Defence industry
69 theses under this subject heading
Türk savunma sanayiinde performansa dayalı lojistik uygulamalarının incelenmesi
20'nci yüzyılın sonlarına doğru güvenlik ve savunma anlayışındaki değişimler, küreselleşmenin hızlanması, ticari alanda üretim maliyetlerinin azaltılmasına yönelik denizaşırı faaliyetlerin artması, modern iletişim ve bilgi teknolojilerinin gelişimleri ve devletlerin savunma bütçesini azaltmaya yönelik çabaları, savunma sanayiinin ve savunma tedarik anlayışlarının da değişimine neden olmuştur. Bu doğrultuda, savunma yeteneğinin arttırılmasına yönelik ihtiyaçların karşılanması çabaları, sahip olunan veya olunacak uzun ömürlü savunma sistemlerin ömür devri kapsamında uygun maliyetli olması ve modernize edilmesine yönelik bir takım yaklaşımlar ve işbirlikleriyle tedarik ve destek faaliyetleri geliştirilip denenmiştir. Sistemlerin işletme-idame döneminin, tedarik döneminden daha fazla olması bakım, onarım ve özellikle kullanıcıların gereksinimlerine yönelik çözüm arayışları sonucunda performansa dayalı lojistik yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Araştırmanın amacı, performansa dayalı lojistik yaklaşımının uygulamalarına dünyada ve Türkiye'de verilen önemi tespit etmek, Türk savunma sanayii tedarik sürecinde uygulanmakta olan lojistik destek faaliyetleri içerisinde, alt yapısı oluşturulmaya çalışılan bu alana yönelik süreci analiz etmek ve sürecin mevcut durumu ile yeterliliğini saptamak ve performansa dayalı lojistik sözleşmelerinin mevcut mevzuat açısından uygulanabilirliğini araştırmaktır. Çalışmada veriler belgesel tarama ve yarı yapılandırılmış görüşme ile toplanmıştır. Araştırma esnasında yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ve bu çerçevede oluşturulan açık uçlu sorulara yönelik yanıtlar ve gözlemler, betimsel ve sistematik analiz yöntemiyle veriler çözümlenmiştir. Araştırmada toplanan verilerin analizi sonucunda Türk savunma sanayiinde PDL uygulamaları ve sözleşmelerin gerçekleştirilebilirliğini konusu olmak üzere iki tema üzerinde sonuçlara yer verilmiştir.
Savunma sanayinin gelişimi ve savunma harcamalarının ekonomik büyüme ile ilişkisi
Dünya üzerinde devletler resmi olarak kurulduklarından bu zamana kadar birbirleri ile sürekli mücadele halinde olmuşlardır. İlk ateşli silahların kullanılmasından sonra ülkeler bu güce sahip olmayı hedeflemişler ve bu alanda çalışmaya başlamışlardır. Ülkelerin büyümeleri başka toprakları istila etmeleri ve kendilerine kaynak aramaları ülkeler arasında savaş durumlarının olmasına neden olmuştur. Dönem dönem farklı coğrafyalarda meydana gelen savaşlar 1. Dünya Savaşı ile tüm dünyada etkisini göstermiştir. 1. Dünya Savaşı'nda ülkelerin savunma sanayisine verdikleri önem, savaşın kazanan devletlerde açıkça görülmektedir. 1. Dünya Savaşından sonra ülkeler, kendilerini korumak ve gelecekte meydana gelecek olan bir savaşa hazırlıklı olma adına savunma sanayilerini arttırma çabasına girmişlerdir. Aradan çok uzun bir zaman geçmeden ortaya çıkan 2. Dünya Savaşı ise savunma teknolojisinin daha fazla arttığı bir dönem olarak görülmektedir. Amerika Birleşik Devletleri'nin, 2. Dünya Savaşı sırasında Atom Bombası kullanması ise savunma sanayisinde meydana gelen ilerlemeyi tüm dünyaya göstermiştir. Yapılan bu tezde askeri harcamaların ekonomik boyutu ele alınarak ekonomik büyüme üzerindeki etkileri incelenecektir. Bunun için Almanya, İtalya, Güney Kore ve Türkiye'nin savunmaya yönelik gerçekleştirdiği harcamaların ekonomik büyüme üzerine etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonucunda savunma harcamalarının ekonomik gelişim üzerine pozitif yönlü bir etkisinin olmadığı görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Askeri Harcamalar, Ekonomik Büyüme
Ulusal güvenlikte ve dış politikada bir enstrüman olarak savunma sanayii: Türkiye örneği
Devletler, bir üst otoritenin olmadığı uluslararası sistemde varlıklarını korumak ve güçlü bir şekilde devam ettirmek için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. İçerisinde nüfus, doğal kaynaklar, fiziki altyapılar gibi birçok olguyu barındıran kapasitenin güvenlik sorunları karşısında en önemli enstrümanı ise askeri güçtür. Tarihsel süreçte insanın kas gücü, insanın kullandığı hayvan gücü gibi unsurların oluşturduğu askeri güç, yirminci yüzyılla beraber teknolojiyi merkeze alarak her geçen gün niceliğin yerini niteliğin aldığı bir dönüşüm süreci geçirmiştir. İnsanın karşısında teknolojinin olduğu bu dönüşüm 1945 yılında kullanılan atom bombaları ile sembolik olarak zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra askeri güç içerisinde insanın kas gücü her geçen gün önemini yitirirken, insanın beyin gücü teknolojiyi üretebilen ve kullanabilen unsur olarak önem kazanmaya devam etmiştir. Askeri gücün dönüşümünün yaşandığı bu zaman diliminde devletlerin güvenliklerini nasıl sağlayacağı üzerine çalışan neorealist teorisyenler arasında savunmacı ve saldırgan realizm ayrımı meydana gelmiştir. Bu ayrımın merkezinde ise "ne kadar güç yeterlidir?" sorusu bulunmaktadır. Silahlanmanın ne kadarının yeterli olduğu sorusu güvenlik ikilemi bağlamında değerlendirildiğinde büyük öneme sahiptir. Mevcut tartışmanın başladığı 1970'li yıllarda dünyada silah endüstrisine sahip devlet sayısının az olması, teknoloji üretme ve teknolojiye ulaşmanın günümüzdeki kadar kolay olmaması, devletlerin ne kadar silahlanması gerektiği noktasında silahın kaynağının göz ardı edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat Soğuk Savaş sonrasında teknolojiye ulaşımın ve kullanımının kolaylaşması ile neorealist teorisyenler arasında yapılan bu tartışma doğru soru etrafında ele alınmakla beraber, silahlanmanın kaynağını göz ardı ettiği için eksik kalmakta ve sadece elde bulunan askeri güç üzerinden tartışmanın yapılması durumunda yanlış sonuçlara götürebilmektedir. Gelişen savunma sanayinin güvenlik ve dış politikaya etkisi ise farklı katmanlarda ve birçok şekilde olmaktadır. Savunma sanayiinin bir devlete sağladığı ilk getiri, gerçek askeri kapasitesini göstermesi sebebiyle karar alıcıların güvenlik yanılsamasından çıkarak devletin kapasitesine uygun kararlar alabilmesinin temelini oluşturmasıdır. Muharebe esnasında dış alım yoluyla tedarik edilen askeri sistemlerin hedef alınması durumunda, yerine yenilerinin konulması bir yana idameye devam ettirilebileceği dahi şaibelidir. Bu nedenle savunma sanayii bir devlete muharebe ortamında hangi kapasitesinin sürdürülebilir olup olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Bu durumun dış politikaya yansıması iki boyutludur. Öncelikle kapasitenin doğru algılanması aynı zamanda dış politikada alınan risklerin de doğru hesaplanmasını beraberinde getirecektir. Öte yandan devletin askeri kapasitesinin kendi savunma sanayiine dayanması, doğru politikalarla birleştirildiğinde hasım devlet için dış tedariğe kıyasla hesaplanması zor bir girdi olarak caydırıcılığı arttıracaktır.
