Gross domestic product
95 theses under this subject heading
The relative efficiency of monetary and fiscal policy in Turkey
There are specific macroeconomic objectives that every country economy would like to achieve. To reach these objectives, mostly used instruments are monetary and fiscal policy. It is a controversial issue which of these policies is relatively more efficient. On the other hand, it is vitally important to detect efficient policy tools in terms of being used the source of country efficiently, achieving macroeconomic objectives faster, and dealing with economic crises. In this study, which of monetary and fiscal policy is more efficient on the Turkish economy has been tried to detect with the help of an econometric analysis. Therefore, the relationship between the rate of non-interest expenditures, budget revenues, and broad money supply (M2) to GDP and GDP growth rate has been analysed by the Ordinary Least Squares (OLS) method with a data set spanning from 2003:q2 to 2016:q1. According to the analysis results, it has been concluded that monetary policy is an efficient policy while fiscal policy is non-efficient policy for Turkish economy.
Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımların gelir dağılımına etkisi
Bu çalışmada Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımların gelir dağılımına etkisi araştırılmıştır. Bu araştırma 1980-2016 yılının verileri baz alınarak yapılmıştır. Çalışmada doğrudan yabancı yatırımlar, gayrisafi yurtiçi hasıla, dışa açıklık oranları ve gini katsayıları veri olarak kullanılmıştır. Bu araştırma için ARDL yöntemi kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda doğrudan yabancı yatırımlar ile gelir dağılımı arasında pozitif ilişki çıkmıştır. Yani doğrudan yabancı yatırımlarda meydana gelen artışla birlikte gelir dağılımındaki eşitsizlikte artmaktadır. Gayri safi yurtiçi hasıla, gelir dağılımını olumlu etkilemektedir. Yani gayri safi yurtiçi hasılada meydana gelen artışta gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltmaktadır. Dışa açıklık oranı, gelir dağılımını etkilememektedir.
İnovasyonun ihracat ve büyümeye etkisi: Türkiye örneği
Ülkelerin uluslararası ticarette rekabet edebilmesi için, inovasyon faaliyetlerine ağırlık vermeleri elzem hale gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye' deki inovasyonun ihracata ve reel GSYH' ye olan etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın ekonometrik bölümünde 1988-2018 dönemini kapsayan yıllık verileriyle inovasyonun, ihracata ve büyümeye olan etkisi analiz edilmiştir. Değişkenlere sırasıyla birim kök testleri uygulanmış, hepsinin aynı mertebeden durağan olduğu sonucuna varılmıştır. Johansen eşbütünleşme testi uygulanmış, inovasyon değişkeni olarak yurt içi patent başvuruları ve yurt dışı patent başvuruları alınmış ve uzun dönem ilişkisinin varlığı tespit edilmiştir. Elde edilen neticelere göre, yurt içi patent başvurularının ve yurt dışı patent başvurularının ihracata ve büyümeye olan etkisi negatif olduğu sonucuna varılmıştır. Daha sonra EngleGranger eşbütünleşme testi uygulanmış: İnovasyon değişkeni olarak toplam patent başvuruları ve toplam ticari marka başvuruları alınmıştır. Değişkenler arasında herhangi bir ilişki tespit edilememiştir. Analize kontrol değişkenler eklenerek tekrardan Engle- Granger eşbütünleşme testi yapılmıştır. Test sonuçlarında toplam ticari marka başvurularının ihracata ve reel GSYH' ye etkisinin ise pozitif yönde olduğu tespit edilmiştir.
Üretim açığının tahmini ve para politikalarında kullanımı: Türkiye 2002-2014
Gerçekleşen çıktının potansiyel çıktıdan farkını ifade eden üretim açığı kavramı, enflasyonist baskının ölçülmesi açısından önem arz etmektedir. Merkez Bankasının temel hedefi fiyat istikrarının sağlanması olduğundan, üretim açığının asgari hata payı ile tahmin edilmesi, uygulanacak para politikasının etkinliği açısından kritiktir. Çalışmamızda üretim açığı hesaplanmıştır. Bu doğrultuda yapılan hesaplamalar 4 farklı yöntem ile Türkiye özelinde 2002-2014 dönemi için gerçekleştirilmiştir. Bu hesaplamalardan ikisi istatistiksel tekniklerden Doğrusal Trend Modeli ve Hodrick-Presscot (HP) Filtresi iken diğer ikisi yapısal yöntemlerden Çok Değişkenli Yapısal Model ve Yapısal Otoregresyon (SVAR) modeli olarak seçilmiştir. Hesaplamaların sonucunda enflasyonu en iyi açıklayan üretim açığının, SVAR modeli ile tahmin edilen üretim açığı tahmini olduğu sonucuna varılmıştır. HP filtreleme tekniği ise SVAR modelini izleyen en iyi ikinci teknik olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimler: Üretim Açığı, Çıktı Açığı, Potansiyel GSYİH, HP Filtresi, SVAR Modeli, Doğrusal Trend Modeli, Çok Değişkenli Yapısal Model
