Pain-postoperative

203 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Lomber laminektomi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrıya etkisi

Anksiyete ve depresyon ameliyat sonrası ağrı şiddetini etkileyen psikolojik risk faktörleri arasındadır. Bu araştırma, lomber disk hernisi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde LDH tanısı ile genel anestezi altında lomber laminektomi ve diskektomi ameliyatı geçiren hastalar çalışmanın evrenini, çalışmayadahil edilme kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ilk 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 8 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", 14 sorudan oluşan Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HADS)" ve "Görsel Ağrı Skalası(VAS)" kullanılarak toplandı. Lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi ile ilgili ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon bulguları incelendiğinde; hastaların anksiyete (HAD-A) puan ortalaması 7.60 (SS=3.61), depresyon (HAD-D) puan ortalaması 6.63 (SS=3.68) olarak bulundu. Erkek hastaların HAD-A ve HAD-D puan ortalamaları kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Araştırmaya katılan hastaların ameliyat sonrası VAS puan ortalamaları 5.13 (ss=1.50)olarak hesaplandı. HAD-A alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.528, p<0.01).HAD-D alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.569, p<0.01).Bu araştırma ameliyat sonrası şiddetli ağrı yaşama riski olan hastaların ameliyat öncesinde tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, ameliyat öncesi anksiyete ve depresyona karşı oluşacak stres cevabını önlemek amaçlı yapılacak erken müdahalenin, ameliyat sonrası ağrı şiddetini düşürdüğünü gösteren kavramsal bir model sağlamaktadır.

AnksiyeteAğrıAğrı-postoperatif+4
Barış Koluaçık
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Meme kanseri nedeniyle opere edilen hastalarda postoperatif analjezi amacıyla yapılan erektör spina plan bloğunun nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkisinin karşılaştırılması

Kadın meme kanseri tüm dünyada en sık tanı konulan kanserdir. Meme kanseri cerrahisi sonrası görülen nüks ve metastazın, konağın immün yanıtıyla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Anestezik ajanlar, cerrahi stres yanıtı modüle ederek veya doğrudan immün sistem hücrelerinin fonksiyonlarını bozar. Çalışmamızda Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı 'nda meme kanseri cerrahisi geçiren hastalarda postoperatif analjezi için kullandığımız yöntemlerden nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve erektör spina plan bloğunun, stres yanıt biyobelirteçleri olan nötrofil/lenfosit oranı ile platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışmamıza 18-75 yaş arası, tek taraflı meme kanseri cerrahisi planlanan, kadın cinsiyette ve çalışmaya katılmayı kabul eden 100 olgu dahil edildi. Bu olgular analjezi yöntemine göre, erektör spina plan bloğu yapılanlar (Grup E) ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç uygulananlar (Grup N) şeklinde 50 'şer kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastaların operasyon öncesi ve postoperatif 2. saatte alınan hemogram örneklerinde beyaz küre, lökosit, lenfosit, trombosit, hemoglobin, hematokrit, ortalama gövde hacmi ve ortalama trombosit hacmi değerleri kaydedildi. Çıkan sonuçlara göre preoperatif ve postoperatif nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı değerleri hesaplanarak kaydedildi. Hastaların postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat vizüel analog skala puanları kaydedildi. Her iki grupta beyaz küre, lökosit, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı postoperatif dönemde istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunurken, lenfosit, trombosit, hemoglobin ve hematokrit değerleri anlamlı düşük bulundu. Gruplar arası laboratuvar parametrelerinin preoperatif ve postoperatif ölçüm değişimleri kıyaslandığında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Postoperatif 0., 2., 4. ve 6. saat VAS skorları Grup E 'de istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Postoperatif 0. saate göre 4. ve 6. saat VAS skoru değişimi, Grup N 'de istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu. Sonuçta meme kanseri cerrahisinde postoperatif analjezi yönetiminde erektör spina plan bloğu ve nonsteroid antiinflamatuar ilaç kullanımı kıyaslandığında, nötrofil/lenfosit oranı ve platelet/lenfosit oranı üzerine etkilerinin birbirlerine üstünlük sağlamadığı, ancak etkin ağrı kontrolü için erektör spina plan bloğunun üstün olduğu kanısına vardık.

AnaljeziAğrıAğrı-postoperatif+7
Kübra Şahin Karadil
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obstetrik ve jinekolojik cerrahide transvers insizyonlarda iliohipogastrik sinirin sütur hattından uzaklaştırılmasının postoperatif ağrı üzerine etkisi : Randomize çift kör kontrollü çalışma

Amaç: Bu çalışmada Pfannenstiel insizyonuyla yapılan keside, kesi lateral uçlarından yağlı doku ile birlikte ilioinguinal ve iliohipogastrik sinir uçlarının uzaklaştırılması sonrası postoperatif ağrının azaltılması ve hastanın yaşam kalitesinin yükseltilmesi amaçlanmıştır. Yöntem ve Gereç: Kliniğimizde Aralık 2022 - Şubat 2023 tarihleri arasında prospektif olarak yapılan bu çalışmada, Tekirdağ Namık Kemal Üniversite Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde Pfannenstiel insizyonuyla Sezaryen doğum operasyonu geçiren 46 gebe hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilme kriterlerine uyan gebe hastalar kabul edilmiştir. Çalışmamız, deney ve kontrol grubu olmak üzere iki grup üzerinde yapılmış olup, hastaların insizyon hattındaki postoperatif ağrıları Visual Analog Skala (VAS) skorlaması ve APS-POQ- R-TR ölçeği ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Çalışmamız gruplara göre değerlendirildiğinde olguların yaşları, kilo ve VKİ ölçümleri, gebelik haftaları, medeni durum ve eğitim durumu oranları , operasyondan önce ağrı görülme oranları , ameliyat tipleri, gruplara göre ağrı giderilmesi için ilaç dışı yöntem kullanımı ve ilaç dışı yöntem için teşvik sıklığı oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Gruplara göre olgulara ağrı tedavisi ile ilgili bilgi verilme oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmazken (p>0,05); verilen bilginin faydası gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p=0,018; p<0,05). Deney grubuna ağrı tedavisi ile ilgili verilen bilginin fayda puanı, kontrol grubundan anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. Gruplara göre olguların postop 1.gün VAS ağrı skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,043; p<0,05); deney grubunun VAS skorları, kontrol grubundan daha düşüktür. Gruplara göre olguların postop 10.gün ve 1.ay VAS ağrı skorları istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir (p>0,05). Deney grubu olguların postop 1.gün, 10.gün ve 1.a VAS ağrı skorlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,023; p<0,05). Yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda; olguların postop 1.güne göre postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,045; p<0,05). Olguların postop 1.güne göre postop 10.gün ve postop 10.güne göre postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki değişim ise anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kontrol grubu olguların postop 1.gün, 10.gün ve 1.a VAS ağrı skorlarındaki değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001; p<0,01). Yapılan ikili karşılaştırmalar sonucunda; olguların postop 1.güne göre 10.gün ve postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki düşüş 61 istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (sırasıyla p=0,039; p=0,001; p<0,05). Olguların postop 10.güne göre postop 1.ay VAS ağrı skorlarındaki değişim ise anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Gruplara göre olguların ağrı şiddeti ve uyku bozukluğu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,009; p<0,01); deney grubunun ağrı şiddeti ve uyku bozukluğu puanları, kontrol grubundan daha düşüktür. Gruplara göre olguların aktiviteye etkisi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,012; p<0,05); deney grubunun aktiviteye etkisi puanları, kontrol grubundan daha düşüktür. Gruplara göre olguların Amerikan ağrı derneği ağrıya yönelik revize hasta bakım ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,003; p<0,01); deney grubunun toplam puanları, kontrol grubundan daha düşüktür. Sonuç: Araştırmamızda, ilioinguinal ve iliohipogastrik sinirlerin pfanensteil insizyonla uzaklaştırılmasıyla postoperatif ağrının azaltılması amaçlanmıştır. Çalışmamız, pfanensteil insizyonda sinir sıkışmasının önlenmesi ve postoperatif ağrı yönetimi konusunda önemli bulgular sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Pfanensteil insizyon, ilioinguinal iliohipogastrik sinir uzaklaştırılması, postoperatif kasık ağrısı..