Savunma sanayii tedariklerinde güncel yaklaşımlar ve ülkemizin savunma tedarikleri açısından değerlendirilmesi
Savunma sanayii, dünya genelinde Ar-Ge faaliyetlerine en çok kaynak ayrılan sektörlerden birisinin olmasının yanı sıra ülkelerin ekonomik bütçelerinde önemli yer tutmaktadır. Milli savunma sistemlerinin geliştirilmesi, savunma sistemlerinde dışa bağımlılığın azaltılması, yenilikçi ürünler geliştirerek dünya genelinde daha geniş pazarlara erişim konuları, ülkelerin stratejik hedefleri açısından kritik derecede önemlidir. Bu nedenle birçok ülkede kamu giderleri içerisinde en büyük payı savunma harcamaları oluşturmaktadır. Bu çalışmada, savunma sanayinin temel özellikleri ve diğer sektörlerden ayırıcı farkları ile Türkiye'deki savunma sanayinin tarihsel gelişimi, mevcut durumu, gerçekleştirilen projelerdeki Ar-Ge çalışmalarının boyutunu ifade eden göstergeler ele alınmakta, dünyadaki yenilikçi savunma tedarik uygulamaları ile karşılaştırmalar yapılmakta ve bu alanda yapılabilecek çalışmalarla ilgili değerlendirme, görüş ve önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ar-Ge, Savunma, Teknoloji, Savunma Tedarikleri, Harcamalar
Türk savunma sanayii'nin finansal yapı analizi
Bu tez, Cumhuriyet Dönemi Türk Savunma Sanayii'nin gidişatı ve sektörün finansal durumunun analizi amacıyla kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, literatür taramasına büyük ağırlık verilerek, birinci bülümde, Cumhuriyet Dönemi Türk Savunma Sanayii'nin tarihsel gelişimi üzerinde durulup; ilgili sektör firmaları hakkında bilgi verilmiş ve ortaklık yapıları incelenmiştir. İkinci bölümde ise, Türk Savunma Sanayii'nde finansman kavramına değinilerek; finansman kaynaklarına yer verilmiştir. Bunun yanında savunma bütçeleri de değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, gün geçtikçe önemi daha iyi anlaşılan Türk Savunma Sanayii'nin ilerlemesi, özellikle kamu ve özel sektör yöneticilerinin farkındalığının artmasının yanında, sektöre verilecek yüklü finansman desteğiyle mümkün olacaktır.
Milli Savunma Sanayinde üretim yapan firmaların proje yaklaşımları ile "Skunk Works" modelinin karşılaştırılması
Bağımsız ve yaşadığı bölgede caydırıcı güç olmak isteyen bir ülke savunma yeteneği ve savunma sanayisi açısından güçlü olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti bulunduğu bölgede ve dünya üzerinde saygın ve güçlü bir Silahlı Kuvvetler yapısına sahiptir. NATO'nun ikinci büyük silahlı gücü, ayrıca dünya çapında sorunlu olarak algılanan kriz bölgelerinde görev alan en aktif kuvvetlerleriden birisidir. Türkiye Cumhuriyeti Savunma Sanayi, Kıbrıs savaşından sonra geliştirilmesi zorunlu bir sanayi dalı olarak ele alınmıştır. Milli Savunma Sanayisinin ne kadar önemli olduğu anlaşılmış olsa da bu alan son birkaç yıla kadar pek bir gelişme gösterememiştir. Türkiye Cumhuriyeti, Türk Silahlı Kuvvetlerinin mali boyutta büyüyen ve teknolojik gereksinimleri artan taleplerine çözüm bulmak için milli savunma sanayisine yönelik yeni bir model geliştirilmiştir. Bu çerçevede 1985 yılında mali kaynağın sağlanması için Savunma Sanayi Fonu oluşturulmuş, savunma sanayi projelerini yürütmek için Savunma Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (SAGEB) yapılandırılmış, karar organı olarak da Yüksek Koordinasyon Kurulu ve Savunma Sanayi İcra Komitesi kurulmuştur. Bu aşamadan sonra SAGEB, 1989 yılında Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM) olarak yeniden yapılanmıştır. Bu dönemde F-16 (1987), Zırhlı Muharebe Aracı (1988), Mobil Radar Kompleksleri (1990), F-16 Elektronik Harp, HF/SSB Telsizleri, CASA Hafif Nakliye Uçağı (1991) gibi büyük savunma projeleri yürütülmeye başlanmıştır. Bu projeleri yürütmek için de TAI (1984), TEI (1985), MİKES (1987), FNSS (1988), MARCONI KOMÜNİKASYON (1989), THOMSON-TEKFEN Radar (1990) gibi yabancı ortaklı şirketler kurulmuştur. 1998'de Bakanlar Kurulu'nun onayladığı "Türk Savunma Sanayi Politikası ve Stratejisi Esasları" ve SSM'nin 2007 – 2011 Stratejik Planı'nın ardından Müsteşarlık savunma sektörünün alt sektörlerine ilişkin "Sektörel Strateji" ve "İhracat Politikası" dokümanları yayınlanarak Türkiye'nin Savunma Sanayi vizyonu ortaya konulmuştur. Savunma sanayimizde son yıllarda ortaya konan başarılı ve ümit verici proje ve ürünlere rağmen hala Milli Uçak projeleri konusunda istenilen ve ihtiyaç duyulan gelişme sağlanamamıştır. Bu çalışmada dünya üzerindeki en başarılı muharip uçak projelerine imza atmış olan Lockheed Martin Aerospace şirketinin "SKUNK WORKS'' isimli proje grubu ve bu proje grubunun farklılık yaratan ve başarılarının temeli olarak gördüğü prensipler incelenecektir. Türk Savunma Sanayindeki belli başlı şirketlerin hâlihazırda bu prensiplere göre durumları incelenerek Türk Savunma Sanayinin ihtiyacı olan projelere ve bu projelerin daha iyi yönetilmesine ışık tutulmaya çalışılacaktır. Milli Savunma Sanayimizin son dönemde gösterdiği önemli gelişmelere rağmen tamamen milli olan yüksek nitelikli inovatif ürünlere yönelik proje yönetimi açısından perspektif desteği sağlanması amacıyla "Skunk Works" proje gurubunun