in women with low due to high insulin sensitivity. Keywords: Women fertility, AMH, Calcium, Insulin resistance
Farelerde siyatik sinir bağlama yöntemi ile oluşturulan kronik ağrının oosit sayı ve matürite üzerine etkisinin araştırılması
Kaçınılamaz bir stres faktörü olarak nitelendirilen kronik ağrı, neden olduğu fiziksel ve mental işlev bozukluklarına bağlı olarak kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Kronik ağrının hipotalamus-hipofiz-adrenal aksı ile ilişkisi nedeniyle nöroendokrinolojik sistemi etkilediği bilinmektedir.Bu çalışmada bir kronik ağrı tipi olan nöropatik ağrının fertilite üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla oogenetik sürecin göstergeleri olan oosit sayı ve matüritesindeki farklılıklar, ayrıca çiftleşme davranışındaki değişimler araştırılmıştır. Bu amaçla dişi farelerde kronik siyatik sinir bağlama yöntemi ile nöropatik ağrı oluşturulmuştur.Deneylerde; 4-8 haftalık, 25-30 g ağırlığında, toplam 100 adet Balb/c soyu dişi fareler kullanıldı. Bu dişi fareler; kontrol (naive, K), sham (Sh) operasyonu ugulanan ve siyatik siniri bağlanarak nöropati (NP) oluşturulan gruplar halinde incelenmiştir. Siyatik siniri bağlanmış deney hayvanlarında ağrının gelişip gelişmediğini kontrol etmek için cold plate (soğuk plaka) testi kullanılmıştır.Kontrol (K), sham (Sh) ve nöropati (NP) uygulanan deney gruplarındaki farelerin hepsine süperovülasyon protokolü uygulandıktan sonra her bir grup iki alt gruba ayrıldı. Alt gruplardan birinde indüksiyonu takiben erkek fare ile aynı kafese konularak çiftleşmeleri sağlandı. Diğer alt gruptaki dişiler ise erkek fare ile yanyana getirilmedi. İndükte edildikten sonra erkek fare ile aynı kafase konulan dişi farelerin ampüllalarından oositler/zigotlar, erkek farelerden ayrı kalan dişi farelerin ampullalarından ise oositler izole edildi. Sınıflandırma, morfolojik özelliklerine göre; Metafaz I (MI), Metafaz II (MII) ile dejenere oosit ve zigot olarak yapıldı.Kronik ağrı deneylerinin sonuçlarına göre;-Siyatik sinir bağlaması yapılarak nöropati oluşturulmuş farelerin cold-plate latensleri (CPL) kontrol ve sham grubundan anlamlı olarak kısa süreli olarak bulundu.Oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranı deneylerinin sonuçlarına göre;-Nöropatili hayvanlarda toplam oosit sayıları kontrol ve sham gruplarından daha düşük,-Erkekle yan yana konulan nöropatili hayvanlarda oosit maturasyon değerleri aynı koşullardaki kontrol ve sham gruplarına göre belirgin olarak düşük,-Kontrol, sham ve NP gruplarının kendi içlerinde tek ve erkekle yan yana konulma durumuna göre maturasyon değerlerinin karşılaştırılması sonucunda kontrol ve sham gruplarında anlamlı farklar,Erkekle yan yana konulan alt gruplarda Kontrol, sham ve NP grupları arasında yapılan kopülasyon oranı karşılaştırmaları sonucunda NP li grubun kontrol ve sham grubundan düşük kopülasyon oranı gösterdiği bulunmuştur.Sonuç olarak, nöropatili farelerde CPL'nin düşük oluşu allodini eşiğinin düştüğünü, başka bir deyişle nöropatik ağrı oluştuğunu göstermektedir. Nöropatili hayvanların oosit sayı ve matüritesi ile kopülasyon oranlarındaki farklılıklar ise nöropatik ağrının oogenetik süreci olumsuz olarak etkilediğini düşündürmektedir.Anahtar sözcükler: Fare, kronik ağrı, matürite, oosit, sinir bağlama metodu,
Süt sığırcılığında vücut kondüsyon puanı (VKP) ve değişiminin üreme performansı ve süt verimi üzerine etkileri
Süt sığırlarında vücut kondüsyonunun belirli aralıklarla saptanması; sağlık, üreme performansı ve verimlilikle yakın ilişkide bulunan vücut enerji rezervlerinin belirlenmesini ve sürü yönetiminin uygun şekilde yapılmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada, bireysel vücut kondüsyon puanlaması, süt verim denetimi ve döl verim kayıtları haftalık olarak yapılmış daha sonar aylık ortalamalar alınmıştır. Düvelerde vücut kondüsyon gruplarında 305 gün süt verimi bakımından istatistiki farklılık (P<0.05) tespit edilmiş; tohumlama sayısı, gebelik süresi, sağılan gün sayısı, 120 gün süt verimi ile laktasyon süt verimi ise, Vücut Kondüsyon Puanı (VKP) grupları arasında benzer (P>0.05) bulunmuştur.Entansif süt sığırcılığı işletmelerinde, vücut kondüsyon puanının aylık aralıklar kontrol edilerek entansif süt sığırcılığı işletmelerinde sürü idaresinde kullanılmasının süt verimi, döl verimi ve hastalıkların kontrolü açısından önemli avantajlar sağlayacaktır. Ancak, Vücut Kondüsyon Puanının, (VKP) sürünün yeterli ve dengeli bir bakım beslemeye tabî tutulması halinde Vücut Kondüsyon Puanının (VKP)'nın istenen faydayı verebileceği de öne çıkan bir nokta olmuştur.
