Philosophical thought
84 theses under this subject heading
Mctaggart'ın zamanın gerçekdışılığı argümanının zaman felsefesi bağlamında değerlendirilmesi
Bu çalışma, zamanın ne'liği problemi üzerine felsefi bir sorgulama amacını taşımaktadır. Zamanın ne'liği meselesi, Antik Çağ'dan günümüze kadar pek çok felsefeci tarafından incelenmiştir. Bu felsefeciler arasında yirminci yüzyıl felsefecilerinden John Ellis McTaggart'ın ortaya attığı "Zamanın Gerçekdışılığı Argümanı", sorgulamanın gidişatı açısından son derece önem teşkil etmiştir. Bu nedenle çalışmanın merkezi McTaggart'ın argümanının incelenmesine ayrılmış, diğer bölümlerde ise McTaggart öncesi ve McTaggart sonrasına ait düşünceler ele alınmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde McTaggart'a kadarki süreç içerisinde felsefe tarihinde geliştirilmiş zaman düşünceleri ele alınmıştır. Bölüm içerisinde nesnel zaman anlayışının benimsendiği Aristo fiziği, Aristo fiziği karşısında geliştirilen öznel zaman anlayışı, mutlak zaman anlayışının benimsendiği Newton fiziği, Newton fiziği karşısında geliştirilen ilişkisel zaman anlayışı, izafi zaman anlayışının benimsendiği Einstein fiziği ve Einstein fiziği döneminde geliştirilen diğer zaman anlayışları karşılıklı olarak değerlendirilmiştir. Böylece McTaggart'ın argümanının nelerden etkilendiği, bu argüman öncesinde zamana dair hangi sorgulamaların yapıldığı gibi sorulara yanıt aranmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümü, McTaggart'ın "Zamanın Gerçekdışılığı Argümanı"nın incelenmesine ayrılmıştır. Bu bağlamda sırasıyla zamanın gerçek olmadığına dair geliştirilen ilk düşünceler incelenmiş, McTaggart'ın sistematiğinde anahtar rol oynayan zamanın A serisi, B serisi ve C serisi kavramları ve argümanın sistematiğinin detaylı analizi yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise McTaggart sonrası geliştirilen zaman teorileri ve yirminci yüzyıl Zaman Felsefesi tartışmaları ele alınmıştır. Bölüm içerisinde sırasıyla A serisi savunucularından Şimdicilik Teorisi, Genişleyen Evren Teorisi, İndirgemeci Yaklaşım; B serisi savunucularından Ezeli Zaman Teorisi, Kadercilik Teorisi, Blok Evren Teorisi ve Platonizm Teorisi incelenmiştir. Böylece McTaggart öncesi, McTaggart argümanı ve McTaggart sonrasına dair zamanın ne'liği üzerine geliştirilen düşünceler karşılaştırılmalı olarak ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Felsefe Tarihi, Zaman Felsefesi, Zaman, Zamanın Gerçekdışılığı, McTaggart, A serisi, B serisi, Kipli Zaman Teorisi, Dinamik Zaman Teorisi, Kipsiz Zaman Teorisi, Statik Zaman Teorisi.
Anadolu'daki fikri gelişmelerin Cemal Süreya'nın düşüncesine etkileri -Felsefeyi Anadolu'da yeniden yurtlandırmak bağlamında bir inceleme-
Her insan gibi şair ve yazarların da yaşadıkları coğrafyanın siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik değişimlerinden etkilendiklerini görmekteyiz. Bu tez çalışmamızda gayemiz, Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi kapsamında Anadolu'daki fikri gelişmelerin ışığında şair Cemal Süreya'da karşımıza çıkan kavramsal yansımalar ve bireysel davranışları mümkün olduğunca temellendirmektir. Cemal Süreya günceli temsil ederken bu güncel olanın arka planına ulaşmak için geçmişe dönmemin gerekliliği vurgulanmıştır, fakat burada anakronizm riski de göz önünde bulundurulmuştur. Cemal Süreya ve şiir konusuna hangi temellendirme ile ulaşabilirimin planlaması yapılmıştır. Bu planlamada öncelikli olarak İslam Felsefesinin kurucu metinlerinden Farabi'nin "İlimlerin Sayımı" adlı eseri çıkış noktamız olmuştur. Buradan hareketle dil ilmi ve beş sanat ele alındıktan sonra şiirî sözlerin de felsefi arka planı olduğundan hareketle Cemal Süreya'da kavramsal yansımalara ve bireysel tutuma dair açıklamalar yapılmıştır. Burada amaç "Felsefeyi Anadolu'da Yeniden Yurtlandırmak Projesi" ne uygun hareket ederek Anadolu'nun sadece topraktan müteşekkil bir mekân olmayıp aslında kökleri Orta Asya'da, Ortadoğu'da, Balkanlarda ve Afrika'da olan ve oralardan beslenen kültürel bir yarımada olduğu ve bu coğrafyada yetişen her şair ve yazarın bu kültür ve uygarlığa katkı sağladığını gözler önüne sermektir.
