Hardiness on psychological
304 theses under this subject heading
Hemşirelerin afete hazır olma durumları ile afete hazırlık algıları ve psikolojik sağlamlılık düzeyleri
Giriş ve Amaç: Afetlere hazırlık ve müdahalenin, tüm hemşirelerin bilgi ve becerilerinin bir parçası olarak kabul edilmesi, Uluslararası Hemşirelik Konseyi tarafından önemle vurgulanmıştır. Bu araştırmada hemşirelerin afetlere hazırlık algılarını ve psikolojik sağlamlılık düzeyleri belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, Edirne Sultan 1. Murat Devlet Hastanesi ve Trakya Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde çalışan 400 hemşire ile yürütülmüştür. Yüz yüze yapılan çalışmada veri toplama aracı olarak; demografik özelliklerinin sorgulandığı anket formu, Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği (HAHAÖ) ve Connor ve Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-PSÖ) kullanılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce kurum izinleri ve etik kurul onayı alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS for Windows 20,0 programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 32,29±7,12 olup %73'ünün lisans mezunu, %69'unun mesleğini severek yaptığı, %67,5'inin bir afet durumuyla karşılaştıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin %85'i afet ile ilgili bir eğitim aldığını ve %72'si afete kısmen hazır olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların HAHAÖ toplam puan ortalaması 78,64±9,47 olup lisansüstü eğitime sahip, afet eğitimi alan ve mesleğini severek yapan hemşirelerin ölçek puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Bununla birlikte hemşirelerin ölçeğin müdahale alt boyutundan daha düşük puan aldıkları belirlenmiştir. Hemşirelerin CD-PSÖ puan ortalaması 62,84±16,43 olarak bulunmuş olup mesleğini severek yapan, hemşire olarak kendini afetlere hazır hisseden, herhangi bir afette kayıp yaşayan ve kronik hastalığı olan hemşirelerin puan ortalaması anlamlı olarak yüksektir. HAHAÖ Ölçeği ile CD-PSÖ toplam puan ortalamaları arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir korelasyon saptanmıştır (r= 0,464, p<0,001). Sonuç: Hemşirelerin afete hazırlık algısının iyi, psikolojik sağlamlılıklarının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin afete hazırlık algıları arttıkça psikolojik sağlamlılıkları da artmaktadır. Anahtar kelimeler: Afet, afet yönetimi, afete hazırlık, hemşire, psikolojik sağlamlılık
Examining the relation between attending the language courses and well-being of the attending refugees
The purpose of this study is to examine the relation between attending a language course and well-being of the attending refugees. The study adopts a mixed-methods approach, including both qualitative and quantitative data collection and analysis methods. The study participants consist of adult refugees attending a Turkish language course. Data collection is done through semi-structured interviews and standardised scales measuring well-being and resilience. The theoretical and conceptual framework of the study provides an overview of forced migration, international legal frameworks, migration and asylum in the context of Türkiye, migration network theory and the impact of forced displacement on forced migrants. Furthermore, the literature on well-being and resilience is extensively reviewed, covering their definitions, components and associated factors. The thematic analysis of the data has identified multiple themes that offer an insight to the participants' experience of being a refugee in relation to their well-being and resilience with the quantitative data collected through the scales. As a result it was concluded that attending a language course did have a positive effect on the well-being of the participants.
Okul yöneticilerinin algılanan etik liderlik davranışlarının öğretmenlerin psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisinin incelenmesi
Okul yöneticilerinin algılanan etik liderlik davranışları ile öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığı konularını kapsayan bu çalışma ile öğretmenlerin mesleki yaşamları boyunca karşılaşabileceği olumsuz mesleki yaşantılara ve zorlu iş koşullarına adapte olabilmesinde kritik bir faktör olan psikolojik dayanıklılık ile öğretmenlerin okul yöneticilerine yönelik algıladıkları etik liderlik davranışları arasındaki ilişkinin tespit edilebilmesi amaçlanmaktadır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden betimsel nitelikte ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Isparta il genelinde farklı kademelerde görev yapan 422 öğretmenden oluşmaktadır. Çalışma grubunun belirlenmesinde uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", Yılmaz (2005) tarafından geliştirilen "Etik Liderlik Ölçeği (ELÖ)" ve Işık (2016) tarafından geliştirilen "Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ)" kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 22 paket programı ile değerlendirilmiş, veriler parametrik olmayan yöntemler ile analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik verilerine göre ölçeklerin farklılaşma durumları incelenirken, iki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi, ikiden fazla grupların karşılaştırılmasında ise Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Korelasyon hesaplamalarında ise Spearman-Brown korelasyonu kullanılmıştır. Sonuçların yorumlanmasında 0.05 anlamlılık düzeyi dikkate alınmıştır. Araştırma kapsamında yapılan analiz neticesinde okul yöneticilerinin etik liderlik davranışlarına ilişkin öğretmen görüşleri ile öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığı arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Etik liderliğin alt boyutlarından olan iletişimsel etik, iklimsel etik, karar vermede etik ve davranışsal etik boyutu ile psikolojik dayanıklılık arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmaktadır. Bunun yanında psikolojik dayanıklılığın alt boyutlarından olan meydan okuma ve kontrol boyutu ile etik liderlik arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde; kendini adama boyutu ile etik liderlik arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Ayrıca psikolojik dayanıklılığın alt boyutu olan kendini adama ile etik liderliğin alt boyutları olan iletişimsel etik, iklimsel etik, karar vermede etik ve davranışsal etik boyutu arasında orta düzeyde ve pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre okul yöneticilerinin algılanan etik liderlik davranışlarının öğretmenlerin psikolojik dayanıklılığına ve iş tatmin düzeyine olumlu anlamda katkı sağladığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına bağlı olarak çeşitli öneriler sunulmuştur.