OECD ülkelerinden Türkiye'ye yönelik turizm talebinin çekim modeli ile analizi
Dış ticaret ve bir dış ticaret kalemi olarak turizm ülke ekonomilerinin gelişimi açısından önemli unsurlardır. Ülkeler arası dış ticaret akımlarını incelemek üzere Newton'un yerçekimi kanunundan yola çıkılarak geliştirilen çekim modeli (gravity model) temelde iki ülke arasındaki dış ticaret akımlarının ülkelerin ekonomik büyüklüğü ile doğru orantılı, aralarındaki uzaklık ile ters orantılı olduğu varsayımına dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, çekim modelinin uluslararası turizm akımlarına uyarlanması ve OECD ülkelerinden Türkiye'ye yönelik dış turizm talebini etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Değişkenler arasında uzun dönemli ilişkileri incelemeye imkân tanıyan dinamik panel veri analizi yöntemlerinden biri olan Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu (System GMM) ile yapılan analiz sonucunda analize dâhil edilen 30 OECD ülkesinden Türkiye'ye yönelik dış turizm talebinin turist gönderen ülkelerin gayri safi yurt içi hasılasından (GSYH) ve nispi fiyatlardan pozitif, uzaklık ve krizlerden ise negatif etkilendiği belirlenmiştir. Nüfus, vize uygulamaları ve turist gönderen ülkenin bir turizm ülkesi olmasının ise turizm talebi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Tüketici kredilerinin kullanımı ve gayri safi yurtiçi hasıla oranları arasındaki ilişki
Günümüzde artan bankacılık hizmetleri ve bankalar arası rekabet, tüketici kredilerinin kullanımı alanında da bir dizi yeniliği beraberinde getirmiştir. Bankaların verdikleri önemli kredi türlerinden birisi olan tüketici kredileri, bankanın mudileri ile olan ilişkilerinde ve banka seçiminde de büyük önem arz etmektedir. Tüketici kredilerinin kullanımının kısa ve uzun vadedeki getirileri gerek bankalar, gerekse kredi kullanan mudiler için tüketici kredilerini ayrıcalıklı hale getirmiştir.İktisadi büyüme ve içsel büyüme oranları, bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin göstergesi olarak, ülkenin eğitimden ekonomiye, istihdamdan diğer tüm alanlara kadar güncel durumunu gösteren rasyolar olarak görülebilir. Büyüme oranlarının kredi kullanımı ile arasındaki ilişkinin belirlenmesi, bu oranlara bakılarak kredi kullanımının olası maliyet ve zarar analizine olanak vermesini sağlayabilir. Bu nedenle bu çalışmada, büyüme oranları ile tüketici kredileri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Araştırmada, TÜİK tarafından derlenen 2002?2008 yılları arasındaki bankacılık sektörü ve katılım bankaları tüketici kredileri verileri ile yine TÜİK tarafından derlenen 1999?2006 yılları arasındaki gelire ve harcamaya dayalı GSYH değerleri arasında Tekrarlı Ölçüm (Repeated Measure) ve Korelâsyon analizleri yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre tüketici kredileri ile GSYH büyüme oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.01).Anahtar Kelimeler: Tüketici Kredileri, GSYH, İçsel Büyüme, Büyüme.
Türkiye'de kamu inşaat harcamalarının belirleyicileri ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, kamu kesimi inşaat harcamalarının belirleyicileri ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada, inşaat harcamalarının belirleyicileri, bina ve bina dışı, bir diğer ifadeyle, bina ve altyapı inşaat harcamaları olmak üzere iki ana başlık altında sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, kamu inşaat harcamalarının belirleyicileri ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki, 1980-2007 dönemine ilişkin Türkiye'ye ait üçer aylık veriler kullanılarak incelenmiştir. Ampirik bulgular, kamu bina inşaat harcamaları, kamu altyapı inşaat harcamaları ve GSYH verilerinin kullanıldığı zaman serisi analizlerine dayanmaktadır.Koentegrasyon testi uygulanarak elde edilen araştırma bulguları, kamu bina dışı inşaat harcamalarının GSYH'ye oranı ile GSYH büyüme oranı arasında uzun dönemli bir ilişki olduğunu; kamu bina inşaat harcamalarının GSYH'ye oranı ile GSYH büyüme oranı arasında uzun dönemli bir ilişki olmadığını ortaya koymaktadır.