Çiftçi koşullarındaki süt sığırlarında süt verimi, süt üre azot düzeyi ve vücut kondüsyon skoru ile üreme performansı arasındaki ilişkiler
Mevcut çalışmada özel bir işletmede bulunan 95 baş düvenin buzağılama sonrası süt üre azot düzeyi ile servis periyodu ve gebelik başına tohumlama sayısı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışma 32 hafta süreyle yürütülmüş ve ilk 10 hafta süt örnekleri haftalık daha sonra 2 hafta aralıklarla alınmıştır. Sürüde 32 haftalık sürede süt kompozisyon değişimi de belirlenmiştir.Çalışma sonucunda süt üre azot düzeyi 20.72±0.17 (en düşük ve en yüksek değerler; 15.91-26.17 mg/dL), gebelik başına tohumlama sayısı 1.76 (1-6 adet) ve servis periyodu 88.35 gun (38-223 gün) olarak belirlenmiştir. Yapılan korelasyon analizlerinde süt üre azotu ile tohumlama sayısı (r=0.09, P>0.05) ve servis periyodu (r=0.14, P>0.05) arasında önemli bir ilişki saptanmamıştır. Ancak vücut kondisyon skoru ile süt üre-N'u (r=-0.24, P<0.05), servis periyodu (r=-0.30, P<0.01) ve gebelik başına tohumlama sayısı (r=-0.24, P<0.02) arasında önemli negatif ilişkiler saptanmış ve kondisyonun düşmesi tohumlama sayısı ve servis periyodu ve süt üre azotunu artırmıştır.Mevcut çalışmanın sonucunda süt üre azotuyla incelenen üreme parametreleri arasında ilişki tespit edilememiştir. Bu sonucunda ortaya çıkmasında ilkine buzağılayan süt ineklerinde döl verimi probleminin nispeten az olması, ve çalışmanın yürütüldüğü işletmede dengeli beslemesi yapılmasının rol oynadığı söylenebilir. Ancak kondisyon kaybına neden olacak koşulların üreme performansını olumsuz etkileyebileceği belirlenmiştir. Bundan sonra yapılacak çalışmalarda besleme koşullarının deneysel olarak değiştirilmesiyle elde edilecek süt üre azot değişimleri ile üreme performansı arasındaki ilişkinin araştırılmasının daha doğru olacağı değerlendirilmiştir.
Açıklanamayan infertilitede olası risk faktörü olarak herediter tromofilinin yeri
Açıklanamayan İnfertilitede Olası Risk Faktörü Olarak Herediter Trombofilinin YeriAmaç: Bu çalışmadaki amacımız kliniğimize başvuran Açıklanamayan infertilite tanısı alarak invitro fertilizasyon-intrastoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi planlanan infertil kadınlarda herediter trombofili paramatrelerinin incelenmesi ve daha önce hiçbir abortus öyküsü, trombofilinin sebep olabileceği tromboz öyküsü olmayan 45 yaş altı, doğum yapmış, fertil kadınlar ile karşılaştırılması sonucunda trombofili parametrelerinin infertilite sebebi olup olamayacağını araştırmaktır.Son yıllarda yapılan araştırmalarda; herediter trombofilinin (metilentetrahidrofolatredüktaz C677T, Factor V Leiden G1691A, prothrombin G20210A, D-Dimer) tekrarlayan düşükler ve başarısız invitro fertilizasyon denemelerinin yanısıra açıklanamayan infertilite ön tanısıyla in vitro fertilizasyon programına alınan hastaların anlamlı bir kısmında mevcut olduğu ve açıklanamayan infertilite tanısı ve tedavisinde yeri olabileceği tartışılmaktadır.Bu bilgiye dayanarak üremeye yardımcı tedavi polikliniğinde açıklanamayan infertilite ön tanısıyla invitro fertilizasyon-intrastoplazmik sperm enjeksiyonu/embriyo transferi programında tedaviye alınan hastalarda herediter trombofilinin infertilite etiyolojisindeki yeri ve güvenirliği açısından kullanılabilirliğini araştırmayı planladık. Böylece infertilite sebebi açıklanamayan hastaları herediter trombofili açısından da değerlendirip tedaviyi ona göre yönlendirmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Hasta ve kontrol grubundaki tüm kadınlardan; Etilendiamintetraasetikasitli tüplere 2 cc venöz kan alınarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Laboratuvarında MagNA Pur LC cihazında polimeraz zincir reaksiyonu tekniğiyle methilentetrahidrofolatredüktaz C677T mutasyon, Factor V Leiden mutasyon ve prothrombin G20210A mutasyon kitleri kullanılarak; D-Dimer içinse koagülasyon tüpüne 4 cc venöz kan alınarak bekletilmeden yine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi İç Hastalıkları Hematoloji Laboratuarı'nda Coag MDA Auto-Dimer kiti kullanılarak MDA II cihazından elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Elde edilen sonuçlar SPSS 19.0 paket programında Pearson Chi-square ve Fishers Exact Testi and Students-t Testi kullanılarak değerlendirildi. P<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Sonuç: Açıklanamayan infertilite etiyopatogenezinde hala netleşmemiş noktalar mevcuttur. Çalışmamızın sonucu, Faktör V Leiden ve Faktör II G20210A ve methilentetrahidrofolatredüktaz C677T mutasyonları varlığının ve D-Dimer yüksekliğinin açıklanamayan infertilite ile istatistiksel anlamda ilişkisi olmadığını göstermiştir. Ancak sonuçların güvenilir olması ve klinik olarak kullanılabilmesi için daha büyük hasta ve kontrol grubu gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Açıklanamayan İnfertilite, Herediter trombofili
Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliğinde yetiştirilen etçi tip koyunlarda melatonin uygulamasının döl verimine etkisi
Bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma Uygulama Çiftliği Koyunculuk İşletmesinde farklı yaşlardaki sürüden yaş grupları dikkate alınarak şansa bağlı olarak seçilen 43 baş Çukurova Et Koyunu kullanılmıştır. Koyunlar tesadüfî örnekleme yöntemiyle uygulama ve kontrol olmak üzere 2 gruba ayrılmıştır. Uygulama grubundaki (n=21) koyunlara 18 mg melatonin içeren Regulin kulak implantı (16.06.2011) özel aplikatör kullanılarak deri altı uygulanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan koyunlara (n=22) herhangi bir uygulamada bulunulmayarak doğal östrus siklusları gözlemlenmiştir. Implantları uyguladıktan 49 gün sonra (28.07.2011) her grupta 2 arama koçu kullanılarak sabah ve öğlen sonra olmak üzere kızgınlık kontrolü yapılmıştır. Aşımları gerçekleştirilen koyunlarda 24 saat sonra arama koçları ile tekrar östrus kontrolleri yapılmış ve kızgınlıkları devam edenler ikinci kez çiftleştirilmiştir. 28.07.2011 tarihinden itibaren arama koçları ile östrus tesbiti yapılmış ve koç katımına 40. günde son verilmiştir. Uygulama ve kontrol grubunda sırası ile kızgınlık oranı % 85.71, ve % 100, kuzulama oranı % 80.95 ve % 68.18, kuzu verimi % 135.29 ve % 106.67, döl verimi % 109.52 ve % 72.73, çoğuz doğum oranı % 35.29 ve % 6.67 olarak elde edilmiştir. Kızgınlık oranları, kuzulama oranı ve kuzu verimi bakımından gruplar arasındaki fark istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur. Çoğuz doğum oranıbakımından gruplar arası farklılık istatistik olarak önemli (P<0.05) bulunmuş ve çoğuz doğumların meydana gelmesinde melatonin uygulamasının % 32,66 oranında bağımlı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Etçi koyun, melatonin, dönem içi, döl verimi kriterleri, çoğuz doğum
Gaziantep ilinde el beceri kurslarına gelen kadınların aile planlamasına yönelik, bilgi tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi
Ana çocuk sağlığı tüm Dünya'da ve Türkiye'de en önemli sağlık sorunlarından birisidir. Sağlıklı bireylerin yetişmesi için aile planlaması şarttır. Bu tezde, toplumun aile planlamasına ilişkin bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Kasım 2015-Mart 2016 tarihleri arasında Gaziantep Büyükşehir Belediyesine bağlı el beceri kurslarına gelen 1250 kadın oluşturmuştur. Çalışmada Aile planlaması tutum ölçeği, Coopersmith benlik saygısı ölçeği ve kişisel bilgi formu, elde edilen verilerin analizinde SPSS 22,0 istatistik analiz programı, sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma değerleri ve ki-kare testi kullanılmıştır. Katılanların %32,1'i 20-29, %33,2'si 30-39 yaş grubunda ve yaş ortalaması 33,69±10,59 olup, %80,0'ı evli ve ilk evlilik yaşı ortalaması 16,46±7,73, %31,7'si ilkokul mezunu, %54,6'sı ev hanımıdır. Gebelik sayısı ortalaması 2,84±2,36'dır. Katılımcıların canlı doğum sayısı ortalaması 1,87±2,00 olup, %17,8'i 1 düşük yaptığını ifade etmiştir. Katılımcılar AP'ye ilişkin bilgi kaynağının %46,9'u sağlık ocağı ve çalışanları olduğunu, %42,3'ü AP danışmanlığı aldığını, %54,8' si AP danışmanlığı almak istediğini, %61,9'u AP'yi "bakabileceği sayıda çocuk sahibi olmak" olarak tanımlarken %58,0'ı herhangi bir aile planlaması yöntemi kullandığını; yöntem olarak %65,2'si modern, %12,3'ü geleneksel yöntemleri kullandığını ifade etmiştir. Katılanların %65,5'i yüksek benlik saygısına sahip, %51,0'ı aile planlamasını uygulama konusunda yüksek tutuma sahip ve tutum ölçeği puan ortalaması 134,99 ±23,07'dir. AP hizmetleri toplumun genelinde eşit sonuçlar verecek şekilde uygulanmalıdır.
