Microbial sensitivity tests
85 theses under this subject heading
Karbapenem dirençli ve karbapenem duyarlı pseudomonas aeruginosa kökenlerinin antibiyotik duyarlılıklarının karşılaştırılması ve karbapenem dirençli kökenlerde bazı karbapenemaz genlerinin araştırılması
Karbapenem dirençli (CRPA) ve karbapenem duyarlı (CSPA) P. aeruginosa kökenlerinin diğer antibiyotiklere duyarlılıklarının karşılaştırılması ve karbapenem dirençli olan kökenlerdeki karbapenemaz genlerinin varlığının tespit edilmesi amaçlandı. Çalışmaya 50 adet CRPA ve aynı dönemde izole edilen 251 tane CSPA dahil edildi. Antibiyotik duyarlılıkları otomatize sistem kullanılarak saptandı. CRPA kökenlerindeki karbapenemaz genlerinin (blaIMP, blaSPM, blaAIM, blaNDM, blaOXA-48, blaKPC) varlığı multipleks polimeraz zincir reaksiyonu yöntemiyle araştırıldı. Kökenlerin en fazla yara (%32,6), idrar (%30,6) ve balgam (%16,9) örneklerinden ve yoğun bakım üniteleri dışındaki diğer kliniklerden izole edildiği tespit edildi. Kökenlerin en dirençli olduğu antibiyotikler netilmisin (%41,5), levofloksasin (36,5), piperasilin (%33,2) ve piperasilin/tazobaktam (%31,9) idi. İmipenem ve meropenem direnç oranları sırasıyla %15,6 ve %11,9 olarak bulundu. CRPA'lar amikasin, aztreonam, gentamisin, netilmisin, tobramisin, siprofloksasin, levofloksasin, sefepim, seftazidim, piperasilin, piperasilin/tazobaktama CSPA olanlardan daha dirençli olarak saptanmıştır (p<0,001). CSPA ve CRPA kökenlerde kolistine dirençte farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p=1). CRPA kökenlerinde amikasin, aztreonam, seftazidim, siprofloksasin, kolistin, sefepim, gentamisin, levofloksasin, netilmisin, piperasilin, tobramisin, piperasilin/tazobaktam MİK değerleri CSPA olanlara göre daha yüksek saptandı dolayısıyla daha dirençli bulundu (p<0,001). Çoğul ilaca direnç (MDR) oranı %14,6 ve CRPA grupta MDR oranı daha fazla bulundu (P<0,001). CRPA kökenler içinde blaIMP, blaVIM, blaSPM, blaNDM, blaKPC, blaAIM ve blaOXA genleri arasında bir kökende blaIMP, üç kökende de blaVIM geni pozitif olarak bulundu. Sonuç olarak çalışmamızda karbapenem direnci ve MDR oranı ülkemizdeki oranlardan daha az oranda bulunmuştur. Daha önce hastanemizde yapılan çalışmalardaki oranlara göre de yıllar içinde oranların artmadığı görülmüştür. CRPA'ların CSPA'lara göre diğer antibiyotiklere de daha dirençli olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda karbapenemazlardan IMP ve VIM tipi enzimler bulunmuştur. Hastanemizde yapılan diğer çalışmalarla birlikte bu çalışma hastanemizde izole edilen P. aeruginosa'larda karbapenemazların yaygın olmadığını göstermiştir. Bu enzimlerin epidemiyolojik olarak tanımlanması direnç yayılımını önlemede önemlidir ve bunları kodlayan genlerin tespiti; tedavide kullanılacak uygun antibiyotiklerin seçilmesinde yol gösterecektir.
Kolistin ve karbapenem dirençli acinetobacter baumannii ve klebsiella pneumoniae suşlarında akım sitometri yöntemi ile kolistin ve meropenem kombinasyonunun in vitro etkinliğinin test edilmesi ve dama tahtası yöntemi ile karşılaştırılması
Günümüzde gram negatif bakterilerde karbapenem direncinin artması ile birlikte tedavilerde kolistin daha sık kullanılmaya başlanmıştır. Bunun bir sonucu olarak kolistine direnç giderek artmaktadır. Çalışmamızda, kolistin ve karbapenem dirençli Acinetobacter baumannii ve Klebsiella pneumoniae suşlarında akım sitometri tabanlı time kill ve dama tahtası sinerji testi yöntemleri ile kolistin ve meropenem kombinasyonunun in vitro etkinliğinin araştırılması amaçlandı. Kolistin ve karbapenem dirençli 10 adet A. baumannii ve 10 adet K. pneumoniae suşunda kolistin direnci broth mikrodilüsyon yöntemi ile doğrulandıktan sonra, kolistin ve meropenem kombinasyonu akım sitometri tabanlı time kill ve dama tahtası yöntemleri ile çalışıldı. Ek olarak suşlar, gradient difüzyon sinerji testi yöntemi ile de çalışıldı. Sonuçlar, dama tahtası ve GDY için fraksiyonel inhibitör konsantrasyonu, time kill için logaritma tabanında artış-azalış ile hesaplanarak değerlendirildi. Klebsiella pneumoniae suşlarında dama tahtası yöntemi ile %40 sinerjik, %50 aditif ve %10 indiferan etkinlik saptandı. A. baumannii suşlarında ise %70 sinerjik, %20 aditif, %10 indiferan etkinlik saptandı. Time kill yönteminde ise tüm suşlarda indiferan etkinlik saptandı. Akım sitometri tabanlı time kill ve dama tahtası yöntemleri arasında %10 uyum saptanırken, time kill ile GDY arasında %55 uyum saptandı. Literatürde akım sitometri tabanlı bir sinerji testi ile hasta izolatları kullanılarak antibiyotik kombinasyonu etkileşiminin incelendiği bir çalışmaya rastlamadık. Geleneksel yöntemi modernize etmesi, hızlı sonuç vermesi gibi yönleriyle çalışmamız dikkat çekicidir. Ancak sinerji testlerinin doğasında bulunan testler arası uyumsuzluk nedeniyle yeni çalışmalar ile testler arasındaki korelasyon iyileştirilmelidir.
Metisiline dirençli staphylococcus aureus izolatlarında hVISA oranlarının belirlenmesi için iki farklı yöntemin karşılaştırılması
Vankomisin, metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) enfeksiyonlarının tedavisi için son seçenek antibiyotiktir, ancak son zamanlarda vankomisine karşı direnç ve heterojen direnç bildirimiştir. Vankomisine dirençli S. aures (VRSA) ve vankomisine orta derecede dirençli S. aureus (VISA) dışında, stafilokok enfeksiyonlarının tedavi sürecindeki başarısızlığın önemli nedenlerinden birisi de vankomisine heterojen-orta dirençli S. aureus (hVISA) olduğu düşünülmektedir, ancak hVISA'yı tespit etmek yoğun emek isteyen ve uzmanlık gerektiren bir prosedürdür. Çalışmamızda Sanko Üniversitesi Hastanesinden izole edilmiş MRSA suşlarında hVISA oranlarının belirlenmesi amaçlanmış, Satola'nın geliştirdiği Brain Heart Infusion agar tarama yöntemi ve altın standart kabul edilen popülasyon analizi profili (PAP-AUC) yöntemi karşılaştırılmıştır. Öncelikle tüm bakterilerin sıvı mikro dilüsyon yöntemiyle MİK değerlerine bakılmış, tüm suşlar vankomisine karşı duyarlı bulunmuştur, daha sonra Satola yöntemi uygulanmıştır ve 48. saatteki sonuçlara göre 28 suş (%46.66) hVISA olarak saptanmıştır. hVISA olarak tespit edilen suşlar PAP-AUC yönteminde değerlendirilmiştir. 28 MRSA suşu içerisinde 12 suş hVISA olarak tespit edilmiştir. Satola testinde hVISA oranı %46.66 (28/60) olarak tespit edilmiştir. Bu izolatlara PAP-AUC metodu ile araştırma yapıldığında sadece 12 suş (tüm izolatların %20 'si) hVISAolarak tespit edilmiştir. Çalışmamızda Satola ve PAP-AUC yöntemiyle bölgemizde ilk defa hVISA oranları araştırılmıştır. Satola testi ile PAP-AUC karşılaştırıldığında Satola testinde yalancı pozitiflik oranının yüksek olduğu saptanmıştır.