metodu araştırılacaktır. Bu tez aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin çeşitli kurum ve kuruluşlarının da istifade edebileceği bir çalışma olarak değerlendirilmektedir. Kuşkusuz Savunma Sanayi ürünlerinin kullanıcısı olan Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin de hem bu çalışmadan istifade etmesi hem de yeni yaklaşımlarla bu tür çalışmaları geliştirmesi beklenen sonuçlar arasındadır. Çalışma kapsamında yapılan ankete 27'si (%36.5) tedarikçi, 47'si (%63,5) kullanıcı olmak üzere toplam 74 unsur katılmıştır. Kullanıcı ve tedarikçilerin sorulara vermiş olduğu cevaplar yukarıdaki sınıflamaya göre düzenlenerek, bu gruplar arasında her bir prensip için sorulara verdikleri doğru-yanlış cevaplar açısından anlamlı bir farklılık olup olmadığı t- testyöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz ve sonuçlar için tanımlayıcı istatistiklerden ve grafiklerden yararlanılmıştır. Yapılan anket incelendiğinde tedarikçilerin ve kullanıcıların "Skunk Works" prensiplerine büyük oranda aynı reaksiyonu verdikleri, yani aynı yaklaşımla baktıkları, bununla birlikte prensiplere yeterince uyum sağlamadıkları görülmektedir. Bu prensiplerin Savunma Sanayinin tüm unsurlarına tanıtılıp, sonuçları noktasında ikna edilmeleri durumunda veya proje yönetimi açısından bu istikamette ortaya irade koyulması durumunda büyük ve hızlı bir gelişim sağlanabilecektir. Anahtar kelimeler: Skunk Works , proje yönetimi, Milli Savunma Sanayii
Savunma sanayi ürünlerinde Türkiye'nin rekabet gücünün belirlenmesi: Açıklanmış karşılaştırmalı üstünlükler ve karşılaştırmalı ihracat performansı yöntemi uygulaması
Jeopolitik durumu nedeniyle, Türkiye savunma sanayi, açısından tarih boyunca stratejik öneme sahip olmuştur. Türkiye son yıllarda savunma sanayinde önemli adımlar atarak dışa bağımlılığını azaltmış, pek çok ülkeyle rekabet edecek konuma gelmiştir. Türkiye özellikle 2000 yılından itibaren savunma sanayinde yerli üretimini artırmayı başarmıştır. Bu çalışmanın temel amacı, savunma sanayi ihracatında küresel güç olan ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya karşısında zırhlı araç, topçu, füze ve gemi ürün gruplarında Türkiye'nin rekabet gücünün belirlenmesidir. Bu çalışmada 'Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler' (AKÜ) indeksi ve 'Karşılaştırmalı İhracat Performans' (KİP)- indeksi yöntemleri 2010-2020 dönemi için uygulanmıştır. Araştırma bulguları, Türkiye'nin 2010-2020 döneminde zırhlı araç ihracatında , AKÜ indeks değerlerine göre rekabet gücünün yüksek olduğunu göstermektedir Topçu ürün grubunda KİP indeks değerlerinde Türkiye 2015 yılında Rusyadan üstün bir performansa sahiptir. Dalgalı bir indeks seyri izlese de, 2011-2017 yılları arasında seçilmiş ülkelerden topçu ürün ihracat performansı yüksektir. Füze KİP indeks değerleri karşılaştırmalı ihracat performansı genel olarak düşüktür. Türkiye füze ihracatında dezavantajlı bir konuma sahiptir. Gemi ihracat performansında 2010 ve 2019 yıllarında Rusyadan daha iyi konuma ulaştığı bulgusuna ulaşılmıştır. ABD ile ise 2012 sonrası ihracat performansı yüksektir. 2018 yılına kadar Çin'den daha avantajlı konumdadır. Türkiye' nin savunma zırhlı araç, topçu ve gemi ürün ihracatında ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya karşısında rekabet gücünün devam etmesi Türkiye'nin bu ürün guruplarında araştırma ve geliştirmeye verdiği önemi artırmasına ve uyguladığı stratejik ticaret politikalarını devam ettirmesine bağlıdır.
1980 sonrası savunma harcamalarının Türkiye ekonomisi üzerine etkileri
Savunma bir ihtiyaç, savunma harcamaları bu ihtiyacı karşılamak için yapılan ödemelerdir. Ülkeler tarih boyunca ilk olarak savunma ihtiyaçlarını gidermek için uğraşmışlardır. İlkel toplumlardan modern toplumlara kadar her aşamada imkanlar ölçüsünde savunma her zaman ilk ve vazgeçilemez bir hizmettir. Ülkelerin savunma için yaptıkları harcamaları etkileyen birçok değişken vardır. Bu değişkenler; ülkenin jeopolitik konumu, çevre ülkelerle ve diğer ülkelerle olan siyasi ilişkileri, ülkenin kendi dinamikleri içinde ülke içi tehditleri (PKK terörü gibi), milli geliri, savunmaya verdiği önem vb. gibi sebepler bunlardandır. Türkiye savunmaya Cumhuriyet tarihi boyunca her zaman diğer ülkelerden daha fazla harcama yapmıştır. Bu harcamaların toplam harcanabilen bütçe içindeki oranı sadece son 6 yılda düşmüştür. Savunma harcamalarının içeriği; bütçe, savunma sanayi destekleme fonu harcamaları ve Türk Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı harcamalarıdır. 1980-2006 yılları arasında bütçe kaynaklı savunma harcamalarının Türkiye'de ekonomik büyümeyi ne yönde ve ne derecede etkilediğini araştıran çalışmada, 2000 yılından sonra normal dağılımı bozan uç değerler bulunmuştur. Böyle bir durum ancak trend değişikliği olması durumunda ortaya çıkabilir. Bu da göstermektedir ki hükümet değişikliği ve AB sürecinde yapılanmaların sonucunda askeri harcamalardaki azalma ekonomik büyümeyi sanıldığı gibi olumlu etkilememiştir, 2000 yılından sonra savunma harcamaları ile ekonomik büyüme arasında ilişki negatife dönmüştür.
