Gazali
69 theses under this subject heading
El-Gazzâlî'nin Müslüman filozofları eleştirisi –Mahmut Kaya bağlamında bir analiz
Bir hakikat arayıcısı olarak karşımıza çıkan büyük İslam âlimi ve düşünürü İmam Gazzâlî (ö. 505 / 1111) filozoflara yönelik oldukça sert bir tepkide bulunmuştur. Gazzâlî geçmişin yalnızca tekrarını yapan bir âlim olmadığı gibi mevcut birikimi tümüyle iptal eden bir düşünür de değildi. İslam fikir hayatında da oldukça derin etkiye sahip, İslamî ilimlerin her çeşidine ait yazmış olduğu eserlerle "Hüccetü'l-İslam" lakabı alan bir âlimin filozoflara yönelik eleştirisinin de etkisi tartışmasız büyük olmuştur. Bu çalışmayla düşünürümüzün filozofları hedefe almasının nedenlerini ve ortaya koyduğu eleştirinin kendi sistemi içerisindeki tutarlılığını felsefe hocamız Mahmut KAYA bağlamında değerlendirmeye çalıştık. Günümüzde de varlığını devam ettiren din-felsefe karşılaştırmaları bize konunun yüzyıllardır insanların ilgisini çekmeye devam ettiğini gösterir. Fikir hayatımızdaki bu münevver köklü tartışma mirasının, günümüz İslam dünyasında gereksinimini hissettiğimiz karşıt fikirlerin müzakeresine olan ihtiyaca bir katkı sunacağı düşünmekteyiz. Anahtar Kavramlar: Gazzâlî, Tehafüt, Tekfir, Batınîlik, İslam Felsefesi
İslâm tasavvuf geleneğinde ahlâk eğitimi Kimyâ-yı Saâdet örneği
Köklü bir geçmişe dayanan İslâm tasavvuf geleneği, özünde bir eğitim müessesesidir. Bu gelenekte bireyler, tasavvufi eğitimi aldıklarında, potansiyelinde var bulunan insani özellikleri gün yüzüne çıkarmaya "eşref-i mahlukat"a kavuşmaya çalışırlar. Duyuşsal eğitime ağırlık veren ve "gönül eğitimi" adı verilen tasavvufi eğitim sürecinde, kişisel ve toplumsal sohbet, zikir, tefekkür, murakabe, hizmet ve rabıta gibi çok çeşitli eğitim usulleri kullanılmaktadır. İslâm tasavvuf geleneği bireyin içsel gelişimini hedefleyerek, ahlâki olgunluk kazandırma amacı taşıyan bir sisteme sahiptir. Ahlâki boyutta insanı eğitip, iyi ahlâkın kalıcı ve devamlı olması için, özellikle tekke vb. kurumlarda uzun bir zaman ahlâk eğitimi yapılmıştır. Bu nedenle tasavvufi eğitimi diğer disiplinlerden hatta eğitim yaklaşımlarından ayıran temel faktörlerden belki de en önemlisi kişisel ve toplumsal eğitimin birlikte yürütülmesidir. Çalışmanın temel amacı, ahlâki çöküntünün oldukça arttığı günümüzde, Kimyâ-yı Saâdet'ten yola çıkarak, bireyi olumsuz davranışlarından arındırıp, ahlâkı güzelleştirme ve eğitme yollarına iletmektir. Gazâlî'nin Kimyâ'da bahsettiği ahlâkı düzeltme yolları, yöntemleri ve tavsiyeleri de bu amaç doğrultusunda içerik analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Gazâlî'ye yönelik araştırmalar, Gazâlî'nin eserlerinin ve görüşlerinin geneline yönelikken; çalışmamız Kimyâ-yı Saâdet eserini esas almamaktadır. Ahlâk eğitiminde durağan bir birey yerine; aktif, faal ve gayret halinde bir bireyi ön plana çıkararak, bireyi merkeze almasından dolayı diğerlerinden farklılık arz etmektedir. Kimyâ-yı Saâdet incelendiğinde; Gazâlî bireyin karakter özelliklerinin, duygularının, eğilimlerinin ve psiko sosyal gelişimlerinin dikkate alınarak ahlâkın 'eğitilebilir' olduğu vurgusu yaptığı görülmektedir. Bu konuda Gazâlî'ye göre en büyük görev, yüksek motivasyonu kazanarak bireyin kendisine düşmektedir. Birey aldığı ahlâk eğitiminde ilmini pratiğe döküp, alışkanlık haline getirerek devamlılığını sağlamalıdır. Kimyâ-yı Saâdet'te vurgulanan da bu devamın sağlanması adına, nefsin arzu ve isteklerine karşı çıkıp, tutum ve davranışlarda dengeyi sağlayabilmektir. Gazâlî örneğinde olduğu gibi toplum hayatımızda özellikle dinî hayatta önemli bir rol üstlenen tasavvufi bilgi, tecrübe ve yaşayışın pek önemli bir yeri vardır. Dolayısıyla tasavvufi eğitim, günümüz ahlâk eğitim ve öğretiminin her alanına katkı sağlayabilecek niteliktedir. Anahtar Kavramlar: Ahlâk Eğitimi, Tasavvuf, Kimyâ-yı Saâdet, Gazâlî
İmam Gazâlî'nin İhyâ-u Ulûmi'd-Din adlı eserinde din ve mutluluk ilişkisi üzerine araştırma
Din ve mutluluk, etkileşim içinde olan olgulardır. Mutluluk insanın yaşamı boyunca elde etmeyi nihai amaç olarak karşımıza çıkarken din de insanlar için hem dünya hem de ahiret mutluluğunu hedeflemektedir. Bu yüzden mutluluk arayışında dinin önemli bir etkisi oluğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmamızda din ve mutluluk ilişkisi hakkında İmam-ı Gazâlî'nin görüşleri, din psikolojisi çerçevesinde incelenmiştir. Öncelikle din ve mutluluk kavramları ve psikoloji alanında din ve mutluluk ile ilgili yaklaşımlar incelenmiştir. Daha sonra İmam-ı Gazâlî'nin mutluluk tanımı, mutluluk ile ilişkilendirdiği kavramlar ve sonsuz mutluluk için açıkladığı unsurlar ele alınmıştır. Araştırma sonucunda Gazâlî'nin gerçek mutluluğun ahirette olacağı ile ilgili görüşünün İslam psikolojisi ile örtüştüğü saptanmıştır. Bunun yanında Batı psikoloji biliminin mutluluk ile ilgili yaklaşımlarından hümanistik yaklaşım ile pozitif psikoloji yaklaşımı arasında bazı temel benzerlikler tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Din, mutluluk, İhyâ-u Ulûmi'd-Din, ahiret mutluluğu