Gram negatif bakterilerde demir ve demir metabolizmasının antimikrobiyal duyarlılık üzerine etkilerinin araştırılması
Bakteriyel etkenler gerek toplum ve gerekse hastane kökenli enfeksiyonlarda en sık rastlanan mikroorganizmalardır. Özellikle hastane kökenli izolatlarda yaygın antibiyotik kullanım gerekliliği, bakterilerin de kullanılan antibiyotiklere direnç geliştirmesi ile sonuçlanan bilindik bir süreç yaşanmaktadır. Bunun sonucu yeni antibiyotiklerin kullanıma girmesi ve bir süre kullanılması şeklinde olmaktadır. Bu çalışma başka bir bakış açısı ile, gram negatif bakterilerin enerji üretimi, oksijen taşınması ve gen ekspresyonunun regülasyonu gibi birçok önemli fizyolojik fonksiyonu için esansiyel bir element olan demirin antibiyotikler ile kombinasyonunun bakteriler üzerindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji AD. arşivindeki standart bakteri suşları ve 11'er adet E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa, A. baumannii ve P. mirabilis klinik izolatı olmak üzere toplam 55 izolat dahil edilmiştir. İzolatların tümüne sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin, seftriakson, kolistin ve levofloksasin için EUCAST standartlarına uygun olarak disk diffüzyon ve mikrodilüsyon testleri çalışıldı. Bu antibiyotiklerin etkinliğinin demir şelatörleri deferasiroks (DFX) ve deforaksamin (DFO) ve ortam demir konsantrasyonu ile ilişkisi disk diffüzyon, dama tahtası sinerji testi ve sıvı mikrodilüsyon yöntemleri kullanırak ayrıca test edildi. Test edilen antibiyotiklerde E. coli, K. pneumoniae, P. aeruginosa ve A. baumannii izolatlarında antibiyotik duyarlılık sonuçları ile, antibiyotiklerin demir şelatörleri ve ortam demir konsantrasyonu ile kombinasyonlarında etkinlik değişmesi saptanmadı. P. mirabilis izolatlarında DFO ilavesiyle sefepim, amikasin, meropenem, tigesiklin ve levofloksasin antibiyotiklerinin zon çapları istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artmış olduğu saptandı. Dama tahtası sinerji testi ile P. mirabilis izolatları için tigesiklin, sefepim, amikasin ve kolistin antibiyotikleri ile DFO arasında sinerjistik etki saptandı. Patojenlerle mücadelede yeni stratejilerin geliştirilmesi gerektiği, bu çalışmada saptanmış olduğu gibi bakterileri demirden mahrum bırakmanın bu yöntemlerden biri olabileceği sonucuna varılmıştır.
Çocuk yoğun bakım ünitesinde yatan hastalardan izole edilen mikroorganizmalar ve antibiyotik duyarlılıkları
Çocuk Yoğun Bakım Ünitelerinde (ÇYBÜ) enfeksiyonla mücadale zamanla daha önemli bir konu haline gelmiştir. Yoğun bakım (YB) enfeksiyonlarının risk faktörleri giderek değişmektedir. Etken mikroorganizmaların oluşturduğu dirence rağmen tedavide kullanılan antibiyotiklerin sınırlı olması ve mikroorganizmaların antibiyotiklere hızla direnç geliştirmesi günümüzde polimikrobiyal dirençli patojenlerle gelişen YB enfeksiyonları ile mücadelede hekimleri zor durumda bırakmaktadır. Bu durum mutlak şekilde mortalite hızını etkilemektedir. Yaşamı tehdit eden ağır enfeksiyonu olan hastalarda ampirik antibiyotik tedavisi tercih edilmektedir. Bu nedenle, her YBÜ'nin kendi florasında bulunan etken patojenleri ve bunların duyarlılık ve direnç paternlerini bilinmesi kaçınılmaz bir zorunluluk olmaktadır. Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Yoğun Bakım Ünitesinde Mart 2020-Mart 2022 tarihleri arasında 48 saatten uzun süre yatmış olan ve yatış sırasında en az bir kez trakeal aspirat ve/veya kan kültürü alınan hastaların verileri toplanarak yapıldı. Hastalardan alınan kan kültürü örnekleri, pediatrik kan kültürü şişelerine (BD BACTEC, ABD) alındı ve bekletilmeden mikrobiyoloji laboratuarına gönderildi. Mikrobiyoloji laboratuvarında otomatize kan kültürü sisteminde (BACTEC FX, ABD) 7 gün inkübasyona bırakıldı. İnkübasyon süresi içerisinde pozitif üreme sinyali görülen kan kültürü şişeleri %5 koyun kanlı agar (BD, ABD) ve Eozin-Metilen Blue Agar (BD, ABD) besiyeri plaklarına inoküle edilerek ekim yapıldı. Trakeal aspirat örnekleri sterilite kurallarına uygun olarak %5 koyun kanlı agar (BD, ABD) ve Eozin-Metilen Blue Agar (BD, ABD) besiyeri plaklarına inoküle edilerek ekim yapıldı. Akabinde, ekim yapılan plaklar etüve kaldırılarak 37°C'de 24 saat boyunca inkübe edildi ve yine otomatize sistem (Vitek 2, Fransa) ile antibiyotik duyarlılık profilleri belirlendi. Kan kültürü ve trakeal aspirat kültüründe üreyen mikroorganizmalar antibiyogram duyarlılıklarına göre sınıflandırıldı ve sonuçlar yüzde olarak verildi. Kan kültürü alınan 165 hasta çalışmaya alındı. Hastaların 97'si (%58.7) erkek, 68'i (%41.2) ise kız çocuktu. Hastaların ortalama yaşı 5.6±0.38 SD yıldır. Hastalardan toplam 677 kan kültürü alındı. Bu kültürlerin 279'unda (%41.2) üreme oldu. En sık üreyen 5 mikroorganizma değerlendirmeye alındı. En sık görülen mikroorganizma Staphlococcus haemolyticus (n:54, %7.9) idi. ÇYBÜ'nde yatan 93 hastadan alınan trakeal aspirat kültürü çalışmaya alındı. Hastaların 58'i (%62.3) erkek, 35'i (%37.6) ise kızdı. Hastaların ortalama yaşı 5.6± 0.5 SD yıl idi. ÇYBÜ'nde 93 hastadan 407 trakeal aspirat kültürü alınmıştır. Bu kültürlerin 297 (%72.9) tanesinde üreme tespit edildi. Üreme olan en sık 5 mikroorganizma değerlendirmeye alındı. Trakeal aspirat kültür üremelerinde en sık rastlanan mikroorganizma Pseudomonas aeruginosa (n:106, %26) idi. Çalışmamızda hastanemiz ÇYBÜ'de kan ve trakeal aspirat kültüründe en sık üreyen 5'er enfeksiyon etkeni tespit edildi ve antibiyotik duyarlılıkları belirlendi. Kan kültüründe en sık üretilen mikroorganizma olan S. haemolyticus'un %75'i tigesiklin duyarlı bulundu. Trakeal aspirat kültüründe en sık üreyen mikroorganizma olan P.aeruginosa'nın %66'sı kolistin duyarlı bulundu. Sonuçlarımızı dünyada ve ülkemizde yapılan çalışmalarla karşılaştırdığımızda sık görülen enfeksiyon etkenlerinin diğer çalışmalarla uyumlu olduğu görüldü. Anahtar kelimeler: Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi, hastane enfeksiyonları, kan kültürü, trakeal aspirat kültürü
Farklı klinik örneklerden izole edilen çoklu ilaca dirençli Pseudomonas aerugınosa izolatlarının beta-laktamaz profilleri
Bu çalışmada, Aralık 2021 ve Şubat 2022 tarihleri arasında Irak'ta bulunan Babil şehrindeki hastanelerin farklı kliniklerinden toplam 112 mikrobiyolojik sürüntü örneği elde edilmiştir. Bu örneklerin 100 (%89,2) tanesinde pozitif bakteri üremesi görülürken, 12`sinde (%10,8) bakteri üremesi görülmemiştir. Kliniklere göre yara sürüntüsü 12 (%24), yanık sürüntüsü 28 (%56), kulak sürüntüsü 3 (%6) ve diyabet hastalarının ayaklarından 7 (%14) olmak üzere toplam 50 izolatta Pseudomonas aeruginosa tanımlanmıştır. Tüm izolatlar, P. aeruginosa için setrimid agar seçici besiyeri ile araştırılmış ve P.aeruginosa 16S rRNA amplikonu saptamak için PZR ile doğrulanmıştır. Antibiyogram test sonucuna göre 50 Pseudomonas aeruginosa izolatında, direnç fenotiplerinin sonuçları, izolatların %50 oranında MDR olduğunu göstermiştir. β-laktamazın fenotipik araştırılması kombinasyon disk testi (β-laktam/β-laktam+β-laktamaz inhibitörü) ile üç sistem (Piperacilin/Piperacilin - Tazobaktam; Seftazidim/Seftazidim - Tazobaktam ve Tikarcilin/Tikarsilin - Klavulanat) kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen 50 P.aeruginosa izolatında β-laktamaz varlığı üç farklı antibiyotik disk kombinasyonuna göre sırasıyla %78, %40 ve %72 olarak bulunmuştur. Üç farklı β-laktamaz gen varlığını araştırmak için PZR kullanılmıştır. PZR sonucuna göre 50 P.aeruginosa izolatında blaTEM %98, blaCTX-M-1 %50 ve blaSHIV %38 oranında tespit edilmiştir. P.aeruginosa β-Laktamaz üreten 50 izolatının fenotipik ve genotipik tespiti karşılaştırıldığında, Fenotipik pozitif/ Genotipik pozitif 43 izolat (%86), Fenotipik pozitif/Genotipik negatif 1 izolat (%2) ve Fenotipik negatif/Genotipik pozitif 6 izolat (%12) olarak tespit edilmiştir. Hem MDR hem de MDR olmayan P. aeruginosa yanık izolatları arasındaki direnç genlerinin dağılımı incelendiğinde; fenotipik incelemenin direnç genlerinin varlığını yansıtmayabileceği bununla beraber blaTEM ve blaCTX-M-1'in farklı antibiyotik sınıflarına karşı var olan dirençten birlikte sorumlu olabileceği sonucuna varılmıştır.
