Gingiva

94 theses under this subject heading

Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yetersiz keratinize dişetine sahip peri-implant mukozitisli hastaların serbest dişeti grefti ile tedavisinin klinik ve immünolojik parametreler ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, klinik ve radyolojik değerlendirmeler ışığında peri-implant mukozitis tanısı konmuş yetersiz keratinize dişeti bulunan implantların serbest dişeti grefti (SDG) ile tedavi etkinliğinin belirlenmesidir. Çalışmamıza overdenture ile tedavi edilmiş 22 hasta dahil edilmiştir. Peri-implant bölgeden sondalamada kanama (SK), cep derinliği (CD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ), keratinize dişeti yüksekliği (KDY) PİOS hacmi ve TNF-α kayıtları alınmıştır. Başlangıç periodontal tedavi uygulandıktan sonra rastgele seçilen çenelerin bir tarafına SDG uygulanırken (Test grubu), diğer tarafa idame prosedürleri (kontrol grubu) uygulanmıştır. 6. ayda klinik ve immünolojik parametreler tekrar kaydedimiştir. Ameliyat öncesi ve sonrası, gruplar arası ve grup içi parametreler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Test grubundaki implantlarda klinik ve immünololojik parametrelerde istatiksel olarak anlamlı düşüş gözlenmiştir. Kontrol grubunda ise, SK, Pİ ve PİOS hacmi parametrelerinde anlamlı düşüş gözlenirken; CD, Gİ, KDY, PİOS hacmi ve TNF- α değerlerinde istatiksel farlılık bulunmamıştır. Uygulanan tedavi protokolleri gruplar arası değerlendirildiğinde, test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı oranda anlamlı düşüş gözlenmiştir. Yaptığımız çalışma sonucunda yetersiz keratinize dişeti bulunan peri-implant bölgeye SDG uygulamasının klinik ve immünolojik parametrelere olumlu sonuçları gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Peri-implant mukozitis, dental implant, yetersiz keratinize dişeti, serbest dişeti grefti, peri-implant oluk sıvısı

Dental implantasyonDental implantlarGingiva+5
Deniz Yılmaz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti kalınlığının farklı yöntemler kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, dişeti kalınlığını farklı ölçüm yöntemleri kullanarak belirlemek ve dişeti kalınlığı ile bukkal kemik kalınlığı arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Aynı zamanda kuron uzunluğunun kuron boyuna oranı, papil yüksekliği ve keratinize dişeti genişliğinin dişeti kalınlığı ile ilişkisi de değerlendirilmiştir. Materyal-metot: Çalışmamıza periodontal ve sistemik olarak sağlıklı 40 hastanın üst anterior keser dişi dahil edilmiştir. Hastaların periodontal klinik durumlarını değerlendirmek için plak indeksi (PI), gingival indeks (GI) ve sondlamada kanama indeksi (SKI) ve keratinize dişeti genişliği kaydedilmiştir. Dişeti kalınlığı; transgingival sondlama, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ve renkli biyotip sondu (RBS)'nun yansıması yöntemi ile ölçülmüştür. Bukkal kemik kalınlığı ölçümü KIBT üzerinden yapılmıştır. Papil yüksekliği ve kuron uzunluğunun kuron genişliğine oranı hastalardan alınan fotoğraflar üzerinden hesaplanmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuç: Renkli biyotip sondları hem transgingival ölçümlerle hem de KIBT ölçümleriyle ilişkili bulunmuştur. Renkli biyotip sondları ile her iki yöntem arasında en yüksek uyum ince biyotipte elde edilmiştir. Renkli biyotip sondu kalın ve çok kalını ayırt etmede yeterli görülmemiştir. KIBT ölçümleri ile transgingival sondlama ölçümleri arasında yüksek düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. KIBT ile dişeti kalınlığı ölçümü için radyoopak materyal kullanımı faydalı bulunmuştur. Bukkal kemik kalınlığı, keratinize dişeti genişliği ve kron yüksekliğinin kron genişliğine oranının her üç ölçüm yöntemiyle yüksek düzeyde anlamlı ilişki olduğu gösterilmiştir. Papil yüksekliği ve yaş ile dişeti kalınlığı arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.

Alveolar kemikDiş hekimliğiGingiva+1
Şerife Esra Kurt
Uşak University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriazis ve periodontitisli hastalarda serum ve dişeti oluğu sıvısında yardımcı T hücre 9/17/22 sitokin düzeylerinin karşılaştırılması

Psoriazis ve periodontitis, ortak risk faktörlerini barındıran birbiriyle yakından ilişkili kronik immün aracılı iki inflamatuvar hastalıktır. İki hastalık arasındaki çift yönlü nedensel ilişki henüz tam olarak tanımlanamamış olsa da ortak immünpatogenezde interlökin (IL)-23/yardımcı T hücre (Th)17 yolağı suçlanmaktadır. Bu çalışma IL-9, IL-10, IL-17A, IL-21, IL-22, IL-23 ve IL-27'nin psoriazis ve periodontitis ortak patogenezinde rol oynayabileceği hipotezini test etmek amacıyla prospektif, karşılaştırmalı ve kontrollü, klinik bir çalışma olarak tasarlandı. Çalışmamıza Psoriazis (+)/Periodontitis (+) (n=20), Psoriazis (+)/Periodontitis (–) (n=20), Psoriazis (–)/Periodontitis (+) (n=20) ve Psoriazis (–)/Periodontitis (–) (n=20) olmak üzere 4 grup alındı. Serum ve dişeti oluğu sıvısı (DOS) IL-9, IL-10, IL-17A, IL-21, IL-22, IL-23 ve IL-27 düzeyleri, multipleks yöntemi ile belirlendi. Bireylerin periodontal durumları, diş sayısı, sondlama derinliği, plak indeksi, gingival indeks, klinik ataçman düzeyi ve sondlamada kanama değerlerinden oluşan periodontal klinik ölçümler ile değerlendirildi. Ek olarak bireylerden oral mukozada kandida kolonizasyonunu değerlendirmek için oral kandida sürüntü kültürü alındı. Gruplar arasında oral kandidiyazis sıklığı açısından istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p=0.214). Psoriazis (+)/Periodontitis (+) grup ile Psoriazis (–)/Periodontitis (+) grup karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artmış ortalama sondlama derinliği, klinik ataçman düzeyi ayrıca azalmış diş sayısı ve DOS IL-27 düzeyi saptandı (tümü, p<0.05). Psoriazis (+)/Periodontitis (–) grup ve Psoriazis (–)/Periodontitis (–) grup karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artmış ortalama sondlamada kanama değerleri ve serum IL-23 düzeyi saptandı (p=0.021 ve p=0.040). Psoriazis (+)/Periodontitis (+) grup ve Psoriazis (–) /Periodontitis (–) grup karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı artmış serum IL-17A, IL-22, IL-23 düzeyleri ile azalmış serum IL-21, DOS IL-17A ve IL-27 düzeyleri saptandı (tümü, p<0.05). Psoriazis hastalarında diş sayısı ile DOS IL-22 düzeyleri arasında ve DOS IL-27 düzeyleri ile klinik ataçman düzeyi ve sondlama derinliği arasında negatif korelasyon bulundu (tümü, p<0.05). Elde edilen sonuçlar psoriazis hastalarının daha kötü periodontal klinik ölçümlere sahip olduğunu ve her iki hastalığın ortak patogenezinde IL-17A, IL-21, IL-22 ve IL-27'nin yer aldığını düşündürmüştür. Psoriazis hastalarında artmış serum IL-22 düzeyleri ve azalmış DOS IL-27 düzeyleri periodontitis komorbiditesi varlığı açısından riskli bireylerin belirlenmesinde yardımcı olabilir.