Geçiş ekonomilerinde sektörel büyüme ve sektörel istihdamın yabancı banka girişlerine etkisini belirlemeye yönelik bir uygulama (1990-2010)
Dünya ekonomilerinde yabancı sahipliği bankacılık sisteminde de kendini göstermiştir. İstikrarlı bir ekonomi için güçlü ve rekabetçi bir bankacılık sistemi gereklidir. Geçiş ekonomilerinin bankacılık sektörünün gelişiminde yabancı bankalar önemli bir rol almıştır. Bu çalışma; geçiş ekonomilerinde sektörsel büyüme ve istihdam değişkenlerinin yabancı banka girişlerine etkisini araştırmaktadır. Bu çalışmanın farkı; yabancı banka girişlerinin belirleyicilerinden olan Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYİH) ve istihdam değişkenlerinin sektörsel biçimde incelenmesidir. Bu çerçevede yabancı banka girişlerinin belirleyicileri arasında; tarım, sanayi ve hizmetler sektörü GSYİH ve istihdam büyümeleri farklı iki modele dâhil edilmiştir.Çalışmada 27 geçiş ekonomisinin 1990-2010 döneminde Panel Veri Analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre kontrol değişkenleri; şehirleşme büyüme oranı, toplam nüfus büyüme oranı, kişi başına düşen kredi miktarı ve doğrudan yabancı yatırımın GSYİH içindeki payı pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar vermiştir. Bununla birlikte; toplam krediler içindeki yerine getirilmeyen kredilerin payı ve enflasyon oranları yabancı banka girişleri üzerinde negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar vermiştir. Sadece döviz kurları istatistiksel olarak anlamsız sonuçlar vermiştir. Sanayi sektörü GSYİH büyümesi, hizmetler sektörü GSYİH büyümesi, sanayi sektörü istihdam büyümesi ve hizmetler sektörü istihdam büyümesi değişkenlerinin yabancı banka girişleri üzerinde pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmuştur. Diğer taraftan; tarım sektörü GSYİH ve tarım sektörü istihdam değişkenlerinin yabancı banka girişleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunamamıştır.Anahtar Kelimeler: Yabancı Bankalar, Geçiş Ekonomileri, Yabancı Sahipliği, Sektörsel Büyüme, Sektörsel İstihdam
Nitelikli işgücünün gayri safi yurtiçi hasılaya etkisi
Ekonomik güç sosyal gücü beslemektedir. İnsanlar ne kadar ekonomik güce sahip iseler sosyal yönlerine o kadar zaman ayırabileceklerdir. Ekonomik gücünü elde edememiş bir insan bunu elde etmek için yeni yöntemleri araştırır, ama bir türlü sosyal yönüne odaklanamaz. Çünkü önce temel ihtiyaçlarını karşılaması gerekir bunları karşıladıktan sonra sosyal aktivitelere zaman ayırabilmektedir ve özel yaşam iş yaşamı dengesini, ancak bu şartlar altında kurabilmektedir. Ülkelerin kalkınabilmeleri için yeni teknolojiler geliştirmeleri şarttır. Bu şart olduğu gibi, bu teknolojileri geliştirmenin en önemli yolu da bu teknolojileri kültürel olarak yaşamaları, hayatlarını buna göre adapte etmeleridir. Teknoloji ise getirdiği her yeni atılım ile ekonomiye yön vermektedir. İşgücü arz edenler istihdam edilirken asgari seviyede ücret verilmesi, personele gelecek güvencesi için sigorta yapılması gerekmektedir. Personelin işyerine gelmek için katlanmak zorunda olduğu yol masrafları ve personelin yemek giderleri karşılanmalıdır. Nitelikli üretim sürecini insanlara faydalı ürünler üretmek üzere harekete geçirmek, kullandıkları ve kullanmak zorunda oldukları fiziksel ve zihinsel yeteneklerinin tamamı olarak tanımlayabiliriz.
Düşük, orta ve yüksek teknoloji sektörlerinin dış ticaretinin gayri safi yurtiçi hasılaya etkisi: Türkiye örneği
Bu tezde düşük, orta ve yüksek teknoloji sektörlerinin dış ticaretinin Türkiye Gayri Safi Yurtiçi Hasılası üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada, 1996Q1-2013Q1 dönemleri arası düşük, orta-düşük, orta-yüksek ve yüksek teknoloji sektörlerinde ihracatın ithalatı karşılama oranıyla GSYH arasındaki uzun dönemli ilişki eşbütünleşme yaklaşımıyla incelenmiştir. Değişkenler arası ilişkinin olup olmadığını test etmek için öncelikle serilerin ADF ve PP birim kök testleri yapılmıştır. ARDL sınır testi ile kısa ve uzun dönem ilişkinin varlığı test edilmiştir. Değişkenler arası ilişki bulunduktan sonra Granger nedensellik testi yapılmıştır. Çalışmada uygulanan ARDL modeli sonucunda, değişkenler ile GSYH arasında uzun dönem ilişkinin bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır. ARDL uzun dönem sonuçlarına göre yüksek teknoloji değişkeni dışındaki değişkenlerin istatistiksel olarak anlamlı ve negatif olduğu tespit edilmiştir. Yüksek teknoloji değişkeni GSYH üzerinde pozitif bir etkiye sahip olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunamamıştır. Hata düzeltme modelinde değişkenler arasındaki kısa dönemlik sapmanın her dönem yaklaşık %24'lük kısmının düzeltildiği görülmüştür. Değişkenler arası ilişkinin yönünü belirlemek amacıyla yapılan Granger nedensellik testi sonucunda yüksek teknoloji sektör değişkeniyle GSYH arasında iki yönlü ilişki olduğuna dair daha güçlü deliller bulunmuştur. Diğer değişkenler ile GSYH arasında ilişki bulunamamıştır. İlişkinin yönü kısa dönemde yüksek teknoloji sektörlerinden GSYH'ya doğru, uzun dönemde ise GSYH'dan yüksek teknoloji sektörlerine doğrudur.
