Consciousness

89 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kimyasallarla çalışmada iş sağlığı ve güvenliği bilincinin yerleştirilmesine yönelik alınacak önlemler

Güvenli bir çalışma ortamı, yapılan çalışma ve kullanılan madde seçimlerinde insan sağlığı ve çevre için öncelik arz etmesi, verilen eğitimin ihtiyaç ve gereksinimleri karşılaması gelecekte bilinçli nesiller oluşturmak için çok önemlidir. Güvenli bir çalışma ortamı ancak sağlıklı çalışma standartlarının oluşturulmasıyla sağlanabilir. Sebep olan kaynaklar ve sonuçları incelenerek değerlendirilir, iyileştirmeler yapılır. Ülkemize baktığımızda kimyasal madde kullanımında meydana gelen kazalarin büyük çoğunluğu bilinçsiz kullanım ve yetersiz tedbirler sonucu ortaya çıkmaktadır. Çalışma ortamına dahil olan her birey ve materyal, kazalara sebep olan kaynaklar arasındadır. İyileştirmelerin verimli olabilmesi, etken faktör, bireylerin izlenmesi ve yapılan bu gözlemlerin değerlendirilmesiyle mümkündür. Yaşadığımız kazalara kalıcı çözümler getirebilmek, en aza indirmek ancak kazalara sebep veren faktörlere odaklanarak üstesinden gelinebilir. Hatalar bilinirse ve farkında olunursa doğru yöntemlere daha çabuk ulaşılır. Kimyasal maddeler giderek daha fazla güncel hayatımızın içinde yer almakta ve geleceğimizi tehdit etmektedir. Üstelik artan yan ürünleri ve çeşitleri farklı risk ve tehditleri de beraberinde getirmektedir. Hızla çeşitlilik gösteren bu maddeler gıda katkı maddeleri, temizlik ürünleri, böcek ilçaları, zirai ilaçlar ve insan sağlığı için kullanılan ilaçlarda koruyucu veya yan etki olarak kendini göstermektedir. Günümüzde organik yetiştirme ve beslenmeye verilen önem artsada, vazgeçemediğimiz bir çok ihtiyaç alanında yapay maddeler yerini korumaktadır. Doğal maddelerin kimyasal reaksiyona uğrayarak oluşturduğu bu yeni suni maddelere kimyasal madde adı verilmektedir. Kimyasal madde üretimi her alanda artmaktadır. Bir çoğu doğada kendiliğinden yok olamadığı gibi geri kazanımı da mümkün değildir. Bu sebeple üretimi kadar güvenli kullanımı da önem arz etmektedir. Kimyasallarla çalışma bilincinin yerleştirilmesi, eğitim seviyelerine ve çalışma ortamına göre detaylandırılması, kullanılan kimyasallara yönelik eğitimlerin verilmesi ve bu bilincin küçük yaşlardan itibaren aşılanması güvenli çalışma ortamına yapılacak en iyi yatırımdır. Gerekli tedbirlerin alınmasında, kullanılan kimyasalların içeriği ve geçmişte yaşanan kazalar büyük oranda yol gösterecektir. Geçmiş çalışmalarda edinilen kimyasal bilgi deneyimi ve geliştirilmiş koruyucu ekipmanlardan yararlanmak da çok fazla yarar sağlayacaktır. Ama en önemlisi ihtiyaç ve gereksinimlere cevap veren eğitimlerle ilerleme sağlanabilir. Tehlikeli kimyasallarla çalışmaya başlamadan önce alınan eğitimlerle daha bilinçli öğrenci, eğitimci ve çalışanlar sayesinde kimyasal kazalar ortadan kaldırılabilir veya daha az seviyeye indirgenebilir. Tehlikeli kimyasallarla çalışmada iş sağlığı ve güvenliği bilincinin yerleştirilmesi eğitim sektöründe alınması gereken tedbir ve verilmesi gereken eğitimlerle mümkündür. Temelde aşılanan bilgi ve farkındalıkla daha bilinçli nesil ve kullanıcılar oluşturulabilir. Oluşturulan bu farkındalık ile ihtiyaç ve gereksinimlere yönelik koruyucu ve önleyici tedbirler daha hızlı geliştirilebilir ve iyileştirilebilir.

BilinçGüvenlikKimyasal maddeler+4
Funda Kırıntı
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Eğitim Bakanlığı birimlerinde istihdam edilen personellerin bulaşıcı ve salgın hastalıklar konusunda bilinç düzeyleri ve tutumları: Tarsus örneği

Bu tez çalışması, Mersin İli Tarsus İlçesinde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında çalışan öğretmen ve idarecilerin, oluşabilecek bulaşıcı ve salgın hastalıklar konusunda bilinç düzeyleri ve tutumları ile ilgili mevcut durumu araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmamızda tanımlayıcı tipte ve kesitsel olarak yapılan anketin örneklemini 3854 öğretmeni bulunan Tarsus ilçesindeki 353 personel oluşturmuştur. Anketin Bilinç Düzeyi ölçeğindeki 4 faktörden oluşan 22 sorusu için iç tutarlılık kat sayısı alpha=0.931; 1 faktörlü Tutum Ölçeği için ise alpha=0.734 olarak çok yüksek çıkmış, anket geçerli ve güvenilir bulunmuştur. 435 katılımcının verileri SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleriyle ilgili verilerini çözümlemek amacıyla frekans ve yüzde çıkarımları hesaplanmıştır. İki bağımsız grup için t-testi, ikiden fazla bağımsız grup için tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda okullarda en sık karşılaşılan hastalıklar üst solunum yolu hastalıkları olmuştur. OSYE varlığında, katılımcılarımızın 224'ünün(%51,5) okulunda varlığı, 47'sinin(%10,8) okulunda yokluğu, 164'ünün(%37,7) okulunda varlığı konusunda fikri yoktur. Beyaz Bayrak varlığında, katılımcılarımızın 200'ünün(%46) okulunda varlığı, 121'inin(%27,8) okulunda yokluğu, 114'ünün(%26,2) okulunda varlığı konusunda fikri yoktur. Okulum Temiz Belgesi varlığında, katılımcılarımızın 340'ının(%78,2) okulunda varlığı, 28'inin(%6,4) okulunda yokluğu, 67'sinin(%15,4) okulunda varlığı konusunda fikri yoktur. Katılımcılarımızın 54'ü(%12,4) idareci 381'i(%87,6) öğretmendir. İdarecilerin fiziksel önlemler(4,78), eğitsel faaliyetler(3,07), gözlem(1,98) ve tutum(3,91) puanları öğretmenlerden yüksek bulunmuştur. Yaş ortalaması arttıkça bilinç düzeyi puanları artmaktadır. Çalışılan okul türüne göre ilkokullarda çalışanların farkındalık ve gözlem puanları ortaokul ve liselerde çalışanlara göre anlamlı farklılık göstermektedir. Cinsiyete göre erkeklerin genel bilinç düzeyi kadınlara göre anlamlı farklılık göstermektedir. Korelasyon analizlerine göre katılımcıların Genel bilinç düzeyi ile tutumları arasındaki ilişki(r=0.74) pozitif yönde yüksek çıkmıştır. Araştırma sonucunda geleceğimizi şekillendirdiğimiz okullarımızda görev yapan öğretmen ve idarecilerin bulaşıcı ve salgın hastalıklar konusunda bilinç ve tutumlarını arttırmaya yönelik eğitimlerin arttırılması, sağlık ve eğitim personelinin yakın temas halinde çalışması ve okullarda sağlık personeli temini konusunda önerilerde bulunulmuştur.