Bireysel ve takım sporu yapan bireylerde zihinsel antrenmanın zihinsel dayanıklılığa etkisi
Bu araştırma bireysel ve takım sporu yapan bireylerde uygulanan zihinsel antrenmanın zihinsel dayanıklılığa etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmış ve araştırmanın örneklemini Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde aktif olarak bireysel ve takım sporu yapan 113'ü kadın (% 31), 252'si erkek (% 69) olmak üzere toplam 365 sporcu oluşturmaktadır. Veri toplama aşamasında, Behnke ve ark (2017) tarafınca geliştirilmiş olan, Yarayan ve İlhan (2018) tarafından geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılıp Türkçe'ye uyarlanan "Sporda Zihinsel Antrenman Envanteri" ve Sheard ve ark (2009) tarafından geliştirilen Altıntaş ve Koruç (2016) tarafından Türkçe'ye uyarlanıp geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılan "Sporda Zihinsel Dayanıklılık Envanteri" kullanılmıştır. Verilerin analizinde araştırma kapsamına alınan değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için, Pearson-Korelasyon analizi, gruplar arasında fark olup olmadığını belirlemek için T-Testi analiz yöntemi, üç ve üzeri grup karşılaştırmasında ise One Way Anova testi kullanılmıştır. Araştırma bulgularında cinsiyete göre zihinsel antrenman alt boyutlarından, zihinsel temel beceriler ve kendinle konuşma alt boyutlarının anlamlı farklılaştığı tespit edilmiştir. Yaş değişkenine göre zihinsel antrenman alt boyutlarından zihinsel performans becerileri ve kendinle konuşma alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılık olduğu görülmüştür. Yaş değişkeni zihinsel dayanıklılık, kontrol alt boyutunda anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Spor yılı değişkenine göre zihinsel antrenman, zihinsel performans becerileri, kişilerarası beceriler ve zihinsel antrenman toplam skorunda anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Spor yılına göre zihinsel dayanıklılık, güven ve kontrol alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Millilik değişkenine göre zihinsel antrenman zihinsel temel beceriler alt boyutunda ve zihinsel antrenman toplam skorunda anlamlı düzeyde farklılık görülmüştür. Millilik değişkeni zihinsel dayanıklılık güven ve kontrol alt boyutlarında anlamlı düzeyde farklılık tespit edilmiştir. Gerçekleştirilmiş olan çalışma etkinliği kanıtlanmış olan sporda zihinsel becerileri kullanma ve bunun sonucunda sporcularda oluşan psikolojik değişimler konusunda sporcu ve antrenörlere fikir verme potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.
Çocuk ve ergenlerde intihar amaçlı olmayan kendine zarar verme davranışlarının nörotrofik faktör düzeyleri ve rezilyans ile ilişkilerinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: İntihar amaçlı olmayan kendine zarar verme davranışı (KZVD), ölüm niyeti olmaksızın vücut dokusuna kasıtlı zarar verilmesiyle karakterize bir klinik tablodur. KZVD'nin ortaya çıkışı ve sürdürülmesinde rol oynayan biyolojik süreçler ile koruyucu psikososyal etmenlerin birlikteliği halen yeterince açıklığa kavuşmamıştır. Sinir sistemi gelişimi, nöroplastisite ve stres yanıtında rol alan nörotrofik faktörlerin KZVD ile ilişkili olabileceği; rezilyansın ise çocuk ve ergenlerde kendine zarar verme davranışına karşı koruyucu olabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, KZVD olan çocuk ve ergenlerde nörotrofik faktör düzeyleri ve rezilyansın sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması ve bu değişkenlerin KZVD'nin klinik özellikleriyle ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kesitsel vaka–kontrol desenindeki çalışmaya, son bir yılda beşten fazla KZVD bildiren 10–18 yaş arası 88 çocuk ve ergen ile psikiyatrik tanısı bulunmayan 82 sağlıklı çocuk ve ergen yazılı onamları alınarak dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara sosyodemografik veri formu, ÇGPSÖ-12 uygulanmış; psikiyatrik tanılar ÇDŞG ŞY T ile değerlendirilmiş, KZVD özellikleri Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE) ile sorgulanmıştır. Rutin tetkiklerden arta kalan kan örneklerinden elde edilen serumlarda BDNF, NGF, CDNF, GDNF ve NT 3 düzeyleri ELISA yöntemiyle ölçülmüştür. Bulgular: KZVD grubunun ÇGPSÖ 12 medyan puanı 35 (30–41), kontrol grubunun ise 52 (45–56) olup rezilyans düzeyi KZVD grubunda anlamlı derecede daha düşük bulunmuştur (p<0,001). Nörotrofik faktörlerin serum düzeyleri KZVD'li ergenlerde kontrollere göre anlamlı olarak yüksektir ve yaş, cinsiyet, VKİ ve hane geliri kontrol edildiğinde grup farkının BDNF, CDNF, GDNF ve NT-3 için sürdüğü görülmüştür. KZVD grubunda kullanılan yöntem sayısı ile rezilyans arasında negatif yönde ilişki saptanmış, yöntem sayısı ile nörotrofik faktörler arasında anlamlı ilişki görülmemiştir. Tüm örneklemde NGF düzeyleri ile rezilyans arasında zayıf düzeyde ters yönlü korelasyon belirlenmiştir. Hiyerarşik lojistik regresyon analizinde NGF'nin KZVD grubunda yer alma ile en güçlü ilişkiyi gösterdiği, NT-3'ün ise ters yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Tartışma: KZVD olan çocuk ve ergenlerde rezilyansın düşüklüğü ile KZVD'de kullanılan yöntem sayısı arasındaki ilişki, rezilyansı artırmaya yönelik müdahalelerin KZVD'nin önlenmesi ve tedavisinde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Nörotrofik faktörler birlikte değerlendirildiğinde NGF'nin KZVD ile en belirgin ilişkiyi göstermesi ve NT-3'ün KZVD ile ters yönde ilişkili bulunması, bu iki belirtecin KZVD'nin nörobiyolojik boyutunu anlamada dikkate değer olabilir. Komorbiditeler ve ilaç kullanımı gibi etkenler göz önünde tutularak yapılacak uzunlamasına çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: İntihar amaçlı olmayan kendine zarar verme davranışı, nörotrofik faktörler, BDNF, NGF, CDNF, GDNF, NT 3, rezilyans, ergen
Çocuk ve ergen psikiyatrisi kliniğine başvuran ergenlerde ve annelerinde geçmiş travma öyküleri, bağlanma özellikleri, zihinselleştirme becerileri ve ebeveynlerin duygusal erişilebilirliklerinin incelenmesi