Ekonomik karmaşıklık endeksi (EKE) ile gelir eşitsizliği arasındaki ilişki: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Gelir, bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetten elde edilen kazancı ifade etmektedir. Ekonomide var olan toplumlar ve bireyler arasında kazancın dağılımını etkileyen birçok unsur bulunmaktadır ve günümüzde ihtiyaçlara ulaşma yollarının kolaylaşması gelir dağılımında eşitsizlik sorununu ortadan kaldırmada etkili olmamaktadır. Gelir dağılımını etkileyen birçok faktör ve gelir dağılımı türleri iktisat tarihinin başlangıcından itibaren iktisadi düşünce okulları ve iktisadi düşünürler için inceleme konusu olmuştur. Bir ekonomide bireylerin bir arada yaşayıp kazanç elde edebilmeleri ve ekonomideki refah seviyesinin azalmaması için gelir eşitsizliği sorununun en aza indirilmesi gerekmektedir. Ekonomilerin dünya pazarında geniş hacimli yer edinebilmeleri önemlidir. Dünya pazarında yer edinebilmek için rekabet üstünlüğü sağlayan, yoğun teknoloji ve bilgi içeren çeşitlendirilebilir mal üretimini gerçekleştirmek gerekmektedir. Üretilen malın içerisinde yer alan bilgi, teknoloji ve kaliteyi ekonomik karmaşıklık endeksi ile ölçmek mümkündür. Bu doğrultuda, çalışmada, ekonomik karmaşıklık endeksi (EKE) ile gelir eşitsizliği arasındaki ilişki OECD ülkelerinde 2000-2020 yılları arasındaki veriler dikkate alınarak incelenmiştir. Modelde araştırma değişkeni ekonomik karmaşıklık endeksi olarak seçilmiştir. Bağımlı değişken OECD ülkelerine ait gini katsayısı olarak; bağımsız değişkenler gayri safi yurtiçi hasıla, ticari açıklık oranı ve OECD ülkelerine giren doğrudan yabancı yatırımların gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki oranı olarak seçilmiş, analiz ve testler uygulamıştır. Kullanılan analiz ve testler sırasıyla; yatay kesit bağımlılık testi, homojenlik testi, panel birim kök analizi, panel zaman serisi analizleri (uzun dönem homojenlik –Hausman- testi), havuzlanmış ortalama grup (PMG) tahmincisi ve Dumitrescu – Hurlin (2012) panel nedensellik testleridir. Yatay kesit bağımlılık ve homojenlik testi sonuçlarına göre modelde değişkenler arasında bağımlılık bulunamamış, panel birim kök analizine göre ise değişkenlerin durağan yapıda oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Panel zaman serisi analizlerine göre ise OECD ülkeleri çerçevesinde uzun dönemde ekonomik karmaşıklık endeksinde, ticari açıklık oranında ve doğrudan yabancı yatırımların gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki payında görülen her 1 puanlık artış gini katsayısını sırasıyla; %0,029, %0,043,ve %0,027 oranında azalttığı görülmüştür. Gayri safi yurtiçi hasılada uzun dönemde meydana gelen %1'lik artışın sonucunda ise gini katsayısının %0,021 oranında arttığı gözlemlenmiştir. Panel zaman serisi analizi sonuçlarına göre uzun dönemde parametreler homojen bir yapıda olup birimden birime değişiklik göstermemektedir. Panel nedensellik analizi sonuçlarına göre OECD ülkelerinde ekonomik karmaşıklık endeksi, gayri safi yurtiçi hasıla ve ticari açıklık oranı ile gini katsayısı arasında iki yönlü nedensellik ilişkisinin var olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki payı ile gini katsayısı arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı görülmüştür.
Finansal krizlerin öngörüsünde uluslararası rezervlerin kısa dönem dış borçlara oranının etkisi
1990'lı yıllarda gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla tekrarlanan finansal krizlerin ülke ekonomilerini derinden sarsması nedeniyle finansal krizlerin öngörülmesi ulusal ve uluslar arası literatürde çalışılan önemli konulardan biri olmuştur. Gelişmekte olan ülke ekonomilerinde uluslar arası rezervlerin kısa vadeli dış borçlara oranı, finansal krizlerin öngörülmesinde kullanılan öncü göstergelerden en önemlilerinden biridir.Uluslar arası rezervlerin kısa vadeli dış borçlara oranının en az 1 olması, diğer bir deyişle rezervlerin bir yıllık dönemde vadesi gelecek olan döviz cinsi dış ve iç borç anapara ve faiz ödemelerini karşılamaya yetecek düzeyde olması rezerv yeterliliği olarak kabul görmüştür. Bu oran, literatürde bir ekonominin güvenirliliğinin en temel göstergelerinden birisi olarak değerlendirilmektedir.Uluslar arası rezervlerin kısa vadeli dış borçlara oranının 1 kritik değerinin altına düşmesi ekonomide bozulmaların olduğu, etkin olmayan politikaların izlendiği şeklinde yorumlanırken, bu oranın 1 kritik değerinin üzerinde olması ise ülke ekonomisinin ani şokları göğüsleyebilecek kadar güçlü olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Bu nedenle bu oran, finansal piyasalardan borç alan ve yabancı sermaye akışının yoğun olduğu gelişmekte olan ülkeler için önemli bir makroekonomik göstergedir.Bu araştırmada, bu oranın Türkiye'nin ve bazı gelişmekte olan ülkelerin maruz kaldığı finansal krizler ile ilişkisi hem teorik hem de ampirik olarak ortaya konulmuştur. Uluslararası rezervlerin kısa vadeli dış borçlara oranının finansal krizler üzerindeki etkisi, finansal krizlerin ortaya çıkmasına neden olan para arzının uluslar arası rezervlere oranı, para arzının GSYİH'ya oranı, cari işlemler açığının GSYİH'a oranı ve yurtiçi kredilerin GSYİH'a oranı gibi makroekonomik göstergelerin, bu oran üzerindeki etkileri tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu oranın finansal krizlerin öngörülmesinde potansiyel bir öncü gösterge olup olmadığı tartışılmıştır.