Gazzâlî'de mantık ve fıkıh usûlü ilişkisi
İslam ilim ve düşünce geleneğinde erken ile geç dönem ayırımının merkezindeki isim olan Gazzâlî, İslâmî ilimlerin metodolojik tekâmülü hususunda büyük bir önemi haizdir. Zira tahsil ettiği fıkıh usulünden sonra mantık ilimini de öğrenerek hem dinî ilimlerin hem de aklî ilimlerin bilgi üretme metodolojilerini kendi ilmî müktesabatında cem etmiştir. Bu çalışma hem fıkıh usûlü hem de mantık geleneğini tevarüs etmiş olan Gazzâlî'nin mezkur iki metodolojiye dair tevarüs ve inşa ettiği tsavvurların ve onlar arasında kurduğu ilişkinin mahiyetini onun eserleri çerçevesinde ele alıp açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir. Gazzâlî'nin fıkıh usûlü ilmi ile mantığı mezcetme faaliyeti üzerine yoğunlaşacak olan çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Gazzâlî'nin mantık tasavvuruna yer verilmiş ve tevarüs ettiği mantık düşüncelerinden etkilenme keyfiyeti açığa çıkartılmıştır. İkinci bölümde Gazzâlî'nin fıkıh usûlü tasavvuru incelenmiş ve mütekellim usûl yöntemine aidiyeti ve katkıları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Gazzâlî'nin mantık ile fıkıh usûlü arasında kurduğu ilişkinin mahiyetine yönelik düşünsel inşalar yapılarak onun bu iki ilmi mezcederken kullandığı yöntemsel ve icraî araçlar vuzuha kavuşturulmuştur. Ayrıca bu ilişki hususunda etkilendiği alimler tespit edilmiştir.
İslam düşüncesinde Nasîhatü'l-Mülûk geleneği ve Gazâlî'nin Nasîhatü'l-Mülûk'u
Yazmış olduğu farklı disiplinler ile ilgili pek çok eser ve İslâm düşünce geleneğinin pek de alışık olmadığı türden farklı tercihler eşliğinde yaşanmış sıra dışı bir hayat tecrübesine sahip olan mütefekkir Gazâlî, insanlık tarihinde kendisine özel bir yer edinmiş, kıymetli bir düşünürdür. Biz bu çalışmamızda, Gazâlî'nin, devlet başkanlarına Kur'an, sünnet, Hülafâ-i Râşidin'in ve tarihte isminden övgüyle bahsedilen bazı önemli devlet adamlarının tecrübelerinden faydalanarak kaleme aldığı Nasîhatü'l-Mülûk isimli eserinde, muhatabına hangi yetkinlikleri kazandırmayı hedeflediğini ve devlet başkanının sahip olmasını zorunlu gördüğü ahlâkî erdemleri belirlemeye çalıştık. Çalışmamızın temelini oluşturmak için de öncelikle; İslâm siyasetnâme geleneğinin teşekkülünde etkili olan sâikleri ele aldık ve siyâsetnâmeleri yazılış gayeleri ile muhtevâlarına göre sınıflandırdık. Bu bağlamda, "Nasîhatü'l-Mülûk" ve "Ahkâmü's-Sultâniyye" başlıklarıyla ele aldığımız eserlerin tasnifini yaptıktan sonra Gazâlî'nin bu alanı zenginleştiren ve aynı türde yazılmış olan diğer eserlere, mevcut gelenekte öncülük eden kitabını, tetkik etmeye çalıştık. Anahtar kelimeler: Gazâlî, Nasîhatü'l-Mülûk, Ahkâmü's-Sultâniyye, Adale
Tasavvufî tecrübede avâm-havâs ayrımının anlamı ve önemi: Gazâlî örneği
Bu tezde, tasavvuf ilminin hitap ettiği kitlenin niteliği problemi üzerinde durulmuş ve buna bağlı olarak "avâm, havâs ve havâsü'l-havâs" kavramları incelenmiştir. Ayrıca söz konusu kavramların tasavvuf eserlerinde ele alınış biçimleri ve sûfîlerin bu kavramlara diğer ilmi disiplinlerden farklı olarak nasıl bir anlam yüklediği de sorgulanmıştır. Tezde, Gazâlî'nin tasavvuf ağırlıklı eserleri merkeze alınarak, Gazâlî öncesinde yapılan insan hiyerarşisine de yer verilmiş, böylece mevzubahis kavramların tasavvufî anlamda ilk olarak nasıl ve ne zaman kullanıldığının çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Dikkat çekilmesi gereken en önemli husus ise burada yapılan derecelendirmenin kast sisteminde olduğu gibi birinden diğerine geçişi mümkün olmayan bir sınıflandırma olarak görülmediğidir. Tez boyunca üzerinde durulan bu sınıflandırma maddi değil, manevi bir sınıflandırmadır. Nitekim tasavvuf ehlinin bile kimi zaman kendi içerisinde çeşitli manevi sınıflandırmalar yaptığı görülmüştür. Bu düşüncenin bir sonucu olarak sûfîler, avâmdan bir kimsenin nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi ile meşgul olarak daha üst mertebelere çıkma imkânının olduğunu savunmuşlardır. Tasavvuf ehlinin bu düşünceyi dile getirmesinin bir sebebi de bazı sufilerin, şathiyyeleri sebebiyle insanlar tarafından dışlanmaları, hapsedilmeleri, tekfir edilmeleri hatta öldürülmelerine kadar varan olaylar yaşamalarıdır. Gazâlî başta olmak üzere birçok sûfîye göre bu ayrılık ve anlaşılmazlığın arka planında, tasavvufî tecrübe ve irfanî bilgiden kaynaklı müphem söz ve fiillerin, marifet sahibi olmayan kimselere anlamsız gelmesi yatmaktadır. Bu nedenle tasavvuf ehlinin avâm-havâs ayrımını ilk dönemlerden itibaren önemsedikleri anlaşılmaktadır.
