Income distribution
165 theses under this subject heading
A study on the primary components of income: A case of Turkey
The objective of this study is to analyze the effects of social, economic, and individual factors on individual earnings. This research study is motivated by Becker's Human Capital Model and Mincer's studies on wage models. The empirical analyses are conducted on a unique micro data set compiled by Turkish Statistical Institute's (TURKSTAT) in 2011, named Household Budget Survey and Income Distribution. The data set covers an effective sample size of 9,918 households and 37,121 individuals who are interviewed by TURKSTAT periodically. First, basic wage models are studied and then, these models are enriched by adding a gender effect. The findings indicate that the males earn more than females with similar characteristics, which confirm the existence of gender wage gap among economically active Turkish population. Moreover, vocational high school graduates perform economically better than other high school graduates. The study reveals other significant relationships between the earnings of economically active population and the primary determinants of income that are included in the models. Keywords: Wage Differentials, Mincer Wage Equation, Human Capital Theory
Türkiye'de doğrudan yabancı yatırımların gelir dağılımına etkisi
Bu çalışmada Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımların gelir dağılımına etkisi araştırılmıştır. Bu araştırma 1980-2016 yılının verileri baz alınarak yapılmıştır. Çalışmada doğrudan yabancı yatırımlar, gayrisafi yurtiçi hasıla, dışa açıklık oranları ve gini katsayıları veri olarak kullanılmıştır. Bu araştırma için ARDL yöntemi kullanılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda doğrudan yabancı yatırımlar ile gelir dağılımı arasında pozitif ilişki çıkmıştır. Yani doğrudan yabancı yatırımlarda meydana gelen artışla birlikte gelir dağılımındaki eşitsizlikte artmaktadır. Gayri safi yurtiçi hasıla, gelir dağılımını olumlu etkilemektedir. Yani gayri safi yurtiçi hasılada meydana gelen artışta gelir dağılımındaki eşitsizliği azaltmaktadır. Dışa açıklık oranı, gelir dağılımını etkilememektedir.
Teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliği üzerine etkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bir ülkede toplumsal refahın arttırılabilmesi için gelir dağılımının daha adil bir düzeye getirilmesi gerekmektedir. Ancak, son yıllarda dünyanın birçok ülkesinde gelir eşitsizliğindeki artışın hızlanması oldukça dikkat çekmektedir. Gelir eşitsizliğindeki bu fark edilen artışın hızlı teknolojik gelişmelerle aynı zamana denk gelmesi, teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliğini artırdığına dair iddiaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gelir eşitsizliğinin altında yatan faktörlerin belirlenmesi, etkin politikaların oluşturulması için önem arz etmektedir. Bu bağlamda, çalışmada teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliği üzerine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. 1997-2010 dönemi için, Türkiye'nin de dahil olduğu 28 OECD ülkesini kapsayan bu çalışmada ekonometrik yöntem olarak hem zaman hem de yatay kesit boyutunu bir arada dikkate alan panel veri analizi kullanılmıştır. Gelir eşitsizliği, en uygun ölçüt olan Theil endeksi ile hesaplanmıştır. Teknolojik yayılma ise kişi başına düşen patent sayısı, internet kullanıcı sayısı ve yüksek teknoloji gerektiren ürünlerin toplam ithalatı olmak üzere üç farklı şekilde ölçülerek modellenmiştir. Analiz sonucunda, teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliğini arttırdığı iddiası doğrulanmaktadır. Ancak, daha kaliteli eğitimin teknolojik yayılmanın gelir eşitsizliği üzerindeki olumsuz etkiyi azalttığı bulgusu elde edilmiştir.
Küreselleşme sürecinde Türkiye'de yoksulluk sorunu
Bu tezin amacı, küreselleşme ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve küreselleşme süreci ile birlikte Türkiye'de derinleşen eşitsizlik ve yoksulluk sorununu rakamsal verilerle irdelemektir. 1980 sonrasında küreselleşme paralelinde gelişen piyasa ve rekabet odaklı iktisadi yapı, Türkiye'de yoksulluğu arttırıcı etkiler meydana getirmiştir. Sıcak paraya dayalı büyüme politikaları, ithalat odaklı üretim stratejisinin hâkim olması, dış ülkelerle yoğun ticari ve finansal ilişkilerin artması işgücü piyasalarını olumsuz yönde etkilemiştir. İşgücü piyasalarının esnekleşmesi ve üretimin yapısında ortaya çıkan değişimler sonucu reel ücretler ve istihdam kapasitesi önemli ölçüde düşmüştür. Üretim ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi gelir dağılımının bozulmasına yol açmıştır. Ayrıca neo-liberal dönüşüm süreciyle birlikte reel ekonomiden transfer ekonomisine geçilmesi, yurtiçi kaynakların üretken alanlarda kullanılamamasına ve gelir eşitsizliğinin artmasında etkili olmuştur. Teknolojideki devasa gelişmeler nitelikli işgücü talebini arttırarak, nitelikli ve niteliksiz işgücü arasındaki ücret farklılıklarının açılmasına neden olmuştur. Tarımsal istihdam olanaklarının azalması sonucu kırdan kente göçün artmasıyla bu durum daha da belirgin bir hâl almıştır. Diğer taraftan, yabancı ülkelerden gelen göçmenlerin etkisiyle kentlerdeki nüfus artmış ve kayıt dışı istihdam yaygınlık kazanmıştır. Özelleştirme ve taşeron uygulamalarının artması sendikaların etkinlik alanlarının büyük ölçüde daralmasına yol açmıştır. Küresel düzen, iktisadi dengeleri altüst etmiş ve ülke ekonomisinde bir işsizlik-yoksulluk sarmalı oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Yoksulluk, İşsizlik, Gelir Dağılımı, Sendikalar
Gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi
Bu çalışmanın temel amacı gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerinde bir etkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Teorik çalışmalarda gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme arasında negatif ya da pozitif ilişki olabileceği veya herhangi anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı ileri sürülürken; ampirik çalışmalarda da teorik literatürle uyumlu olacak şekilde oldukça farklı sonuçların elde edildiği görülmektedir. Buna bağlı olarak bu çalışmada da gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi farklı gelir seviyelerinde bulunan ülkeler temel alınarak araştırılmaktadır. Eşitsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkisini daha net bir şekilde ortaya koymak için 154 ülkeye ait 1980-2014 dönemini kapsayan veri seti ile düşük ve düşük-orta gelirli ile üst orta gelirli ve yüksek gelirli ülkeler için tahminler yapılmaktadır. Gelir eşitsizliğinde yaşanan değişimin ekonomik büyümeyi nasıl etkilediğine dair yapılan bu tahminlerde temel Solow büyüme modeli (1956) ve bu modele beşeri sermayenin de dahil edildiği Mankiw, Romer ve Weil (1992) modeli diğer bir ifadeyle genişletilmiş Solow büyüme modeli kullanılmaktadır. Çalışmanın genel bulguları, gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerindeki etkisinin ülkelerin gelir seviyelerine göre değişebileceğini göstermektedir. Düşük ve düşük-orta gelirli ülkelerde gelir eşitsizliğindeki artış ekonomik büyümeyi arttırırken üst-orta gelirli ve yüksek gelirli ülkelerde ise ekonomik büyümeyi azalttığını destekleyen kanıtlar elde edilmektedir. Anahtar Sözcükler: Gelir Eşitsizliği, Ekonomik Büyüme, Solow Büyüme Modeli, Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelir eşitsizliğinin panel veri analizi
Gelir dağılımı ve gelir eşitsizliği konusu özellikle son yıllarda üzerinde çok durulan ve tartışılan konulardan biridir. Bu tezde öncelikle gelir dağılımı teorileri üzerinde durulmakta ve bu teoriler iktisadi okullar bağlamında açıklanmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin gelir eşitsizliği trendleri incelendiğinde, gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu gündeme gelmektedir. Ampirik analizde, gelir eşitsizliğinde yakınsama konusu üzerinde durulmakta ve son ekonometrik yöntemlerle hipotez test edilmektedir. Ekonomik teoriler ışığında yönlenen ampirik analiz kısmı da tezde savunulan hipotezi desteklemektedir. Ulaşılan sonuçlar ile birlikte, gelişmekte olan ekonomiler ve gelişmiş ekonomiler arasında gelir eşitsizliğinde yakınsama doğrulanmaktadır. İncelenen dönem için ampirik sonuçlar eşliğinde ülkelere özgü sonuçlara da yer verilmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yakınsama Hipotezi
Çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algısı üzerindeki etkileri: OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için panel veri analizi
Bu çalışmada, literatür ışığında yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olarak, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergiler (dolaylı vergiler) gibi çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algı endeksi üzerindeki etkilerini OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için sabit etkiler modelinin kullanıldığı bir panel veri analizi ile araştırılmaktadır. Bu çalışmanın ampirik bulguları, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve dolaylı vergilerin istatistiksel olarak yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olduğuna işaret etmektedir. Bu analiz ile, kişi başı GSYH, insani gelişme endeksi ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergilerin (dolaylı vergiler) yolsuzluk algı endeksi üzerinde pozitif etkileri olduğu (yani yolsuzluğu azalttığı) ve gelir eşitsizliği ve kamu harcamalarının yolsuzluk algı endeksi üzerinde negatif etkilerinin olduğu (yani yolsuzluğu arttırdığı) tespit edilmiştir. Bu çalışmayla, kullanılan veri seti ve kapsadığı ülkeler açısından yolsuzluk konusunda yapılan çalışmalara yeni bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır.
Kurumsal kalitenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için ampirik bir analiz
Toplumsal refah açısından iktisadi büyüme kadar öneme sahip bir diğer konu, gelirin toplumu oluşturan bireyler arasındaki dağılımıdır. Gelir dağılımı, toplumsal refah ile olduğu kadar sosyal barış ve istikrar, sürdürülebilir ekonomik büyüme ve yoksulluk ile de doğrudan bağlantılıdır. Bu öneminden dolayı gelir dağılımının dinamikleri iktisatçılar tarafından uzun yıllardır incelenmekte ve gelir dağılımı eşitsizliğini açıklamaya yönelik çeşitli teoriler geliştirilmektedir. Ancak bu teorilerin birçoğunda kurumların rolünün dikkate alınmadığı görülmektedir. Oysa ekonomik ve politik süreçleri yöneten kurumlar, kişisel teşvikleri etkiledikleri ve bireylerin üstlenebilecekleri faaliyetleri sınırladıkları için kişisel gelirleri de etkiler. Bu çerçevede, çalışmanın amacı kurumsal kalitenin gelir dağılımı üzerindeki etkisini gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda kurulan modellerde, gelir dağılımı göstergesi olarak Gini katsayısı, kurumsal yapı göstergesi olarak ise Uluslararası Ülke Risk Rehberi'nden yararlanılarak oluşturulan kurumsal kalite indeksi kullanılmıştır. Ayrıca, ihmal edilmiş değişken sapmasına yol açmamak için modellere, literatürde gelir dağılımı ile yakından ilişkili olduğu varsayılan reel kişi başına gelir ve finansal gelişmişlik indeksi değişkenleri de eklenmiştir. 1988-2014 dönemini kapsayan yıllık verilerin kullanıldığı bu çalışmada, panel veri analizi tercih edilmiş olup, CCEMG ve Sistem GMM gibi yeni geliştirilen katsayı tahmincileri kullanılmıştır. Çalışmanın ampirik analiz kısmında elde edilen bulgular şöyle sıralanabilir: i) Kurumsal kalitedeki bir artış gelişmiş ülkelerde Gini katsayısını negatif etkilemekteyken, gelişmekte olan ülkelerde pozitif etkilemektedir. ii) Finansal gelişmişlik indeksindeki bir artış gelişmiş ülkelerde Gini katsayısını pozitif etkilemekteyken, gelişmekte olan ülkelerde negatif etkilemektedir. iii) Reel kişi başına gelirdeki bir artış hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde Gini katsayısını negatif etkilemektedir.