GingivaGingival oluk sıvıPeriodontal hastalıklar+5
Öykü Durmuş
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implantitisli hastalarda dişeti oluğu sıvısı ve genel salyada immünolojik ve biyokimyasal parametrelerin incelenmesi

Periodontal ve peri-implant hastalıkların patogenezinde, plak biyofilmi ve konağın aşırı inflamatuar yanıtı rol oynamaktadır. İnflamatuar yanıtta, enzimler, proteinler ve sitokinler önemli komponentlerdir. Bu çalışmanın amacı, dişeti oluğu sıvısında (DOS), peri-implant oluğu sıvısında (PİOS) ve salyada IL-10, IL-17, RANKL, OPG, S100A8 ve S100A9 düzeylerini peri-implant ve periodontal hastalık ve sağlık durumlarında incelemek, bu hastalıkların patogenezleri arasındaki farklılıkları belirleyebilmektir. Çalışma grubumuz yaş ortalaması 46.6±14 olan 60 kadın, 29 erkek toplam 89 kişiden oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen 42 diş ve 47 implant, klinik ve radyolojik muayene sonuçlarına göre, 'Periodontitis' (n=22), 'Sağlıklı periodonsiyum' (n=20), 'Peri-implantitis' (n=26), 'Peri-implant sağlık' (n=21) olarak dört gruba ayrılmıştır. Tüm gruplardan, periodontal ve peri-implant klinik parametreler ölçülmüş, DOS/PİOS ve salya örnekleri elde edilmiştir. DOS/PİOS ve salya örneklerinde IL-10, IL-17, RANKL, OPG, S100A8 ve S100A9 seviyeleri uygun ELİSA kitleriyle ölçülmüştür. Çalışma sonucunda, DOS/PİOS'ta IL-10 seviyeleri, periodontitis grubunda peri-implantitis grubuna göre anlamlı ölçüde yüksek tespit edilmiştir. DOS/PİOS'ta IL-17 seviyeleri peri-implantitis grubunda tüm gruplara göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. DOS/PİOS'ta RANKL seviyeleri peri-implantitis grubunda, sağlıklı periodonsiyuma göre anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. IL-17 salya seviyeleri, periodontitiste peri-implant sağlığa göre anlamlı ölçüde yüksektir. Salya RANKL düzeyleri, peri-implant sağlıkta sağlıklı periodonsiyuma göre anlamlı ölçüde armış, S100A8, S100A9 değerleri sağlıklı periodonsiyumda, peri-implant sağlığa göre artmıştır. Bu çalışmanın sonucunda sağlıklı ve hastalıklı peri-implant dokular arasında ayırımda IL-17'nin kuvvetli bir indikatör olduğu IL-10'un ise bu sonucun ortaya çıkmasındaki etkili faktörlerden biri olduğunu göstermektedir. Ayrıca, salya RANKL, S100A8 ve S100A9'un peri-implant sağlık durumu ile sağlıklı periodonsiyumda hastalık riski ve immüno-inflamatuar yanıttaki farklılıkların belirlenmesinde önemli olabileceğini düşündürmektedir.

GingivaGingival hastalıklarGingival oluk sıvı+3
Bilgesu Mercan
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti çekilmelerinin tedavisinde ağız içinde deepitelizasyon ve ağız dışında deepitelizasyon yöntemleriyle elde edilen palatal bağ dokusu greftlerinin histolojik olarak incelenmesi ve alıcı bölgedeki etkinliklerinin klinik olarak karşılaştırılması

Dişeti çekilmesi, serbest dişeti kenarının apikale doğru yer değiştirerek kök yüzeyinin klinik olarak açığa çıkması olarak tanımlanmaktadır. Dişeti çekilmeleri saplı flepler, rejeneratif yaklaşımlar ve serbest greftler ile bu yaklaşımların kombinasyonları kullanılarak tedavi edilebilmektedir. Bu yaklaşımlardan bağ dokusu grefti (BDG) ile birlikte koronale kaydırılan flep (KKF) dişeti çekilmesi tedavisinde altın standart olarak kabul edilen bir tedavi yöntemdir. BDG trap-door tekniği, L tekniği, tek insizyon tekniği, çift insizyon tekniği ve deepitelize gingival greft tekniği (DGG) ile elde edilebilmektedir. Literatürde DEG elde etme yöntemlerini kıyaslayan yeterli sayıda araştırma bulunmamaktadır. Mevcut araştırmanın amacı ağız içi deepitelizasyon (aiDE) ve ağız dışı deepitelizasyon (adDE) yöntemlerinin kök kapatma ve verici saha iyileşmesindeki etkinliklerini KKF+BDG yöntemi içerisinde klinik ve histolojik açıdan karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışmaya dişeti çekilmesine sahip ve dahil etme kriterlerine uyan toplam 35 gönüllü (aiDE-16 hasta, adDE-19 hasta) katıldı. Alıcı bölgeden tedavi öncesi ve sonrasında çekilme derinliği-genişliği, ataçman seviyesi, keratinize dişeti yüksekliği-kalınlığı, vestibül derinliği ile estetik, iyileşme ve hassasiyet değerleri kaydedildi. Bu değerlerin zaman içindeki değişimleri hesaplandı. Verici bölgeden ise kanama, epitelizasyon, renk uyumu, his kaybı rahatsızlık ölçümleri kaydedildi. Ayrıca cerrahi sırasında greftle ilgili sayısal değerlere ek olarak BDG'lerden deepitelizasyon öncesi ve sonrası lam örnekleri alınarak fikse edildi ve cerrahi sonrasında epitel kalıntıları açısından incelendi. adDE ve aiDE yöntemleri alıcı bölgede; kök kapanma, tam kök kapanma, keratinize doku artışı, ataçman kazancı, dişeti kalınlığı, cep derinliği, dentin hassasiyeti, estetik sonuçlar açısından, verici bölgede; kanama komplikasyonu, post-operatif rahatsızlık, analjezik tüketimi, damaktaki erken dönem iyileşme, epitelizasyon hızı ve renk uyumu açısından benzer sonuçlar verdi. aiDE yöntemi ile tedavi edilen bölgelerde adDE yöntemine göre vestibül derinliğinde daha minimal azalma gelişti. adDE yöntemi aiDE yöntemine göre keratin hücreleri bakımından daha iyi oranda deepitelizasyon sağladı. Bu sonuçlar ışığında dişeti çekilmesi tedavisinde KKF+BDG uygulaması planlanan olgularda alıcı ve verici sahadaki başarı açısından her iki deepitelizasyon yönteminin de kullanılması tavsiye edilebilir.

AğızBağ dokuCerrahi flepler+7
Furkan Din
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gingival porselenlerin renk değişiminin ve yüzey özelliklerinin in vitro olarak değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı iki farklı gingival porselen maddelerinin ısıl döngü işlemi öncesi ve sonrasında ölçülen pürüzlülük, translusensi ve renkteki değişiminin değerlendirilmesi ve ısıl döngünün bunların üzerinde olan etkisini incelemektir. IPS e.max Ceram Gingiva (Ceram) ve IPS InLine Gingiva (InLine) diş eti porselenlerinin G1, G3, G5 renklerindeki porselen tozları kullanılmıştır. Toplamda 66 adet 2×10 mm boyutlarında disk şekilli örnek (n=11) hazırlanmıştır ve glaze edilmiştir. Örnekler porselen markasına göre 2 gruba ve renklerine göre 3 alt gruba ayrılmıştır. Isıl döngü tahmini ağız ortamında 5 seneye karşılık gelen 6000 döngü uygulanmıştır. Örneklerin renk ve yüzey pürüzlülüğü ölçümleri ısıl döngü öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilmiştir. Renk ölçümleri spektrofotometre cihazı (Konica Minolta CM 3600A, Osaka, Japonya) ile yapılmıştır ve TEM ile incelenmiştir. Ardından renk değişimi ve translusensi parametreleri (TP) hesaplanmıştır. Yüzey pürüzlülüğü (ortalama yüzey pürüzlülük [Ra; μm]) kontakt profilometere (Perthometer, M1 Mahr, Göttingen, Almanya) ile ölçülmüştür. Renk farkı, ısıl döngü öncesi pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verileri Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiş, grupların farklılık gösterdiği durumda Dunn Bonferonni ikili karşılaştırma testi kullanılmıştır. Pürüzlülük ve translusensi parametresi (TP) verilerinin ısıl döngüye bağlı olarak değişimi gruplar arasında değerlendirilmesinde tekrarlı ölçümlerde iki yönlü varyans analizi ve Bonferroni düzeltmesi ile ikili karşılaştırma testi uygulanmıştır. p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Renk değişimi tüm gruplarda klinik olarak kabul edilebilir renk değişikliği eşiği (∆E00=2,9) ve klinik olarak algılanabilir renk değişikliği eşiği (∆E00=2,1) değerlerinin altındadır. Isıl döngüden sonra bütün gruplarda pürüzlülük artışı istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. En fazla pürüzlülük artışı IPS e.max Ceram grubunda tespit edilmiştir. Örneklerin ısıl döngü öncesi ve sonrasında translusensi parametrelerindeki değişim istatistiksel olarak anlamlı olmamıştır ve tüm gruplarda çok az artış gözlenmiştir. En yüksek translusensi değerleri G1 ve sırasıyla G3 ve G5 renklerindedir. Isıl döngü gingival porselen maddelerin pürüzlülük değerlerinde (Ra) istatistiksel olarak anlamlı artışa, translusensilerinde ise minimal artışa sebep olmuştur. Bütün grupların ısıl döngüden sonra renk değişimi klinik olarak algılanabilir eşik değerinden daha az gözlenmiştir.