İslam hukuk metodolojisinde Debûsî ve Gazzâlî'nin farklı bakış açıları
Bu çalışma, Debûsî (v. 430/1038) ve Gazzâlî'nin (v. 505/1111) İslam hukuk metodolojisine dair değerlendirmelerini ve görüşlerinin karşılaştırılmasını konu edinmektedir. Giriş Bölümü'nde araştırmanın amacı, önemi ve kullanılan kaynak ve yöntemler hakkında bilgi verilmektedir. İlk bölümde müelliflerin hayatları, yaşadıkları dönem ve eserleri hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Debûsî ve Gazzâlî'nin şer'î hükmün delilleri hakkındaki görüşleri, el-Müstaṣfâ ve Takvîmü'l-Edille esas alınarak incelenmiştir. Ayrıca kendi mezheplerinden farklı olan bakış açılarına da, değinilmeye çalışılmıştır. Bu bölümün ikinci kısmında, Gazzâlî ve Debûsî'nin şer'î hükmün tâlî delilleri; İstishab, İstihsan, Şer'u Men Kablenâ, Sahâbî Kavli ve İstislâh hakkındaki görüşleri serdedilmektedir. Üçüncü Bölüm'de ise Debûsî ve Gazzâlî'nin şer'î hüküm ve delillerden hüküm çıkarma yöntemleri hakkındaki görüşleri incelenmektedir. Konuların anlatımı yapılırken, mezheplerin görüşleri ve diğer âlimlerin sözleri de müelliflerin bakış açılarıyla karşılaştırılarak, mukayese edilmektedir. Araştırmanın Sonuç kısmında Gazzâlî ve Debûsî'nin, İslam hukuk metodolojisinin ana konularında ittifak etseler de, furû' meselelerde mezheplerinin görüşleri doğrultusunda ihtilaf ettikleri görülmektedir. Ancak müelliflerin bu görüşleri, fukaha ve mütekellimîn metotlarının daha iyi anlaşılmasına ve İslam hukuk metodolojisinin günümüz dünyasına uygun bir şekilde yorumlanabilmesine büyük katkılar sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: İslam Hukuku, Hukuk Metodolojisi, Debûsî, Gazzâlî ve Görüş Farklılıkları
Gazzâlî öncesi tasavvufta iç tenkit geleneği
Tasavvuf, sûfilerin söylemiyle kâl ilmi olmaktan ziyade bir hâl ilmidir. Ehl-i tasavvuf, Kuşeyrî'nin ifadesiyle sahâbe ve tabiînden sonra onların izinden gidenlere verilen bir addır. Bununla beraber zaman zaman bu grubu temsil ettiği düşünülen kimselerden dine muhalif çeşitli söylem ve eylemler sadır olabilmektedir. Bu durum tasavvuf karşıtları kadar sûfîler tarafından da eleştirilmiş ve sûfî müellifler tarafından bir iç tenkit geleneği oluşturulmuştur. Tasavvufun temel eserlerinin yazıldığı hicrî V. yüzyılla kısıtladığımız tezde, ilgili dönemde ortaya çıkan, aykırı inanç ve amellere sûfîlerin hızlı refleks göstererek karşı duruş sergiledikleri göze çarpmaktadır. Dönemde yaşayan sûfî müelliflerin eserleri incelendiğinde amelî, kalbî ve itikadî konulara dair tenkitler olduğu görülmektedir. Seyr-i sülûk esnasında sûfilerde çeşitli hatalar oluştuğu, zühd hayatı yaşamak iseyen bazı şahsiyetlerin ifrat veya tefrite düşebildiği vurgulanan hususlardandır. Ayrıca, makam ve hâller ile ilgili rahmânî ilhamla şeytanî vesveselerin birbirine karışabileceği zikredilmektedir. Amelî ve kalbî fiillerin yanında itikâdî konularda çeşitli eleştirilerin olduğu görülmektedir. Allah'ın görülmesi (rü'yet), fenâ fi'llâh, velâyet gibi konularda bazen küfür ithamına varacak kadar şiddetli eleştiriler bulunmaktadır. Sûfîlerin bu eleştirilerinin tasavvufun Kur'ân ve sünnet çizgisinde kalması gayesine matuf olduğunu söyleyebiliriz. İç tenkit geleneğinin ilk dönem tasavvuf eserlerinde olduğu gibi günümüzde de sürdürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bunun son dönemlerde insanların manevî yönelişini istismar eden yapılara karşı mücadele için büyük önemi haiz olduğu kaydedilebilir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Sûfî, Tenkit, Amel, Kalp, İtikat
Gazâli ve Hocazâde'nin tehâfütleri bağlamında din-felsefe ilişkisi
İslam düşünce tarihinde felsefe ile din ilişkisi teolojik ve felsefi bağlamı olan önemli bir meseledir. Gazâli ile başlayan ve uzun yıllar devam eden tehâfüt geleneği din-felsefe ilişkisi bakımından önemli bir konumda olup, filozoflar ve din âlimleri arasında ortak bir meseledir. Böylelikle varlığı insanlık tarihi kadar eski olan ve geçmişten günümüze kadar filozof ve din âlimleri için tartışma konusu olan din ve felsefenin konularının ortak olmasından dolayı birbiri ile olan ilişkisini, iki alanın birbirinden bağımsız olamayacağını değerlendirmek ve tehâfütlerin felsefe-din ilişkisini ortaya koyma da önemini ortaya koymak amaçlanmaktadır.
