Old age
124 theses under this subject heading
Acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları
Araştırma,acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye Acil Hemşireleri Derneği sosyal medya hesabına üye olan 1296 hemşire olarak belirlenmiş olup, araştırma örneklemini ise Aralık 2020- Ocak 2021 tarihleri arasında ulaşılabilen ve anketleri tam olarak cevaplayan toplam 249 hemşire oluşturmuştur. Veriler''Kişisel Veri Toplama Formu'' ve ''Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği'' kullanılarak, internet üzerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre acil servis,%80,7'sinin yaşlı hastalara bakım verirken güçlükle karşılaştığı ve %72,5'inin gerontoloji hemşireliği eğitimi almadığı saptanmıştır. Araştırmada acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığı tutum ölçeğinin toplam puan ortalamasının 86,271±9,043, yaşlıların yaşamını sınırlama alt boyut puan ortalamasının 37.574±4,150, yaşlıya yönelik olumlu ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 29,816±6,089 ve yaşlıya yönelik olumsuz ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 18.81±3.794 olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip olduğu saptanmıştır.
Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Kinezyofobinin artması yaşam kalitesini, günlük yaşam aktivitelerini ve dengeyi olumsuz etkileyebilmektedir. Kinezyofobi yaşam kalitesini ve dengeyi etkileyen en önemli faktörlerdendir.Buna bağlı olarak çalışmadaki amacımız, geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemektir. Buna yönelik yapılan çalışma Aralık 2021- Mayıs 2022 tarihleri arasında Acar Kliniğe gelen ve dahil edilme kriterlerine uygun 65 yaş üstü (Yaş ortalaması 73,48) 50 bireyden oluşmuştur. Veriler SPSS istatiksel analiz ile değerlendirmeye alınmıştır. Çalışmaya katılanlara Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), Berg Denge Ölçeği (BDÖ), Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, SF-36 (Kısa Form 36) ve Sosyo-Demografik Form ile değerlendirme yapılarak aralarındaki ilişki analiz edilmiştir. İncelemenin Sonucunda; • Yaş ile Kinezyofobi arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,05). Dolayısıyla Yaş arttıkça Kinezyofobi düzeyide artmaktadır. Ayrıca çalışmamızda Geriatrik bireyin yaşıyla Denge Ölçeği, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi arasında negatif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Bu nedenle yaş arttıkça Denge, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamaları azalmaktadır. Çalışmamızdan çıkan bir başka önemli sonuç ise Kinezyofobinin Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam Kalitesi ölçeğiyle negatif ve anlamlı bir ilişkisi olduğudur (p<0,01). Bu sonuç ile Kinezyofobi düzeyi arttıkça Denge Ölçeği, Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının azaldığı ve Kinezyofobinin olumsuz etkisi olduğu görülmüştür. Çalışmamızdaki bir başka önemli tespit ise Denge düzeyi arttıkça Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, Günlük Yaşam Aktiviteleri ve Yaşam kalitesi ölçeğinin ortalamalarının arttığı ve olumlu yönde etki ettiğidir. Dolayısıyla bunların arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Sonuç olarak bu çalışmadaki verilerden çıkan sonuçların birbirleriyle ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Geriatrik bireylerde kinezyofobinin denge, günlük yaşam aktivite düzeyi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etkisi olduğunu göstermiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda elde edilen veriler hipotezlerimizi desteklemiştir. Anahtar Kelimeler : Denge, Yaşam Kalitesi, Yaşlılarda Kinezyofobi.
Toplumsal cinsiyet algısı ve benlik saygısı ile yaşlanma kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada 18 – 65 yaş arası bireylerin toplumsal cinsiyet algıları ve benlik saygıları ile yaşlanma kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 18-65 yaş arası 410 yetişkin bireyden veri toplanmıştır. Veriler online platformlarda toplanmıştır. Araştırmada Sosyo – Demografik Bilgi Formu, Toplumsal Cinsiyet Algısı Ölçeği (TCAÖ), İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği (İBBSÖ) ve İlişkisel Yaşlanma Kaygısı Ölçeği (İYKÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler IBM SPSS – 25 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Bu doğrultuda analizler için normal dağılım mevcutsa Pearson Korelasyonu, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA normal dağılım mevcut değilse Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Ayrıca toplumsal cinsiyet algısı, benlik saygısı ve yaşlanma kaygısı arasındaki ilişkinin incelenmesi için Pearson Korelasyon; yordayıcılık analizlerinde doğrusal ve çoklu doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Çalışma sonucunda benlik saygısı puanları ile ilişkisel yaşlanma kaygısı puanları, kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı puanları ve yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanları arasında negatif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin toplumsal cinsiyet algısı ile kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı puanları ve ilişkisel yaşlanma kaygısı puanları arasında bir ilişki saptanmamıştır. Toplumsal cinsiyet algısı ile yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanları arasında ise pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Bunlara ek olarak toplumsal cinsiyet algısı ve benlik saygısının bireylerin kişisel içselleştirilmiş yaşlanma kaygısı, ilişkisel yaşlanma kaygısı ve yaşlılara karşı kolektif yakınlık puanlarını bir bütün olarak yordadığı tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili yerli ve uluslararası araştırmalar ile tartışılmıştır. Mevcut değişkenleri bir arada inceleyen başka bir çalışmaya rastlanmaması sebebiyle çalışmanın, gelecekte gerçekleştirilecek toplumsal cinsiyet algısı, benlik saygısı ve yaşlanma kaygısı konularıyla ilgili araştırmalara yol gösterici bir nitelikte olduğu söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlanma Kaygısı, Toplumsal Cinsiyet, Benlik Saygısı
Türkiye'de yaşlılık olgusu yaşlılara ilişkin tutumların kültürel temelleri üzerine bir alan araştırması Van-Muğla örneği
Bu çalışmanın konusu hem dünyada hem de Türkiye'de değişen nüfus yapısı ve artan yaşlı nüfus oranıyla birlikte önemli bir toplumsal gerçekliği içinde barındıran yaşlılık ve yaşlanma olgusudur. Yaşlılık, takvimsel yaşın artması sonucu bireyde görülen fiziksel, bilişsel ve sosyal düzeyde fonksiyonel yetersizlik ve düşüşlerin görülmesidir. Yaşadığımız çağda bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ilerlemesi ve önem kazanması toplumun demografik yapısını da değiştirmiştir. İnsan ömrünün uzaması ve doğum oranlarının düşmesi, giderek Türkiye'deki yaşlı nüfusunu arttırmıştır. Bu nedenle diğer dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye de hızla yaşlanan ülkeler arasına girmiştir. Araştırma, Türkiye'nin doğusu olarak nitelendirilen ve daha çok geleneksel tutum ve değerleri ile öne çıkmış Van ili ile Batı ili olarak kabul edilen görece modern, seküler bir yaşam tarzının hâkim olduğu Muğla ilinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Türkiye'nin iki önemli ili olan Van ve Muğla'da yaşayan bireylerin kültürel düzeyde yaşlılığa bakış açıları, yaşlılığa yükledikleri anlamlar, yaşlı bireylere ilişkin algı ve tutumlarını ele almayı amaçlamıştır. Araştırma kapsamında Türkiye'deki yaşlılara yönelik algı ve tutumlar nicel ve nitel veriler üzerinden incelenmiştir