Dental porselenDiş renk değişikliğiDişler+4
Gulaıym Batyrbekova
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Kistik fibrozisli hastalarda periodontal durumun klinik, immünolojik ve mikrobiyolojik olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; kistik fibrozisli hastaların periodontal durumlarını belirlemek, dişeti oluğu sıvısında (DOS) sitokin ve biyokimyasal moleküllerin düzeylerini ölçmek ve hastaların bakteri plağında P. aeruginosa varlığını değerlendirmektir. KF'li 41 hasta ve 39 sağlıklı hastanın DOS ve plak örnekleri toplanarak, klinik ölçümleri yapıldı. Hastaların DOS hacmi kaydedildi. DOS'ta IL-1ß, IL-17, IL-10, ELA2, KFTR ve ß-defensin-1 miktarları ELİSA ile ölçüldü. Toplanan plak örneklerinin EMB ve MHB besiyerlerinde ekimi ve PCR ile değerlendirilmeleri yapıldı. KF'li hastalarda DOS IL-1ß, ELA2, ß-defensin-1 düzeyi, kontrol grubuna göre istatiksel olarak anlamlı yüksek ölçülürken; DOS IL-10 düzeyi ise kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulundu. Kontrol grubundaki hastaların plak örneklerinde P. aeruginosa tespit edilemezken; KF grubunda incelenen 18 hastanın 4'ünün plak örneklerinde P. aeruginosa saptandı. Periodontal durum, immünolojik ve biyokimyasal parametrelerin DOS'ta incelendiği ilk çalışma olan bu araştırmanın sonucunda; KF hastalığının, periodontal durumdan bağımsız olarak, lokal pro-enflamasyona ve düşük anti-enflamatuvar yanıta neden olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle, KF hastalığının, sık aralıklarla periodontal açıdan kontrol altına alınması gereken, riskli sistemik hastalıklar grubuna dahil edilerek değerlendirilmesinin önemli olacağı kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kistik fibrozis, periodontal durum, dişeti oluğu sıvısı, sitokin, Pseudomonas aeruginosa.

FibrozGingivaGingival oluk sıvı+5
Onurcem Duruel
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kanalis palatinus major, foramen palatinum majus ve çevresindeki yumuşak doku ile ilgili parametrelerin KIBT üzerinde değerlendirilmesi

Giriş: Foramen palatinum majus (FPM)'un lokalizasyonun doğru olarak bilinmesinin, cerrahi klinik girişimlerinde, plastik estetik periodontal cerrahide ve anestezi uygulamaları açısından klinik olarak önemli olduğu belirtilmektedir. Verici alan olarak kabul edilen palatinal bölgeden serbest diş eti greftlerinin elde edilmesi sırasında damar sinir paketine (DSP) zarar verilmemesi önemlidir. Elde edilebilecek yumuşak doku greftinin boyutları, palatinal mukozanın kalınlığına (PMK) ve DSP'nin konumuna bağlıdır. Bu konu ile ilgili olarak Anadolu populasyonu üzerinde yapılmış kapsamlı bir çalışma mevcut değildir. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile elde edilen görüntülerden PMK'nin ölçülmesi ve DSP'nin konumun belirlenmesiyle SDG elde etmek için ideal bölgenin saptanması ve klinik önem teşkil eden bu anatomik yapının lokalizasyonu ile, şekil ve sayısına ilişkin dağılımını, cinsiyet ve damak tipi bakımından inceleyip, sonuçları literatür bilgisi ile karşılaştırmaktır. Ayrıca, bu çalışmada foramina palatina minora (FPM)'ya ait bulgular ele alınmış, farklı parametreler kullanılarak Anadolu populasyonuna ait morfolojik veriler elde edildi. Araştırma, kapsamında mevcut olarak kayıtlı konik ışınlı tomografi görüntüleri incelendi. Araştırma sürecinde elde edilen veriler SPSS 25 yazılımı ile analiz edildi. Nicel değişkenler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum istatistikleri ile nitel değişkenler ise sayı ve yüzde ile özetlendi. Bulgular: Sağ ve sol taraf için elde edilen nicel ölçümler, bağımlı gruplarda t testi ile; cinsiyet ve yaş gruplarının karşılaştırılması ise bağımsız gruplarda t testi ile yapıldı. Kategorik değişkenlerin grup dağılımları ki-kare testi ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan bireylerin yaş ortalaması 44,3''tür (19 - 85). Katılımcıların cinsiyet dağılımlarına bakıldığında erkekler yüzde 56,8, kadınlar yüzde 43,2 dir. Foramen palatinum majus'un mine sement sınırından uzaklığı ortalama 14,54±2,69 mm olarak ölçüldü. Sağ ve sol tarafın arasında viii istatistik değerlendirilmede fark bulunmadı. Palatal mukozanın 3 noktada kalınlığının istatistiksel değerlendirmesi sonucu sağ ve sol taraf arasında anlamlı fark bulundu. Sol taraf palatal mukoza 3 noktada da sağ tarafa göre daha kalın olduğu belirlendi. Lesser palatina foramen incelenen tomografilerin %74'ünde tespit edilebildi. Sağ ve sol palatal foramen genellikle 7'nolu dişin distalinde lokalizedir. Ancak hastaların %1'ine yakınında ise 6 numaralı dişin hemen distalinde lokalizedir. Palatal Foramenin dişlere göre lokalizasyon dağılımları cinsiyetler arasında değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (ki-kare=4,598; p=0,596). Bulgular farklı etnik grupları içeren literatür bilgileri ile karşılaştırıldı. Farklı yaş ve cinsiyetlerde PMK ve ilgili yapıların anatomik özellikleri önemli farklar olmadığı görüldü. Ancak, bazı bireylerde klinik olarak önemli anatomik varyasyonlar olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Kanalis palatinus majör, foramen palatinum majus, plastik estetik periodontal cerrahi, Serbest diş eti grefti, subepitelyal bağ dokusu grefti, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Canalis palatinus majorCerrahiDental estetik+5
Elnur Comerdov
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant çevresi yetersiz keratinize mukoza bulunan hastalara uygulanan serbest dişeti greftinin sigara içen ve içmeyen hastalarda klinik olarak karşılaştırılması

Keratinize mukoza miktarını arttırmak için serbest dişeti grefti (SDG) sıklıkla kullanılmaktadır. Araştırmamızın amacı implant çevresine uygulanan SDG'nin ve verici bölgenin iyileşmesine sigaranın etkisini değerlendirmektir. Posterior bölgede implant çevresi yetersiz keratinize mukozaya sahip 12 sigara içmeyen, 8 sigara içen hasta araştırmamıza dahil edildi. Sondalama derinliği, modifiye sulkus kanama indeksi, modifiye plak indeksi değerlendirildi. Bütün hastalar için alıcı ve verici bölgelere özel bireysel stentler hazırlandı. Bütün hastalara standart boyutta (5,0 x 10,0 mm) SDG uygulandı. Keratinize mukozanın vertikal boyutu, vestibül sulkus derinliği ölçümleri bireysel stentler kullanılarak yapıldı. Ultrasonik kalınlık ölçüm cihazı ve transgingival sondalama ile alıcı bölge ve verici bölgenin doku kalınlığı ölçüldü. Bu ölçümler 1., 3. ve 6. aylarda tekrarlandı. Veriler parametrik ve nonparametrik analizler ile incelendi. Sigara içen ve içmeyen gruplar arasında demografik veriler açısından fark bulunmadı (p> 0,05). Araştırmamızda SDG uygulaması sonrası keratinize mukozanın vertikal boyutunda ve vestibül sulkus derinliğinde her iki grupta da 1., 3. ve 6. aylarda başlangıca göre önemli artış saptandı (p< 0,05). Gerek mukozanın vertikal boyutunda gerekse de vestibül sulkus derinliğindeki değişimlerde sigara içen ve içmeyen gruplar arasında fark bulunmadı (p> 0,05). Alıcı bölgedeki keratinize mukoza kalınlığı her iki grupta da 1., 3. ve 6. aylarda başlangıca göre artış gösterdi (p< 0,05). Her iki araştırma grubunda da 1., 3. ve 6. aylarda greft alanındaki azalma başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p< 0,05). Sigara içen grupta greft alanı 6. ayda başlangıca göre sigara içmeyen gruptan önemli oranda daha fazla azaldı (p< 0,05). Araştırmamızın verileri, sigaranın yetersiz keratinize mokozaya sahip implantların etrafına uygulanan SDG işlemini takiben elde edilen keratinize mukozanın vertikal boyutu ve doku kalınlığına etkisinin olmadığını, ancak SDG'nin kapladığı toplam alanın azalmasına etkisi olduğunu göstermektedir.