Klinik örneklerden izole edilen acinetobacter baumannii suşlarında antibiyotik direnç durumlarının belirlenmesi ve karbapenemaz direnç genlerinin araştırılması
Acinetobacter baumannii hastane enfeksiyonlarına ve salgınlara sebep olan antibiyotiklere karşı çoğul direnç geliştirebilen önemli bir patojendir. Bu çalışmada Gaziantep Dr. Ersin Arslan Eğitim Araştırma Hastanesinin çeşitli kliniklerindeki hasta örneklerinden bir yıllık süre içerisinde izole edilen A. baumannii suşlarının antibiyotik direnç durumlarının belirlenmesi, imipenem ve meropenem'e dirençli olan suşlarda karbapenem direncine sebep olan sınıf D beta-laktamaz (OXA-23, OXA-24, OXA-51, OXA-58) direnç genlerinin PCR yöntemi ile araştırılması amaçlanmıştır. Bu nedenle çalışmamızda Haziran-2016 Haziran-2017 tarihleri arasında Gaziantep Kamu Hastaneler Birliğine bağlı Dr. Ersin Arslan Eğitim Araştırma Hastanesi Merkez Laboratuvarında klinik örneklerden izole edilen 157 A. baumannii suşu otomatik bakteri identifikasyon sistemi BD Phoenix™ (BD Phoenix™ ID & AST System. ABD) ile tanımlandı ve antibiyotik duyarlılık durumları belirlendi. Otomatik cihazla imipenem ve meropeneme dirençli olduğu saptanan 50 suşun bu antibiyotiklere duyarlılık durumları disk difüzyon ve gradient strip yöntemi ile de değerlendirildi. Aynı suşlarda PCR yöntemiyle genotipik olarak karbapenem direncine sebep olan blaOXA-51 , blaOXA-58 , blaOXA-23 ve blaOXA-24 gen bölgeleri araştırıldı. Otomatik sistemle antibiyotik direnç durumları belirlenen 157 A. baumannii izolatındaki direnç durumlarına bakıldığında amikasin'e 113'ünde (%72), sefepim'e 148'inde (%94.3), seftazidim'e 148'inde (%94.3), sefriakson'a 155'inde (%98.7), gentamisin'e 139'unda (%88.5), imipenem'e 145'inde (%92.4), meropenem'e 142'sinde (%90.4), netilmisin'e 153'ünde (%97.5), piperasilin'e 149'unda (%94.9), piperasilin tazobaktam'a 149'unda (%94.9), tigesiklin'e 89'unda (%56.1), trimethoprim sulfametazol'e 126'sında (%80.3) direnç saptandı. En az direnç oranının 5 (%3.2) suş ile kolistine karşı olduğu gözlemlendi. OXA-51 ve OXA-23 genleri tüm izolatlarda pozitif, OXA-24 16 (%32) suşta pozitif bulunurken OXA-58 hiçbir suşta saptanmadı. Direnç genleri ve mekanizmalarının bilinmesi hem hastaların tedavilerinin yönlendirilmesi hem de epidemiyolojik verilerin oluşturulmasından dolayı önemlidir. Anahtar kelimeler: Acinetobacter baumannii, OXA-23, OXA-24, OXA-51, OXA-58
Bazı actinobacteria türlerinin enfeksiyon etkeni Pseudomonas spp., Staphylococcus spp. ve Proteus spp. izolatları üzerine antimikrobiyal etkilerinin deneysel ve tüm genom tabanlı araştırılması
Bu tez çalışmasında T.C. Sağlık Bakanlığı Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi'nde Ocak 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında en önemli hastane enfeksiyonlarına yol açan, çeşitli servislerde yatan hastalardan elde edilmiş klinik izolatlar olan Pseudomonas spp., Proteus spp. ve Staphylococcus spp. kullanılmıştır. Çalışmada 57 adet Pseudomonas aeruoginosa, 50 Adet Staphylococcus aureus ve 5 adet Proteus mirabilis kullanıldı. Elde edilmiş klinik izolatların %75'i idrar kültüründen, %16.6'sı trakeal aspirat kültürü, %8,4'ü kan kültüründen izole edilmiştir. Pseudomonas spp. izolatları Vitek-2 cihazında, Staphylococcus spp. ve Proteus spp. izolatları ise APİ kullanılarak tanımlanmıştır. Tanımlanan izolatların Gentamisin, Tigesiklin, Ampisilin, Ertapenem, Sefepim, Meronem, Cefazolin, Linezolid, Seftazidim, Teikoplanin, Tetrasiklin, Vankomisin, Amoksisilin klavulanik asit antibiyotiklerine karşı antibiyotik direnç profilleri belirlenmiştir. Actinobacteria cinsleri antibiyotik üretimi başta olmak üzere, enzimler, immünosüpresif ajanlar ve antitümör ajanlar gibi çeşitli metabolitler üretme potansiyeline sahip bakterilerdir. Günümüzde patojenlerin antibiyotik dirençleri ve tedavide oluşan yetersizlikler sebebiyle yeni antibiyotiklerin keşfi kaçınılmaz olmuştur. Belirtilen tarihler arasında izole edilen suşlar 6 farklı Actinobacteria suşu seçilerek antimikrobiyal aktive testine tabi tutulmuştur. Pseudomonas aeruoginosa suşlarında Actinomadura sp. 14C53 %56,6 oranında, Staphylococcus aureus suşlarında Nonomuraea zeae DSM 100528T %50 oranında zon çapı ölçülmüştür. Proteus mirabilis suşlarında zon çapı ölçülmemiştir. Sonuç olarak, Actinobacteria üyesi türlerin antimikrobiyal aktive test sonuçlarında bazı patojenler üzerinde olumlu sonuç verdiği gözlenmiştir.
Muhabbet kuşlarında enterokok türlerinin dağılımı ve antibiyotik dirençliliklerinin belirlenmesi
Amaç: Bu çalışmada sağlıklı muhabbet kuşlarının rektal örneklerinde enterokokların varlığı, yaygınlığı ve tür dağılımı ile bu türlerin antibiyotiklere duyarlılıkların incelenerek bölgemizdeki direnç profilinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada muhabbet kuşlarından toplananmış olan 100 adet kloakal svab örneği kullanılmıştır. Alınan svab örnekleri soğuk zincir altında Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı rutin teşhis laboratuvarına getirildi. Örneklerden önce önzenginleştirme işlemine tabi tutuldular. Daha sonra klasik yöntemler ile elde edilen enterokok şüpheli izolatların identifikasyonları, tür dağılımları ve antibiyotik dirençlilikleri otomatize identifikasyon sistemi yardımı ile saptandı. Bulgular: Çalışma sonuçlarında %29 [22 (%75.86) E. faecalis, 2 (%6.90) E. faecium, 2 (%6.90) E. hirae, 2 (%6.90) E. casseliflavus/gallinarum ve 1 S. uberis (%3.44)] oranında enterokok varlığı tespit edilmiştir. İzolatlar; amoksisilin klavunat (%96.4), ampisilin (%100), siproflaksasin (%54.2), levoflaksasin (%60.9), gentamisin (syn) (%82.1), streptomisin (syn) (%28.6), tigesiklin (%80), vankomisin (%89.3), teikoplanin (%96.4), linezolide (%96.4) ve nitrofurontion'a (%100) oranlarında duyarlı, sefositin, amikasin, gentamisin, tobramisin, klindamisin, eritromisin, TMP-SXT, fusidik asid ve quinopuristin-dalfopuristine karşı ise %100 direnç göstermişlerdir. Sonuç: Araştırmada zoonoz özelliği açısından oldukça önemli olan entrokok türlerinin sağlıklı muhabbet kuşlarındaki varlığı ortaya konmuştur. Ayrıca çalışmalarda rastlanan farklı antibiyotik dirençlilik tipleri de bu tip enfeksiyonlarda antibiyotik duyarlılık testlerinin mutlaka yapılması gerekliliğini de ortaya koymaktadır. Bununla birlikte muhabbet kuşlarında olabilecek nozokomiyal ve/veya gastrointestinal enfeksiyonlarda tedavide hangi antibiyotiklerin kullanılmasının etkili olacağını ortaya koymuştur.
Diyabetik ayak enfeksiyon etkenlerinde güncel durum
Amaç: Diyabetik ayak yarası, diyabetle ilişkili hastanede kalış süresini en çok uzatan ve maliyeti en yüksek olan Diyabetes Mellitus komplikasyonudur. Travmatik olmayan ekstremite amputasyonlarının en sık nedenidir. Bu güncel çalışmada, antibiyotik seçimi, ekstremite kaybı ve maliyeti azaltmak için bir klavuz oluşturmak amacıyla merkezimizdeki diyabetik ayak enfeksiyon etkenlerinin mikrobiyolojik profilini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji kliniğinde 2016-2019 yılları arasında diyabetik ayak nedeniyle yatarak takip edilen 216 hastanın arşiv kayıtları incelendi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, diyabet tipi, süresi, tedavisi, komplikasyonları, önceki diyabetik ayak yarası ve cerrahi öyküsü, yara özellikleri, Wagner evrelemesi, antibiyotik kullanımı, laboratuar ve radyolojik bulguları, derin doku ve sürüntü kültürleri, antibiyogramlar retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada yer alan % 69,4'ü erkek, % 97,2'si Tip 2 diyabet olan 216 hastanın yaş ortalaması 62,06±11,09 yıl, ortalama diyabet süresi 16,9±8,41 yıl olarak bulundu. 173 adet derin doku kültüründe en sık Pseudomonas aeruginosa (% 16,5), Gram-pozitiflerden en sık Staphylococcus aureus (% 7,5) üredi. 172 adet sürüntü kültüründe en sık Enterococcus spp. (% 14,5), Gram-negatiflerden en sık Pseudomonas aeruginosa (% 10,4) üredi. Sürüntü kültürünün derin doku kültürüne göre uyumluluk oranı % 48,8 bulundu. Gram-negatiflere karşı en etkili antibiyotikler, karbapenemler, kolistin ve amikasin iken Gram-pozitiflere karşı en etkili antibiyotikler vankomisin, linezolid ve daptomisindi. Sonuç: Morbidite ve mortalitesi yüksek olan diyabetik ayak yarasının erken tanı ve takibi önemlidir. Her merkezin kendi mikroorganizma sürveyansını ve antibiyotik duyarlılık profillerini belirlemesi, multidisipliner yaklaşımla vaka takibi yapması ekstremite kaybını ve maliyeti düşürmede etkili olacaktır. Ampirik yaklaşımda, özellikle Pseudomonas'ı içine alan Gram-negatif bakterileri ve Gram-pozitif kokları hedef alan antibiyotik seçimi önemli gözükmektedir. Anahtar sözcükler: Antibiyogram, Amputasyon, Derin doku kültürü, Diyabetik ayak enfeksiyonu, Sürüntü kültürü.