Bu çalışma herhangi bir psikiyatrik hastalığı olan ergenler ve anneleri ile herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan ergenler ve annelerinin çocukluk çağı travmaları, bağlanma özellikleri, zihinselleştirme becerileri, ebeveynlerin duygusal erişilebilirlikleri açısından karşılaştırıldığı, ergenlerde ve annelerinde bu faktörlerin birbirleriyle ilişkilerinin incelendiği kesitsel bir çalışmadır. Ayrıca ergenlerin çocukluk çağı travmaları ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkide ergenlerin bağlanma özelliklerinin, zihinselleştirme becerilerinin ve psikolojik dayanıklılıklarının, annelerin çocukluk çağı travmaları ile ergenlerin psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkide ise annelerin bağlanma özelliklerinin, zihinselleştirme becerilerinin ve duygusal erişilebilirliklerinin aracı rolleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya 12-18 yaş arasında, herhangi bir psikiyatrik hastalığı olan 100 ergen ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan 65 sağlıklı ergen olmak üzere toplam 165 ergen ve annesi alınmıştır. Araştırma grubundaki ergenlerde psikiyatrik tanıları belirlemek ve kontrol grubundaki ergenlerde psikiyatrik tanıları dışlamak için Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşamboyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan ergenler Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), İlişki Ölçekleri Anketi-Ergen (İÖA-E), Yansıtıcı İşleyiş Ölçeği-Ergen (YİÖ-E), Ebeveyn Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği (EDEÖ), Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (ÇGPSÖ) ve Kısa Semptom Envanteri (KSE) formlarını doldurmuştur. Çalışmaya katılan ergenlerin anneleri ise Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA), Yansıtıcı İşleyiş Ölçeği-Kısa (YİÖ-KF) ve Ebeveyn İçsel Düşünme İşlevselliği Ölçeği (EİDİÖ) formlarını doldurmuşlardır. Çalışma sonucunda psikiyatrik hastalığı olan ergenlerin, sağlıklı kontrollere göre duygusal ihmal, fiziksel ihmal, duygusal istismar, fiziksel istismar ve cinsel istismar olmak üzere tüm çocukluk çağı travmalarının, korkulu ve saplantılı bağlanma özelliklerinin daha fazla olduğu, güvenli bağlanma özelliklerinin, zihinselleştirme becerilerinin ve psikolojik dayanıklılıklarının daha düşük olduğu bulunmuştur. Psikiyatrik hastalığı olan ergenlerin annelerinin, kontrol grubundakilere göre çocukluk çağı travmalarının, saplantılı bağlanma özelliklerinin, zihinselleştirme öncesi zorluklarının ve zihinsel durumlara ilişkin belirsizlik düzeylerinin daha fazla olduğu, bu annelerin duygusal erişilebilirliklerinin daha düşük olduğu bulunmuştur. Tüm örneklem değerlendirildiğinde, ergenlerde çocukluk çağı travmalarının güvenli-güvensiz bağlanma özellikleri, zihinselleştirme becerileri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve psikiyatrik belirtiler ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Ayrıca ergenlerin çocukluk çağı travmalarının annelerin çocukluk çağı travmaları ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Ergenlerin psikiyatrik belirtilerini en önemli düzeyde etkileyen değişkenler ergenlerin çocukluk çağı travmaları ve saplantılı bağlanma özellikleri olarak belirlenmiştir. Ergenlerin çocukluk çağı travmaları ile psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkiye ergenlerin güvenli ve saplantılı bağlanma özelliklerinin ve psikolojik dayanıklılıklarının aracılık ettiği, annelerin çocukluk çağı travmaları ile ergenlerin psikiyatrik belirtileri arasındaki ilişkiye ise annelerin zihinselleştirme öncesi zorluklarının ve duygusal erişilebilirliklerinin aracılık ettiği bulunmuştur.
Ebeveynleri boşanmış ergenlerin boşanma sonrası yaşama uyumu
Araştırmanın amacı, ergenlerin psikolojik dayanıklılığının boşanma sonrası uyumlarını yordayıp yordamadığının incelenmesi ve ergenlerin boşanma sonrası yaşama uyumlarının çeşitli demografik değişkenlere göre anlamlı fark gösterip göstermediğinin değerlendirilmesidir. Bu kapsamda öncelikle araştırmacı tarafından Boşanma Sonrası Yaşama Uyum Ölçeği geliştirilmiştir. Araştırmanın üç çalışma grubu da Ankara'da bazı ortaöğretim kurumlarına devam eden anne babası resmi olarak boşanmış dokuz, 10 ve 11. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Birinci çalışma grubu, araştırma kapsamında geliştirilen Boşanma Sonrası Yaşama Uyum Ölçeği'nin psikometrik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla uygulama yapılan 437 ergenden; ikinci çalışma grubu, Ergen Boşanma Sonrası Yaşama Uyum Ölçeği açımlayıcı faktör analizinde ortaya çıkan faktör yapısını doğrulamak amacıyla uygulama yapılan 271 ergenden; üçüncü çalışma grubu ise Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği alt boyut puanlarının Ergen Boşanma Sonrası Yaşama Uyum Ölçeği toplam puanını yordayıp yordamadığının ve boşanma sonrası yaşama uyumun bazı değişkenlere göre anlamlı fark gösterip göstermediğinin incelenmesi amacıyla uygulama yapılan 358 ergenden oluşmaktadır. Araştırma bulgularına göre, altı boyuttan ve toplam 31 maddeden oluşan bir yapının açığa çıkarıldığı Ergen Boşanma Sonrası Yaşama Uyum Ölçeği'nin ebeveynleri boşanmış ergenlerin boşanma sonrası yaşama uyum düzeylerini ölçmek için yeterli psikometrik özelliklere sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarından bir diğerinde, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği alt boyutlarından aile desteği, mücadele azmi ve empatinin ergenlerin boşanma sonrası yaşama uyumlarını anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Ayrıca, ergenlerin boşanma sonrası yaşama uyum düzeylerinin cinsiyete, birlikte yaşamadığı ebeveyni ile görüşme sıklığına, sosyoekonomik düzeye ve ebeveynler arasındaki ilişkiye göre anlamlı fark gösterdiği; birlikte yaşadıkları kişiye göre ise anlamlı fark göstermediği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Özel eğitim okulu öğretmenlerinin psikolojik dayanıklılık düzeylerinin ve mesleki sosyal destek düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışma özel eğitim okullarında çalışan öğretmenlerin psikolojik dayanıklılık düzeylerine ve mesleki sosyal destek düzeylerine etki eden değişkenlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2012–2013 eğitim-öğretim yılında İstanbul Avrupa yakasında resmi özel eğitim okullarında görev yapmakta olan 202 öğretmen oluşturmaktadır. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğünden alınan verilere göre İstanbul Avrupa yakasında 36 adet özel eğitim okulu bulunmaktadır. Araştırma ile ilgili veriler, birinci bölümünde "Kişisel Bilgi Formu" ikinci bölümde "Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ve üçüncü bölümde "Öğretmen Mesleki Sosyal Destek Ölçeği" ile toplanmıştır.Araştırma verileri SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programıyla analiz edilmiştir. Değişkenlerden normal dağılım gösteren ikili grupların (cinsiyet, medeni durum gibi) karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi, normal dağılım gösteren ikiden fazla grup (kıdem gibi) karşılaştırılmalarında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; Özel Eğitim Okulu Öğretmenlerinin Psikolojik dayanıklılık düzeyleri tüm ölçek puanları incelendiğinde; Cinsiyet,Medeni Durum,Mezuniyet Alanı ve Yaşlarına göre ortalamalar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Özel Eğitim Okulu Öğretmenlerinin Mesleki Sosyal Destek düzeyleri tüm ölçek puanları incelendiğinde; Çalıştığı Kurum Türüne göre ortalamalar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, mesleki sosyal destek, özel eğitim öğretmeni, özel eğitim okulu.