Ed-durratu'l-Baydâ eserinde Yusuf sûresinin ilk 21 ayetinin tefsîri üzerine inceleme
This thesis is concerned with the investigation of a part of a manuscript of a famous Muslim scholar; He is Imam Abu Hamid Al-Ghazali, and this manuscript deals with the author's interpretation of Surat Yusuf, peace be upon him, and my plan in the investigation was based on dividing the work into two parts; The first is the study section in which I dealt in detail with the author and the manuscript together. As for the author, I provided a comprehensive introduction to him, including his name, lineage, nickname, birth, family, his entire upbringing, birth and death, as well as his doctrine and belief, and the scholars and sheikhs who received knowledge from them, students, and the books he left for us. And his scientific standing and the sayings of scholars about it. As for the manuscript, I dealt with the author's approach to writing, and his sources therein. To find out the scientific background on which the author is based in this manuscript. The second part of my work is the Investigation Department, in which I dealt with the body of the manuscript according to the requirements of the scientific method in the investigation. It is mentioned in it, and I translated it for whom I reached a translation from among the scholars, and I concluded my work by placing detailed indexes for searching for verses, hadiths, flags, places, sects and sects. Among the most important findings that I reached in this research is that Al-Ghazali followed in his interpretation of this approach based on providing an interpretation of Surat Yusuf, peace be upon him, and his story based on many Israeli narrations, and the flimsy and strange stories in not few places, with the introduction of many pleasantries and jokes in a Sufi mold meant to talk about Love, and directing the meanings of human love to the relationship of The serf is for his Allah, and the Allah is for his serf, moving away from the traditional interpretation based on clarifying the meanings and explaining what is intended for the reader. vi Keywords: (Quran Tafsir, Al-Ghazali, Durrat Al-Bayda, Surat Yusuf
Tahkik Dora Al_Bayda, Yusuf suresin'nin ilk 21'inci ayetinin tefsirinde _ imam Ebu Hâmid Muhammed El_Gazali ( R.Â)
: This thesis is concerned with editing part of a book by one of the prominent Muslim imams، Al-Ghazali، may God have mercy on him. His manuscript، whose editing is the subject and purpose of my thesis، deals with the interpretation of Surat Yusuf، peace be upon him ، which is a different interpretation from other interpretations of different types. The author follows a different methodology based on situating the events in the historical context ، often by relying on Israelitic narrations، and then sheds light on all of that through what he narrates of prophetic hadiths connected to one of the meanings that appears in every part of the context of the story، although this is not done regularly. The reader notes that the author ، may God have mercy on him، aims to present the story with a Sufi template and a Sufi philosophy based on love. Love، faithfulness، and annihilation in the soul of the beloved are what he seeks to highlight through everything he presents in this text ، whether in his comments on the details of Surat Yusuf، or in his digressions about the stories of ascetics، worshippers and righteous people، narrated by written reports. He confirms this through his quoting of a fair number of poems derived from the platonic love environment، or the poems of Sufis and those who wrote about divine love. I worked on producing the text as desired by its author، and through my modest research experience I provided it with various scientific and technical services، including a study section in which I provided an adequate introduction of the author، explained the author's approach in his book، examined his sources and presented my modest vision about the work in its entirety. Keywords: (Yusuf، brothers ، sale، love، beauty، picture)
Seyyid Mehmed Lutfi'nin Terceme-i Nasîhatü'l-mülûk'ı (İnceleme-metin)
Kaynağını İslam dininden alan nasihatname türü metinler Arap, Fars ve Türk edebiyatında oldukça ilgi görmüştür. Türklerin İslam'ı kabulünden sonra bu türde telif ve tercüme birçok eser kaleme alınmıştır. Nasihatnameler insanı iyiye, güzele ve doğruya teşvik eden, bireylerin kötülüklerden kaçınmalarını öğütleyen eserlerdir. Şairler bu tür eserlerde, kişiye Kur'an ahlâkını öğütlerken aynı zamanda toplumun örf ve âdetlerine uygun nasihatlerde bulunmaktadır. Nasihatnameler bu bakımdan dinî-ahlâkî ve didaktik özellik taşımaktadır. Daha çok toplumların kırılma dönemlerinde yazımına rağbet edilen bu tür metinlerde toplumu iyileştirme amacı güdülmektedir. Aynı zamanda sultanlar ve devlet adamları için yazılan ahlâkî eserler de mevcuttur. İmam-ı Gazzâlî'nin Nasîhatü'l-Mülûk isimli eseri, nasihatname türünün yanı sıra siyasetname türüne de örnek olabilecek bir eserdir. Gazzâlî, Büyük Selçuklu hükümdarına ithaf ettiği eserinde, ideal bir devlet adamında olması gereken hasletlere değinir. Farsça olarak telif edilen eser oldukça rağbet görmüş, başta Türkçe olmak üzere birçok dile tercüme edilmiştir. Eserin Türkçe tercümelerinden biri de XIX. asırda yaşamış olan Seyyid Mehmed Lutfî tarafından yapılmıştır. Hayatı hakkında fazla bir bilgi bulunmayan yazar, eseri XIX. asrın etkili sadrazamlarından Hüsrev Paşa'nın isteğiyle tercüme etmiştir. Bu çalışmada nasihat ve siyaset kavramlarına değinilmiş, İmâm-ı Gazzâlî ile Seyyid Mehmed Lutfî'nin hayatları ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Terceme-i Nasîhatü'l-Mülûk isimli eser şekil ve muhteva yönünden incelendikten sonra gerekli tespitler ortaya konulmuştur.
Klasik mantıkta ve İslam Hukuk metodolojisinde kıyas
El-Mustasfâ'sı bağlamında Gazzali'nin mantıkî kıyas ve fıkhî kıyas anlayışını tahlil ettiğimiz bu çalışma giriş ve sonuç hariç üç bölümden ibarettir. Giriş kısmında araştırmanın önemi, amacı, kapsamı, yöntemi ve kaynakların tanıtımını yaptık. Gazzali'nin mantıki kıyası ile fıkhi kıyası arasında etkileşim olup olmadığını ve fıkhi kıyasın yerine mantıki kıyası koyup koymadığını araştırdık. İlk bölümde müellifin mantıkî kıyası, ikinci bölümde fıkhî kıyası nasıl ele aldığını inceledik. Üçüncü bölümde ise Gazzali'nin bu iki kıyas arasında ifade veya işaret ettiği benzerlik ve farklılıkları tespit ettik. Gazzâlî'nin mantıki kıyasta yeni kavramlaştırmalara gittiğini, mantıki kıyası fıkhi kıyası iptal etmeden bir çıkarım yöntemi olarak önerdiğini tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Mantıkî kıyas, Fıkhî kıyas, Gazzâlî, El-Mustasfâ.