Van ili sağlık müdürlüğüne bağlı halk sağlığı laboratuvarına Van ve mücavir illerdeki yataklı tedavi kurumlarından gönderilen su numunelerinde legionella türlerinin varlığının kültür, polimerase chain reaction ve lateks aglütinasyon testleri ile araştırılarak antibiyotik direnci tespiti.
Legionella pneumophila, dünya çapında doğal su ortamlarında her yerde bulunması ve ciddi pnömoni ve diğer enfeksiyonlara neden olma kabiliyeti nedeniyle halk sağlığı açısından önemli bir bakteridir. Legionella'nın en yaygın bulaşma yolu, kontamine sudan üretilen aerosollerin solunmasıdır, ancak enfeksiyon, kontamine suyun aspirasyonu ile de meydana gelebilir. Sigara içen, yaşlı ve bağışıklık sistemi zayıf, kronik metabolik veya akciğer hastalıkları olan kişiler enfeksiyona özellikle duyarlıdır. Hastane su dağıtım sistemleri (WDS'ler), konut su sistemlerinden daha karmaşıktır ve Legionella ile kolonize olma olasılıkları daha yüksektir. Bu çalışmada hastane su sistemlerinde izole edilen toplam 55 L. pneumophila suşunun lateks aglütinasyon yöntemi ile tiplendirilmesi, izole edilen suşlara karşı eritromisin, azitromisin, siprofloksasin, ofloksasin, levofloksasin, doksisiklin ve rifampisinin antibiyotik direncinin saptanması amaçlanmıştır. Su örneklerinin alınma şekline göre ekimi gerçekleştirilerek, 37 C'lik etüvde inkübasyona bırakılmıştır. BCYE besiyerinde üreyen koloniler kanlı agar besiyerine ekilmiş ve 24 saat inkübasyon sonrası üreme gerçekleştirmeyen koloniler olası Legionella kolonisi düşünülerek lateks aglütinasyon testiyle tiplendirilmiştir. Disk difüzyon yöntemiyle antibiyogram yapılmış ve Real Time PCR yöntemiyle mip geni varlığı araştırılmıştır. Toplam 482 su numunesinin 55'inde L.pneumopila izole edilmiştir. Alınan örneklerin 407'si musluk duş başlığı, 75'i su tankına ait örneklerdir. 407 örneğin 2'si L.pneumophila SG1, 51'İ ise SG 2-15 olarak izole edilmiştir. 75 örneğin ise 2'si SG 2-14 olarak bulunmuştur. Disk difüzyon yöntemiyle 55 örnekten eritromisine dirençli 32, azitromisine 30, ciprofloksasine 4, ofloksasine 5, levofloksasine 5, doksisikline 26, rifampisine 29, SXT'ye 28 direnç tespit edilmiştir. Sonuç olarak L. pneumophila mortaliteye sebep olan solunum yoluyla bulaşan öldürücü bir bakteri olması ve özellikle hastane ortamlarında bulunması nedeniyle hastanelerde rutin kontrol önemlerinin alınması zorunludur. Düzenli aralıklarla su tesisatlarının temizliği bu noktada önem taşımaktadır.
Klebsiella pneumoniae izolatlarının antibiyotik duyarlılık profillerinin kapsül genotipleriyle ilişkisinin araştırılması
Klebsiella pneumoniae'nin enfeksiyon etkeni olarak sık görülmesinde en önemli sebeplerden biri bakteriyi fagositozdan ve serum bakterisidal proteinlerden koruyan majör virülans faktörü olan kapsül yapısıdır. Bir diğer sebep de bakterinin β-laktam antibiyotiklerine karşı ürettiği β-laktamaz enzimleridir. Çalışmamızda çeşitli klinik örneklerden izole edilen K. pneumoniae izolatlarının kapsül genotipleriyle antibiyotik duyarlılık profilleri arasındaki muhtemel ilişki araştırıldı. Bu amaçla; klinik örneklerden izole edilen Klebsiella pneumoniae izolatlarında spesifik primerler kullanılarak Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR) yöntemi ile kapsül genotipleri (K1, K2, K5, K20, K54, K57) belirlenlendi. Antibiyotik duyarlılıkları fenotipik olarak disk difüzyon, moleküler olarak da PCR yöntemi ile Geniş Spektrumlu β-laktamaz (GSBL) (CTX-M1, CTX-M2, CTX-M9, CTX-M 8/25, KPC, NDM-1, OXA-48 like) genlerinin varlığı araştırıldı. Çalışmamıza Anabilim Dalımızda daha önce yürütülen çalışmada kapsül genotipleri belirlenmiş olan karbapeneme dirençli 27 K. pneumoniae izolatı ve kapsül genotipleri belirlenecek olan çeşitli klinik örneklerden izole edilen 180 K. pneumoniae izolatı dahil edildi. Çalışmamıza dahil ettiğimiz karbapeneme dirençli 27 K. pneumoniae izolatından 1 izolatın K1, 5 izolatın K2, 15 izolatın K5, 4 izolatın K20, 1 izolatın K54, 1 izolatın da K57 kapsül genotipine ait olduğu doğrulanırken, 180 K. pneumoniae izolatından 7'sinde K2, 3'ünde K20, 1'inde ise K1 kapsül genotipileri belirlendi. CTX-M1 geni kapsüler genotip K20'ye ait 3 izolatta tespit edildi. NDM-1 geni kapsüler genotip K5'e ait 3 izolatta ve K2'ye ait 1 izolatta belirlendi. OXA-48 like geni 24 izolatta kapsüler genotipler arasında heterojen dağılım gösterdi. CTX-M2, CTX-M9, CTX-M 8/25, KPC direnç genleri hiçbir izolatta tespit edilmedi. CTX-M1 genin K20 kapsül genotipiyle ilişkisi, AMC, TPZ, FOX, ETP antibiyotiklerinin K5 kapsül genotipiyle direnç ilişkisi, AMC, TPZ, IPM, TE, SXT antibiyotiklerinin K20 kapsül genotipleriyle duyarlılık ilişkisi, istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç olarak, kapsül genotipleriyle GSBL direnç genleri arasındaki muhtemel ilişkinin bölgesel ve çok sayıdaki izolatın dahil edileceği çalışmalarla daha iyi aydınlatılacağını ve bu çalışmaların ilerdeki aşı çalışmalarına da ışık tutacağını düşünmekteyiz.