Gelir dağılımının iyileştirilmesinde mikrokredilere kaynak oluşturabilecek finansal araçlar
Bilgi ve teknolojideki ilerlemeler ile birlikte enformasyon iletimindeki artış dünya gelir düzeyinde artış kaydedilmesini olanaklı kılmış ve geneli itibari ile refah seviyesine katkıda bulunmuştur. Ancak toplam gelirde elde edilen artış adaletli bir dağıtımın sağlanamaması nedeni ile zengin ? yoksul ayrımında gittikçe derinleşen bir uçurumun oluşmasına da engel olamamıştır.Bu çalışma, özünde dünya refah seviyesindeki artışın devamlılığını gelir dağılımındaki adaletsizliği azaltarak sağlama olanağını konu edinmektedir. Bu sebeple yoksul kesimler için geliştirilen mikrokredilerin sermaye piyasalarının bir konusu haline getirilebilineceği düşünülmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde konu ile ilgili genel tanım ve kavramlara yer verilmektedir. İkinci bölümde mikrofinansman sektörünün gelişimine zemin hazırlayan etkenlere değinilmektedir. Son kısımda ise mikrofinans sektöründe finansman temininde finansal araçlardan yararlanılmasının gerekliliği üzerinde durulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Gelir, Gelir Dağılımı, Gelir Eşitsizliği, Yoksulluk, Kalkınma, Büyüme, Mikrokredi, Mikrofinans, Yatırım, Refah
Gelir tuzakları ve Türkiye'nin orta gelir tuzağına yakalanma riski
ÖZET GELİR TUZAKLARI VE TÜRKİYE'NİN ORTA GELİR TUZAĞINA YAKALANMA RİSKİ GEZER, Mesut Alper Yüksek Lisans Tezi, İktisat Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Ercan YAŞAR Haziran, 2014, 155 sayfa Ekonomik büyüme bir ülkenin kişi başı gelirini arttırması şeklinde ifade edilmektedir. Ekonomik kalkınma ise ekonomik, siyasi ve toplumsal hadiseleri de içine alarak bir ülkenin gelişmişlik düzeyini ifade etmektedir. Gelir tuzağı ülkelerin gelir gruplarında uzun yıllar takılı kalması şeklinde ifade edilmektedir. Orta gelir tuzağı ise orta gelir düzeyine erişen ülkelerin yüksek gelir düzeyine erişememeleri şeklinde tanımlanmaktadır. Orta gelir tuzağı kavramı Solow-Swan büyüme modelinin kişi başı değer göstergelerinden türetilmiştir. Bu tezde gelir tuzakları ve orta gelir tuzağı kavramlarına yönelik bir teorik altyapı oluşturularak ülkelerin bu tuzaklara neden ve nasıl yakalandıkları sorularına cevap aranmıştır. Bu tuzaklara yakalanan ya da yakalanma riski olan ülkelerin nasıl kurtulabilecekleri gibi temel sorular bu tezin çalışma alanı içerisine girmektedir. Bu bağlamda belirli ülke örnekleri ele alınarak bu ülkelerin ekonomik göstergeleri ve gelişmişlik düzeyleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gelir Tuzakları, Orta Gelir Tuzağı, Ar-Ge, Beşeri Sermaye, Teknoloji Düzeyi, Bilgi-Yoğun, Katma Değer, Neo-Klasik.
Gelir dağılımı tasarruf ilişkisi: Türkiye'de hanehalkı tasarruflarının belirleyicileri
Hanehalkı gelir bölüşümünden pay alanlar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu sebeple hanehalkı toplumdaki özel harcama, yatırım ve tasarruf kalemlerinde de belirleyici bir rol üstlenmektedir. Hanehalkının elde ettiği gelirin türü ve bu geliri ne şekilde kullandığı milli gelirin oluşumu için son derece önemlidir. Tez çalışmamız, hanehalkı tasarruflarının belirleyicilerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu'ndan sağlanan "Hanehalkı Bütçe Anketleri" kullanılarak 2002-2013 yılları arasındaki dönemi incelenmektedir. Anket verileri çoklu doğrusal regresyon ve lojistik regresyon modelleri ile analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, hanehalkı gelir türlerinden olan ücret-prim geliri, faiz ve kira geliri, emekli maaşı ve diğer maaşlar, hanehalkı tasarruflarını pozitif yönde etkilemektedir. Ayrıca, ikamet edilen konutun mülkiyeti, ikinci ev sahipliği, on bin liranın üzerinde yıllık kullanılabilir gelire sahip olmak, eğitim seviyesi gibi değişkenler de hanehalkı tasarrufları üzerinde olumlu etkiye sahiptir. Buna karşılık hane büyüklüğü, otomobil sahipliği, geçici veya dönemlik istihdam, kırsal alanda yaşamak ise hanehalkı tasarruflarını olumsuz yönde etkileyen değişkenler olarak sıralanabilir. Anahtar Kelimeler: Hanehalkı, Gelir, Tasarruf, Gelir Dağılımı, Çoklu Doğrusal Regresyon, Lojistik Regresyon.
