Health literacy
189 theses under this subject heading
COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık okuryazarlığı ve pandemiye yönelik algıların ilişkisi
Sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık konusunda fikir sahibi olabilmelerine ışık tutarak, genel sağlık durumları hakkındaki bilgileri algılayıp anlamlandırabilmesidir. Bireylerin sağlıkları konusunda bilgi sahibi olabilmeleri, sağlıklarında yaşayabilecekleri olumsuzlukları yönetebilmelerini sağlayacaktır. Küresel dünya düzeninin değişmesi sebebiyle yaşanan olumsuzluklar insanların sağlıklarına doğrudan yansımakta ve bu durum sağlık okuryazarlığının gün geçtikçe önem kazanmasını sağlamaktadır. Günümüzde yaşanan COVID-19 pandemisi de sağlık alanında yıkıcı etkiler yaratmış, hükümet ve sağlık otoritelerinin pandemi karşısında müdahalelerde bulunmasına sebebiyet vermiştir. Tüm bunların yanında COVID-19 hakkında bilgilerin günümüz teknolojileriyle hızlı ve kolay yayılması, bireylerin COVID-19 pandemisine yönelik algılarının şekillenmesinde önemli derecede rol oynamış ve sağlık okuryazarlığının önemini gözler önüne sermiştir. Bu çalışma, COVID-19 pandemisi sürecinde bireylerin sağlık okuryazarlık seviyelerini ve sağlık okuryazarlık seviyelerini etkileyen faktörleri belirlemek, COVID-19 pandemisine yönelik genel ve nedenler algısını değerlendirmek ve COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık okuryazarlığı ve pandemiye yönelik belirtilen algıların ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Edirne merkez mahallelerinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireyler esas alınarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Yapılan anket sonucunda elde edilen veriler parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılarak istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonucunda hem ölçeğin genelinde hem de alt boyutlarında Edirne ili merkez mahallelerinde ankete katılanların yaklaşık %30-%32'sinin yeterli sağlık okuryazarlık seviyesine sahip olduğu bulunmuştur. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyelerinin ve COVID-19 pandemisine yönelik algılarının bazı demografik özelliklere göre farklılık gösterirken bazılarına göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Farklı SOY düzeyine sahip bireylerin COVID-19 pandemisine yönelik algılarının farklılık gösterip göstermediği, ele alınan ölçeğin boyutlarına göre değişmektedir.
Acil servise başvuran hastalarin akılci ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlık düzeyi
Giriş ve Amaç: Akılcı ilaç kullanımı ve sağlık okuryazarlık düzeyleri, bireylerin sağlığının korunması, tedavi sürecinin etkinliği ve sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği üzerinde doğrudan etkili olan önemli etmenlerdir. Sağlık kuruluşlarına, özellikle de acil servislere yapılan başvuruları etkileyen bu faktörler, sağlık hizmetlerinin verimliliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada farklı şikayetler ile acil servise başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Kesitsel ve tanımlayıcı araştırma tipinde olan bu çalışma bir devlet hastanesinin acil servisine 01.05.2022-01.11.2022 tarihleri arasında başvuruda bulunmuş olan 138 hasta ile yürütüldü. Veriler "Demografik Bilgi Formu", "Sağlık Okuryazarlık Ölçeği" ve "Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler SPSS 22.0 programında tanımlayıcı istatistik yöntemler ve karşılaştırmalı analizler kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 38,62±13,87 yıl olup %63'ü kadındır. Hastaların akılcı ilaç kullanım ve sağlık okuryazarlık düzeyleri yüksek idi. Bekar olan, eğitim durumu daha yüksek olan ve acil servise kaza-yaralanma nedeni ile başvuran hastaların sağlık okuryazarlık düzeyinin daha yüksek, sağlıkla ilgili eğitim almayan hastaların ise daha düşük olduğu bulundu (p<0.05). Sürekli ilaç kullanan, ilaçlarını zamanında kullanan, reçetesiz ilaç kullanmayan hastaların akılcı ilaç kullanma düzeyi daha yüksek bulundu. Sürekli kullandığı ilacı olmayan, ilaç kullanma nedenini bilen, reçetesiz ilaç kullanmayan ve ilacın son kullanma tarihini kontrol eden hastaların sağlık okuryazarlık düzeyi daha yüksek bulundu (p<0,005). Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyi ile akılcı ilaç kullanım düzeyi arasında pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı ilişki belirlendi. Ayrıca hastaların yaşları ile sağlık okuryazarlık düzeyi arasında negatif yönde düşük düzeyde anlamlı ilişki belirlendi (p<0,005). Sonuç: Bu çalışmada acil servise başvuran hastalarda sağlık okuryazarlığı ve akılcı ilaç kullanımı düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Hastaların sağlık okuryazarlık düzeyi arttıkça akılcı ilaç kullanım düzeyi de artmaktadır. Ayrıca hastaların yaşları arttıkça sağlık okuryazarlık düzeyi azalmaktadır. Gelecek araştırmalarda daha geniş örneklemin alınması, sağlık okuryazarlık düzeyi ile akılcı ilaç kullanım düzeyini arttıracak eğitimler ve projeler yapılması önerilmektedir.
Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerin kanser taramalarına yönelik bilgi ve tutumları ve sağlıklı yaşam farkındalıkları
Giriş ve Amaç: Çalışmada, Edirne merkez ilçedeki Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran yetişkin bireylerin ülkemizde yürütülen kanser tarama programları ile ilgili bilgi ve tutumlarını belirlemek ve bireylerin sağlıklı yaşam biçimi ile ilgili farkındalık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma Edirne ili merkez ilçesi Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezine başvuran bireylerde 01 Ocak 2023 – 15 Haziran 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Bu tarihlerde Hekim Şifa-i Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran ve araştırmayı kabul eden gönüllü 385 kişi ile yapılmıştır. Çalışmanın verileri sosyo-demografik özellikleri sorgulayan kişisel bilgi formu, Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği(KYTÖ) ve Sağlıklı Yaşam Farkındalığı Ölçeği(SYFÖ)ile yüz yüze toplanmıştır. İstatiksel analiz yapmak içim SPSS (IBM SPSS Statics 20) adlı program kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 48,0±9,2'dir. Araştırmaya katılan kişilerin %83,6'sı kadın,%16,4''ü erkektir. Medeni durumlarına bakıldığında %84,4'ü evli,%6'sıbekar, %6'sı ü boşanmış ve %3,6'sı dul olduğunu bildirmiştir. Eğitim durumlarına bakıldığında; katılımcıların %2,3'ü okur-yazar, % 22,9'u ilkokul mezunu,%6,2'si ortaokul mezunu,%28,3'ü lise mezunu, %34,8'iüniversite ve %5,5'i üniversite ve üzeri eğitim düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %49,9'u sigara kullandığı, %74,3'ü sağlıklı beslendiğini düşündüğü ve %38,2 daha önce kanser taraması yaptırdığı belirlenmiştir. SYFÖ toplam puan ortalaması 61,15±13,23'tür. Kadın cinsiyetinde, hayatının herhangi bir döneminde sigara kullanmayanlarda ve sağlıklı beslendiğini düşünenlerde SYFÖ puan ortalamaları anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur. Katılımcıların KYTÖ toplam puan ortalaması ise 101,71±12,95 bulunmuş olup kadınlarda anlamlı ölçüde yüksektir. Ayrıca günde 2 paketten fazla sigara içenlerin KYTÖ puanı en düşük bulunmuşken, sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcılar kanser taramalarına katılımları daha fazladır. Daha önce kanser taraması yaptıranların kanser taramalarına katılımlarının yüksek olduğunu görmekteyiz. Özgeçmişinde meme, rahim ağzı kanseri varlığı kanser taramalarına tutumu pozitif yönde etkilemiştir. Sonuç: Bulgulara göre kadınlar kanser taramalarına karşı pozitif tutumları mevcut olup ve sağlıklı yaşam farkındalıkları daha yüksektir. Kanser taramaları konusunda bilinçli bir tutum geliştiren bireylerin, taramalara katılım oranlarının daha yüksek olduğu gözlemlenmiş, bu da sağlık hizmetlerine katılımın arttırılmasının önemini vurgulamaktadır. Bireylerin sağlıklı yaşam farkındalığı ne kadar yüksek ise o kadar taramaya katılım arttığı düşünülmektedir. Çalışma, sağlık hizmetleri sunucularının, bireylerin sağlık bilgilerini artırmaya yönelik daha etkin stratejiler geliştirmeleri ve kanser taramalarına katılımı artırmaya yönelik kampanyalar düzenlemelerinin önemini vurgulamaktadır. Bu araştırma, kanser taramalarına yönelik katılımın artırılması için ulusal ve yerelde yılabilecekler konusunda katkı sağlayacak bilgiler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kanser, tarama, koruyucu sağlık hizmetleri.