Fertil-infertil kadınların üreme fonksiyonları hakkındaki bilgilerinin stres düzeyine etkisi
ÖZET FERTİL-İNFERTİL KADINLARIN ÜREME FONKSİYONLARI HAKKINDAKİ BİLGİLERİNİN STRES DÜZEYİNE ETKİSİ Burcu ÇAKI Yüksek Lisans Tezi, Hemşirelik Anabilim Dalı Halk Sağlığı Hemşireliği Yüksek Lisans Programı Tez danışmanı: Dr.Öğr.Üyesi Rabia SOHBET Temmuz 2018, 67 sayfa Araştırma, fertil-infertil kadınların üreme fonksiyonları hakkındaki bilgilerinin stres düzeyine etkisini belirlenmek amacıyla yapılmış tanımlayıcı-kesitsel bir çalışmadır. Çalışmanın evrenini; 2016 yılında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum poliklinik ve servisine başvuran 4339 gebe ve 2458 infertil kadın oluştururken; 223 gebe ve 157 infertil toplam 380 kadın araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında tanımlayıcı özellikleri ve üreme fonksiyonları bilgi düzeylerini belirlemek için hazırlanan anket formu ile Fertilite Sorun Envanteri(FSE) kullanılmıştır. Veriler SPSS 20 programında değerlendirilmiştir. Araştırmaya katılan infertil kadınların %54.8'inin adet takvimi kullandığı, %54.1'inin menstruasyona iki hafta kala göğüslerde şişkinlik, %76.4'ünün ağrı belirtilerini bildiği saptanmıştır(p<0.05). Ayrıca infertillerin %19.1'i menstruasyondaki en önemli hormonu, %73.9'u ovulasyon ile menstruasyon arasındaki süreyi, %75.8'i ovulasyonun tanımını, %49.7'si ovulasyonda serbest bırakılan yumurta sayısını, %58.6'sı yumurta ve spermin kadın vücudundaki yaşam süresini, %87.9'u ovulasyondaki vajinal akıntı bulgusunu, %82.2'si akıntı rengini, %92.4'ü ovulasyon döneminde hamilelik ihtimalinin yüksek olduğunu bilmesi anlamlı şekilde yüksek bulunurken; fertillerin %41.3'ünün gebeliğin oluşmasını sağlayan en önemli organı bilmesi anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur(p<0.05). Kadınların FSE puanlarında; Çocuksuz Yaşamı Reddetme alt boyutu fertil (33.40±6.01) kadınlarda daha yüksek bulunmuştur(p<0.05). Kadınların Global Stres Puanı ile FSE alt boyutları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. İnfertil kadınların infertilite nedeni ile cinsel sorunlar alt boyutu stres düzeyi arasında anlamlı ilişki saptanmış; infertilite nedeni kendisi olan kadınların %52.1'inin stres düzeyi daha yüksek saptanmıştır(p<0.05). Kadınların ilişkiler alt boyutu stres düzeyi ile çocuk sayıları arasında anlamlı ilişki bulunmuş; stres düzeyi orta olan kadınların %81.5'inin üç ve üzeri çocuğa sahip olduğu saptanmıştır.
Hemşirelerin sosyal destek algıları ve umut düzeylerinin doğurganlık motivasyonuna etkisi
Hemşirelik mesleği; stresli, yoğun vardiya usulü çalışan ve tatil kavramı diğer mesleklere göre farklılaşan bir meslek grubudur. Çalışma ortamı, koşulları ve şekli nedeniyle çocuk bakımıyla ilgili sorunlar oluşabilmekte, sosyal desteğe ihtiyaçları artmakta ve bu durumun doğurganlık motivasyonlarını etkileyebileceği düşünülmektedir. Tanımlayıcı ve analitik tipteki bu araştırma ile hemşirelerin sosyal destek algıları, umut düzeyleri ve doğurganlık motivasyonlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan 396 hemşire oluşturmuştur. Araştırmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 216 hemşire, araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma öncesinde Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği ve Kırşehir İl Sağlık Müdürlüğü'nden gerekli izinler ve Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Girişimsel Olmayan Etik Kurulundan etik kurul izni alınmıştır. Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ), Sürekli Umut Ölçeği (SUÖ) ve Çocuk Sahibi Olma Motivasyonları Ölçeği (ÇSOMÖ) ile yüz yüze olarak Şubat-Mart 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edilmiş, verilerin sunulmasında tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu basıklık ve çarpıklık değerleriyle incelenmiş, normal dağılım gösterdiği bulunmuş ve analizlerde Bağımsız T testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon testleri, Çoklu Doğrusal Regresyon analizi ve ileri analizler için Post-Hoc analizler yapılmıştır. Araştırma kapsamına alınan hemşirelerin %69'u kadın, %33,8'i 20-25 yaş aralığında, %54,6'sı evli, %72,7'si lisans mezunu, %65,7'sinin geliri giderine eşittir. Hemşirelerin %98,1'inin annesi sağ, %53,8'i farklı illerde ikamet ediyor ve %64,6'sı annesi ile yakın ilişki içinde olduğu, %86,1'inin babası sağ iken, %59,1'i babasıyla aynı şehirde yaşadığı, %59,6'sı babası ile yakın ilişki içinde olduğu belirlenmiştir. Çalışmaya katılan hemşirelerin çalışma yılına bakıldığında %28,7'si 16 yıl ve üzerinde olduğu bulunmuştur. Hemşirelerin ÇBASDÖ ölçek toplam puan ortalaması 70,01±13,61, SUÖ ölçek toplam puan ortalaması 51,65±7,93, Olumlu ÇSOMÖ alt ölçek toplam puan ortalaması 79,11±20,55, Olumsuz ÇSOMÖ alt ölçek toplam puan ortalaması 39,71±15,24'tür. Hemşirelerin ÇBASDÖ alt ölçek ve ölçek toplam puan ortalamalarında medeni durum, eşin çalışma durumu ve ebeveynlerle ilişki biçiminin; SUÖ alt ölçek ve ölçek toplam puan ortalamalarında yaş ve ekonomik durumun; ÇSOMÖ alt ölçekleri olan Olumlu ÇSOMÖ alt ölçeğinde cinsiyet ve eşin mesleğinin, Olumsuz ÇSOMÖ alt ölçeğinde ise cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi ve eşin çalışma durumunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p< ,05). ÇBASDÖ ile SUÖ arasında düşük düzeyde (r= ,287), ÇBASDÖ ile Olumlu ÇSOMÖ arasında düşük düzeyde (r= ,264) pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur (p< ,05). ÇBASDÖ değişkeninin Olumlu ÇSOMÖ üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olduğu saptanmıştır (t= 3,833, p< ,05). ÇBASDÖ değişkenindeki bir birimlik artış, Olumlu ÇSOMÖ üzerinde 0.399'luk artışa sebep olmaktadır (β= ,399). Olumlu ÇSOMÖ üzerindeki değişimin %7'sini açıklandığı görülmektedir (R^2= ,070). Araştırma bulgularına göre hemşirelerin sosyal destek algıları, umut düzeyleri ve çocuk doğurma motivasyonlarının birbirini düşük düzeyde etkilediği söylenebilir ve ileri düzey araştırmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğurganlık motivasyonu, hemşire, sosyal destek, umut.