Bilgi anlayışlarının din eğitimine etkisi (Gazali örneği)
Din eğitimi bilgisinin kaynağının ve içeriğinin nasıl ve nerelerden belirleneceği, bu bilgileri kimlerin belirleyeceği, hangi tür anlayışa göre din eğitimi yapılacağı din eğitimcileri için bir sorunsaldır. Bu anlamda din eğitimi bilgisi için temel oluşturabilecek birçok bilgi anlayışı mevcuttur. Bunlar felsefi, dini ve bilimsel bilgi anlayışlarıdır. Din eğitimcileri, bu üç tür ve bunların çeşitli formlarının oluşturduğu bilgi anlayışları çerçevesinde, bir din eğitimi bilgisi tercihi yapmaktadırlar. Amacımız din eğitiminde hangi bilgi türüne ağırlık verileceği konusunda bu alana ışık tutmaktır. Bilgi anlayışları, din eğitimi felsefesi ve bilgi problemi, Gazali'nin bilgi anlayışı ve İslam din eğitimine etkisi konunun altyapılarını oluşturmaktadır. Bilgi anlayışları genel bir çerçevede belirtilmiştir. Din eğitiminin felsefi boyutunda bilgi problemi incelenirken, bilgi anlayışlarının din eğitimini etkileme, eğitimin de bilgiyi taşıyabilme rolü diyalektiğinde Gazali'nin konumu incelenmiştir. Gazali'nin İslam felsefe ve bilgi geleneğinde bilgi anlayışlarını etkilediği, Gazali'nin oluşturduğu bilgi anlayışının da İslam din eğitimini derinden etkilediği görülmüştür. Eğitim, bilgi anlayışlarının taşınmasına yardım ederken, aktarımını sağladığı bilgi anlayışından belirgin ölçülerde etkilenmiş ve bu etkileşim tek taraflı değil çift yönlü gerçekleşmiştir. Diyalektik bir yaklaşımla eğitim, din, felsefe ve bilgi birbirleri ile etkileşim içerisinde gelişimlerini devam ettirmektedirler. Bu etkileşim yumağında, bilgi ve eğitim diyalektiğine ağırlık verildi. Bilgi anlayışlarının din eğitimine etkisini incelerken epistemolojinin problemlerinin benzer ölçütlerde din eğitimi felsefesi içerisine girdiği fark edildi. Bu anlamda bilgi anlayışları çerçevesinde din eğitimi felsefesine yer verildi. Din eğitimi felsefesinin bilgi problemi epistemolojik olarak incelendi. Sonuç olarak ise; Bilgi anlayışlarının din eğitimini etkilediği, hatta muhtevasını oluşturduğu görülmüştür. Gazali'nin İslam din eğitimi açısından bir dönüm noktası olduğu anlaşılmıştır. Gazali'nin felsefeyi eleştirisi, İslam din eğitim öğretiminde ve İslam bilgi anlayışlarında, felsefi bilgi anlayışının gerilemesi sonucunu doğurmuştur. Gazali'nin bilgi anlayışı çerçevesinde oluşturduğu eğitim görüşlerinin de İslam eğitim geleneğinin temellerini oluşturduğu anlaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Din, felsefe, eğitim, bilgi, anlayış, Gazali.
İslam devletinin temel kavramları ve kurumsal dayanakları (Nizâmülmülk'ün ve Gazzâlî'nin devlet anlayışı)
İslamiyet'in ortaya çıkışı, öncelikle Arap Yarımadası ve Araplar, daha sonra ise bütün dünya tarihi için dönüm noktalarından biri olmuştur. Devlet modeli ve yönetim üzerine tarih boyunca derin tartışmalar yaşanmış ve uzun tahliller yapılmıştır. Tarihin eski çağlarından beri yönetim üzerine birçok model ortaya atılmıştır fakat tüm devlet modelleri zaman içerisinde etkinliğini kaybederek devre dışı kalmıştır. İslam, birçok alanda klasik siyaset teorilerinden ve devlet modellerinden farklı olarak temel bir kaynak(Kur'an) üzerine bina edilmiş ve diğer yönetim modellerinde yaşanan birçok tartışmanın da dışında kalmıştır. Fakat Kur'an, sünnet(hadis) ve içtihat kaynakları üzerine inşa edilen İslam devleti zamanla bu temel kaynaklarından uzaklaşmaya başlamış ve Dört Halife Dönemi'nden itibaren devletin adli ve idari yapısında bozulmalar yaşanmıştır. Ayrıca İslam'ın dördüncü yüzyılından itibaren etkinliğini kaybeden içtihat yetkisi yüzünden siyasi alanda karşılaşılan sorunlar İslam'a uygun şekilde çözülememiş, bundan dolayı da İslam dünyasında kopuşlar yaşanmıştır. Özellikle siyasi alanda yaşanan bu sorunlar filozoflarının teşhislerini içeren siyasetnameler aracılığı ile çözülmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda birçok İslam düşünürü yönetim şekli ve devlet üzerine teşhis ve tahliller yapmıştır. Nizâmülmülk ve Gazzâlî de din ve siyaset alanlarında çalışma yapan düşünürlerin başında gelir. Bu düşünürlerin devlete getirdiği eleştiriler ve yönetime sunduğu öneriler İslami devlet modeline uzun yıllar yol gösterici olmuştur.