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi+4
Gulandam Panahalıyeva
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

9-18 yaş grubu çocuklarda cerrahi dren çekilmesi sırasında buz paketi ve ılık jel ped kullanımının çocuğun ağrı, anksiyete düzeyi ve fizyolojik parametrelerine etkisi

Bu araştırma, 9-18 yaş grubu çocuklarda, cerrahi dren çekilmesine bağlı oluşan ağrı ve anksiyetenin yönetiminde buz paketi ve ılık jel ped uygulamasının etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Araştırma, Temmuz 2024-Nisan 2025 tarihleri arasında Adana Şehir Hastanesi, çocuk cerrahi servisinde yatmakta olan, major abdominal cerrahi sonrası cerrahi drenaj sistemi ile takip edilen 9-18 yaş arası çocuklar ile yapıldı. Araştırmanın örnekleminde toplam 99 çocuk (buz paketi uygulanan 33 çocuk, ılık jel ped uygulanan 33 çocuk, kontrol grubu, 33 çocuk) yer aldı. Buz paketi grubunda yer alan çocukların dren giriş bölgesinin etrafı soğuk buz paketleri ile soğutuldu. Ilık jel ped grubunda yer alan çocukların ise dren etrafını komple sarabilecek formda bulunan oda sıcaklığında bekletilmiş jel pedler kullanıldı. Kontrol grubunda yer alan çocuklara ise herhangi bir müdahalede bulunulmadı. Araştırmanın verilerinin toplanması amacıyla, Tanıtıcı Bilgi Formu, Sayısal Ağrı Ölçeği, Vital Bulgu Takip Formu, Çocuklar İçin Durumluk Anksiyete Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde uygun istatistiksel analizler kullanıldı. İşlem öncesi dönemde çocukların ağrı ve anksiyete puanları açısından gruplar arası fark saptanmadı (p>0,05). İşlem sırası ve sonrası ağrı; işlem sonrası anksiyete ölçümlerinde ise gruplar arası anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). İşlem öncesi ve sonrası dönemde ölçülen kan basıncı ve saturasyon değerleri açısından gruplar arası anlamlı bir fark saptanmadı. Nabız ölçümü için işlem öncesi dönemde gruplar arası istatistiksel fark saptandı (p<0,05). İşlem sonrası dönemde ise gruplar arası fark saptanmadı (p>0,05). Solunum sayısı ölçümü açısından ise işlem öncesi gruplar arası anlamlı bir fark saptanmamış olmasına karşın işlem sonrası dönemde gruplar arası anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Araştırma sonucunda, buz paketi ile soğuk uygulamanın dren çekilmesine bağlı oluşan ağrı ve anksiyetenin azaltılmasında etkili bir yöntem olduğu sonucuna varıldı. Buz paketi ile soğuk uygulama gibi kanıt temelli fiziksel müdahalelerin, dren çekilmesine bağlı ağrı ve anksiyetenin azaltılması amacıyla kullanımının yaygınlaştırılması ve tıbbi bir prosedür olarak değerlendirilmesi önerilmektedir.

Ağrı-postoperatifÇocuk hemşireliği
Abdurrahman Başkurt
Tarsus University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi uygulanan hastalarda gelişen postdural ponksiyon baş ağrısı insidansı, predispozan etkenlerin incelenmesi ve uygulanan tedavinin değerlendirilmesi

Spinal Anestezi Uygulanan Hastalarda Gelişen Postdural Ponksiyon Baş Ağrısı İnsidansı, Predispozan Etkenlerin İncelenmesi ve Uygulanan Tedavinin Değerlendirilmesi Postdural ponksiyon baş ağrısı (PDBA), spinal anestezi sonrasında hasta mobilizasyonunun gecikmesine, taburculuğun ertelenmesine, tekrar hastaneye kabulün artmasına ve morbiditeye neden olabilir. Amacımız spinal anestezi işlemi sonrası gelişen postdural ponksiyon baş ağrısının sıklığı, predispozan etkenlerin ve uygulanan tedavilerin incelenmesidir. Elektif cerrahi ve spinal anestezi planlanan 18 yaş ve üzeri, ASA risk skoru I/II/III olan 399 hasta etik kurul onayı alınarak çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların demografik verileri, ek hastalık durumu, baş ağrısı öyküsü, ameliyat türü ve ASA skoru sorgulandı. Spinal anestezi uygulama teknikleri, kullanılan iğne ve lokal anestezik ajan özellikleri, uygulayan hekimin deneyimi, uygulamaya ve hastaya ilişkin faktörler kaydedildi. Hastalar postoperatif dönemde taburcu olana kadar hastane cerrahi servisinde, taburculuk sonrası 3. ve 7. günlerde telefonla aranarak takip edildi. Hastaların mobilize edilme zamanı, hastanede kalış süresi ve verilen sıvı miktarı takip edildi. Baş ağrısı gelişen hastalara uygulanan tedavi protokolleri ve tedavi başarısı incelendi. Postdural ponksiyon baş ağrısının insidansı %31,1 saptandı. Genç yaş, kadın cinsiyet, obstetrik hasta grubu, çoklu lomber ponksiyon girişimi ve paramedian girişimin bulunması predispozan etkenler olarak saptandı. Ek hastalık mevcudiyeti, hipertansiyon varlığı ve baş ağrısı öyküsü PDBA azaltan etkenler olarak saptandı (p<0.05). Vücut kitle indeksi, iğne çapı, lokal anestezik barisitesi, kullanılan adjuvan ilaçlar, işlem yapılma pozisyonu, girişim seviyesi ve uygulayıcı deneyimi ile PDBA arasında anlamlı bir ilişki gözlemlenmedi (p>0.05). Başarısız nöroaksiyel işlemlerin deneyimli uygulayıcıya yönlendirilmesi deneyim ile PDBA ilişkisinin olmamasına sebep oldu. PDBA tanısı alan hastalara konservatif, farmakolojik tedavilerin uygulandığı ve genellikle başarı ile sonuçlandığı görüldü. Tedavilere yanıt alınamaması nedeniyle sadece bir hastada epidural kan yaması uygulaması planlandı ancak hastanın reddetmesi nedeniyle gerçekleştirilemedi. PDBA gözlenen 124 hastanın 119'unun (%95,9) etkin tedavi aldığı gözlendi. Postdural ponksiyon baş ağrısı risk faktörlerinin iyi anlaşılmasıyla birlikte, klinisyenlerin spinal anestezi uygularken dikkatli olmaları önemlidir. Her nöroaksiyel girişimden sonra hastaların uygulayıcı tarafından sıkı takip edilmesi, postdural ponksiyon baş ağrısı konusunda eğitilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Postdural ponksiyon baş ağrısı, Spinal anestezi, Epidural kan yaması, Nöroaksiyel anestezi

Anestezi ve analjeziAnestezi-spinalAğrı-postoperatif
İlkay Türköz
Süleyman Demirel University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Elektif total abdominal histerektomi yapılan hastalarda transversus abdominis plan (TAP) blok ve transversalis fasya plan (TFP) bloğunun postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması

Total abdominal histerektomi, kadınlarda en sık uygulanan cerrahi operasyonlardan olup hastalarda postoperatif dönemde belirgin ağrı ve rahatsızlığa neden olmaktadır. TAP blok abdominal histerektomi dahil olmak üzere abdominal cerrahi yapılan pek çok hastada postoperatif analjezi için sıklıkla uygulanmaktadır. TAP bloğa göre daha yeni bir alan bloğu olan TFP blok ise özellikle ilioinguinal ve iliohipogastrik sinirin duyu inervasyonunu sağladığı iliak kemik grefti, sezaryen, inguinal herni gibi T12-L1 dermatomunu içeren cerrahi geçiren hastalarda uygulanmaya başlanmıştır. Bu çalışmada amacımız; genel anestezi altında abdominal histerektomi geçiren hastalarda TFP bloğun TAP bloğa göre; analjezik etkinlik, hasta memnuniyeti, mobilizasyon ve hastanede kalış süresi açısından bir alternatif olarak rutin uygulamada kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Etik kurul onamının alınmasının ardından araştırmaya katılmayı onaylayan ve benign uterin neoplazm tanısıyla genel anestezi altında total abdominal histerektomi uygulanan toplam 74 hastaya postoperatif analjezi sağlamak amacıyla bilateral TAP ve TFP blok uygulanılarak hastalar iv tramadol PCA cihazı ile takip edildi. Hastalara aynı zamanda multimodal analjezi yaklaşımı doğrultusunda 1 gr iv parasetamol ve 4 mg iv ondansetron uygulandı. Araştırmada değerlendirilen veriler preoperatif anestezi değerlendirme formlarından ve postoperatif hasta takibi ile elde edilmiştir. TAP ve TFP blok gruplarındaki hastaların demografik özellikleri benzerdi. Postoperatif dönemde hastaların NRS skorlarına baktığımızda ise 30. dk, 1 ve 2. saatte her iki grubun ağrı skorları benzer bulunmuştur. 12. ve 24. Saatlerdeki NRS skorlarında ise TFP blok grubu istatiksel olarak belirgin şekilde daha az ağrı skorlarına sahipti. Hastaları opioid tüketimi açısından karşılaştırdığımızda ise, 0-6 ve 6-12. Saatlerde her iki grupta da PCA opioid tüketimi benzer bulunmuştur. 12-24. Saat aralığında PCA opioid tüketimine baktığımızda ise TFP blok grubunda TAP blok grubuna göre opioid tüketimi belirgin olarak daha az bulunmuştur. Her iki grubu 24 saatlik total opioid kullanımı, kurtarıcı analjezik ihtiyacı ve tüketimi açısından değerlendirdiğimizde ise TFP blok grubunda total opioid tüketimi ve kurtarıcı analjezik kullanımı daha az olmasına karşın bu fark istatiksel olarak anlamlı düzeyde bulunmamıştır. Opioid tüketimine bağlı görülebilecek yan etkilere bakıldığında ise iki grupta da sadece bulantı ve kusma görüldü. Bloğa bağlı komplikasyon hiçbir hastada görülmedi. Yapılan blok türüne göre hasta memnuniyeti ve hastanede kalış süresi arasında istatiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada genel hasta memnuniyetinin çok yüksek ve ortalama hastanede kalış süresinin 1,8±0,78 gün olduğu bulunmuştur. Total tramadol tüketimi ile hasta memnuniyeti ve hastanede kalış süresi arasındaki ilişkiye baktığımızda ise tramadol tüketiminin az olduğu hastalarda memnuniyetin çok daha yüksek ve hastanede kalış süresinin ise daha az olduğu görülmüş bu sonuç istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak, abdominal histerektomi yapılan hastalarda TFP bloğun da TAP blok gibi multimodal analjezinin bir parçası olarak uygulanabileceği, postoperatif analjezide TFP bloğun en az TAP blok kadar etkin ve bazı yönlerden daha iyi bir ağrı kontrolü sağladığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Transversalis Fasya Plan blok, Transversus Abdominis Plan blok, total abdominal histerektomi, postoperatif analjezi, ultrason, opioid, ERAS protokolü.