Seçilmiş 10 önemli turizm ülkesinde, turizmin ülke ekonomisindeki yeri ve iktisadi büyümeye katkısı
Seçilmiş on önemli turizm ülkesinde turizmin ülke ekonomisindeki yeri ve iktisadi büyümeye katkısı Turizm, özellikle 1950'li yıllardan sonra dünyanın önemli bir sektörü haline gelmiştir. Değişik ülke insanlarının birbirlerini kültürel yönden tanımalarının da ötesinde, önemli bir iktisadi faaliyet olarak, istihdam, milli gelir, yatırım, cari açık ve diğer hizmet alanlarında önemli etkileri olmuştur ve olmaktadır. Sadece uluslar arası turizm değil, ülke içi turizm de benzer bir gelişme göstermiştir. Bu çalışmanın amacı; önemli sanayi ülkesi olmuş sekiz (A.B.D. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya, İngiltere, Avustralya, Japonya) ve gelişmekte olan iki (Çin ve Türkiye) örneğinden hareketle, "gelişmiş büyük sanayi ülkeleri ve milli geliri yüksek ülkeler için de turizmin önemli bir iktisadi faaliyet kolu olduğu" hipotezi test edilmiştir. Veri setlerinin temel ve basit istatistiki yöntemlerle incelenmesi sonucu; incelenen dönem olan 2000- 2012 yılları arasında uluslar arası turizm hareketlerinin ve uluslar arası turizm harcamalarının yüzde 45'inin bu on ülkede yoğunlaştığı görülmektedir. Küresel Kriz'e rağmen bu ülkelerin gayri safi yurt içi harcamalarında iç ve uluslararası turizmin yüzde 5- 10 katkısının olduğu, iç turizmin toplam turizm gelirlerinin yüzde 50- 70'ini temsil ederek, turizm gelirlerindeki bir değişmenin büyük ve sanayileşmiş ülke ekonomilerini etkileyebilecek boyuta geldiği hesap edilmiştir. Turizm sektöründe yapılan yatırımların Küresel Kriz nedeni ile bir miktar etkilense de artış eğilimini koruduğu da bulgular arasındadır. Yıl bazında bakıldığında, o yıl yapılan yatırımların her bir doları, 10,5 dolar gelir yaratmaktadır. Ancak, turizm kesimi istihdamının gerek gelir ve gerek yatırımlardaki artışlara rağmen sabit kaldığı, hatta gerilediği de tesbit edilmiştir. Bunun nedeni olarak; döviz kurları değişim oranları ve teknolojideki gelişmelerin bu sektörde emek tasarruf edici yönde gelişmesi gösterilebilir. Sonuç olarak; incelenen dönem ve ülkeler ele alındığında hipotezimin önemli ölçüde geçerli olduğu ve böylece büyük ekonomiler için de turizmin önemli bir iktisadi faaliyet kolu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Büyük ekonomilerde turizm sektörü, turizm gelirleri, turizm yatırımları, turizmin yarattığı istihdam, gayrisafi yurt içi hasılaya katkı.
Doğu Asya ülkelerinin döviz kuru politikaları ve ihracat üzerine etkileri
Her ülkenin kendi ekonomik koşulları ve gelişmişlik düzeyine göre politika yapıcılar farklı döviz kuru politikaları arasından en etkili kur politikasını seçmek isterler. Çünkü kur politikaları ekonominin önemli göstergelerinden biri olan dış ticaretin özellikle de ihracatın en önemli belirleyicilerindendir. Genel ekonomi üzerinde büyük bir etkisi olan ihracat günümüzde birçok gelişmekte olan ülkenin benimsediği ekonomik büyüme stratejilerinden biri haline gelmiştir. İhracata dayalı büyüme stratejisinin, doğru seçilmiş bir döviz kuru politikasına bağlı olarak ekonomik büyümeye daha çok katkıda bulunduğu da ampirik çalışmalar sonucunda görülmektedir. Bu çalışmada da, ihracata dayalı büyüme stratejisi benimseyen ve buna bağlı olarak da ekonomileri son yıllarda hızla büyüyen Doğu Asya ülkelerinin reel ihracatı üzerinde reel döviz kurunun ve ortalama GSYİH'nın etkisi araştırılmıştır. Panel veri analiz yönteminde tahmin edilen değişkenlere ait veri seti Çin, Endonezya, Güney Kore, Malezya, Filipinler ve Tayland ülkelerinin 2001-2012 dönemlerini kapsamaktadır. Sabit etkiler modeli ile tahmin edilen reel ihracat fonksiyonuna göre, reel döviz kuru ile reel ihracat ve ortalama GSYİH arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki vardır. Yani reel döviz kurunda ya da ortalama GSYİH da meydana gelen bir artış, reel ihracatın da artmasına neden olmaktadır. Rassal etkiler modeli ile yapılan tahmin sonucunda ise reel ihracat ve ortalama GSYİH arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiş ancak, reel ihracat ve reel döviz kuru arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanamamıştır.