2000-2021 yılları arasında Türkiye'de maliye politikası ve gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Ekonomide üretilen değerlerin ve toplumsal gelirin eşitlikçi, adil bir şekilde bölüşümü bütün ekonomilerde temel hedeflerden birisidir. Ancak ekonomideki üretim faktörlerinin üretilen toplam gelirden aynı oranda yararlanmadığı ve zaman içerisinde gelir dağılımının bozulduğu görülmektedir. Toplumdaki gelir dağılımı bozulmasının önüne geçmek ve eşitsizliği ortadan kaldırmak için hükümetler piyasanın işleyişine müdahale etmek ve başta maliye politikası araçları olmak üzere çeşitli araçlarla gelir dağılımı eşitsizliğini ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Liberal iktisadi görüşe göre piyasa kendi dengesi içerisinde ekonomik, büyüme, işsizlik, gelir dağılımı gibi temel problemleri çözmektedir. Ancak tarihsel tecrübe devletin müdahalesinin zorunluğu olduğu durumların olduğunu göstermektedir. Devletin ekonomideki etkinlik yöntemlerinden birisi olan maliye politikası araçları olarak kamu harcamaları, vergi politikaları, bütçe harcamaları, borçlanma olmak üzere dört ana grupta ele alınmaktadır. Hükümetler bu araçlarla ekonominin işleyişine müdahale ederek toplum katmanlarının geliri adil bir şekilde bölüşmesini sağlamaya çalışmaktadır. Türkiye, gelir dağılımı adaletsizliğinin sürekli gündemde olduğu ülkelerden birisidir. Türkiye'de son 20 yılda uygulanan maliye politikası uygulamalarına bakıldığı zaman başta dezavantajlı toplum kesimleri olmak üzere toplumsal gelirden düşük pay alanlara maliye politikası araçları ile gelir aktarımı yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Türkiye'de 2001-2022 döneminde uygulanan maliye politikalarının sonuçlarına bakıldığı zaman özellikle bütçe alt kalemlerinden birisi olan transferler yoluyla alt gelir gruplarına önemli düzeyde gelir aktarımının olduğu görülmektedir. Fakat son 20 yılın uygulanan ekonomi ve maliye politikaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu politikalardan alt gelir gruplarından ziyade üst gelir gruplarının kazançlı çıktığı görülmektedir. Gelir dağılımındaki eşitliğin en önemli göstergelerinden birisi olan Gini Katsayısının 2000'li yıllara göre daha kötü seviyelere gelmiş olması ve % 20'lik gelir dilimlerinin aldığı paylar içerisinde üst gelir gruplarının payının daha da artmış olması bunun açık bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Anahtar Kelimeler: Maliye politikaları, kamu harcamaları, gini katsayısı, lorenz eğrisi.
Küreselleşmenin Türkiye'de ücret ve gelir eşitsizliğine etkileri
Bu tez, Türkiye'de küreselleşmenin ücret ve gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerini incelemektedir. Geleneksel ticaret teorisi, ticari serbestleşme sonucu gelişmekte olan ülkelerde (GOÜ) vasıfsız emeğin ücretinin olumlu yönde etkileneceğini ve vasıflı ve vasıfsız emek arasındaki ücret eşitsizliğinin azalacağını öngörür. Ancak yapılan çalışmalar birçok GOÜ'de ücret eşitsizliğinin arttığına işaret etmektedir.Bu çalışmada, neo-liberal dönemde Türkiye'de bölgesel ve sektörel eşitsizlik, bölgelerin ve sektörlerin eşitsizliğe yaptığı katkılar ayrıştırılarak analiz edilmiştir. Theil'in T istatistiğinden yararlanılarak yapılan sektörler ve bölgeler arası ücret eşitsizliği analizine göre bölgeler arası eşitsizlik 1980'li yıllarda artarken, 90'ların ortalarından itibaren düşüş trendine girmiştir. Bununla birlikte, 2009 yılındaki ücret eşitsizliği Türkiye'nin dışa açıldığı 1980 yılındaki ücret eşitsizliğine kıyasla daha yüksektir. Neo-liberal dönemde Türkiye'nin Batı ve Doğu bölgeleri arasındaki eşitsizlik azalmamıştır. Bir diğer bulgu, kriz yıllarında sektörler ve bölgeler arası ücret eşitsizliğinin artma eğiliminde olduğudur.Çalışmada ayrıca ticari serbestleşmenin bölgesel ücret ve gelir eşitsizliğine etkisi panel veri analizi ile araştırılmıştır. Ekonometrik model tahmin sonuçlarına göre, 2000'li yıllarda bölgenin dış ticaret hacmindeki artışın bölge içi imalat sanayi alt sektörleri arasındaki ücret eşitsizliği üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmazken, on bir ana sektör arasındaki ücret eşitsizliği üzerinde anlamlı pozitif etkisi olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca dış ticaret hacmindeki artış bölge içi gelir eşitsizliğini de artırmaktadır.