BilinçBulaşıcı hastalıklarEpidemiyoloji+6
Kaan Aksun
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerde biyosidal uygulamalarına katılan çalışanların iş sağlığı ve güvenliği açısından bilinç düzeyinin araştırılması ve risk değerlendirmesi: Mersin örneği

6331 sayılı İSG kanununun 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle, kamu ve özel sektör ayrımı olmaksızın -bazı istisnai kurumlar- dışındaki bütün paydaşlar için yeni bir dönem başlamıştır. Bu bağlamda; iş yerlerinin tehlike yükü, tehlikelere ilişkin riskler, iş yerindeki uygunsuzluklar ile iş kazası ve meslek hastalıkları arasındaki ilişkilerin belirlenmesi, temel yaklaşımlar olarak dikkat çekmektedir. Ana başlıklar altında sınıflandırılmış tehlike guruplarından olan "kimyasal risk etmenlerinin" işyerlerinde değerlendirilmesi, kimyasal maruziyetinin ciddi sonuçları nedeniyle oldukça önemlidir. Bu durumla ilişkili olarak, yerel yönetimlerin önemli sorumluluklarından olan farklı sahalardaki biyosidal (tarım dışı pestisit) uygulamaları ve sorumlu çalışanların sağlık ve güvenlik durumları ele alınması gereken önemli konu başlıklarından birisidir. Pestisit maruziyetine bağlı ve etken madde türü-maruziyet yoğunluğuyla ilişkili olarak, uygulayıcıların birçok sağlık sorunuyla karşılaştıkları konuyla ilgili araştırıcılar tarafından bilimsel birçok çalışmayla ortaya konmuştur. Biyosidal uygulamaları için hazırlanmış risk değerlendirme raporları incelendiğinde, özellikle tanımlı tehlikeler konusunda farklı değerlendirmeler olduğu gözlenmektedir. Biyosidal uygulamaları gibi tehlikeli durum ve davranışlara ait uygunsuzlukların fazla olabileceği alanlarda, kapsamlı ve eksiksiz bir tehlike kontrol listesinin hazırlanması kurum çalışanları ve toplumun sağlık koşullarının iyileştirilmesi açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda tezin temel amacı; biyosidal uygulama sürecinin, iş sağlığı ve güvenliği açısından sahaya aktarılabilir önerilerle yeniden değerlendirilip düzenlenmesidir. Bu amaçla mevcut durum Bilimsel Araştırma Etik Kurulu'ndan izin alınarak çalışanlara anket uygulanıp belirlenmiştir. Çalışma kapsamında öncelikle iş tanımı içerisinde biyosidal uygulamaları bulunan belediye çalışanlarının mesleki riskler konularındaki bilinç düzeyi ve davranış kalıpları belirlenmiş, derlenen bu verilerden hareketle, çalışanların sahip olmaları gereken bilgi birikimi için somut önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışmayla elde edilen sonuçların, biyosidal ürünlerini kullanırken daha güvenli uygulamaların teşvik edilmesi, dolayısıyla sistematik bir sürecin işletilmesi amacıyla kullanılması amaçlanmıştır. Sonuçlara göre; 151 adet biyosidal uygulayıcı personelin %97,4'ü, günde en az 6 saat uygulama yapmıştır. Diğer yandan, en fazla 5 saat çalışan ve dolayısıyla maruziyet süresi en az olan çalışanların oranı, %2,6'dır. Çalışanların %24,1'i günlük olarak kesintisiz 1 saat ilaçlama yaptığını bildirirken, günde 3 saat aralıksız biyosidal uygulaması yaptığını ifade eden çalışanların oranı %34,5'tir. Biyosidal uygulamalarında görevli çalışanların çok büyük bir bölümünün (%97,4) her gün ilaçlama faaliyetinde bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Biyosidal, biyosidal uygulaması, İSG, kimyasal risk, meslek hastalığı, belediye.

BelediyelerBilinçRisk değerlendirmesi+3
Ayşe İslamoğlu
Tarsus University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmen adaylarının küresel ısınmaya yönelik bilinçleri

Küresel ısınma günümüzün önemli bir sorunudur. Bu sorunun önlenebilmesinin bir yolu gelecek nesilleri yetiştirecek öğretmen ve öğretmen adaylarının küresel ısınma konusunda bilinçli olmalarıdır. Bundan dolayı bu araştırmada öğretmen adaylarının küresel ısınma bilinç düzeyleri araştırılmıştır. Araştırma nicel araştırmalardan tarama yöntemi ile yapılmıştır. Araştırmanın ulaşılabilir evreni Ankara'da öğrenim görmekte olan fen bilgisi ve sınıf öğretmenliği bölümlerindeki öğretmen adayları olarak belirlenmiştir. Ulaşılabilir evrenden araştırmanın örneklemi kolay ulaşılabilir örneklem yöntemi ile 2022-2023 öğretim yılında Hacettepe ve Gazi Üniversitelerinde tüm sınıf düzeylerinde öğrenim görmekte olan fen bilgisi ve sınıf öğretmeni adayları olarak seçilmiştir. Araştırmaya katılan 813 öğretmen adaylarına küresel ısınma bilgi düzeyi, tutum ve davranış ölçekleri uygulanmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler SPSS 22 programı ile analiz edilmiştir. Lineer regresyon analizi, tek yönlü Anova, Pearson korelasyon ve bağımsız t testi analiz yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda öğretmen adaylarının bilgi düzeylerinin yeterli olduğu, olumlu tutumlara sahip oldukları fakat davranışlarının yeterli düzeyde olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca bilgi düzeyi ile tutum, bilgi düzeyi ile davranış ve tutum ile davranış arasında anlamlı ve olumlu ilişkilerin olduğu bulunmuştur. Bilgi düzeyinin, tutumun ve davranışın bilinci etkilediği tespit edilmiştir. Sınıf düzeyi farklılığının bilgi düzeyini ve tutumu etkilemediği fakat davranışı ve bilinci etkilediği bulunmuştur. Fen bilgisi öğretmenliği ile sınıf öğretmenliği bilgi düzeyi, tutum, davranış ve bilinç düzeyleri arasında anlamlı bir farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Aday öğretmenlerBilinçKüresel ısınma+5
Berkay Şerbetci
Hacettepe University · Eğitim Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Zihin felsefesinde qualia problemi: Anti-indirgemeci bir analiz

Zihin felsefesinde bilincin zor problemi olarak da bilinen qualia problemi kısaca, bilincin fenomenal yönlerinin fiziksel yapıdaki beynin işlevsel yapısıyla nasıl ilişkilendirileceğinin belirsiz olması sorunudur. Şimdiye kadar bu soruna yönelik olarak başta materyalist ve düalist teoriler olmak üzere pek çok teorik yaklaşım geliştirilmiştir. Bunların büyük bir bölümünü oluşturan indirgemeci yaklaşımlar, genel olarak bilinci beyne ve beyinde gerçekleşen fiziksel süreçlere indirgemeye çalışmışlardır. Ancak doğası gereği öznel olan bilinçli durumları bilimin nesnel yöntemleriyle açıklamaya çalışmak şimdiye kadar olumlu bir sonuç vermemiştir. Öte yandan zihinsel olanla fiziksel olanı ontolojik olarak iki ayrı alana hapseden düalist teoriler ise bu ikisinin nasıl etkileşime girdiği konusunda mantıklı bir açıklama sunamamışlardır. Bu nedenle son zamanlarda panpsişist teorilere yönelimde bir artış meydana gelmiştir. Kabaca bilinçli fenomenlerin temelini mikrofiziksel yapıların içerisine yerleştirmeye çalışan panpsişizme göre bilinç sonradan ortaya çıkan bir olgu değil, evrene içkin bir şeydir. Bu sayede panpsişizm, materyalist teorilerin karşılaştığı radikal ortaya çıkış sorunundan ve düalizmin karşılaştığı etkileşim sorunundan kurtulmayı başarmıştır. Bununla birlikte kombinasyon problemi olarak bilinen, mikrofiziksel yapılardaki bilinçli fenomenlerin nasıl oluyor da birleşerek insani türden bilinçli deneyimleri ortaya çıkardığı sorunu panpsişizme önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Atomistik panpsişizme alternatif olarak ortaya çıkan ve bilincin temelini kozmosa atfeden kozmopsişizm ise bu sorunun üstesinden gelmektedir. Öte yandan kozmopsişizm, kombinasyon probleminin tersi olan türetme problemiyle karşı karşıyadır. Ancak bize göre bu sorun kozmosun bir deneyim öznesi olduğu kabulünden vazgeçilerek aşılabilir. Dolayısıyla kozmopsişizm, panpsişizme kıyasla teorik avantajlara sahip olduğundan iyi bir alternatif bilinç teorisi olarak ön plana çıkmaktadır.