Polikliniğimize başvuran erişkin erkeklerde klinik ve laboratuvar incelemelerle fertilite oranının saptanması
Giriş ve Amaç: İnfertilite, en az bir yıl korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebe kalamama olarak tanımlanmaktadır. İnfertilite değerlendirmesinde anamnez ve fizik muayeneye ek olarak semen analizi yapılmalıdır. Semen analizi parametrelerini zaman ilerledikçe güncelleme ihtiyacı doğmaktadır. Çalışmamızda kendi fertil ve infertil grubumuzun semen analizi verilerini DSÖ 2010 verileriyle kıyaslamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: En az bir yıl boyunca haftada iki kez korunmasız cinsel ilişkiye rağmen gebelik sağlayamama şikayetiyle kliniğimize başvuran hastalar infertil gruba alındı. İnfertilite dışı herhangi bir nedenden kliniğimize başvuran çocuk sahibi olan hastalar ise fertil gruba alındı. Anamnez ve fizik muayene sonrasında hormonal inceleme için kan örnekleri hastanemiz laboratuvarında alınıp incelendi. Semen analizi için hastalardan 3-7 günlük cinsel perhiz şartı arandı. Semen analizi hastanemiz Tüp Bebek Merkezi bünyesinde ilgili birimde uzman biyologlar tarafından yapıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlarının yanı sıra niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Student's t-testi kullanıldı. Fertil ve İnfertil gruplarına ait niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare ile Fisher's Exact testleri kullanıldı. Çalışmada yer alan hastaların sağ, sol testis ve semen volümleri, sperm konsantrasyonları, toplam sperm sayıları, total motilite (A+B+C), progresif motilite (A+B), hızlı progresyon (A), morfoloji (%), FSH (mlU/ml), LH (mlU/ml), prolaktin (ng/ml), testosteron (ng/ml) ve estradiol (pg/ml) değerleri ile hasta grupları açısından roc analizi uygulandı. Roc analizinde elde edilen veriler ile fertil ve infertil grupta yer alan hastalara ilişkin cut off, spesitive, sensitive, pozitif prediktiv ve negatif prediktiv değerleri saptandı. Bulgular: İnfertil grupta fertil gruba göre, semen volümü, toplam sperm sayısı, sperm konsantrasyonu ve sperm morfolojisi daha düşük izlenmiştir. Hormonal incelemede serum FSH düzeyi ve prolaktin düzeyi infertil grupta daha yüksekken, total testosteron ve LH düzeyi infertil grupta daha düşük izlenmiştir. Sonuç: Hasta popülasyonumuzun semen analizi referans verileri DSÖ 2010 verileriyle uyumlu olup, hastalarımızın tanı ve takibinde güvenle kullanılabilir.