Bireylerin reçetesiz -tezgah üstü- ilaçlarla ilgili bilgi ve davranışlarının belirlenmesi
İlaç harcamalarının kontrolü amacıyla reçetesiz ilaç kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Reçetesiz ilaç kullanımı avantajları yanında sağlıkla ilgili riskler de doğurabilir. Reçetesiz ilaç grupları arasında yer alan ve bir sağlık profesyoneli tarafından reçete edilmesi gerekmeyen ilaçlar "tezgah üstü ilaç" olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışma, tezgah üstü ilaç kullanan bireylerin bilgi ve davranışlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla hazırlanan anket formu 29 Mayıs-26 Haziran 2017 tarihleri arasında Ankara'da yaşayan 190 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Kadınlar, eğitim (üniversite ve üzeri) ve gelir düzeyi yüksek gruplar daha fazla tezgah üstü ilaç kullanmaktadır. Kullanıcılar tezgah üstü ilaçlarla ilgili bilgiyi en fazla prospektüsten öğrenmektedir. İkinci bilgi kaynağı eczacılar ve doktorlardır. Bireyler doktora gitmeden ilaç kullanmanın kolay olduğunu düşündüklerinden, eczacının hastaya tezgah üstü ilaçlarla ilgili yeterli bilgi vermesinin sağlanması, tezgah üstü ilaçların doğru kullanımı açısından kritiktir. Bunun sağlanması, kamunun Türk Eczacılar Birliği ve diğer ilgili kuruluşlarla işbirliklerini geliştireceği alanlardan birisidir. Tezgah üstü ilaçların yaygınlaştırılması kişilerin ilaç kullanımı hakkında sağlık okuryazarlığı seviyesi ile desteklenmelidir.
Bireylerde sağlık okuryazarlığı ile sağlık algısı arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesi
Sağlık, bireyin fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hâlini kapsayan çok boyutlu bir kavramdır. Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için bireylerin yalnızca hastalık ve engellilikten korunması değil, aynı zamanda sağlıkla ilgili doğru bilgiye erişebilmesi ve bu bilgiyi etkili bir şekilde kullanabilmesi gerekmektedir. Sağlık okuryazarlığı ve sağlık algısı, bireylerin sağlık hizmetlerinden yararlanma düzeylerini, sağlık kararlarını ve genel yaşam kalitelerini doğrudan etkileyen önemli kavramlardır. Bu araştırmada sağlık okuryazarlığı ve sağlık algısı kavramları detaylı bir şekilde ele alınarak, bireylerin sağlık algıları ile sağlık okuryazarlıkları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma, 18 yaş üstü bireylerden oluşan bir örneklem grubunda yürütülmüş ve 549 katılımcıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler, "Sağlık Algısı Ölçeği" ve "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32)" kullanılarak toplanmıştır. Sağlık Algısı Ölçeği'nde "Kontrol Merkezi", "Öz Farkındalık", "Kesinlik" ve "Sağlığın Önemi" gibi alt boyutlar yer alırken, TSOY-32 ölçeği "Bilgiyi Anlama", "Bilgiyi Değerlendirme", "Bilgiyi Kullanma/Uygulama" gibi alt boyutları içermektedir. Araştırma sonuçlarına göre, sağlık algısı ve sağlık okuryazarlığı arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Katılımcıların sağlık algısı ölçeğinde "Kontrol Merkezi" boyutunda en yüksek ortalamaya (x̄ = 16,82), "Öz Farkındalık" boyutunda ise en düşük ortalamaya (x̄ = 9,03) sahip olduğu belirlenmiştir. Sağlık okuryazarlığı ölçeği değerlendirmesinde, katılımcıların %51,7'sinin yetersiz SOY düzeyine sahip olduğu görülmüş, "Bilgiyi Kullanma/Uygulama" alt boyutunda ise en yüksek ortalama (x̄ = 1,04) kaydedilmiştir. Analiz sonuçları, yaş, eğitim düzeyi ve gelir gibi demografik değişkenlerin sağlık algısı ve sağlık okuryazarlığı üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Özellikle, eğitim düzeyi arttıkça sağlık algısı "Öz Farkındalık" boyutunda artış gözlenirken, "Kontrol Merkezi" boyutunda azalma görülmüştür. Gelir düzeyi düşük bireylerin sağlık bilgisine erişim ve uygulama süreçlerinde daha aktif olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, düzenli ilaç kullanan ve kronik hastalığı bulunan bireylerin, sağlık algılarının ve sağlık bilgisi kullanım becerilerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, sağlık algısının geliştirilmesi ve sağlık okuryazarlığının artırılması için eğitim programlarının önemini vurgulamaktadır. Katılımcıların düşük SOY düzeyleri, sağlıkla ilgili bilgiye erişim, değerlendirme ve uygulama süreçlerinde zorluklar yaşandığını ortaya koymaktadır. Anahtar Sözcükler: Sağlık Okuryazarlığı, Sağlık Algısı, Demografik Özellikler.
Bir fabrikada çalışan işçilerin sağlık okuryazarlıklarının belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı bir çimento fabrikasında çalışan işçilerin Sağlık Okuryazarlıklarının belirlenmesidir. Kesitsel türdeki bu çalışma bir çimento fabrikasında Mayıs-Aralık 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini çimento fabrikasında çalışan 227 işçi oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem yöntemine gidilmeksizin fabrikada çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 202 birey ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında sosyodemografik ve sağlıkla ilgili özellikleri içeren "Kişisel Bilgi Formu" ve "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32)" kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 istatistik paket programında yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Normalite testi sonucuna göre t testi ve varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılması için Etik Kurul onayı, kurum izni, ölçeğin kullanım izni ve araştırmaya katılanlardan aydınlatılmış onam alınmıştır. Çalışma bulgularına göre işçilerin çoğunluğu 25-34 yaş arasındadır. Bireylerin Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32) puan ortalaması 32.8±8.2, Tedavi ve Hizmet Alt Boyutu puan ortalaması 34.27±7.97 ve Hastalıklardan Korunma ve Sağlığın Geliştirilmesi Alt Boyutu puan ortalaması 31.4±9.9 olarak belirlenmiştir. Sağlık Okuryazarlığı Ölçeğine göre (TSOY-32) bireylerin %41.1'inin sorunlu-sınırlı sağlık okuryazarlığına, %30.2'sinin yeterli sağlık okuryazarlığına, %15.8'inin yetersiz sağlık okuryazarlığına, %12.9'un mükemmel sağlık okuryazarlığına sahip olduğu belirlenmiştir. Bireylerin yaş, medeni durum, eğitim durumu, gelir durumu ve çocuk sayısına göre ölçek (TSOY-32) puan ortalamaları asasında istatiksel açıdan anlamlı farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). bireylerin sağlıkla ilgili özelliklerine göre ölçek (TSOY-32) puan ortalamaları arasında sadece sağlığını değerlendirme ile anlamlı ilişki bulunmuş; diğerleri arasında istatiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, İşçi, Hemşire
Gebe kadınlarda sağlık ve dijital sağlıklı diyet okuryazarlığı, pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri ile diyet kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Gebelik; birçok fizyolojik ve psikolojik değişimin yaşandığı, beslenmenin daha önemli hale geldiği bir dönemdir. Bu tez çalışması, sağlıklı gebe kadınlarda sağlık ve beslenme okuryazarlık düzeyi ve pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri ile diyet kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla üçüncü trimesterde olan 310 gebe bireyin gönüllü katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Sosyodemografik özellikler, sağlık durumu ve beslenme alışkanlıkları, Sağlık Okuryazarlığı (SOY) Ölçeği-Kısa Form ve Dijital Sağlıklı Diyet Okuryazarlık (DSDOY) Ölçeği, Pişirme ve Yiyecek Hazırlama Becerileri (PB ve YHB) Ölçeği, antropometrik ölçümler ve besin tüketim kaydı bölümlerinden oluşan anket yüz yüze uygulanmıştır. Diyetin besin ögeleri yönünden yeterliliğini değerlendiren Besin Öğesi Yeterlilik Oranı (NAR) ve Ortalama Yeterlilik Oranı (MAR) skorları hesaplanmıştır. Gebelerin SOY ve DSDOY indeksi eğitim ve gelir durumuna göre, DSDOY indeksi çalışma durumlarına göre gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). Gebelerin PB ve YHB ölçek toplam puanı; eğitim durumu, gelir durumu, yemek pişirme sıklığı ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) sınıflamasına göre gruplar arasında anlamlı olarak farklılık göstermiştir (p<0.05). Gebelerin MAR skorları; gebelik öncesi BKİ sınıflaması ve eğitim durumlarına göre gruplar arasında anlamlı farklılık göstermiştir (p<0.05). SOY ve DSDOY indeksleri ile PB ve YHB Ölçeği toplam ve alt boyut puanları arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). MAR skoru ile PB ve YHB toplam ölçek puanı, SOY ve DSDOY indeksleri arasında ilişki bulunmamıştır (p>0.05) ancak PB alt boyut puanı arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin pişirme ve yiyecek hazırlama becerileri, sağlık ve beslenme okuryazarlık seviyelerinin yüksek olması diyet kalitelerini artırabilir.