Özel eğitim okulu yöneticilerinin psikolojik dayanıklılık ve iş doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi (İstanbul örneği)
Bu çalışma resmi özel eğitim okulu yöneticilerinin (müdür ve müdür yardımcısı) psikolojik dayanıklılık ve iş doyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2012–2013 eğitim-öğretim yılında Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü' nün wep sayfasından alınan verilere göre İstanbul İli' nde bulanan 53 adet resmi özel eğitim okulunda görev yapan 137 (32 kadın ve 105 erkek) müdür ve müdür yardımcısı oluşturmaktadır. Araştırma ile ilgili veriler, birinci bölümünde "Kişisel Bilgi Formu" ikinci bölümde "Minnesota İş Doyum Ölçeği" ve üçüncü bölümde "Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırma verileri SPSS for Windows 15.0 istatistik paket programıyla analiz edilmiştir. Değişkenlerden normal dağılım gösteren ikili grupların (cinsiyet, medeni durum gibi) karşılaştırılmasında bağımsız gruplar t testi, normal dağılım gösteren ikiden fazla grup (kıdem,okul türü gibi) karşılaştırılmalarında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; özel eğitim okulu yöneticilerinin psikolojik dayanıklılık puanlarının cinsiyet, yaş, medeni durum, mezuniyet alanı ve çalıştığı kurum türüne göre anlamlı farklılıklar göstermediğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte yöneticilerin; cinsiyet, öğrenim durumu ve görevdeki unvan değişkenine göre iş doyumları farklılaşmaktadır. Yöneticilerinin iş doyum düzeyleri psikolojik dayanıklılıklarını etkilememektedir. Araştırmanın diğer bulguları literatür ışığında tartışılarak yorumlanmış ve ilerde yapılabilecek araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, iş doyumu, özel eğitim, özel eğitim okulu, yönetici
Belirsiz kayıp: Aile bireyleri üzerindeki etkileri ve belirsiz kayıpla başa çıkmada etkili değişkenler
Bu araştırmada belirsiz kaybın aile bireylerinde yol açtığı psikososyal etkilerin belirlenmesi ve bazı bireysel değişkenlerin belirsiz kaybın olumsuz etkileri ile ilişkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi 41'i fiziksel kayıp ve 73'ü psikolojik kayıp olmak üzere toplam 114 belirsiz kayıp yakınından oluşmaktadır. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, Aile Yapısı ve Kaybın Etkileri İle İlgili Soru Formu; bu araştırma kapsamında Türkçe uyarlaması yapılan Sınır Belirsizliği Ölçeği; Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği Kısa Formu (BTÖ-12); Bilişsel Esneklik Envanteri (BEE); Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ); Connor-Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (CD-PSÖ) ve Diyalektik Düşünme Ölçeği (DDÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri Haziran 2017 ile Aralık 2017 tarihleri arasında yüz yüze ve dijital ortamda gerçekleştirilen uygulama ile toplanmış, SPSS 21.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Türkçe uyarlaması gerçekleştirilen sınır belirsizliği ölçeklerinin, yüksek düzeyde güvenilir olduğu ve fiziksel kayıp yakınları ile Alzheimer hasta yakınlarında sınır belirsizliğinin değerlendirilmesinde ölçüm aracı olarak kullanılabileceği saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular, belirsiz kayıp yakınlarının sınır belirsizliği ile fiziksel, duygusal ve bilişsel sorunlar yaşadığını, kayıp öncesinde gerçekleştirdikleri aile adetlerinin azaldığını ve aile, iş ve sosyal hayatlarının olumsuz yönde etkilendiğini göstermiştir. Bununla birlikte, fiziksel kayıp yakınlarında aile adetlerinde azalma ile aile ve iş hayatında olumsuz etkilenme daha fazla iken, psikolojik kayıp yakınlarında sınır belirsizliği, duygusal ve bilişsel sorunlar ile sosyal hayatta olumsuz etkilenmenin daha fazla olduğu belirlenmiştir. Bireysel değişkenlere yönelik bulgular ise belirsizliğe tahammülsüzlük ve diyalektik düşünme artıkça sınır belirsizliğinin ve kaybın birey üzerindeki etkilerinin arttığını göstermiştir. Benzer şekilde, stresle pasif başa çıkma tarzlarının da sınır belirsizliği ile duygusal ve bilişsel sorunları artırdığı belirlenmiştir. Bilişsel esneklik, stresle aktif başa çıkma tarzları ve psikolojik dayanıklılık ile sınır belirsizliği arasında anlamlı bir doğrusal ilişki saptanmamıştır. Buna karşın, aktif stratejilerin duygusal sorunları; bilişsel esneklik ve psikolojik dayanıklılığın ise fiziksel, duygusal ve bilişsel sorunları azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca, belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi arttıkça bilişsel esneklik de azalmaktadır. Yapılan bu araştırmada ulaşılan bulgular, belirsiz kaybın birey ve aile üzerindeki etkilerinin gelecek çalışmalarda sınanmaya devam edilmesi gerektiğini; ayrıca sosyal ve klinik uygulama alanlarında belirsiz kayıp yakınlarına yönelik iyileştirici müdahaleler geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Özel eğitim merkezlerinde çalışan çeşitli meslek gruplarının bilişsel esneklik ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel eğitim merkezlerinde görev yapan özel eğitim öğretmenlerinin, fizyoterapistlerin ve psikologların gösterdikleri bilişsel esneklik ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin bazı değişkenler açısından incelenmesidir. Bu araştırmanın örneklem grubunu 2017-2018 İstanbul İli Avrupa yakasında bulunan MEB' e bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde çalışan özel eğitim öğretmenleri, fizyoterapistler ve psikologlar olmak üzere 116 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, Demografik Bilgi Formu, Bilişsel Esneklik Ölçeği ve Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde normal dağılmayan veriler için Kruskal Wallis H, Mann Whitney U ve Spearman Sıralama Korelasyon Katsayısı, normal dağılım gösteren veriler için T testi ve One Way Anova analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; katılımcılardan özel eğitim öğretmenleri ve psikologların bilişsel esneklik düzeylerinin fizyoterapistlerden anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Katılımcılardan özel eğitim öğretmenleri ve psikologların psikolojik dayanıklılık düzeylerinin fizyoterapistlerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Son olarak bilişsel esneklik ölçeği puanları ile psikolojik dayanıklılık ölçeği puanları arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Terör saldırıları bağlamında psikolojik dayanıklılık, öz etkililik / yeterlik ve pozitif negatif duygusallık ilişkisi