BilinçFizikalizmKozmopsişizm+3
Ahmet Kadir Uslu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İlaç uygulamalarında hemşirelerin mesleki sorumlulukları yasal sorumlulukları ve bilinç düzeyleri

İlaç uygulamalarında hemşirelerin mesleki, yasal sorumlulukları ile bilinç düzeylerinin incelenmesine ilişkin çalışmamızın ilk bölümünde problemin tespiti, çalışmanın amacı, metodolojisi, sınırlılıkları ortaya konulacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise hemşirelerin ilaç uygulama hataları kapsamında ilaç uygulamalarındaki temel ilkeler ve hatalar ile hemşire kaynaklı ilaç uygulama hatalarına yer verilecektir. Çalışmanın yine bu bölümünde hemşire sorumlulukları incelenecek olup hemşirelerin ilacın uygun şartlarda saklanmasına ilişkin sorumluluğu, narkotik dışı ilaç kullanımına ilişkin sorumluluğu ile narkotik ilaçların sorumluluğu konuları alt başlıklar halinde sunulacaktır. Çalışmanın asıl amacı hemşirelerin mesleki, yasal sorumlulukları ile bilinç düzeylerinin tespitine ilişkin analiz çalışması doğrultusunda birtakım önemli verilere ulaşmaktır. Anahtar kelimeler: Tıbbi Hata, Hemşire, İlaç Uygulamaları, Mesleki, Yasal Sorumluluk, Bilinç Düzeyi.

BilinçHemşirelerHemşirelik hizmetleri+6
Hızır Acar
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bilinç, bilinçaltı ve kavramsal açılımları ile günümüz sanatında labirent

Labirent sözcüğü ile ne anladığımız neyin veya nelerin ifadesi ya da sembolü olarak yaşamlarımıza kattığımız konusunda geçmişten bugüne yaşamımızda yer alış alanları, kavramsal olarak içeriği bilinç ve bilinçdışı bakış açıları yardımı ile ele alınarak, insan beyni yapısal okuması ile birlikte sürrealist resim sanatından örnekler incelenerek ve sinema tarihinde labirent temalı kimi açık kimi zımmen konu olarak işlenmiş sürrealist tarzda filmler ele alınmış ve kavramın yapısı doğrultusunda ortaya çıkardığı bir başka kavram olan dönüşüm kavramı ile ilgili olarak edebiyat alanında eser okuması yapılmış ve labirent kavramının günümüz sanatında işlenişi ile ilgili örnekler sunarak tanımlanmaya çalışılmıştır.

BilinçBilinçaltıDönüşüm+6
Pınar Şenkaya Demir
Feyziye Schools Foundation Işık University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 döneminde insanların gıda tüketimi ve beslenme bilinçlenmesi/ alışkanlıklarında meydana gelen değişimler

Bu çalışma global ölçekte etkili olan COVID-19 salgınında, kendini ve toplum sağlığını korumak adına evlerinde sosyal izolasyonda olan bireylerin, gıda tüketimi ve beslenme alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikleri incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubuna, İstanbul Kâğıthane ilçe genelinde COVID-19 nedeni ile sosyal izolasyonda olan 19-65 yaş arası 400 birey dâhil edilmiştir. Araştırma 15.02.2021 – 28.05.2021 tarihleri arasında çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden Kâğıthane ilçesindeki bireyler ile yapılmıştır. Bireylere araştırmacı tarafından hazırlanan 28 soruluk anket formu online görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Anket iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm demografik sorular ve ikinci bölüm COVID-19 salgınının bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisini ortaya koymayı amaçlayan sorulardan oluşmaktadır. COVID-19 salgınının bireylerin beslenme alışkanlıkları üzerine etkisinin önemine ilişkin görüşlerini ortaya koyan 5'li Likert ölçeği ile ölçen 11 ifade oluşturulmuştur. Çalışmaya katılan bireylerin %68,2'si (n:273) kadın ve %31,8'i (n:127) erkektir. Bireylerin yaş ortalamaları 35,5±11,5 yıl olup, 57,4'ünün lisans mezunu olduğu saptanmıştır. Salgın öncesi kadınların vücut ağırlığı ortalaması 64±12,2 kg iken erkeklerin 81,6±13,3 kg'dır. Sosyal izolasyon (iki ay) sonrası kadınların vücut ağırlığı ortalaması 65,4±12,1 kg, erkeklerin 83,3±13,2 kg olduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Bireylerin genel olarak %38,5'inin obez sınıfında olduğu belirlenmiştir (p<0,05). COVID-19 salgın döneminde katılımcıların öğün sayılarında artış olduğu belirlenmiş olup, kadınların %5,8'inin beş öğün tüketmeye başladığı tespit edilmiştir (p<0,05). Bu süreçte, bireylerin besin takviyesi kullanımlarının arttığı ve cinsiyete göre istatistiksel olarak önemli bir fark olduğu görülmüştür. (p<0,001). Sosyal izolasyon döneminde bireylerin et, tavuk, yoğurt, ekmek, çay, yağlı tohumlar sarımsak, zerdeçal ve söğüş, sebze tüketimlerinin arttığı görülürken zeytinyağlı sebze, kuru meyve, yağlı tohum ve mayonez tüketimlerinin azaldığı saptanmıştır. Bireylerin online yemek siparişi (%47,9), online market alışverişi (%63,4) ve aktar-kuruyemiş (%57,7) alışverişlerinin arttığı görülmüştür. Bununla beraber bireylerin dışarıda yemek yeme sıklıklarının azaldığı tespit edilmiştir. COVID-19 salgın süreci bireylerin yaşam standartlarını birçok açıdan etkilemiştir. Bu sürecin olumsuz etkilerini gidermek adına sağlık profesyonellerinden destek alınmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+4
Sümeyye Yılmaz
Haliç University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessAR

Nizâr Kabbânî'nin kasidelerinde siyasal realite bilinci

In this research, the "Poetic Awareness of Political Reality in Nizar Qabbani's Poems," I attempted to explore the aesthetics of the political poems of the poet, As well as the deep poetic awareness of the poet towards social, political and historical issues, The fact that these poems embody the rebellion and mockery of the aggravating social and political situation of modern and contemporary Arab societies, Nizar Qabbani used poetry as a source of energy to burn all the fake decorations and slogans in Arab countries. His poetic texts in this field were varied, rich and deeply connoting. Since consciousness is a state in which a person realizes himself and his ability to understand and analyze, or in other words, awareness of the individual's awareness of the reality of his society and its regional and international surroundings, and knowledge of the various problems of the times and the effective and influential force in decision-making nationally and globally in knowing reality. There is no doubt that the Arab countries, including their poets, were prepared for a liberating tendency in order to get rid of the burden of the ruling state in the region where corruption and injustice were spread, During this period, a group of Arab poets entered the world of political poetry and became a political vision for them. These poets generated a kind of poetry in the form of political satire; Nizar Qabbani was one of these poets. His poems contained many words and political expressions that exposed the dire social and political reality. This study included an introduction, a preface, two chapters, and a conclusion. In the preamble I focused on defining awareness and literary awareness and the broad implications of the term, according to what came in dictionaries and linguistic translations, and also on the great role that literature plays in social, political and historical issues, according to the different literary schools, and i clarified the most important literary schools and their difference about the concept of literature and the role it plays in order to address social and political issues, after that i showcased the most important artistic and political stations that the poet went through during his artistic career, especially the stage in which the poet lived after the June setback, and what led to his transformation from a poet who writes the poetry of yarn and women to writing the poetry of a politician in a striking way. In the first chapter, I touched on the topics of presenting real and social events, starting by defining the problems of society represented by Arab oil, the individual, women, intellectuals, and many issues related to the life of the Arab person. What happened to the people from the calamities and calamities due to the wrong policy by the rulers and rulers over the rule and administration of the Arab countries, which led to disastrous results for the people and the Arab community in that era. In the second chapter, I reviewed the ancient Arab civilization, the relationship between ancient and modern Arab history and what the Arab states have achieved at the present time, by linking ancient historical and political events with current real and political events, by invoking a number of figures, historical, political, literary, and Islamic symbols, in order to create artistic images in which the recipient does not refrain from reading the texts of the research. Here it must be noted that the political poems of the poet Nizar Qabbani on social and national issues are very many, If the poet assigns two sets of his collections of poetry, But we have had enough to complete this humble search, And if we dig deeper, we may need hundreds of pages to be able to display and clarify his many poems related to this topic of our research. Keywords: Nizar Qabbani, Poetic awareness, Political poems, Living reality, Characters, Heritage.

Shwan Mohammed Abdulraheem
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Komatöz durum nedeniyle amantadin alan hastalarda skalp EEG bulgularının prognostik değeri

Bu çalışmada, kliniğimizde bilinç bozukluğu (BB) nedeniyle izlenen ve amantadin başlanması klinisyen tarafından uygun bulunan hastalara sürekli elektroensefalografi (EEG) çekilerek tedavi sonrası klinik değişikliklerin EEG ile korele olup olmadığına bakmak amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi ve uygun hastalara 5 gün sürekli video-EEG monitorizasyonu uygulandı. EEG çekimi amantadin tedavisi öncesi başlanarak bazal EEG parametreleri elde edildi. Hastalara 3 gün intravenöz, 4 gün oral amantadin tedavisi uygun dozda uygulandı. Hastalar her gün aynı saatte 4 farklı skala ile değerlendirildi ve skala puanları not edildi. EEG verileri görsel olarak günlük analiz edildi. Daha sonra, EEG verileri ile değerlendirme ölçek puanlarının korelasyonu istatistiksel yöntemlerle analiz edildi. Teknik artefaktlar nedeniyle dışlanan hastalar sonrasında 20 hasta çalışmaya alındı. 9 hastanın EEG frekansında ≥1 Hz frekans artışı izlendi. Diğer EEG parametrelerinde bir fark saptanmadı. Amantadin tedavisi süresince GKS, RSS, RASS ve CRS-R skala puanları bazal puanlar ile karşılaştırıldığında tedavi sonrası RSS (p=0.031), RASS (p=0.007) ve CRS-R (p=0.033) puanları istatistiksel anlamlı olarak yükseldi. CRS-R'de ≥3 puan artışı ile EEG frekans artışı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı p=0.0297). CRS-R'de kategori yükselmesi (p=0,05) ve GKS puan artışı (1 artış, p=0,094; 2 artış, p=0,070) bu ilişkiyi destekleyen trendlerdi. Ek olarak 4 hastaya spektral güç analizi uygulandı. EEG'de spektral güç analizi yapılan 4 hastanın 3'ünde EEG ve klinik bulguların korele olduğu gözlendi. Sonuç olarak, EEG'nin görsel analizinin tedaviden yarar görebilecek hastaları öngörmesi mümkündür. Benzer bir durum kantitatif EEG analiz yöntemleri için de geçerli olabilir.

AmantadineBilinçBilinç bozuklukları+1
Okan Sökmen
Hacettepe University
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kusursuzluk eğiliminin soyut seramik formlarla sorgulanması

Bu çalışmada modern sanatın ortaya koyduğu değerler üzerinden, kusur kavramı tanımlanmıştır. Araştırma kapsamında amaç, soyut ifadeye dayanan bilinçdışı etmenleri ele alarak, eserler üzerinden kusur kavramının göreceliği tartışılmaktadır. Özür ya da kusurun, 'punctum' kavramı ile ilişkilendirilerek ele alınmaktadır. Kusur üzerinden gidersek; bir sanat eserindeki 'punctum'un bizi delen şey olması, özürün anlam kazanmasıdır. Sanatta güzellik algısının kuralları olmamakla beraber sürekli değişime açıktır. Kant'ın, "beğeni yargısı, bir bilgi yargısı değildir" ifadesi ile bu desteklenebilir. Soyut sanatın hakim olduğu bu çalışmada, Soyut Dışavurumcu soyut dışavurumcu akımın etkileri eserler üzerinden incelenmiştir. Kişisel uygulamalarda; soyut seramik form ve yüzeylerde kontrolün dışında oluşabilecek olan 'rastlantıya' ve kontrollü hataya odaklanmaktadır. Farklı ve özgün olan anlatılmak istenmiştir. Anahtar Sözcükler: Kusur, punctum, bilinç, soyut sanat, seramik.

BilinçBiçimKusur+5
İlayda Ar
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uyku resimleri

Uyku kavramı, bilimsel bulgulardan önce din ve mitolojiyle açıklanmaya çalışılmıştır ama yine de gizemini yitirmemiş ve yüzyıllardır pek çok farklı sanat alanında sanatçıların ilgi odağı olmuştur. Uykunun ayrılmaz parçalarından olan rüya da ona eşlik etmiştir. Uykudaki insan yüzünü ve düşünce oklarını kendisine çevirir. Gündüz bilinci açık, durumu uyanık gözüken ama ayakta uyuyan insan ise ne kendine dönebilir ne de rüyalarına. Uykudayken kişinin bilinci tam kapanmaz ama tam bilinçlilik de söz konusu değildir. Bilinç berrak bir şekilde devreye girdiğinde ise ''uyanıklık'' halinde olan kişi yargılarıyla donatılır. Bu yargılar çocukluktan, yuva dediğimiz ilk öğretilerini, deneyimlerini yaşadığı yerdeyken oluşmaya başlar, ardından insanın kişiliğini oluşturur. O öğretilerle karakteri oluşan kişi ise uykunun zoraki olarak okları kendine yöneltmesi dışında artık kendinin çok farkında değildir. Bu noktada uyku bir başkaldırış göstergesi olarak ortaya çıkar. Kişinin tam uyanıklık ve bilinçli gözüken lakin bir tür bilinçli bilinçsizlik yaşadığı anlarına karşın; sözde uykuda gözüken ama bir tür uyanıklık hali olan, bir varoluş pozisyonu doğar. İnsanın varoluş kaygısı, uyurken sergilediği tavırla sembolize edilir, uyanık dünyada gün yüzüne çıkartılmaz. Bu çerçevede süreç içerisinde üretilen çalışmalardaki uyuyan bedenler, pek çok yargının bittiği noktada kendi içine döner, gerçeklikten uzaklaşarak rüyalarına yüzünü çevirir. Bu tezin amacı uyuyan bedenleri resmederek; uyku, rüya, bilinç, özne-nesne gibi kavramları çözümlemektir. Bireyin iç dünyasının haritasını düşler ekseninde anlatmaktır. Jung'un kolektif bilinç olgusunun bir uzantısı olarak yaratılan 'kolektif uyku' kavramı irdelenecektir. İnsanın kendi iç dünyasını tanımlayan bu kavramları açıklayarak, sanat alanından ve ona yardımcı alanlardan yapılacak olan araştırmaların eşliğinde; bireyin uyku, rüya gibi kavramlarla diğer bir yanının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Uyku, rüya, ev, bilinç, çocukluk.