Klinik örneklerden izole edilen anaerob bakterilerin tiplendirilmesi ve antibiyotik direnç profillerinin belirlenmesi
Sunulan bu çalışmada, anaerobik enfeksiyondan şüphelenilen hastaların çeşitli klinik örneklerinden izole edilen anaerop bakterilerin tanımlanması ve antibiyotik direnç profillerinin belirlenmesi amaçlandı. Çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarında, 15 Ocak 2021-1Kasım 2021 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Toplam 863 örnekten anaerob kültür istemi yapıldı. Anaerob kültür için uygun olan sadece 213 örnek çalışmaya alındı. Anaerob bakteri izolasyonu yapılan 22 (%10.3) örnekten, 17'sinde (%7.98) sadece anaerob bakteri, 5 örnekte (%2.3) hem aerob hem de anaerob bakteri üremesi oldu. 74 örnekte (%34.7) sadece aerob/fakültatif anaerob üremesi görüldü, 119 örnekte (%55.86) ise üreme görülmedi. İzole edilen anaerop gram-negatif basiller, konvansiyonel yöntemler ve otomatize tanı sistemi (VITEK 2, bioMerieux, Fransa) ile tanımlandı. Çalışmada izole edilen anaerob bakteriler çoğunlukla apse (11/22; %50) materyallerinden idi. Kültüre alınan 213 örneğin 164'ü (%77) apse idi ve apse örneklerinin 11'inde (%6.7) anaerobik bakteri izole edildi. Toplam 22 anaerob bakteri izolatının 12'si erkek (%54.5) ve 10'u kadın hastalardan (%45.5) elde edildi. Anaerob bakteri üremesi olan hastalardan 2'si (%9) 18 yaş altı, 17'si (%77.2) 18-60 yaş arası ve 3'ü (%13,6) 60 yaş üstü idi. Anaerob izolatların 6'sının (%27.2) gram negatif, 16'sının (%72.7) gram pozitif (bunlardan 12'sinin (%54.54) gram pozitif basil, 3'ünün (%18.18) gram pozitif kok) olduğu görüldü. En yaygın izole edilen organizmalar sırası ile Cutibacterium türleri (%22.7 n= 5), Actinomyces türleri (%18.1 n=4), Prevotella türleri (%13.6 n=3), Bacteroides türleri (%9 n=2), Anaerococcus türleri (%9 n=2), Clostridium türleri (%9 n=2) idi. Ampisillin, klindamisin, sefoksitin, metronidazol, moksifloksasin, meropenem, klindamisin, piperasilin-tazobaktam ve amoksisilin-klavulanik asit duyarlılıkları her izolat için antibiyotik konsantrasyon gradiyent yöntemi (E test, bioMerieux, Fransa) ile belirlendi. En aktif antimikrobiyal ajanlar moxifloksasin (%95.5), piperasilin-tazobaktam (%95.5) ve amoksisilin-klavulanik asit (%95.5) idi. Daha az aktif olanlar sırasıyla sefoksitin (%90.9), meropenem (%90.9), klindamisin (%77.3), ampisillin (%59.1) ve metronidazol (%22.7) idi. Antibiyotik duyarlılık testi yapılan anaerob izolatların ampisillin duyarlılık oranı %59.1 idi. Gram pozitif basil ve koklara karşı toplam duyarlılık yüzdesi %81.25 (gram pozitif basiller %91.7, gram pozitif koklar %50) iken, gram negatif anaerob bakterilerin hepsinde (%100) direnç gözlemlendi. Meropenem antibiyotiğine %90.9 duyarlılık görüldü. Gram pozitif bakterilerin %87.5'inin (gram pozitif basiller %91.7, gram pozitif koklar %75), gram negatif bakterilerin %100'ünün duyarlı olduğu gözlemlendi. Metronidazol antibiyotiğine ise %22.7 oranında duyarlılık görüldü. Direnç esas olarak gram pozitif anaerob bakterilerde (%100) gözlemlenmesine karşın metranidazol gram negatif basillerin çoğuna karşı (%83.3) iyi aktivite göstermiştir. Klindamisine duyarlılık %77.3 oranında gözlemlendi. Bu oran gram pozitif ve gram negatif izolatlar arasında değişmekte olup, gram pozitif bakterilerin %81.3'ü (gram pozitif basiller %75, gram pozitif koklar %100), gram negatif basillerin ise %50'si duyarlıdır. Sefoksitine duyarlılık %90.9 oranında görüldü. Gram pozitif bakterilerin %87.5'i (gram pozitif basiller %91.7, gram pozitif koklar %100), gram negatif bakterilerin %66.7'si duyarlı, %33.3'ü ise orta hassas olarak görüldü. This study was conducted to identify anaerobic bacteria isolated from various clinical specimens obtained from patients with suspected anaerobic infection and to determine their antibiotic resistance profiles. The study was carried out in Adana Çukurova University Balcalı Hospital Medical Microbiology Laboratory between January 15, 2021 and November 1, 2021. Anaerobic culture was requested from a total of 863 samples. Routine anaerobic culture was performed on all of the samples requested in our laboratory. However, only 213 samples suitable for anaerobic culture were included in the study. Anaerobic bacteria were isolated in 22 (10.3%) of 213 samples included in the study: only anaerobic bacteria were isolated in 17 samples (7.98%), and both aerobic and anaerobic bacteria were isolated in 5 samples (2.3%). Only aerobic/ facultative anaerobic growth was observed in 74 specimens (34.7%), and no growth was observed in 119 specimens (55.86%). Isolated anaerobic gram-negative bacilli were identified using conventional methods and an automated diagnosis system (VITEK 2, bioMerieux, France). In the study, anaerobic bacteria were mostly isolated from abscess materials. 164 (77%) of the 213 cultured samples were abscesses and anaerobic bacteria were isolated in 11 (6.7%) of the abscess samples. Of the 22 samples with growth, 11 (50%) were abscess samples. A total of 22 anaerobic bacteria isolates were obtained from 12 male (54.5%) and 10 female (45.5%) patients. The number of anaerobic isolates obtained from patients under 18 years of age was 2/22 (9%), 17/22 (77.2%) between 18-60 years of age and 3/22 (13.6%) above 60 years of age. Of the anaerobic isolates, 6 (27.2%) Gr (-) anaerobic bacteria, 16 (72.7%) Gram (+) anaerobic bacteria (12 (54.54%) gram positive bacilli, 3 (18.18%) gram positive bacteria coke) has been observed. The most commonly isolated organisms were Cutibacterium spp. (22.7% n= 5%), followed by Actinomyces spp. (18.1% n=4), Prevotella spp. (13.6% n=3), Bacteroides spp. (9% n=2), Anaerococcus spp. ( 9% n=2), Clostridium spp. (9% n=2). The susceptibilities of ampicillin, clindamycin, cefoxitin, metronidazole, moxifloxacin, meropenem, piperacillin-tazobactam and amoxicillin-clavulanic acid were determined for each isolate by antibiotic concentration gradient method (E test, bioMerieux, France). The most active antimicrobial agents were moxifloxacin (95.5%), piperacillin-tazobactam (95.5%) and amoxicillin-clavulanic acid (95.5%). Less active were cefoxitin (90.9%), meropenem (90.9%),clindamycin (77.3%), ampicillin (59.1%), and metronidazole (22.7%), respectively. The ampicillin susceptibility rate of anaerobic isolates that underwent ADT was 59.1%. The percentage of total susceptibility to Gram positive bacilli and cocci was 81.25% (Gram positive bacilli 91.7%, Gram positive cocci 50%), and Gram negative anaerobic bacteria were all resistant (100%). A sensitivity to meropenem antibiotic was 90.9%. It was observed that 87.5% of Gram positive bacteria (Gram positive bacilli 91.7%, Gram positive cocci 75%) and 100% of Gram negative bacteria were susceptible. Sensitivity to metronidazole antibiotic was 22.7%. Resistance was mainly observed in Gram-positive anaerobic bacteria (100%), showing good activity against most Gram-negative bacilli (83.3%). Sensitivity to clindamycin was observed at a rate of 77.3%. This ratio varies between Gram positive and Gram negative isolates, and 81.3% of Gram positive bacteria (Gram positive bacilli 75%, Gram positive cocci 100%) and 50% of Gram negative bacilli are susceptible. Sensitivity to Cefoxitin was observed at a rate of 90.9%. 87.5% of Gram-positive bacteria (Gram-positive bacilli 91.7%, Gram-positive cocci 100%), 66.7% of Gram-negative bacteria were susceptible and 33.3% were moderately susceptible.
Sultan Sazlığı'nın bakteriyal kirlilik düzeyi ve tetrasiklin direnç genlerinin araştırılması
Bu çalışmada, Sultansazlığı Milli Parkı'nın (Kayseri) bazı fiziko-kimyasal parametreleri ölçülmüş, bakteriyal kirlilik düzeyi belirlenmiş, izole edilen bakterilerin identifikasyonları yapılarak 15 farklı antibiyotiğe karşı dirençlilik düzeyleri ile Çoklu Antibiyotik Dirençlilik (ÇAD) oranları belirlenmiştir. Tetrasikline dirençli olan bakterilerin ise direnç genleri araştırılmıştır. Araştırmada, 6 farklı istasyondan 2 farklı periyotta (Nisan ve Eylül) su örnekleri alınmıştır. Sultansazlığı bölgesinin, ortalama sıcaklık, pH ve elektriksel iletkenlik değerleri bakımından 'Kıtaiçi Su Kaynakları Yönetmeliği'ne göre yüksek kalitede olduğu belirlenmiştir. Nisan döneminde toplam koliform sayısı açısından önemli bulgulara rastlanmazken, Eylül döneminde 2. istasyonda bu rakamın yüksek olduğu (2400>kob/100 ml) saptanmıştır. Analizler sonucunda 300 izolatın 5 farklı türe ait olduğu belirlenmiş olup dominant tür Escherichia spp. izolatlarıdır. İzolatların Penisilin, Sefalotin ve Sefazolin'e karşı yüksek dirence (>%50) sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca izolatların %100'ünde ÇAD bulgularına rastlanmıştır. Tetrasiklin'e karşı direnç 14 bakteride (%4.79) tespit edilmiş olup, bu bakterilerde 5 farklı direnç geni (tetA, tetB tetC, tetM ve tetP) tespit edilmiştir. 14 izolatın tümünde (%100) tetA direnç geni bulunurken, bunu sırasıyla; tetB, tetM, tetP ve tetC geni takip etmektedir. Alınan sonuçlar, Sultansazlığı Milli Parkı'nın fiziko-kimyasal parametreler bakımından I. II. kalitede suya sahip iken, mikrobiyolojik olarak kirli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Sultansazlığı, Antibiyogram, Tetrasiklin, koliform, bakteriyal kirlilik
Lökosit ve trombositten zengin fibrinin antimikrobiyal özelliğinin değerlendirilmesi: In-vito pilot çalışma
Lökosit ve trombositten zengin fibrin (TZF), diş hekimliği alanında, yumuşak ve sert doku cerrahi işlemlerinde yara iyileştirmesini hızlandırmak amacıyla kullanılmaktadır. TZF; tek bir santrifüj protokolü ile hazırlanan, doğrudan cerrahi bölgeye uygulanabilen bir biyomateryaldir. Fibrin matriks içerisindeki savunma hücreleri; bakteriyel kontaminasyonun önlenmesine katkıda bulunmaktadır. TZF'nin antimikrobiyal özelliklerinin, lokal ya da sistemik olarak uygulanan antibiyotikler ile geliştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen çalışmamıza 12 gönüllü katılımcı dahil edildi ve sistemik antibiyotik uygulamasından önce 5 tüp venöz kan (yaklaşık 7 ml) toplandı. 1 tüp kan sayımı için kullanıldı. 2 tüp kan 2700 rpm'de 12 dk santrifüj edildi. Diğer 2 tüpe santrifüj öncesi 0,2 ml penisilin eklenerek TZF oluşturuldu. Ardından gönüllülere sistemik olarak 2 gr oral penisilin verildikten 1 saat sonra 2 tüp kan toplanarak santrifüj edildi. Elde edilen tüm TZF'lerdeki, büyüme faktörleri (IGF-1, PDGF, FGF-2 ve TGFβ-1) ELISA yöntemi ile belirlendi. S. aureus ve E. coli bakterileri üzerinde antibiyogram testi yapılarak antimikrobiyal etkinliği değerlendirildi. TZF santrifüj protokolü öncesinde lokal olarak eklenen antibiyotik uygulamasının, çok kuvvetli bir antimikrobiyal etki gösterdiği (p<0,001) ve bu uygulamanın büyüme faktörleri üzerine olumsuz bir etkisi olmadığı tespit edildi (p>0.001). Sistemik antibiyotik uygulanarak hazırlanan TZF ile antibiyotik uygulanmadan hazırlanan TZF arasında antimikrobiyal özellik bakımından anlamlı bir fark bulunmadı. Lokal antibiyotik ile hazırlanan TZF, cerrahi alanda doku iyileşmesini destekleyen ve lokal enfeksiyonu önleyen topikal bir ilaç taşıyıcı sistem olarak oldukça önemli olabilir. Ayrıca, bu tür bir uygulama, sistemik antibiyotik rejimlerine olan ihtiyacı azaltarak direnç oluşumunu ve yan etkileri azaltabilir.