Terörist saldırılar, doğrudan etkilenen mağdurların yanı sıra toplumların tüm katmanlarını da olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çalışmada, literatürdeki terörizm tanımları, terörizmin gelişimi, çeşitleri incelenmiş ve 2016 yılında Türkiye'de yaşanan önemli terörizm saldırıları ortaya konulmuştur. Sonrasında terörist saldırıların toplum üzerindeki etkilerini özellikle dolaylı yoldan etkilenen bireyler üzerinden ölçmeye yönelik olarak terörizm risk algısı, psikolojik dayanıklılık, öz etkinlik/yeterlik ve pozitif negatif duygusallık kavramları irdelenmiştir. Çalışmada İstanbul genelinde gerçekleştirilen bir saha çalışması ile İstanbul'da yaşayan katılımcıların terörizm risk algıları ve terör olaylarıyla bu kişiler üzerindeki psikolojik ve duygusal ilişkiler analiz edilmiştir. Analizde katılımcıların farklı demografik özelliklerine göre, terörizmin alt boyutlarında herhangi bir farklılık olup olmadığı incelenmiş ve terörizm risk algısı ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif korelasyon, negatif duygularla pozitif korelasyon tespit edilerek çıkan sonuçlara göre çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Sonuç: Çalışmanın sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılığı yüksek bireylerde terörizm risk algısı düşük, negatif duygusallığı yüksek bireylerin ise terörizm risk algılarının yüksek olduğu görülmüştür.
Toplum ruh sağlığı merkezlerinde izlenen ikiuçlu ve ilişkili bozukluk tanılı hastaların birincil bakım vericilerinde empati ve psikolojik dayanıklılık
Amaç: Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri'nde izlenen iki uçlu ve ilişkili bozukluk tanılı hastaların birincil bakım vericilerinin empatik eğilim ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini incelemek amacıyla kesitsel ve tanımlayıcı tipteki araştırma, Mart-Ağustos 2019 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: G-Power istatistik analizine göre örneklem sayısının minimum 110 birey olması belirlenmiş olup, 145 birincil bakım veren ile çalışma tamamlanmıştır. Veri toplama aracı olarak, bilgi formu, Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ve Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 45,97±13,31 (min:18-max:70) olan katılımcıların, büyük çoğunluğunun evli (% 80; n=116) ve kadın (% 61,4; n=89) olduğu belirlenmiştir. Bakım verilen hastalarda tanıdan bu yana geçen süre ortalama 11.18±7.42 yıldır. Katılımcıların bakım vermeye bağlı en fazla kaygılı, üzgün, çaresiz, güçlü ve huzurlu hissettikleri görülmüştür. Kişilerarası Tepkisellik İndeksi kapsamında ''Empatik Düşünce''alt ölçeği puan ortalaması (21.62±4) ve ''Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği'' toplam puan ortalaması (119.38±24.26) (min.61-max.160) yüksektir. Katılımcıların yakınının psikiyatrik rahatsızlığına bağlı tedavi ve bakım gereksinimlerini karşılamada yeterlilik algısı ortalaması ile Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği toplam puan ortalaması ve Kişilerarası Tepkisellik İndeksi ''Perpektif Alma'' ve ''Empatik Düşünce'' alt ölçekleri puan ortalamaları arasında "pozitif"; ''Kişisel Rahatsızlık'' alt ölçeği puan ortalaması ile "negatif" yönde anlamlı ilişki vardır. Sonuç: Bakım verenlerin empatik eğilim ve psikolojik dayanıklılık düzeylerini geliştirecek uygulama ve eğitimlerin Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri'nde planlanıp uygulanması yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Psikolojik dayanıklılık, Empati, İki uçlu ve ilişkili bozukluk, bakım veren
20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin anlamlı olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın alt amaçları ise; depresif belirtilerin yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, ortalama gelir, annenin çalışma durumu, annenin eğitim düzeyi, babanın eğitim düzeyi, anne kaybı ve baba kaybı şeklindeki demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, yaşları 20 ile 40 arasında değişen lisans ve lisansüstü eğitim gören/görmekte olan 726 (377 kadın ve 349 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Depresif belirtilere ait veriler "Beck Depresyon Ölçeği", ebeveyn (anne-baba) kabul-red algısına dair veriler "Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Form", psikolojik dayanıklılığa dair veriler "Ego Sağlamlığı Ölçeği", stresle başa çıkma stillerine ait veriler "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" ve demografik bilgilere ait veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; katılımcıların % 34, 2'si (N=248) depresif belirti göstermektedir. Anne ve babadan red algılayan katılımcıların depresif belirti düzeyleri, anne ve babadan red algılamayan katılımcıların depresif belirti düzeyine göre yüksektir. Depresif belirtilere sahip bireyler duygu odaklı başa çıkma tarzlarını, depresif belirtileri olmayan bireyler ise problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha fazla kullanmaktadır. Depresif belirtileri olmayan grubun psikolojik dayanıklılık puanları depresif belirtileri olan gruba göre daha yüksektir. Bireylerin depresif belirti puanları arttıkça anne red algısı, baba red algısı, stresle duygu odaklı başa çıkma (çaresiz ve boyun eğici yaklaşım) puanları artmaktadır. Öte yandan depresif belirti puanları arttıkça