AnaljeziAğrı-postoperatifHisterektomi+3
Bensu Karakoyak Yağcı
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirmesinde Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin geçerlilik çalışması

Bu araştırma, "Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin" kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirilmesinde geçerliliğinin test edilmesi amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kasım 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, kardiyotorasik cerrahi geçiren 152 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Renk Çemberi Ağrı Ölçeği", "Wong Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır". Ölçeğin Türk toplumuna uyarlanması aşamasında, alan uzmanlarının görüşleri alınarak, Türk toplumunda ağrı yoğunluğunu yansıtan turuncu ve kahverengi renkleri ölçeğe dahil edilmiştir. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde kapsam ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Kapsam geçerliliği için tüm maddelerin kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerler kabul edilebilir bulunmuştur. Araştırmada, ölçüt geçerliliğinin test edilmesinde ve uyumun değerlendirilmesinde "Wong-Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Ölçekler arasında pozitif yönlü kuvvetli ilişki ve mükemmel uyum bulunmuştur. Renk Çemberi Ağrı Ölçeği, Türk toplumunda kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastalarda postoperatif ağrı değerlendirmesinde geçerli bir ölçüm aracı olarak kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı değerlendirmesi, ağrı ölçeği, kardiyotorasik cerrahi, postoperatif ağrı, geçerlilik, hemşirelik bakımı

AğrıAğrı ölçümüAğrı şiddeti+5
Sabri Okan Demiryürek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Terapötik oyunun sünnet öncesi ve sonrası dönemde çocuklardaki ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeyleri üzerine etkisi

Araştırma, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda sünnet öncesi ve sonrası dönemde uygulanan terapötik oyun yönteminin ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel tasarım tipinde gerçekleştirildi. Çalışmanın evrenini; bir eğitim araştırma hastanesinin çocuk cerrahi servisindeki çocuklar, örneklemini ise örneklem seçim kriterleri kapsamındaki Şubat 2020-Haziran 2020 tarihleri arasında sünnet olan 3-6 yaş arası çocuklar oluşturdu. Deney (n=60) ve kontrol grubu (n=60) olmak üzere toplam 120 çocuk araştırmaya dahil edilerek çocuklar gruplara bilgisayarlı randomizasyon yöntemiyle atandı. Verilerin toplanmasında; "veri toplama formu", "FLACC ağrı skalası", "CEMS kaygı ölçeği" ve ebeveynler için "STAI-1 Durumluk Kaygı Ölçeği" kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan çocuklar ve ebeveynlerin tanıtıcı özellikleri gruplar arasında benzerdi (p>0,05). Ameliyat öncesi ve sonrası dönemde deney grubundaki çocukların ağrı ve anksiyete puan ortalamaları ile ebeveynlerinin anksiyete puan ortalamaları kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktü (p<0,05). Ebeveynlerin anksiyete düzeyleri ile çocukların anksiyete ve ağrı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki vardı (p <0,05). Araştırma sonuçları doğrultusunda; ameliyat öncesi ve sonrası dönemde terapötik oyun yönteminin, çocukların ağrı ve anksiyete düzeyleri ile ebeveynlerin anksiyete düzeylerinin azalmasında etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Çocuk Hemşireliği, Terapötik Oyun, Oyun, Oyun Terapi

Ana-babaAnksiyeteAğrı+6
Sinem Metlek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev programlarının etkinliğinin karşılaştırılması

Çalışmanın amacı osteoartrit nedeniyle total diz artroplastisi sonrası önerilen broşür ve video bazlı ev egzersiz programlarının etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya katılan hastalar randomize olarak video bazlı ev egzersiz programı grubu (n=20) ve broşür bazlı ev egzersiz grubu (n=20) şeklinde iki gruba ayrıldı. Her iki gruba hastanede yattığı süre boyunca araştırmacı fizyoterapist tarafından ortopedik rehabilitasyon uygulandı. Hastalar taburcu olduktan sonra atandığı gruba göre ev egzersiz programı verildi. Broşür bazlı ev egzersiz programı önerilen gruba bir broşür sayfası verilirken, video bazlı ev egzersiz programı önerilen hasta grubuna aynı egzersizlerin olduğu video link olarak verildi. Hastalar taburculuklarında, postoperatif ikinci ve altıncı haftada değerlendirildi. Ağrı değerlendirmesi için Visüel Analog Skala (VAS), Eklem Hareket Açıklığını (EHA) değerlendirmek için universal gonyometrik ölçüm ve fiziksel performansı değerlendirmek için 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Merdiven İnip Çıkma Testi ve Zamanlı Kalk Yürü Testi kullanıldı. Fonksiyonellik düzeyi Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri İndeksi (WOMAC) ile fonksiyonel değerlendirmesinin günlük yaşam kalitesi düzeyi ise Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) ile sorgulandı. Cerrahi sonrası ikinci ve altıncı haftada grup içi değerlendirmede Fleksiyon EHA, VAS, 6 DYT, Zamanlı Kalk Yürü Testi, Merdiven İnip Çıkma Testi ve WOMAC alt parametrelerinden ağrı ve fiziksel fonksiyondaki değişimin her iki grupta da benzer şekilde anlamlı olarak arttığı görülürken (p<0,005), gruplar arası karşılaştırmada cerrahi sonrası video bazlı ev egzersiz grubu lehine fleksiyon EHA, 6 DYT, zamanlı kalk yürü testi, merdiven inip çıkma testi ,Womac sertlik ve fiziksel fonksiyon alt parametreleri arasında anlamlı farlılıklar olduğu görülmüştür (p<0,005). Sonuç olarak total diz artroplastisi sonrası hastaya önerilen video bazlı ev egzersiz programının broşür bazlı programa göre yaşam kalitesi ve fonksiyonellik açısından daha olumlu etkilere sahip olduğu görüldü.

ArtroplastiAğrıAğrı-postoperatif+7
Feyza Nur Biçen Aslan
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastalarda ebeveynler için postoperatif ağrı değerlendirme ölçeği kısa formunun Türkçeye uyarlama, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması

Bu araştırma "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu"nun günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastalarda Türkçeye uyarlama, geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasının yapılması amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi Kulesi Çocuk Cerrahi Servisi'nde Aralık 2020-Aralık 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma örneklemini günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastaların 150 ebeveyni oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Çocuk Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu" ve "Ağrı Yüz Ölçeği Dikey Formu" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde dil, kapsam, yapı ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği ise iç tutarlılık analizi ve testin iki yarıya bölünmesi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Kapsam geçerliliğine yönelik tüm maddeler için kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerlerin kabul edilebilir aralıkta olduğu görülmüştür. Yapı geçerliliği için açıklayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda madde 5'in çıkarım değeri 0,30'dan düşük olduğu için ölçekten çıkarılmış ve 9 maddeden oluşan iki faktörlü yapıda bir ölçek elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analiziyle hesaplanan uyum değerleri kabul edilebilir sınırlar içerisinde bulunmuştur. Ölçüt geçerliliği için "Ağrı Yüz Ölçeği Dikey Formu" kullanılmış ve her iki ölçeğin ölçüm sonuçları ilişkili bulunmuştur. İç tutarlılık analizi sonucuna göre ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,759 bulunmuştur. Sonuç olarak "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu"nun 9 maddeden ve iki alt boyuttan oluşan Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak kabul edilmiştir.

Ana-babaAyaktan cerrahi işlemlerAğrı+6
Bilge Uğraş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Lomber disk herni ameliyatı esnasında dinletilen müziğin hastaların fizyolojik parametrelerine ve ağrı düzeylerine etkisi

Amaç: Lomber disk herni ameliyatı esnasında, dinletilen müziğin hastaların fizyolojik parametreleri ve postoperatif ağrı düzeylerine etkisini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Araştırma, Ordu il merkezinde bulunan bir devlet hastanesinin Beyin ve Sinir Cerrahi kliniğine başvuran lomber disk herni ameliyatı olan 76 hastayla yapıldı. Nisan 2023- Ağustos 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Vizüel Ağrı Skalası ve Fizyolojik Parametre Çizelgesi kullanılarak toplandı. Deney grubunda olan hastalara intraoperatif dönemde 30 dakika Hüseyni makamı müzik dinletildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, gruplara göre kategorik verilerin karşılaştırılmasında ki-kare testi ve Fisher's Exact Test kullanıldı. Bulgular: Ameliyat öncesi ve ameliyattan 15 dakika sonra ağrı puan ortalaması karşılaştırıldığında; deney ve kontrol grubundaki hastaların ameliyattan 15 dakika sonraki ağrı puan ortalamalarının, ameliyat öncesine göre anlamlı bir şekilde düşük olduğu bulundu. Uyandırma ünitesinde 15 dakika sonraki ölçümde deney grubundaki hastaların sistolik kan basıncı ortalamasının kontrol grubundaki hastalara göre daha düşük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Hastaların solunum değerleri ortalamalarının ameliyat öncesi, ameliyat sırasında 10. dakika, 20. dakika, 30.dakika ve uyandırma ünitesine alındıktan 15 dakika sonrası ölçümleri incelendiğinde; deney grubu ve kontrol grubunun (grup etkisi) solunum değerleri ortalamaları farkının ve zaman etkisi farkının istatistiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi. Deney ve kontrol grubu hastaların grup içi zamana göre satürasyon değeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılığın olduğu, yapılan ileri analiz sonucunda bu farklılığın hem deney hem de kontrol grubunda ameliyattan 15 dakika sonraki ölçüm ile ameliyat sırası 10. dakika, 20. dakika ve 30. dakika arasında olduğu belirlendi. Sonuçlar: Lomber disk hernisi nedeniyle ameliyat olan hastalarda müzik dinletisinin ağrı düzeyinin düşmesinde kontrol grubuna göre güçlü düzeyde etkilediği belirlendi. Hastaların fizyolojik parametrelerinin deney grubunda kontrol grubuna göre daha stabil olduğu saptandı.