Ebû Tâlib el-Mekkî ve Ebû Hâmid Muhammed el-Gazâlî'de rıza anlayışı
Tasavvuf insanın başına gelen sıkıntı, dert, bela vb. durumlara karşı rıza, teslimiyet, tevekkül prensipleriyle kişinin dayanıklılık gücünü artırmayı hedeflemektedir. Böylece kul karşılaştığı her durumda düşebileceği girdaplardan kurtulma yollarını öğrenerek iç huzura ulaşabilmektedir. Psikolojik araştırmalar içsel dindarlığı güçlü olan insanların daha dayanıklı olduğunu göstermektedir. Rıza ehli kul, dış bağımlıklardan kurtulmuş ve her şeyin Allah'tan geldiği bilen kişidir. Kur'an-ı Kerim ve hadislerde önemi vurgulanan rıza, İslâm dininin temel ahlaki prensiplerinden biridir. Kur'an-ı Kerim'de rıza kavramının merkezinde 'Allah'ın kulundan razı olması' bulunmaktadır. Öncelikli olarak Allah'a nispet edilen rızanın Allah'a ve kula dönük olan iki yönü bulunmaktadır. Allah'ın kulundan razı olmasının neticesinde kul Allah'tan razı olmaktadır. Rıza, tasavvufî hayatın mihveri, ilahi sevginin özü ve meyvesidir. Rıza, kişinin bir şeyi memnuniyetle kabullenmesi ve kabullenmekten herhangi bir sıkıntı duymamasıdır Rıza, ilahi irade hükmünü yerine getirirken kalbin huzur ve sükûn içinde olmasıdır. Allah'ın kulu için ezelde yaptığı tercihe, kulun itiraz etmemesi ve sıkıntı duymadan hoşnut olmasıdır. Bütün işlerde takdir edilene kalpten sevinmek, her durumda nefsi hoş tutup kalbi huzuru sağlayarak herşeye kanaat etmek, Allah'ın takdiriyle mutlu olmak O'nun yaptığının güzelliğine olan inancını yitirmemek, rızanın tezahürlerindendir. Rıza, tevekkül, muhabbet, sabır, zühd gibi kavramlarla yakından ilişkili bir kavramdır. Ebû Tâlib el-Mekkî ve Gazâlî tasavvuf tarihine yön veren mutasavvıflardandır. Gazâlî'nin tasavvuf anlayışının oluşmasında Mekkî önemli bir yere sahiptir. Mekkî'den sonra yaşayan Gazâlî usul ve tasavvufî anlayış bakımından ondan etkilenmiştir. Mutasavvıflarımız Ehl-i Sünnet anlayışı çerçevesinde bir tasavvuf anlayışını benimsemişlerdir. Rıza kavramını da bu anlayışları çerçevesinde ele almışlardır.
Eş'ariliğin sistemleşmesi ve gelişim sürecindeki eklektik yapı
Eş'ariyye ekolünün kurucusu olan İmam Eş'ari'nin, Mutezileden ayrıldıktan sonra, farklı görüşlere kaydığı zikredilse de aslında o kendi düşünce sistemini kelami düşünce sistemini oluşturmuş ve onun bu sistemi kendisini takip eden âlimler tarafından bu görüşleri kabul edilmiş olsa da bazı mantıksal kurallar doğrultusunda eleştiriye tabi tutulmuş ve onun görüşleri olgunlaştırılmaya çalıştırılmıştır. Öncelikle Bakıllani tarafından yorumlanarak daha düzenli hale getirilmeye çalışılan Eş'ari'nin görüşlerini daha sonra İbn Fürek, Cüveyni, Gazali, Şehristani, Fahreddin Razi, Amidi, Kadı Beyzavi, İci, Teftazani, Cürcani ve Devvani gibi Eş'ariyye içinde öne çıkan âlimlerin benimsediklerini görmekteyiz. Varlığını bu düşünürlerle devam ettiren bu gelenek kader birliği etmişçesine aynı sistemin adıyla ilerlemiş ve günümüze kadar gelmiştir. Bununla birlikte, yer yer İmam Eş'ari'den farklı düşünme yoluna giren bu ünlü Eş'ari kelamcılarımız hiçbir zaman Eş'ariyyeden de ayrılmamış, kendi isimleriyle anılan farklı bir sistemleri de olmamıştır. Bu da bize, bu kelamcılarımızın, imamlarından farklı görüşlerinin de olduğunu ama ondan tamamen farklı düşünmedikleri anlamına geldiğini göstermektedir. Kelam ilminin kapsamına giren birçok konuda farklı anlayışlara yönelen ancak asli doktrinden ayrılmayan bu düşünürlerin tavırları Eş'ariliğin eklektik bir yapıya sahip olduğunu fakat bu düşüncelerin onları Ehl-i Sünnet çizgisinden ayırmadığı anlayışına da işaret etmektedir. Anahtar kelimeler: Eş'ari ve Eş'arilik, Eklektik yapı, Bakıllani, Gazali, Şehristani, Fahreddin Razi.
İslâm düşüncesinin etkileşim sürecinde Gazâlî ve Şehristânî'nin filozoflara eleştirilerinin karşılaştırılması
İslâm düşünce tarihi açısından felsefe, kelâm ve tasavvuf alanları arasındaki etkileşim büyük bir öneme sahiptir. Bu etkileşim aynı zamanda İslâm düşüncensin kendi içindeki dinamizminin de kaynaklığını oluşturmaktadır. İslâm düşüncesinin bu etkileşim sürecinde ise iki isim öne çıkmaktadır. Bu isimlerin ilki İslâm filozofu İbn Sînâ ve ikincisi de Eş'arî bir kelâm âlimi olan Gazâlî'dir. Gazâlî'nin mütekellim kimliği ile başta İbn Sînâ olmak üzere İslâm filozoflarına yönelttiği eleştirileri, bu etkileşim dönemiminin en önemli aşamalarından birisini oluşturmaktadır. Çünkü İslâm düşünce tarihinde bu gelişmeden sonra, kelâm ve tasavvuf, felsefî bir boyut kazanmıştır. Bu süreçte Gazâlî sonrasında da filozoflar mütekellimler tarafından eleştirilmeye devam edilmiştir. Gazâlî'den sonra kısa bir süre içinde, filozofları eleştiren ilk kişi ise yine bir Eş'arî mütekellimi olan Şehristânî'dir. Gazâlî'nin ardından filozoflara yönelik ilk eleştiri eserini kaleme alan Şehristânî'nin Kitâbü'l-Musâra'a'sının ise büyük oranda Tehâfütü'l-Felâsife ile örtüştüğü görülmektedir. Fakat bu durum, Şehristânî'nin neden kısa bir süre içinde Gazâlî ile aynı noktalarda buluşan bir eser kaleme almayı tercih ettiği sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Bu tezde bu sorunun cevabı, Gazâlî ve Şehristânî'nin eserlerinde sundukları amaçları, yöntemleri ve eleştirileri karşılaştırılarak bulunmaya çalışılmıştır. Mütekellimler arasındaki karşılaştırmada ilk dikkat çeken husus ise Şehristânî'nin filozoflar hakkında Gazâlî'de görülen tekfir hükmünü sunmamış olmasıdır. Buna göre Şehristânî, bir yandan eserindeki eleştirilerinin amacı bakımından Gazâlî'yi desteklemekte, diğer yandan da Gazâlî'den farklılaşan yönü ile bu sürecin devamında Fahreddin Râzî'de tam anlamıyla yansımasını bulan felsefî kelâm döneminin, yöntemsel gelişimine öncülük etmektedir.