BilinçEv ortamıKolektif bilinç+6
Elif Beyaz
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Doğallığın yitirilmesi ve yeniden tesisi bağlamında sanatta ölü beden

Ölüm ve beden kavramları sanat tarihinden süregelen önemli iki kavram olmuştur. Bu iki kavram ayrı ayrı ele alındığı gibi bir bütün olarak da birçok defa üzerlerinde durulmuştur. Bedene sanat malzemesi olmak gibi birçok işlev yüklenmiş ve beden birçok ifadenin yerine kullanılmıştır. Bu kullanımlara değinilerek ölü bedenin konumuna ilişkin arayışlar gerçekleştirilmiştir. Konunun ana meselelerinden biri olan doğallık ifadesi de ölü beden üzerinden araştırılmış, ölü bedenin doğal olma sürecine odaklanılmıştır. Tez kapsamı oluşturulurken ölü bedenin ifade biçimleri merak konusu olmuştur. Kapsam dahilinde beden formunun ölüm ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. Metnin temeli oluşturulurken Sartre, Steven Derek, Schopenhauer ve Jankelevitch gibi düşünürlerin ölüm ve beden üzerine düşüncelerinden yola çıkarak argümanlar oluşturulmuştur. Bedenin kullanım şekilleri üzerinden görsel ve yazınsal örneklerle desteklenen uygulama çalışmaları oluşturulmuş ve ölü beden imgesi oluşturulmuştur. Çalışmalarda beden formu belirli düşünce şekilleri ile değişim göstermiş ve bir süreç içerisine girmiştir. Devamında ölü bedenin doğal olma süreci ele alınmış ve bedenin tabiatla birleşimi üzerinde düşünceler oluşturulmuştur. Sanatsal çalışmalar bu düşünce temelli oluşturulmuş ve evrimleşmiştir.

BedenBilinçDoğallık+3
Nevzat Aydin
Hacettepe University · Institute of Fine Arts
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yaratma edimi ve bilinçdışının iç dış ilişkisi

Yaratma edimi için ön koşul dış dünyanın nesneleri ile karşılaşma olmalıdır. Karşılaşma istekler doğrultusunda kendini gösterir. 20. yüzyılın başlamasıyla birlikte sanat çevresinde yaratma edimi yoğunluk kazanmıştır. Sanatçılar kültürel veya dini içerikli eserler vermeyi bırakıp, dış dünyanın nesnelerini izlemişler ve bu nesneleri kendi iç dünyalarına katarak, yaratıcı edimi yakalamışlardır. Sanatçılar, karşılaşma ve deneyimlerini yaratma arzularıyla birlikte duygu dolu boyuta taşımışlar ve yeni bir sanat anlayışı oluşturmuşlardır. Tezin konusu, sanatçı imge dünyasını inşa ederken eser üzerindeki figürlerin veya nesnelerin bilinçsiz, mantık dışı durumlarını ön plana çıkarılması ve bunları sanat yapıtında dolaylı veya doğrudan yansıtılmasıdır. Buradaki bilinçdışı kavramı Rollo May, bireyin gerçekleyemeyeceği veya gerçeklemeyeceği eylem ve farkındalık gizilgüçleri, Donald Kuspit ise "ruhun en uzak derinlikleri ile imgeyi sıra dışı boyutlara getirilmesi" tanımlamaları çevresinde incelenmiştir. Bu tanımlamalar doğrultusunda, kişisel deneyimlerim ve karşılaşmalarım, uygulamalı çalışmalarla aktarılmaya çalışılmış ve iç dünyanın duygusal boyutları ön plana çıkarılmıştır. Araştırmada hedeflenen, benlik kavramının sanat eseri oluşumdaki katkılarını göstermektedir. Benlik olgusu çocukluk döneminde olgunlaşmaya başlar ve bu dönemdeki anıların bilinçdışı (ruhun derinlikleri) yönü önemli yer tutar. Sanatçı, kendini ifade edebilmesi için özgün deneyimlere ve farklı karşılaşmalara gereksinim duyar. Araştırma kapsamında bu deneyim ve karşılaşmaların duygusal yönü ile bilinçdışının birleşmesi sonucu ortaya çıkan sıra dışı görünümler önemli yer tutar. Sanatçı, dışın ürünü olan her şeyi iç dünyasında yeniden yaratır. Bu iç ve dış arasındaki ilişkileri anlatan Donald Kuspit'in açıklamalarından yararlanılmıştır. Kuspit, içsel gerçekliğin geleneksel formundan ziyade, soyut yönünü inceleyen bir sanat eleştirmenidir. Bu tanımlama, uygulamalı çalışmalarımı doğrudan içine çekmektedir. Çünkü iç dünyanın soyut yönü, genel olarak tüm çalışmalarımda görsel formlarla aktarılmaya çalışılmıştır.

BilinçBilinçdışıDuygu+4
Hulusi Osman Döken
Hacettepe University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2021
00
DoctorateCrossrefindexedOpen AccessTR

Yapay zekâ tartışmalarına teolojik yaklaşım

Hızla gelişen yapay zekâ teknolojisi insanın en yeni ve etkin başarısı olarak görülmektedir. Yapay zekâ hayatın her alanına nüfuz ederek birçok alanda ihtiyaca çözümler üretebilen yapısı yanında, insana ve onun inancına dair bir takım iddialara kaynaklık etmesi yönünden tartışılmaya muhtaç bir konu haline gelmiştir. Özellikle yapay zekâ teknolojilerini teolojik ve ontolojik boyutlarıyla Kelam ilmi perspektifinden inceleyen bu çalışma, yapay zekânın bilinç ve irade kazanımına dair iddialarını, insanın ontolojisi ve teklife muhatap olması çerçevesinde incelemektedir. Ayrıca epistemolojik yeterliliği, transhümanizm gibi din karşıtı ideolojilerce tevhide aykırı şekillerde kullanılmak üzere desteklenmesi onu araçtan öte bir varlık olarak gösteren tartışmalar içerisine yerleştirmektedir. Yapay zeka çalışmalarına artan destek ve önem onu gelecekte daha bilinçli durumlar gösteren genel yapay zekâya ulaştıracağına dair kanaat oluşturmaktadır. Bu durum, Kelam ilminin konuya dair güncel ve dinamik argümanlar üretmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Kelam ilmi İslâm akaidi çerçevesinde dinin özüne sadık açıklamaları ve savunmaları ile insanı kulluk dairesinden çıkaracak itikadi iddiaların oluşturduğu sapmaları önlemektedir. Çalışma yapay zekânın itikadın temelini oluşturan tevhit ve ahirete dair sapmalara sebebiyet verebilecek iddiaları konu edinmektedir. Ölümsüzlük, dinin yerini teknolojinin alması, insanın yaratıcı olarak konumlanması bunlardan bir kaçıdır. İslâm kelamının ve yapay zekânın iddialarının karşılaştırılması için kavram açıklamalarına ve insan mahiyetine dair kaynak taraması yapılmıştır. Henüz kesin, açık bir açıklaması olmayan bilinç ve ruh gibi kavramların çalışılması yanında yapay zeka sistemlerindeki hızlı gelişmeler konu hakkındaki kanaati belirlemeyi zorlaştıran etmenler olmuştur. Buna rağmen yapay zekâyı tanımak, kelami argümanlarını tartışmak ve doğruluk değerlerini belirlemek açısından çalışma değerlidir.