Ağrı-postoperatifBel ağrısıFizyolojik olaylar+2
Oğuzhan Kurnaz
Ordu University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Total kalça artroplasti cerrahisi sonrası kadınların ve partnerlerinin cinsel yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırmada, total kalça artroplasti cerrahisi geçiren kadınlarda, cer-rahi sonrasında kendilerinde ve eşlerinde cinsel yaşam kalitesinin ve performansının değerlendirilmesi amaçlandı. Yöntem: Araştırmaya İstanbul'da bulunan hastanelere başvuran ve TKA cer-rahisi geçiren 60 kadın hasta ve partnerleri dahil edildi. Katılımcılardan TKA cerrahisi sonrası üç, altı ay ve bir yıl sonraki cinsel aktiviteleri Yeni Cinsel Doyum Ölçeği kullanılarak, anket yöntemiyle değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların cinsel yaşamlarındaki kolaylık yaşama düzeyleri üçüncü ayda %11.5, altıncı ayda %46.2 ve bir yılın sonunda %81.7 düzeyindeydi. Cinsel yaşam kalitesinin artmasına neden olan hareket kabiliyetindeki artış üçüncü ayda %21.4, altıncı ayda %62.5 ve bir yılın sonunda %68.4 düzeyindeydi. Ben mer-kezli ve eş/partner/cinsel aktivite merkezli cinsel yaşam kalitesinin demografik özellik gruplarına göre farkları istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Ameliyat öncesi tüm hastaların ortalama cinsel yaşam kalitesinin üzerinde olanların oranı %21.2 olup, ameliyat sonrası bu oran %61.5'e yükselmişti. Ameliyat öncesi Görsel Analog Skalaya göre 4 olan cinsel kalite düzeyi ortalaması, ameliyat sonrasında 6'ya yükselmişti. Sonuç: TKA sonrası bireylerin hareket kabiliyetlerinin artması istatistiksel ola-rak anlamlı şekilde hem cinsel yaşam kalitelerini, hem de cinsel yaşam düzeylerini olumlu yönde etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Total kalça artroplasti cerrahisi, cinsel yaşam kalitesi, ha-reket kabiliyeti, ağrı.

ArtroplastiAğrı eşiğiAğrı-postoperatif+6
Gizem Adlı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kaudal epidural blok uygulanan 0-8 yaş çocuk hastaların retrospektif incelenmesi

Pediatrik hastalarda postoperatif ağrının değerlendirilmesi oldukça zor ve tartışmalıdır. Biz bu çalışma ile kaudal blok sonrası FLACC skalası kullanılarak yapılan postoperatif erken ağrı yönetimini değerlendirmeyi amaçladık. 1 Şubat-1 Ağustos 2020 tarihleri arasında genel anestezi altında cerrahi öncesi kaudal blok uygulanan 0-8 yaş arası çocukların anestezi kayıtları değerlendirildi. İntraoperatif, postoperatif kullanılan opioid miktarı ve FLACC skalası puanları kayıtlardan elde edildi. Kaudal blok uygulanan 87 hastadan 78'i çalışmaya dahil edildi. Hastalar yaşları 1-24 ay (n=37) ve 24-96 ay (n=41) olmak üzere iki grupta değerlendirildi. Hastaların %7,7'sinde (n=6) intraoperatif opioid gereksinimi gözlendi. Erken postoperatif dönemde FLACC ≥4 olan 9 hastada (%11.5) fentanil uygulanması gerektiği gözlendi. İntraoperatif ve erken postoperatif dönemin her ikisinde de opioid ihtiyacı olan 1 hasta olduğu görüldü. Bu şekilde blok başarı oranı %98.7 olarak değerlendirildi. Postoperatif 1., 2. ve 3. saatlerde FLACC skoru ≥4 olmasına rağmen hastaların tek doz opioid aldıkları gözlendi. Yaş alt grupları FLACC skorları ve bu skorların postoperatif 3 saat içerisindeki değişimleri benzer bulundu. İdrar retansiyonu ve motor blok komplikasyonları gözlenmedi. 24-96 ay yaş grubundaki 4 hastada parestezi gözlenirken 1-24 ay yaş grubunda parestezi olmadığı gözlendi. Bu farkın sebebinin 1-24 ay yaş grubunda rahatsız edici uyuşukluk hissini ifade edememeleri ve bu durumun yüksek FLACC skoruna rağmen opioid kullanılmamasının nedeni olduğu düşünüldü. Çalışmamızın verileri, anestezistin postoperatif ağrı yönetiminde opioid uygulama kararını verirken FLACC skalasını bir parametre olarak düşündüğü, ancak tek başına belirteç olarak kullanmadığı bilgisini desteklemektedir. Anahtar kelimeler: Kaudal Blok, Pediatrik hastada rejyonel anestezi, FLACC skalası, Postoperatif ağrı

Anestezi-epiduralAnestezi-kaudalAnestezi-kondüksiyon+4
Evrim Burcu Turan Akar
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Torakotomi sonrası ağrı yönetimi için kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada posterolateral torakotomi operasyonlarında ultrasonografi eşliğinde yapılan erektör spina plan (ESPB) bloğu, serratus anterior plan (SAPB) bloğu ve cerrahi ekip tarafından yapılan interkostal sinir bloğunun (İCNB) postoperatif ağrı skorları, opioid, ek analjezik tüketimi, postoperatif komplikasyonlar ve hastane yatış süreleri açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmamız için Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu 17.12.2019 tarihli ve 2019/29-10 karar numarası ile onay alınmıştır. Çalışmamız, Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği'nde 1 Ekim 2019- 1 Haziran 2021 tarihleri arasında Göğüs Cerrahisi ABD tarafından cerrahi tedavi uygulanmış hastaların kayıtları incelenerek gerçekleştirilmiştir. Elektif posterolateral torakotomi yapılmış 18 yaş ve üstü, ASA skoru0.05). Postoperatif tüm saatlerde üç grup arasında istirahat VAS düzeyleri ve öksürürken VAS düzeyleri yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 (SAPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları post-op tüm saatlerde anlamlı fark göstermiştir (p<0.05). Grup 2 (ESPB grubu) ile grup 3 (İCNB grubu) ağrı puanları arasında da tüm saatlerde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Grup 1 ile grup 2 ağrı puanları postoperatif 1. saatte anlamlı fark göstermiştir (p=0.014). Diğer saatlerde grup 1 ile grup 2 ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0.05). Gruplar arasında farklı saatlerde alınan morfin dozları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05). Grupların HKA deneme sayılarına bakıldığında grup 2 ve grup 3 arasında 4. ve 6. saatlerde istatiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ek analjezik gereksinimi yönünden grup 3'teki hastalarda hem grup 1, hem de grup 2'ye göre daha fazla ek analjezik ihtiyacı olmuştur (p=0.034, p<0.001). Grup 1'de ek analjezik kullanımı olan hasta sayısı grup 2'deki hasta sayısına göre daha fazla bulunmuştur. Postoperatif kalp hızı, ortalama arter basıncı, SpO2 değerleri arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Gruplar arasında atelektazi gelişme sıklığı en düşük olan grup 2 olup en yüksek olanın ise grup 3 olduğu görülmüştür. SONUÇ: Çalışmamızda, multimodal analjezinin bir parçası olan erektör spina plan ve serratus anterior plan bloklarının, interkostal sinir bloğuna göre torakotomi yapılan hastalarda VAS skorlarını düşürdüğü, ek analjezik tüketimini azalttığı, postoperatif atelektaziyi de azalttığı görülmüştür. Fasiyal alan bloklarının kendi içindeki karşılaştırmasında ise VAS skorları arasında anlamlı fark olmadığı; ancak ek analjezik kullanımı ve postoperatif atelektazi gelişiminde ESPB'nin öne çıktığı görülmektedir. Bu nedenle öncelikle fasiyal alan bloklarının, fasiyal alan blokları arasında da ESPB'nin torakotomi sonrası ağrı kontrolünde iyi bir alternatif olduğu düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Torakotomi, Erektör Spina Plan Bloğu, Serratus Anterior Plan Bloğu, İnterkostal Sinir Bloğu, Post-torakotomi Ağrı