Ağız mukozasıDental implantasyonDental implantlar+4
Ceren Okur
Ege University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı lingual retainer materyallerinin tedavi sonrası stabilite üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı farklı sabit lingual retainerların mandibula ön bölge dişlerinin stabilitesi ve periodontal doku sağlığı üzerine olan etkilerinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya çekimsiz ortodontik tedavi görmüş 140 hasta dahil edilmiştir. Grup 1'deki hastalara 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel, Grup 2'deki hastalara 0.022 x 0.016 inç sekiz sarmallı dead-soft retainer tel, Grup 3'teki hastalara 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik tel ve Grup 4'teki hastalara fiber destekli kompozit retainer tel uygulanmıştır. Tedavi öncesinde, tedavi bitiminde, tedaviden 3 ay, 6 ay, 9 ay ve 12 ay sonra hastaların dijital modelleri elde edilmiştir. Stabiliteyi değerlendirmek için Little'ın düzensizlik indeksi, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Tellerde görülen bağlantı başarısızlıkları ve kırılmalar değerlendirilmiştir. Periodontal dokuların sağlığını değerlendirmek için ise plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi kullanılmıştır. Little düzensizlik indeksi tüm gruplarda anlamlı artış gösterirmiştir. İnterkanin mesafe Grup 1 hariç diğer gruplarda ve ark uzunluğu tüm gruplarda anlamlı azalma göstermiştir. Bir yılın sonunda Little düzensizlik indeksindeki değişim Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur. İnterkanin mesafe değişimleri Grup 2 ve Grup 4'te Grup 1 ve Grup 3'ten anlamlı derecede daha fazla azalmıştır. Ark uzunluğu değişimleri arasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Bir yılın sonunda retainer tellerinde oluşan kırılmalar Grup 4'te diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla görülmüştür. Bağlantı başarısızlıkları (yapışkandan ayrılma) ise Grup 2'de diğer gruplara göre anlamlı olarak daha fazla olmuştur. Plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi tüm gruplarda anlamlı artış göstermiştir. Bir yılın sonunda plak indeksi, gingival indeks ve diş taşı indeksi değişimleri değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur.Çalışmadan elde edilen bulgulara göre lingual retainer yapımında 0.0175 inç yedi sarmallı paslanmaz çelik retainer tel ve 0.038 × 0.016 inç prefabrike paslanmaz çelik telden yapılan retainerın kullanılması tavsiye edilmiştir.

Dental bondingGingivaOrtodonti+2
Şule Nur Metli
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Köpeklerde görülen diş ve diş eti hastalıklarının dağılımı

Amaç: Köpeklerde diş ve diş eti hastalıklarının, en fazla görülen hastalıklar arasında yer aldığı bilinmektedir. Sunulan tez çalışmasında köpeklerde ağız boşluğunun inspeksiyon muayenesinde görülebilecek diş ve diş eti hastalıkları ve bunlara bağlı bazı klinik bulguların varlığı araştırılmış ve incelenmiştir. Bununla birlikte köpek sahiplerinin, köpeklerinin ağız sağlığı ile ilgili farkındalıkları da değerlendirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Sunulan tez çalışmasında farklı ırk, cinsiyet ve yaş grubundan 1082 adet köpekte toplam 2581 hastalık ve bulgu kayıt altına alınmıştır. Farklı ırk, cinsiyet ve yaş grubundan 1082 adet köpekte toplam 2581 hastalık ve bulgu kayıt altına alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen hayvanların tanımlayıcı istatistikleri cinsiyet, yaş, ırk, hasta sahiplerinin farkındalıkları ve maloklüzyon varlığına göre sınıflandırılmış ve sunulmuştur. Hastalık ve klinik bulgular ile yaş, beslenme, cinsiyet, ırk, diş grupları, hasta sahiplerinin farkındalıkları ve maloklüzyon varlığı arasındaki ilişki incelenmiştir. Verilerin analizinde Pearson Ki-Kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Sunulan tez çalışmasında; 645 erkek ve 437 dişi olmak üzere toplam 1082 köpek değerlendirildi. Yaş olarak en fazla 19-108 aylık (n=669) ve en az 0-9 aylık (n=55) köpek kayıt edilirken, büyük ırk köpeklerin en fazla (n=457), küçük ırk köpeklerin ise en az (n=259) olarak kayıt edildiği tespit edildi. Beslenme grupları arasında en çok karışık beslenmenin tercih edildiği görülürken (n=499) yaş mamanın en az (n=22) tercih edildiği belirlendi. Çalışmaya katılan köpek sahiplerinden 367'sının (n=367) köpeğinin diş ve diş eti hastalığı ile ilgili bilgi sahibi olduğu tespit edilmiştir. Toplam 2581 diş ve diş eti problemi tespit edilmiştir. En çok karşılaşılan diş ve diş eti sorunları anormal diş yönü (n=483) ve eksik diş (n=467) olarak bulunurken, bunu sırasıyla diş eti çekilmesi (n=297), periodontal cep (n=266), kırık diş (n=243), enemal hipoplazi (n=226), çürük diş (n=188), gingival hiperplazi (n=150), çatallanma (n=75), tümör (n=56), ülser (n=55), fazla diş (n=55) ve gingival kanama (n=20) izlemiştir. Çalışmaya katılan 109 aylık ve daha büyük köpeklerde tüm diş gruplarında hastalık varlığı beklenenden yüksek (P<0,001) olarak tespit edilmiştir. Yaş mama ile beslenen köpeklerin tüm diş gruplarında hastalık varlığı beklenenin üzerinde (P<0,001) bulunmuştur. Dişi köpeklerde insisiv, kanin, premolar dişlerde beklenenin üzerinde hastalık varlığı (P<0,001) tespit edilmiştir. Küçük ırk köpeklerin tüm diş gruplarında hastalık varlığı beklenenin üzerinde (P<0,001) saptanmıştır. Maloklüzyon varlığı küçük ırk köpeklere kıyasla (n=59) en fazla büyük ırk (n=96) köpeklerde rastlanmıştır. Maloklüzyon yokluğu orta ırk ve hastalık var olan köpeklerin (n=149) sadece insisiv diş grubunda beklenenden düşük (P<0,001) sayıda hastalık olduğu, büyük ırk ve hastalık var olan köpeklerde de kanin (n=148) ve premolar (n=104) diş gruplarında beklenenden düşük (P<0,001) sayıda hastalık tespit edilmiştir. Sonuç: Sunulan tez çalışmasından elde edilen çıktılara göre köpek sahiplerinin köpeklerinin ağız sağlığı durumlarının farkında olmadıkları söylenebilir Küçük ırk köpeklerde, yaşın ilerlemesi diş ve diş eti problemleri için predispoze faktör olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada en fazla tespit edilen sorunun diş anomalisi olduğu belirlenirken bu hastalıktan en fazla etkilenen diş grubunun insisiv diş grubu olduğu tespit edilmiştir. Dişi köpeklerin erkeklere göre diş ve diş eti hastalıklarına yatkın olabileceği kanısına varılmıştır. Maloklüzyonun tek başına hastalıklara sebebiyet veremeyeceği ve ileriye yönelik daha detaylı çalışma modellerinin oluşturulması gerektiği düşünülmüştür. Sunulan tez çalışması bütün olarak değerlendirildiğinde, köpeklerin ağız, diş ve diş eti sağlığı ile ilgili daha spesifik olarak yapılacak belirli hastalıklara yönelik ırk, yaş ve beslenme gruplarını inceleyen çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.

DişlerGingivaGingival hastalıklar+2
Melike Kübra Adak
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Maksilla ve mandibulada bukkal ve palatal bölgede mini vida yapılan alanlardaki yapışık dişeti kalınlığının farklı yaş ve cinsiyet ile ı̇lişkisi

Amaç: Ortodontik tedavilerde ankraj kontrolü için sıklıkla mini vidalar kullanılmaktadır. Mini vida başarısını etkileyen önemli faktörlerden birisi diş eti kalınlığıdır. Diş eti kalınlığı bireyler arasında ve ağız içindeki farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete göre değişkenlik göstermektedir. Bu çalışmanın amacı; sıklıkla mini vida uygulanan bölgelerdeki diş eti kalınlığının yaş, cinsiyet ve bölgelere göre değişimini incelemek, uygulanacak mini vidanın boyutunun seçilmesine rehberlik etmektir. Materyal-Method: Çalışmamızda Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na muayene için başvuran 224 hastada transgingival sondalama yöntemi ile diş eti kalınlığı ölçümleri yapılmıştır. 14-20 ve 21-27 yaş aralığında olmak üzere 56 kadın ve 56 erkek çalışmaya dahil edilmiştir. Ölçümler her bireyde mandibula bukkal bölge ve maksilla bukkal bölge interdental alanda mukogingival birleşim noktasından, maksilla palatinal bölgede gingival tepeden 4 mm ve 8 mm mesafede interdental alandan yapılmıştır. Bulgular: Cinsiyetler arası karşılaştırmalarda maksilla bukkal bölgede diş eti kalınlığı erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha kalın bulunmuştur (p<0.005). Yaşa göre karşılaştırmalarda maksilla bukkal ve palatinal bölgede diş eti kalınlığı küçük yaş grubu bireylerde büyük yaş grubu bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha incedir (p<0.05). Bölgeler arası karşılaştırmalarda dişeti kalınlığı mandibula bukkalde en kalın molar bölgede, maksilla bukkalde en kalın keser bölgede, maksilla palatinal 4 mm mesafede en kalın premolar bölgede, maksilla palatinal 8 mm mesafede en kalın molar bölgede bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre mini vida uygulanan farklı bölgelerde yaş ve cinsiyete bağlı olarak diş eti kalınlığı değişiklik göstermektedir. Klinik uygulamalarda mini vida boyutunun seçiminde değişen diş eti kalınlığı dikkate alınmalıdır.