Kadın hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma kadınların sağlık okuryazarlık düzeylerinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemi Beykent Üniversitesi Hastanesine başvuran 350 kadından oluşturuldu. Veri toplama aşamasında tanılama ve TSOY ölçeği olmak üzere iki araç kullanıldı. Elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı aracılığı ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; kadın hastaların bilgiyi değerlendirme boyutu dışında yeterli düzeyde sağlık okuryazarlık düzeyinde oldukları sonucuna ulaşıldı. Katılımcıların %45,4'ünün yeterli sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu, %24'ünün sorunlu ve sınırlı sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu, %22,9'unun mükemmel sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu ve %7,7'sinin yetersiz sağlık okuryazarlık düzeyinde olduğu saptandı. Katılımcıların medeni durumlarına, sosyal güvencelerine ve gelir düzeylerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinin farklılık olmadığı, eğitim durumlarına ve mesleklerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinde farklılıkların olduğu saptandı. Çalışmamızın sonucunda katılımcıların bilgiyi değerlendirme boyutu dışında yeterli düzeyde sağlık okuryazarlığı düzeyinde oldukları sonucuna ulaşıldı. Katılımcıların medeni durumlarına, sosyal güvencelerine ve gelir düzeylerine göre sağlık okuryazarlık düzeylerinin farklılık göstermediği belirlendi. Katılımcıların eğitim durumlarına ve mesleklerine göre ise sağlık okuryazarlık düzeylerinde farklılıkların olduğu belirlendi.
Öğretmenlerin sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi: Isparta ili örneği
Okuryazarlık çeşitlerinden biri olan ve son yıllarda oldukça fazla söz edilen sağlık okuryazarlığı sağlık hizmetleri, sağlığın teşviki ve geliştirilmesi ile ilgili kararlar almak için sağlıkla ilgili bilgilere ulaşma, bu bilgileri anlama, yaşadığı kültürün filtresinden geçirerek değerlendirme ve tatbik etme bilgisine, motivasyonuna ve becerisine sahip olma olarak tanımlanabilir. Bu araştırmada Isparta İl merkezinde devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin sağlık okuryazarlığı düzeylerini belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Isparta İli Merkez İlçesinde ki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmî İlköğretim ve Ortaöğretim okullarında görev yapmakta olan 431 öğretmenle 08.08.2022 ile 14.08.2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Katılımcıların sağlık okuryazarlığı düzeylerini belirlemek amacıyla Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin sağlık okuryazarlığı konusunda bilgi düzeylerinin en yüksek ''Tedavi ve Hizmet'' alanındaki "Sağlıkla ilgili bilgiyi kullanma ve uygulama" boyutunda olduğu görülmekte iken, bilgi düzeylerinin en düşük olduğu boyutun ise ''Hastalıklardan Korunma/Sağlığın Geliştirmesi'' konuları ile ilgili "Sağlıkla İlgili Bilgiyi Değerlendirme" boyutu olduğu görülmüştür. Bu araştırmada boyutlara uygulanan korelâsyon analiz sonuçları incelendiğinde tüm boyutlar arasından pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların yaş, cinsiyet ve COVID-19 aşısı olup olmama durumları incelendiğinde anlamlı bir farklılık olduğu, medeni durum, mesleki deneyim, öğrenim durumu ve görev yaptıkları kurum arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Araştırma sonuçları doğrultusunda diğer meslek gruplarının da yer aldığı kapsamlı bir araştırma yapılması topluma yönelik bilgi sahibi olunması açısından faydalı olacağı ve öğretmenlerin sağlık okuryazarlığı konusunda bilgi düzeylerinin yüksek olması sebebiyle Millî Eğitim Bakanlığı ve paydaş kurumlar ile iş birliği ve protokoller yapılarak halkın ve öğrencilerin sağlık okuryazarlığı konusunda bilgilendirilmesi sağlanabileceği vb. öneriler geliştirilmiştir.
Tip 2 diyabetes mellitus hastalarında sağlık okuryazarlığı ve tedavi uyumu ilişkisi
Amaç: Tip 2 Diyabetes mellitus (DM) Türkiye'de ve dünya genelinde oldukça yaygın kronik bir hastalıktır. Eğitim ve danışmanlık yoluyla hastaların farkındalıklarının ve tedaviye uyumlarının arttırılması tip 2 DM hastalığının başarılı bir şekilde yönetilebilmesinde kritik öneme sahiptir. Son yıllarda kronik hastalıklarda tedavi başarısı ile tedavi uyumu arasındaki ilişki üzerinde sıkça durulmaktadır. Bu çalışmada, tedavi başarısı ile ilgili olarak güncel kavramlardan biri olan sağlık okuryazarlığı seviyesi ile tip 2 DM hastalarının tedaviye uyumları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan bu çalışma, Mart 2023- Mayıs 2023 tarihleri arasında Harran Üniversitesi Hastanesi Endokrinoloji Polikliniğine başvuran Tip 2 DM tanısı olan katılımcılarla yürütüldü. Verilerin elde edilmesinde araştırmacılar tarafından oluşturulan Sosyodemografik ve Klinik Veri Değerlendirme Formu, ayrıca Tip 2 Diabetes Tedavisine Hasta Uyum Ölçeği (DMTHUÖ) ve Yetişkin Sağlık Okuryazarlığı Ölçekleri (YSOÖ) kullanıldı. Çalışma verileri SPSS 24,0 istatistik programı ile analiz edildi. İstatistiksel alfa önemlilik seviyesi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan 150 hastanın yaş ortalaması 57,3±12,8 olup (min 25 – maks 90) 77'si (%51,3) kadındı. Katılımcıların çoğunluğu (n=131'i %87,3) evliydi. İlköğretim mezunu (%27,3) seviyesinde eğitimi olanların en yüksek oranda olduğu görüldü. Çalışmada DMTHUÖ toplam puan ortalaması 85,2±9,8 idi. Cinsiyet, medeni hal, çalışma durumu, eğitim ve gelir durumu açısından DMTHUÖ toplam puanları arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi. Sigara kullananlarda, tedavisini düzgün uygulamayanlarda, evde düzenli kan şekeri ölçmeyenlerde ve ek hastalığı olanlarda DMTHUÖ toplam puanı istatistiksel olarak daha yüksek saptandı (sırasıyla p=0,019; p<0,001; p=0,001; p=0,008). Katılımcıların YSOÖ toplam puan ortalaması 8,6±4,7 idi. Yaş ile YSOÖ toplam puanı arasında negatif yönde orta kuvvette istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulundu (r=-0,355; p<0,001). Cinsiyeti erkek olanlarda, çalışanlarda, eğitim durumu lise ve üzeri olanlar ile geliri giderine eşit ya da giderinden fazla olanlarda YSOÖ toplam puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksekti (p<0,05). IX Sonuçlar: Çalışma bulgularımız DM hastalarında sağlık okuryazarlığı seviyesinin düşük seviyede olduğunu, tedavi uyum düzeyi ile sağlık okuryazarlığı arasında istatistiksel anlamda orta kuvvette bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Düşük sağlık okuryazarlığı seviyesinin diyabet hastalarının tedavi uyumunu, dolayısıyla tedavi başarısını düşürerek yaşamlarını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmelerini olumsuz yönde etkileyen bir risk faktörü olduğu görülmektedir. Diyabetin başarıyla yönetilebilmesi için hastaların hastalıklarıyla ilgili yeterli bilgi ve farkındalığa sahip olmaları ve tedaviye uyumları oldukça önemlidir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre tedavilerinin gerektirdiği diyet, egzersiz, kontrol ve takiplerin nasıl olması gerektiğini kavrayan ve uygulayan hasta profili hedefiyle ileri planlamalara ihtiyaç olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, sağlık okuryazarlığı, tedavi uyumu,
Üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin belirlenmesi ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutumlarının incelenmesi
Bu çalışma, üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyleri ve psikolojik yardım almaya ilişkin tutumlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Çalışma, etik kurul ve kurum izni alındıktan sonra Haliç Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma süreçleri, 28.03.2023-26.04.2023 tarihleri arasını kapsamaktadır.Çalışmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOY) ve Psikolojik Yardım Almaya İlişkin Tutum Ölçeği-Kısa Form (PYAİTÖ-KF) ile online platform üzerinden toplanmıştır. Çalışmada, katılımcıların yaş ortalamasının 20±1, %89'unun kadın, %61,2'sinin Hemşirelik Bölümü, %60,3'ünün 1. sınıf olduğu, %75,1'inin daha önce psikolojik destek aldığı ve %61,2'sinin internetteki psikoloji bilgilerinin doğru olduğunu belirttikleri bulunmuştur. Katılımcıların, RSOY Bilgi Odaklı alt boyutu ile yaşadığı yer ve anne eğitim durumu arasında, RSOY Kaynak Odaklı alt boyutu ile daha önce psikolojik destek alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). PYAİTÖ ile daha önce psikolojik destek alma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür (p<0,05). Katılımcıların, RSOY (13,15±3,38) ve PYAİTÖ (18,38±3,77) puanlarının orta düzeyde olduğu, ölçek toplam puanları arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p=0,000). Ruh sağlığı okuryazarlığı, ihtiyaç halinde psikolojik yardım alma oranının artması için önemli bir belirleyicidir. Ruh sağlığını kapsayan bilgi eksikliğinin giderilmesi, ruhsal sorunlarda erken teşhis, önleme, koruma ve sürdürme açısından önem taşımaktadır. Üniversite öğrencilerinin müfredatlarına ruh sağlığı okuryazarlığı içerikli ders eklenmesi, psikolojik yardım kaynakları ve süreci hakkında bilgi sahibi olmalarını sağlayacak girişimler ve kampüslerde psikiyatri hemşirelerinin eğitimci rolünü performe edebilecekleri multidisipliner planlamalar yapılması önerilmektedir.
Yetişkinlerde ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyinin ve ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engellerin incelenmesi
Bu çalışma; yetişkin bireylerin ruh sağlığı okuryazarlığı seviyelerini belirlemek, ruh sağlığı danışmanlığı almasının önündeki engelleri saptamak ve birbiriyle ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte planlandı ve gerçekleştirildi. Çalışma, 16.12.2022-30.05.2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi ve çalışmanın verileri etik kurul iznini takiben 2 Ocak 2023 – 31 Mart 2023 ayları arasında Türkiye genelinde Google Formlar aracılığıyla Facebook, Instagram, Whatsapp gibi çevrimiçi platformlar üzerinden bireylere kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılarak toplandı. Örneklem büyüklüğü hesabı için G*Power 3.1.9.4 paket programı kullanılarak hesaplandı ve çalışmanın örnekleminin 320 kişi olması planlanmış olup 348 kişinin katılımı ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller Ölçeği ile toplandı. Verilerin analizi IBM SPSS İstatistik 26 versiyonu ile gerçekleştirildi. Bu çalışmada, Ruh Sağlığı Okuryazarlığı Ölçeği (RSOYÖ) puan ortalamasının (12,37±3,14) orta düzeyde olduğu, Ruh Sağlığı Danışmanlığı Aramanın Önündeki Engeller (RSDAÖE) puan ortalamasının (70,46±20,94) ise ortalamanın altında olduğu görülmüştür. Çalışmada; kadınların RSOYÖ ve alt boyut puanlarının anlamlı derece yüksek olduğu ancak İnanç Odaklı alt boyutunda erkeklerin anlamlı derecede yüksek olduğu (p=0,000), RSDAÖE ve alt boyutlarında ise erkeklerin puan ortalamalarının yüksek olduğu görülmüştür. Ruh sağlığı okuryazarlığı ile ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında negatif yönde anlamlı farklılık elde edilmiştir (p<0,05). Ruh sağlığı okuyazarlığı düzeyi çocuk sahibi olanlarda, lisans ve lisansüstü eğitim düzeyine sahip olanlarda, ailesinde ruhsal problem olan bireylerde, ruh sağlığı okuryazarlığı hakkında bilgi sahibi olanlarda ve ruhsal bir problem yaşandığında başvuru kaynağı olarak psikolog ve doktoru tercih eden bireylerde yüksek bulunmuştur. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller arasında ruh sağlığı okuryazarlığı düzeyini etkileyen en önemli faktörler bilgi eksikliği, erişim eksikliği, olumsuz algılanan değer, duygulardan rahatsızlık ve kültürel engeller olarak görülmüştür. Ruh sağlığı danışmanlığı aramanın önündeki engeller ve bireylerin etkilendikleri faktörleri daha kapsamlı şekilde belirleyecek çalışmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Danışmanlık arama, engeller, ruh sağlığı, okuryazarlık
Sağlık okur-yazarlığı müdahale çalışması: Eczacılık ve eğitim fakültesi örneği
Amaç: Sağlık eğitiminin, eczacılık ve okul öncesi öğretmenliği (OÖÖ) bölümleri arasındaki SOY düzeylerine olan etkilerinin tespit edilmesi ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda önerilerin sunulması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Sağlık eğitimi sonrası sağlık okuryazarlığı (SOY) düzeylerindeki değişimi belirlemek üzere yapılmış bir müdahale çalışmasıdır. Evreni oluşturan toplam 256 öğrenciden 197'sı önce tabakalı örnekleme yöntemi ile bölümlerine göre belirlendi, daha sonra uygun sayıda öğrenci sistematik örnekleme yöntemi ile seçildi. Araştırmada literatür doğrultusunda hazırlanan 30 soruluk anket formu, Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32), Sağlık Okuryazarlığı Senaryo Ölçeği (SOY-SEN), Sağlık Algısı Ölçeği kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya %57,9 (n:114)'u kız, %42,1 (n:83)'i erkek olmak üzere toplam 197 öğrenci katıldı. Araştırma grubuna uygulanan TSOY-32 ölçeği toplam puanı 86,11±19,57'dir. Bölüm puanları incelendiğinde eczacılık fakültesi ortalaması 91,50±16,47, OÖÖ bölümü ortalaması 82,79±20,62 olarak bulundu. Araştırma grubunun SOY-SEN ölçeği toplam puanı ortalaması 46,64±25,23'tür. Bölümlere göre SOY-SEN toplam puanları incelendiğinde, eczacılık bölümü öğrencilerinin SOY-SEN toplam puan ortalaması 55,16±25,21 iken, OÖÖ bölümü öğrencilerinin toplam puan ortalaması 41,41±23,88 olarak bulundu. Bölümlerin TSOY-32 alt sınıfları ölçeğinin ve SOY-SEN ölçeğinin eğitim sonrası puanları, eğitim öncesi ölçek puanlarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Sağlık eğitimi sonrası Eczacılık bölümü ve OÖÖ bölümü öğrencilerinin yetersiz ve sorunlu-sınırlı SOY düzeyleri azalırken, yeterli ve mükemmel SOY düzeyleri artış gösterdi. Bununla beraber çalışmada sağlık algısı düzeyleri ile SOY düzeyleri arasında pozitif yönlü bir ilişki saptandı.