The impact of oil price shocks on economic growth (A case study; selected six OPEC countries) during the period (1995-2014) panel-data model
This paper examines the impact of oil price shocks on economic growth in selected six OPEC countries. In this regard, we extracted the Petroleum Exporting Countries Data. Variables of the model are GDP, oil price, government expenditure, foreign direct investment, inflation, exports and imports. An annual data for the period 1995 to 2014, for six OPEC countries, including Iraq, Iran, Saudi Arabia, Kuwait, Algeria and Nigeria have been collected. The study uses Augmented Dickey–Fuller (ADF) and Phillips–Perron (PP) unit root tests to establish Stationarity of the panel data regression model. Ordinary Least-Square (OLS), Fixed-Effects Model (FEM) And Random-Effects Model (REM) were used to find out Impact of Oil Price on GDP. To choose between Fixed-Effects Model and Random-Effects Model the Hausman test was applied because it has an asymptotic chi-square distribution. The results of Hausman test indicated that, the Random Effect Model was the most appropriate model for the study. The empirical results of the study indicated positive and a significant impact of oil price shocks on economic growth (GDP) of selected six OPEC countries. Key Words: Oil price shocks, OPEC Countries, GDP, Panel data and Unit Root.
Türkiye'de uygulanan ekonomi politikalarının hizmet sektörüne etkisi: 2000-2014
Türkiye'de ve dünyada uygulanan ekonomi politikaları incelendiğinde GSYH'yı etkilediği gözlemlenmiştir. Hizmet sektörünün alt sektörü de uygulanan ekonomi politikalarından doğrudan etkilenir. Özelde Türkiye ekonomisi genelde ise dünya ekonomisi incelendiğinde hizmet sektörünün GSYH'deki payı sürekli olarak artış göstermiştir. Gelişen ekonomi ile uygulanan ekonomi politikaları yıllar içerisinde değişiklik göstermiştir. Bu değişiklikler sonucunda tarım sektörünün GSYH içerisinden aldığı pay azalırken, sanayi sektörünün GSYH'deki payında önemli değişiklik olmamıştır. Ancak hizmet sektörünün aldığı pay artmıştır. Bu artış hizmet sektörünün alt sektörlerinden olan eğitim, sağlık ve turizm sektörlerinde de yaşanmıştır. Ülke gelişmişlik düzeyinin artması için ise ekonomik istikrar ile birlikte alt sektörlere yapılan harcamalar daha titiz yapılmalıdır. Bu çalışmada hizmet sektörünün ve alt sektörlerinin gelişimi, ekonomiye etkileri, sorunların çözümüne ait öneriler ortaya konulmuştur. Yapılan zaman serisi analizinde 2000-2014 dönemi Türkiye'de uygulanan ekonomi politikalarının hizmet sektörü ve hizmet sektörünün alt sektörlerinden olan eğitim, sağlık ve turizm sektörü üzerindeki etkisi zaman serisi yöntemi ile analiz edilmiş olup özellikle Turizm yatırımlarındaki artış GSYH üzerinde doğrudan ve pozitif etkisi olduğu gözlenmiştir.
Makro ekonomik göstergelerin ekonomik büyüme üzeri etkileri Yunanistan, Gürcistan, Pakistan ve Tunus'da
This study examines the impact of macroeconomic variables on economic growth in selected four countries. Variables of the models are GDP, Cash surplus/ deficit, money supply (M2), government expenditure and exchange rate. An annual data for the period Hausman test was used because it has an asymptotic chi-square distribution, the results of Hausman test indicated that the Random (FEM) was the most appropriate model for the study. The empirical results of the study indicated a significant and positive impact of macroeconomic indicators such as Cash Surplus Deficit, Government Spending and Money supply are a significant and positive relationships on GDP, but Real Exchange Rate is a significant and negative relationships on GDP (economic growth proxy) in four selected countries
Effect of healh tourism on economic growth in Turkey: 2003-2016 period
Health tourism is one of the travels people have started to go to various parts of the world. In other words, people temporarily stay in another country for the implementation of various health-care and developmental treatments outside their country. Health tourism is a sector in which human labor is intensively performed. Growth of the health tourism industry in developing countries like Turkey is an opportunity to increase national income. Indeed, in a country where human capital exists, with an important employment provider with in the service sector, The development of health tourism provides the great opportunity fore conomic growth through foreign exchange in flows to the country's economy. Every year, when about 600 million health tourist seven visit from cross continental countries to get health care around the world and consequently a profit volume of over 100 billion dollars were considered, health tourism gives us a significant amount of information about the size with in the service sector. In this study, it is aimed to examine effects of healh tourism on economic growh in Turkey between 2003-2016 period. Time series analysis method was used in this study. Eviews 9.0 program was utilized for analysis. Firstly, time path and correlations graphs of the variables were drawn. Then, ADF and PP unit root test was applied. As a result of ensuring stabilitiy, Maki cointegration test was applied to investigate the long-term relationship. The Toda- Yamamota and Hacker Hatemi-J Boostrap causality tests were conducted to determine the direction of the causation. As a result, according to the econometric analyzes, effects of healh tourism on economic growth were supported. Similarly, contributions of tourism incomes on economic growh have been seen. Keywords: Health Tourism, Economic Growth, Gross Demestic Product, Time Series Analysis