Savunma sanayiindeki uluslararası ticari sözleşme müzakerelerinden doğan yükümlülüklere aykırılık
Savunma sanayii faaliyetlerinin giderek devletin tekelinden çıkması ve özel hukuk kişileri tarafından bu faaliyetlerin üstlenilmeye başlanması, bu alanda özel hukuk kişileri arasında özel hukuka tabi sözleşmelerin akdedilmesini yaygınlaştırmıştır. Savunma sanayiinin son teknoloji ile uyumlu olması gerekliliği ise bu alanda akdedilen uluslararası sözleşmelerin sayısını artırmıştır. Savunma sanayiindeki uluslararası ticari sözleşmelere doğrudan uygulanacak hükümlerin bulunmadığı günümüzde, bu sözleşmelerin müzakerelerine doğrudan uygulanacak hükümler de henüz varlık kazanmamıştır. Bu sebeple bu tür sözleşmeler ve bu sözleşmelerin müzakerelerine genel hükümler bu alanın özellikleri göz ardı edilerek doğrudan uygulanmakta veya taraflar arasındaki uyuşmazlıklar çoğunlukla bir tarafın tamamen aleyhine olacak şekilde herhangi bir hukuki incelemeden geçmeksizin sonuçlanmaktadır. Bu durum somut durum adaletini ve hakkaniyeti sağlamaktan uzaktadır. Nitekim savunma sanayii sözleşmelerinin ve bu sözleşmelerin müzakerelerinin devletlerin savunması, güvenliği, diplomasisi ve uluslararası ilişkileri ile doğrudan ilgili olması sebebiyle kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Herhangi bir uyuşmazlık halinde bu özellikler göz önünde bulundurularak hukuki bir çözüme gidilmesi somut durum adaletini ve hakkaniyeti sağlamak için önem arz etmektedir. Somut durum adaletinin ve hakkaniyetin tesis edilmesi için savunma sanayiini, bu alandaki sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin müzakere süreçlerini tanımlamak gerekmektedir. Bu sebeple müzakere aşamaları, bu süreçte taraflarca hazırlanan metinlerin hukuki niteliği ve bağlayıcılığı, diğer alanlardaki sözleşmelerin müzakereleri ile farklı yönleri, tarafların bu süreçte herhangi bir yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hukuk sistemlerine göre karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yükümlülüklere aykırılığın yaptırımı noktasında sözleşme müzakerelerindeki kusurlu davranıştan sorumluluk diğer adı ile culpa in contrahendo sorumluluğu incelenmiştir. Culpa in contrahendo sorumluluğu halinde uygulanacak olan hukuki yaptırımlar karşılaştırmalı olarak incelenmiş, son olarak tarafların yükümlülüklerini belirlemede önem arz eden müzakere sürecine uygulanacak hukukun tespiti ve tayini incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Savunma Sanayii, Culpa in Contrahendo, Uluslararası Ticari Sözleşme
Yeni nesil üniversiteler ve üniversite sanayi iş birliği mekanizmaları: Savunma sanayisi için bir model önerisi
Köklü bir geçmişe sahip olan üniversite kavramı, tarih boyunca birinci nesil, ikinci nesil ve üçüncü nesil olarak adlandırılmıştır. Günümüzde ise bilimsel araştırmaların yürütüldüğü üniversiteler ve üretimin yapıldığı sanayi sektörünün iş birliği içerisinde bulunduğu dördüncü nesil üniversiteler faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu tezde, yeni nesil üniversiteler ile Türkiye'de savunma sanayi sektörünün gelişimi ve bu sektör ile üniversiteler arasındaki iş birlikleri incelenerek, gözlenen eksik yönlerin ve karşılaşılan zorlukların belirlenmesi ve sorunlara çözüm önerileri sunabilmek amaçlanmıştır. Araştırmada, savunma şirketleriyle iş birlikleri içerisinde bulunan akademisyenler ve savunma şirketlerinde üniversitelerle iş birlikleri süreçlerinde çalışmış mühendisler örneklem olarak seçilmiştir. Akademisyenlere ve mühendislere yöneltilen sorular betimsel içerik analizi yöntemi ile değerlendirilerek bulgular sunulmuştur. Nihayetinde üniversite-sanayi iş birliği mekanizmasının geliştirilmesi için politika önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilgi Yönetimi, Savunma Sanayi, Üniversite-Sanayi İş Birliği, Yeni Nesil Üniversiteler.
Medyada uzman gazetecilik: Türkiye'de savunma haberciliği
Savunma Sanayi, ülkelerin en çok önem verdiği konulardan bir tanesidir. Çünkü bir ülke derecede savunma sanayinde ne derece güçlüyse dış politikada da o derecede güçlüdür. Uluslararası arenada, ülkelerin ekonomik ve siyasal alandaki gücünü belirleyen unsurlarından birisi olan savunma sanayinde, her geçen gün gelişme yaşanmaktadır. Bu gelişmenin ana faktörü ülkelerin bu konuya önem vermesi ve kaynak aktarmasının yanında teknolojide yaşanan gelişmelerdir. Hâlihazırda savunma sanayi, sürekli yeniliğe, projelere ve değişime ihtiyaç duymaktadır. Ülkemiz jeopolitik konumu gereği önemli bir ülkedir. Bu sebeple, Türk Savunma Sanayi'nin öncelikli hedefi Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ihtiyaçlarını karşılamak, uluslararası savunma sanayi pazarında ve bunun akabinde dış politikada ülke adından söz ettirmektir. Savunma sanayinin son zamanlarda önem kazanması ve özellikle Türkiye'nin savunma sanayi sektörüne yaptığı yatırımlar bu alanda uzmanlaşan gazetecilerin varlığına neden olmuştur. Gazetecilik uzmanlık alanlarına bir yenisi daha eklenmiş ve "Savunma Haberciliği" uzmanlık alanı oluşmuştur. Bu çalışmada, Türk Savunma Sanayi hakkında genel bir bilgi verilmekte, sektörün önemi üzerinde durulmaktadır. Bunun yanında "Savunma Haberciliği" uzmanlık alanı ile ilgili sektördeki temsilcilerle görüşülmektedir. Yazılı mülakat tekniği ile yapılan görüşmeler kapsamında elde edilen bulgular, Türkiye'de uzman gazetecilik alanında çalışan isimlerin savunma haberciliğine yönelik kanaatlerini ortaya çıkarmaktır. Bulgular sonucunda Türkiye'de savunma haberciliğinin geçmişe kıyasla geliştiği, ancak halen istenen düzeyde olmadığı sonucuna erişilmiş, sektörün bu konuda çalışmasıyla birlikte bu alanda gelişme sağlanacağı savunulmuştur.