CinsiyetGingivaKemik vidaları+6
Cem Günaltay
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Serbest dişeti grefti cerrahisi sonrası palatal donör alanda sigara içiminin yara iyileşmesi üzerine etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, SDG cerrahisi sonrası palatal donör alanda sigara içiminin yara iyileşmesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi, sigaranın operasyon sonrası iyileşme ve tam epitelizasyon süresi üzerindeki etkisinin belirlenmesi ile birlikte iyileşme dönemlerindeki hasta konforu verilerinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Miller I ve II dişeti çekilmesine sahip toplam 20 gönüllü hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol Grubu (Grup 1): sigara kullanmayan 10 adet bireyden oluşurken, Test Grubu (Grup 2): günden en az 10 adet sigara kullanımı olan 10 bireyden oluşmaktadır. Başlangıç periodontal tedavileri tamamlanan bireylerin plak indeksi, gingival indeksi, sondalamada kanama ve cep derinliği ölçümleri alındıktan sonra SDG operasyonu uygulandı. Operasyon sonrası hastaların 3., 7., 14., 21. ve 42. günlerde görülecek şekilde periodontolojik muayeneleri gerçekleştirildi. Postoperatif muayenede donör alandaki epitelizasyon derecesi hidrojen peroksit kullanılarak saptandı ve hastadan alınan palatal bölge fotoğraflarıyla yeni oluşan dokunun renk uyumu incelendi. Ayrıca hastalara görsel anonim ölçeği (VAS skalası) 0 (ağrı / yanma hissi yok) ila 10 (şiddetli ağrı / yanma hissi) uygulandı ve tecrübe ettikleri postoperatif hassasiyet ile yanma hissini puanlamaları istendi. 42. Gün verileri toplandıktan sonra araştırmaya son verildi. Bulgular: Bu çalışma SDG ihtiyacı bulunan sistemik olarak sağlıklı 20 bireye uygulanmıştır. Katılımcıların %50'sinin (n:10) sigara tüketimi varken, %50'sinin (n:10) sigara tüketimi yoktur. Her bireyin COppm değeri smokerlyzer monitörü ile tespit edilmiştir. Operasyon sonrası bireylerin hiç birinde postoperatif kanama meydana gelmemiştir ve her birey 3., 7., 14., 21. ve 42. günlerde değerlendirilmeye alınmıştır. Test grubunun COppm ve %COHb değerlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu görülmektedir. Test grubunun 1., 3., 7., ve 14., günlerdeki ağrı, hassasiyet ve yanma hissi ölçümleri ile 3., 7., ve 14. günlerdeki yeme-içme alışkanlığındaki değişiklik miktarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yine test grubunun 7., ve 14., günlerdeki rahatsızlık hissi kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek tespit edilmiş fakat 7., 14., ve 21., günlerdeki epitelizasyon düzeyinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. Ağrı kesici kullanım miktarına bakıldığında ise postoperatif bütün değerlendirmelerde test grubu kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksektir. Sigara tüketimi olan grubun kendi içinde yapılan incelemeler için ortalama COppm değeri 10 olarak alınmıştır. COppm değeri >10 olan bireylerin 3. gün ağrı ve 14. gün hassasiyet hissi düzeyleri anlamlı derecede daha yüksek iken 21. gün epitelizasyon miktarı anlamlı derecede daha düşük olarak tespit edilmiştir. Test grup içi değerlendirmesinde rahatsızlık hissi, yeme-içme alışkanlığındaki değişiklik ve ağrı kesici kullanım miktarları kıyaslandığında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilememiştir. Tartışma ve Sonuç: Sigara kullanımı SDG operasyonu sonrası donör alanda yara iyileşmesini ve epitelizasyon sürecini geciktirmektedir. Sigara tüketen bireylerin operasyon sonrası ağrı, yanma, hassasiyet ve rahatsızlık hissi, yeme-içme alışkanlığındaki değişiklik miktarı ile ağrı kesici kullanım sayısının sigara tüketmeyen bireylerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca sigara içen bireylerden oluşan grup kendi içinde incelendiğinde, sigara tüketim miktarı fazla olan bireylerin, sigara tüketimi daha az olan bireylere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede epitelizasyon düzeyinin daha az, hassasiyet ve ağrı düzeyinin ise daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun nedeninin ise bireylerin kullandıkları sigaranın miktarına ve süresine bağlı olarak, sigaranın vücutta yarattığı kümülatif etki olduğu düşünülmektedir.

Cerrahi-diş hekimliğiGingivaPeriodontal hastalıklar+4
Nıchal Salı
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Miller sınıf I çoklu dişeti çekilmelerinin tedavisinde kuronale kaydırılan flep ve kollajen doku matriksi kombinasyonunun tek başına kuronale kaydırılan flep ile karşılaştırılması

Bu randomize, kontrollü, paralel çalışmada Miller Sınıf I çoklu dişeti çekilmelerinin tedavisinde tek başına kuronale kaydırılan flep (KKF) ve KKF'nin kollajen matriks (KM) ile birlikte kullanımının kök yüzeyini kapatmadaki etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya ≥ 3 mm olan Miller Sınıf I çoklu dişeti çekilmesine sahip 20 hasta (12 bayan ve 8 erkek) dahil edildi ve iki gruba ayrılarak KKF+KM ve KKF teknikleri uygulandı. Tedavi öncesi (başlangıç) ve tedavi sonrası (12. ay) sondalama derinliği (SD), dişeti çekilmesi dikey boyutu (DÇDB), dişeti çekilmesi yatay boyutu (DÇYB), klinik ataşman seviyesi (KAS), keratinize dişeti dikey boyutu (KDDB), dişeti kalınlığı (DK), ortalama kök kapanma yüzdesi (OKKY) ve tam kök kapanma yüzdesi (TKKY), kök kapanma estetik skoru (KKES) ve hasta memnuniyeti değerlendirildi. İncelenen parametrelere ait başlangıç değerleri gruplar arasında benzerdir (p>0.05). Başlangıçta KKF+KM ve KKF gruplarında sırasıyla 3.27 ± 0.37 mm ve 3.2 ± 0.26 mm olan DÇDB değerleri; 12. ayda, 1.13±0.52 mm ve 1±0.94 mm'ye azaldı ve bu azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Grup içi karşılaştırmada, incelenen tüm parametrelerin başlangıç ve 12. ay değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı. Kollajen matriks ve tek başına KKF gruplarındaki OKKY, sırasıyla, %66±13.23 ve %69.99±28.27 bulundu ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Gruplar arası karşılaştırmada, 12. ayda DK hariç incelenen parametrelerin hiçbirinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmedi (p>0.05). Kollajen matriks grubunun 12. aydaki DK miktarı, KKF grubundan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Kollajen matriks ve KKF gruplarında, sırasıyla, toplam 0.33±0.09 mm ve 0.06 ± 0.05 mm'lik DK artışı saptandı. Gruplar arasında, KKES ve hasta memnuniyeti skorları ortalamaları açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Çoklu dişeti çekilmelerinin tedavisinde her iki tedavi yönteminin de kök kapanması açısından başarılı sonuçlar verdiği saptandı. Kuronale kaydırılan flep ve KM uygulamasının DK'yı arttırdığı belirlendi.