Yerinde yaşlanma bağlamında yaşlıların konut ve çevresinden beklentileri: Afyonkarahisar kenti örneği
21. yüzyıl demografik anlamda küresel değişimlerin en somut biçimde yaşandığı bir dönemdir. Özellikle demografik yaş yapısındaki değişimler yaşlılığın görüldüğü toplumlara göre yeni bir boyut ve anlam kazanmaktadır. Yaşlıların sosyoekonomik, toplumsal ve mekânsal ihtiyaçlarına yönelik akademik çalışmaların önemi giderek artmaktadır. Dünyadaki toplam nüfus içindeki 65 yaş ve üzeri nüfusun oranı 1990 yılında %6, 2019 yılında ise bu oran %9,1'dir. Türkiye toplam yaşlı nüfus oranı 2019 yılında %9,1, Afyonkarahisar kentsel yaşlı nüfus oranı %6,6 ve kırsal yaşlı nüfus oranı %8,3'tür. Yaşlılıkla ilgili çok sayıda ulusal ve uluslararası literatür olduğu anlaşılmaktadır. Ulusal literatürde yer alan çalışmaların ağırlıklı olarak kırsal yaşlanmaya yönelik yapılan çalışmalar olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, Afyonkarahisar kent merkezindeki 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerin yaşadığı konut ve çevresinden beklentilerini yerinde yaşlanma bağlamında tespit etmeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, kentsel yaşlanma ve yerinde yaşlanma bağlamında birey-çevre-mekan ilişkisini ortaya koyan az sayıdaki çalışmalardan biridir. Araştırmanın amacına yönelik çeşitli hipotezler oluşturulmuştur. Hipotezleri test etmek amacıyla kent içerisinde belirlenen örneklem sahasındaki yaşlı nüfusa anket yapılmıştır. Çalışmada keşfedici/açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Faktör analizi sonucunda konut olanakları, konut büyüklüğü, konut türü, tuvalet ve banyo kullanımı konuttan beklentiyle ilgili boyutları oluşturmuştur. Erişilebilirlik, yaşlılıkla ilgili hizmetlere yakınlık, sosyoekonomik yapı, çevresel faktörler, sosyal ağ ve ilişkiler konut çevresinden beklentiyle ilgili boyutları oluşturmuştur. Yalnız yaşama, medeni durum ve hanehalkı büyüklüğü, yaşıların konut büyüklüğüne yönelik bakış açılarını farklılaştırmıştır. Eğitim düzeyi değişkeni yaşlıların konut çevresindeki çeşitli hizmetlere erişilebilirlik, sosyoekonomik yapı, sosyal ağ ve ilişkilere yönelik beklentilerinin farklı olduğunu göstermiştir. Aylık gelir seviyesi, konut çevresindeki sosyal ağ ve ilişkilere karşı yaşlıların bakış açısının farklılaşmasını sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlılık, Yerinde Yaşlanma, Konut ve Konut Çevresi, Afyonkarahisar
Türkiye'de 60 yaş üzeri sığınmacıların gereksinimleri ve yaşlılık deneyimleri
Bu çalışma Türkiye'ye göç etmiş yaşlı sığınmacıların göç süreci ve sonrası deneyimlerini, sorunlarını ve gereksinimlerini; Türkiye'deki refah hizmetlerinin bu kişilerin sorun ve gereksinimlerini karşılayabilme durumunu analiz etmektedir. Araştırma, derinlemesine görüşmelerin yapıldığı betimsel bir analiz çalışmasıdır. Araştırmada veri toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bulgular araştırmacının görüşmeler sırasındaki gözlemleri ve konuya ilişkin diğer çalışmaların bulgularıyla birlikte değerlendirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları 10 kadın ile 6 erkekten oluşan 60 yaş üzeri farklı köken ülkelerden Türkiye'ye göç etmiş yaşlılardır. Araştırmada sığınmacıların farklı köken ülkelerden seçilmesinin nedeni göç olgusunu farklı ülke kökenli yaşlılar açısından değerlendirerek konuya geniş bir bakış açısı kazandırmaktır. Araştırma bulguları katılımcıların tamamının göç sonrası barınma sorunları ve ekonomik yetersizlik yaşadıklarını, buna bağlı olarak tümünün çocukları ve diğer aile üyelerine bağımlı durumda olduklarını; bazı katılımcıların göç süreci ve sonrasında sağlık sorunlarının ortaya çıktığını, göç sonrasında bütünleşme ve uyum konusunda farklı stratejiler geliştirdiklerini göstermektedir. Türkçe bilme düzeyi fark etmeksizin yaşlı sığınmacıların tamamının dil ile ilgili sorunlarını çocukları, torunları ve diğer yakınları aracılığıyla aşmaya çalıştıkları görülmüştür. Göç deneyiminin travmatikliğine bağlı olarak yaşlıların ileriye dönük plan ve düşünceleri, yaşam doyumları ve değerlendirmeleri değişmektedir. Yaşlı sığınmacıların ileriye dönük plan ve düşünceleri aile üyeleriyle birlikte yaşamak, kök aile üyeleriyle birleşmek ve Türkiye'de kalmak yönündedir. Bulgular değerlendirildiğinde katılımcıların refah hizmetlerine erişim sorunları yaşadıkları ve Türkiye'deki refah hizmetlerinin yaşlı sığınmacıların gereksinimlerinin karşılanması noktasında yetersiz kaldığı görülmüştür.
Yaşlı bireylerde düşme davranışını etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmada sağlıklı yaşlı bireylerde yaşlanma ile birlikte artan düşmelerin risk faktörlerini ve bu faktörlerin birbirleriyle olan ilişkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmaya 65 yaş ve üzerinde olan 50 katılımcı (18 erkek, 32 kadın) dahil edilmiştir. Katılımcılar Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, Yaşlı Bireylerde Düşme Davranışları Ölçeği, Mini Mental Test, Geriatrik Depresyon Ölçeği, Whoqol-Old Yaşam Kalitesi Ölçeği, İşitme Engeli Ölçeği-Yaşlı, Mini-Bestest: Denge Değerlendirme Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu çalışmada MMT İle DDÖ-Seviye Değerlendirme alt boyutu arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MMT-Kayıt Hafızası ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MBT ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. MMT ile DDÖ arasında negatif korelasyon bulunmuştur. Whq-OLD ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. GDÖ ile FES arasında negatif korelasyon bulunmuştur. GDÖ ile DDÖ arasında negatif korelasyon bulunmuştur. İEÖ ile FES arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak denge yeteneği azaldıkça bireylerin daha fazla koruyucu davranışlar sergilediği, daha fazla düşme korkusu yaşadığı sonucuna varılmıştır. Son bir yıl içerisinde düşme hikayesi olan bireylerin denge puanları daha düşük gözlenmiştir. Ayrıca kadınların erkeklerden daha çok sakınma davranışı gösterdiği ve farkındalık davranış puanlarının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Düşme korkusu, işitme engel seviyesi ve yaşam kalitesi ile anlamlı derecede ilişkili bulunmuştur. Sonuçlar düşmenin risk faktörlerinin çoklu değerlendirilmesinin düşmeyi önleme programlarına faydalı olacağını göstermektedir. Denge sisteminin iyileştirilmesinde, koruyucu düşme davranışlarının önlenmesinde ve düşmelerin azaltılmasında vestibüler- postural egzersizlerin kombinasyonu önemli bir yer tutmaktadır.