BilinçİradeKelam+2
zeynep Şeren
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
90
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.271
Master'sOpen AccessTR

Resimde kompozisyonun oluşturulmasında bilinç ve bilinçdışının rolü

Resim görsel algıya dayanır ve bu algıyı yöneten kompozisyondur. Kompozisyon, resimdeki elemanların bir araya geldiği bir yapı sistemi, bir anlatış düzenidir. Resimde kompozisyonun oluşturulmasında bilinç ve bilinçdışının rolü ayrılmaz bir bütündür. 20.yüzyılın ilk yarısından itibaren Gestalt kuramının parça bütün ilişkisinde bütünü algılamaya dair ilkeleri ile Tasarım ilke ve öğeleri kompozisyonun matematiksel temelini açıklamada ve oluşturmada kullanılmaktadır. Ancak sanatçı resmini bir matematik problemi gibi formüllerle, yani sadece bilinç ile oluşturmaz. Aynı şekilde sadece bilinçdışının kontrolsüzlüğüyle de resimde anlamlı bir bütün meydana getirilemez. Bilinçdışının sanat yapıtındaki yeri oyunla ilişkilidir. Resim yapma sürecinde tıpkı oyunda olduğu gibi yoğun deneyimler yaşanır ve bilinçdışı bilinç yüzeyine çıkma eğilimi gösterir. Resmin ve kompozisyonun oluşum sürecinde bilinç ve bilinçdışı birbirlerini yönlendirmekte, dönüştürmekte, beslemektedir ve hatta yer yer aralarında dinamik bir gerilim oluşmaktadır. Yaratıcılığın kaynağı olan bilinçdışını aktif hale getirmek için zihinsel kontrolün rafa kaldırıldığı otomatizm gibi pareidolia ve rastlantıyı olanaklı kılan yöntemler kullanılmaktadır. Resimde bilinçdışı ile karşılaşmalar; tasarlanmamış biçimler, tekrarlar, sakar eylemler ya da hatalar gibi yollarla gerçekleşmektedir. Tetiklenen çağrışım zincirleri ile hem yaratıcılık artar hem de resim anlamını bulmaya başlar. Rastlantının yol açtığı çağrışımların kaynağı bellektir. Bilinçdışına bastırılmış rahatsız edici anılar bilinç düzeyine sansüre uğrayıp şifrelenmiş olarak ulaşmakta, tuvalde beliren imge bu şifreleme sonucu karşımıza apaçık bir şekilde değil, dönüşüme uğrayarak metaforlaşmış olarak çıkmaktadır. Serbest çağrışım metodunun kullanımıyla bilinçdışı imgelerin metaforik analizini yaparak resmin gizil anlamı ortaya çıkarılabileceği gibi, bu imgelerin bellekle, anılarla, düşüncelerle olan ilişkisi de belirlenebilir. Resimde kompozisyonun oluşturulmasında bilincin ve bilinçdışının, bir bütün olarak sarmal halde hareket ettiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Resim, Kompozisyon, Bilinç, Bilinçdışı, Bellek

BellekBilinçBilinçdışı+3
Zeynep Erol
Mimar Sinan Fine Arts University · Güzel Sanatlar Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de sigorta bilinci: Trabzon ili örneği

Sigorta, kişilerin gelecekte yaşamaları olası bulunan her türlü tehlike ve riske karşılık olarak, zararın giderilmesi amacıyla kişinin zarar doğmadan önce yapmış olduğu ödemeler neticesinde kendisini ve mallarını güvence altına alma seçeneklerinden birisidir. Sigorta sektörü Türkiye'de gelişim göstermekle birlikte henüz beklenen seviyeye ulaşamamıştır. Bu durumun en önemli sebeplerinden birisi toplumda sigorta bilincinin yeterli seviyede gelişmemiş olmasıdır. Bu çalışmada, sigorta sektörüne yönelik genel bilgiler verilerek, Türkiye'de sigorta bilincinin ne düzeyde olduğu Trabzon ilinde yapılan bir saha araştırması üzerinden analiz edilmeye çalışılmıştır. Trabzon ilinde yaşayan 389 kişiye uygulanan anket verileri incelenerek, katılımcıların sigorta bilinç düzeyleri değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların büyük bir çoğunluğunun poliçe teminatları hakkında bilgi sahibi olmadığı anlaşılmıştır. Sigorta şirketi seçiminde kadınlar uygun ödeme koşullarının sağlanmasına dikkat ederken, erkekler ise acentenin tanıdık olmasına dikkat etmektedir. Bireylerin çoğunluğu maddi durumu iyileştiğinde ve primlerin daha düşük olması durumunda sigorta yaptırmayı düşüneceklerini bildirmişlerdir. Katılımcıların sahip olduğu özel sigorta türlerine bakıldığında zorunlu trafik sigortası ve zorunlu deprem sigortası diğer özel sigorta türlerine göre daha fazla tercih edilmektedir.

BilinçBilinçli farkındalıkFarkındalık+4
Saadet Nehir Başaran
Avrasya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste insidental olarak cavum septum pellucidum ve cavum vergae saptanmış olan kişilerde ruhsal belirtilerinin ve bilinç düzeylerinin kıyaslanması

Amaç: Ruhsal bozukluklar çok önemli sağlık sorunlarıdır. Bu yüzden tıpkı fizyolojik hastalıklar gibi erken tanı almalıdır. Cavum septum pellucidum (CSP) ve cavum vergae (CV)'nın nörogelişimsel bozukluklar ve psikiyatrik bozukluklar için bir gösterge olduğu düşünülmektedir. CSP ile nöropsikolojik işlevlerin ilişkisinin genellikle şizofreni spektrum bozukluğu ve nörogelişimsel sendromlu hasta gruplarında araştırılmıştır. İnsidental saptanmış CSP'li kişilerde yaklaşımın nasıl olması gerektiği konusunda yeterli bilgi mevcut değildir. Bu çalışmada CSP saptanan kişilerde ruhsal belirti düzeylerinin ve bilinç düzeylerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif kohort çalışma 15 Aralık 2022 ve 30 Haziran 2023 tarihleri arasında Ankara Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalında gerçekleştirildi. Herhangi bir sebeple beyin bilgisayarlı tomografi (BT) çekilen dışlama kriterlerine sahip olmayan tüm 18-65 yaş arası hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalar BT görüntüsünde CSP'si olan ve olmayan olarak iki gruba ayırıldı. Yazılı ve sözlü onam verenlerin 1 ay sonra kontrole çağrılarak demografik değerlendirmesi, nörolojik muayene, bilinç ve ruhsal değerlendirme testleri yapıldı ve veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: CSP'si olan 26, CSP'si olmayan 26 olacak şekilde toplam 52 hasta çalışmaya dahil edildi. CSP'si olanların 13'ü erkek, 13'ü kadındı; CSP'si olmayanlarında 13'ü erkek, 13'ü kadındı. Çalışmaya dahil edilen CSP'si olan hastaların yaşı 48.1 ± 13.3, CSP'si olmayan hastaların yaşı 40.1 ± 13.3 olarak belirlendi. CSP'si olanlarda obsesif-kompulsif belirtileri anlamlı şekilde fazla (p = 0.012) ve sigara kullanımı (p = 0.001) anlamlı şekilde az olarak bulundu. CSP'ye CV eşlik etme durumuna göre üçlü grup değerlendirmesinde: cavum septum pellucidum et vergae (CSPV) grubunun obsesif-kompulsif belirtileri (p = 0.043) ve izole CSP grubunun ise psikotizm belirtileri (p = 0.029 ) anlamlı şekilde fazla olarak bulundu. Sonuç: CSP'si olan hastalarda obsesif kompulsif bozukluk belirtilerinde ve alt grup değerlendirmesinde izole CSP grubunda psikotizm semptomları açısından anlamlı yükseklik saptandı. Anahtar Kelimeler: Cavum septum pellucidum et vergae, acil servis, ruhsal hastalık, beyin bilgisayarlı tomografi

Acil servis-hastaneAcil tıpBelirti ve semptomlar+6
Pınar Türkmen
Ankara University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mekki surelerde zihin felsefesi