psikolojik dayanıklılık, stresle problem odaklı başa çıkma(iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım, sosyal destek arama) puanları azalmaktadır. Bireylerin depresif belirtileri ile psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, problem odaklı stresle başa çıkma stilleri ve duygu odaklı stresle başa çıkma stilleri arasındaki çoklu korelasyon katsayısı 0,644 bulunmuş olup bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Bireylerin psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, duygu odaklı stresle başa çıkma tarzları ve problem odaklı stresle başa çıkma tarzlarının tamamının depresif belirtilerin %42'sini açıklamakta olduğu gözlenmiştir. Bireylerin depresif belirtilerinin, anne reddi, çaresiz yaklaşım, iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal destek arama değişkenlerinden anlamlı düzeyde etkilendiği görülmüştür (p<0,05). Beta katsayılarına göre bu değişkenlerden en önemli etkileyici değişkenin çaresiz yaklaşım olduğu söylenebilir. Bireylerin yaşına, cinsiyetine, sosyoekonomik durumuna ve anne kaybına göre depresif belirti düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Ebeveyn kabul-red algısı, depresif belirtiler, psikolojik dayanıklılık, stresle başa çıkma tarzları, anne kabul-red algısı, baba kabul-red algısı, problem odaklı başa çıkma, duygu odaklı başa çıkma
Spor bilimleri fakültesinde öğrenim gören öğrencilerin problem çözme becerilerinin psikolojik dayanıklılık ve benlik saygısı ile ilişkisi
Bu çalışma, spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin problem çözme becerileri ile psikolojik dayanıklılıkları ve benlik saygıları arasındaki ilişkiler incelenmiştir. İlişkisel modele uygun olarak tasarlanan bu araştırmada, demografik özelliklerin lisans öğrencilerinin problem çözme becerileri, benlik saygıları ve psikolojik dayanıklılık durumları ile olan ilişkisi araştırılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesi sonucunda; katılımcıların demografik özelliklerinin, cinsiyet konusunda "erkek", sınıf düzeyi konusunda "birinci sınıf", bölüm konusunda "öğretmenlik", gelir düzeyi konusunda "orta", ailenin ikamet yeri konusunda "küçük şehir" gruplarında sıklıkla kümelendikleri ve bunların sonucunda da araştırmaya katılan lisans öğrencilerin psikolojik dayanıklılıklarının "orta düzeyde", problem çözme becerilerinin "orta düzeyde", benlik saygılarının da "orta düzeyde" olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin psikolojik dayanıklılıkları cinsiyetlerine, öğrenim gördükleri bölüme, sınıf düzeylerine, ailelerinin gelir düzeyine ve ailelerinin ikamet ettikleri yere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılaşmakta olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıntılı analiz ve sonuçlar çalışmanın ilgili yerlerinde verilmiştir.
Çocukluk çağı travmalarının psikolojik belirtiler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılık ve özyeterliliğin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı çocukluk çağı travmalarının psikolojik belirtiler ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri arasındaki ilişkide psikolojik dayanıklılık ve özyeterliliğin aracı rolünün ortaya konmasıdır. Bu amaç doğrultusunda 18 yaş ve üstü üniversite öğrencisi 384 kişi ile anket uygulaması yapılmıştır. Anket formu kişisel bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri, Travma Sonrası Stres Bozukluğu Belirtileri Ölçeği, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Özyeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS programında analiz edilmiştir. Verilerin analizinde t testi, ANOVA ve YEM kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Üniversite öğrencilerinin, çocukluk çağı travmaları düzeyi ile travma sonrası stres bozukluğu belirtileri ve kısa semptom envanteri düzeyleri arasında pozitif yönde ve çocukluk çağı travmaları düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif yönde ilişki olduğu olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin, travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeyi ile kısa semptom envanteri düzeyleri arasında pozitif yönde ve travma sonrası stres bozukluğu belirtileri düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif ilişki olduğu saptanmıştır. Buna ek olarak Üniversite öğrencilerinin, kısa semptom envanteri düzeyi ile psikolojik dayanıklılık ve özyeterlilik düzeyi arasında negatif yönde psikolojik dayanıklılık düzeyi ile özyeterlilik düzeyi arasında pozitif yönde ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologlarda psikolojik dayanıklılık ve ikincil travmatik stres ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı dezavantajlı gruplarla çalışan psikologların psikolojik iyi oluş düzeylerinin psikolojik dayanıklılık ve ikincil travmatik stres düzeyleri tarafından yordanıp yordanmadığının saptanmasıdır. Bir diğer amacı ise sosyo-demografik değişkenler ile psikolojik iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın evreni Türkiye'de yaşayan 116 psikologdan oluşmaktadır. Katılımcılar araştırmaya internet üzerinden anket yoluyla katılmış olup her biri; Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeğini (YPDÖ), Warwick-Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeğini (WEMİOÖ), İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ) ve sosyo-demografik bilgilerinin alınması amacıyla Demografik Bilgi Formunu doldurmuşlardır. Elde edilen veriler SPSS Paket Programı'nda analiz edilmiştir. Verilere yönelik analizlerde ise çoklu regresyon analizi, korelasyon, varyans analizi, t testi ve TUKEY testi yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre psikolojik dayanıklılık ile ikincil travmatik stresin psikolojik iyi oluş düzeyini istatistiksel açıdan anlamlı derecede açıkladığı bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılık ile psikolojik iyi oluş düzeyi arasında pozitif yönlü, psikolojik dayanıklılık düzeyi ile ikincil travmatik stres düzeyi arasında negatif yönlü, psikolojik iyi oluş düzeyi ile ikincil travmatik stres düzeyi arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadınların psikolojik iyi oluş düzeyinin erkeklere göre, önceden süpervizyon almış olan katılımcıların almamış olan katılımcılara göre psikolojik iyi oluş düzeyleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Dezavantajlı gruplarla çalışan psikologların ikincil travmatik stres düzeyleri, psikolojik dayanıklılık düzeyleri ve psikolojik iyi oluş düzeyleri ile ilgili olarak bu değişkenler üzerinde süpervizyon ve ek eğitim almanın önemine dair daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: İkincil Travmatik Stres, Psikolojik Dayanıklılık, Psikolojik İyi Oluş, Psikolog