Geriatri polikliniğinde sık gözlenen reçeteleme kaskadlarının belirlenmesi
Reçeteleme kaskadları, hastalara daha önce reçete edilen ilaçların meydana getirdiği advers ilaç olaylarını tedavi etmek için yeni bir ilaç reçete edildiğinde ortaya çıkmakta ve özellikle yaşlı hastalar için istenmeyen olaylar dizisine yol açabilmektedir. Bu çalışmanın amacı geriatri polikliniğinde reçeteleme kaskad sıklığı ve ilişkili faktörlerin belirlenmesidir. 15 Kasım 2015- 15 Kasım 2020 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin geriatri polikliniğine başvuran, en az iki ilaç kullanan ve ≥60 yaş olan hastaların önceki tüm poliklinik ziyaret(ler)ini kapsayan tıbbi kayıtlardaki reçeteleme kaskadları, bir klinik eczacı tarafından geriye dönük olarak değerlendirilmiştir. Dahil edilen toplam 435 hastanın (%64,4 kadın) Charlson-Komorbidite İndeksi (CKİ) değeri yüksek (≥2 skor) ve yaş ortancası (aralık) 79 (63-99) yıl olarak bulunmuştur. Toplam ilaç sayısı ortancası (aralık) reçeteleme kaskadı olmayan hastalarda 8 (6-9), reçeteleme kaskadı olanlarda ise 10 (8-12) olarak saptanmıştır (p<0,001). Toplamda 208 (%47,8) hastada kaskad ilişkili bir durum tespit edilmiştir. Kaskadlarla ilişkili en yaygın ilaç gruplarının, anti-demans ilaçları (%9,6), kalsiyum kanal blokerleri (%9,0) ve lipid düzenleyici ajanlar (%8,7) olduğu saptanmıştır. Çok değişkenli lojistik regresyon analizine göre reçeteleme kaskadları ile; toplam ilaç sayısı (p=0,001, OR=1.18), CKİ (p=0,03, OR=0,81), geriatri kliniğine ilaç ilişkili başvuru varlığı (p<0,001, OR:11,20), geriatri dışı bir kliniğe ilaç ilişkili başvuru varlığı (p<0,001, OR=7,72) ve Katz günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlık indeksi (p=0,003, OR=3,41) önemli ölçüde ilişkili bulunmuştur. Bu çalışmada yaşlı hastaların reçeteleme kaskadı açısından risk altında olduğu, reçeteleme kaskadı ile çeşitli ilişkili faktörlerin olduğu ve reçeteleme kaskadlarının tespiti açısından klinik eczacıların multidisipliner ekip içinde yer almalarının önemli olduğu sonucuna varılmıştır.
Geriatrik bireylerde zeybek çalışmalarının bazı motorik özellikler üzerine etkisi
Bu araştırmada, 12 haftalık zeybek oyunlarının yaşlıların denge, kuvvet ve esneklik becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 18 gönüllü araştırmaya dahil olmuştur. Çalışma grubu, Edirne Valiliği huzurevinde yaşayan 18 yaşlı birey olup, egzersiz grubunda 9, kontrol grubunda 9 yaşlı birey gönüllü katılım göstermiştir. Deney ve kontrol grubu ön test ve son test fiziksel ölçümlerinden sırasıyla; boy, vücut ağırlığı, denge, kuvvet ve esneklik ölçümleri alınmıştır. Verilerin analizi SPSS 26 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Deney ve kontrol grupların karşılaştırılması için bağımsız gruplarda t testi analizinden faydalanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermedikleri belirlenmesi amacıyla Shaphiro wilk testi uygulanıp sonrasında verilerin normal dağılım göstermeleri üzerine T testi, eşleştirilmiş T testi analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre 12 haftalık Zeybek oyunu çalışmalarına katılan yaşlı bireylerin denge, kuvvet ve esneklik değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklara rastlanmıştır (p<0,05). Araştırma bulguları uygun egzersiz programlarının 65 yaş ve üstü yaşlı bireylerin günlük yaşam aktivitelerini artırmada olumlu yönde etkilediği görüşünü desteklemektedir.
Astım hastalarında östaki disfonksiyonun değerlendirilmesi
Bu araştırmada temel amacımız, astım hastalığı bulunan kişilerin zamanla östaki disfonksiyonu olup olmadığını gözlemlemektir. Bu çalışma Van eğitim araştırma hastanesinde göğüs tüm şikayetleri ile hastalıkları polikliniğine astım semptomları için başvurup yapılan klinik muayenede astım tanısı olan hastalara odyoloji kliniğinde akustik immitansmetri ve östaki fonksiyon testleri uygulanmıştır. 26 kadın 14 erkek kişinin katıldığı çalışmamız da cinsiyet dağılımları bakımından gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,014). Kontrol grubunda erkek oranı (%62,5) hasta grubu oranına (%35,0) göre anlamlı yüksektir. Yaş değişkeni bakımından grup ortalamaları bakımından (Hasta grubu: 40,6±14,77 ve Kontrol grubu: 36.68±11,49) istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p=0,189). ETDQ7 skoru bakımından grup ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0,003). Hasta grup ortalaması (14,58±7,11) kontrol grubu ortalamasından (10,68±3,22) istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak ; EFT değerlendirmesi bakımından gruplardaki disfonksiyon dağılımları arası fark istatistiksel olarak anlamlı değildir.