Çok kriterli karar verme yöntemleri kullanılarak savunma sanayi sektöründe tedarikçi seçimi
Ülkelerin jeopolitik konumu, stratejik yapıları, ekonomik durumları gereği savunma sanayi sektörü sürekli gelişmekte olan bir sektördür. Bu nedenle; ekonomik, yüksek kaliteli, etkin, verimli ve süreklilik arz eden bir tedarikçi zinciri ağı oluşturulmalıdır. Tedarikçi performans değerlendirme ve alternatifler arasından seçim yapma şirketler için önemli olduğu kadar ülkeler için de dışa bağımlılığı azaltacak olan bir analiz sistemidir. Tedarikçi performans değerlendirmesi yapılırken, birden fazla kriterin değerlendirilmesini çok kriterli karar verme yöntemleri ile sağlanabilir. Bu çalışmada savunma sanayi alanında faaliyet gösteren bir firma için alternatif 5 alt yüklenici firma performanslarının değerlendirilip seçim yapılması sağlanmıştır. Değerlendirmede uzman görüşleri alınarak 8 farklı kriter belirlenmiştir ve bu kriterler ile ilgili bir yıl sonundaki ortalamalar değerlendirmeye alınmıştır. Kriterlerin derecelendirilmesi için nesnel ağırlıklandırma yöntemlerinden ENTROPI ağırlıklandırma yöntemi kullanılarak TOPSIS yönteminde ve AHP yönteminde hem ağırlık hesaplaması hem de tedarikçi seçimi değerlendirmesi yapılmıştır. Yürütülen bu çeşitli değerlendirme yöntemleri sonucunda alternatifler arasında sıralama yapılıp, farklı kriterlerin analiz edilebileceği ve sektör parametrelerine en uygun tedarikçi seçiminin sağlanabileceği görülmüştür.
Türk savunma sanayi firmalarında görev yapan beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışan grupları arasında değişen iş algısı – Ankara ili örneği
Bu araştırmanın amacı, Ankara ilinde bulunan Türk savunma sanayi şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışan gruplarının iş algısına ilişkin deneyimleri, duyguları, düşüncelerini tanımlamak ve günümüzde değişen toplum özelliklerinin ilgili grupların iş algısına ne derece etki ettiğini belirlemektir. Bu kapsamda, nitel araştırma yöntemi ile çalışılmış, 53 kişi ile yüz yüze görüşme ve açık uçlu soru formları aracılığıyla veri toplama süreci gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi ise sonuçların hem temalara hem de alt temalara haritalanması ve kodlama yoluyla gerçekleştirilmiştir. İlgili grupların iş algısı, 8 temel tema (i. Bir Sektör Olarak Savunma Sanayi, ii. Bağlılık, iii. Kariyer, iv. İşin anlamı, v. Güven, vi. Kişisel Gelişim, vii. Aile, viii. Kendine Ayrılan Sürede Yapılan Aktiviteler) üzerinden ele alınmıştır. İlgili grupların genel iş algısı ve birbirlerine kıyasla iş algısına ilişkin ayrışan deneyimleri analiz edilmiştir. Bulgular, belirtilen teoriler çerçevesinde tartışılmıştır. İşin algısı konusunda, günümüz toplumuna ilişkin post- modern teorilerde öne çıkan iş hayatının anlamını yitirmesi, gerçekliğin bölünmüş doğrular etrafında örülmesi nedeniyle yaşanılan belirsizlik, kariyer anlamında hedefsizlik, esnek çalışma koşullarının oluşturduğu güvensizlik ortamına göre incelendiğinde Türk savunma sanayi firmalarının post-modern teorilerin öngördüğü koşulları çoğunlukla sağlamadığı görülmüştür. Hem beyaz yakalı çalışan grubu hem mavi yakalı çalışan grubu için iş algısı "anlam" ifade etmektedir. Bununla birlikte, ilgili iki grup ayrı ayrı analiz edildiğinde iş algısına ilişkin yaklaşım farklılıkları görülmüştür. Özetle, eski geleneksel kariyer modelleri ve yeni çok yönlü kariyer modelleri üzerinden iş algısı incelendiğinde Türk savunma sanayi çalışan gruplarında geleneksel kariyer anlayışının yaygın olarak hakim olduğu görülmüştür. Bu araştırma ile savunma sanayinde çalışan kişilerin iş algısını anlayarak bu konuda yapılacak çalışmalara öncü olabileceği düşünülmektedir. Ülkemiz için kritik öneme sahip savunma sanayi şirketlerinin çalışanlarının iş algısı dinamiklerini anlayarak ileride yapılacak politikalara teorik bir altyapı sunabileceği öngörülmektedir. Küresel, yüksek teknolojili, yeniden yapılandırılmış bir iş dünyasında, günümüzde birçok insan güvenlik, kariyer hayatında ilerleme ve emeklilik gibi geleneksel başarının ölçütlerini yeniden gözden geçirmektedir. Savunma sanayi firmalarında bu durum yaygın olarak görülmese bile günümüzde insanların değişen beklentilerine ayak uyduracak insan kaynakları politikaları incelenmelidir.
Performans değerlendirme sonuçlarına göre ücret sisteminin oluşturulması ve savunma sanayii sektöründe bir uygulama
Günümüz firmalarının piyasada süregelen acımasız rekabet karşısında ayakta durabilmeleri artık sadece firmaların finansal gücüne dayanmamakta, insan kaynağının gücünden de ciddi anlamda etkilenmektedir. Kalifiye çalışan bulmakta güçlük çeken işletmelerin bu çalışanlarını ellerinde tutabilmeleri de bir o kadar güç hale gelmiş durumdadır. Yetiştirerek yatırım yaptığı ve sonrasında ciddi bir iş potansiyeli beklediği çalışanının verimini alamadan rakip firmalara kaptırması ile iş yükü ve nitelikli çalışan kaybı şirketleri zorlamaktadır.Bunlar göz önüne alındığında, hem işe uygun çalışan bulabilmek hem de yetiştirdiği çalışanını rakiplerine kaptırmamak için insan kaynakları bölümleri farklı yollar arayışlarına girmişlerdir. Çalışanlarını eğitimlere ve sosyal olanakları ile destekleyerek ve aynı zamanda onlara iş tatmini sağlayarak elde tutmaya çalışmaktadır. Performans değerlendirmesi yaparak yetkinliklerini ölçtüğü çalışanına, yetkinlikleri ve şirketin çalışandan beklentileri oranında maaş zamları ve iyileştirmeleri yaparak çalışanının şirkete sadakatini sağlamaya çalışmaktadır. Çalışan devir hızı oranının düşük olması, çalışanların şirkete bağlılıkları, çalışan memnuniyetleri ve motivasyonları ile ilgili bilgi vermektedir.Çalışmada da bu konular incelenmiş, performans değerlendirme sistemi ile çalışanlar objektif bir şekilde değerlendirilmiş, yetkinliklerine uygun maaş derecelerine denk gelen ücretler üzerinden iyileştirmeler yapılmış ve sonrasında uygulanan çalışan memnuniyeti anketi sonuçları ile çalışan devir hızı oranı incelendiğinde memnuniyet verici sonuçlara ulaşılmıştır.