Okul öncesi dönemdeki çocukların annelerinin iyi oluş ve psikolojik sağlamlıkları ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, annelerin iyi oluş ve psikolojik sağlamlık düzeyleri ile çocuklarının duygu düzenleme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılıp tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemi, 36-72 ay aralığında toplam 262 çocuğun annelerinden oluşmaktadır. Çalışmanın veri toplama süreci annelerle yürütülmüş olup; veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, annelerin iyi oluş düzeyleri için PERMA ölçeği, annelerin psikolojik sağlamlık düzeyleri için Kısa Süreli Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve çocukların duygu düzenleme becerileri için Duygu Düzenleme Becerisi Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmanın verileri 2022 Ekim -2023 Eylül yılları arasında online google form üzerinden toplanmıştır. Analiz sonuçlarına göre annelerin iyi oluş ve psikolojik sağlamlıkları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunurken; çocuklarının duygu düzenleme becerileri ile arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Annelerin psikolojik sağlamlıkları üzerinde çalışma durumlarının etkili olduğu bulunmuş, çalışan annelerin psikolojik sağlamlıkları çalışmayan annelere göre yüksek bulunmuştur. Mevcut çalışma annelerin iyi oluş ve psikolojik sağlamlık düzeylerinin çeşitli değişkenler açısından farklılaştığını ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: iyi oluş, psikolojik sağlamlık, duygu düzenleme, annelik
Umut temelli müdahale programının Suriyeli mülteci çocukların umut ve psikolojik dayanıklılık düzeylerine etkisi
Mülteci çocuklarla yapılan müdahale çalışmalarında, pozitif özellikleri geliştirmekten çok negatif özellikleri azaltma odaklı bir yaklaşım olduğu görülmektedir. Risk grubunda yer alan çocuklar için, pozitif yönleri geliştirmeyi içeren müdahalelerin son yıllarda önemi artmakla birlikte, Suriyeli mülteci çocuklar temelinde ilişkili çalışmaların yetersiz olduğu gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın amacı, umut temelli müdahale programının Suriyeli mülteci çocukların umut ve psikolojik dayanıklılık düzeyleri üzerindeki etkinliğini incelemektir. Çalışmada ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Örneklem 5. sınıfta öğrenim gören 42 Suriyeli mülteci öğrenciden oluşmaktadır ve 21 öğrenci müdahale grubu ve 21 öğrenci kontrol grubunda yer almaktadır. Öğrencilerin umut düzeylerini ölçmek için Çocuklarda Umut Ölçeği; psikolojik dayanıklılık düzeylerini ölçmek için Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği – Kısa formu kullanılmıştır. Ön test sonrası müdahale grubunda yer alan öğrencilere 5 hafta süren ve 6 oturumdan oluşan müdahale programı uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan öğrencilere ise bekleme listesi olarak bu süreçte herhangi bir işlem uygulanmamıştır. Verilerin analizi için 2x2 Tekrarlı Ölçümlerde Karma Desenli Varyans Analizi, Bağımsız Örneklem T testi ve Bağımlı Örneklem T testi kullanılmıştır. Tekrarlı Ölçümlerde Karma Desenli Varyans Analizi bulguları, müdahale grubunun kontrol grubuna göre umut ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinde daha çok gelişim gösterdiğini ortaya koymuştur. Bağımlı örneklem T testi analizi, kontrol grubunun umut düzeyinin istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığını fakat müdahale grubunun umut düzeyindeki artışın istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Bağımlı örneklem t test sonucu grupların psikolojik dayanıklılık puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olmadığını ortaya koymuştur. Grupların son test umut puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık bulunmakla beraber, psikolojik dayanıklılık puanları için anlamlı farklılık bulunmamıştır. Araştırma bulguları, Suriyeli mülteci çocukların psikolojik dayanıklılığını geliştirmek amacıyla umut odaklı yaklaşımların uzun vadede yararlı olabileceğini desteklemektedir.
SCARE Öfke Müdahale Programı'nın, Suriyeli lise öğrencilerinin öfke kontrollerine ve psikolojik dayanıklılıklarına etkisi
Artan savaşlar ve göçlerden en çok etkilenen kitlelerden biri çocuk ve gençlerdir. Savaş ve göç sonucu yoğun bir genç nüfusu ruh sağlığına ilişkin bazı duygusal sorunlar yaşamaktadır. Bu çalışmada, SCARE Öfke Müdahale Programı'nın, Suriyeli öğrencilerin öfke kontrolü ve psikolojik dayanıklılıkları üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışma çerçevesinde, kontrol ve deney grubu olmak üzere deney grubunda olan Suriyeli bir grup lise öğrencisine SCARE Öfke Müdahale Programı uygulanmıştır. SPSS programı ile ön test ve son test ölçek sonuçları analiz edilmiştir. Wilcoxon ve Mann Whitney-U Testi analizleri sonucunda, müdahale grubu öğrencilerinin sürekli öfke puanlarında ve sosyal davranışlarında anlamlı bir azalışın olduğu görülmüştür. Bu çalışma çerçevesinde SCARE Öfke Müdahale Programı'nın Suriyeli öğrencilerin öfke yaşama sıklıklarında anlamlı bir düşüşe sebep olduğu söylenebilir.