Michel Foucault ve Jean Baudrillard düşüncesinin karşılaştırmalı bir analizi
20. yüzyıl çağdaş Fransız düşüncesinin özellikle ikinci yarısı felsefe tarihi açısından oldukça karmaşık bir yapıya sahip olup bu karmaşıklığın başında şüphesiz felsefenin "alan dışı" etkileşimlerle almış olduğu yeni hal vardır. Özne merkezli bir düşünceye gönderimde bulunan ve özellikle Jean Paul Sartre'a değin devam ettiğini söyleyebileceğimiz hümanist nosyon, 20. yüzyılın ikinci yarısında yıkılmaya başlanmış ve böylece de felsefede yeni bir döneme girip girilmediği sorunsallaştırılmıştır. Bu sorunsallaştırmaların başında gelen iki düşünür olan Michel Foucault ve Jean Baudrillard'ın düşüncelerinin daha sarih bir şekilde anlaşılabilmesi için, çalışmanın birinci bölümde konu edilen düşünce; Foucault ve Baudrillard'ın içinde yetişmiş olduğu döneme kadar devam eden modern düşüncenin oluşumudur. Özellikle Foucault ve Baudrillard açısından önemli bir dönüm noktasını/eşiği ifade eden modern dönemin önemi, güncelliğin anlaşılması adına, özneler olarak bugün eylemlerimizi belirleyen bilgi ve iktidarın birer sarmal halinde bugünkü deneyimlerimizi nasıl ve hangi bilgi ve iktidar ağlarıyla oluşturduğu ve bu deneyimlerin haricindeki deneyimlere öznelerin nasıl açılabileceği sorularının cevabının aranması gerektiği yer olmasından kaynaklanmaktadır. Bu açıdan çalışmanın birinci bölümde modern dönemin sübjektivite açısından önemine değinilmiştir. İkinci bölümde ise Foucault ve Baudrillard düşüncelerinin çağdaş Fransız düşüncesi içerisindeki konumu, Foucault ve Baudrillard'ın analiz biçimlerinin neler olduğu konu edilmiş olup, her iki düşünürün kullanmış olduğu analiz biçimlerinin, güncelliğin ontolojisinin yapılabilmesinde birbirine benzeyen ve ayrışan yönlerinin neler olduğu araştırılmıştır. İki düşünürün kaynaklarının ve araştırma alanlarının farklılığı, bu iki düşünürü karşılaştırmada bir handikap gibi görünse de, bu düşünürlerin çözümlemelerinin bugünü anlamada getireceği yararların ne olduğu da mevzu edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde de Michel Foucault'nun bugünü oluşturduğunu düşündüğü modern eşiğe dair var olan çözümlemelerinin, günümüzü anlamada bugüne daha çok eğilen ve bugünü çözümlemeye yönelik çabalarıyla Baudrillard'ın düşünceleri arasındaki benzerlik ve farklılıklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çağdaş Fransız Felsefesi, Michel Foucault, Jean Baudrillard, Postmodernizm, Yapısalcılık, Postyapısalcılık
Albert Camus felsefesinde yabancılaşma ve ölüm
Saçma ve başkaldırı kavramları Albert Camus'nün düşüncesinin mihenk taşlarıdır. İnsan zihni ve dünya arasındaki iletişimde oluşan boşluk yine insanı yabancılaşma ile yüz yüze getirir. Camus'nün öğretisi bu yabancılaşma ile ortaya çıkan uyumsuzun idrakinden hareketle bir başkaldırı felsefesine geçiştir. Bu düşünce sistemindeki geçiş evresinde ölüm kavramı önemli bir basamaktır. Albert Camus'nün felsefesinde yabancılaşma ve uyumsuzluk probleminden hareketle başkaldırı ve intihar kavramları ön plana çıkar. Bu kavramlar üzerinden hareketle yaşamın anlamına dair bir sorgulama meselesinin ortaya çıkışı Camus'nün tüm ana kavramlarıyla bütünsel bir anlam taşımaktadır. Bu çalışma Albert Camus felsefesinde yabancılaşmanın rolünü ve Camus'nün düşüncesinde ölüm kavramını irdelemeye çalışmıştır. Onun felsefi öğretisinin derinine inebilmek adına Camus'nün varoluş felsefesindeki yerine ve temel kavramlarına yer verilmiştir. Tezin birinci bölümünde Albert Camus'nün varoluş felsefesi içindeki yerine değinilmek istenmiştir. İkinci bölümde tezin ana meselelerinden biri olan yabancılaşma kavramı irdelenmiş neden ve sonuçları üzerinden tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise tezin diğer bir ana meselesi olan Albert Camus felsefesi içinde ölüm kavramı incelenmiştir.
Doğu ve batı'da hümanizm/insan sevgisi: Örtüşüp ayrıştığı kısımlar
Hümanizm, Rönesans'tan bugüne güncelliğini koruyarak gelmiştir. Nitekim bugün hümanizm ile ilgili sürekli makale, tez, kitap çalışmaları veyahutta bilimsel toplantılar yapılmaya devam ediliyor. Ancak hümanizm kavramı ile ilgili hala bir kargaşa olduğu da tartışmasız kabul edilmektedir. Bu da göstermektedir ki hümanizm sadece bir tanıma ve anlama sahip değildir. Aslında bu tez naçizane bu kavram kargaşasını bir netliğe kavuşturmayı ve hümanizm kavramına yeni bir tanımlama yapmayı hedefleyen bir çalışmadır. Hümanizmin gelişinden önceki dönemle birlikte daha eski dönemlerde de kavramın adı ortada olmamasına rağmen anlam olarak var olduğu, sonraki dönemlere olan etkisi, yeniden yapılanması, insancılık ve insan sevgisi ile Doğu'da ve Batı'da birleşip ayrıştığı kısımlar araştırılmıştır. Araştırmanın hedefine yönelik olarak hümanizmin köklerinden gelişimine doğru bir araştırma yapılıp tarihsel gelişimi ve insan sevgisi ile ele alınan birlikteliğinin özünde ne anlam taşıdığı, örtüşüp ayrıştığı kısımlar esas alınmıştır.