İnsan var olduğundan beri benliğinin farkındadır. Kim olduğunun mahiyetini çözmek için çabalamaktadır. Bu çaba insana neden var olduğunu, kendi mahiyetini, diğer varlıklardan farklarını ortaya koyması açısından değerlidir. Öncesinde insanı ruh-beden problemi üzerinden anlamlandırma çalışmaları sürerken modern dönemde "zihin" kavramı üzerinden devam etmektedir. Çalışmamızda zihin ile ilgili ontolojik, epistemolojik ve semantik sorular sorulmuş hem modern zihin felsefesi hem de İslam felsefesi çatısı altında cevapları aranmıştır. Bu üç başlık altında zihnin ne olduğu hem modern zihin felsefesi hem de İslam Felsefesi çatısı altında incelenmiştir. Ontolojik açıdan; zihin-beden ayrılığı, zihnin varlığı, zihnin halleri ve yetileri ile ilgili konulara, epistemolojik açıdan; başka zihinler sorunu ve özbilinci ele aldık. Semantik açıdan ise kavramların nasıl oluştuğu, bizim diğer bilinçli varlıklara nasıl aktardığımız, kavramlar şeklinde konuları ve soruları ele aldık. Alanda yapılan çalışmalardan ayrılan noktası ise İslam felsefesindeki zihin felsefesini incelerken Kur'an ışığında çalışılmış olmasıdır. Modern felsefenin sordu soruları İslam felsefesi içerisinde aramak, hatta bunu birincil kaynağı olan vahiy temelli çalışmak İslam felsefesinin aleyhine üretilen tezlere cevap niteliği taşımıştır. İslam felsefesinin modern ve özgün olmadığını ifade edenler için hem moderniteye hem de geleneğe bağlı özgün düşünce sistemi olduğunu yapmış olduğumuz çalışmamızda göstermiş bulunmaktayız. Anahtar Kelimeler: Zihin, Beden, Düalizm, Materyalizm, Töz, Bilinç, Duyumsama, Mahiyet

BilinçDualizmDuyumsama+7
Büşra Tekkanat
Pamukkale University · İslami İlimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yapay zekânın gücü ve sınırları üzerine felsefi bir soruşturma: John Searle

Bu tez çalışmasında, yapay zekânın insan zihnini temsil etme kapasitesi felsefi bir perspektiften ele alınacaktır. Çalışmamızda temel hedefimiz, yapay zekânın insan zihninin öznel, bilinçli ve niteliksel yönlerini tam anlamıyla taklit edemeyeceğini ortaya koymaktır. İlk aşamada, yapay zekâ kavramının tarihsel sürecini, temel yaklaşımlarını ve zihnin hesaplamalı modellerini inceleyeceğiz. Bu doğrultuda, insan benzeri davranış, problem çözme becerisi, doğal dil işleme ve makine öğrenmesi gibi alanlarda geliştirilen yöntemleri değerlendireceğiz. İkinci aşamada, yapay zekânın bilişsel temellerini epistemolojik ve ontolojik bakış açılarıyla sorgulayacağız. Nörobilimsel, psikolojik, temsili ve bağlantısal modeller üzerinden insan zihninin karmaşık yapısını çözümlemeye çalışacağız. Üçüncü aşamada ise John Searle'ün biyolojik natüralizm kuramı ekseninde yapay zekâ konusunu daha derinlemesine inceleyeceğiz. Bilinç, qualia ve işlevselcilik eleştirilerini merkeze alarak, Searle'ün Çin Odası Deneyi ışığında yapay zekânın sınırlarını tartışacağız. Bu bölümde, sistem, robot ve beyin simülatörü yanıtları gibi çeşitli karşı argümanları da değerlendireceğiz. Son olarak, zihinsel nedensellik sorununu Searle'ün yaklaşımı doğrultusunda ele alacağız. Nedensel dışlanmışlık problemi ve insan davranışının açıklanması çerçevesinde yapay zekânın etik ve nedensel boyutlarını irdeleyeceğiz. Tezimizin genel hedefi, yapay zekânın insan zihninin derin yapısal özelliklerini ve bilinçli deneyimini temsil edemeyeceğini göstermek olacaktır. Bu çalışma ile yapay zekânın yalnızca işlevsel süreçleri taklit edebildiği, fakat insan zihninin özgün, bilinçli ve bütüncül doğasına erişemeyeceği sonucuna ulaşmayı planlıyoruz.

Bilim felsefesiBilinçFelsefe+3
Atilla Volkan Çam
Pamukkale University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Enhancing EFL students reading comprehension through concioussness-raising training on contextual guesswork

IV ABSTRACT This study was an attempt to investigate the influence of consciousness-raising training on guessing the meanings of unknown vocabulary from contextual clues on reading comprehension. It was hypothesized thai students would be more successful in reading comprehension if they could guess the meaning of unknown vocabulary from contextual clues An experimental stud)' was conducted with the Lycee II students of Afyon Kocatepe Anatolian High School. Two Intermediate level groups, consisted of twenty-three students each, were treated as experimental and control groups. Both groups read eight texts from a reading book titled Interactions 1 during the sixteen class-hour instruction. While the control group was given definitions of unknown vocabulary, the experimental group was instructed to guess the meaning of unknown vocabulary from contextual clues. A pre and a post test, consisted of two seperate texts with ten multiple choice, ten open ended, and ten vocabulary guessing questions, were given to both groups. Analysis of statistical results showed that there was significant difference between the pre and post test scores of both groups in terms of multiple choice, open ended, and vocabulary guessing questions. The comparison of the post test scores Experimental Group with the post test scores of the Control Group yielded meaningful difference in favor of the Experimental Group. Depending on the data obtained from this comparison, it is claimed that guessing the meanings of unknown vocabulary from contextual clueshas a positive effect on the readers' reading comprehension. Therefore, it has been suggested that learners should be taught ways of guessing the meaning? of unknown vocabulary' from contextual clues.

Anatolia high schoolsConsciousnessVocabulary teaching+4
Hüseyin Kafes
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Bilinç üzerine fenomenolojik bir değerlendirme: Merleau-Ponty

Çağdaş tartışmaların kuşkusuz en önemli problemi bilincin ne olduğuyla ilgilidir. Bilinç problemi hem zihin felsefesi alanında hem de bilişsel bilimler alanında sıklıkla ele alınan ve çeşitli araştırmalarla açıklanmaya çalışılan bir yapıdır. Yapılan çalışmalar ve araştırmalarla birlikte henüz bilincin tam olarak ne olduğuna dair uzlaşılan bir zemin bulunamamaktadır. Uzlaşmanın olmaması bilince dair bilgimizin kısır bir yapıda olduğunu göstermemektedir. Sadece her çalışma alanının kendine özgü yaklaşımıyla bilincin farklı yapılarda açıklandığını göstermektedir. Bilinç problemi oldukça eski bir düşünce süreciyle günümüze gelmektedir. Bu problem sistematik olarak zihin-beden düalizminin ortaya çıkardığı problemin günümüz versiyonu olarak ele alınabilir. Bunun nedeni bilince dair açıklamaların ya indirgemeci bir yapıyla ele alınması ya da bilincin doğasının tam olarak anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda bilinç açıklamaları genel anlamıyla canlı organizmanın bir yapısı olarak görülmek yerine sanki tek bir yapıyı işaret ediyormuş gibi ele alınır. Tam da bu noktada 20. yüzyıl fenomenoloji geleneğiyle birlikte bilince dair yeni bir yaklaşımın söz konusu olup olmadığı karşımıza çıkar. Özellikle fenomenoloji geleneğinin önemli isimlerinden biri olan Merleau-Ponty'nin bilinç, beden ve dünya hakkında yapmış olduğu açıklamalarla yeni bir yaklaşımın yarım yüzyıl önce ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu yüzden bu çalışmada Merleau-Ponty'nin canlı varlıklar söz konusu olduğunda bilinç açıklamasının özne, beden ve dünya bağlamında ele alınmasına dair görüşlerini ortaya koymaya çalıştık. Dahası Merleau-Ponty'nin görüşlerinin günümüz çağdaş zihin çalışmalarına olan etkilerinin ne olduğunu ve bilincin temel yapısı itibariyle özne, beden ve dünya yapısının bütünlükçü bir etkileşimle ele alınabileceğini ortaya koymaya çalıştık.