Gazali ve Heidegger düşüncesinde ölüm ve ölümlülüğün anlamı
Bu çalışmada iki farklı düşünce geleneğinin önde gelen filozoflarından olan Gazali ve Heidegger'in ölüm ve ölümlülük hakkındaki düşünceleri karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmıştır. Gazali, bedenin ölümünü dünyevi ölüm olarak adlandırmış ve ölümü bir geçiş süreci olarak görmüştür. Ona göre insan bu dünyaya bir amaç doğrultusunda gönderilmiştir: Tanrı'yı tanımak. Tanrı'yı tanımak, insanın kendisini tanıması ve anlaması sayesinde mümkün olur. İnsanın bir parçası olan, dolayısıyla da anlaşılması gereken ölüm, aynı zamanda bu anlamlandırma sürecini dönüş olmayacak bir biçimde sona erdirir. Gazali'nin düşüncesinde, ölümlülüğün insanın dünyadaki en önemli hakikati olması, süreyi sınırlandırması, ahiret ve dünya arasında bir köprü vazifesi görmesi ve en önemlisi insanın nasıl yaşayacağı konusunda rehber olması anlamlı ve değerli bir hayatın inşasını mümkün kılar. Heidegger ise Dasein'ın ölümünü, varlığının sona ermesi olarak adlandırmıştır. Ona göre ölüm, Dasein'ın varlığının bu dünyadaki tüm olanaklarının bitmesi ve onun artık bu dünyada yer almaması demektir. Yani ölümle Dasein'in varlığı olanaksız hale gelmekte ve Dasein en asli gerçekliği olan hiçliğiyle yüzleşmektedir. Fakat Heidegger, hiçliğiyle yüzleşen insanın otantik bir varoluşa yöneldiğini belirtir. Heidegger'e göre böyle bir insan, ölümün, olanaklarının sonu olduğunu fark ettiği için diğer insanlar gibi olmayan, onları taklit etmeyen, kendine has fikirleri olan sahih bir yapıya kavuşur. Gazali, ölümü ahirete bir hazırlık süreci olarak görüp ölümün Tanrı'yı tanımayı, anlamayı ve ilahi emirlere uygun bir hayat yaşamayı sağlaması sebebiyle hayatı anlamlı hale getirdiğini belirtirken, Heidegger ölümü otantik bir varoluşa geçiş sağlaması bağlamında anlamlandırmıştır. Her iki düşünür de ölümlülüğün bilincinde olmakla insanın çeşitli imkanlara sahip olacağını belirtmiş ve ölümün kabullenilmesiyle ve sık sık anılmasıyla ölüme hazırlıklı olmanın önemini vurgulamıştır. Ancak iki düşünür, ölüme hazırlanma bağlamında ve ölüme yüklenen anlamlar bakımından farklı sonuçlara ulaşmıştır. Bunun temel nedeni, Gazali'nin dini inancını eserlerine yansıtan bir mutasavvıf filozof, Heidegger'in ise varoluşçu bir filozof olmasıdır. Anlam ve varlık konusunda Gazali önceliği Tanrı'ya verirken Heidegger varlığa vermiştir. Anahtar Kelimeler: Gazali, Hayatın Anlamı, Heidegger, Otantiklik, Ölüm, Ölümlülük
İmam Gazzâlî'nin Tahsînü'l-Meâhiz kitabı mâli muâmelât bölümünde yer alan usûlî görüşleri (Uygulamalı bir çalışma)
Bilindiği gibi fıkıh usûlünde yer alan konularda istinbat esasdır. İmam Gazzâli Tahsînü'l-Meâhiz adlı kitabında fıkıh usûlünün birçok türünde ve alanında çok sayıda usûli görüşleri ele almıştır. Onun bu ele alışı, bu görüşlerin uygulanması ve istidlal yönteminin açıklanması anlamına gelmektedir. Bu durum da bu konunun önemini göstermektedir. Özellikle İmam Gazzâlî'nin fıkıh usûlü alanında muteber imamlardan birisi olması çalışma konusunun, bahsi geçen bu usûlî görüşlerini bir araya getirerek bunlar aracılığıyla istidlâl yöntemini açıklama şeklinde olmasınına karar verilmiştir. Çalışma alanı sadece bahsi geçen kitabın muâmelat bölümü ile sınırlı tutulmuş ve çalışmanan başlığı; "İmam Gazzâlî'nin Tahsînü'l-Meâhiz Kitabı Mâli Muâmelât Bölümünde Yer Alan Usûli Görüşleri" olarak seçilmiştir. Çalışma giriş, beş ana bölüm ve bunların alt başlıkları ile sonuç bölümünden oluşmuştur. Birinci bölümde fıkıh ve usûl kavramları açıklanmış, imam Gazzâlî ve kitabı Tahsînü'l-Meâhiz tanıtılmıştır. Geri kalan bölümlerde ise Gazzâli'nin Tahsînü'l-Meâhiz Kitabı Muâmelât Bölümünde Yer Alan ve sayısı yirmiye ulaşan usûl görüşlerinden ve uygulamalarından bahsedilmiştir. Bunlar şu başlıklar altında ele alınmıştır: 1- İttifak edilen delillerle alakalı usûl görüşleri, 2- İhtilaf edilen delillerle ilgili usûl görüşleri, 3- Dilsel usûl kâideleri ile ilgili usûl görüşleri, 4-Teâruz ve tercih ile ilgili usûl görüşleri. Bu alt başlıkların her birisi dörü kısımda ele alınmıştır: a) Meselenin anlamı, b) Tahsînü'l-Meâhiz kitabında yer alan fıkhi mesele c) Gazzâli'nin bahse konu usûli mesele ile ilgili metni, d) Tartışma ve çıkarım. Çalışma, araştırmacının ulaştığı en önemli sonuçların yer aldığı sonuç ve öneriler bölümü ile tamamlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Usûli görüşler - Tahsînü'l-Meâhiz -Gazzâlî-Mâli Muâmelât
Tasavvuf kültüründe ve Gazalî'de tevbe
Tevbe, kelime anlamı olarak günahlardan vazgeçerek dönmek, pişmanlık duyarak af dilemektir. Terimsel manasıyla, bir uyanış ve silkiniştir. Kişinin şirk, küfür ve nifaktan imana, batıldan hakka, yanlıştan doğruya, isyandan itaate, günahtan ve hatadan sevaba yönelmesi, geçici olan günah hâlini bırakıp aslî olan salah hâline dönmesidir. Nasuh Tevbesi, kulun günahlardan pişmanlık duyarak, bir daha eski duruma dönmeme azmiyle yapılan samimi, ciddi ve bozulmayan tevbedir. Yüce Allah, bir kısım ayetlerle insanlara tevbe edip iman çizgisine dönmeyi, günahlarda ısrarcı olmayıp terk ederek nefislerini temizleyip ıslah etmeyi ve kulluk sınırlarını aşmamayı teşvik etmiş böylece de dünya ve ahiret azabından kurtulacaklarını belirtmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.) ise günahlardan arınma ve kurtulma yolu olarak ümmetine tevbeyi işaret ederek rehberlik etmiştir. Mutasavvıflar da tevbe kavramını ele almış, makamlarından kaynaklanan farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Diğer Mutasavvıflar gibi Gazalî de işlenilen günahların kalbi hasta edeceğini, hasta kalbin de kişiyi tekrar günahlara yönlendireceğini şartlarını tam yerine getirmek suretiyle tevbe edilmesi halinde Allah'ın tevbeleri kabul edeceğini belirtmiştir. O, günahlara düşme sebeplerini ve onlarda ısrar etmekten vazgeçirecek etkenleri açıklamış, çözüm olarak da özel ilmi ve sabrı tavsiye etmiştir. Anahtar Kelimeler: Tevbe, Günah, Tasavvuf, Gazalî, Tevbe Risalesi.