AB çerçeve programları ve Türkiye 7. Çerçeve Programı ve Türk savunma şirketlerinin performans analizi
Araştırma ve geliştirme çalışmaları, günümüzün rekabet ortamı içinde işletmelerin varoluş mücadelesindeki en önemli unsurdur. Günümüzde; gelişmiş ülkelere bakıldığında, işletmelerin araştırma ve geliştirme çalışmalarına mevcut mamullerin üretiminden çok daha fazla önem verdiği görülmektedir.İşletmeler, Ar-Ge faaliyetlerini çeşitli şekillerde finanse edebilirler. Son zamanlarda, gerek pazar, gerekse de rekabet nedenleriyle yenilik için yapılacak bilimsel çalışmalar büyük ölçüde bir işbirliği faaliyeti haline gelmiştir. Bu iibirliği imkanlarından biri de AB 7. Çerçeve Programları'dır.Bu kapsamda, Tezde, genel olarak Ar-Ge unsurlarından ve Ar-Ge finansmanından bahsedilmiş, Dünya'da ve Türkiye'de savunma sanayinin ve Ar-Ge gelişimi üzerinde durulmuş ve AB 6. Çerçeve Programı ve AB 7. Çerçeve Programı kapsamından ve bu alanda savunma sanayi firmalarının performansları ortaya konmuştur. Savunma Sanayi firmalarımızın AB 7. Çerçeve Programı'ndan daha etkin yararlanabilmeleri için yapılması gerekenler Tez'de ele alınmıştır.
Türkiye savunma sanayii ihracatı: Orta Doğu – Kuzey Afrika ülkeleri üzerine bir araştırma
Türkiye'nin jeopolitik konumu nedeniyle savunma sanayii kritik öneme sahiptir. Bu nedenle Türkiye, teknolojik altyapısını ve yönetim becerilerini geliştirmeye ve ihtiyaç duyduğu savunma sanayii ürünlerini yerli imkânlar dâhilinde güvenli ve sürekli olarak üretmeye çalışmıştır. Dolayısıyla savunma sanayiindeki gelişmeler dışa bağımlılığı azaltmakta ve savunma sanayii ürünlerinin ihracat oranlarını artırmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine 2011-2020 yılları arasında yaptığı savunma sanayii ihracatı, yıllık veriler kullanılarak çekim modeli kapsamında incelenmektedir. Modelde Türkiye'nin yapmış olduğu savunma sanayii ihracatı bağımlı değişken; GSYİH, ülkelerin başkentlerinin Ankara'ya olan mesafeleri ve nüfus değişkenleri bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Panel veri analizinde kullanılacak olan modelin tahmin edilmesi için literatürde kullanılan testler uygulanmakta ve bu testlerin sonucunda belirlenen model için varsayım test analizleri STATA-17 programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Varsayım test analizlerinin sonucuna göre panel veri sabit etkiler Driscoll-Kraay standart hatalar tahmincisi kullanılarak modellerin tahminleri yapılmıştır. Analiz sonucunda, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin GSYH'sinin Türkiye'nin savunma sanayii ihracatını pozitif, mesafe değişkeninin ise negatif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, bu ülkelerin ekonomik kalkınması ve taşıma maliyetlerinin azaltılması, Türkiye'nin savunma sanayii ürünleri ihracatının gelişmesinde etkili olabileceği ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine yapılan ihracatın, Türkiye'nin savunma sanayiinin gelişmesine katkı sağlayabileceği ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler: Savunma Sanayii, İhracat, Çekim Modeli, Orta Doğu - Kuzey Afrika Ülkeleri, Panel Veri Analizi.
XVI. yüzyılda Anadolu`da sanayi
Ill ÖZET Doktora Tezi XVI. Yüzyılda Anadolu'da Sanayi Ümit KOÇ Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Ana Bilim Dalı 2003; Sayfa: XXIV+279 XVI. Yüzyılda Anadolu'da Sanayi isimli doktora tez çalışmamız sekiz bölümden meydana gelmektedir. XVI. yüzyılda Anadolu'da faaliyet gösteren belli başlı sanayi işletmelerini (savaş sanayii, dokuma sanayii, deri sanayii, yağ ve yağ mamulleri sanayii, içki sanayii, çini ve seramik sanayii, değirmenler ve tuzlalar) ele alıp incelediğimiz bu çalışmamızda, dönemin sanayii anlayışı elde edilen veriler doğrultusunda metodik olarak sunulmaya çalışılmıştır. XVI. yüzyıl Anadolu sanayii üzerine genel bir çalışmanın şu ana değin yapılmamış olması, bu çalışmanın yapılmasını teşvik etmiştir. Ağırlıklı olarak arşiv vesikaları (Mühimme Defterleri, Tapu-tahrir defterleri, Şer'iye sicilleri ve Mukataa kayıtları) ve tetkik eserler kullanılarak meydana getirilen bu çalışmada, metot olarak öncelikle tetkik eserlerde sunulan bilgilerden istifade edilmiş, eksik kısımlar yapılan arşiv çalışmalarıyla giderilmeye çalışılmıştır. Ayrıca konunun daha iyi anlaşılabilmesi için çalışmada çok sayıda tablo ve harita kullanılmış bazen ilgili resimlere de yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anadolu, Sanayi, teknoloji, üretim, hammadde.