Cerrahi fleplerGingivaGingival hastalıklar+3
Tolga Güler
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Treatment of multiple gingival recessions with two different approaches

The objective of this controlled study was to evaluate the clinical effectiveness of tunnel technique (TUN) in combination with acellular dermal matrix graft (ADM) on defect coverage, aesthetics and patient satisfaction compared to coronally positioned flap (CAF) plus ADM for the treatment of Miller Class I multiple gingival recessions. A total of 20 patients (13 females and 7 males) with 58 Miller Class I multiple recessions ≥3 mm were included and divided into TUN+ADM and CAF+ADM groups. At baseline and 12 months after the surgery, plaque index, gingival index, bleeding on probing, probing depth (PD), clinical attachment level, recession height (RH), keratinized tissue height (KT), gingival thickness (GT), and mean and complete defect coverage were evaluated. Patient satisfaction and root coverage aesthetic scores (RES) were also assessed. Baseline RH in TUN+ADM and CAF+ADM groups was 3.23 ± 0.28 mm and 3.30 ± 0.35 mm, respectively. Intragroup comparisons revealed statistically significant differences at 12 months for all parameters, except PD (p<0.05). Gingival thickness increased from 0.82 ± 0.06 mm to 1.40 ± 0.07 mm in TUN+ADM group, and from 0.76 ± 0.06 mm to 1.38 ± 0.09 mm in CAF+ADM group. Mean defect coverage was 75.72% (RH reduction: 2.45 ± 0.20 mm) in TUN + ADM group, and 93.81% (RH reduction: 3.10 ± 0.57 mm) in CAF + ADM group. Complete defect coverage was achieved 37.36% of the teeth (12 out of 31 sites) for the TUN+ADM group, while it occurred 85% of the teeth (23 out of 27 sites) for the CAF+ADM group. Intergroup differences were found to be significant for RH reduction, KT increase, MRC, CRC, and RES (p<0.05). Both techniques were effective in root coverage of multiple recession defects, however better aesthetic results and clinical improvements were achieved with CAF and ADM combination.

Surgical flapsGingivaGingival pocket+4
İlknur Özenci
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2014
00
DoctorateOpen AccessEN

Clinical evaluation of coronally advanced flap with or without platelet rich fibrin for the treatment of multiple gingival recessions

The objective of this controlled study was to assess the clinical effectiveness of platelet rich fibrin (PRF) in combination with coronally advanced flap on root coverage, aesthetics and patient satisfaction compared to coronally advanced flap (CAF) alone for the treatment of multiple Miller Class I gingival recession defects. A total of 20 patients (10 females and 10 males) with 49 Miller Class I multiple recessions ≥3 mm were included and divided into CAF + PRF and CAF groups. At baseline and 6 months after the surgery, plaque and gingival indices, bleeding on probing, probing depth, clinical attachment level, recession height (RH), keratinized tissue height, gingival thickness (GT), and mean and complete defect coverage were evaluated. Patient satisfaction and root coverage aesthetic scores were also assessed. Baseline RH in CAF+PRF and CAF groups was 3,20 ± 0,26 mm and 3,36 ± 0,34 mm, respectively. Intragroup comparisons revealed statistically significant differences at 6 months for all parameters (p<0.05). Gingival thickness increased from 0,78 ± 0,06 mm to 1,31 ± 0,07 mm in CAF + PRF group, and from 0,73 ± 0,07 mm to 0,8 ± 0,08 mm in CAF group. Mean root coverage was 79,02% (RH reduction: 2,5±0,53 mm) in CAF + PRF group, and 74,63% (RH reduction: 2,51±0,33 mm) in CAF group. Complete root coverage was achieved 36% of the teeth (9 out of 25 sites) for the CAF + PRF group, while it occurred 33.3% of the teeth (8 out of 24 sites) for the CAF group. Intergroup differences were found to be significant only for GT gain (p<0.05). Both techniques were successful in the treatment of multiple Miller Class I gingival recession defects. Tissue thickness significantly increased with the use of PRF graft in CAF + PRF group.

Surgical flapsGingivaGingival diseases+4
Ömür Samed Kuka
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessEN

Clinical evaluation of coronally advanced flap with or without acellular dermal matrix graft for the treatment of multiple gingival recessions with thin tissue biotype

The objective of this randomized, parallel and controlled study was to assess the clinical effectiveness of acellular dermal matrix graft (ADM) combination with coronally advanced flap (CAF) on complete defect coverage, esthetics and patient satisfaction compared to CAF alone for the treatment of Miller Class I & II multiple buccal recessions with gingival thickness (GT) < 0.8 mm.A total of 24 patients (12 females and 12 males) with 48 Miller Class I & II multiple recessions ?3 mm were included and divided into test (CAF+ADM) and control (CAF) groups. At baseline and 12 months after the surgery, plaque index (PI), gingival index (GI), bleeding on probing (BoP), probing depth (PD), clinical attachment level (CAL), recession height (RH), keratinized tissue height (KT), gingival thickness (GT), mean and complete defect coverage were evaluated. Patient satisfaction, root coverage esthetic score (RES) and the correlation between GT and defect coverage were also assessed.Baseline RH in CAF+ADM and CAF groups was 3.25 ± 0.34 mm and 3.21 ± 0.26 mm, respectively. Intra-group comparisons revealed statistically significant differences at 12 months compared to baseline data for all parameters (p<0.05). GT increased from 0.75 ± 0.06 mm to 1.41 ± 0.11 mm in test group, and from 0.71 ± 0.08 mm to 0.77 ± 0.09 mm in control group. Mean and complete defect coverage were 94.84% (RH reduction: 3.08 ± 0.51 mm) and 83.33% in test group, 74.99% (RH reduction: 2.37 ± 0.83 mm) and 50.00% in control group, respectively. Inter- group differences were found to be statistically significant for RH reduction, attachment gain, KT and GT increase, mean defect coverage, RES in favor of test group (p<0.05). There was a significant positive correlation between GT and mean defect coverage (r=0.465; p<0.05).Better esthetic results and clinical improvements were achieved with ADM combination. Tissue thickness significantly increased with the use of ADM graft. The thicker (?1.3 mm) the gingival tissue gets with the adjunctive use of ADM, the higher percentage of complete defect coverage is achieved in Miller Class I & II multiple recession defects. ADM can be used as an effective alternative to subepithelial connective tissue graft for the treatment of multiple defects. CAF in association with ADM can be proposed as a valid therapeutic approach for the treatment of multiple gingival recessions with thin tissue biotype.

Surgical flapsGingivaGingival diseases+2
Cavid Ahmedbeyli
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnsan gingival fibroblast hücrelerinde etanol, öjenol ve asetil salisilik asitin sitotoksik ve apoptotik etkilerinin incelenmesi

Diş ağrısı, insan yaşamının hemen her döneminde karşılaştığı önemli bir problemdir. Diş ağrısı birçok sebeple meydana gelmekle birlikte diş çürüğü akla gelebilen sebeplerin başında gelmektektedir. Diğer nedenlerin arasında diş minesinde erozyon, herhangi bir travmaya bağlı olarak dişte çatlak veya kırık oluşması, diş eti enfeksiyonu ve yirmi yaş dişleri de diş ağrısının başlıca sebepleri arasında yer alır. Genellikle ağrı kesicilerle ve farklı yöntemlerle tedavi edilmeye çalışılan diş ağrıları, hekime başvurulması geciktikçe sorunu çok daha büyütecek bir rahatsızlıktır. Özellikle kulaktan dolma bilgilerle diş ağrısının tedavi edilmeye çalışılması, dişte ve dokularda önemli hasarlar oluşmasına sebebiyet vermektedir. Hastaların faydalı olacağını umarak kullandığı maddelerin doku üzerine etkilerinin daha iyi anlaşılması ve bu konuda bilinçlendirilmesinin sağlanması amacıyla, tamamlayıcı sağlık uygulamalarında sıklıkla kullanıldığı rapor edilen etanol, öjenol ve asetilsalisilik asitin, farklı konsantrasyonlarının(0.01 μM, 0.1 μM, 1 μM, 10 μM, 100 μM, 1000 μM) insan gingival fibroblastları (HGF-1) üzerine sitotoksik etkisini, apoptotik etkisini ve proinflamatuar etkisini incelemektir. Çalışmamızda ticari olarak temin edilen HGF-1 hücre hatları kullanılmıştır. Sitotoksisite değerlendirilmesi için MTT yöntemi ve H&E boyama yönteminden yararlanılmıştır. Apoptotik etkilerini değerlendirebilmek için apoptoz yolaklarının kavşak noktalarında etkili olduğu bilinen BAX ve Caspase 3 düzeyleri ELISA ve MTT yöntemleri kullanılarak ölçülmüştür. Proinflamatuar etkilerini incelemek amacıyla proinflamatuar sitokinlerden olan IL-1B ve TNF-alpha düzeylerinin ölçülmüştür. Bu ölçümler için ELISA yönteminden faydalanılmıştır. Bulgularımız bize etanolün 10 μM'lık doz konsantrasyonundan sonra sitotoksisitesinin artarak hücre proliferasyonunu azalttığını, BAX ve Caspase-3 proteinlerinde artış olduğunu ve IL-1B ve TNF-a sevilerinde artış olduğunu göstermiştir. (p<0,01). Öjenolde ve asetilsalisilik asit de ise 100 μM'lık doz konsantrasyonundan sonra sitotoksisitesinin artarak hücre proliferasyonunu azalttığını, BAX ve Caspase-3 proteinlerinde artış olduğunu ve IL-1B ve TNF-asevilerinde artış olduğunu göstermiştir. (p<0,01).