Wittgenstein'in renkler konusundaki düşünceleri
Wittgenstein erken ve geç dönem olarak iki döneme ayrılan düşünceleriyle 20. yüzyıla damgasını vurmuş en önemli filozoflardan birisidir. Onun görüşleri, başta dil felsefesi olmak üzere, mantık, matematik felsefesi, zihin felsefesi, etik, din felsefesi, estetik gibi alanlarda etkili olmuştur. Çalışmamızda öncelikle Wittgenstein'ın erken ve geç dönem düşünceleri ele alındıktan sonra, felsefe ve bilim tarihinde renkler konusunda öne sürülen görüşler ve teoriler irdelenmiştir. Daha sonra ise Wittgenstein'ın erken ve geç dönemlerinde renkler konusunda öne sürdüğü düşünceler incelenmiştir. Sonrasında ise, Wittgenstein'ın, renkler konusundaki görüşlerini dile getirirken özellikle renklerin gösterilerek anlatılabileceği düşüncesinin, renk illüzyonu, ters spektrum ve renk körlüğü gibi durumların anlaşılmasında bize yardımcı olamayacağı örneklerle gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise, Wittgenstein'ın renkler konusundaki görüşlerine ilişkin bir genel değerlendirme yapılmış ve tezde edilen bulgulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Wittgenstein, Renkler, Renk İllüzyonu, Dil Felsefesi, Renkler Teorisi.
Dârülfünûn felsefe hocaları ve felsefî görüşleri
Yeni fikirler ve yeni sistemler geçmişte ortaya konmuş fikirler ve sistemlerin harmanlanması ve çarpışmasından doğar. Çalışmamız özel olarak Osmanlı modernleşmesinde mühim bir yere sahip olan Dârülfünûn'da tedris edilen felsefe derslerinin ve bu dersleri veren müderrislerin var olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir. Bu dönemde genel olarak Batı felsefî akımları ve filozoflarından etkilenildiği, destek alındığı ve yabancı eserlerin tercüme edilerek ders kitabı olarak okutulduğu görülmektedir. Tezimizde Darülfünûn felsefe hocaları üzerinden Osmanlı aydınının fikirlerinin ne yönde şekillendiği ve o günkü toplumun fikrî yapısını nasıl etkilediği hususları ele alınmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde; modernleşme amacıyla ortaya çıkan Dârülfünûn kurma teşebbüslerine, kurulan bu Dârülfünûn'un hangi aşamalardan geçtiğine, ders programlarına ve bu dersleri hangi müderrislerin okuttuğuna değinilmiştir. İkinci bölümde ise Dârülfünûn'da felsefe hocalığı yapan Ahmet Mithat Efendi, Emrullah Efendi, Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Babanzâde Ahmed Naim, Mehmed Ali Aynî, İsmail Hakkı İzmirli, Salih Zeki, Rıza Tevfik ve Ziya Gökalp gibi isimlerin öncelikle hayatları ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, daha sonra kaleme aldıkları felsefe konulu eserler, ders notları ve makaleler tetkik edilerek felsefî görüşleri ortaya konulmuştur.
İslam felsefesini isimlendirme problemi
İsimlendirme eyleminde iki unsur vardır. Birincisi isimlendirilen; ikincisi isimdir. İslam felsefesi bir isimdir. Bu isme karşılık gelen bir mana vardır. Tezin temel problemi İslam felsefesinin hangi mana için kullanıldığıdır. İslam felsefesi belli tarih ve mekânda ortaya çıkan ve çoğunlukla Arapça olarak ifadesini bulan düşünce akımına karşılık gelir. Ancak İslam felsefesi bu manaya karşılık gelecek şekilde klasik dönemde değil, modern dönemde ortaya çıkmıştır. Modern dönemde İslam felsefesinin yanı sıra özellikle oryantalistler tarafından Arap felsefesi, Arapça felsefe, Müslüman felsefesi ve İslam düşüncesi gibi isimlendirmeler de yapılmıştır. Buna karşılık klasik dönemde yeni tercüme hareketleriyle başlayan ve 13. yüzyılın sonuna kadar devam eden dönemde İslam filozofları tarafından hem lafız hem de mana 19. yüzyıl ve sonrası yani modern dönemde kullanılandan farklıdır. İslam filozofları İslam felsefesi yerine felsefe kavramını ve bununla eş anlamlı olarak hikmet ve ilim kavramlarını tercih etmişlerdir. Bu isimlere karşılık gelen mana ise birincil kaynakları arasında Antik Yunan ve İslam dini ve düşüncesi bulunan akılla hakikate ulaşmayı hedefleyen sistematik düşüncedir. Tabakât eserlerinde bu isimlere ek olarak Kindî için Arapların filozofu, buna karşılık Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve Sühreverdî'den bahsedilirken İslam filozofları tabirine denk geliriz.
Mehmed Zahid Kotku'nun hayatı,eserleri ve Seyr ü Sülûk anlayışı
Gümüşhânevî ekolünün meşâyıhından olan Mehmed Zahid Kotku (1897-1980), yüksek ahlaki meziyetlere sahip bir hadis bilginidir. Medrese eğitimi alan ve şeriata sıkı sıkıya bağlı olan Kotku, Hadis, Fıkıh, Kıraat, Akâid, Siyer, Tasavvuf gibi dini ilimlerin tamamına vâkıf olup, Kur'ân hafızlığı ile de ön plana çıkmıştır. Tezimizin temel kaynağı olan "Tasavvufî Ahlak" ve "Nefsin Terbiyesi" adlı eserleri, İslam'a ve sünnete tam bağlılık, güzel huylarla donanmak, her türlü çirkin davranışlardan uzak durmak, iyi huylarla hemhâl olmak, kötü âdet ve alışkanlıkları kalpten kovmak ve kalben Allah'ı zikr gibi konuları içermektedir. Çalışma giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı, önemi, çalışmanın metodu ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Mehmed Zahid Kotku'nun hayatı, hocaları, arkadaşları, eserleri ve dini şahsiyeti üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde ise Mehmed Zahid Kotku'nun seyr u sülûk anlayışı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kotku, Nakşibendîlik, Tasavvuf, Tarikat, Seyr u sülûk.