Çeşitli klinik örneklerden izole edilen salmonella SPP. suşlarında biyofilm varlığının tespit edilmesi ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi
Dünya çapında genellikle en yaygın olan Salmonella serovarları, S. enterica subsp. enterica ve S. enterica serovar typhimurium ve S. enterica serovar enteritidis'tir. Sanayileşmiş ülkelerde Salmonella spp. enfeksiyonları, tifo dışı salmonellozun daha sık görüldüğü dört farklı klinik tabloya neden olur. Bunlar, gastorenterit olguları, tifo-paratifo, sepsis ve lokal organ enfeksiyonlarıdır. Salmonella'rın diğer mikroorganizmalar gibi antibiyotiğe dirençli olgusu halk sağlığı için ciddi bir tehdittir. Aynı zamanda bu bakterilerin biyofilm oluşturma yeteneği konusu da göz önüne alındığında, antibiyotik direnci sorununu daha ciddi hale getirmektedir. Çalışmamıza, çeşitli hastanelerin merkez laboratuvarlarına gönderilen Ocak 2020- Aralık 2022 arasında çeşitlik klinik örneklerden izole edilen 101 Salmonella spp. suşunun, biyofilm varlığının tespit edilmesi ve antibiyotik duyarlılıkları incelenmiştir. İzolatların antibiyotik duyarlılık testleri Vitek-2 compact sistemle çalışılmış, Eucast 2022 MİK değerlerine göre belirlenmiştir. Suşların biyofilm özellikleri mikroplak yöntemi ile belirlenmiştir. Salmonella spp. izolatlarının % 39.60'ında biyofilm gelişimi gözlenmiş % 60.40'ında biyofilm gözlenmemiştir. En hassas antibiyotikler Trimetoprim / Sülfametaksezol (% 99.00), Amikasin (%99.00), Ertapenem (% 99.00), Meropenem (% 99.00), Piperasilin / Tazobaktam (%98.01), Seftazidim (% 97.02), Sefepim (% 97.02), Gentamisin (% 97.02), Kolistin (%96.03), Seftriakson (% 95.04), Sefoksitin (% 94.05), Amoksisilin / Klavulanik Asit (% 90.09), Ampisilin (% 87.12) ve Siprofloksasin (% 83.16) iken en direçli olan antibiyotikler Siprofloksasin (% 16.83), Ampisilin (% 12.87), Amoksisilin / Klavulanik Asit (% 9.90), Sefazolin (% 5.94), Seftriakson (% 4.95), Kolistin (% 3.96), Sefoksitin (% 2.97), Seftazidim (% 2.97), Gentamisin (% 2.97), diğerleri (% 0.99) şekilde sıralanmıştır Çalışmamızdaki bulguların Salmonella'nın virülansla ilişkili bazı özellikleri kimyasal dezenfektanlara ve antibiyotiklere direnç gibi, bakterinin adezyonu, abiyotik yüzeylerde biyofilm oluşumunu, antibiyotik direnci ile bakterilerin biyofilm oluşturma yeteneği arasında yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Antibiyotik duyarlılığı, biyofilm, salmonella, salmonelloz, Vitek-2
Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Yoğun Bakım Ünitesinde invaziv alet ilişkili hastane enfeksiyonu hızı, etken mikroorganizmalar ve antibiyotik duyarlılıkları
Hastane enfeksiyonlarının önemli bir bölümünü oluşturan invaziv alet ilişkili hastane enfeksiyonları (İAİHE) özellikle yoğun bakım ünitelerinde (YBÜ) yatan hastalar için büyük bir tehlike oluşturmaktadır. İAİHE bütün hastane infeksiyonlarının yaklaşık %10-15'inden sorumludur. Artmış mortalite ve morbiditenin önemli bir sebebidir. Bu çalışma hastanemiz Dahili Yoğun Bakım Ünitesi (DYBÜ)'nde AİHE hızının, etkenlerinin, etkenlerin antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.Şubat 2007-Aralık 2009 tarihleri arasında hastanemiz DYBÜ'nde 48 saatten daha uzun süre yatan ve 16 yaş üzeri olan hastalar çalışmamıza alındı. Prospektif olarak hedefe yönelik aktif sürveyans gerçekleştirildi. İAİHE tanımlanması ve teşhisi için `Centers for Disease Control and Prevention' (CDC) kriterleri kullanıldı. İnvaziv alet kullanım oranları ve İAİHE hızları hesaplandı. AİHE hızının, izole edilen etkenlerin ve antibiyotik duyarlılıklarının yıllara göre dağılımı SPSS 11.5 versiyonuyla değerlendirilmiş ve Z testi ile karşılaştırılmıştır.Üç yıllık çalışma süresi boyunca, 1650 hastada 780 İAİHE saptandı. İAİHE'nin 415, 242, ve 143'ünde sırasıyla ventilatör ilişkili pnömoni (VİP), kateter ilişkili üriner sisitem enfeksiyonu (Kİ-ÜSE), ve santral venöz kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonu (SVKİ-KDE) izlendi. En sık izole edilen etkenler VİP'de Acinetobacter spp., SVKİ-KDE'de koagülaz-negatif stafilokoklar (KNS), Kİ-ÜSE `de candida spp. ve E.coli idi. Acinetobacter spp.'nin sefoperazon-sulbaktam direncinde anlamlı bir artış görüldü. Oksasilin direnci yıllara göre koagülaz-pozitif stafilokoklarda (KPS) %94, %84, %82 ve KNS'lerde %100, %100, %84 olarak gösterilmişken, vankomisin direnci yıllara göre Enterococcus spp.'de %36, %29, %6 olarak belirlenmiştir.YBÜ'nde İAİHE hızını azaltmak için hedefe yönelik aktif sürveyansın düzenli olarak yapılması ve invaziv aletlerin gereksiz kullanımından kaçınılması gerekmektedir. Bununla birlikte, antibiyotik kullanımıyla ilgili olarak politikalar geliştirilmeli ve bu politikalara uyum tam olmalıdır. Standart izolasyon önlemlerine ve el hijyenine uyumlarının arttırılması için sağlık bakım çalışanlarına düzenli olarak eğitim verilmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım ünitesi, invaziv alet kullanımı, sürveyans
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi yoğun bakım ünitelerinde hastane enfeksiyon etkenleri ve antibiyotik duyarlılıkları
Bu çalışma Ocak 2009-Aralık 2013 tarihleri arasında yoğun bakımlarda yatarak tedavi gören ve en az 48 saat takip edilen hastaların verilerinin retrospektif olarak taranmasıyla yapıldı. Hastane enfeksiyonu tanısı konulmasında Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) tanı kriterleri kullanıldı. Hastane enfeksiyon dansitesi hesaplanması için (Hastane enfeksiyonu sayısı/hasta günü)x1000 formülü kullanıldı. Etken mikroorganizmaların tanımlanması ve antibiyotik duyarlılıkları CLSI standartlarına uygun olarak yapılmıştır. Çalışma boyunca 2612 hastanın 447'sinde 893 enfeksiyon atağı gelişmiş olup; 785 (%87.9)'inde 934 mikroorganizma elde edilirken; 108 (%12.1) atakta etken saptanamadı. HE hızı %32.1, insidans dansitesi 33 olarak belirlenmiştir. HE gelişen hastaların %55.5'i kadın, %45.5'i erkekti. Kadınların yaş ortalaması 64.4 yıl, erkeklerin 70.1 yıl idi. En sık komorbid nedenler arasında hipertansiyon (%49.1) ve diyabet (%32.5) yer almaktaydı. HE içinde en sık hastane kökenli pnömoni, ikinci sıklıkta hastane kökenli bakteriyemi ve üçüncü sıklıkta üriner sistem enfeksiyonu saptandı. Hastane kökenli pnömonilerin %98.1'i ventilatör ilişkili pnömoni, hastane kökenli bakteriyemilerin %34.8'i santral venöz katater ilişkili bakteriyemiydi. Yoğun bakım enfeksiyonu etkeni olarak izole edilen bakterilerin %26.2'si Acinetobacter spp., %26'sı Pseudomonas