ApoptozisAspirinAğrı+7
Gizem Ceyhan
Gaziantep University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti çekilmelerinin tedavisinde titanyum trombositten zengin fibrin (T-PRF) ve bağ dokusu greftinin etkinliklerinin karşılaştırılması

Estetiğin sağlanması, dental hassasiyet, çürük ve çürük olmayan servikal lezyonların önlenmesi; dişeti çekilmelerinin tedavisinin temel tedavi hedefleridir. Dişeti çekilmelerinin tedavisinde birçok cerrahi yöntem mevcut olmasına rağmen subepitelyal bağ dokusu grefti (SBDG) altın standart olarak kabul edilmektedir. Titanyum trombositten zengin fibrin (T-PRF); içi cam tüplerde elde edilen trombositten zengin fibrinin (PRF) aktivasyonu sırasında cam içeriğindeki silikadan etkilenebileceği hipotezine dayanılarak titanyum tüplerde geliştirilmiş bir trombosit konsantresidir. Titanyumun kullanılması fibrinin ağının daha sıkı hale gelmesine, rezorpsiyon süresinin uzamasına ve büyüme faktörlerinin daha kontrollü ve uzun süre salınmasına sebep olur. De-epitelize bağ dokusu grefti (DBDG), palatinal bölgeden epitel ile beraber alındıktan sonra, greftin üzerindeki epitelin ekstraoral olarak uzaklaştırılmasıyla elde edilir. Epitele yakın konumda bulunan daha sıkı ve stabil olan lamina proprianın tamamını içermesi sayesinde; DBDG, SBDG'den daha üstün performans gösteren bağ dokusu greftidir. Bugüne kadar, PRF'den daha stabil ve organize olan T-PRF ile kök yüzey kapatmada altın standart olan subepitelyal bağ dokusu greftinden (SBDG) daha stabil olan de-epitelize bağ dokusu greftinin (DBDG) dişeti çekilmelerinin tedavisinde tünel tekniği ile kullanımının etkinliğini ve öngörülebilirliğini karşılaştıran hiçbir klinik çalışma mevcut değildir. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, Miller Sınıf I/II dişeti çekilmelerinin tedavisinde farklı otojen greft materyallerininin klinik sonuçlarını (T-PRF&DBDG) karşılaştırmaktır. Kliniğimize başvuran ve toplam 80 dişte Miller Sınıf I/II dişeti çekilmesi gösteren 27 hastanın tedavisi tamamlandı. Dişeti çekilmeleri randomize olarak T-PRF (40 diş) veya DBDG (40 diş) ile modifiye tünel teknikle tedavi edildi. Klinik ölçümler başlangıç, operasyondan sonra 3. ay ve 6. ay olarak kaydedildi. VAS (Vizüel Analog Skala), iyileşme indeksi değerlendirildi ve materyal kalınlıkları kaydedildi. Başlangıç dişeti çekilme derinliği T-PRF grubunda 3,02 ± 1,15 mm iken, DBDG grubunda 2,81 ± 0,86 mm olarak ölçüldü. 6 ay sonra T-PRF grubunda ortalama kök yüzey kapanma oranı %78,33 ve DBDG grubunda 85,28 tam örtülen kök yüzey ortalaması; T-PRF grubunda %62,5 ve DBDG grubunda %70 bulundu. Her iki değer için de gruplar arası istatistiksel anlamda fark bulunmadı. Çalışmada kullanılan T-PRF ve DBDG materyal kalınlıkları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Kullanılan greft materyallerinin her ikisi de tedavi sonunda; keratinize doku genişliği ve dişeti kalınlığını istatistiksel anlamlı olarak arttırmıştır. Bu çalışmanın sınırları dahilinde, Miller I/II dişeti çekilme defektlerinin tedavisinde otojen T-PRF membranın güvenilir ve etkili sonuçlar verdiği gösterilmiştir. T-PRF, DBDG' ye önemli bir alternatif olarak uygulanabilir.

Bağ dokuCerrahi-plastikEstetik-dental+6
Osman Öztürk
Bezmialem Vakıf University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Youtube ve tiktok platformlarında diş eti çekilmesi ile ilgili paylaşımların kalite ve güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı bireylerin yaşadıkları diş eti çekilmeleri sorunlarıyla ilgili bilgi almak için yöneldikleri Youtube ve Tiktok sosyal medya platformlarında diş eti çekilmesi ile ilgili sunulan bilgilerin kalitelerini ve güvenilirliklerini değerlendirmek ve her iki paylaşım platformundaki videoların kalite ve güvenilirliklerini karşılaştırmaktır. Çalışmamızda Youtube ve Tiktok platformlarında diş eti çekilmesi ile ilgili Aralık 2017-Aralık 2022 yılları arasında İngilizce dilinde yapılan video paylaşımları tek bir araştırmacı tarafından analiz edildi. Videolar, bilgilerin bilimsel güvenilirliği, kalitesi ve popülerlikleri açısından Küresel Kalite Ölçeği (KKÖ), Discern ve JAMA araçları kullanılarak değerlendirildi. Her videonun iletişim kalitesi, süresi, beğeni, beğenmeme, görüntülenme sayısı, kaynağı ve video tipi kategorilere ayrılarak kaydedildi. Sonuçlar uygun istatistiksel metodlar kullanılarak SPSS versiyon 26.0 paket programı ile analiz edildi. Çalışmaya toplam 248 video dahil edildi. Youtube paylaşım platformuna ait ortalama KKÖ ve Discern skorlarının orta-düşük düzeyde olduğu (sırasıyla 2,55; 1,88), diğer taraftan skorların Tiktok platformuna (sırasıyla 1,92; 1,42) göre istatistiksel olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Youtube paylaşım platformunda Periodontoloji uzmanları tarafından yüklenen videoların iletişim kalitesi skorları diğer paylaşımcılara göre anlamlı olarak daha yüksek (p<0,001) iken, Tiktok platformunda video yükleyicileri arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,111). Youtube platformundaki videolar için görüntülenme oranının 174,94 olduğu, Tiktok videoları için ise bu oranın 440,5 olduğu saptandı (p<0,05). Youtube platformunda beğeni ve görüntüleme oranı ortalamalarının Tiktok platformuna göre anlamlı olarak düşük (p<0,001), süre ortalamaları bakımından ise Tiktok platformuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). Youtube ve Tiktok platformlarında Periodontoloji uzmanı hekimlerin yüklediği videoların Discern ve KKÖ için aldıkları skorların diğer paylaşımcılara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulundu. (p<0,005). Çalışmamızın sınırları dahilinde, Youtube ve Tiktok platformlarında paylaşılan videoların diş eti çekilmesi hakkında düşük ile orta kaliteli bilgi sağladığı ve bu platformların diş eti çekilmesi ve tedavileri hakkında güvenilir bilgi sağlamayabileceği sonucuna varıldı. Bu sonuçlar, hastaların diş eti çekilmesi ve tedavileri hakkındaki içeriklere karşı daha seçici olmalarının ve güvenilir kaynaklardan bilgi almalarının sağlanması gerekliliğini ortaya koyması açısından önemlidir.

Bilgi aramaGingivaGingival hastalıklar+7
Ömercan Aktar
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İnce diş eti fenotipine sahip periodontitis hastalarında açık flep operasyonuna ilave %0.8 hyaluronik asit jel uygulamasının etkinliğinin klinik ve hacimsel olarak değerlendirilmesi