Nietzsche'nin bengi dönüş düşüncesi
Bu çalışmanın amacı Friedrich Nietzsche'nin de tam olarak açıklamadığı ancak "en derin düşüncem" olarak bahsettiği bengi dönüş düşüncesinin ne anlama geldiğini açıklığa kavuşturmaya çalışmaktır. Bu yüzden Nietzsche'nin önemli görüşleri ve kavramları ile bu düşünce arasında kurulan olası bağlantılar ve yorumlar ele alınmıştır. Öte yandan Nietzsche'nin etkilenmiş olabileceği düşünceler de incelenmiştir. Bengi dönüş ile ilgili yapılan yorumların anlaşılmasını kolaylaştırmak adına, bu düşünce kozmolojik, varoluşsal, etik, metafizik gibi başlıklar altında değerlendirilmiş ve önemli yorumlar karşılaştırılmıştır. Kozmolojik yorumların, Nietzsche'nin güç istenci öğretisi ve oluş düşüncesiyle çeliştiği için yetersiz olduğu anlaşılmıştır. Etik yorumlar ise Nietzsche'yi bir ahlak filozofu olarak anlama tehlikesi barındırdığı için sakıncalıdır. Metafizik yorum Nietzsche'nin karşı çıktığı görünür dünya- gerçek dünya ayrımına götürebileceğinden birçok yanlış anlamaya sebep olabilir. Ama yine de Nietzsche'nin Batı metafiziğini reddetmesiyle ilgili ufuk açıcı olabilir. Bengi dönüşün mistik yanına dikkat çeken yorumlar ise Sils Maria deneyimi, düşüncenin doğası, Zerdüşt eserindeki örüntüsü ile uyumludur fakat abartıldığında yeni bir puta dönüşme tehlikesi vardır. Bengi dönüşün varoluşsal yorumları ve yaşamın değerini test etmek için bir düşünce deneyi olarak değerlendirilmesi Nietzsche'nin kendisiyle ve diğer düşünceleri ile uyumlu görünüyor. Çünkü kişinin kendisini aşması, sorumluluk alması gibi şeyler üzerine şekillenir ve bunlar varoluşsal açıdan işlevsel olabilir.
Ahmet İnam felsefesinde gönül
Çağdaş Türk Felsefesinin önemli temsilcilerinden biri olan Ahmet İnam, 1990'lı yılların başında Gönül Felsefesi adını verdiği, Anadolu kültürünü ve Anadolu insanının hayatını merkeze aldığı bir felsefi inşaya girişmiştir. Gönül Felsefesi, İnam'ın evrensel sorunlara cevap ararken yerel olandan yola çıkması sonucu ortaya çıkan bir felsefedir. Gönül Felsefesini temellendirdiği "gönül" kavramı, başka dillerde karşılığı olmayan öz Türkçe bir kelimedir. İnam, felsefi inşasında gönül kavramını derinleştirmiş ve bu kav-ramı beden, duygu, akıl ve çevre ile birlikte irdelemiştir. Kendisini, arayan ve deneyen bir yolcu olarak betimleyen İnam, son yıllarda "can" kavramının gönle olan katkısını keş-fetmiş ve Gönül Felsefesini can kavramıyla zenginleştirmiştir. Can, gönlün ilk halidir. İnam'a göre birey can sahibi olmadan gönül sahibi olamaz. Araştırmamız giriş ve sonuç bölümü hariç dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, kapsamı ve önemi açıklanmıştır. Birinci bölümde Ahmet İnam'ın hayatı ve düşünce dünyası anlatılmıştır. İkinci bölüm; Gönül Felsefesi, gönül ve can kavramları ve Gönül Felsefesi Anadoluluk ilişkisinin açıklandığı bölümdür. Üçüncü bölümde İnam'ın etkilendiği kavram ve düşünürlere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde XIII. yüzyılda Anadolu-Türk bilgeliğinin temelinde olan varlığı içten dışa bir bütün ola-rak ele alan "nous" esaslı düşünüş tarzı ile rasyonel yetiyi esas alan "logos" esaslı düşü-nüş tarzı arasındaki fark Anadolu'yu mayalayan Yunus Emre ve Nasreddin Hoca'nın şahsiyetlerinde değerlendirilmiştir. Yine bu bölümde Gönül Felsefesinin Anadolu-Türk bilgeliğinin devamı olup olmadığı tartışılmıştır. Sonuç bölümünde ise bu araştırmadan elde edilen sonuçlara ve sonraki çalışmalar için önerilere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gönül Felsefesi, gönül, can, kültür, nous, logos, Türk-Anadolu bilgeliği
Felsefe olarak film: Japon animelerinde Yin Yang felsefesi