Atatürk devri harp sanayii (1920-1938)
Operatif savunma yapılanmasında değişim gereklilikleri ve yeniden yapılanmaya dair bir tasarım
XVI ÖZET Örgütler, çevresel ve teknolojik etkilerle geliştirilirler. Değişime direnç göstermek suretiyle dışarıdan kaynak ve enerji sağlanmamasının örgüt bünyesinde entropiye yol açtığı bilinmektedir. Örgütün sistem olarak düzensizliğe yönelmesi ya da yeni çevresel ve teknolojik gelişmelerle mücadelede başarısızlığı, işlevselliğinin sorgulanmasını kaçınılmaz hale getirir. Her örgütün kuruluş amacı; varlık nedeni olduğu misyonu başarmak ve bunu başarırken azami verimlilik ve etkiyi sağlamaktır, örgütsel etkinlik ve verimlilik, çevresel ve içsel gelişmelere sürekli değişimle uyum sağlayabilen bir yapı ile başarılabilir. Bu durum takım çalışmasını, yetki ve sorumlulukların yatay ve çapraz olarak devrini ve kemikleşmiş hiyerarşik örgüt kültüründen bir noktaya kadar vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bununla birlikte değişimden daha önemli olan değişim kararına varabilmek, ortak anlayış ve takım ruhu içerisinde geleceğin örgüt yapılanmasını kurabilmektir Değişim başlangıçta bir düşünce hareketidir. Düşünce hareketini başlatan vizyon, temeli oluşturan doktrindir. Bu çalışmada esas alınan vizyon "21 nci Yüzyılın silahlı kuvvetlerinin yaratılması"; doktrinin esası "müşterek harekat"; Türkiye'nin çevresel ve içsel şartları çerçevesinde değişim hareketini başlatmak için öngörülen tasarım "operatif müşterek savunma yapılanması"; ve bu tasarımı uygun şartlarda uygulama alanına geçirerek değişimi başlatacak olan ise "lider"dir.
Savunma sanayii ve ekonomik etkileri: Türkiye ve karşılaştırmalı ülke analizleri
IX ÖZET Savunma sanayii ülke sanayiinin bir parçasıdır. Savunma sanayii ile diğer sektörler arasında ilişki olmasına rağmen, savunma sanayiinin kendine özgü özellikleri bulunmaktadır. Savunma sanayii diğer sektörlerden yüksek teknoloji, kalite, lojistik destek, güvenlik ve gizlilik gerektirmesi bakımından ayrılmaktadır. Savunma harcamalarının boyutunu ise savunma sanayiinin yapısı, yüksek teknoloji maliyetleri, iç ve dış politikalar belirlemektedir. Bugüne kadar savunma harcamalarının ekonomiye etkilerini inceleyen birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda savunma harcamalarının ekonomiye ve sanayiye etkileri bakımından farklı sonuçlar elde edilmiştir. Benoit (1973,1978), Kennedy (1975,1979), Whynes (1979), Ateşoğlu ve Mueller (1990), Emin Ergin (1991) savunma harcamalarının ekonomi üzerinde olumlu etkisi olduğunu ortaya koyarken, Değer ve Smith (1983), Brauer (2003), Sezgin ve Yıldırım (2002), Saadet Değer ve Sommath Sen ise olumsuz etkilerinin olduğunu ortaya koymuştur. Ele alınan dönem, kriterler ve ülkelerin ekonomik düzeyleri farklılıkları yaratmaktadır. Bu tezin amacı, savunma sanayi özellikleri ile dünyada savunma alanındaki gelişmeleri ve oluşumları ortaya koymak, Türkiye'deki savunma harcamalarını komşu ülkeler ve gelişmiş ülkelerle kıyaslamalı olarak analiz etmek, Türkiye'deki savunma harcamalarının genel seyrini araştırmak ve Türkiye'deki savunma harcamalarının ekonomiye etkisini analiz edebilmek amacıyla temel bazı ekonomik göstergeleri kullanarak bir Granger Nedensellik Modeli oluşturmaktır. Bu bağlamda, çalışmada dünyadaki savunma sanayi pazarında alanında meydana gelen gelişmelere değinilmiş, soğuk savaş sonrası harcamalar ortaya konulmuştur. NATO ve BAB'daki Savunma sanayi yapısı ele alınarak, savunma alanındaki uluslararası entegrasyonlar incelenmiştir.Çalışma kapsamında Bölge ülkelerinin ve NATO ülkelerinin savunma harcamaları Türkiye ile kıyaslanmıştır. Ayrıca, Savunma sanayii harcamalarının ekonomik etkileri ve analizi ortaya konulmuş, Türkiye'deki savunma harcamalarının ekonomiye etkisine ilişkin nedensellik modeli oluşturulmuştur. Türkiye'deki savunma harcamalarının, bütçe içindeki ve GSMH içindeki payı oldukça yüksektir. Bu açıdan, savunma harcamalarının etkilerinin daha ayrıntılı olarak araştırılmasında fayda görülmektedir. \
Savunma sanayii ve dış politika ilişkisi
108 ÖZET Soğuk savaş sonrası uluslararası ilişkilerde yumuşama neticesinde, savunma harcamalarında küresel alanda büyük bir düşüş meydana gelmiştir. Ancak Türkiye bölgesinde meydana gelen kuvvet boşluğu nedeniyle, savunma harcamalarında ciddi bir indirime gidememiş, aksine bu harcamalarını belli bir düzeyde tutmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin silâh ve teçhizat tedariki maksadıyla ayırdığı savunma bütçesinin yaklaşık %79'luk bölümü yurtdışından yapılan alımlar için harcanmaktadır. Silâh ve teçhizat tedarikinde dışa bağımlılık ve buna bağlı olarak yüksek savunma giderlerinin ekonomiye getirdiği yükü azaltmanın en etkili yolu Türkiye'de yerli savunma sanayiini güçlendirmektir. Halen Türkiye'de dışa bağımlı olarak yapılan savunma harcamalarının ekonomiye en fazla artı değer kazandıracak şekilde yönlendirilmesinin yanı sıra, dış politika hedeflerine ulaşmayı sağlayacak stratejik yaklaşımlar doğrultusunda yönlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü günümüz ekonomik koşullarında, savunma sanayiinde dışa bağımlılığın da sadece ithal eden ülkelerin üretici ülkeye bağımlılığı olmadığı, ters yönde bir bağımlılığın olduğu da ortaya çıkmaktadır. "Savunma Harcamaları" Türkiye'de hâlâ dış politika da kullanılması gereken bir araç olarak algılanmamaktadır. Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya stratejik üçgeninde yer alan ve aynı zamanda bir NATO üyesi olan Türkiye 21. yüzyılda, kendi savunma sanayiini güçlendirmesinin yanında, caydırıcılığını temin edebilmek için yapacağı savunma harcamalarını tüm dış politika hedeflerine ulaşmayı kolaylaştıracak siyasal bir araç olarak kullanabilmelidir.