AnaljeziAğrıAğrı yönetimi+4
Ebru Küçükçotur Kokurcan
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Benign jinekolojik abdominal operasyon sonrası uygulanan kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin ağrı yönetimine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Benign jinekolojik abdominal cerrahi operasyonlar kadını psikolojik, fizyolojik ve sosyoekonomik yönden etkilemektedir ve sonrasında kadınlar ağrı, anksiyete, enfeksiyon, memnuniyetsizlik gibi iyileşmesini olumsuz etkileyecek durumlar yaşayabilmektedirler. Bu araştırma benign jinekolojik abdominal operasyondan sonra uygulanan kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin ağrı yönetimine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü G*Power Ver. 3.1.9.2 programı ile hesaplanmıştır. Kadınlar gruplara randomizasyon planına göre atanmıştır. Kinezyo bantlama grubunda 33, nefes egzersizi grubunda 33, kinezyo bantlama ve nefes egzersizlerinin birlikte uygulandığı grupta 33 ve kontrol grubunda 33 kadın olmak üzere örneklem seçim kriterlerine uygun 132 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma, Haziran 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, kişisel bilgiler formu, postoperatif izlem ve taburculuk risk değerlendirme formu ve Görsel Analog Skala aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde ve ki-kare testleri; sürekli değişkenler için ortalama, ortanca, "bağımsız örneklem t testi", "Mann Whitney U testi", "eşleştirilmiş t testi", "iki yönlü karma ANOVA", "Kruskal-Wallis varyans analizi" ve "tek ve çok değişkenli regresyon analizi" kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; tedavinin sonuçlandığı postoperatif 3. gün sonunda kadınların ağrı düzeyinde kontrol grubunda ortalama %64,2±7,2 oranında azalma olmuştur. Tedavinin sonuçlandığı postoperatif 3. gün sonunda kinezyo bantlama grubunda ağrı düzeyinde azalma oranı %75,1±6,5 iken, nefes egzersizi grubunda oranın %60,8±82,2 olduğu görülmüştür. Postoperatif 3. gün sonunda kinezyo bantlama ve nefes egzersizinin birlikte uygulandığı gruptaki ağrı düzeyinde azalma oranı ise %69,6±9,2 olarak belirlenmiştir. Tüm gruplarda ağrı düzeyindeki değişim oranı istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Kinezyo bantlama yönteminin tek başına uygulandığı grupta kadınların ağrısının daha yüksek oranla azaldığı saptanmıştır (p<0,05). Kinezyo bantlama uygulanan gruplarda kontrol ve nefes egzersizi gruplarına göre gaz-gaita çıkış saati ve yara yeri iyileşmesi açısından da istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, benign jinekolojik abdominal operasyonlardan sonra ağrı yönetiminde, gaz-gaita çıkış zamanının kısaltılmasında ve yara yeri iyileşmesinde uygulanan kinezyo bantlama yöntemi tek başına en etkili nonfarmakolojik yöntemdir. Bu nedenle çalışma sonuçlarımıza göre kinezyo bantlamanın, ağrının yönetiminde, gaz-gaita çıkış zamanının kısaltılmasında ve yara iyileşmesinin hızlandırılmasında hemşirelik alanına katkı sağlayabileceği ve bu alanlarda güvenli bir nonfarmakolojik yöntem olarak kullanılabileceği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Benign jinekolojik değişimler, postoperatif ağrı, kinezyo bantlama, nefes egzersizi, hemşirelik

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-abdominal+6
Sakine Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Koroner arter baypas greft cerrahisi hastalarında eğitimin etkililik beklenti, ağrı ve kaygı düzeylerine etkisi

Yarı deneysel tipteki bu araştırma, KABG cerrahisi hastalarında eğitimin etkililik beklenti, ağrı ve kaygı düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma kapsamına, Haziran 2018-Ekim 2018 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kalp ve Damar Cerrahi Anabilim Dalı Kliniği'nde yatan 18-65 yaş arasındaki 60 hasta dahil edildi. Kontrol ve girişim grubu olmak üzere hastalar iki gruba ayrıldı. Araştırma önce kontrol grubuna, daha sonra girişim grubuna uygulandı. Kontrol grubundaki hastalara rutinde uygulandığı şekilde klinik eğitim verilirken; girişim grubundaki hastalara klinik eğitiminin yanında eğitim kitapçığı ile eğitim verildi. Girişim ve kontrol grubundaki hastalara ameliyat öncesi klinikte Mini Mental Test, Hasta Bilgi Formu, Vizüel Analog Ağrı Skalası (VAS) ve Spielberg Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçeği uygulandı. Ameliyattan sonra klinikte 2. kez Spielberg Durumluluk Kaygı Ölçeği ve VAS ağrı ölçeği uygulandı ve taburcu olacakları gün 3. kez Spielberg Durumluluk Kaygı Ölçeği, Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği, VAS ağrı ölçeği ile birlikte eğitimi değerlendirme formu uygulandı. Araştırma verileri;SPSS for Windows 25.0 Paket Programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmanın sonucunda; girişim grubundaki hastaların Barnason Etkililik ölçek puan ortalamalarının 49.26±5.22, kontrol grubundaki hastaların 36.00±5.67 olduğu; girişim grubundaki hastaların %96.7'sinin aldığı eğitimden memnun olduğu, kontrol grubundaki hastaların %70.0'ının aldığı eğitimden memnun olmadığı; girişim grubundaki hastaların taburculuk günü Spielberg Durumluluk Kaygı Ölçeğinden aldıkları puan ortalamalarının 35.36±10.23, kontrol grubundaki hastaların ise 39.93±8.91 olduğu; girişim grubundaki hastaların taburculuk günü VAS ağrı puan ortalamalarının 1.13±1.04, kontrol grubundaki hastaların 2.63±1.47 olduğu ve aralarındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (t=1.841; p<0.05). Sonuç olarak, girişim grubu hastalarının taburculuk döneminde rutin klinik eğitim ile eğitim verilen hastalara göre etkililik beklenti düzeyinin daha yüksek, ağrı ve kaygı düzeylerinin daha düşük olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda; KABG cerrahisi hastalarının eğitiminde, rutin klinik eğitimin yanında eğitim kitapçığının da kullanılması; hastalarda özetkililiği arttırabilecek farklı eğitim yöntemlerini kapsayan farklı araştırmaların da yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Eğitim; etkililik beklenti; ağrı; kaygı; koroner arter baypas greft cerrahi

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi-kardiyovasküler+4
Şule Olgun
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Frezleme hızının implant stabilitesi ve postoperatif ağrı seviyelerine etkisinin incelenmesi

AMAÇ: Çalışmanın amacı, implant yuvası hazırlanması esnasında 50 rpm düşük devir irrigasyonsuz frezleme ve 800 rpm yüksek devir irrigasyonlu frezleme yöntemlerinin cerrahi sırasında oluşan rahatsızlık, postoperatif dönemde algılanan ağrı seviyeleri ve implant stabilitelerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ-YÖNTEM: Çalışmaya alt birinci molar diş bölgelerinde karşılıklı diş eksikliği bulunan 15 birey (8 erkek ve 7 kadın, yaş ortalaması: 38±15) dahil edildi. Dişsiz bölgelerin test veya kontrol grubuna dağılımı operasyon sırasında tam kalınlık flep kaldırılmasından sonra rastgele belirlendi. Test grubunda 50 rpm irrigasyonsuz frezleme, kontrol grubunda ise 800 rpm irrigasyon ile frezleme yapılarak implant yuvaları hazırlandı. Her iki grupta da standart çap ve boyda implant ve iyileşme başlıkları kullanıldı. Implantın primer ve sekonder stabilite değerleri başlangıç, 1,2 ve 3. Aylarda rezonans frekans analizi yöntemiyle değerlendirilirken, sert dokular başlangıç ve 3. ayda alınan paralel teknik periapikal radyografilerle değerlendirildi. Ayrıca, dişsiz bölgeye komşu dişlerin vitalite değerleri başlangıç, 1 ve 3. aylarda ölçülerek kayıt altına alındı. Dişsiz bölgedeki keratinize doku genişlikleri ise başlangıç ve 3. ayda ölçüldü. Aynı zamanda operasyon sırasında ve sonrası 1 hafta boyunca hastanın algıladığı ağrı seviyeleri VAS skalası yardımıyla kaydedildi. BULGULAR: Onbeş hastanın tümü planlanan şekilde çalışmayı tamamladı. Keratinize doku genişlikleri gruplar arasında anlamlı fark oluşturmazken grup içi başlangıç ve 3. ay arasında istatistiksel anlamlı fark saptandı (p<0,01). RFA ve vitalite değerlerinde ise tüm takip dönemlerinde grup içi ve guruplar arası kıyaslamada benzerdi. İlk kemik implant temas noktası grup içi kıyaslandığında her iki grup içinde başlangıca göre anlamlı seviyede azalma saptandı (Test Grubu içi p<0,01, Kontrol Grubu için p=0,01). Marjinal kemik kaybı her iki grupta benzer bulundu. Operasyon sırasında algılanan rahatsızlık seviyesi gruplar arasında benzerken, postoperatif 2.gün Test Grubunda ağrı anlamlı seviyede yüksektir (p<0,05). Grup içi kıyaslamada test ve kontrol gruplarında birinci gün algılanan ağrı seviyeleri sırasıyla 6,7. ve 5,6 ve 7. günlerden anlamlı seviyede yüksektir ( p< 0,05). SONUÇ: Her iki frezleme yöntemi de klinik olarak güvenli yöntemler olmasına karşın, yüksek devirde frezlemenin oluşan ağrı seviyesinde az bir avantaj sağladığı izlenmektedir. Ancak bu farkın klinik olarak anlamsız seviyede olduğu söylenebilir.