Hyaluronik asit (HA) enflamasyon ve yara iyileşmesi mekanizmalarında rol oynayan lokal kemoterapötik bir ajandır. Bu çalışmanın amacı; ince diş eti fenotipine sahip evre II/III periodontitis hastalarında açık flep operasyonuna (AFO) ilave %0.8 HA jel uygulamasının klinik etkinliğinin değerlendirilmesidir. Çalışmaya dahil edilen toplam 40 hasta a) AFO+ %0.8 HA jel (test=20) ve b) AFO (kontrol=20) olmak üzere rastgele 2 (iki) gruba ayrıldı. Tüm bireylerin başlangıç plak (P), sondalamada kanama (SK), sondalama cep derinliği (SCD), klinik ataçman seviyesi (KAS) ölçümleri kaydedildi. Başlangıç periodontal tedavi tamamlandıktan 4 hafta sonra cerrahi periodontal tedavi fazına geçilmek üzere ince diş eti fenotipine sahip, SCD ≥ 5mm olup horizontal kemik yıkımı olan bölgeler belirlendi. Diş eti fenotipinin belirlenmesinde Hu-friedy renkli diş eti sondaları kullanıldı. Tüm bireylerin ağız içi dijital taramaları alındı. Ameliyattan hemen önce ameliyat bölgesine ait rölatif diş eti çekilmesi (rDÇ) ölçümleri kaydedildi. Test grubuna AFO'ya ilave %0.8'lik HA jel, kontrol grubuna ise AFO'a ilave serum fizyolojik uygulandı. HA uygulaması AFO sonrası 4. haftada tekrarlandı. Yumuşak doku hacim (mm3 ) ve kalınlık (mm) değişim (Δ) ölçümleri bilgisayar yazılımları ile gerçekleştirildi. Değerlendirmeler tedavi sonrası 3. ve 6. ayda tekrarlandı. Klinik periodontal parametrelere ait 3.ay ve 6.ay ölçümlerinin başlangıca göre değişimi gruplar arasında karşılaştırıldığında, P yüzdesinde test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı daha fazla azalma olduğu (p<0.05), klinik ataçman kazancının test grubunda kontrol grubuna göre anlamlı daha fazla olduğu (p <0,05) ve ΔrDÇ miktarının kontrol grubunda test grubuna göre daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Diğer taraftan, SK yüzdesi ve SCD ölçümleri her iki grupta başlangıca göre anlamlı azalmış olmasına rağmen (p<0.05), değişim gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Diş etindeki hacim (mm3 ) ve kalınlık değişiminin, kontrol grubunda test grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı daha fazla olduğu belirlendi (p<0.05). Çalışmamızın sınırları dahilinde, ince diş eti fenotipine sahip periodontitis hastalarında AFO'ya ilave % 0.8 HA jel uygulamasının klinik ataçman kazancını arttırdığı, DÇ'yi ve diş etindeki boyutsal değişimi azalttığı sonucuna varıldı. Bu nedenle, özellikle diş eti çekilmesinin beklenildiği ince diş eti fenotipine sahip bireylerin cerrahi periodontal tedavisine ek olarak % 0.8 HA jelin klinik olarak kullanımı önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Fenotip, hyaluronik asit, periodontal debridman, periodontitis, Üç boyutlu analiz.

Cerrahi fleplerFenotipGingiva+5
Seda Gönülay
Bezmialem Vakıf University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of diabetes on the mouth and gums

Diabetes is frequently associated with oral issues such as gingivitis, gum disease, mouth sores, gum caries, searing mouth syndrome, periodontal abscesses, infections, and impaired taste perception.50 hospitalized patients at Misrata Medical Center Hospital with diabetes and 50 individuals without diabetes made up the research sample. Before an interview, a clinical assessment of the each participant's oral health state was made and recorded. In comparison to non-diabetics, diabetic patients had gums indices that were more over 1/3 and below or equal to 2/3. The plaque index and diabetes status had a statistically significant relationship. Diabetic patients also had mild gingivitis, color is slightly different & swollen, and are more prone to tooth ache and dryness. There is a sizable information gap about the connection between diabetes and periodontal diseases, and there is a lack of understanding regarding the necessity of coordinated management by medical and dental specialists. The diabetes group had a lot higher oral pathology than the non-diabetic group. Smokers with diabetes are more likely than non-smokers to get serious gum disease. For the optimum treatment of diabetic patients, more work should be invested into advancing understanding and putting it into action.

Diabetes mellitusGingivaMobility+1
Sukina Abdallah Alshaybani Shaaban
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Gingivektomi sonrası düşük doz lazer uygulamasının yara iyileşmesine etkisinin incelenmesi

Lazerler diş hekimliğinde 1980'lerden günümüze kadar kullanılmasına rağmen, lazer biostimülasyonu olarak da bilinen düşük doz lazer tedavisinin periodontoloji de kullanımı çok yaygın değildir. Bu split mouth tek kör kontrollü klinik çalışmanın amacı 980 nm dalga boyundaki düşük doz diyot lazerin gingivektomi sonrası yara iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Maksiller veya mandibular anterior bölgede simetrik olarak en az 6 dişin etkilendiği kronik enflamatuar dişeti büyümesi olan 20 sistemik olarak sağlıklı hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların periodontal muayenesinde sondalama derinliği (SD), gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve klinik ataçman seviyesi (KAS) başlangıçta, ve tedaviden sonra 1. ayda kaydedilmiştir. Periodontal muayeneleri tamamlandıktan 1 hafta sonra hastalara diş yüzey temizliği yapılmıştır. Gingivektomi ve gingivoplasti cerrahisine karar verilen hastalara randevu verildi ve randevu zamanında tüm hastaların cerrahi işlemleri yapılmıştır. Çalışmamız splint-mount olarak değerlendirildiğinden lazer uygulanacak taraf yazı tura atılarak belirlendi ve uygulamanın yapılmayacak alanı lazer ışığından korumak için en az 5 mm kalınlığında silikondan bir aparat yapıldı. Lazer uygulanacak alana 0.,1.,3. ve 7.günlerde total 4 J/cm2 olacak şekilde 980 nm düşük doz lazer uygulanmıştır. Tüm hastalardan 0., 3., 7. ve 15. günlerde cerrahi alan mira-2-tone boyası ile boyandı ve fotoğrafları çekilmiş olup Image J programında değerlendirilmiştir. Klinik, yara iyileşmesi ve VAS bulguların sayısal değişkenlerin normal dağılıma uygunluk kontrolünde Kolmogorov Smirnov testi kullanılmıştır. 2 bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Willcoxen testi, ikiden fazla bağımlı ölçümün karşılaştırılmasında Friedman testi kullanılmıştır. Tedavi sonrasında SD, KAS, Pİ, Gİ, VAS ve yara iyileşmesi verilerinde gruplar arası karşılaştırmalarda istatiksel olarak anlamlı bir farklılık mevcut değil iken VAS'da 3. ve 7. günlerde daha düşük medyan değerleri elde edildi. Bu çalışma sonrasında gingivektomi ve gingivoplasti sonrası 980 nm düşük doz diyot lazer kullanımının klinik parametreler üzerine pozitif etkisi olduğu düşünülmektedir.

Cerrahi-oralGingivaGingivektomi+4
Yüksel Kıran
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3 farklı dişeti retraksiyon yönteminin hasta konforu açısından karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı; 3 farklı retraksiyon yönteminin hasta konforu, dişeti yer değiştirme etkinlikleri, kanama, hassasiyet ve dişeti çekilmesi yönünden Vizüel Analog Skalası (VAS) kullanılarak karşılaştırılmasıdır. Sabit protez ihtiyacı duyulan sağlıklı dişeti kriterlerine sahip toplam 144 birey çalışmaya dâhil edilmiş ve gruplara rastgele olarak dağıtılmıştır. 1. grup geleneksel retraksiyon kordu (Ultrapak®), 2. grup kord ve alüminyum klorid solüsyonu (Racestyptine, SEPTODONT®), 3. grup ise retraksiyon pastası (3M™ ESPE™ Astringent Retraction Paste®) olarak belirlenmiştir. İlk seansta dişler subgingival şemfır bitiş çizgisi uygulanarak prepare edilmiş ve aynı seansta geçici restorasyonları yapılmıştır. Ölçü seansı için 7 gün sonraya randevu verilmiştir. Retraksiyon seansında 7 soru, retraksiyon sonrası 1, 7, 28. Günlerde 7 soru sorularak cevaplar değerlendirilmiştir. Sonuçların istatistiksel analizinde Kruskal-Wallis, Mann-Whittney U, Ki kare testleri ve Bonferroni doğrulama testi kulllanıldı (α = 0,05). Karşılaştırılan yöntemler arasında dişeti yer değiştirme etkinliği, çalışma süresi, hassasiyet, işlem sonrası kanama ve hasta konforu açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Retraksiyon pastası grubu çalışma süresi ve hasta konforu açısından daha başarılı bulunmuştur (p<0,001). Hassasiyet tüm gruplarda 7. ve 28. günlerde azalma göstermiştir. Kord ve AlCl3 grubu yer değiştirme etkinliği açısından daha başarılı bulunmuştur (p=0,005). Retraksiyon sonrası kanama görülen en fazla diş sayısı geleneksel kord grubunda görülmüştür (p<0,001). Retraksiyon pastasında diğer gruplara göre daha az dişte dişeti çekilmesi görülmüştür (p<0,001). Kordsuz teknik (retraksiyon pastası) çalışma süresi, kanama, hassasiyet, postoperatif ağrı açısından diğer yöntemlere göre daha konforlu ve klinik kullanımda kolay uygulanabilir bulunmuştur.

Dental porselenDental restorasyonGingiva+3
Nihan Çerçi
Çukurova University
2015
00

Related subjects