Son yıllarda film ve felsefe ilişkisiyle ilgili yapılan çalışmalarda bir artış olduğu görülmektedir. Bunun en önemli nedeni ise film yaratıcılarının ve film filozoflarının felsefi düşünceleri ve kavramları filmlerle sentezleme eğilimleri olmuştur. Filmlerin felsefi tanım ve kavramlarla sentezlenmesi, film dilinin ve sinematik anlatımın derinleşmesine katkıda bulunmuştur. Fakat bazı filmlerin felsefi düşünceyi işleyebilmesindeki yetkinliğinin diğerlerinden daha üstün olması, onların düşünce üreten bir konumda olup olamayacakları sorunsalını da beraberinde getirmiştir. Film-felsefe ilişkisinde spesifik olarak film ve türevlerinin felsefi bir düşünce üretip üretemeyeceklerine odaklanan "felsefe olarak film" tartışması bu çalışmanın kuramsal zeminini oluşturmaktadır. Bu çerçevede yürütülen çalışmada, Japon Animelerinden Yoshihiro Togashi'nin eseri Hunter X Hunter (2011)'ın, Koyoharu Gotōge'nin eseri Kimetsu No Yaiba (2019)'nın, Masashi Kishimoto'nun eseri Naruto-Naruto Shippūden (2002-2017)'in ve son olarak Yūki Tabata'nın eseri Black Clover (2017)'ın, sinematik olarak felsefi bir düşünce veya argüman üretip üretmediği sorgulanmaktadır. Çalışmanın ana iddiası, söz konusu animelerin Yin Yang felsefesi zemininde özgün ya da yinelenen felsefi tanımlama ve yorumlamalar yaparak bunu gerçekleştirdiği yönündedir. Bununla birlikte Yin Yang felsefesine örtük veya açık olarak atıf yaptığı saptanan bu animeler, Amaçlı Örneklem Yöntemi ile çalışmaya dâhil edilmiştir. Çalışmanın kuramsal zemini olan "felsefe olarak film" tartışması detaylı biçimde ele alınmaya çalışılmış, ayrıca burada yapılan itirazlar ve savunmalardan edinilen veriler ışığında film diline yönelik felsefi analiz biçimleri geliştirilmeye çalışılmıştır. İçerikten ziyade film diline yönelik bir kılavuz sağlaması amacıyla geliştirilen bu felsefi analiz biçimleri Japon Animeleri çalışılırken bir metot olarak kullanılmıştır. Analizler sonucunda Animelerden üçünün kendi sinematik üsluplarıyla felsefi tanımlamalar ve yorumlamalar yapabildikleri ve bazı örtük-açık argümanlar sunabildikleri görülmektedir. Bu örtük-açık argümanlar, tanımlama ve yorumlamalar üçüncü bölümde felsefi arka plan olarak yer verilen Yin Yang felsefesi üzerinden doğrulanmaya çalışılmıştır.
Harputlu Bahri Mahmut Efendi'nin hayatı, eserleri ve felsefi görüşleri
XIX. yüzyıl coğrafyasına baktığımızda Harput kültüründe ilme gereken önemin verildiğini ve Harput'ta nice alimlerin yaşamış olduğu görülür. Bunlardan biri olan Harputlu Bahri Mahmut Efendi de zamanının ilmi şartları açısından telif ettiği eserinde ahlaki değerlerden bahsetmiştir. Nefsin mertebelerine değinen filozof bu esnada kişinin geçirdiği yedi evreyi ve bunların hallerini açıklamıştır.İnsanlardaki bilme ve merak güdüsü, ona bilmediklerini öğrenmeyi arzulattırmıştır. Bu uğurda nice fedakarlıklara katlanmış olan insanoğlu öğrendiği bilgileri insanlığın hizmetine sunmuştur.Bu tez, müellifin Osmanlıca el yazısı olarak yazdığı orijinal eserinden günümüz Türkçesine tercüme edilerek ve tezle alakalı kısımları gözden geçirilip konuyla alakalı diğer felsefi görüşleri de araştırılmak suretiyle oluşturmuştur.Anahtar Kelimeler: Ahlak, Bahri Mahmut Efendi, Bahrü'l-Hakayık, Harput, Osmanlı Düşüncesi
Nimri Dede'nin hayatı, eserleri ve felsefi görüşleri
Nimri Dede Aşık edebiyatı içinde değerlendirilen ve tekke edebiyatı yönü ağır basan bir halk ozanıdır. O günümüz ozanlarındandır. Çalışmamızda, Nimri Dede?nin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri hakkında bilgilere yer verildi. Nimri Dede?nin şiirlerine baktığımızda, onun İslam?ın temel inanç ilkelerine sahip olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun yanı sıra o, bu ilkeleri Hak-Muhammed-Ali ve Muhammed-Ali nuru gibi Alevi/Bektaşiliğe has birtakım anlayışlarla harmanlamıştır. Ayrıca İslam?ın temel ibadetlerini, yapılması gereken birer kulluk görevi olarak benimsemiş, tasavvufun temel kavramlarını şiirlerine yansıtmıştır. Nimri Dede?de genel dünya görüşü, insan-ı kâmil mertebesine ulaşmak için her türlü kötü huylardan arınma ve bütün güzel huyları elde etmek için gösterilen ciddi bir gayret olarak kendini göstermiştir. İnsanı, varlığın özü olarak kabul eden Nimri Dede, onu manevi boyutuyla yüceltir. Birlik beraberlik isteyen Nimri Dede, ülkenin gelişmesi ve refahı için çeşitli reçeteler sunmayı ve kendince halkı uyarmayı da ihmal etmemiş bir ozandır. Anahtar Kelimeler: Tanrı, Evren, Ruh, Bilgi, Ahlak.