Konversiyon bozukluğunda psikolojik dayanıklılığın ve başa çıkma tarzlarının etkisi
Amaç: Konversiyon bozukluğu tanısı alan ve almayan kişilerde psikolojik dayanıklılık düzeyinin ve kullanılan stresle başa çıkma tarzlarının farklı olup olmadığını incelemektir. Yöntem: Araştırmaya; DSM 5 tanı ölçütlerine göre konversiyon bozukluğu tanısı alan 36 kişi ve herhangi bir psikiyatrik bozukluk tanısı almayan 36 kişi olmak üzere toplam 72 kişi katılmıştır. Psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzlarının konversiyon bozukluğu tanısı alanlarda faklı olup olmadığı, bağımsız örneklem t test analiz tekniği kullanılarak araştırılmıştır. Bulgular: Hasta grubu 32 kadın ve 4 erkek katılımcıdan oluşmaktadır ve yaş ortalamaları 35,94±10,65 olarak hesaplanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan 32 kadın ve 4 erkek katılımcının yaş ortalaması ise 36,17±10,72 olarak hesaplanmıştır. Konversiyon bozukluğu tanısı alan kişiler ve herhangi bir tanı almayan kontrol grubu arasında psikolojik dayanıklılık düzeyi ve stresle başa çıkmada kullanılan tarzlar bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada; konversiyon bozukluğu tanısı alan kişilerin psikolojik dayanıklılıklarının tanı almayanlara göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Stresle başa çıkma tarzlarının kullanımına yönelik elde edilen sonuçlar ise; konversiyon bozukluğu tanısı alanların duygusal odaklı (kaçınmacı) yöntemleri daha fazla tercih ettikleri, problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha az kullandıkları yönündedir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Bir grup ruh sağlığı çalışanında iş doyumunun psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı yaşam biçimiyle ilişkisi
Amaç: Bu araştırma, bir grup ruh sağlığı çalışanında psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iş doyumuna etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Yöntem: Araştırma evrenini İstanbul ilindeki kamu hastanelerinde çalışan ruh sağlığı çalışanları; psikiyatristler, psikologlar ve psikiyatri hemşireleri oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini ise izin alınan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma, Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma, Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanelerinde çalışmakta olan ruh sağlığı çalışanları oluşturmaktadır. Bu çalışmaya 61 psikiyatrist, 41 psikolog, 54 psikiyatri hemşiresi olmak üzere toplam 156 kişi katılmıştır. Veriler; Sosyodemografik Form, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ) ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği (SYBDÖ), Minnesota İş Doyum Ölçeği (MİDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılanların %72'sini kadın %28'ini erkek bireyler oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan kişilerin psikolojik dayanıklılık, iş doyumu ve sağlıklı yaşam biçimi davranışları değerlendirildiğinde; değişkenlerin kendi aralarında pozitif ve anlamlı bir ilişkisi olduğu bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılık ile iş doyumu arasında pozitif ve zayıf düzeyde bir ilişkinin olduğu görülmektedir. Ayrıca psikolojik dayanıklılık değişkeninin iş doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları ile iş doyumu arasında pozitif ve zayıf düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Sağlıklı yaşam biçimi davranışları, iş doyum puanı ile anlamlı ancak zayıf bir ilişki vermektedir. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iş doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı olduğu görülmektedir. Sonuç: Araştırmada, psikolojik dayanıklılık ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının iş doyumu üzerinde anlamlı bir yordayıcı rolü olduğu bulunmuştur. Bunun yanında sosyodemografik özelliklere göre de ruh sağlığı çalışanlarının psikolojik dayanıklılıkları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve iş doyumları istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ruh sağlığı çalışanları, psikolojik dayanıklılık, iş doyumu, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, devlet hastaneleri
Kadınlarda şiddete maruz kalma durumu ile sosyal destek algısı, depresyon ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkiler: Karşılaştırmalı bir çalışma
Özet Amaç: Bu araştırmanın amacı, kadınlarda şiddete maruz kalma durumu ile sosyal destek algısı, depresyon ve psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmada, hayatının herhangi bir döneminde herhangi bir şiddet türüne maruz kalan kadınlar ile hayatının herhangi bir döneminde hiçbir şiddet türüne maruz kalmamış kadınlar karşılaştırılmaktadır. Araştırmanın örneklemi, İstanbul'un çeşitli içlerinde yaşamakta olan yetişkin, okur-yazar olan ve hayatının herhangi bir döneminde fiziksel, cinsel veya sözel şiddete maruz kalmış 111 kadın oluşurken, kontrol grubu ise yetişkin, okur-yazar olan ve hayatının herhangi bir döneminde herhangi bir şiddet türüne maruz kalmamış 119 kadından oluşmaktadır. Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (YPDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grubu yaş ortalamaları sırasıyla, 34,39±10,25 ve 35,45±7,77 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Çalışma grubu ile kontrol grubu arasında medeni durum, meslek, çalışma hayatı, çocuk durumu ve aile sahiplenme durum değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Şiddete maruz kalan kadınlarda YPDÖ puanları kontrol grubundaki kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Her iki grubun ÇBASDÖ puanları incelendiğinde, şiddete maruz kalan kadınların puanları, kontrol grubundaki kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Şiddete maruz kalan kadınların BDÖ puanları da kontrol grubundaki kadınlara oranla anlamlı düzeyde daha yüksektir. Sonuç: Özetle, çalışmamızda toplumun en büyük problemlerinden biri olan kadına yönelik şiddetin; şiddete maruz kalan kadınlarda psikolojik dayanıklılık, sosyal destek algısı ve depresyon düzeylerine dikkat çekilmiş, bu değişkenler açısından incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Şiddet, şiddete maruz kalan kadınlar, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek algısı, depresyon.
Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyleri arasındaki ilişkide kaygı duyarlılığının ve psikolojik dayanıklılığın aracı rolleri
Amaç: Üniversite öğrencilerinde algılanan ebeveyn tutumları (aşırı koruyucu, reddedici, duygusal sıcak) ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide kaygı duyarlılığı ile psikolojik dayanıklılığın aracı rol üstlenip üstlenmediğini tespit etmektir. Yöntem: Araştırmamıza, Kocaeli ve İstanbul illerinde yaşayan, özel ve devlet üniversitelerinde lisans düzeyinde eğitim gören 18-33 yaş aralığında bulunan 175'i kadın ve 210'u erkek olmak üzere toplamda 385 kişi katılmıştır. Bütün katılımcılara Sosyodemografik ve Diğer Bilgiler Veri Formu, Kısaltılmış Algılanan Ebeveyn Tutumları Ölçeği Çocuk Formu, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan korelasyon analizi sonucunda, algılanan ebeveyn tutumlarından aşırı koruyucu ve reddedici tutumların, sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde pozitif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Bunun tersine, algılanan ebeveyn duygusal sıcaklığının sürekli kaygı ve kaygı duyarlılığı ile anlamlı düzeyde negatif yönde, psikolojik dayanıklılık ile anlamlı düzeyde pozitif yönde ilişkili olduğu bulgulanmıştır. Yapılan aracı değişken analizi, psikolojik dayanıklılığın algılanan ebeveyn tutumlarından duygusal sıcaklık ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye tam, ebeveynler tarafından algılanan aşırı koruyucu tutum ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkiye kısmi olarak aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Son olarak kaygı duyarlılığının algılanan aşırı koruyucu ve duygusal sıcak ebeveyn tutumları ile sürekli kaygı düzeyi arasındaki ilişkilere kısmi olarak aracılık ettiği bulunmuştur. Sonuç: Bulgularımız uyumsuz ebeveyn tutumlarının, yetişkin bireylerde bilişsel savunmasızlık algısının ortaya çıkmasında ve sürekli kaygı gibi belirli psikopatolojilerin gelişiminde rol oynayacağını öne sürmektedir. Çalışmanın literatüre katkısı, sınırlıkları, gelecek çalışmalara sunulacak öneriler üzerinde de durulmuştur. Anahtar kelimeler: Algılanan Ebeveyn Tutumları, Sürekli Kaygı, Psikolojik Dayanıklılık, Kaygı Duyarlılığı