Hafif kognitif bozukluğu olan yaşlı sürücülere yönelik iki farklı ergoterapi müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisi-randomize kontrollü çalışma
Torpil, B., Hafif Kognitif Bozukluğu Olan Yaşlı Sürücülere Yönelik İki Farklı Ergoterapi Müdahalesinin Sürüş Becerileri Üzerine Etkisi-Randomize Kontrollü Çalışma. Hacettepe Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü Ergoterapi Programı, Doktora Tez, Ankara, 2020. Bu çalışma, Hafif Kognitif Bozukluğu (HKB) olan yaşlı sürücülerde sürücü simülasyon müdahalesiyle bilişsel rehabilitasyon müdahalesinin sürüş becerileri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ergoterapi Bölümü Eğitim ve Araştırma Ünitelerine başvuran 34 HKB tanılı yaşlı sürücü dâhil edildi. 34 katılımcı basit rastgele randomizasyon tekniğiyle iki gruba ayrıldı. Katılımcıların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ehliyet yılı, kaza durumu/sayısı/cinsi, araç kullanma durumu ve haftada kaç kere kullandığı ile ilgili sosyodemografik bilgileri alındıktan sonra LOTCA-G, İz Sürme Testi (İST) A-B, Labirent Testi, Sıralı Adım Vurma Testi (SAVT), Sürücü Becerileri Ölçeği (SBÖ), Sürücü Davranışları Ölçeği (SDÖ) ve simülasyon üzerinde literatürden faydalanılarak oluşturulan bir kontrol listesi ile sürüş becerileri değerlendirildi. Değerlendirme sonrası her iki gruba da 12 hafta haftada 2 gün 45 dakikalık seanslardan oluşan müdahale programı uygulandı. İki grupta da Temel Trafik Eğitimi verildikten sonra simülasyon müdahale grubunda simülasyon üzerinde sürüş becerileri çalışıldı, bilişsel rehabilitasyon müdahale grubunda ise LOTCA-G'nin alt başlıklarına göre belirlenen bilişsel müdahale programı uygulandı. İlk değerlendirmede iki grup arasında istatistiksel olarak herhangi bir fark bulunmadı (p>0,05). Müdahaleler sonrasında her iki grupta da sürüş becerilerinin anlamlı bir şekilde geliştiği belirlendi (p<0,05). LOTCA-G'de oryantasyon, görsel-uzaysal algı, dikkat konsantrasyon ve İST A-B, Labirent testi, SAVT ve SDÖ'nün Sıradan İhlaller maddesinde herhangi bir fark bulunmamıştır (p>0,05). LOTCA-G'de diğer parametrelerde bilişsel rehabilitasyon, SBÖ ve SDÖ'de diğer parametrelerde simülasyon müdahalesinin daha etkili olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu iki müdahalenin sürücü becerileri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirlenmiş olup her iki müdahalenin de HBB'li yaşlılarda sürücü rehabilitasyonunda kullanılabileceği bulunmuştur.
Düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması
Düşmeler yaşlılığa özgü bir durum olmamasına rağmen görülme sıklığı yaşla birlikte artan, yaşlı bireylerde mortalite ve morbiditeye neden olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu çalışma düşme sonucu kırığı olan yaşlı bireylerin ve sağlıklı yaşlı bireylerin ruhsal durumlarının karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma tanımlayıcı karşılaştırmalı bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, 02 Mayıs-31 Ekim 2022 tarihleri arasında Adana Seyhan Devlet Hastanesi Ortopedi Servis'inde düşmeye bağlı kırık nedeniyle yatarak tedavi gören 65 yaş üzeri hastalar ve aynı hastanede yatan hastasını ziyarete gelen 65 yaş üstü sağlıklı bireyler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, kırığı olan grubunda yer alan 146 yaşlı birey ve kırığı olmayan grupta yer alan 150 yaşlı birey oluşturmaktadır (n= 296). Araştırma verilerinin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu (KBF)", bireylerin ruhsal belirtilerinin ne düzeyde olduğunu saptamak amacıyla ''Belirti Tarama Testi (SCL-90-R) ve bilişsel durumlarını değerlendirmek için "Standardize Mini Mental Test (SMMT)" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, pearson ki-kare testi, pearson korelasyon testi, student's t testi, ANOVA ve post hoc test olarak scheffe testi kullanılmıştır. Bu çalışmada kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R Kişilerarası duyarlılık alt boyutu puan ortalamaları ve "Araz Düzeyleri" sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerin SMMT toplam, Yönelim, Hatırlama, Lisan puanları sağlıklı bireylere göre anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş, yatış süresi ve düşme sayısı ile SCL-90-R arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kırığı olan yaşlı bireylerde yaş ve düşme sayısı ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kırığı olan yaşlı bireylerde SCL-90-R ile SMMT arasında negatif yönlü, anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı kadınlarda SCL-90-R puan ortalaması erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Hem kırığı olan ve hem de sağlıklı grupta okur yazar olmayan bireylerin SCL-90-R puan ortalaması anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Gelirim giderden az kırığı olan yaşlı bireylerin SCL-90-R puan ortalaması geliri gidere denk olan bireylere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda kırığı olan yaşlı bireylerin kişilerarası becerilerini arttırmaya yönelik hemşire müdahalelerinin planlanması ve yaşlı bireylerin oryantasyon, yönelim, zihinsel ve dil becerilerini korumaya ve geliştirmeye yönelik hemşirelik müdahalelerimin uygulanması önerilmektedir.
Genç-yaşlı bireylerin sosyal ağ sitelerinde kendilerini sunma davranışları ve izlenim yönetimi taktikleri
Bu çalışma "genç-yaşlı" bireyler olarak tanımlanan 65-74 yaş aralığındaki internet kullanıcılarının sosyal ağ sitelerindeki benlik sunumlarına ve izlenim yönetimi taktiklerine odaklanmaktadır. Sosyal medya araçlarının yaygın kullanılan bir alt türü olan sosyal ağ siteleri kullanıcılara kendilerini ifade etme, iletişim kurma, haber alma, vakit geçirme ve benlik sunumlarını gerçekleştirme olanağı sağlamaktadır. Yaşlı bireylerin internet ve sosyal ağ kullanım oranları ise her geçen gün artmakta, sosyal ağ siteleri yaşlı kullanıcılar için de bir ifade alanı açmaktadır. Çalışma kapsamında Goffman'ın dramaturji kuramı ve çeşitli araştırmacıların ortaya koyduğu izlenim yönetimi taktiklerine ilişkin sınıflandırmalardan yola çıkılarak genç-yaşlıların sosyal ağ sitelerindeki benlik sunumu ve izlenim yönetimi taktikleri ele alınmıştır. Öte yandan, son yıllarda, özellikle Covid-19 Pandemisi döneminde yaşçılık söylemlerinin arttığı, hem toplumda, hem de sosyal ağ sitelerinde yaşlı bireylere yönelik yaş ayrımcılığının ön plana çıktığı görülmektedir. Araştırmanın bir hedefi de; yaşçılık kavramının ve toplumda inşa edilen yaşlılık algısının yaşlı bireylerin sosyal ağ sitelerindeki tutum ve davranışlarına yansımasına ilişkin fikir edinmektir. Bu çerçevede; nitel araştırma yöntemleriyle gerçekleştirilen araştırma kapsamında 25 genç-yaşlı sosyal ağ kullanıcısı bireyle derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş, yarı-yapılandırılmış sorularla yapılan görüşmeler sonrasında elde edilen bulgular, betimsel analizle çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları, genç-yaşlı bireylerin sosyal ağ performanslarında dürüst benliklerini sunma eğiliminde oldukları ancak kendilerini "oldukları gibi" gösterdikleri iddiasında bulunmalarına rağmen, "toplumla uyumlu bir ideal benlik" geliştirerek kendilerini koruma altına aldıkları yönündedir. Genç-yaşlı bireyler "ayıp", "günah", "uygunsuz" ve "korku" kodlarıyla toplumsal normların ve kendi yaş gruplarına atfedilen beklentilerin dışına çıkamamakta ve hissettikleri toplum baskısının etkisinde kalarak paylaşımlarında kendi benliklerine adeta ket vurmaktadırlar. Çalışma sonucu aynı zamanda, yaşçılık kavramına aşina olmasalar da, genç-yaşlı bireylerine kendilerine yönelik yaşçılık uyguladıklarını ve yakınları tarafından da yaşçı söylemlere maruz kaldıklarını göstermektedir.