AğrıAğrı-postoperatifDental implantasyon+2
Aylin Avcı
Ege University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bilateral gömülü 3. molar cerrahisinde, konsantre büyüme faktörü (KBF) uygulamasının postoperatif ağrı ve ödem üzerine etkisinin araştırılması

Ağız içerisine çeşitli sebeplerden dolayı süremeyen ve gömülü kalan dişlerin çekim kararı verildikten sonra özellikle mandibular yirmi yaş dişi çekimi sonrası meydana gelen ağrı, ödem gibi hastanın sosyal hayatını etkileyen komplikasyonlar meydana gelmesi inflamasyonun doğal sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumun önüne geçmek için, hastanın operasyon sonrası konforunu arttırmak için operason öncesinde, operasyon sırasında ve operasyon sonrasında çeşitli teknikler kullanılmaktadır: İşlem öncesi premedikasyon, çekim soketlerine prf yerleştirilmesi, çeşitli flep dizaynları vs... Bu çalışmada hastaların postoperatif ödem ve ağrı miktarını azaltmak amacıyla gömülü yirmi yaş dişi çekim soketlerine; hastaya ek bir maliyet getirmeksizin kendi venöz kanınından elde edilmiş kontsantre büyüme faktörü yerleştirilmiştir. Bu çalışmaya Ege Üniverstesi Diş hekimliği fakültesi Ağız, Diş Ve Çene Cerrahisi Anabilim Dalı'na başvuran hiçbir sistemik hastalığı bulunmayan bilateral simetrik gömülü mandibular yirmi yaş dişine sahip ve çekim endikasyonu almış 49 hasta dahil edilmiştir. Standardizasyonu sağlamak amacıyla operasyonlar aynı cerrah tarafından yapılmış, konsantre büyüme faktörleri aynı cihaz tarafından elde edilmiş ve hastalara post-op aynı medikasyon uygulanmıştır. Hastaların aynı seansta çift taraflı gömülü yirmi yaş dişleri operasyonla alınıp çekim soketlerinden birine konsantre büyüme faktörü yerleştirildi diğer çekim soketi ise kontrol amaçlı boş bırakıldı. Hastalar operasyon sonrası ikinci gün ve yedinci gün kontrole çağırılıp ödem miktarları ölçüldü ayrıca hastalara ağrılarının değerlendirilmesi için vas skalası uygulandı. Çalışmaya dahil edilen 49 hastanın post operatif ödem miktarlarının karşılaştırılması sonucu hem klinik olarak hem de istatiksel olarak konsantre büyüme faktörü yerleştirilen bölgede yerleştirilmeyen bölgeye göre daha az ödem meydana geldiği tespit edilmiştir. Ayrıca Vas skalası incelendiğinde yine KBF kullanılan tarafta istatiksel olarak daha az ağrı meydana geldiği görülmüştür(p<0,05). Sonuç olarak KBF' nin gömülü diş çekimi sonrası ödem ve ağrı oluşumunu azalttığı görülmüştür. KBF' nin ödem ve ağrı dışında ; cep derinliği üzerine etkisi, kanama üzerine etkisi , kemik remodelasyonu hızına etkisi gibi konularda yüksek sayıda hasta grubu içeren çalışmalarla değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Azı dişleriAğrıAğrı-postoperatif+4
Muharrem Güray Gümüşel
Ege University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şekillendirme sistemleri kullanılarak yapılan kanal tedavilerinde post operatif ağrı değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrısız, asemptomatik, devital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Kök kanal tedavisinin başarısını etkileyen faktörlerden biri kemo-mekanik şekillendirmenin uygun şekilde yapılmasıdır. Her dönem klinisyenlerin kök kanal şekillendirilmelerini daha efektif ve hızlı yapabilmeleri için farklı teknolojilerle geliştirilen döner eğe sistemleri piyasaya sunulmuştur. Bu in vitro çalışmanın amacı; Reciproc, Reciproc Blue ve Protaper Next döner eğe sistemlerini kullanarak yapılan kök kanal tedavisi sonrası hastaların postoperatif ağrılarının değerlendirilmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 18-65 yaş aralığında bulunan asemptomatik ağrısız, devital alt çene çok köklü toplam 36 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper Next (Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) ve Reciproc Blue (VDW, Münih, Almanya) olmak üzere 3 gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. Kök kanal tedavileri tamamlandıktan sonra hastaların 6, 12, 24 ve 72 saat ve 7. gündeki postoperatif ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Çalışmamızın sonuçlarına göre, ağrısız, asemptomatik, devital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur.

AğrıAğrı ölçümüAğrı-postoperatif+2
Nil Yalçınkaya
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Konservatif tedavi edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen interferansiyel akımın ağrı, omuz fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Bu prospektif, randomize çift kör, plasebo kontrollü çalışmanın amacı; konservatif takip edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen interferansiyel akım (İF) tedavisinin ağrı, omuz fonksiyonları, özürlülük, aktif eklem hareket açıklığı (EHA), analjezik ihtiyacı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve yöntem: Çalışmaya, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı polikliniğine başvuran, konservatif tedavi kararı verilen proksimal humerus kırıklı 32 hasta dahil edildi. Hastalar interferans (İF) grubu (n=17) ve plasebo grubu (n=15) olmak üzere iki gruba randomize edildi ve önceden belirlenen rehabilitasyon protokolü doğrultusunda, haftada 3 gün 4 hafta süre ile fizyoterapist eşliğinde egzersiz programına alındı. Ek olarak kırık proksimal humerus bölgesine egzersiz öncesi; İF grubuna, premodüle yöntem ile 100 Hz frekansında 20 dakika İF akım uygulandı. Plasebo grubuna ise aynı süre ile sham İF uygulandı. Hastalar 4.hafta, 10.hafta ve 22.haftada değerlendirildi. Bulgular: Bu çalışmada zaman ile VAS değeri, Constant skoru, DASH skoru, aktif EHA (fleksiyon, ekstansiyon, abduksiyon, internal ve eksternal rotasyon), analjezik ihtiyacı ve SF-36 alt başlıklarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, ağrı ve sosyal fonksiyon skoru her iki grupta da anlamlı şekilde iyileşme göstermiştir (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise Constant skoru, tüm vizitlerde İF grubunda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). VAS değeri, DASH skoru, aktif eksternal rotasyon, analjezik ihtiyacı ve SF-36 alt başlıklarından fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, ağrı ve sosyal fonksiyon skorunda gruplar arası anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Aktif EHA ölçümlerinden fleksiyon, ekstansiyon ve abduksiyon 10. ve 22.haftada; internal rotasyon ise tüm vizitlerde İF grubunda anlamlı şekilde daha yüksek ölçülmüştür (p<0,05). Tartışma: Kas iskelet sistemi hastalıklarında sıklıkla kullanılan İF akımın, kırıklı hastalarda kullanımına dair literatür verileri son derece kısıtlıdır. Yapılan deneysel ve klinik çalışmalarda İF akımın; kırık iyileşmesi, doku perfüzyonu ve kas gücü artışı üzerine etkili olduğunu gösteren çalışmalar bulunmakla beraber; çalışmaların hiçbiri proksimal humerus kırıklarında yapılmamıştır. Bu çalışmada; konservatif tedavi edilen proksimal humerus kırıklarında rehabilitasyona eklenen İF akımın, omuz fonksiyonları ve EHA'nı iyileştirme üzerine olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Özellikle ileri yaş ve deplase kırıklı hastalarda elde edilen bu başarılı fonksiyonel sonuçlar, konservatif ile cerrahi tedavi yöntemi arasında seçim yapmakta güçlük çeken ortopedik cerrahlara yol gösterici olacaktır. İF akımın, kırık kemik dokusu üzerine etkinliğinin, farklı klinik ve laboratuar yöntemlerle tesbit edildiği çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AğrıAğrı-postoperatifHumeral kırıklar+7
Emine Dede
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Donör nefrektomide preoperatif anksiyetenin anesteziden derlenme ve postoperatif ağrı üzerine etkisi