Harputlu Beyzade Ali Rıza Efendi'nin felsefi görüşleri
Harputlu Beyzade Ali Rıza Efendi, son dönemlerde yaşayan alimlerdendir. Anadolu'nun önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri olan Harput'ta öğrenimini tamamladıktan sonra müderrislik yapmıştır. Yüksek başarı ve gayretlerinden dolayı takdir toplayan Harputlu Beyzade Ali Rıza Efendi, dönemin en önemli ilim merkezlerinden biri olan Harput'ta sonra insanları aydınlatmak için uğraş vermiştir. Bu konuda eserler vermiş şüpheler hususunda görüşler serdetmiştir. Çevrede oldukça etkili olan Beyzade Efendi, her fani gibi vefat etmiş ve Harput'a defnedilmiştir. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Harputlu Beyzade Efendi, Osmanlı.
Wilhelm Freidrich Nietzsche ve Fyodor Mihailoviç Dostoyevski'de insan problemi
Bu tezin amacı; W. F. Nietzsche ve F. M. Dostoyevski'nin insan anlayışlarını ortaya koymak ve düşünürlerin insan problemini ele alışlarındaki benzerlikleri ve farklılıkları değerlendirmektir. Çalışmanın girişinde düşünürlerin genel felsefeleri verilmiş sonraki bölümlerde de insan anlayışları ortaya konmuştur.Nietzsche'ye göre insanlar moralizasyon seviyeleri ve gücü isteme derecelerine göre dört farklı tipe ayrılırlar. Bunlar; `yırtıcı hayvan', `sürü insanı', `özgür insan' ve `üstinsan'dır. Yırtıcı hayvan, Nietzsche'nin üstinsanına giden yolda hayvana daha yakın olarak nitelendirdiği soylu insandır. Sürü insanı ise, yaradılışı gereği güçsüz, ahlaklı ve dindar insandır. Özgür insan, mevcut değerlerin değişiminin zorunluluğunu hissettiği anda onları nihilizm karşısında aktif kalarak aşan ahlak dışı insandır. Özgür insan henüz yaratıcı olamadığı için kendini feda ederek üstinsanın ortaya çıkmasına zemin hazırlayan insanlık aşamasıdır. Nietzsche'nin amacı; birer décadence değerinden başka bir şey olmayan mevcut değerleri ortadan kaldırmak ve Tanrı'nın ölümüyle insanda meydana gelen boşluğu yeni değerler yaratacak üstinsanla doldurmaktır. Dostoyevski'de birbirinden farklı dört insan tipine rastlanır; `Tanrı'dan uzak insan', `sıradan insan', özgürlüğünün sınırları görebilmek adına `üstinsan olmaya çalışan insan' ve başkaları için acı çekmekten mutluluk duyan, herkesin her şeyden sorumlu olduğunu düşünen `mükemmel insan'. İnsanın eksik, tamamlanmamış bir varlık olduğunu savunan Nietzsche'ye göre, amaç üstinsana ulaşmak, ona yol açmak olmalıdır, çünkü o, yaşamın anlamıdır. Hayatın bütününü coşku ve hazla onaylayan üstinsan; realiteyi olduğu gibi gören, realitenin kendisi olan insandır. Üstinsan bir hedeftir ve insanın, üstinsana ulaşmada bir köprü olmasından başka bir değeri yoktur. Dostoyevski'de ise amaç; insanlıktır.Ona göre insan, küçük bir evrendir ve varoluşun merkezindedir. Evrenin gizinin insanda olduğunu düşünen Dostoyevski'de, insan sorununu çözmek demek, Tanrı sorununu çözmek anlamına gelir. İnsanın en gizli kalmış yönlerini dahi ortaya koymaya çalışan düşünür, insan yazgısının özgürlükle koşullu olduğunu düşünür. Çünkü onun için insan ve insan yazgısı her şeyden önce bir özgürlük temasıdır.Anahtar Sözcükler1. İnsan2. Tanrı3. Nihilizm4. Özgürlük5. Üstinsan
Jacques Lacan ve felsefesi
Bu çalışma; yirminci yüzyılın ünlü düşünürlerinden olan Jacques Lacan'ın, düşünce tarihindeki yerini belirlemek için kaleme alınmıştır. Lacan, bilinçdışı ve dil konusunda önemli düşünceler öne sürmüştür. Bunun yanında; Lacan, psikanalizi bilimsel bir temele oturtmak için çok uğraşmıştır. Lacan göre; psikanaliz, bilinçdışının bilimidir. Bilinçdışı ile dil arasında da bir ilişkinin olduğunu vurgulamıştır. Lacan; bilinçdışının, dil gibi yapılandığını savunmuştur. Yani; dil, bilinçdışının varolma koşuludur. Dil; aynı zamanda, öznenin ortaya çıkmasını da sağlar. Öznenin ortaya çıkmasında ?Ayna Evresi? önemlidir. ?Ayna Evresi?yle; özne, aynadaki kendi imgesini ?Ben? sanarak, sembolik düzene ilk adımını atar. ?Gerçek? ile ?simge? arasında bir bölünme söz konusudur. Lacan'a göre; ?Gerçek?, tam olarak ifade edilemez. Lacan düşüncesinde; semptom ile gösteren-gösterilen ilişkisi de önemlidir.Anahtar Sözcükler1.Bilinçdışı2.Dil3.Ayna Evresi4.Gerçek5.Semptom
Kierkegaard ve Heidegger'de kaygı kavramlarının karşılaştırılması