Yaşlı parkinson hastalarında MIND diyetine uyum, diyet antioksidan yükünün kognitif fonksiyon ve bazı biyokimyasal parametreler ile ilişkisi
Parkinson hastalığı, motor ve motor olmayan belirtilerle ortaya çıkan yaygın, nörodejeneratif bir hastalıktır. Yaşamın her döneminde olduğu gibi Parkinson hastası yaşlılarda da diyet örüntüsü önem taşımaktadır. Yaşlanma ile birlikte vücutta reaktif oksijen türleri artmakta; serbest radikallerin antioksidan sistemlerle ortadan kaldırılamadığı durumlarda redoks homeostazı bozularak patolojik durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı yaşlı Parkinson hastalarında MIND diyetine uyum, diyet antioksidan yükünün kognitif fonksiyon ve bazı biyokimyasal parametreler ile ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma verileri anket formu ile toplanmış, klinikte görevli hemşire tarafından hastalardan kan örneği alınmıştır. Anket formu genel bilgiler, beslenme alışkanlıkları, 24 saatlik geriye dönük bir günlük besin tüketim kaydı, antropometrik ölçümler (boy uzunluğu, vücut ağırlığı, bel çevresi, baldır çevresi) ve el kavrama gücü, MIND diyeti uyum değerlendirme formu, kognitif fonksiyonun değerlendirilmesi (Mini Mental Test, Saat Çizme Testi), biyokimyasal parametreler, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa form ve Bristol gaita skalası olmak üzere dokuz bölümden oluşmuştur. Çalışmaya 29 kadın 28 erkek olmak üzere 57 Parkinson hastası yaşlı birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 70,2±4,6 yıldır. Bireylerin %59,6'sı birinci, %31,6'sı ikinci, %8,8'i üçüncü Hoehn&Yahr hastalık evresindedir. Katılımcıların ortalama MIND diyetine uyum puanı 7,8±1,3'dür. Bireylerin ortalama Mini Mental Test puanı 25,7±3,9; Saat Çizme Testi puanı 8,4±2,1'dir. FRAP 1 değeri ile Mini Mental Test puanı arasında pozitif yönde zayıf düzeyde bir ilişki belirlenmiştir (p<0,05). GSH düzeyi ile toplam fenolik içeriği arasında pozitif yönde orta düzeyde; GSSG düzeyi ile FRAP 1 ve TEAC arasında negatif yönde zayıf düzeyde; FRAP 2, TRAP, H-ORAC ve dTAC arasında negatif yönde orta düzeyde ilişki saptanmıştır (p<0,05). GSH/GSSG oranı ile FRAP1, FRAP2, H-ORAC ve dTAC arasında pozitif yönde orta düzeyde, TRAP ve TEAC arasında pozitif yönde zayıf düzeyde korelasyon tespit edilmiştir (p<0,05). TAS ile FRAP 2, TRAP ve TEAC arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ilişki belirlenmiştir (p<0,05). Zonulin düzeyi ile dTAC arasında negatif yönde zayıf düzeyde ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Sert dışkıya sahip olan bireylerin medyan FRAP 1 değeri 7,5 (alt-üst:3,1-21,6) iken normal dışkıya sahip olan bireylerin medyan FRAP 1 değeri 11,1 (alt-üst:4,1-22,6) olarak belirlenmiştir (p<0,05). Mini Mental Test puanı ile GSH düzeyi arasında orta düzeyde pozitif yönde (p<0,05), Saat Çizme Testi puanı ile TAS düzeyi arasında pozitif yönde zayıf düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). MIND diyetine uyum puanları ile GSH arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki saptanmıştır (p<0,05). Beden kütle indeksi, baldır çevresi, bel çevresi, bel boy oranı ve fiziksel aktivite düzeyine göre düzeltilmiş modelde daha yüksek MIND diyetine uyumun daha düşük zonulin düzeyi ile ilişkili olduğu bulunmuştur (β=-0,25). Yaş, cinsiyet, hastalık evresi ve öğrenim süresine göre düzeltilmiş modelde daha yüksek MIND diyetine uyum puanının daha yüksek mini mental test puanı ile ilişkili olduğu görülmüştür (β=0,54). Yaş, cinsiyet, öğrenim süresi, sigara içme durumuna göre düzeltilmiş modelde daha yüksek MIND diyetine uyum puanının daha yüksek saat çizme testi puanı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (β=0,33). Diyetin antioksidan kapasitesi ve MIND diyetine uyum ile kognitif fonksiyon ve oksidatif stres ile ilişki kan parametrelerinin; MIND diyetine uyumun zonulin ile ilişkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Yaşlı Parkinson hastalarında oksidatif stres ve mikrobiyota önem taşımaktadır. Diyet örüntüsünün düzenlenmesinin kognitif fonksiyon, oksidatif stres ve mikrobiyota üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Bu alanda daha kesin sonuçlara ulaşabilmek ve daha doğru değerlendirmenin yapılması için müdahale çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır
Denizli ilinde yaşayan geriatrik bireylerin oral hijyen alışkanlıklarının sosyodemografik veriler ve kronik hastalıklar açısından incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; Denizli ilindeki 65 yaş üstü bireylerin çürük, dolgulu, eksik diş sayısını, plak ve diş taşı indekslerini de inceleyerek ağız sağlığı profillerini ortaya çıkarabilmektir. Daha sonra bu verilerin kronik hastalıklar, sosyodemografik veriler ve oral hijyen alışkanlıklarıyla ilişkisini tespit ederek ve halk sağlığı programlarının belirlenmesine katkıda bulunmak hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran ve Denizli ilindeki huzurevlerinde bulunan 65 yaş üstü 534 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılar; demografik sorular, mevcut oral durumunu saptamaya yönelik sorular, oral hijyen alışkanlıklarını saptamaya yönelik sorular olmak üzere toplam 19 sorudan oluşan bir ankete katılmışlardır. Ayrıca katılımcıların oral muayenesi yapılıp DMFT ve OHI-S değerleri kaydedilmiştir. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenerek veriler One Way ANOVA testi, Independent Samples T-Testi ve Pearson ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: DMFT indeksi ile aşağıda belirtilen parametreler (yaş, ikamet yeri, eğitim düzeyi, birlikte yaşadıkları kişiler, hipertansiyon ve diyabet) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. (p<0,05) OHI-S ile aşağıda belirtilen durumlar (yaş, eğitim durumu, yaşanılan kişiler, görme bozuklukları ve ortopedik rahatsızlıklar) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. (p<0,05) Diş fırçalama sıklığı, fırça değiştirme sıklığı ve fırçalama yönü ile aşağıdaki sosyodemografik veriler (eğitim düzeyi, ikamet yeri ve yaş) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Diş macunu kullanımı yaş ve eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkiliyken arayüz temizliği sadece eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkili bulunmuştur. (p<0,05) Sonuç: Yaşlı insanlar, kalan doğal dişleri çok az olsa da oral hijyen konusunda bilinç düzeylerini artıracak programlara ihtiyaç duyulmak tadır. Anahtar Kelimeler: DMFT, geriatrik, OHI-S
Türkiye'de popülizm ve emeklilik sistemi