Doğurganlık ve çocuk doğurmaya yönelik tutum ölçeği Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmada, 2015 yılında Söderberg ve arkadaşları tarafından ikinci versiyonu geliştirilen Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AFCS, Attitudes Toward Fertility And Childbearing Scale)' nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan araştırmanın örneklemini, Manisa ilindeki 20-30 yaş grubu henüz anne olmamış 240 kadın oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından Birey Tanıtım Formu, Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanıtıcı bilgilerin sayı yüzde dağılımları, dil geçerliliği, kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliliği (Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi), standart hata, Cronbach Alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu ve ölçek tepki yanlılığı testleri kullanıldı. Bulgular: Ölçek üç alt boyuta dağıldı, açıkladığı toplam varyans %65,10 olarak bulundu. Ölçek alt boyut Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla birinci faktör; "Şimdiki Engel" α= 0,89, ikinci faktör; "Gelecekteki Önem" α= 0,92, üçüncü faktör; "Kadınlık Kimliği" α= 0,90 olarak bulundu. Madde analizi sonucunda maddelerin madde alt boyut puan korelasyonları şimdiki engel alt boyutunda 0,60-0,82, gelecekteki önem alt boyutunda 0,75-0,85, kadınlık kimliği alt boyutunda 0,78-0,90 arasında bulundu. Ölçek doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri incelendi ve x2/df, CFI, NFI, NNFI indekslerinin kabul edilebilir değerlerde olduğu, RMSEA, GFI ve AGFI indekslerinin ise kabul edilebilir değerleri karşılamadığı belirlendi. Sonuç: Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği Türkçe formunun yapılan analizler sonucunda kabul edilebilir derecede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Doğurganlık, Tutum, Geçerlik, Güvenirlik
Doğurganlık ve göç arasındaki ilişkinin analizi: Türkiye örneği
Ülkelerin nüfusu; doğum, göç ve ölüm nedeniyle nitelik ve nicelik olarak değişen bir olgudur. Özellikle son yıllarda Türkiye'de göç eden nüfus içerisinde kadın sayısının artması ve göç ile birlikte doğurganlık davranışının değişmesi söz konusu olmuştur. Bu bağlamda Türkiye'de göç eden kadınların sosyo-ekonomik olarak uyum sağlama süreci ve göç alan yerlerdeki aile yapılarındaki değişimin anlaşılabilmesi için göç eden kadınların doğurganlık davranışının analiz edilmesi gerekmektedir. Doğurganlığın, ekonomik çerçeve içerisinde ele alınması ilk olarak Becker (1960) tarafından ortaya atılmış ve literatürde birçok çalışma yapılmıştır. Doğurganlık ve göç arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarda ise adaptasyon, bozucu etki, seçicilik ve sosyalleşme hipotezi olmak üzere dört hipotez ön plana çıkmıştır. Bu çalışmanın amacı, 2008 ve 2013 yılına ait Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verileri kullanılarak Türkiye'de doğurganlığı etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve iç göçlerin doğurganlık üzerine olan etkisinin sayma veri modelleri aracılığıyla Robust Poisson regresyon modeli kullanılarak adaptasyon, bozucu etki ve seçicilik hipotezleri açısından değerlendirilmesidir. Analizlerde doğurganlık göstergesi olarak sahip olunan çocuk sayısı alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada, göç ile doğurganlık arasındaki mekansal ilişkinin varlığı da araştırılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen bulgulara göre Türkiye'de kadınların göç ve doğurganlıkları arasındaki ilişkinin açıklanmasında mekânsal bir ilişkinin varlığı ile birlikte bozucu etki hipotezinin geçerli olduğu adaptasyon hipotezi ve seçicilik hipotezinin geçerli olmadığı görülmüştür. Ayrıca bozucu etkinin ortadan kalktıktan sonra adaptasyonun gerçekleşmesi için geçen sürenin beş yıldan fazla olması gerektiği tespit edilmiştir.
Türk toplumunda doğurganlık inancının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Türk toplumunda doğurganlık inancının değerlendirilmesi ve "Doğurganlık İnanç Ölçeği"nin (The Fertility Belief Questionnaire) Türk toplumuna uyarlanarak infertil kadınlar üzerinde geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla metodolojik bir araştırma olarak yapıldı. Çalışma, Nisan-Kasım 2019 tarihleri arasında, gerekli kurumsal izinler alınarak, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi ile Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniklerinde uygulandı. İnfertilite tanısı almış, iletişim sorunu olmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü 150 kadın araştırmanın örneklemini oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Doğurganlık İnanç Ölçeği" ve "İnfertilite Etkilenme Ölçeği" kullanıldı. Veriler, kadınlar araştırma hakkında bilgilendirilerek onamları alındıktan sonra yüz yüze görüşülerek toplandı. Test tekrar test güvenirliği için 20 kadına 15 gün sonra ölçek tekrar uygulandı. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics 24 ve AMOS 22.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Ölçeğin önce dil geçerliği yapıldı. Kapsam geçerliğine yönelik uzman görüşü analizi yapılarak ölçeğin Kapsam Geçerlilik İndeksi 0,88 olarak bulundu. Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizleri yapılarak 2 faktör birleştirildi ve 5 alt boyutlu yapı kabul edildi. Güvenirlik analizlerinde ölçeğin "Sonuçlar", "Uyum" ve "Olası nedenler" alt boyutlarının Cronbach alfa değerleri 0,76-0,81 arasında olduğu ve yüksek güvenirlik gösterdiği görüldü. "Zaman" ve "Kontrol" alt boyutlarının Cronbach alfa değerleri sırasıyla 0,548 ve 0,593 olarak bulundu. Madde toplam korelasyon değerlerinin tümünün pozitif yönde ve tamamına yakınının >0,25'den büyük olduğu belirlendi. "Sonuçlar", "Uyum" ve "Kontrol" alt boyutlarında test tekrar test arasında yüksek düzeyde pozitif anlamlı korelasyon saptandı (p<0,01). Ekonomik durum, evlenme yaşı, evlilik süresi, infertilite tedavisi sayısının kadınların doğurganlık inancını etkilediği saptandı. Sonuç olarak; Doğurganlık İnancı Ölçeğinin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olduğu, infertil kadınlarda doğurganlık inancının değerlendirilmesinde kullanılabileceği değerlendirildi. Anahtar sözcükler: doğurganlık inancı, infertilite, hemşirelik, ölçek
Türkiye'de kadınlardaki doğurganlık oranı ve eğitim seviyesi ile işgücüne katılım oranı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Günümüzde kadın istihdamı, ülke refah seviyesinin arttırılması ve kalkınmanın desteklenmesi adına önemli bir rol içermektedir. Günümüze değin kadınlar, içinde bulundukları şartlara göre farklı statü ve biçimlerde üretim faaliyetleri içinde yer almaktadır. Sanayi devrimiyle birlikte değişen toplumsal yapı, Dünya'da ve Türkiye'de de kadınların çalışma yaşamına katılmasını sağlamıştır. Ülkemizde özellikle Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, kadınlar daha fazla rol alarak toplumun hemen hemen her alanına katılmıştır. Bununla birlikte kadınlarda işgücüne katılımı etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar; eğitim seviyesi, yaş, medeni durum, doğurganlık oranı ve içinde bulundukları ekonomik şartlar olarak sıralanabilir. Bu çalışmada işgücüne katılımı etkileyen doğurganlık oranı ve eğitim seviyesi gibi iki önemli faktör incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın işgücüne katılım oranı, doğurganlık oranı, eğitim seviyesi, işsizlik ve ekonometrik analiz.