Diyabetes mellitus veya hipertansiyonu olan yetişkin bireylerde sağlık okuryazarlığı, endişe ve anksiyete arasındaki ilişkinin incelenmesi ve kronik hastalığı olmayan bireylerle karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı Diyabetes Mellitus (DM) veya Hipertansiyonu (HT) olan hastaların sağlık okuryazarlık düzeylerinin yeterli olup olmadığının belirlenmesi, endişe anksiyete ile ilişkisinin tespiti ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılmasının incelenmesidir. Çalışma grubunu, Van İli Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 171'i kadın, 129'u erkek olmak üzere toplam 300 gönüllü birey oluşturmuştur. Araştırma kesitsel tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Çalışmamıza katılan bireylerin sosyodemografik özelliklerine, endişe ve anksiyete durumlarına ve sağlık okuryazarlık düzeylerine ait bilgileri elde etmek amacıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Endişe ve Anksiyete Ölçeği (EAÖ) ile Yetişkin Sağlık Okuryazarlık Ölçeği (YSOÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi, Ki-kare testi ve Pearson Korelasyon Analizi testleri kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilen bireylerin yaşları 18 ile 87 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 49.24±16.74'tür. Kronik hastalığa sahip bireylerin yaşları 26 ile 87 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 59.18±9.41'tür. Sağlıklı bireylerin yaşları ise 18 ile 51 arasında değişmekte olup yaş ortalaması 29.34±7.51'dir. Araştırmaya katılan bireylerin EAÖ puanları 0 ile 77 arasında değişmekte olup ortalama puan 41.72±16.38'dir. Kronik hastalığa sahip bireylerin puanları 4 ile 74 arasında değişmekte olup ortalama puan 45.48±13.92 bulunmuştur. DM ve HT grupları arasında EAÖ sonuçları anlamlı farklılık içermemekteydi (p>0.05). Sağlıklı bireylerin EAÖ puanları 0 ile 77 puan arasında değişmekte olup ortalama puan 34.19±18.30'dur. Sağlıklı bireyler kronik hastalıklara sahip bireylerle kıyaslandığında, kronik hastalığa sahip bireylerde EAÖ puanı daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). DM ve HT grupları ayrı ayrı sağlıklı bireylerle kıyaslandığında EAÖ sonuçları DM, HT gruplarında daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). Araştırmamızda, bireylerin endişe anksiyete düzeyleri arasında kadın cinsiyet, eğitim düzeyinin düşük olması, herhangi bir meslek sahibi olmaması, kronik hastalığa sahip olması, düzenli kontrollere gitmeyenler(en az 6 ayda bir) EAÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p˂0.05). Medeni durumun endişe anksiyete düzeyi açısından anlamlı fark göstermediği tespit edilmiştir (p>0.05). Çalışmamızdaki bireylerin YSOÖ puanları 0 ile 20 arasında değişmekte olup ortalama puan 9.24±5.47'dir. Kronik hastalığa sahip bireylerin puanları 0 ile 20 arasında değişmekte olup ortalama puan 6.40±4.05 bulunmuştur. DM ve HT grupları arasında YSOÖ sonuçları anlamlı farklılık içermemekteydi (p>0.05). Sağlıklı bireylerin YSOÖ puanları 7 ile 20 puan arasında değişmekte olup ortalama puan 14.92±2.91'dir. Sağlıklı bireyler, kronik hastalıklara sahip bireylerle kıyaslandığında YSOÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). DM ve HT grupları ayrı ayrı sağlıklı bireylerle kıyaslandığında YSOÖ sonuçları, sağlıklı bireylerde daha yüksek bulunmuş olup anlamlı farklılık içermekteydi (p<0.05). Araştırmamızda, bireylerin kadın cinsiyette olması, evli olması, eğitim düzeyinin düşük olması, herhangi bir meslek sahibi olmaması, kronik hastalığa sahip olması, düzenli hekim kontrolüne gitmemesi(en az 6 ayda bir) ve düzenli ilaç kullanmaması açısından SOY düzeyi düşük bulunmuş olup istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir(p˂0.05). Sosyoekonomik durum, DM veya HT hastası olunması, tedaviyi aksatma nedenleri ile SOY düzeyleri arasında anlamlı fark olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Çalışmamıza katılan tüm bireylerin SOY puanları arttıkça EAÖ puanları azalmaktadır. SOY puan ortalamaları ile EAÖ puan ortalamaları arasında anlamlı negatif korelasyon saptanmıştır (r=-0.434, p=0.000). Toplumun geleceğini şekillendirecek kişiler çocuklardır. Bir çocuğun okuryazarlık düzeyinin gelişmesinde ailesinin okuryazarlık seviyesinin etkin rol oynadığı bilinmektedir. Buradaki en önemli görev Aile Hekimleri' ne düşmektedir. Aile hekimi, ailedeki bireylerin okuryazarlık seviyesini yapacağı görüşme ve testlerle tespit etmelidir. Yetersiz okuryazarlık tespit ettiği bireylerde gerekli eğitim ve görüşmeler sonucunda ailenin ve çocuğun SOY seviyesini yeterli seviyeye getirmelidir. Ayrıca toplumda SOY düzeylerini artırabilmek için topluma dayalı projelerin yaygınlaştırılması, bilinçlendirici sunumlar hazırlanması, alışveriş merkezi giriş çıkışlarında, şehir merkezlerinde, hastanelerin yakınlarında ilgi çekici standlar açılması önerilebilir. Hastanelerde özellikle kronik hastaların takip edildiği polikliniklere basit şekillerle anlatılan SOY kitapçıklarının dağıtımı, sağlık bakanlığımızın öncülüğünde kısa, net ve basit bilgilerden oluşan kamu spotlarının yaygınlaştırılması, SOY'un tam olarak belirlenmesi için ülkemizin kültürel yapısına uygun ölçeklerin oluşturulması yararlı olacaktır. Üniversite ve okullarda öğrencilere konuya ilişkin düzenlenecek seminer, konferans ve benzeri bilimsel aktiviteler SOY bilinçlendirilmesi açısından yararlı olacaktır. Ülkemizde son yıllarda artış gösterse bile henüz yeterli seyiyeye ulaşılamağından SOY konusunda güncel çalışmaların yapılması önerilebilir.