Türkiye'de yoksulluk profili ve gelir gruplarına göre gıda talebi
Bu çalışmada, Türkiye'de yoksulluk profilinin ve gelir gruplarına göre hanelerin gıda talep parametrelerinin ayrı ayrı tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçlan gerçekleştirmek için DİE, 1994 Hanehalkı Tüketim Harcamaları Anketi ham verileri kullanılmıştır. Türkiye genelinde, kentsel ve kırsal kesimde gelir gruplarına göre hanelerin gıda talepleri Doğrusal Formda Yaklaşık İdeal Talep Sistemiyle (LA/ AİDS) tahmin edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, yüksek ve en yüksek gelir gruplarındaki hanelerin gıda taleplerinin toplam harcamaya, fiyatlara ve sosyo- demografik değişkenlere, düşük gelir grubundaki hanelerin gıda taleplerinin ise özellikle toplam harcama olmak üzere fiyatlardaki değişime duyarlı olduğunu göstermektedir. Türkiye genelinde, kentsel ve kırsal kesimde yoksulluk sınırı En Düşük Gıda Maliyeti, Temel Gereksinmeler Maliyeti, Ortalama ve Ortanca Gelirin Yarısı yaklaşımlarına göre belirlenmiştir. Yoksulluğun genişliği, şiddeti ve yoğunluğu ise Yoksulluk Oranı, Yoksulluk Açığı Oranı, Sen İndeksi ve Foster, Greer ve Thorbecke İndeksine göre hesaplanmıştır. Türkiye'de en yüksek yoksulluk oranı %50,6 oranıyla En Düşük Gıda Maliyetine, en düşük yoksulluk oranı ise %16,1 oranıyla Ortanca Gelirin Yarısı yöntemine göre hesaplanmıştır. Bu da, Türkiye'de harcama yoksulluğunun gelir yoksulluğundan daha önemli bir problem olduğunu göstermektedir. Türkiye'de, özellikle kırsal kesimde yoksulluğun şiddetinin ve yoğunluğunun yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Gelir Grupları, Talep Sistemi, Gelir-Talep Esnekliği, Fiyat-Talep Esnekliği, Yoksulluk Sınırı ve Ölçütleri
Kalkinma ile gelir dağilimi eşitsizliği arasindaki ilişki: Türkiye örneği
The aim of this study is to analyze the empirical relationship between development and inequality for suggesting policies that could accelerate the development by improving the distribution of income. Unlike previous studies, in this thesis the level of development is described by an alternative measure, Human Development Index, rather than growth rate of GDP. In addition, although many studies analyzed the development and income distribution phenomenon in Turkey, none of them proposed policy implications having motivated from the relation between these two.In the study the progress of income distribution and development performance of Turkey through out the years is evaluated as well as the examination of provincial Human Development Index values and the contribution of provinces to countrywide inequality. In the empirical analysis part the negative relation between income inequality and development indicators are exposed by using cross section analysis. Accordingly, a general equilibrium model is conducted to observe the outcomes of the policy scenarios that could reduce the income inequality. The income distribution improving impact of policy experiments such as imposing direct tax increases, imposing higher rates of tariff, decreasing the activity taxes on production and increasing the governments saving level is observed which indirectly results in acceleration of development.
Ekonomik karmaşıklık endeksi (EKE) ile gelir eşitsizliği arasındaki ilişki: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Gelir, bir ekonomide belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetten elde edilen kazancı ifade etmektedir. Ekonomide var olan toplumlar ve bireyler arasında kazancın dağılımını etkileyen birçok unsur bulunmaktadır ve günümüzde ihtiyaçlara ulaşma yollarının kolaylaşması gelir dağılımında eşitsizlik sorununu ortadan kaldırmada etkili olmamaktadır. Gelir dağılımını etkileyen birçok faktör ve gelir dağılımı türleri iktisat tarihinin başlangıcından itibaren iktisadi düşünce okulları ve iktisadi düşünürler için inceleme konusu olmuştur. Bir ekonomide bireylerin bir arada yaşayıp kazanç elde edebilmeleri ve ekonomideki refah seviyesinin azalmaması için gelir eşitsizliği sorununun en aza indirilmesi gerekmektedir. Ekonomilerin dünya pazarında geniş hacimli yer edinebilmeleri önemlidir. Dünya pazarında yer edinebilmek için rekabet üstünlüğü sağlayan, yoğun teknoloji ve bilgi içeren çeşitlendirilebilir mal üretimini gerçekleştirmek gerekmektedir. Üretilen malın içerisinde yer alan bilgi, teknoloji ve kaliteyi ekonomik karmaşıklık endeksi ile ölçmek mümkündür. Bu doğrultuda, çalışmada, ekonomik karmaşıklık endeksi (EKE) ile gelir eşitsizliği arasındaki ilişki OECD ülkelerinde 2000-2020 yılları arasındaki veriler dikkate alınarak incelenmiştir. Modelde araştırma değişkeni ekonomik karmaşıklık endeksi olarak seçilmiştir. Bağımlı değişken OECD ülkelerine ait gini katsayısı olarak; bağımsız değişkenler gayri safi yurtiçi hasıla, ticari açıklık oranı ve OECD ülkelerine giren doğrudan yabancı yatırımların gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki oranı olarak seçilmiş, analiz ve testler uygulamıştır. Kullanılan analiz ve testler sırasıyla; yatay kesit bağımlılık testi, homojenlik testi, panel birim kök analizi, panel zaman serisi analizleri (uzun dönem homojenlik –Hausman- testi), havuzlanmış ortalama grup (PMG) tahmincisi ve Dumitrescu – Hurlin (2012) panel nedensellik testleridir. Yatay kesit bağımlılık ve homojenlik testi sonuçlarına göre modelde değişkenler arasında bağımlılık bulunamamış, panel birim kök analizine göre ise değişkenlerin durağan yapıda oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Panel zaman serisi analizlerine göre ise OECD ülkeleri çerçevesinde uzun dönemde ekonomik karmaşıklık endeksinde, ticari açıklık oranında ve doğrudan yabancı yatırımların gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki payında görülen her 1 puanlık artış gini katsayısını sırasıyla; %0,029, %0,043,ve %0,027 oranında azalttığı görülmüştür. Gayri safi yurtiçi hasılada uzun dönemde meydana gelen %1'lik artışın sonucunda ise gini katsayısının %0,021 oranında arttığı gözlemlenmiştir. Panel zaman serisi analizi sonuçlarına göre uzun dönemde parametreler homojen bir yapıda olup birimden birime değişiklik göstermemektedir. Panel nedensellik analizi sonuçlarına göre OECD ülkelerinde ekonomik karmaşıklık endeksi, gayri safi yurtiçi hasıla ve ticari açıklık oranı ile gini katsayısı arasında iki yönlü nedensellik ilişkisinin var olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların gayri safi yurtiçi hasıla içerisindeki payı ile gini katsayısı arasında herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı görülmüştür.