Gazzâli'de kalb-akıl ilişkisi
Gazzâli XI. ve XII. asırlarda yaşamış bir İslam düşünürüdür. Gazzâli yaşadığı çağı Ehl-i Sünnet anlayışıyla yorumlayan bir âlimdir. Bu aydın hem kendi yaşadığı döneme hem de günümüz Müslümanlarına ışık tutmaktadır. Gazzâli yaşadığı dönemin geçerli olan ilim dallarını araştırmış ve o ilim dallarında uzman olmuştur. Gazzâli'nin hayatı, yaşadığı dönemin özellikleri ve onun ilmi kişiliği üzerinde etkili olmuştur. Gazzâli, kalb, akıl, ruh, nefs kavramlarını birbirine yakın anlamlarda kullanmıştır. Kalb-akıl ilişkisi Gazzâli'nin hayatında önemli değişiklikler meydana getirmiştir. Ona göre akıl, eşyanın hakikatini belli bir sınıra kadar anlar. Aklın anlamadığı metâfizik gerçeklikler kalb gözü denen bir algılamayla gerçekleşir. Kalbin nefsanî arzu ve isteklerden uzaklaştığı müddetçe melekût âlemine doğru bir yönü olacaktır. Bu noktada insanın kalbi önem arzetmektedir.Anahtar Kelimeler: Gazzâli, Kalb, Akıl, Ruh, Nefs.
Gazâli'de siyaset düşüncesi
Gazali İslam düşünce tarihinde en çok tartışılan ve üzerinde en çok çalışma yapılan şahsiyetlerin başında gelir. Bir şahıs üzerinde çalışırken, onun yaşadığı devirdeki siyasi arka plan görmezden gelinemez. Oldukça karışık ve buhranlı bir coğrafyada yaşayan Gazali, yaşadığı dönemin siyasi gelişmelerinden etkilenmiştir. Zamanının siyasi gelişmelerinden etkilenen Gazali'nin devlet başkanlığı konusundaki görüşlerini teorik ve pratik açıdan ele almaya çalıştık.Çalışmanın giriş bölümünde Gazali'nin siyasi arka planını ele alarak, onun siyasetle ilgili eserlerini incelemeye çalıştık. Birinci bölümde Gazali'nin siyaset düşüncesi doğrultusunda, devlet başkanlığı meselesine teorik bakışını vermeye çalıştık. İkinci bölümde ise, onun devlet başkanlığına dair pratik görüşlerini ele aldık, sonuç bölümünde kısa bir değerlendirme yaparak çalışmamızı tamamladık.
İḥyâʾu ʿUlûmi'd-Dîn adlı eseri çerçevesinde Gazzâlî'nin fıkhî meselelerin ahlaki temellerine dair görüşleri
Bu tez çalışması, "İḥyâʾu ʿulûmi'd-dîn Adlı Eseri Çerçevesinde Gazzâlî'nin Fıkhî Meselelerin Ahlaki Temellerine Dair Görüşleri" başlığı altında, İmam Gazzâlî'nin İḥyâʾü ʿulûmi'd-dîn' deki fıkhî meseleleri ahlaki bir perspektiften ele alış biçimini incelemeyi amaçlamaktadır. Tez üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde İmam Gazzâlî'nin hayatı, medrese dönemi ve ilmî şahsiyeti ve yaşadığı dönemin ilmî, siyasî ve sosyal şartları değerlendirilmiş; özellikle onun ahlâk ve tasavvuf anlayışı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde İḥyâʾu ʿulûmi'd-dîn'in genel yapısı, sistematiği ve içerdiği konular hakkında bilgi verilmiş, ayrıca eserin İslâm ilim geleneğindeki yeri ve etkileri de ele alınmıştır. Son bölümde ise İḥyâʾda mevcut bazı fıkhî meseleler odaklı bir inceleme yapılmıştır. İbadetler (namaz, oruç, zekât, hac, tövbe), talâk ve aile hukuku, helâller ve haramlar gibi konular, İḥyâ'nın ilgili bölümleri esas alınarak detaylı şekilde incelenmiş; Gazzâlî'nin bu meseleleri ahlâk ve tasavvuf boyutuyla nasıl bütünleştirdiği ortaya konularak, karşılaştırmalı bir yöntem benimsenmiş ve Gazzâlî'nin kendine özgü yaklaşımı belirginleştirilmiştir. Sonuç olarak, Gazzâlî'nin fıkhî meselelerde ahlâk merkezli yaklaşımı ön plana çıkarılarak İslâm hukukuna derinlik kazandırdığı tespit edilmiştir.