Hastane çalışanlarında işe bağlı gerginlik ve sağlık okuryazarlığı ile bulaşıcı hastalıklara yaklaşım arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çalışmamızda hastane çalışanlarının yaptıkları göreve bağlı yaşadıkları stres oranları, genel sağlık ve bulaşıcı hastalıklar hakkında bilgi düzeyleri incelenmiş olup varsa eksikliklerin görülüp bu konuda yapılacak çalışmalara katkı sağlaması ve bunun sonucunda hastane kaynaklı bulaşıcı hastalıkların görülme oranlarının azaltılması hedeflenmektedir. Bu çalışma Van YYÜ Dursun Odabaş Tıp Merkezi Hastanesinde çalışmakta olan 18 yaş üstü bayan ve erkek 300 sağlık çalışanı (doktor, hemşire/sağlık memuru, acil tıp teknisyeni, paramedik, laborant, sağlık teknikeri, hasta bakıcı ve temizlik görevlisi vb.) ile yüz yüze anket yöntemiyle yapılmıştır. Anket, literatür taranarak hazırlanan demografik bilgi formu ile bulaşıcı hastalıklar ve bu hastalıklardan korunma ile ilgili bilgi düzeyini ölçen 44 sorudan oluşan anket formu, 18 sorudan oluşan işe bağlı gerginlik ölçeği (İBGÖ) ve 23 sorudan oluşan yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeğinden (YSOÖ) oluşmakta olup, çoktan seçmeli ve boşluk doldurma şeklindedir. Araştırmamız kesitsel tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Verilerin istatistiksel analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi, Ki-kare testi ve Pearson Korelasyon Analizi testleri kullanılmıştır. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya dahil olan sağlık çalışanlarının %43,7'si (n=131) kadın, %56,3'ü (n=169) erkektir. Katılımcıların %33,7'si (n=101) doktor, %33'ü (n=99) hemşire/sağlık memuru ve %33,3'ü (n=100) temizlik görevlisi/hasta bakıcısı idi. Çalışmaya katılan sağlık çalışanları %35,3 (n=106) ile en çok 30-35 yaş aralığındadır. Katılımcıların %72'si (n=216) 1-10 yıl arası mesleki tecrübeye sahipti. Çalışanların %86'sı (n=258) haftalık 40 saat ve üzeri mesai yapmaktadır. Katılımcıların %40,7'si (n=130) dahili birimlerde çalışmaktadır. Katılımcıların %64'ü (n=192) lisans ve üzeri mezuniyet derecesine sahipti. Çalışmamıza katılanlardan genel olarak sadece %34'ü (n=102) hastane bünyesinde bulaşıcı hastalıklara yönelik herhangi bir eğitim aldığını belirtmiştir, bu konuda doktorların ise sadece %27,7'sinin (n=28) herhangi bir hizmet içi eğitim aldığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %33,3'ünün (n=100) daha önceden herhangi bir bulaşıcı hastalığa sahip hastayla temasının olduğu tespit edilmiştir. Temizlik görevlisi/hasta bakıcısı olanların %36'sı şarbon hakkında, %31'i de KKKA hastalık etkeninin bulaş yolu hakkında bilgi sahibi olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmamızdaki bireylerden kendisini bulaşıcı hastalıklar konusunda yeterli görenlerin %76,5'i riskli temas sonrası hiçbir koruyucu yönteme başvurmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %11,3'ünün (n=34) ulusal aşı programında olan hiçbir aşıyı yaptırmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların %3,3'ünün (n=10) daha önceden bir hastadan diğerine yaptıkları tıbbı uygulama sonrası istemeyerek bulaşıcı bir hastalık bulaştırmış olduğunu söylemiştir. Çalışmamızdaki katılımcıların YSOÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları 15,58±3,75 olarak tespit edilmiştir. Araştırmamızda katılımcıların sağlık okuryazarlık düzeyleri arasında; göreve yeni başlayanların, eğitim seviyesi yüksek olanların, haftalık olarak daha çok mesai yapanların, kendini bulaşıcı hastalıklardan korunmada yeterli bulanların, ulusal aşı takvimindeki tüm aşıları eksiksiz yaptıranların, birinden diğerine hastalık bulaştırma ihtimaline hayır diyenlerin, doktor olan çalışanların ve işinden memnun olanların YSOÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Çalışmamızdaki bireylerin İBGÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları 41,4±7,49 olarak tespit edilmiştir. Araştırmamızda bireylerin işe bağlı gerginlik düzeyleri arasında; çocuk kliniklerinde çalışanların, kendilerine veya ailelerine işleri kaynaklı bulaşıcı hastalık bulaştırma kaygısı yaşayanların, bu kaygı nedeniyle işinden soğuduğunu veya iş değişikliği düşündüğünü belirtenlerin ve birinden diğerine hastalık bulaştırma ihtimaline olabilir veya evet diyenlerin İBGÖ sonuçları daha yüksek bulunmuş olup istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermektedir (p<0,05). Sonuç olarak çalışmamızdaki sağlık çalışanlarından bulaşıcı hastalıklar konusunda kendisini yeterli görenlerin bile riskli temas sonrası tıbbı destek alma ihtiyacı hissetmediği fark edilmiştir, bu konuda daha kapsayıcı eğitim materyalleri ve broşürlerle aktif çalışanlara yönelik yeniden hizmet içi eğitim programı düzenlenmesi ihtiyacı vardır ayrıca mevcut sağlık fakültelerinde eğitim müfredatlarının gözden geçirilmesi ve daha çok temas öncesi korunma yöntemleri ve riskli temas sonrası yapılacakları açıklayacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. Tüm sağlık çalışanlarının özellikle ülkemizde daha sık görülen BZBH'lar konusunda yeniden bir eğitim programına dahil edilmesi ve halen eğitimleri devam eden sağlık öğrencilerinin okul müfredatları bu doğrultuda düzenlenmelidir. Temizlik görevlisi/hasta bakıcısı olanların ülkemizde özellikle daha çok endemik olarak görülen şarbon, KKKA vb. hastalıklardan korunma yöntemleri bakımından yeniden bir eğitim programına alınması gerektiği tespit edilmiştir. Katılımcılardan azımsanamayacak derecede hiç aşı yapmayanların olduğu fark edilmiş olup, bu konuda aşılar ve aşıların önemi hakkında eğitim programları düzenlenmeli ve hiç aşı yapmayan veya aşıları eksik olan sağlık çalışanlarının enfeksiyon birimi tarafından ya da kendi aile hekimlerine yönlendirilmeleri vasıtasıyla aşılanmaları sağlanmalıdır. Temizlik görevlisi/hasta bakıcılarla eğitim seviyesi daha az olan çalışanların düzenli aralıklarla hizmet içi eğitimlere alınması veya üniversite müfredatlarında düzeltmelerle hem sağlık çalışanlarının hem de toplumun genel olarak sağlık okuryazarlık düzeyi arttırılmış olunacaktır. Ülkemizde son yıllarda artış gösterse bile henüz yeterli seyiyeye ulaşılamadığından SOY konusunda güncel çalışmaların yapılması önerilebilir. Sağlık çalışanlarının kendilerine veya ailelerine hastalık bulaştırma düşünceleri tespit edilmiş olup bu düşünceler nedeniyle işe bağlı stres yaşadıkları tespit edilmiştir, bu nedenle hastaneler bünyesinde sağlık çalışanlarının kendilerine hastalık bulaşma ihtimalini azaltacak materyaller ve yeni tıbbı teknolojilerin rutin kullanıma sunulması gerekmektedir ayrıca sağlık çalışanlarının iş çıkışı giydikleri kıyafetlerin dezenfekte edilmesi veya iş sırasında hastane yönetimi tarafından verilecek iş formalarıyla çalıştırılmaları zorunlu hale getirilmelidir. Hastanede çalışanların işe bağlı stres ve gerginliklerinde azalmaya vesile olması nedeniyle çalışanların ücretlerinde artış ve zamanında ödeme yapılması pozitif yönde etki yaratacaktır ayrıca özellikle riskli bölümler olan YBÜ gibi yerlerde çalışan sayısının arttırılması ve çalışma saatlerinin haftalık olarak dünya standartlarına entegrasyonunun yapılması da işe bağlı gerginliği azaltacak olup ayrıca iş motivasyonunu pozitif yönde arttıracaktır. Motivasyonu tam olan sağlık çalışanları görevlerini daha çok severek isteyerek yapacakları için, sağlık alıcıları olan hastalarımızın da memnuniyeti arttırılmış olacaktır. Ayrıca bu araştırmada elde edilen sonuçların bundan sonra yapılacak benzer çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve tedavi gereksinimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Ağız ve diş sağlığı ile genel sağlık ayrılmaz bir bütündür. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyesi genel sağlığı etkilediği gibi ağız ve diş sağlığını da etkilemektedir. Ağız sağlığının kötü olması, yapılması gereken tedavilerin artmasına sebep olduğu için sağlık sistemi üzerindeki yükün artmasına neden olur. Koruyucu tedavilerin uygulanması ileri seviyedeki tedavilere ihtiyaç olmasının önüne geçer ve sağlık alanında yapılan harcamaların azalmasını sağlar. Literatürde çürük sayısı ile sağlık okuryazarlığı seviyesi arasındaki ilişkinin incelendiği çalışma sayısı yeterli değildir. Diş çürüğü kendi başına genel sağlığı etkilemese de ilerlediği durumda kanal tedavisi, periodontal problemler ve diş çekimine sebep olarak çene eklemi problemleri, sindirim zorluğu ve estetik görünüşteki bozulma sebebiyle psikolojik problemlere neden olabilir. Çürük prevelansının azaltılması için bireylerin sağlığın korunması konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Ancak kültürel farklılıklar ve beslenme alışkanlıklarnın farklı olması gibi sebeplerle toplumlar arasında çürük prevelansı, sağlık okuryazarlığı seviyesiyle her zaman ilişki göstermeyebilir.