Türkiye'de enerji politikalarının etkinliği
Türkiye'de enerji politikalarının etkin olup olmadığı hususunda yapılan bu araştırmada, bu politikaların ekonomik kalkınmaya, büyümeye, iklim ve çevre mücadelelerine önemli katkıları olduğu bilgisinden yola çıkılmıştır. Bu çalışmada, politika etkinliğini temsilen enerji verimliliğinin seçilmesinin en önemli nedenlerden biri, bu değişkenin, enerji politikalarının bütün amaçlarına hizmet etmesidir. Türkiye için enerji verimliliğini iyileştirme çalışmaları, ekonomik faaliyetlere bağlı olarak doğrudan yabancı yatırımlardan, sanayi katma değerinden, çevre vergisinden, ticari dışa açıklıktan ve reel GSYH etkilenmektedir. Verimliliğin en önemli nicel temsilcisi birincil enerji yoğunluğudur. Türkiye'de enerji politikalarının etkinliğinin incelenmesi amacını taşıyan bu tez çalışmasında; 1994-2019 dönemine ait yıllık verilerden faydalanılarak, doğrudan yabancı yatırımların, sanayi katma değerinin, çevre vergilerinin, ticari dışa açıklığın ve reel GSYH'nın enerji yoğunluğuna etkileri ARDL Sınır Testi kullanılarak incelenmiştir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ile ilgili literatürde daha önce yapılan çalışmaların sonuçları arasında benzerlikler olduğu gözlenmiştir. Buna göre, kısa ve uzun dönemli ARDL tahmini ve varsayım testleri sonucuna göre; doğrudan yabancı yatırımların enerji yoğunluğu üzerinde hiçbir etkisinin olmadığı görülürken, sanayi katma değeri, çevre vergileri ve ticari dışa açıklığın enerji yoğunluğunu arttırdığı ve dolayısıyla enerji verimliliğini azalttığı, reel GSYH'nın ise enerji yoğunluğunu azalttığı ve dolayısıyla verimliliği arttırdığı sonucuna varılmaktadır. Söz konusu ekonometrik yöntemler, kullanılan modeller ve bunların içerdiği değişkenler çerçevesinde, Türkiye'de enerji politikalarının etkin olmadığına işaret etmektedir. Bununla beraber, son 5-10 yılda, özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanmak üzere yapılan yatırımlar ve Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin inşasındaki ilerlemeler gelecek için umut vericidir.
Davranışsal iktisat bağlamında gelişmişlik ve mutluluk ilişkisi: ABD örneği
Neoklasik iktisatçılar, bir bireyin mal ve hizmetlerden elde ettiği faydayı, aldığı kararlar sonucu ortaya koyduğu tercihlerden ve davranışından çıkarmıştır. Bu yaklaşım, bireysel fayda veya refahın, bireyin tercihlerinin ne ölçüde yerine getirildiği temeline dayanmaktadır. Bireylerin rasyonel, tam bilgiye sahip oldukları ve faydayı en üst düzeye çıkarmaya çalıştıkları varsayımı ile yaptıkları seçimler, tanım gereği beklenen faydayı en üst düzeye çıkaran seçimlerdir. Bununla birlikte, ekonomistler ve psikologlar, tercihlerin genellikle seçimlerin sonuçlarıyla ilişkili refahın çok iyi bir yol gösterici olmadığına ve fayda hakkında düşünmenin ve faydayı ölçmenin alternatif yollarına yönelmiştir. Bireylerin sınırlı rasyonel olduğu görüşü bireylerin karar ve tercihlerinde tam bilgiye sahip olmadıklarını ve sosyal, duygusal ve zihinsel faktörlerin de etkili olduğunu ileriye süren davranışsal iktisat yaklaşımı ile açıklanmaktadır. Bu çalışmada, toplumsal fayda ve bireysel iyi oluş belirleyicileri olarak gelişmişlik seviyesi olarak kabul edilen bazı makroekonomik göstergeler ile mutluluk arasındaki ilişkiyi davranışsal iktisat bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmada ele alınan ABD örneği 1970-2020 yılları arasını kapsamaktadır. Gelişmişlik göstergesi olan kişi başına düşen GSYİH, işsizlik oranı ve gelir dağılımı ölçümünde kullanılan Gini kat sayısı ile mutluluk endeksi ilişkisi analiz edilmiştir. Ekonometrik analizle önce değişkenlerin durağanlığını belirlemek için Lee-Strazicich birim kök testi kullanılmıştır. Eş bütünleşme ilişkisini belirlemek için Hatemi-J Eş bütünleşme testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisini belirlemek için Hatemi-JBootstrap analizi kullanılmıştır. Analiz bulgularına göre, değişkenlerin farkı alınarak durağan hale getirilmiş ve değişkenler arasında uzun dönem eş bütünleşme ilişkisi olduğu saptanmıştır. Hatemi-J Bootstrap nedensellik analizine göre değişkenler arasında nedensellik ilişkisi bulunamamıştır. Ancak zamana göre nedensellik analizi sonucunda değişkenler arası nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Mutluluk ve makroekonomik değişkenler arasında dönemsel olarak nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye'de kadın girişimcilere uygulanan teşvik sistemi ve yarattığı ekonomik değerler (2000-2015)
Çalışma hayatına bakıldığı zaman, kadınlar erkeklere oranla daha fazla sorunla karşılaşmaktadır. Kadının sosyal hayattaki rolü değişmedikçe, bu sorunlar günden güne artmaya devam edecektir. Diğer taraftan ekonominin canlanması için kadın girişimcilere teşvik sistemleri uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada kurumların ve devletin sunduğu teşvik sistemlerinin, hangi ölçüde ekonomik değer yarattığı anlatılacak, meydana gelen sorunların çözülmesi için öneriler sunulacaktır. Bu çalışmada kadınlara verilen teşvik primlerinin ekonomide yarattığı katma değer incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde istihdam ile ilgili temel bilgiler verilmiş ve hemen akabinde ise iktisat okulları ve emek piyasasına değinilmiştir. İkinci bölümde ise; Girişimcilik kavramı üzerine eğilip, kadın girişimciliğine detaylı bir şekilde yer verilmiştir. Üçüncü bölüme gelindiği zaman ise, kadın emeği konusuna değinilmiştir. İlerleyen kısımlarda Türkiye'de çalışan kadın profili detaylı bir şekilde irdelenmiştir. Çalışmanın son bölümüne gelindiğinde ise, kadınlara verilen teşvik primlerinin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Anahtar kelimeler; Kadın, çalışma hayatı, teşvik sistemi