spp., %9.9'u Escherichia coli, %8.5'i Metisilin dirençli S. aureus (MRSA), %5.3'ü Candida spp. ve %4.7'si Enterococcus spp. olarak bulundu. Acinetobacter türlerinin en duyarlı olduğu antimikrobiyaller kolistin, tigesiklin iken, Pseudomonas spp.' nin kolistin, amikasin, piperasilin-tazobaktamdır. Yoğun bakım enfeksiyonları tüm dünyada olduğu gibi hastanemiz için ciddi bir sorundur. Bu enfeksiyonların kontrolünün sağlanmasında sürveyans çalışmaları esastır. Hastane enfeksiyonlarının kontrolünün sağlanabilmesi için sürveyans çalışmalarının sürdürülerek her merkezin kendi enfeksiyon dağılımlarını, hastane florasını oluşturan mikroorganizmaları, direnç paternlerini belirlemesi ve ampirik tedavide doğru antibiyotik kullanımını yaygınlaştırması gerekmektedir. Yoğun bakım ünitelerine özel olarak fazla görülen enfeksiyonlara yönelik önlemlerin alınması ve enfeksiyon kontrol standartlarına uyumun artırılması için daha fazla çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Klinik örneklerden izole edilen enterokokların antibiyotik direnç özellikleri
Enterokoklar insan ve hayvanların normal barsak florasında yaygın olarak bulunan gram pozitif bakterilerdir. İnsanlarda en sık idrar yolları enfeksiyonlarına neden olurlar. Son yıllarda giderek artan sıklıkta hastane enfeksiyonlarına da neden oldukları gözlenmektedir. Enterokoklar antibiyotiklere direnç özellikleri bakımından en çok sorun yaratan bakterilerdendir. Enterokoklar doğal olarak sahip oldukları intrensek direnç nedeniyle birçok antibiyotiğe dirençli olmalarının yanı sıra, enfeksiyonlarında kullanılabilecek antibiyotiklere karşı hızla direnç geliştirebilmeleri ve bu direnci yaybilmeleri açısından da büyük bir problem haline gelmişlerdir. Konvansiyonel mikrobiyolojik yöntemlerle klinik örneklerden izole edilen enterokok suşları biyokimyasal özelliklerine göre tanımlanmıştır. Daha sonra tür düzeyindeki tanımlanmaları Vitek-2 GP Sistemi yöntemiyle tür düzeyinde tanımlanmıştır. Beta-laktamaz yapımları nitrosefin kromojenik substrat yöntemi ile araştırılmıştır.Yüksek düzeyli aminoglikozit dirençlilikleri 120 µg?lık gentamisin ve 300 µg?lık streptomisin diskleri kullanılarak disk diffüzyon tekniği ile incelenmiştir. Değişik antibiyotiklere karşı duyarlıkları CLSI önerileri doğrultusunda Kırby Bauer Disk Diffüzyon Tekniği kullanılarak araştırılmıştır.İncelenen enterokok suşlarının % 15.3?ü yatan hasta örneklerinden, % 84.7?si ise poliklinik hasta örneklerinden izole edilmiştir. İncelenen 72 enterokok suşundan 58 tanesi (%80.5) E.faecalis, 14 tanesi (%19.5) ise E.faecium olarak tanımlanmıştır. Bu bakterilerden sadece ikisinde (%2.8) nitrosefin yöntemiyle beta-laktamaz yapımı belirlenmiştir. İncelenen enterokokların % 47?sinde streptomisin için, % 43?ünde ise gentamisin için yüksek düzeyli aminoglikozit direnci belirlenmiştir. İncelenen enterokok suşlarının tamamı vankomisin ve teikoplanine duyarlı bulunmuştur. Sadece bir suşta linezolide karşı direnç bekirlenmiştir. Fosfomisine karşı % 4 oranında dirençli suş bulunmuştur. Ampisiline karşı % 22, penisiline karşı ise % 20 oranında dirençli enterokok belirlenmiştir. Levofloksasşne karşı % 43, siprofloksasine karşı % 47 ve tetrasikline karşı % 50 oranında dirençli enterokok belirlenmiştir.İncelenen enterokok suşlarında VRE belirlenmemiştir. Bu çalışmada incelenen enterokok suşları içinde VRE saptanmamıştır. İncelenen enterokoklar büyük ölçüde idrar örneklerinden ve poliklinik hastalarından izole edilmişlerdir. Bu nedenle bu çalışmada enterokok antibiyotik direnç problemi beklenen büyüklükte saptanmamıştır. Buna karşılık, enterokoklarda antibiyotik direncinin gelişip yayılmasının önüne geçilebilmesi için, hastane enfeksiyon komiteleri ve mikrobiyoloji laboratuvarlarının işbirliği içinde olması, enterokok enfeksiyonlarının tedavisinde yüksek düzeyli aminoglikozit direnç özelliği ve antibiyotiklere duyarlılık test sonuçları göz önüne alınarak tedavinin planlanması gerekmektedir. VRE olduğu belirlenen ciddi antibiyotik direnç profiline sahip enterokoklarla enfeksiyon geçiren hastaların izole edilmesi ve bu hastalardan diğer hastalara bakterilerin yayılmasının önlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Gram pozitif bakteri üremesi saptanan kan kültürlerinde genotiplendirme ile idendifikasyon ve direnç tayini
Sepsiste etken bakterinin ve antibiyotik dirençlerinin hızlı şekilde tanımlanması çok önemlidir. Tedavinin en kısa sürede başlanması ile morbidite/mortalite azalmakta, hastanede yatış süresi kısalmakta, gereksiz antibiyotik kullanımı önlenmekte ve hastane maliyetlerinin düşmesi sağlanmaktadır. Otomatize kan kültür sistemleri, bakteriyel patojenlerin tanımlanma süresini önemli ölçüde kısaltmıştır. Buna rağmen doğru tedaviye en erken dönemde başlanabilmesi için daha hızlı tanımlama sistemleri gerekmektedir. Çalışmamızda, hastanemiz servislerinde yatan hastalara ait Gram pozitif bakteri üremesi olan kan kültürlerinde "Genotype® BC Gram-positive (Hain Lifesience, Almanya)" testi kullanılarak genotiplendirilmesi, mecA, vanA, vanB, vanC1, vanC2/C3 genlerinin hızlı tespiti amaçlanmıştır. Çalışmaya, bakteri kültürü ile 35(% 77.7)'i MR-KNS olan 45 KNS, 9(%52.9)'u MRSA olan 17 S.aureus, 2(%22.2)'si VRE olan 9 Enterokok ve bir S. grup D tanımlanmış toplam 72 örnek dahil edilmiştir. Genotipleme yöntemiyle 37(%75.5)'sinde Mec A pozitif olan toplam 49 KNS, 9(% 52.9)'unda mecA pozitif olan toplam 17 S.aureus, 2(%20)'sinde vanA pozitif olan toplam 10 Enterococcus, 2 S.pneumoniae ve 2 S. mitis/oralis bulunmuştur. Genotipleme yöntemi ile kültürde tespit edilemeyen 2 S. pneumoniae, 2 S. mitis/oralis belirlenmiştir. İstatistiksel değerlendirmede; tüm bakteri türleri için bakteri kültürü ile genotipleme yöntemleri arasında anlamlı düzeyde bir uyum bulunmuştur (p=0,999). BC Gram pozitif testinin, sepsis etkeni olan bakterileri, bu bakterilere ait direnç genlerini ve miksenfeksiyon etkenlerini 4-5 saatte doğru olarak tespit ettiği gözlenmiştir. Bu nedenlerle genotiplendirmenin sepsis düşünülen hastalarda erken klinik tanıya ve tedaviye katkıda bulunabileceği düşünülmüştür. Ancak çalışmamızda kültürde bakteri saptanan 10 örnekte genotipleme yöntemi sonuçlanmadığı görülmüştür. Bu nedenle sepsis tanısında kültür ve moleküler yöntemlerin birlikte kullanılmasının çok önemli olduğu düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Sepsis, Kan kültürü, Genotipik testler, Gram pozitif kok, mecA, van genleri, hızlı moleküler test.