Bu çalışma Kaygı kavramı çerçevesinde Kierkegaard ve Heidegger felsefelerini karşılaştırmayı hedeflemiştir. Kaygı kavramının her iki düşünür için anlamsal ifadesine yer vermek kaydıyla düşünürlerimizin temel felsefelerinde kaygıyla bağlantılı olarak ortaya çıkan ölüm, zamansallık, tarihsellik ve hiçlik konularının analizi tezin kapsamı içerisindedir.Öncelikle Kierkegaard'ın ve Heidegger'in genel felsefeleri serimlenmiş ve daha sonra düşünürlerimizin genel felsefelerini kaygıyla ilişkilendirerek yorumsal bir karşılaştırma denemesi yapılmıştır. Her iki düşünürümüzün de eleştiriler üzerine kurmaya çalıştığı felsefelerinin arka planında yer alan kimi düşünürlere de tezin bütününde yer yer değinilmiştir.Kaygı problemi hem Kierkegaard ve hem de Heidegger felsefesinin kilit kavramı olmakla birlikte tüm felsefeleri de bu kavram üzerinden hareketle gelişir. Kierkegaard için bu Hıristiyanlığın yeniden yorumlanması olarak dini temeller üzerine kurulmuşken, Heidegger dini kavramları felsefesinde konu edinmez. Ancak her ikisinin de kesiştiği nokta dinin kavramları olan ölüm, hakikat, hiçlik, vicdan suç ve yazgıdır. Heidegger, bu kavramları kaygıyla ilişkilendirirken dünyasallıktan, somuttan yola çıkar. Kierkegaard ise sonsuzluğa, kendisini yabancı ve yalnız hissettiği bu dünyadan Tanrı'yla irtibata geçeceği ebediliğe ulaşmak için kaygının anlamına değinir.Kaygı her iki düşünür için de korkudan farklıdır. Bu iki kavram arasındaki temel fark; korkunun ait olduğu bir nesnesinin olmasıdır.Oysa kaygının korkudaki gibi belirgin bir nesnesi yoktur. Kaygı dünyanın hiçliği karşısında duyulan kaygıdır. Dünya içinde var olmanın aynı zamanda ölüyor olmaya işaret ettiği bir temel ruh halidir. Yaşıyoruz ama öleceğiz. Ne zaman? Verilecek cevap sadece ?Şimdi Değil? olacaktır. Bu belirsizlik günlük yaşam içerisinde bir kaçışa neden olur. Bu Kierkegaard için umutsuzluk, Heidegger içinse düşmüşlüğün işaretidir.Heidegger'in felsefesini de laikleşmiş bir din bilimi olarak ele alırsak her iki düşünürümüz için gerçek olan tek bir durum vardır; o da insanın geçiciliği ve bu geçiciliği karşısında oluşan kaygılı ruh halinin ona göstereceği doğru bir yol olarak, bir ben olma, gerçek bir benliğe sahip olma sorumluluğunun yalnızca kendisine ait olduğu tek varlık olarak insanı görmeleridir. Bu ise ölümü ölebilmek iradesidir.Anahtar Sözcükler1.Kaygı2.Korku3.Varoluş4.Dasein5.Ölüm
Jürgen Habermas düşüncesinde üç kavram: Önyargı, eylem ve kamusallık
Filozof, sosyolog, toplumsal tarihçi gibi kimlikleri ile günümüz düşünürleri arasında özel bir yer işgal eden Jürgen Habermas, yaşamının farklı dönemlerinde ve bu dönemlere ait farklı eserlerinde dile getirdiği önyargı, eylem ve kamusallık kavramları arasındaki ilişki bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Bu konuyu seçmekteki amaç Habermas'ın farklı dönemlerinde farklı konularla ilgilenmesine rağmen düşünce sisteminin bir bütünlük arz ettiğini göstermektir. Zira bu üç kavram her ne kadar birbirinden uzak görünse de arka planda birbirine yaslanan unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.Habermas önyargı kavramını hermeneutik çalışmaları içerisinde ele almıştır. Eylem kavramını geliştirdiği ?İletişimsel Eylem Kuramı? çerçevesinde detaylandırmıştır. Kamusallık kavramını ise ilk dönem çalışmalarına konu edinmiş olup, Burjuva kamusallığının dönüşümü ile açıklamıştır.Sosyoloji, iktisat, felsefe, iletişim, siyaset gibi farklı çalışma alanları kapsamında değerlendirilen eserlerinden yararlanılarak hazırlanan bu çalışma da öncelikle düşünsel arkaplan konu edilmiştir. Habermas'ı tanımaya olanak sunan bu bölümün ardından ise tezin ana temasını oluşturan kavramlar tüm boyutlarıyla ele alınmıştır.
Marcus Tullius Cicero'nun düşüncesinde yaşlılık kavramının incelenmesi
Bilgelik sevgisi, bilgi arayışı olarak felsefe, insan tarafından ve insan için ortaya konduğundan, temelde, insan üzerine bir sorgulama, insan üzerine bir düşünme olmalıdır. İnsan üzerine olan ve insan tarafından ortaya konan felsefi düşünce, insanı derinden tanıma gücüne sahip olduğundan, insana, yaşamsal faydalar sağlayabilme gücüne de sahiptir.İnsanın düşünmek ve eylemde bulunmak için dünyaya geldiğini kabul eden Cicero, felsefi düşünceyi insanın yaşamını yönlendirmek için kullanılması gereken bir araç olarak görmektedir. Cicero'ya göre, felsefi bilgi aracılığı ile doğru davranmak ve mutlu olmak mümkündür. Cicero'ya göre felsefe her daim yaşamın içinde olması geren bir etkinlik olduğundan, Cicero yaşlılığın anlaşılması ve yaşlı insanların kendini değerlendirmesi için felsefeye özel bir görev yüklemiştir.Cicero'ya göre yaşlılık, yaşamın diğer dönemleri gibi kendine has özellikleri olan bir dönemdir ve bu dönemin sorunlarıyla doğru bir şekilde başa çıkıp bu dönemden de zevk almak mümkündür.