AlgıBedenBilinç+4
Zafer Akdağ
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Benedetto Croce'de bilginin imkânı olarak "Estetik bilinç" ve "Tarihsel bilinç" üzerine bir inceleme

İtalyan felsefe geleneğinin 20. yüzyıldaki en önemli temsilcisi Benedetto Croce, özellikle estetik ve tarih teorisiyle büyük etki yaratmıştır. Ona göre estetik ve tarih tüm bilgimizi kuşatan iki temel alandır. Hegel'den de oldukça etkilenmiş olan Croce, tüm gerçekliği Tin (lo spirito) kavramıyla açıklar ve dünyayı tinin teorik ile pratik olan iki formu içinde kavradığımızı ileri sürer. Teorik tinin alanına giren her türden bilginin temelinde bireysel olanı konu edinen sezgi bilgisi bulunur. Onun felsefesinin özgün yönü, ifadeyle özdeşleştirdiği sezgiyi, genel olarak bilgi için belirleyici bir konuma getirmesidir. Bu ifade kuramı dahilinde her türden bilginin ana karakteristiği ifade edilebilirlik hâline gelir. Yani kavramsal bilgi de dahil olmak üzere her şey ancak sezgi temelinde bilinebilir. Öte yandan Tin kavramını merkeze koyan ve her türden bilgiyi ifadeye indirgeyen Croce, hakiki sezginin doğasında gerçek ve gerçek olmayan ayrımı bulunmadığını vurgulayarak, bazı durumlarda fiziksel gerçekliğin varlığını reddetmeye varmıştır. Çünkü fiziksel gerçekliğin bağımsız bir varlık alanı olarak ele alınması durumunda bir düalizm tehlikesi ortaya çıkar. Bu nedenle Croce, fiziksel etkinliği tinin pratik alanı içinde kavrayarak bu durumdan kaçınmaya çalışır. Ne var ki bunun neticesinde sezgi ile fiziksel gerçeklik arasında bir çelişki doğar. Bunun sonucunda estetik söz konusu olduğunda fiziksel fenomen olarak sanat eseri kendi başına değer taşımayan bir sembole indirgenmiş, tarih söz konusu olduğunda ise tarihi oluşturan kronik, belge gibi temel unsurlar tek başlarına ölü, anlamdan yoksun, tarihin bizzat kendisi ise yaşayan olarak nitelendirilmiş olur. Dolayısıyla sanat teorisinde sanat eserinin fiziksel varlığı tehlikeye girerken tarih teorisinde ise tarihi oluşturan unsurlar ile tarihin kendisi arasında olası bir düalizm zemini oluşur. Birinci bölümde hem tarih ve estetiğin hem de bunlara ilişkin söz konusu problemlerin oturduğu zemini daha ayrıntılı anlamak için Croce'nin Tin Felsefesi tüm yönleriyle genel olarak açıklanmıştır. Tinin teorik ve pratik formu ile onu oluşturan estetik, mantık, ekonomi ve ahlâk olmak üzere dört momentin serimlemesi yapılmıştır. İkinci bölümde sezginin ifade ve dille özdeşliği ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Croce'nin bu bağlamda bilgi teorisini nasıl oluşturduğu ve sanat eserinin bir bilgi formu olarak onun felsefesindeki konumu ile diğer bilgi türleri arasındaki ilişki ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. İfade kuramına dayanan sanat kavrayışına bağlı olarak fiziksel fenomenin ifadeye indirgenmesinin yol açtığı sorunlar tenkit edilmiştir. Üçüncü bölümde Croce'nin saf kavram bilimi olarak mantığı genel hatlarıyla açıklanmış ve söz konusu kavrayış ekseninde tarih ile felsefenin özdeşliği gösterilmiştir. Sonrasında onun mutlak tarihselcilik ve tarihyazımı teorisi temelinde şekillenen çağdaş tarih kavramı ortaya konulmuştur. Son kısımda ise tarih teorisindeki tarih ve tarihi oluşturan unsurlar arasındaki görünür çelişki çözümlenerek Croce'nin düalist ve idealist yorumlanmasına dair tartışma yürütülmüştür. Sonuç olarak, Croce'nin sezgi temelli bilgi teorisi temelinde, bir bilgi formu olarak ortaya koyduğu sanat eserinin salt ifadeden ibaret olamayacağı, fiziksel formunun da aynı ölçüde gerçek olduğu ve bu ikisinin bir bütünlük içinde bulunduğu ileri sürülmüştür. Tarihsel bilgi söz konusu olduğundaysa, Croce'nin tarih ile kronik arasında yapmış olduğu yaşayan ve ölü ayrımı neticesinde ortaya çıktığı düşünülen düalist çelişkinin, söz konusu ayrımın reel değil ideal bir tarzda ele alındığı takdirde aşılarak tarih teorisinin sağlam bir zemine oturtulabileceği gösterilmiştir.

BilinçCroce, BenedettoEstetik+5
Burak Sayın
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

John Searle'ün bilinç teorisinde zihinsel nedensellik problemi

John Searle has developed an innovative and influential theory of mind that he calls "Biological Naturalism" in his book The Rediscovery of the Mind (1992). It is influential because Searle deals with problems on consciousness in a similar way as philosophers or scientists deal with problems on higher-level properties in other scientific fields, especially in the special sciences. He does not attribute a special status to them since he regards these problems as tractable. It is innovative because Searle offers a suggestion for how we can place consciousness in the scientific world by saving its subjective and qualitative character. Such advantages make Biological Naturalism a theory of mind that is worth investigating. Searle has two main claims: First, consciousness having irreducible properties such as subjectivity and qualitativity is caused by brain processes. Second, conscious states are causally efficacious. Searle faces the problem of mental causation due to these claims. The problem of mental causation is the difficulty in explaining how consciousness, which cannot be reduced to physical processes, interacts with the physical world without violating the laws of physics. This dissertation focuses on the examination of Searle's solution to the problem of mental causation within the non-reductionist framework. My ultimate aim is not to claim that he offers a complete account of mental causation, but rather to show under what conditions his account can be considered correct. In the first chapter, after introducing Biological Naturalism, I will discuss in what ways it differs from materialist and dualist theories. My aim in this chapter is to clarify Searle's position in the philosophy of mind to provide a basis for the discussions in the second and third chapters. In chapter 2, I will discuss Searle's claim "we know as a fact that the brain processes cause consciousness". What we know as a fact is that there is a correlation between the brain states and conscious states. Correlation between two events is necessary for causation, but not sufficient. Searle cannot provide direct evidence of why brain processes cause consciousness aside from being correlated to it. Furthermore, he cannot offer a method to test his claim. In this section, I will argue that the most appropriate model to test Searle's causal claim is the interventionist model of causation developed by Woodward. Lastly, I will show that even if we use the interventionist model of causation, we cannot interpret the relation between brain and consciousness as causation. In chapter 3, my aim is to examine Searle's claim "mental states are causally efficacious". However, the exclusion argument developed by J. Kim suggests that mental causes are excluded because underlying physical causes do all causal work. Otherwise, the effect is overdetermined by more than one cause, then non-reductionist physicalists have to overcome the overdetermination problem. The key issue of this chapter is to evaluate Searle's solution to the exclusion problem. I will show that Searle cannot get rid of the overdetermination problem as long as he regards the relation between brain and consciousness as causal, so he has no solution for the exclusion problem. My specific claim is: If we hold the supervenience relation between the brain and consciousness as non-casual, not only the solution proposed by Searle can be accepted but also this solution can be supported with current strategies such as compatibilism (Bennett 2003, 2008) and interventionism (Woodward 2003, Shapiro & Sober 2007).

ConsciousnessCausalitySearle, John+1
Aslı Üner
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00

Related subjects