Annelerin sağlık okuryazarlığı ve erken ebeveynlik uygulamalarının erken çocukluk gelişimi ile ilişkisi
Erken çocukluk gelişimi (EÇG), çocuk sağlığının kritik bir sürecidir ve annelerin gelişimin bu erken döneminde aktif bir rolü vardır. Çocuğun en yakın çevresi olan anneler, hem erken ebeveynlik uygulamaları hem de sağlık okuryazarlığı becerileri ile çocuğun gelişimini etkileyebilir. Bu çalışmanın amacı, EÇG ile annelerin sağlık okuryazarlığı ve erken ebeveynlik uygulamaları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Onbeş aile sağlığı merkezinde, 15.03.2020-20.08.2021 tarihleri arasında yürütülen bu kesitsel çalışma 36-59 aylık çocuğu olan anneler üzerinde yapıldı. Veriler sosyodemografik ve kişisel özellikler bilgi formu, Erken Çocukluk Gelişim İndeksi (EÇGİ) ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği-32 (TSOY-32) ile elde edildi. Sosyodemografik ve kişisel özellikler bilgi formu ile anne-çocuk çiftlerinin sosyodemografik özellikleri, annelerin genel okuma alışkanlıkları ve annelerin ebeveynlik uygulamaları sorgulandı. Çocukların normal gelişim gösterme durumu EÇGİ ile değerlendirildi. EÇGİ'nin dört alanından en az üçünü geçen çocukların normal olarak geliştiği kabul edildi ve 'EÇGİ-geçer' olarak nitelendirildi. Annelerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri TSOY-32 ölçeği ile belirlendi ve anneler yetersiz, sorunlu-sınırlı, yeterli ve mükemmel sağlık okuryazarı olarak sınıflandırıldı. Çalışmaya 503 anne-çocuk çifti dahil edildi. Yeterli veya mükemmel sağlık okuryazarlığı düzeyine sahip annelerin çocuklarının EÇGİ-geçer olma olasılığı daha fazla bulundu [Düzeltilmiş Odds Oranı [DOO] [%95 Güven Aralığı (GA)]: 2.52 (1.53-4.15)]. EÇG ve annelerin ebeveynlik uygulamaları arasındaki ilişki incelendiğinde, 12 ay ve daha uzun süre anne sütü ile beslenen çocuklar ve 2 saat veya daha az ekran süresi olan çocukların EÇGİ-geçer olma olasılığının daha fazla olduğu gösterildi [Sırasıyla; DOO (%95 GA):2.28 (1.41-3.70), 2.04 (1.18-3.50)]. Bu çalışma ile annelerin sağlık okuryazarlığı ve erken ebeveynlik uygulamalarının EÇG ile ilişkili olduğu gösterildi. Erken çocukluk gelişimine yönelik anne merkezli müdahalelerin başarısı için annelerin sağlık okuryazarlığı becerilerinin ve erken ebeveynlik uygulamalarının geliştirilmesi gerekmektedir.
Yenimahalle Çarşı Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı erişkin yaş grubu kadınlarda sağlık okuryazarlığı düzeyinin saptanması
Dünyada ve Türkiye'de düşük sağlık okuryazarlığı önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kadın sağlığını geliştirmede ve kadınların temel sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesinde sağlık okuryazarlığı düzeyi ve buna ilişkin faktörler önem taşımaktadır. Bu nedenle, Yenimahalle Çarşı Aile Sağlığı Merkezi'ne (ASM) kayıtlı erişkin yaş grubu (18-60 yaş) kadınların sağlık okuryazarlığı düzeyini ve buna ilişkin faktörleri saptamak amacıyla tanımlayıcı tipte olan bu araştırma planlanmıştır. Araştırmanın evrenini Yenimahalle Çarşı ASM'ye kayıtlı okuryazar erişkin yaş (18-60) kadınlar oluşturmaktadır. Örnekleme yöntemi ile örneğe çıkan 418 kadına, COVID-19 pandemisi koşulları dikkate alınarak 20 soruluk bir anket ve daha önce Hacettepe Üniversitesi tarafından geliştirilmiş, geçerli ve güvenilir olan Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, gözlem altında katılımcıların kendileri tarafından doldurulmuştur. Araştırmanın bulguları "Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis, Sperman-Brown, Dunn Çoklu Karşılaştırma testi" ve çeşitli programlar kullanılarak hesaplanmıştır. Bu çalışmada sosyodemografik ve kişisel özelliklerin sağlık okuryazarlığı ve öz yeterlilik düzeyini etkilediği saptanmıştır. "Sağlığı Koruma-Sağlığı Geliştirme" ve "Tedavi-Sağlık Hizmetlerine Ulaşma" alt boyutlarında iç tutarlılık 0,858 ve iki yarı güvenirlilik 0,793 çıkarak yeterli düzeyde bulunmuştur. HÜ-SOY Ölçeğinin ve Öz yeterlilik formunun DFA ile yapı geçerliliği doğrulanmıştır. Sağlık çalışanı olan grup lehine anlamlı fark bulunmuş ve böylece ölçeğin ölçüt geçerliliği doğrulanmıştır. HÜ-SOY toplam puan ortalamalarının en yüksek 30'un altındaki yaş grubunda olduğu en düşük ise 40-49 yaş grubunda olduğu görülmüştür. Lise mezunu olan bireyler ile yüksekokul/üniversite mezunu olan bireyler arasında (p<0,001), çalışan ve çalışmayan katılımcılar arasında (p=0,008), sağlık güvencesi olma ve olmama durumu arasında (p<0,001) istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Sosyoekonomik şartların iyileştirilmesi, kadınların eğitilmesi, eşitsizliklerin giderilmesi ile kadınların sağlık okuryazarlık seviyesinin yükseltilebileceği ve kadın sağlığının geliştirilebileceği önerilmiştir. Anahtar kelimeler: sağlık okuryazarlığı, sağlığın geliştirilmesi, kadın sağlığı
Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde siberkondri düzeyi ve e-sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Ordu Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran 18 yaş üstü bireylerde siberkondri ve e-sağlık okuryazarlığı düzeylerinin ve hastaların sosyodemografik özellikleri ile siberkondri ve e-sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: 01/11/2023-01/03/2024 tarihleri arasında yapılan kesitsel ve tanımlayıcı tipteki bu çalışma Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran bireylerin sosyodemografik veri formu ile beraber Siberkondri Ciddiyet Ölçeği kısa formunu (CSS-12) ve E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği içeren anket uygulandı. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Önem düzeyi p<0,050 olarak alındı. Bulgular: Çalışmaya 400 kişi dahil edildi. Çalışmaya katılanların %69,5 (n=278)'i 18-30 yaş arasındaydı. Kadınların oranı %70,8 (n=283)'di. Eğitim durumu göre en yüksek oran %67,8 (n=271) ile üniversite mezunuydu. Herhangi bir hastalık/ rahatsızlanma durumunda genellikle ilk başvurulan sağlık kurumu %47,3 (n=189) ile aile sağlığı merkezi olarak bulundu. Katılımcıların e-sağlık okuryazarlığı ölçeğinden aldıkların puan ortalaması 26,71±6,93'tü. Siberkondri ciddiyeti ölçeği puanı ortalaması 28±8,63'tür. Katılımcıların E-Sağlık Okuryazarlık ölçek puanı ile Siberkondri Ciddiyeti Ölçek puanı arasında istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf bir ilişki bulundu(r=0,248; p<0,001). Çalışmamızda yaş ile E-Sağlık Okuryazarlığı ve Siberkondri Ciddiyeti ölçek puanları arasındaki ilişki incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı fark görüldü (p<0,001).18-30 yaş arasında olanlarda siberkondri ve e-sağlık okuryazarlık düzeyi daha yüksek bulundu (p<0,001). Sonuç: Genç yaşlarda siberkondri ve e-sağlık okuryazarlık düzeyi daha yüksek görülmekte olup bu durum genç yaştaki kişilerin internete ve teknolojik cihazlara erişiminin daha kolay olmasından kaynaklanmaktadır. Aile hekimlerine düşen görev ise özellikle gençleri sağlıkla ilgili bilgilerde yeterli ve doğru internet kullanımı konusunda eğitmek, bilinçlendirmek, yardıma ihtiyacı olabilecek kişileri tespit etmek ve gerekli yönlendirmeleri yapmaktır. Böylece, hem hastanın tedaviyi bırakma gibi olumsuz sonuçlar önlenir, hem de hastanın tekrarlayan sağlık kuruluşu başvurularının önüne geçilerek gereksiz sağlık harcamaları azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Aile Hekimliği, Siberkondri, Sağlık Okuryazarlığı, E-Sağlık Okuryazarlığı, Çevrimiçi Sağlık Bilgisi Arama, Sağlık Kaygısı, Hipokondri
Postmenopozal dönemdeki kadınlara verilen dijital okuryazarlık eğitiminin sağlık okuryazarlığı ve yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Bu çalışma; postmenopozal dönemdeki kadınlara verilen dijital okuryazarlık eğitiminin sağlık okuryazarlığı ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem: Ön test-son test desenli olan bu çalışma, randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Eylül 2022 – Nisan 2023 tarihleri arasında Bahçelievler Devlet Hastanesi'ne başvuran 45 – 65 yaş arasında postmenopozal dönemde olan hasta ve hasta yakınları araştırmanın evrenini oluşturdu. Çalışma kriterlerine uyan 62 kadın örneklem grubuna dâhil edildi. Dijital okuryazarlık eğitimi verilen kadınlar Dijimeno grubunu, herhangi bir müdahale yapılmayan kadınlar kontrol grubunu oluşturdu. Dijital okuryazarlık eğitimi ve veri toplama süreci yüz yüze uygulandı. Bulgular: Dijimeno grubunda dijital okuryazarlık eğitimi sonrası, kontrol grubuna göre ilk ve son değerlendirme Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği (MÖYKÖ) puanlarında azalma, Dijital Okuryazarlık Ölçeği (DOYÖ) ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOÖ) puanlarında artma yönünde istatiksel olarak anlamlı fark tespit edildi. Dijimeno grubunda grup içi MÖYKÖ alt gruplarında seksüel alt boyut dışındaki tüm alt alanlarda anlamlı bir düşüş görülürken; seksüel alt boyutta anlamlı bir değişim bulunmadı. SOÖ alt boyutlarında ise tüm alt alanlarda istatiksel olarak anlamlı bir artış olduğu saptandı. Sonuç olarak, postmenopozal dönemdeki kadınlara verilen dijital okuryazarlık eğitiminin sağlık okuryazarlığı ve yaşam kalitesini artırmada etkili olduğu görüldü.