Finansal içerme ve sürdürülebilir kalkınma üzerine makaleler
Finansal gelişim kavramının, toplumun özellikle finansal hizmetlere erişim noktasında sorun yaşayan kesimine yönelik bir çözüm oluşturamaması, farklı gelir gruplarının finansal enstrümanlara erişimini önceleyen finansal içerme kavramını son yıllarda ön plana çıkarmıştır. Finansal içermenin, ülkelerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmaları noktasında sunacağı avantaj ve dezavantajları da önemli bir tartışma konusu haline gelmiştir. Bu doğrultuda, bu çalışma EAGLE ülkeleri (Brezilya, Çin, Hindistan, Endonezya, Rusya, Meksika, Türkiye) için finansal içermenin farklı sürdürülebilir kalkınma türleri (ekonomik, sosyal ve çevresel) üzerindeki etkilerini Driscoll-Kraay tahmincisi ve moment-kantil regresyon tekniği aracılığıyla araştırmaktadır. Araştırma boyunca, ekonomik sürdürülebilirliği temsilen ekonomik büyüme, sosyal sürdürülebilirliği temsilen gelir dağılımı ve çevresel sürdürülebilirliği temsilen çevresel bozulma göstergelerinden faydalanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, finansal içermenin baz alınan sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin tamamına katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşın, finansal içermenin ekonomik büyüme üzerindeki pozitif etkisinin, reel milli gelir düzeyi yüksek olan ülkeler için daha düşük olduğu görülmüştür. Benzer şekilde, finansal içermenin gelir dağılımını düzenleyici etkisi de gelir eşitsizliği yükseldikçe zayıflamaktadır. Son olarak, finansal içermenin çevresel bozulmayı azaltıcı etkisinin de ekolojik ayak izi yüksek olan ülkelerde daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Bu bulgulara dayalı olarak, üç farklı sürdürülebilirlik boyutu için de finansal içermenin azalan marjinal verimliliğe sahip olduğu çıkarımı yapılmıştır. Çalışmanın bulgularıyla uyumlu olarak, özellikle finansal içermenin marjinal verimliliğinin azaldığı ülkeler için çeşitli politika önerileri yapılmıştır.
Dünyada ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadele politikaları
Son yıllarda, kalkınma sürecinde gündem maddeleri dâhilinde ele alınan gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk iktisat biliminin önemli konuları arasındadır. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren yaygın küreselleşme ile refah artışının yaşandığı en zengin dönem olarak ifade edilen dünyada, gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk, hem az gelişmiş hem de gelişmiş ülkelerde en önemli sorunlarıdır. Birçok insan dünya ölçeğinde yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamını sürdürmektedir. Bununla birlikte Dünyada ve Türkiye'de, gelir dağılımı eşitsizliği ve yaygınlaşan yoksulluğun görünümünü incelenmeye başlanmıştır. Tüm dünya gelir dağılımındaki açığı ve yoksulluğu azaltmaya karşı ciddi önlemler almaya yönelmiştir. Bu nedenle, süregelen zamanda dünyada çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk üzerine daha fazla incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerin başında ülkelerin insani gelişim endeksleri, gelir eşitsizlikleri ve yoksulluk sınırları yer almıştır. Bu çalışmada, dünyada gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksullukla mücadele politikaları ile Türkiye'de yoksulluğunun önlenebilirliği açısından gelir dağılımı eşitsizliğine yönelik mücadele politikaları değerlendirilecektir. Dünyada ve Türkiye'de gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluğa yönelik hazırlanan politikaların yetersiz kaldığı ve ilerlemeleri geciktirdiği görülmüştür. Bu nedenle politikaların yeniden gözden geçirilmesi gerekmekte ve istikrarlı, kararlı politikaların uygulanmasının gerekliliği kaçınılmaz olarak görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı Eşitsizliği, Yoksulluk, Mücadele Politikaları, Dünya, Türkiye.
Determinants absolute and relative income hypothesis across twenty selected African countries
A number of studies have been conducted about income hypotheses in some African countries, the study determinants absolute and relative income hypotheses across twenty selected African countries from 1980 to 2015. This study tries to find out or verify whether the selected countries are in conformity to the Absolute and Relative Income Hypotheses as well as finding out whether interest rates, inflation rates, and exchange rates have a significant impact on consumption per capita. Fixed effects, Random effects, Hausman test and some Diagnostics tests were employed for the analysis of the data. The results indicated that Income per capita had a positive significant impact on Consumption per capita and marginal propensity to consume is smaller than one. Interest Rates, Inflation Rates, and Exchange Rates have a negative significant impact on Consumption. Relative Consumption was significantly affected by Relative Income but negatively. Finally, Demonstration effect was also discovered among the selected countries. It was concluded that the twenty selected African countries are in conformity to Absolute and Relative Income Hypothesis and the remain independent variables under study (interest rates, inflation rates, and exchange rates) have a significant impact on consumption per capita. With regards to the findings, policy makers of these countries were recommended to maintain a low level of interest rates, inflation rates and exchange rates due to the negative relationship they have with consumption. By undertaking this, it would promote consumption; an increase in consumption will induce more job opportunities; generating more revenue and taxes to the government.