Günümüzde tüm dünyada gözlemlenen demografik değişimler sonucu ortaya çıkan küresel yaşlanma eğilimi Türkiye'yi de etkilemektedir. Dünya Bankası (DB)'nin 2023 yılı verilerine göre dünyanın %10'u, Türkiye'nin ise %10,2'si yaşlı nüfustan oluşmaktadır. Bu oranın 2050 yılında dünyada %16,5'e, Türkiye'de ise %21,1'e yükseleceği tahmin edilmektedir. Yaşlanan demografik yapıya karşı sosyoekonomik parametreleri dikkate alarak iyi planlanmış ve organize edilmiş, sürdürebilirliğe sahip emeklilik sistemlerinin kurgulaması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Ancak hayata geçirilen emeklilik politikalarında çeşitli sosyoekonomik göstergelerin göz ardı edilmesiyle politik kazanım hedefiyle çeşitli popülist girişimlerin varlığı gözlemlenebilmektedir. Durumun bu yönü emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyerek karmaşıklaşan ve kronikleşen sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de uygulanan emeklilik düzenleme ve uygulamalarındaki popülist yaklaşımların olup olmadığını tespit etmektedir. Bunun için 1946-2023 yılları arasında politika aktörleri (iktidar ve muhalefet partileri ve koalisyon ortakları) tarafından oluşturulmuş 90 siyasi parti seçim beyannamesi, 53 hükümet programı ve 12 kalkınma planı kapsama alınarak incelenmiştir. İncelenen dokümanlar nicel içerik analizine tabi tutulmuştur. Politik aktörlerin seçim beyannamelerinde sundukları emeklilik vaatlerinde ideolojik farklılıklara rağmen benzer emeklilik vaatleri sunduğu, çeşitli sosyoekonomik parametreleri değerlendirmekten kaçındığı, emekliliğe ilişkin vaatlerini plan ve projelerle detaylandırmadığı, emeklilerin sosyoekonomik sorunlarına ilişkin benzer vaatlere her seçim döneminde yer verildiği, seçim sonrası oluşturulan hükümet programlarının seçim beyannameleriyle benzerlik gösterdiği, kalkınma planlarında ise sosyal güvenlik ve emeklilik sistemlerinde ortaya çıkan ekonomik tahribatın ortadan kaldırılmasına ilişkin çözümlere değinmeleri ile emeklilik sistemi ve emeklilerin sosyoekonomik durumlarına dair sorunların popülist yaklaşımlar nedeniyle kronik bir hal aldığı tez çalışması kapsamında tespit edilen önemli bulguları ifade etmektedir.
Robotics and ageing well in Japan: The challenges and prospects for a super-aged society
This thesis looks into the question of how the rapid ageing of the population in Japan is affecting the nation, and what are the main solutions the Japanese government has been developing, especially with the use of robotic technologies. In answering this question, the government reports on ageing and technology are taken into consideration. These reports are Annual report on the aging society:2018 by the Cabinet Office, New Robot Strategy. Japan's Robot Strategy - Vision, Strategy, Action Plan of 2015 and The 5th Science and Technology Basic Plan of 2016. Through an analysis of these reports and corresponding studies, it is seen that rather than solving the issues that are accelerating the population ageing in Japan, mainly decrease in fertility and challenging immigration policies, the Japanese government is planning to utilise new technologies, especially robotic technologies to mitigate the problem. The government's plans also include leading the newly emerging field of medical and nursing robots and creating a favourable environment within the global robotics market for Japanese robots and technology. Through these developments in technology, Japan intends to address the issues born out of population ageing while creating an opportunity for companies and institutions to obtain a large share of the global robotics market.
The effect of mindfulness-based stress reduction progran in the elderly on spiritual well-being and meaning of life
ABSTRACT THE EFFECT OF MINDFULNESS-BASED STRESS REDUCTION PROGRAM IN THE ELDERLY ON SPIRITUAL WELL-BEING AND MEANING OF LIFE Sevimoğlu MY., Aydın Adnan Menderes University, Institute of Health Sciences, Department of Public Health Nursing, Doctorate Thesis, Aydın, 2024. Objective: This study aimed to determine the effect of a mindfulness-based stress reduction program on the spiritual well-being and meaning-making of elderly individuals. Materials and Methods: This research was conducted as a quasi-experimental study with a pre-test and post-test control group design. The study sample consisted of a total of 34 elderly individuals, with 17 in the experimental group and 17 in the control group. To assess the cognitive status of the elderly participants, the "Standardized Mini-Mental Test" was used for those with primary school or higher education, while the "Standardized Mini-Mental Test for the Illiterate" was used for illiterate individuals and those who had not completed primary school. Elderly individuals who scored 23 or above on the Standardized Mini-Mental Test were included in the study. As part of the study, the elderly participants received mindfulness training. For data analysis, descriptive statistical analyses, Mann-Whitney U test, Friedman test, Pearson Chi-Square test, and Likelihood Ratio test were used. Results: It was found that the Anomie Subscale score average of the experimental group was higher than that of the control group after training and at the first follow-up after training. The average scores of the Transcendence and Anomie Subscales, as well as the Spiritual Well-Being Scale, increased in the experimental group after training. In the control group, the average score of the Transcendence Subscale increased in the first month after training compared to the pre-training score. The Meaning in Life Scale and the Sought Meaning Subscale scores of the experimental group increased at the first and third-month follow-ups after training. In the control group, the average score of the Presence of Meaning Subscale was found to be higher in all post-training measurements compared to the pre-training scores. Conclusion: The mindfulness-based stress reduction program was found to have a positive effect on the spiritual well-being and meaning-making of elderly individuals. Key Words: Elderly, Mindfulness, Nursing, Spirituality, Stress.
85 yaş ve üstü bireylerin yaşam deneyimleri: Bir sözlü tarih çalışması (Muğla örneği)
Bu araştırmanın amacı, Muğla ili örneğinde, 85 yaş ve üzeri bireylerin uzun yaşamalarını sağlayan sosyo-kültürel faktörlerin ortaya çıkarılmasını sağlamak ve bununla birlikte, uzun yaşamanın sosyo-kültürel nedenlerini ortaya koyacak teorik bir çerçevenin çizilmesidir. Muğla ilinde ömür beklentisi Türkiye ortalamasının 2 yıl üstünde olup yaşlı dostu bir kent olan Muğla'da uzun yaşamanın sosyo-kültürel nedenlerinin ortaya çıkarılması oldukça önemlidir. Bu doğrultuda araştırmamızın konusu da 85 yaş ve üstü bireylerin uzun yaşamalarının altında yatan faktörlerin neler olduğunu ortaya çıkarmaktır. Literatürde yapılan çalışmalar incelendiğinde 85 yaş ve üzeri bireylere yönelik, görgül araştırmalara dayanan son derece sınırlı çalışma olmakla birlikte Muğla ilinde bu tür bir çalışma bulunmamaktadır. Araştırma, Muğla da yaşamakta olan, ileri yaşlılar kategorisindeki 85 yaş ve üstü bireyler ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın literatür kısmında yaşlılık kavramına, yaşlılık teorilerine, ömür beklentisinin uzamasına ve ömür beklentisinin artmasıyla merak konusu olan uzun yaşam konusuna değinilmiştir. Çalışmanın yöntem kısmında sosyoloji alanında sıkça kullanılan nitel yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Buradan yola çıkarak 50 katılımcı ile sözlü tarih görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerle birlikte eş zamanlı olarak verilerin analizi aşamasında gömülü teori yaklaşımı kullanılarak veriler kodlama işlemine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak, görüşülen bireylerden elde edilen veriler doğrultusunda oluşturulan kodlamalar ile "Huzurlu ve Stressiz Yaşam", "Düzenli Yaşam", " Sorunlar ve Zorluklar", "Boş Zamanı Değerlendirme" ve "Kendini Geliştirme" başlıklı beş tema oluşturulmuştur. Bu temalar analiz kısmında detaylıca analiz edilmiştir ve sonuçları değerlendirilerek uzun yaşam üzerine teorik bir model sunulmuştur.