Böbrek transplantasyonu, son dönem böbrek yetmezliği olan hastalar için yaşam kalitesi ve uzunluğu açısından en etkili tedavi seçeneğidir. Günümüzde, dünyadaki tüm böbrek transplantasyonlarının %20-25'i canlı vericili olarak uygulanmaktadır. Preoperatif anksiyete, herhangi bir hastalık, hastanede yatma durumu, anestezi, cerrahi veya ne ile karşılaşılacağının bilinmemesinden kaynaklanan huzursuzluk ve endişeyle karakterize bir durumdur. Cerrahi girişim uygulanacak hastalarda genel olarak anestezi kaygısı, ölüm riskine ilişkin endişeler, özürlü olacağı endişesi, ağrıdan korkma, bedeni üzerinde denetimini kaybedeceği endişesi, cinsel yeterliliğin kaybı korkusu, çalışabilirliğini kaybedeceği endişeleri gelişir. Peroperatif dönemde hastanın eğitimi ve bilgilendirilmesi psikolojik açıdan ameliyata hazırlamada ilk basamaktır. Bilgilendirmenin kaygı, korku ve depresyon gelişimini, ameliyat sonrası analjezik gereksinimini azalttığı, hastanede yatış süresini kısalttığı birçok araştırmacı tarafından bildirilmiştir. Preoperatif anksiyetenin değerlendirilmesinde en çok kabul gören ve günümüzde modern anestezi uygulamalarında altın standart olarak kabul edilen yöntem STAI durumluluk ve süreklilik kaygı ölçeğidir. Genel anestezi uygulaması; operasyon öncesi değerlendirme ve medikasyon, anestezi öncesi hazırlık ve anestezi indüksiyonu, anestezi idamesi ve derlenme dönemi olmak üzere dört dönemden oluşur. Derlenme, intraoperatif bakımın sonlanmasından hastanın preoperatif fizyolojik durumuna dönünceye kadar devam eden bir süreçtir. Erken, ara ve geç derlenme dönemi olarak üç aşaması vardır. Erken derlenme dönemi, cerrahi girişimin sonunda başlar ve anestezi altındaki hastanın tekrar tamamen uyanık, cevap verir, koruyucu refleksleri ve kas gücünün tam geri dönmüş duruma gelmesi ile sonuçlanır. Bu dönem içerisinde birçok işlem aynı anda veya birbiri ardına yapılır. Bunlar hastanın uyanma kriterlerinin değerlendirilmesi, ekstübasyonu, solunumun değerlendirilmesi ve derlenme odasına transferidir. Hastalar postanestezik bakım ünitesinden faz II derlenme ünitesine geçmeden önce anestezist tarafından bir takım kriterler açısından değerlendirilmeli ve bu kriterlere uyan hastaların faz II derlenme ünitesine geçişi planlanmalıdır. Bu kriterlerin değerlendirilmesi için Modifiye Aldrete Skorlama Sistemi kullanılmaktadır. Skorun 9 ve üzerinde olması faz II üniteye geçebileceğini gösterir. Anestezi sonrası taburculuk skorlama sistemi kullanılarak, birçok hasta cerrahiden sonra iki saat içinde evine taburcu edilebilmektedir. Postoperatif ağrı, cerrahi travmayla başlayıp doku iyileşmesi ile sona eren akut bir ağrı şeklidir. Postoperatif ağrı üç komponentten oluşur. Kütanöz komponent; kütanöz sinirlerin hasarı ve algojenik maddelerin salgılanmasıyla ortaya çıkar. Keskin ve iyi lokalize edilen ağrıdır. Derin somatik komponent; algojenik maddelerin salgılanması ve nosiseptif eşiğin düşmesinin sonucudur. Kas, fasya, plevra veya peritondaki hasar görmüş sinirlerin de katkısı vardır. Yaygın sızı şeklinde ağrı hissedilir. Visseral komponent; uygulanan cerrahi girişimler uyarıların devamlı gelişmesine neden olur. Hissedilen ağrı künt sızı şeklindedir ve yaygın karekterdedir. Visseral ağrının; boş organların aşırı gerilmesi ve düz kas kontraksiyonu, solid organlarda kapsül gerilmesi, visseral organlarda anoksi, aljezik maddelerin birikimi, mide özefagus mukoza inflamasyonu gibi etkilerle oluştuğu düşünülmektedir. Ağrı şiddetini ölçmede ve ağrı takibinde en sık kullanılan Vizüel Analog Skaladır (VAS). Multimodal analjezi yöntemlerine rağmen donör nefrektomi olgularında postoperatif ağrı kontrolünde hala istenen düzeye erişilememiştir. Literatürde; donör nefrektomi geçiren bireylerde preoperatif anksiyetenin anesteziden derlenme ve postoperatif ağrı üzerine etkisi ile ilgili prospektif çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamızda açık donör nefrektomi operasyonu planlanan hastalarda, preoperatif anksiyetenin anesteziden derlenme ve postoperatif ağrı üzerine etkisini prospektif olarak araştırmayı amaçladık. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul izni alındıktan sonra, Genel Cerrahi Ameliyathanesinde donör nefrektomi operasyonu planlanan, 18-60 yaş arası, ASA I-II grubundan 48 gönüllü böbrek verici prospektif olarak çalışmaya dahil edildi. Hastalardan bilgilendirilmiş onam formu ile izinleri alındıktan sonra, preoperatif dönemde STAI I ve STAI II ölçeği kullanılarak anksiyetelerinin ölçümü yapıldı ve kaydedildi. Ameliyathaneye alınan hastalara standart monitorizasyon ve standart anestezi protokolü uygulandı. Hastaların postoperatif analjezisi için operasyon bitiminden yarım saat önce 0.1 mg/kg morfin im. uygulandı. Ameliyatın sonunda fasya kapatılırken remifentanil infüzyonu ve son sütürde izofluran inhalasyonu kapatıldı ve hastalara 0.5 mg atropin ve 0.04 mg/kg neostigmin ile nöromüsküler blok antagonizması yapıldı. Hastanın izlem formuna; hastaya ait demografik veriler, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, kullandığı ilaçlar, ek hastalıklar, daha önceki cerrahi öyküsü, alkol- sigara kullanımı, alıcıyla akrabalık derecesi, operasyon ve anestezi süreleri, operasyon süresince kullanılan opioid analjezik miktarı, anksiyete skorlama puanı, spontan solunum (anestezik gazların veya ilaçların kesilmesinden spontan solunum başladığı andaki süre) ve yeterli solunum (anestezik ilaçların kesilmesinden solunum sayısı ≥ 8/dk, ETCO2< 50 mmHg olana kadar geçen süre) başlama zamanı, ekstübasyon zamanı (anestezik ajanların kesilmesinden ekstübasyona kadar geçen süre) kaydedildi. Postanestezik bakım ünitesine alınan hastalarda Modifiye Aldrete Skoru (MAS) ≥ 9 olma zamanı kaydedildi. Bütün hastaların analjezisi HKA cihazı ile iv morfin bolus doz: 0.02 mg/kg, kilitli kalma süresi:15 dk. olacak şekilde 24 saat uygulandı. İzlem sırasında VAS ≥ 4 olan hastalarda ilave 2 mg morfin iv olarak yapıldı, 15 dk içinde etkin analjezi sağlanamayan hastalara ek analjezik olarak 1 g parasetamol iv infüzyon şeklinde uygulandı. Hastaların postoperatif 30. dk.,1.,2.,4.,8.,12.,24. saatlerde VAS (istirahat ve hareket), SpO2, KAH, OAB, Ramsay Sedasyon Skoru, HKA ile toplam düğmeye basma sayısı (DEM), verilen toplam analjezik miktarı (DEL), ek analjezik ihtiyacı, yan etkiler kaydedildi. Verilerin istatistiksel analizi Ege Üniversitesi Biyoistatistik ABD tarafından yapıldı. Hastalara uygulanan skorlama yöntemlerinden elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistiklerinde ortalama ± standart sapma, minimum - maksimum, medyan ve oran (%) değerleri kullanıldı. Değişkenlerin dağılımı Kolmogorov Simirnov testi ile kontrol edildi. STAI I ve STAI II puanlarının numerik değişkenler ile ilişkisi pearson ve spearman korelasyon katsayısı ile değerlendirildi. Normal dağılım gösteren numerik değişkenlerde gruplar arası farklılığın önem kontrolü t-test ve anova testi ile değerlendirildi. Analizlerde SPSS 21.0 programı kullanıldı. p < 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmaya katılan 48 olgunun preoperatif dönemde yapılan STAI 1 ve STAI 2 puanları sırasıyla ortalama 39,8±1,1 ve 45,2±0,9 olarak bulundu. Çalışmamızda, preoperatif anksiyete üzerine yaş, cinsiyet, ASA sınıfı, eğitim düzeyinin etkili olmadığını saptadık. Olguların spontan solunum başlama süresi ortalama 4±0,8 dakika, yeterli solunum başlama süresi ortalama 6,2±1,2 dakika, ekstübasyon süresi ortalama 8,3±1,5 dakika, MAS ³9 olma süresi ortalama 24,8±5,6 dakika idi. STAI 1 puanı ile spontan solunum başlama süresi, yeterli solunum başlama süresi, ekstübasyon süresi, modifiye Aldrete Skoru (MAS) ³9 olma süresi arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmaya katılan olguların ortalama VAS-dinlenme skorları 30. dakikada 7,3±1,1, 1. saatte 5,9±,6, 2. saatte 4,6±1,4, 4. saatte 3,3±1, 8. saatte 2,5±0,7, 12. saatte 1,8±0,6, 24. saatte 1,3±0,6 idi. VAS-hareket skorları ise 30. dakikada 8,8±1, 1. saatte 7,5±1,7, 2. saatte 6,2±1,5, 4. saatte 5,1±1,3, 8. saatte 4,2±0,8, 12. saatte 3,3±0,6, 24. saatte 2,7±0,8 idi. STAI 1 ve STAI 2 puanı ile 30. dakika, 1. saat, 2. saat, 4. saat, 8. saat, 12. saat, 24. saat VAS skorları (dinlenme ve hareketli) arasında anlamlı ilişki bulundu. STAI 1 puanı ile HKA cihazındaki 30.dakika, 1. saat, 2. saat, 4. saat, 8. saat, 12. saat, 24. saat DEL ve DEM sayıları arasında anlamlı ilişki bulundu. Çalışmaya katılan olguların postoperatif 30. dakikada tamamının, 1. saatte 44' ünün (%91,6), 2. saatte 32' sinin (%66,6), 4. saatte 16' sının (%33,3), 8. saatte 2' sinin (%4,1) ek analjezik ihtiyacı oldu. 12. ve 24. saatlerde ek analjezik ihtiyacı hiçbir hastanın olmadı. Olguların 24 saatte toplam morfin tüketimi ortalama 42,1±12,9 mg idi. STAI 1 ve STAI 2 puanları ile 24 saatte toplam kullanılan analjezik miktarı arasında korele bir ilişki bulunduğu saptandı. Olguların STAI 1 ve STAI 2 puanları ile 48. saat VAS skorları arasında pozitif, hasta memnuniyeti arasında ise negatif korelasyon olduğu saptandı. Çalışmamızda, preoperatif anksiyete düzeyinin anesteziden derlenmeyi olumsuz yönde etkilediğini ve preoperatif anksiyete düzeyi ile postoperatif ağrı arasında anlamlı korelasyon olduğunu göstermektedir. Preoperatif anksiyete düzeyi yüksek olan hastalarda standart analjezi protokollerinin etkinliğinin sorgulanması gerektiğini düşünmekteyiz. Preoperatif anksiyete düzeyi yüksek bulunan hastalarda postoperatif ağrı tedavisinin iyi olarak planlanmasının önemli olduğu, hastanın sık aralıklarla değerlendirilmesinin gerektiği ve hasta kontrollü analjezi cihazı kullanımının ağrı kontrolü sağlanmasında katkısının bulunduğu kanısındayız. Cerrahi geçirecek hastalarda yüksek anksiyete düzeylerinin anesteziden derlenme, cerrahi iyileşme ve postoperatif ağrı üzerindeki olumsuz etkileri göz önüne alınarak, preoperatif dönemde anksiyete düzeyinin belirlenmesinin ve yüksek anksiyete düzeyi olan hastalarda operasyon öncesinde anksiyetenin azaltılması yönünde bir planlama yapılmasının gerektiğini düşünmekteyiz.