Neoliberal politikalar ışığında gelir dağılımı adaleti ve finansal krizler: Seçilmiş ülkeler üzerine bir inceleme
Adil gelir dağılımı hedefi, son yıllarda birçok ülke için öncelikli strateji planı hedefleri arasında gösterilmeye başlamıştır. İktisat biliminde bölüşüm teorileri kapsamında incelenen adil gelir dağılımı hedefi, tarih boyunca küresel iktisadi sisteme hükmeden tüm iktisadi görüşlerce incelenmiştir. Günümüz hâkim iktisadi görüşlerinden biri olarak kabul edilen Neoliberalizm de artan gelir eşitsizliği sorununun çözümü olarak iktisadi küreselleşme ve iktisadi liberalizasyon uygulamalarından oluşan iki temel politika önerisinde bulunmaktadır. Buna karşın, iktisadi küreselleşme politikalarının gelir eşitsizliğinin azaltılması hedefindeki başarısı, iktisat literatüründe hala önemli bir tartışma konusudur. Üstelik gelir eşitsizliğini azaltmak amacıyla uygulanan liberalizasyon politikalarının, finansal krizlerin ortaya çıkışında anahtar bir role sahip olduğu yönünde güncel tartışmalar da başlamıştır. Bu tartışmalara dayalı olarak çalışmanın temel amacı, Neoliberal iktisadi görüşün, gelir eşitsizliği sorununa karşı çözüm olarak sunduğu iktisadi küreselleşme ve iktisadi liberalizasyon politikalarının gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin ve finansal krizlerdeki rolünün incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada öncelikle gelir eşitsizliğini etkilediği kabul edilen temel faktörler dikkate alınarak iktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki etkileri, gelişmiş, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerden oluşan 70 ülkelik bir panel ve 1991-2013 dönemi için incelenmiştir. Bunu yaparken ülkeler arasındaki bağımlılığı göz ardı etmemek amacıyla yatay kesit bağımlılığını dikkate alan ikinci nesil panel veri yöntemlerinden faydalanılmıştır. Daha sonra, artan gelir eşitsizliği sorununa karşı uygulanan finansal deregülasyon politikalarının finansal krizlerdeki rolünü incelemek amacıyla ikinci bir ampirik model oluşturulmuş ve modelde 10 gelişmiş ülke örneği ele alınmıştır. Bu modelde, literatür ile uyumlu bir biçimde kredi genişlemesi, finansal krizlerin göstergesi olarak kullanılmış ve gelir eşitsizliğinin kredi genişlemesi üzerindeki etkileri, kredi genişlemesini etkilediği kabul edilen temel faktörler göz ardı edilmeden incelenmiştir. Gözlemlenen her ülke için ayrı ayrı sonuç almak amacıyla değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerinin zaman serisi yöntemleri ile incelendiği bu model kapsamında, gelir eşitsizliği ile kredi genişlemesi arasındaki ilişki ayrıca zamanla değişen nedensellik testi aracılığıyla da araştırılmıştır. İktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerinin incelendiği birinci model için elde edilen bulgular küresel ölçekte incelendiğinde, ekonomik büyümenin ve iktisadi küreselleşmenin gelir eşitsizliğini arttırdığı; beşeri sermaye birikiminin ise gelir eşitsizliğini azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. İkinci model kapsamında incelenen ve gelir eşitsizliği sorununa karşı uygulanan finansal deregülasyon politikalarının finansal krizlerin ortaya çıkışında anahtar bir role sahip olduğu yönündeki hipotezin, Anglo-Sakson refah devleti modeline bağlı ülkeler için geçerli olduğu buna karşın İskandinav modeline ve Kıta Avrupası modeline bağlı ülkeler için geçerli olmadığı görülmüştür.
Neoliberal politikaların gelir dağılımı ve yoksulluk üzerine etkileri
Neoliberalizmin bireysel girişimciliği serbest bırakması ve serbest piyasayı hakim kılarak emek-sermaye ikilisinden, sermaye kesiminin çıkarlarını gözeten politikalar uygulamaya koyması ile gelir dağılımı sermaye sahipleri lehine değişmiştir. Farklı gelir grupları arasındaki makas farkı ciddi şekilde açılmaya başlamış ve yoksulluk artmıştır. Yoksulluk adına uygulanan neoliberal politikalar yoksulluğu azaltmak yerine kalıcı hale getirmiştir. Bu çalışmada, 1970'li yıllarda uygulamaya konan ve günümüzde küreselleşme süreciyle bütün dünyaya yayılan neoliberal iktisat politikalarının tüm dünyada yoksulluğun derinleşmesine, gelir dağılımının kötüye gitmesine sebep olduğu konusuna vurgu yapılacak ve bu bağlamda yoksullukla mücadele ve gelir dağılımı eşitsizliğinin en aza indirilmesi için uygulanabilecek alternatif politikaların neler olabileceği üzerinde durulacaktır. Anahtar kelimeler: Neoliberalizm, gelir dağılımı, yoksulluk.
Gelişmekte olan ülkelerde finansal gelişimin, demokrasinin ve beşeri sermayenin gelir dağılımına etkisi: Finansal kuznets eğrisi geçerli mi?