Süleyman Hayri Bolay'ın düşünce hayatı
Bu çalışmamızda Çağdaş Türk düşüncesi içinde Süleyman Hayri Bolay'ı tanıtmaya çalıştık. Çalışma da Bolay'ın hayatını, ele aldığı felsefi konulara bakışını ve ortaya koyduğu fikirlerini betimlemeye ve tanıtmaya çalıştık.Çalışmada Bolay'ın bütün eser ve makalelerine, ayrıca onun yazılmış fakat henüz basılmamış olan yazılarına ulaşmaya çalışılmıştır. Üç bölümden oluşan tezin I. Bölümünde Bolay'ın hayatına, II. Bölümünde Türk düşüncesine ilişkin görüşlerine III. Bölümünde ise ele aldığı temel felsefi konulara yer verilmiştir
Albert Camus'nün saçma (absürd) felsefesi
Betimsel nitelikte bir çalışma olan bu araştırmanın amacı Albert Camus'nün felsefesini saçma (absürd) kavramı bağlamında açıklamak ve A. Camus'yü, kullandığı kavramları ve değindiği konuları bakımından daha önce eserlerinde işleyen diğer filozoflarla, özellikle de varoluşçu filozoflarla karşılaştırmaktır.Bu amaç doğrultusunda, çalışmanın ikinci bölümünde Albert Camus'nün saçmaya verdiği mana ve saçmanın ortaya çıkma nedenleri incelenmiş, üçüncü bölümde saçmaya karşı ele aldığı seçenekler açıklanmış ve diğer filozofların konularla alakalı görüşlerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde, A. Camus'nün saçmaya karşı önerdiği asıl çözüm olan başkaldırma konusu ayrıntılı olarak ele alınmış, bölümün sonunda ise A. Camus'ye yöneltilen eleştiriler açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme kısmında araştırmacının konuyla ilgili görüş ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.
Osmanlı bilginlerinden Muhyiddin el-Kafiyeci'nin felsefi görüşleri
On beşinci yüzyılda yaşamış olan Kâfiyeci, çağının temel özelliği olan tedvin ve şerhçi anlayışa rağmen, usulcü kimliğinin kendisine vermiş olduğu özgüvenle, geçmişi, çağın bilgisiyle harmanlayıp, metodolojik bir anlayışla, tekrar üreterek kendine özgü bir şekilde ortaya koyma becerisini göstermiştir.Felsefenin temel konularından biri olan ruh kavramını, kendine özgü bir yaklaşımla ele alarak, meseleyi insanın ontolojik bütünlüğü ve ahlak felsefesine bağlayarak, insanın sorumluluğuna dikkat çekmiştir Yine bu bağlamda olmak üzere berzah kavramını da, belirli bir disipliner açıdan ele alarak, kendine özgü bir şekilde inceler. O her iki kavram (ruh ve berzah) ile ilgili olarak bizlere yeni bir yöntembilim teklif eder. Nitekim Kâfiyeci berzah düşüncesini belli bir sistem dâhilinde bir ilim dalı olarak ele alıp inceler. Bu ortaya koyduğu yaklaşımı ?Berzah ilmi? olarak ifade eder.Kâfiyeci'nin bilgi felsefesine olan ilgisini de burada belirtmek gerekir. Zira onun felsefi yetkinliğine vurguda bulunmamızın temel sebeplerinden biri de varlık ve bilgi felsefesindeki kabiliyetidir. Kâfiyeci bilgi felsefesi açısından vahiy, ilham ve rüya kavramlarını ele alarak bunların birer bilgi kaynağı olduğunu belirtir. Ayrıca bunlara tefekkür kavramını da ekler.Kâfiyeci'nin dikkat çeken diğer önemli özelliklerinden biri de ahlakçı bir anlayışa sahip olmasıdır. Ahlakçı yönü ağır olan bu İslam bilgini pratik/ameli ahlaka önem vermiş, davranışa dönüşmeyen ahlaki bilgilerin önemsiz olduğunu belirterek, ahlakın bireysel ve toplumsal boyutlarına dikkat çekmiştir.Kâfiyeci'nin felsefi görüşlerini bir bütün olarak değerlendirdiğimizde daha çok Gazali ve tasavvuf çizgisine yakın durduğunu söyleyebiliriz.
Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinde felsefi ve tasavvufi temalar
16.yüzyılda Sivas'ta yaşadığı tahmin edilen, Alevîlerin 7 büyük ozanından biri olarak kabul edilen Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinde felsefi ve tasavvufi temaları irdelemeye gayret ettik. Yapmış olduğumuz bu çalışmada şair ile ilgili kavramsal çerçeve başlığı altında O'nun mensup olduğunu ifade ettiği Alevîlik ile Bektaşîlik kavramlarına ve kendi hayatına kısaca değindik.Araştırmamızda Pir Sultan Abdal'ın Felsefi görüşlerine genellikle Tanrı, insan ve âlem görüşlerine yer verdik. Bu konularda ortaya atılan fikirleri Şairin bütün eserlerini göz önünde bulundurarak yorumlamaya çalıştık. Ayrıca Dört Kapı Kırk Makam, yol ve manevi şahsiyetler ile Nübüvvet ve velayet gibi tasavvufi görüşlerine de değinmeye gayret ettik.