Gambia'da ekonomik büyüme belirlemeleri: Bir zaman seri analizi
The main objective of this study is to investigate the determinants of economic growth in the Gambia during the period 1970- 2018. The Autoregressive Distributed Lag (ARDL) approach to Co-integration and Error Correction Model are applied in order to investigate the long- run and short- run relationship between the dependent variable (real GDP) and its determinants. The findings of the study shows that there is a stable long run relationship between the variables of real GDP, physical capital, human capital, export, aid, external debt and inflation. The empirical findings reveal that both physical capital and human capital are found to have a positive impact on economic growth while debt affects the growth of the economy negatively and statistically significant at 1 percent. However, the study found out that physical capital, foreign aid and inflation have statistically insignificant effect on economic growth in the long run. This study also has an important policy implication. The findings of this study indicated that economic growth can be significantly improved when the physical capital and human capital increases. Hence the government and/ or policy makers should strive to increase capital formation (investment) which is a back bone of growth and allocate adequate finance for human capital, which can help to improve on the quality of education and providing basic health services to the community. Additionally, to avoid misallocation and mismanagement of external debt problem, there should be a close monitoring and consistent debt management strategies. Key words: Economic growth, Physical capital, Human capital, Export of goods and services, Foreign aid, External debt and Inflation.
Türkiye'de bireysel emeklilik sisteminin gelişimi ve farklı iktisadi değişkenlerle ilişkisinin analizi
Sosyal Güvenlik sistemlerinin bir tamamlayıcısı olarak tüm dünyada hızla yaygınlaşan Bireysel Emeklilik Sistemleri (BES) bugün çoğu gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler tarafından uygulanmaktadır. Sosyal Güvenlik sistemlerinin karmaşık ve komplike yapılarından kaynaklanan birtakım eksiklik veya gecikmelerin giderilmesi amacının yanında Bireysel Emeklilik Sistemi aynı zamanda iç tasarruf fonu işlevi ile de dikkat çekmektedir. Bu açıdan Bireysel Emeklilik Sistemi hem bir sosyal güvenlik enstrümanı hem de iç finansman kaynağı olarak değerlendirildiğinde ekonomik hayatın önemli bir bileşeni haline gelmektedir. Bu çalışmada Bireysel Emeklilik Sisteminin gelişimi ve uygulaması incelenmiştir. İktisadi değişkenlerden özellikle harcama alışkanlıkları üzerinde son derece etkili olan hane halkı tasarrufları ve gelirin BES fonları ile ilişkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Türkiye'de 2003-2021 yılları arasında hane halkı tasarrufları GSYH ve BES fonları yıllık zaman serileri şeklinde alınarak En Küçük Kareler (EKK) yöntemi ile analiz edilmiştir. Bağımlı değişkenin hane halkı tasarrufu olarak alındığı analiz sonucuna göre BES fonlarının tasarrufları artırıcı bir etkisinin olduğu ortaya çıkmıştır. Kurulan modelin tahmin sonuçları farklı sağlamlık testleri ile sınanmıştır. Çıkan sonuçlara göre model anlamlıdır. Buna göre; Türkiye'de 2003-2021 döneminde Bireysel Emeklilik Sisteminin hane halkı tasarrufu üzerinde pozitif etkisinin olduğu, gelir artışının ise bu süreci desteklediği sonucuna ulaşılmıştır.
The relationship between financial development and renewable energy production: The case of G20 countries
The requirements of the increasing population of our world are being fulfilled by the economic growth of the countries. Providing the energy demand with sensitive to environment by being sensitive to the environment is one of the basic conditions in terms of sustainability. The main purpose of this study is to reveal the relationship between the renewable energy production of countries and the symbols of their financial development and economic growth. In the 20th century, when the countries began to be managed as companies in terms of effective and efficient use of energy and financial resources, the increasing need for energy increased with the tendency towards fossil fuels and nuclear energy, while increasing pollution became a source of concern. The Kyoto Protocol, which was signed in 1997, is an important milestone that directs countries to renewable energy sources against increasing pollution. In this study, G20 countries which represent a significant part of the world population and economy are examined. The relationship between domestic credits to private sector, gross domestic product amounts which are one of the important cause and effect indicators of financial development and renewable energy production, were examined for the period between 2001 and 2016. Findings obtained from the research, cointegration between the variables was clearly seen. However, no causal relationship was found between the studied variables.