Finansal gelişimin ülkelerin ekonomik büyüme performansları üzerindeki etkilerini inceleyen çok sayıda ampirik çalışma olmasına rağmen, finansal gelişim sonucundaki milli gelir artışının toplumun düşük gelirli kesimlerine yansıması veya gelir dağılımı üzerindeki etkileri genellikle göz ardı edilmektedir. Finansal gelişimin gelir dağılımı üzerindeki etkilerine yönelik olarak ortaya atılan hipotezlerin ise çelişkili argümanlar içerdiği bilinmektedir. Buna karşın son yıllarda ortaya atılan ve "finansal Kuznets hipotezi" (Greenwood-Jovanovic hipotezi) olarak adlandırılan hipoteze göre, finansal gelişimin başlangıç aşamalarında finansal sistemdeki bilgi asimetrisinin yüksek olması ve finansal kaynaklara erişimin yüksek maliyetler içermesi nedeniyle gelir dağılımı adaleti bozulmaktadır. Finansal sistemin olgunlaşması ile birlikte düşük gelirli kesimin finansal kaynaklara erişimi kolaylaşmakta dolayısıyla gelir dağılımı adaleti olumlu yönde etkilenmektedir. Kısacası, bu hipoteze göre finansal gelişim ile gelir eşitsizliği arasında ters U-şeklinde bir ilişki geçerlidir. Bu çalışma, finansal Kuznets hipotezinin geçerliliğini 1990-2013 gözlem aralığı ve 23 gelişen ülke ekonomisi için incelemeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, finansal gelişimin yanı sıra ekonomik büyümenin, demokrasi düzeyinin ve beşeri sermayenin, gelir eşitsizliği üzerindeki etkilerinin de incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, söz konusu değişkenler arasındaki ilişki incelenirken panel birim kök, panel eşbütünleşme, panel FMOLS uzun dönemli katsayı tahmincisi ve panel nedensellik testlerinden faydalanılmıştır. Çalışmada uygulanan ampirik analizler sonucunda elde edilen bulgular panel bazında değerlendirildiğinde, milli gelirdeki, demokrasi düzeyindeki ve beşeri sermaye birikimindeki artışın gelir eşitsizliğini azalttığı görülmektedir. Ayrıca, finansal gelişim ile gelir eşitsizliği arasında ise U-şeklinde bir ilişkinin geçerli olduğu dolayısıyla finansal Kuznets hipotezinin geçersiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Yoksullukla mücadelede kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşlarının rolü
İnsanlık tarihi kadar eski bir konu olan yoksulluk, kalkınma sürecinin en önemli gündem maddelerinden birisidir. Bir taraftan farklı perspektifler doğrultusunda yoksulluk olgusu ve yoksulluğun ölçülmesiyle ilgili çabalar, diğer taraftan da gelir dağılımı eşitsizliği ve yoksulluk sorununu ortadan kaldırmaya yönelik uygulanan politikaların etkinliği tartışılmaktadır. Günümüzde iktisadi eşitsizlikleri açıklamakta önemli bir gösterge olarak kullanılan gelir dağılımı eşitsizliğinin vardığı boyutlar devletin gelir dağılımına müdahale etme gereğini zorunlu hale getirmiştir. Kamu kesiminin gelir eşitsizliği sorununu ortadan kaldırmaya yönelik uyguladığı politikalarla etkin bir rol üstlendiği ve önemli bir sosyal politika aracı olarak kullanılan sosyal yardımlara ayrılan kaynağın artmasıyla yoksulluk oranında azalmalar görülmektedir. Ekonomik, sosyal, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla bir kısım sorunların da kaynağını oluşturan gelir dağılımı eşitsizliğinin ortadan kaldırılmasına yönelik kamu kesiminin yanı sıra çok sayıda sivil toplum kuruluşu mevcuttur. Bu kuruluşlar, yoksullukla mücadelede önemli işlevler yerine getirmekle beraber, kaynaklarının yetersizliği ve yerel yönetimlerle gerekli koordinasyonun sağlanamaması sebebiyle yeterli olmamaktadırlar. Bu çalışmanın amacı analize konu olan döneme ait sosyal yardım harcamalarının yoksulluk üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda yoksulluk ve sosyal yardımlar arasındaki ilişkiler 1987-2014 dönemine ait verilerle kısa ve uzun dönem için ARDL sınır testi yaklaşımı ile incelenmiş ve VECM Granger nedensellik testi ile bu iki değişken arasındaki ilişkinin yönü belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre yoksulluk ve çalışmada kullanılan diğer kontrol değişkenlerin uzun dönemde birlikte hareket etmekte olduğu, kısa dönemde ekonomik büyüme ve sosyal yardım harcamalarının hane halkı tüketim harcamalarını arttırarak yoksulluğu azaltan bir etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Gelir Dağılımı, Yoksullukla Mücadele
Gelir dağılımı eşitsizliğinin mikroekonomisi: Seçilmiş ülkeler üzerine panel veri analizi
Uzun yıllar boyunca iktisatçıların ilgi alanına giren gelir dağılımı eşitsizliği ve onu belirleyen unsurlar günümüzde de önemini korumaya devam etmektedir. İktisadi kalkınmada gelir dağılımı eşitsizliğini azaltıcı politikalar bütün ülke ekonomilerinin gündeminde önemli bir yer tutmaktadır. Çalışmalar uzun dönemde eşitsizlik azalmış olsa da ülke içi ya da ülkeler arası eşitsizliğin arttığını göstermektedir. Bu tez çalışmasının amacı, 2002-2013 dönemi için geniş bir veri seti üzerinden gelir dağılımı eşitsizliğini belirleyen faktörleri araştırmaktır. Ele alınan ülkeler Rusya, Romanya, Türkiye, Brezilya, Ukrayna, Peru, Gürcistan, Uruguay, Tayland, Slovakya Cumhuriyeti, Arjantin, Polonya, Macaristan, İzlanda ve İrlanda olarak seçilmişlerdir. Çalışmanın bulgularına göre, gelir dağılımı eşitsizliğini azaltmada beşeri sermaye ve işgücüne katılım en önemli sosyo-ekonomik değişkenler olarak ortaya çıkmıştır. Nitelik yönünden, nitelikli beşeri sermayenin önemi ve yanı sıra işgücüne katılımda pozitif enerjiye odaklanan verimli kurumsallaşma önemlidir. Nicelik olarak açıklanabilen ve fakat nitelik olarak da geliştirilmesi gereken unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle bundan sonraki bu alanda yapılacak araştırmaların bu değişkenlerde niteliği ölçen veri bulabilmesi ve bilgi sağlaması önemlidir.