İmplantasyon sürecinde eksprese olan mirna'lar ve önemi
Kadın üreme sistemi ovaryum, fallop tüpü, serviks ve uterusdan oluşur. Başarılı bir implantasyon süreci için oosit ve sperm morfolojisi önemli olmakla beraber, fertilizasyonun sorunsuz gerçekleşmesi ve gelişen embriyonun tuba uterina içinde morula aşamasına kadar geldikten sonra implantasyon bölgesine ulaşması gerekmektedir. Tüm bu aşamalar gerçekleştikten sonra implantasyon için ise endometriyumun kabul edilebilirliği, embriyonun da tutunması ön plana çıkar. Sebebi açıklanamayan infertil olgularda özellikle endometriyal problemlerin daha fazla olduğu görülmektedir. İmplantasyon süreci hem endometriyum hemde embriyodan salgılanan faktörler ve bu faktörlere uygun olarak embriyo ve/veya endometriyum üzerindeki reseptörler aracılığı ile kontrol edilir. Fertilizasyon ve erken embriyonik gelişim normal olarak gelişmesine rağmen endometriyal kabul edilebilirliğinin olmadığı durumlarda implantasyon gerçekleşmediğinden embriyonal ileri gelişim gerçekleşememektedir. MikroRNA (miRNA'lar) transkripsiyon sonrası gen ekspresyonunu kontrol eden küçük kodlanmayan RNA'lardır. 700'den fazla insan miRNA'sı tespit edilmiş olup hem normal hem de patolojik durumlarda hücre içi döngünün düzenlenmesinde önemli rol oynadıkları gösterilmiştir. Son yıllardaki çalışmalar ile kadın üreme sistemi organlarında farklı dönemlerde farklı miRNA'ların farklı ekspresyonları olduğu gösterilmiş ve normal olarak düzenlenmesi ve anormal olgulardaki dağılımları ve rolleri araştırılmaya başlanmıştır. Çalışmada fertil ve infertil olgularda endometriyal siklusun proliferasyon ve erken sekresyon dönemlerinde alınan endometriyal biyopsi örneklerinde eksprese edilen mikro RNA'ların belirlenmesi ve implantasyon süreci ile birlikte infertilite olgularındaki dağılımlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç için 25-38 yaşları arasında Celal Bayar Üniversitesi Tüp Bebek Merkezi ile Hafsa Sultan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğine başvuran fertil ve infertil olgulardan proliferasyon ve erken sekresyon dönemlerinde örnekler alınacaktır. Alınan örneklerin bir kısmı histolojik analiz için %10 formalin solüsyonuna, kalan örnekler ise miRNA analizi için direkt olarak sıvı azot içine alınarak saklanacaktır. Histolojik analizler için örnekler rutin parafin takip işleminden sonra morfolojik analizi için hematoksilen-eozin (H-E) ile boyanacak, immunohistokimyasal analizi için anti-ago1, anti-dicer, anti-drosha, anti-eIF2 dağılımlarına bakılacaktır. miRNA analizleri için örneklerde RNA ekstraksiyonu yapıldıktan sonra RNA izolasyonu ve kalitesinin ölçülmesi kantitatif real time polimeraz zincir reaksiyonu (qRT-PCR) yöntemi ile, belirlenen miR-17-5p, miR-23a, miR-23b, miR-542-3p, miR-21, miR-199a*, miR-705, miR-20a, miR-26a, miR-125b, miR-200a/b/c analiz edilecektir.