İdrar örneklerinden izole edilen escherichia coli kökenlerinin antibiyotik duyarlılığı
İdrar yolu enfeksiyonları (İYE) her iki cinste ve tüm yaş gruplarında görülebilen, tüm dünyada yaygın olarak rastlanan enfeksiyonlardır. Hastaneden ve toplumdan kazanılmış üriner sistem enfeksiyonlarına en sık sebep olan mikroorganizma Escherichia coli'dir. E. coli'nin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı oluşan dirençte, son yıllarda dünyada ve ülkemizde artış gözlenmektedir. Bu nedenle akılcı antimikrobiyal ilaç kullanımını desteklemek amacı ile enfeksiyon etkenlerinin değişen direnç özelliklerini takip etmek vazgeçilmez bir zorunluluk halini almıştır. Bu çalışma ile 1 Ocak 2016 – 31 Aralık 2016 tariheri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarına gönderilen 1594 idrar örneğinden izole edilen Escherichia coli kökenleri Vitek 2 otomatize sistem ve konvansiyonel yöntemlerle identifiye edilip antibiyotik duyarlıkları araştırıldı. Çalışmada izole edilen E. coli kökenlerinin imipenem, amikasin, nitrofurantoin, fosfomisin, ertapenem, sefoksitin, piperasilin/tazobaktam, gentamisin, tobramisin, sefepim, levofloksasin, siprofloksasin, sefotaksim, sefuroksim, piperasilin, trimetopirim/sulfometoksazol, amoksisilin/klavulanik asit, ampisilin antibiyotik duyarlılıkları retrospektif olarak incelenmiştir. Penisilin ve florokinolonlara direncin arttığı görülmüştür. Penisilinlerin beta laktamaz inhibitörleriyle kombinasyonuna ise duyarlılığın hala yüksek olduğu gözlenmiştir. Nitrofurantoin, fosfomisin, aminoglikozidler ve karbapenemler duyarlılığı en yüksek antibiyotiklerdir. Anahtar Kelimeler: Escherichia coli, antibiyotik duyarlılığı, idrar yolu enfeksiyonu, antibiyotik direnci, üropatojen Escherichia coli
Çoklu ilaca dirençli gram negatif bakterilerde kolistin duyarlılığının saptanmasında sıvı mikrodilüsyon ve ticari mikrodilüsyon yöntemlerinin karşılaştırılması
Dirençli Gram negatif bakteri enfeksiyonlarıyla mücadelede son antibiyotik seçeneklerinden olan kolistine direcin giderek atması, insan sağlığı üzerine ciddi tehdit oluşturmaktadır. İzolatların kolistin duyarlılığının doğru ve hızlı bir şekilde belirlenmesi, tedavinin başarısı için çok önemlidir. Avrupa Antimikrobiyal Duyarlılık Testi Komitesi (EUCAST) ve Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI)'nün, kolistin duyarlılığının tespiti için ortak önerisi, sıvı mikrodilüsyon (BMD) yöntemidir. BMD, hazırlanması yoğun emek ve zaman isteyen bir duyarlılık test yöntemi olduğundan laboratuvarlarda rutin kullanımı zordur. Günümüzde bu amaçla geliştirilmiş, uygulaması kolay birçok ticari mikrodilüsyon testi bulunmaktadır. Laboratuvarlarda sıklıkla kullanılan otomatize sistemler ve diğer test yöntemlerinin kolistin duyarlılığını belirlemedeki güvenilirliğini araştıran çok sayıda çalışma mevcut olmakla birlikte, BMD dışındaki yöntemler halen tartışmalıdır. Phoenix™ M50 otomatize sistemiyle çoklu ilaca dirençli (MDR) saptanan ve kolistin MİK değeri ≤1 µg/mL belirlenen, 25 adet P. aeruginosa, 25 adet E. coli, 25 adet A. baumannii ve 25 adet K. pneumoniae çalışmaya dahil edilmiştir. Toplam 100 izolatta kolistin duyarlılığı Sensititre™ testiyle de çalışılmış ve sonuçlar BMD yöntemiyle karşılaştırılarak bu testlerin performansları araştırılmıştır. Tüm izolatlar için, Phoenix™ otomatize sisteminin sonuçları BMD yöntemiyle kıyaslandığında 4 izolatta çok büyük hata (ÇBH) saptandı. Kategotik uyum (KU) %96 ve ÇBH %100 olarak belirlendi. Tüm izolatlar için Sensititre™ ticari mikrodilüsyon yönteminin sonuçları BMD yöntemiyle kıyaslandığında 1 büyük hata (BH) bulundu, KU %99, esansiyel uyum (EU) %69, ÇBH %0 ve BH %1,04 olarak hesaplandı. Bu çalışmada kolistin duyarlılığını belirlemede referans BMD yöntemi ile karşılaştırılan iki duyarlılık test yönteminin de kabul edilebilir antimikrobiyal duyarlılık testi performansı kriterlerini karşılamadığı gözlenmiştir. Buna göre kolistin duyarlılığının, uygulaması zor da olsa, BMD ile belirlenmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Sıvı mikrodilüsyon, Antimikrobiyal duyarlılık testi, Kolistin
Non-fermantatif gram negatif bakterilerde biyofilm oluşumu ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi
Nonfermentatif Gram-negatif bakteriler (NFGNB) immün sistemi baskılanmış ve özellikle ilaç tedavisi alan hastalarda, artan oranlarda, fırsatçı patojenler olarak infeksiyonlara neden olmaktadırlar. NFGNB'den Pseudomonas aeruginosa, Acinetobacter baumannii, Stenotrophomonas maltophilia ve Burkholderia cepacia önemli hastane infeksiyonlarına yol açmaktadırlar. Mikroorganizmaların virulans özelliklerinden olan biyofilmler, kateterler, eklem ve kalp protezleri gibi kalıcı ya da kalıcı olmayan tıbbi araçları veya kistik fibrozis gibi bazı hastalıklarda solunum yollarını kolonize eden bakterilerin bakteri yüzeylerinde glikokaliks özellikte mukoid bir yapı olup, bakteriyi antibakteriyel ajanlar ile konak bağışıklık sisteminden koruyarak kronik infeksiyonlara zemin hazırlayabilirler. Çalışmamızda çeşitli klinik örneklerden izole edilen Pseudomonas aeruginosa (P.aeruginosa), Acinetobacter baumanii (A.baumanii), Stenotrophomonas maltophilia (S.maltophilia) ve Burkholderia cepacia (B.cepacia) izolatlarının biyofilm üretimi ve antibiyotik duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlandı. Biyofilm oluşumunun belirlenmesinde Kongo Kırmızılı Agar (KKA), Standart Tüp (ST) Yöntemi ve Mikropleyt (MP) Yöntemi kullanıldı. 150 adet non-fermentatif Gram-negatif bakteri izolatının CRA yöntemine göre izolatların 71'i(%47,33) biyofilm pozitif iken 79'u(%52,67) biyofilm negatif olarak tespit edildi. Kristal viole boyar madde kullanılarak yapılan ST yöntemine göre izolatların 57'si(%38), biyofilm pozitif iken 'u(%52,67) biyofilm negatif olarak tespit edildi. Safranin boyar madde kullanılarak yapılan ST yöntemine göre ise 65'i(%43,33) biyofilm pozitif olarak tespit edilirken 85'i(%56,67) biyofilm negatif olarak belirlendi. Kristal viole boyar madde kullanılarak yapılan MP yöntemine göre izolatların 61'i(%40,66), biyofilm pozitif iken 89'u(%59,34) biyofilm negatif olarak tespit edildi. Safranin boyar madde kullanılarak yapılan MP yöntemine göre ise 83'ü(%55,33) biyofilm pozitif olarak tespit edilirken 67'si(44,67) biyofilm negatif olarak belirlendi. Farklı klinik örneklerden izole edilen mikroorganizmalarda biyofilm varlığı oranı konu ile ilgili yapılan diğer çalışmalarla uyumlu bulunmuştur. Biyofilm oluşumunun belirlenmesine yönelik yapılan test yöntemleri arasında gold test olarak ifade edilen mikropleyt yöntemi, yaptığımız çalışmada da en yüksek biyofilm pozitiflik oranına sahip olarak bu durumu desteklemiştir. Biyofilm pozitif olan Acinetobacter baumanii (A.baumanii)'suşlarının disk diffüzyon yöntemine göre belirlenen antimikrobiyal duyarlılık sonuçlarına göre en çok direnç Amoksisilin-Klavunat(AMC) ve Trimetroprim- Sülfometoksazol(SXT)'e iken bu durum Pseudomonas aeruginosa (P.aeruginosa)'da ciprofloxasin(CİP) ve Trimetroprim- Sülfometoksazol(SXT) şeklinde gerçekleşti. Sonuç olarak, non-fermentatif Gram negatif suşlarında biyofilm üretiminin belirlenmesinde kullanılan yöntemler arasında biyofilm poziflik oranı en fazla safranin boyası kullanılarak yapılan MP yöntemi olmuştur. Bunun yanısıra antimikrobiyallere karşı direnç gelişiminde biyofilm oluşumunun önemli rol oynadığı sonucuna ulaşıldı.
Fermente et örneklerinden izole edilen Enterococcus türlerinin bazı teknolojik özellikleri ve çoklu antibiyotik dirençliliği
Araştırmamızda Şubat 2009?Aralık 2009 tarihleri arasında Ankara'nın çeşitli marketlerinden toplanan 20 sucuk, 20 sosis, 20 salam ve 20 pastırma örneği materyal olarak kullanılmıştır. Çalışılan 80 fermente et örnekten Enterococcus izolasyonu gerçekleştirilerek, tür seviyelerindeki tanımlamaları Becton Dickinson (BD) BBL Crystal Identification Systems ve Gram-Positive ID kit ile yapılmıştır. Tanımlamaları yapılan Enterococcus türlerinde; 7°C'de ve 25°C'de proteolitik aktivite, 30°C'de lipolitik aktivite ve antibiyotik duyarlılıkları araştırılmıştır. Fermente et örneklerinden izole edilen 134 Enterococcus izolatının 79'u (%59) E. faecium, 35'i (%26.1) E. faecalis, 13'ü (%9.7) E. gallinarum, 5'i (%3.7) E. durans, 1'i (%0.7) E. avium ve 1'i (%0.7) E. hirae olarak tanımlanmıştır. Fermente et örneklerinden izole edilen 134 Enterococcus izolatının 18'inde (%13.4) 70C'deki proteolitik enzim aktivitesi, 2'sinde (%1.5) 250C'de proteolitik enzim aktivitesi, 112'sinde (%83.5) lipolitik enzim aktivitesi pozitif olarak saptanmıştır. Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemine göre antibiyotik dirençliliklerini araştırdığımız 134 Enterococcus izolatının, 49'u (%36.5) streptomisin, 8'i (%6) siprofloksasin, 1'i (% 0.8) ampisilin, 8'i (%6) tetrasiklin, 98'i (%73.2) rifampin, 20'si (%15) nitrofurantoin, 1'i (%0.8) penisilin, 3'ü (%2.3) gentamisin, 27'si (%20.2) eritromisin, 3'ü (%2.3) teikoplanin ve 2'si kloramfenikol (%1.5) antibiyotiklerine dirençli bulunmuştur. İzole edilen Enterococcus'ların tamamı vankomisin antibiyotiğine duyarlı olduğu tespit edilmiştir.