İç hastalıkları polikliniğine başvuran hastalarda başarılı yaşlanma ve mutluluk durumları arasındaki ilişki
Amaç: İç hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların başarılı yaşlanma ve mutluluk durumlarını incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel anket çalışmamızın materyalini; Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Polikliniklerine 30.06.2022-01.12.2022 tarihleri arasında, bilişsel açıdan engeli olmayan, Türkçe iletişim kurabilen, 18 yaş ve üzeri, en fazla yönetilebilen bir kronik hastalığa sahip, günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirebilen ve ayaktan başvuran 492 birey oluşturmaktadır. Bireylere kişisel bilgilerin sorgulandığı 12 soruluk anket, Başarılı Yaşlanma Ölçeği ve Mutluluk Ölçeği anket metodu ile yüz yüze görüşülerek uygulandı. Araştırmada; normal dağılıma uyan verilerde iki grup için Bağımsız gruplarda t testi, ikiden fazla grup için ise ANOVA Varyans analizi kullanılmıştır. Başarılı yaşlanmanın mutluluk üzerine üzerinde etkisini belirlemek için Lineer Regresyon analizi kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edildi. Bulgular: İç hastalıkları polikliğine başvuran bireylerin başarılı yaşlanma düzeyi, mutluluk durumunu %30.7 oranında açıklamaktadır (t=9.568; p<0.001; R2=0.307). İç hastalıkları polikliğine başvuran bireylerin başarılı yaşlanmaları, mutluluğu anlamlı düzeyde 0.283 kat artırırken (p<0.001); bireylerin sağlıklı yaşam biçiminin mutluluğu anlamlı olarak etkilemediği saptanmıştır (t=-1.676; p=0.094; p>0.05). Araştırmaya katılan bireylerin öğrenim ve gelir durumları başarılı yaşlanmayı ve mutluluk durumunu etkilerken, meslek durumu sadece mutluluk durumunu etkilediği sonucu elde edilmiştir. Sonuç: Bu çalışmada iç hastalıkları polikliğine başvuran bireylerin başarılı yaşlanma ve mutluluk durumları arasında olumlu ve orta düzeyde ilişki saptanmıştır. Hemşire bireylerin başarılı yaşlanma ve mutluluk durumlarını bakımın kalitesini arttırmak amacıyla mutlaka değerlendirmelidir. Başarılı yaşlanma ve mutluluğun sağlanması için hemşirelerin topluma sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarının aşılanmasında danışmanlık yaparak toplumun bilgilendirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar kelimeler: Başarılı yaşlanma, Mutluluk, İç Hastalıkları Hemşireliği
Yaşlı bireylerde fiziksel aktivite, yaşam kalitesi ve başarılı yaşlanma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Son yıllarda hareketsizlik kaynaklı gerek psikolojik gerekse fizyolojik sağlık problemleri giderek artış göstermektedir. Hemen her bireyi yakından ilgilendiren bu problem toplum açısından büyük önem arz eden yaşlı bireyleri bilhassa ilgilendirmektedir. Öyle ki; hareketsizlik kaynaklı azalma eğiliminde olan yaşam kalitesi bu bireylerde başarılı – sağlıklı yaşlanma durumunu engellemektedir. Bu bağlamda araştırmamızda; yaşlı bireylerde fiziksel aktivite, yaşam kalitesi ve başarılı yaşlanma düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya, Aydın, Muğla, Çorum, Amasya, İzmir ve Tokat illerinde bulunan huzur evlerindeki (n=207) kadın, erkek (n=195) toplam 402 gönüllü yaşlı birey katılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Uluslararası Fizilsel Aktivite Ölçeği Kısa Formu" ve "Başarılı Yaşlanma Ölçeği" ve "Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 23.0 paket programı kullanılmıştır. Verilere uygulanan normallik analizi neticesinde normal dağılım gösterildiği tespit edildikten sonra, gruplar arasındaki farkı belirlemek için Independent Sample t test ve boxplot, ölçek ortalama puanları arasındaki ilişkiyi değerlendirebilmek için ise Pearson Korelasyon analizi ile birlikte saçılım grafiği uygulanmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde; çalışmaya dâhil edilen kadın ve erkek katılımcıların başarılı yaşlanma düzeyleri arasında anlamlı farklılığın olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Diğer yandan, yaşam kalitesi ölçeği toplam puanlari ile fiziksel aktivite düzeyi arasında ve son olarak fiziksel aktivite düzeyi toplam puanı ile yaşam kalitesi ölçeği genel sağlık alt boyut puanları arasında pozitif yönlü orta düzeye bir ilişkinin olduğu ve bu ilişkinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu görülmektedir (p<0,05). Sonuç olarak; toplumsal alanda var olan yaşlı bireylerin fiziksel aktiviteye katılım durumlarının yaşam kalitesi ve başarılı yaşlanma kavramlarıyla ilişkisinin göz ardı edilemeyecek bir önemi olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda; yaşlı bireylerin yaşam kalitesi düzeylerinin artırılması için düzenli olarak fiziksel aktiviteye katılımları, yaşamlarının geri kalanında kendi işlerini yapabilme hususunda hem destekleyici bir unsurdur hem de bu bireylerin daha başarılı bir yaşlanma sürecinde olmalarına olumlu katkıları vardır.