AnesteziAnesteziden ayılma dönemiAnksiyete+5
Erbil Türksal
Ege University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt ve üst dişlerde tek ve iki seansta yapılacak kanal tedavilerinde postoperatif ağrının değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, preoperatif olarak ağrılı, semptomatik, vital, çok köklü dişlerde tedavi ile ilgili faktörlerden olan seans sayısı/kullanılan medikamentin çeşidi ve kök kanallarının şekillendirilmesinde kullanılan farklı sistemlerin, kanal tedavisi sırasında ve kanal tedavisi sonrası meydana gelen postoperatif ağrı ve flare-up üzerine etkisinin incelenmesidir. Prospektif randomize klinik çalışmamıza, 14-60 yaş aralığında bulunan semptomatik akut ağrılı, vital alt ve üst çene çok köklü toplam 90 diş dahil edilmiştir. Çalışmamız tek bir hekim tarafından standart bir protokol dahilinde tamamlanmıştır. Çalışma grupları kök kanalı şekillendirme yöntemlerine göre; Ni-Ti döner alet sistemlerinden ProTaper(Tulsa Dentsply, Tulsa, OK, A.B.D.) ve resiprokal hareket yapan Reciproc(VDW, Münih, Almanya) olmak üzere önce iki gruba daha sonra da seans sayısı/ kullanılan medikamente göre de her grup kendi içerisinde tek seans, kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans ve klorheksidin medikamentli iki seans olamak üzere alt gruba ayrılarak kanal tedavisi uygulanmıştır. ProTaper ve Reciproc gruplarına 45'er adet dişe; tek seans, klorheksidin ve kalsiyum hidroksit medikamentli iki seans gruplarında da 30'ar adet dişe kanal tedavisi yapıldı. Kanallar şekillendirildikten sonra hastaların 12, 24 ve 48 saat sonraki postoperatif ağrıları ve kanallar doldurulduktan sonraki başlangıç, 12, 24 ve 48 saat sonraki postobturasyon ağrıları Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak değerlendirildi. Çalışmamızda; tedavi değişkenlerinden olan şekillendirme yöntemi ve seans sayısı/ kullanılan medikamentin postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Hiç bir çalışma grubunda flare-up gözlenmemiştir. Diş tipi ve hastaların cinsiyetinin ağrı üzerinde etkisi olmadığı tespit edilmiştir ve istatistiksel olark fark bulunmamıştır (p > 0.05). Maksiller dişlerde 48. saatteki postoperatif ağrı seviyeleri daha yüksek bulunmuştur(p=0,031). 30-50 yaş grubundaki hastalarda 24. Saatte daha yüksek ağrı vardır ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Obturasyon sonrası 12. saatteki ağrı ortalaması CHX grubunda, şekillendirmenin Resiproc ile yapıldığı hastalarda ProTaper ile yapılan hastalara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur ve istatiksel olarak anlamlıdır (p=0,039). Çalışmamızın sonuçlarına göre, akut ağrılı, semptomatik, vital çok köklü dişlerde farklı şekillendirme yöntemlerinin kullanılmasının, seans sayısının ve kullanılan medikament türünün postoperatif ağrı şiddeti ve insidansı üzerinde etkili bir faktör olmadığı bulunmuştur. Semptomatik, akut ağrılı ve vital dişlerde; uygun anestezi sağlandığında, güvenilir bir yöntem ile kanal boyu tespiti yapılıp kemomekanik şekillendirme tam olarak yapıldığında, asepsi kurallarına uyulduğunda etkin bir şekilde ağrı azalmaktadır. Anahtar Kelimeler: ağrı; postoperatif ağrı; kök kanal şekillendirme yöntemleri; tek seansta kanal tedavisi; çok seansta kanal tedavisi

AğrıAğrı-postoperatifDental restorasyon+3
Zeliha Öztürk Mutlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sezeryan hastalarında kronik ağrı insidansı

Amaç: Bu çalışmada; sezeryan operasyonları sonrası gelişen kronik ağrının görülme sıklığı ve risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD'da Ocak 2015-Ekim 2015 tarihleri arasındaki dönemde sezaryen operasyonu geçiren olguların dosyaları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların demografik verileri (yaş, kilo, boy), gebelik sayısı, operasyon süreleri, anestezi tipi (genel-rejyonal), kronik ağrı öyküsü, daha önceki operasyonu, ek hastalıkları, postoperatif dönemdeki analjezik miktarı kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen tüm hastalar telefon ile aranacak ve telefon ile ulaşılabilen hastalara geçirdikleri sezaryen operasyonuna bağlı ağrı duyup duymadıkları sorgulandı. Ağrı tanımlayan hastalara bir test yapılarak ağrının yoğunluğu ve karakteristiği belirlendi. Elde edilen tüm veriler istatiksel olarak değerlendirildi. İstatiksel analiz için SPSS 21.0 for Windows programı kullanıldı. İstatistiksel yöntem olarak kategorik değişkenler için sayı ve yüzdeler, sayısal değişkenler için ortalama, standart sapma ve ortanca değerleri kullanıldı. Ayrıca grup karşılaştırmalarında ANOVA Test, Kruskal Wallis Testi, T Test, Ki-Kare testi ve Pearson istatistiği kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p değerinin 0,05 ten küçük olması durumu olarak kabul edildi. Bulgular: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD'da sezeryan operasyonu geçiren 387 olgunun yaşı, boy ve kilo değerleri arasında kronik ağrı ile aralarında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmazken, BMI, gebelik sayısı, daha önceki kronik ağrı öyküsü ile kronik ağrı arasındaki ilişki istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).Çalışmamızda SSKA insidansı % 10.9 bulundu. Uygulanan anestezi yöntemleri ile kronik ağrının ilişkisi karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.004) Özellikle spinal anestezi ve genel anestezi altında sezaryen operasyonu geçiren olgularda kronik ağrı görülme oranının daha yüksek olduğu görüldü. Erken postoperatif dönemde uygulanan analjezi protokolünün kronik ağrı gelişme insidansı ile ilişkisi değerlendirildiğinde istatiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0.03). Postoperatif analjezi yönetiminde tüm hastalarda multimodal bir protokol uygulandığını saptandı Bu protokoller içinde epidural analjezinin olduğu tedavi protokollerinde kronik ağrı insidansı arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı. Fakat post-op epidural analjezi uygulanan hastalada kronik ağrı yüzde değerinde fazla çıkmıştır. Kronik ağrının spinal ve genel anesteziye bağlı olarak daha yüksek olduğu tespit edildi. Epidural anestezi olan hastalarda ise SSKA oranı istatistiksel olarak daha düşük bulundu. Kronik ağrısı olan hastaların %41.3'ü (n=160) acil , %58.7'si (n=227) elektif sezaryen idi. Kronik ağrı açısından istatiksel olarak anlam bulunmadı. Sonuç: Sezaryen operasyonlarından sonra postoperatif dönemde annenin bebeği ile ilgilenebilmesine olanak sağlayacak şekilde ağrı tedavisinin yeterli sürede etkin bir şekilde sağlanmasının kronik ağrı gelişmesini önleme açısından gerekli olduğu kanısına varıldı.

AğrıAğrı-postoperatifKadın hastalıkları+2
Ahmet Yaşar
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Postoperatif analjezide ne kadar başarılıyız?

Postoperatif ağrı, ameliyat sonrası kısa ve uzun dönemde morbidite ve mortaliteyi etkiyen önemli bir faktördür. Etkili bir şekilde önlenmesi ve tedavisi önemini koruyan bir tıbbi meseledir. Postoperatif ağrının belirlenmesi ve takibinin yapılması için çeşitli takip yöntemleri ortaya konulmuştur. Uygun yöntem ve ya yöntemlerin kullanılmasıyla tedavi sürecinde de objektif bir yeterlilik takibi sağlanabilir. Çalışmamızda VAS ve NRS ağrı takip yöntemlerini kullanarak kurumumuzdaki postoperatif ağrı tedavilerinde kullanılan yöntemleri ve hastaların bu yöntemlerden memnuniyetlerini inceledik. Ameliyat geçirmiş toplam 519 hasta, postoperatif 1. Ve 120. saatler arasında, toplamda 1044 defa derlenme veya servis odalarında ziyaret edilerek ağrı durumları değerlendirdik, uygulanan tedavi yöntemleri ve hastaların bu tedavilerden memnuniyetleri sorguladık. Çalışmamız sonucunda değerlendirmeye alınan hastalardan VAS ve NRS değerleri 6'dan yüksek olanlar ciddi ağrı çekiyor olarak değerlendirildi. Tüm olgular için ciddi ağrı çekenler VAS ile değerlendirmede %20.3, NRS ile değerlendirmede %19.2 olarak bulundu. Olguların uygulanan tedavilerden memnuniyetleri %51 tam memnun, %33 kısmen memnun ve %16 memnun olmadıkları şeklinde bulundu. Çalışmamızın sonucunda ortaya çıkan veriler dikkate alınarak mevcut eksikliklerin tamamlanması ve daha etkin bir postoperatif ağrı kontrolünün planlanması gerekliliğinin kurumumuz için bir ihtiyaç olduğunun kanısındayız.

AnaljeziAnaljeziklerAğrı+6
Onur Karaosmanoğlu
Ege University
2016
00

Related subjects