Havacılık savunma sanayiinde endüstri 4.0 entegrasyonunun değerlendirilmesi
İlk defa Almanya'da 2011 yılında dile getirilen Endüstri 4.0 ile sanayi ve üretim teknolojileri değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Sanayi ve üretim teknolojilerindeki bu değişim diğer sanayi devrimlerinden farklı olarak daha hızlı gerçekleşmekte ve etkisi daha çok alanda hissedilmektedir. Endüstri 4.0 ile başta üretim teknolojilerinde olmak üzere yaşanan gelişmeler, çoğunlukla imalat sanayiyi etkilemiştir. Dijital dönüşüm ve gelişim ile savunma ürünlerine olan ihtiyaç şekli ve miktarı da artmıştır. Dolayısı ile dijital dönüşümden savunma sanayi de oldukça etkilenmektedir. İşletmelerin Endüstri 4.0'ı ne ölçüde benimsedikleri, kullandıkları, hangi alanda iyi seviyede, hangi alanda kötü seviyede olduklarını belirlemek için olgunluk modelleri kullanılır. Her sektör için Endüstri 4.0 ana boyutları ve alt boyutları farklı öneme sahiptir. Bu boyutların zaman içinde değişmesi mümkündür. Bundan dolayı hangi olgunluk boyutu kulanılacaksa sektöre uygun olan boyut ağırlıkları ile birlikte değerlendirilmelidir. Bu çalışmada, Türk Savunma Sanayisi için endüstri 4.0 olgunluk değerlendirilmesi yapılmıştır. Bunun için iki aşamalı bir yöntem uygulanmıştır. Birinci aşamada, savunma sanayi için daha önce yapılmış çalışmalar ışığında endüstri 4.0 olgunluk ana boyut ve alt boyutları belirlenmiştir. Belirlenen ana boyut ve alt boyutlar sektörel olarak farklı önem derecesine sahip olduğundan dolayı 8 farklı uzmandan ana boyut ve alt boyutların önemine göre karşılaştırılması istenmiştir. Bu karşılaştırma yapılırken Analitik Hiyerarşi Prosesi (AHP) yöntemi kullanılmıştır. İkinci aşamada ise 9 adet savunma sanayii firmasına endüstri 4.0 olgunluğu ile ilgili sorular sorulmuştur. Verilen cevaplara göre puan hesaplaması yapılmıştır. Sonuç olarak Türk Savunma sanayiinde Endüstri 4.0 olgunlukları konusundaki durum sektörel olarak ortaya konmuştur. İşletmelere ait verilerde strateji yönetim ve organizasyon ile risk ve güvenlik ana boyutları diğer ana boyutlara göre daha olgun olduğu görülmüştür. Yapılan değerlendirmeler sonucunda havacılık savunma sanayiinde endüstri 4.0 entegrasyonunun başlangıç seviyesinde olduğu görülmüştür.
Ekonomik gelişmede ordu-üniversite-sanayi işbirliği ve Türkiye için bir model önerisi
Sosyal sistem birbiri içine geçmiş parçalardan oluşan bir bütündür ve bu parçalardan herhangi bir parçada meydana gelen bir değişiklik bütünün diğer parçaları üzerinde de etkide bulunur. Bu yüzden gerçek olayları tek yönlü nedensellik ilişkisi yerine bütüncül bir bakışla karşılıklı interaktif çoklu etkileşim ilişkisi içerisinde açıklamak gerekir. Sosyal sistemin parçalarından birisi de ekonomik sistemdir. Ekonomik sistemin gelişmesine kuantum düşüncesi mantığında bakıldığında sistemin içinde yer alan farklı kurumlar arası işbirliğinin ekonomik gelişmeye katkı sağladığı görülmektedir. Bu çerçevede Türkiye'nin temel kurumlarından ordunun, üniversitelerin ve sanayinin birbirleri arasında oluşacak işbirliğinin ekonomik gelişmeye hangi yönlerden katkı sağlayacağı bu çalışmanın temel araştırma konusudur.Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik gelişmeye yönelik çeşitli model, teori ve yaklaşımlar tartışılmıştır. İkinci bölümde önce üniversite-sanayi işbirliği ekonomik gelişmeye katkıları bağlamında irdelenmiş ve Türkiye'deki ve dünyadaki işbirlikleri çeşitli boyutlarıyla ortaya konmuştur. Daha sonra ordunun sanayi ile olan işbirliği ekonomik gelişmeye katkıları bağlamında ele alınmıştır. Burada özellikle Türk Savunma Sanayisi'nin Ar-Ge süreci ve Türkiye'nin ekonomik gelişmesine katkıları çeşitli boyutlarıyla ortaya konmuştur.Çalışmada iki temel uygulama yönteminden yararlanılmıştır. Öncelikle ordu-üniversite-sanayi işbirliğini sağlamaya ve geliştirmeye yönelik temel ve türev hipotezler kurulmuştur. Bu anlamda çeşitli değişkenler belirlenerek ekonometrik bir model oluşturulmuş ve NATO ülkeler grubu üzerinden panel veri yöntemiyle çalışmanın hipotezleri test edilmiştir. Daha sonra Türkiye'de faaliyet gösteren savunma sanayi firmalarına yönelik saha araştırması yapılmıştır. Çalışmanın uygulama bölümünde Türkiye'nin ekonomik gelişmesine ordu-üniversite-sanayi işbirliğinin katkısı bir model önerisiyle birlikte ortaya konmuştur. Yapılan analizlerin sonucunda ordu-üniversite-sanayi işbirliğinin ne şekilde oluşması gerektiği ve bu sayede ekonomik gelişmenin nasıl sağlanacağı konusunda bir takım önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Ekonomik Geli?me, Bütünle?ik Ağ Etkile?im Paradigması, Üniversite-Sanayi ??birliği, Ordu-Üniversite-Sanayi ??birliğ
Endüstri ve savunma sanayiinde bakır ve fiber optik kablo kullanımının deneysel analizi
Bu tez çalışması, fiber optik kablolar veya geleneksel bakır kablolar arasındaki seçimin, bir şirketin ağ altyapısının ya da güvenliğin üst seviye önem arz ettiği askeri uygulamaların üzerinde ne denli önemli etkilere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bakır kablolar, ekonomik olmaları ve yaygın olarak bulunmaları nedeniyle uzun yıllardır popüler bir seçim olsa da fiber optik kablolar hız, güvenilirlik ve güvenlik açısından çeşitli avantajlar sunmaktadır. Genel olarak, bakır kablolar yerine fiber optik kablo kullanma kararı, bir şirketin veya askeri uygulamanın özel ihtiyaçlarına ve önceliklerine bağlıdır. İlk yatırım maliyeti, bakır kablolara oranla daha yüksek olsa da hız, güvenilirlik ve güvenlik açısından uzun vadeli faydalar, fiber optik kabloları daha avantajlı bir seçim haline getirmektedir. Bu tez çalışmasında ayrıca, fiber optik kablo ve bakır kablo arasında belirli kıstaslara göre seçim yapabilmeyi sağlayan Kablo Seçim Analizörü (KSA) geliştirilmiştir. Bu uygulama aracı ile fiber optik kablo ve bakır kablo arasında seçim sağlamaya yarayan bir ara yüz vasıtasıyla en uygun kablo tipini önerilmesi sağlanmıştır.