Toplumsal dışlanmanın yaşlılıkta görünümü
Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ve sağlık alanında ortaya çıkan yeni gelişmeler insanın yaşam süresinin uzamasını mümkün kılmıştır. Buna bağlı olarak yaşlı nüfus oranı hem dünyada hem de ülkemizde hızlı bir şekilde artmaktadır. Genel nüfus içerisinde yaşlı nüfus sayısındaki artış soysal sorunları da beraberinde getirmiştir. Toplumsal gelişmelere bağlı olarak kırsal alanlardan kentsel alanlara doğru yaşanan göç ve geleneksel aile yapısının çekirdek aile yapısına dönüşmesi gibi durumlar yaşlıların sosyal sorunlarla karşılaşma sıklığını artırmıştır. Bu soysal sorunlar içerisinde yaşlılar; yalnız kalma, toplumsal dışlanmaya maruz kalma gibi durumlarla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sorunlar sadece bireyi ilgilendiren sorunlar olmayıp toplumu da ilgilendiren sorunlar olarak gündeme gelmektedir. Bu araştırmanın amacı, yaşlılık döneminin getirdiği fizyolojik, sosyal, psikolojik ve ekonomik yetersizlikler nedeniyle maruz kaldıkları toplumsal dışlanmayı sosyolojik perspektiften incelemektir. Anahtar Kelimeler: Ayrımcılık, Toplumsal Dışlanma, Yalnızlık, Yaşlı, Yaşlılık
COVID-19 pandemisinin refah devleti ve toplum üzerindeki etkileri: Yaşlılık politikaları bağlamında bir değerlendirme
Bir Uzak Doğu ülkesi olan Çin'de 2019 yılının Aralık ayının sonlarında ortaya çıkan ve ilk etapta tanımlanamayan yeni tip korona virüsü (Covid-19), hızlı bir şekilde yayılım göstermesi sonucu bir anda bütün dünyanın dikkatini üzerine çeken bir sorun haline gelmiştir. Dünyanın birçok bölgesine çok kısa sürede yayılan Covid-19 salgını, DSÖ tarafında pandemi olarak ilan edilmiştir. Küreselleşmenin de etkisiyle alınan tedbirlerin yeterli gelmemesi nedeniyle Covid-19 salgını, öngörülemeyecek şekilde bütün dünyayı etkisi altına almıştır. Covid-19 salgını toplumların temel dinamiklerini sarsmakla kalmayıp, toplumlarda büyük yıkımlara neden olmuştur. Covid-19 salgının toplumlar üzerindeki etkileri toplumdan topluma farklılıklar göstermiştir. Covid-19 salgınının etkisiyle toplumsal kurallar değişmiş ve birçok kısıtlama gündelik yaşamımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir. Covid-19 salgını toplumların sağlık, ekonomi, eğitim, siyaset, aile, din vb. temel kurumları üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır. Covid-19 salgını toplumdaki bütün bireyleri etkilemiştir. Fakat bu etkiler her bireyde aynı ölçüde olmamıştır. Bireylerin toplumdaki yaşam standartları ve konumları, salgından etkilenmeleri açısından önemli birer faktördür. Dünya genelinde Covid-19 salgınından en fazla etkilenenler, toplumdaki dezavantajlı gruplar olmuştur. Bütün dünyada yaşlılar, kronik hastalar, engelliler, kadınlar, göçmenler, yoksullar ve çocuklar gibi gruplar toplumda dezavantajlı bir konumdadır. Bu dezavantajlı gruplar salgının çok yönlü etkilerine maruz kalmışlardır. Covid-19 salgınında yaşlılar, sağlık yönünden risk grubunun başında yer almaktadır. Covid-19 salgını yaşlılar için ağır semptomlar gösteren ve ölüm riski yüksel olan bir hastalıktır. Salgının bu yönü nedeniyle yaşlılar toplumda kısıtlamalara en fazla maruz kalan grup olmuştur. Yaşlılara yönelik en çok kısıtlamanın uygulandığı ülkelerden biri de Türkiye olmuştur. Kısıtlamalar yaşlılar için birçok farklı sorunu da beraberinde getirmiştir. Ayrıca kısıtlamalar toplumda var olan yaşlı sorunlarının pandemi sürecinde daha da derinleşmesine neden olmuştur. Bu araştırmamızda Covid-19 pandemisinin yaşlı bireyler üzerinde bıraktığı etkileri ve sosyal devletin bu süreçteki rolünü incelemeye çalıştık. Covid-19 pandemisi yaşlı bireylerin var olan sorunlarını derinleştirmesiyle kalmayıp, yaşlıları hedef alan yeni sorunlarda ortaya çıkarmıştır. Örneğin pandemideki kısıtlamalar nedeniyle yaşlı bireylerin sosyal hareketlilik alanlarının daralması gibi. Pandemideki bu tarz sorunlar bireyleri sosyal yönden olduğu gibi psikolojik, ekonomik ve fizyolojik yönlerden de etkilemiştir. Bu durum pandemi sürecinde ortaya çıkan sorunların, yaşlı bireyleri çok yönlü etkilediğinin göstergesidir. Yaptığımız bu çalışmamızda dünya ölçeğinden baktığımızda, var olan sosyal devlet modellerinin pandemi döneminde yaşlı bireylerin sorunlarına tam anlamıyla çözüm bulamadığı gibi ihtiyaçlarını da tam olarak karşılayamamışlardır. Bu nedenle toplumların var olan sosyal devlet modellerini revize etmesi veya yeni sosyal devlet modelleri geliştirmesi ihtiyacı doğmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Yaşlanma, Yaşlılık, Demografik Dönüşüm, Refah Devleti, Sosyal Devlet, Sosyal Politikalar, Sosyal Hizmetler, Covid-19, Korona Virüs, Pandemi
Kadın dayanışmasının trans-yaşlı kadınlar üzerinden fenomenolojik bir incelemesi: Ankara örneği
Küresel bir olgu olarak eşitsizlik, birçok toplumsal grubu etkilemektedir. Bu eşitsizliklerin farklı türleri vardır ve bazı toplumsal gruplar eşitsizliğin birden çok türünü aynı anda deneyimlemektedir. Transseksüel- yaşlı kadınlar toplumsal cinsiyete, yaşa ve sınıfsal koşullara dayalı eşitsizlikleri aynı anda deneyimleyen bir gruptur ve sosyal devlet erişememekte; sosyal politika uygulamaları geliştirmemektedir. Ayrıca yaşlılar için var olan sosyal politika uygulamalarından da etkin biçimde faydalanamamaktadırlar. Eşitsizliğin birden çok türü ile mücadele etmek ve sosyal politika uygulamaları vasıtasıyla karşılaştıkları sorunları çözememek transseksüel- yaşlı kadınlar arasında enformel bir dayanışma meydana getirmiştir. Bu çalışma, transseksüel- yaşlı kadınların enformel dayanışma ilişkilerini keşfetmeye odaklanmıştır. Enformel dayanışmanın kimler arasında, hangi maddeler üzerinden, nasıl ve neden geliştiği; dayanışmaya kabul ve dışlama süreçleri çalışmanın konusu kapsamındadır. Bu doğrultuda yedi transseksüel-yaşlı kadınla yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Transseksüel-yaşlı kadınların dayanışma ağında arkadaşlar ve aile ön plandadır. Dayanışma maddeleri genellikle yaşamın devamı için gerekli beslenme, giyinme, barınma gibi temel ihtiyaçlardır. Katılımcıların yoksullaşmasındaki en büyük etken ise enformel sektörde çalışmak zorunda olmaları sonucu çalışma haklarından yoksun kalmalarıdır. Şartların iyileştirilmesi için sosyal politika uygulamaları hakkında bilgilendirilmeleri, sosyal politika uygulamalarının ulaşılabilir olması, sosyal yardımların nakdi olması ve sosyal yardımların eşit ve adil bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. Ayrıca çalışma şartlarının devlet tarafından düzenlenmesi sorunun yeniden üretimine ket vuracak önemli bir noktadır. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Sosyal Politikalar, Transseksüel, Yaşlılık