Değişen aile yapısında ailelerin çocuk sahibi olma motivasyonlarının değerlendirilmesi: Hakkâri örneği
Çalışma, değişen aile yapısında ailelerin çocuk sahibi olma motivasyonlarını etkileyen faktörleri belirlemek ve bu faktörlerin ailelerin çocuk sahibi olma motivasyonunu nasıl etkilediğini ölçmek üzere tasarlanmıştır. Araştırmanın amacı, Hakkari merkez, ilçe ve köylerinde yaşayan evli bireylerin çocuk sahibi olma motivasyonlarını keşfetmektir. Yapılan bu çalışma, karma yöntem araştırmasının çeşitleme deseni ile tasarlanmıştır. Nicel araştırma yöntemi için anket tekniği; nitel araştırma yöntemi için yarı-yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bu yöntemin seçilme amaçları, problemleri çok boyutlu olarak ele almak, verileri çeşitlendirmek, bütünleştirmek ve daha kapsamlı sonuçlar elde etmektir. Anket formunda "Çocuk Sahibi Olma Motivasyonları Ölçeği" ile "Doğurganlığa ve Çocuk Sahibi Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Mülakat formu ise çalışmaya yönelik sorulardan oluşmaktadır. Anket tekniği için 399 katılımcıya, görüşme tekniği için de 30 katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışma il merkezinde, ilçe merkezlerinde ve köylerde/beldelerde yapılmıştır. Çalışmanın veri analiz işlemleri çeşitleme desenine göre yapılmıştır. Anket verileri SPSS programı ile analiz edilmiş olup verilerin değerlendirilmesinde frekans, ki-kare testi, t-testi, ANOVA, korelasyon vb. testler kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise kodlamalar, kategoriler ve temalar oluşturulmuş ve bu şekilde görüşmelerin analizi yapılmıştır. Nicel ve nitel yöntemin veri analizleri ayrı ayrı yapılmış ve son aşamada bütünleştirilmiştir. Araştırma sürecinde elde edilen veriler neticesinde, katılımcıların çoğunlukla çocuk sahibi olmayı istedikleri, önemsedikleri, olumlu bir duygu olarak gördükleri ve sahip oldukları çocuk sayısından daha fazla sayıda çocuk istedikleri sonucuna varılmıştır. Çocuğa çoğunlukla ailenin temeli, gelecek, olmazsa olmaz, neşe, sevgi, gelecek ve eşler arasındaki bağı güçlendiren anlamlar yüklenmiştir. Katılımcıların çocuk sahibi olma motivasyonları ile cinsiyet, yaş, evlilik yaşı, yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelir düzeyi, aile tipi, evlenme şekli, dindarlık seviyesi, mevcut çocuk sayısı, istenilen çocuk sayısı, hanede yaşayan kişi sayısı, oda sayısı, kişisel odaya sahip olma ve ölen çocuğun varlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Bunun yanı sıra katılımcıların çocuk sahibi olma motivasyonunu kişisel faktörlerin, toplumun kültürünün, sosyal çevrenin, dini öğretilerin, fiziksel ve ekonomik sorunların büyük oranda ve çeşitli şekillerde etkilediği sonucuna varılmıştır. Son olarak, bundan sonra yapılacak araştırmalar için bulgular üzerinden önerilere yer verilmiştir.
Malatya ili halk elinde küçükbaş hayvan lslahı ülkesel projesi'ndeki akkaraman ırkı koyunların döl verim özellikleri ve kuzuların büyüme performansı
Bu çalışma, Malatya ''Halk Elinde Küçükbaş Hayvan Islahı Ülkesel Projesi'' Yazıhan ilçesindeki yetiştirici işletmelerinde yarı entansif şartlarda yetiştirilen, Akkaraman ırkı elit ve taban sürülerde koyunların döl verimi, kuzularda doğum ağırlığı, yaşama gücü ve büyüme performansının tespiti amacı ile yapılmıştır. Araştırmada, koyunların döl veriminin tespiti için, iki adet elit (sürünün tamamının birörnek olduğu verim düzeyi yüksek, elde aşım yönteminin uygulandığı) damızlık sürü (290+185=475 koyun, 10+10=20 koç) ve iki adet taban (verim düzeyi normal, serbest koç katımının yapıldığı) sürü (280+210=490 koyun, 14+10=24 koç) kullanılmıştır. Büyüme performansının tespiti için, elit ve taban sürülerin her birinin dört yaşlı damızlıklarından tek doğan 100'er baş, toplamda 400 adet kuzu kullanılmıştır. Elit ve taban sürülere ait koyunların döl verim özellikleri incelendiğinde elit sürülerde doğum oranı %94.52, tek doğum oranı %85.52, ikiz doğum oranı %14.47, bir doğuma düşen kuzu sayısı %114.6, kuzu verimi %108.4, taban sürülerde ise sırasıyla %93.67, %85.18, %14.81, %112.6, %105.5 olarak hesaplanmıştır. Kuzuların doğum ve 105.gün ortalama canlı ağırlıkları elit sürüde sırasıyla 4.13±0.01 kg ve 31.36±0.07 kg, taban sürüde ise 4.02±0.01 kg ve 30.58±0.09 kg olarak bulunmuştur. Akkaraman kuzuların 0-105. gün günlük canlı ağırlık artışları elit sürüde; 259±1.12 g, taban sürüde; 252±1.24 g, dişi kuzularda; 252±1.36 g, erkek kuzularda; 259±1.14 g olarak belirlenmiştir. Araştırmaya tabi kuzularda sütten kesime kadar (90. gün) yaşama gücü oranları elit sürüde %96.50 taban sürüde ise %94.50 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, çalışmada ele alınan özelliklerin performansları ile ilgili elit sürü ile taban sürü karşılaştırılması bakımından elit sürülerin taban sürülere göre genel olarak daha iyi düzeyde olduğu söylenebilir. Bu anlamda gözlenen değerlerdeki farklar ile yetiştiriciler arasında farkındalık oluşturacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akkaraman, döl verimi, kuzu, büyüme, yaşam gücü