Sağlık okuryazarlığının X, Y ve Z Kuşakları açısından değerlendirilmesi
Toplumsal anlamda sağlıkla ilgili konularda bireylerin bilinçlenmesi, temel sağlık bilgilerine ulaşabilmesi, edindiği bilgileri doğru bir şekilde değerlendirebilmesi bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyinin yükseltilmesi ile mümkündür. Sağlık okuryazarlığının, sağlığı etkileyen pek çok faktör ile ilişkisi bulunmaktadır. Sağlık okuryazarlığı; sağlık profesyonelleri, sağlık yöneticileri, sağlık kuruluşları ve daha pek çok sağlık paydaşı ile birlikte bireyler açısından da önem taşıyan bir konudur. Toplumsal anlamda sağlık bilincinin oluşması, sağlığa ayrılan kaynakların verimli kullanılması, sağlık hizmeti alan kesimlerin memnuniyeti ve daha pek çok açıdan sağlık okuryazarlığı önem taşımaktadır. Bu tezin amacı, sağlık okuryazarlığının X, Y ve Z kuşaklarına göre anlamlı bir farklılık gösterip göstermediğini test etmek, sağlık okuryazarlığının bazı demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymaktır. Bu kapsamda kolayda örnekleme tekniğinden faydalanılarak elde edilen veriler ile yapılan analizler sonucu ortaya çıkan bulgular açıklanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı aracılığı ile analiz edilmiş; bu kapsamda frekans analizi, Faktör Analizi, t-testi ve ANOVA testleri uygulanmıştır. Sağlık okuryazarlığına ilişkin yapılan faktör analizi sonucunda 5 boyut belirlenmiştir. Bu boyutlardan sağlıkla ilgili sosyal medya haberlerini anlayabilme ile sağlıklı yaşamaya önem verme boyutlarında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Sağlık okuryazarlığı boyutlarının kuşaklara göre farklılığını test etmeye yönelik yapılan ANOVA analizleri sonucunda sağlıkla ilgili sosyal medya haberlerini anlayabilme ile kendi sağlık durumunu değerlendirebilme boyutlarında kuşaklara göre anlamlı farklılıkların olduğu görülmüştür. Ayrıca eğitim, gelir, meslek ve sağlık güvencesi durumlarının da kuşaklara göre bazı anlamlı farklılıklar gösterdiği yapılan araştırma sonucu ortaya çıkmıştır.
Obez bireylerde fiziksel performans, psikososyal durum ve sağlık okuryazarlığının sağlıklı bireylerle karşılaştırılması
Obezite, farklı vücut sistemleri üzerinde olumsuz etkileri olan ve bu nedenle mortalite ve morbidite riskini artıran kronik bir hastalıktır. Son zamanlarda yapılan çalışmalar obezite hastalarında sağlık okuryazarlığı, fiziksel performans ve psikososyal durumu incelemekle birlikte, gıda bağımlılığının bu parametreler üzerindeki etkisini inceleyen bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı, yeme bağımlılığı olan ve olmayan obez bireylerde fiziksel performans, psikososyal durum ve sağlık okuryazarlığı düzeylerini karşılaştırmaktır. Obez bireylerin yeme bağımlısı olup olmadıklarını belirlemek için Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği (YYBÖ) kullanıldı. Çalışmaya yeme bağımlısı olan 37, yeme bağımlısı olmayan 34 obez birey ve 34 sağlıklı birey dahil edildi. Bireylerin demografik özellikleri kaydedildi. Fiziksel aktivite seviyesinin değerlendirilmesinde Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanıldı. Fiziksel performans için, süreli kalk yürü testi ve bir dakika otur kalk testi yapıldı. Psikososyal durum değerlendirmesi için, Beck Depresyon Envanteri kullanıldı. Sağlık okuryazarlığının değerlendirmesinde ise, Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nden yararlanıldı. Obez bireyler sağlıklı bireylere göre daha düşük fiziksel performans düzeyine sahipti (p<0,05). Yeme bağımlılığının fiziksel performansa etkisini gösteren herhangi bir bulguya rastlanmadı (p>0,05). Yeme bağımlısı obez bireylerin depresyon seviyesi, sağlıklı bireylere göre daha daha yüksekti (p<0,05). Ayrıca yeme bağımlılığı olan obez bireylerde sağlık okuryazarlığı düzeyi, yeme bağımlılığı olmayan sağlıklı ve obez bireylere göre daha düşük bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, yeme bağımlılığı olan obez bireyler, kendi iyilik hallerinin devamı sırasında yeme bağımlılığı olmayan obez ve sağlıklı bireylere oranla fiziksel ve psikososyal açıdan daha fazla problemle karşılaşmaktadır. Yeme bağımlılığı olan obez bireylerde topluma katılma fobisi daha yüksek oranda görülmektedir. Gelecekte obez bireyler üzerinde klinik araştırmalar yapılırken obez bireylerin yeme bağımlılığı düzeyleri de dikkate alınmalıdır.
Tip 2 diyabetli yaşlıların oral antidiyabetik ilaçlar hakkında inançlarının ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi
Araştırma, Tip 2 diyabetli yaşlıların oral antidiyabetik ilaçlar hakkında inançlarının ve sağlık okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak Ağustos 2018- Ağustos 2019 tarihleri arasında dahiliye polikliniklerine başvuran ve dahiliye servisine yatan toplam 131 hasta ile yürütülmüştür. Veriler "Hasta Tanıtım Formu", "İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi" ve "Erişkin Diyabetli Hastalarda Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" ile toplanmıştır. Veri analizinde ortalama, standart sapma, yüzde, sıklık, ANOVA, t testi ve Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Hastaların İlaçlar Hakkında İnançlar Anketi alt boyut puan ortalamaları Spesifik Endişe 2,53±0,60, Spesifik Gereklilik 3,94±0,59, Genel Zarar 3,08±0,66, Genel Aşırı Kullanım 3,01±0,44'tür. Sağlık Okuryazarlık Ölçeği alt boyut puan ortalamaları Fonksiyonel Sağlık Okuryazarlığı 3,44±0,55, Eleştirel Sağlık Okuryazarlığı 2,34±0,61, İnteraktif Sağlık Okuryazarlığı 2,90±0,61'dir. Kadın, ilçede yaşayan, ek kronik hastalığı olmayan ve evde kendi kendine şeker ölçümü yapan hastaların spesifik endişe; kadın ve ek kronik hastalığı olan hastaların spesifik gereklilik; evde kendi kendine şeker ölçümü yapmayan hastaların genel aşırı kullanım ve diyabet eğitimi alan hastaların genel zarar inanç puan ortalamaları yüksek bulunmuştur (p<0,05). İlkokul mezunu, köyde yaşayan ve diyet uyumu kötü hastaların fonksiyonel sağlık okuryazarlık düzeyi düşük; kadın, lise ve üzeri eğitim düzeyinde ve ilçede yaşayan hastaların interaktif sağlık okuryazarlık düzeyi yüksek ve diyet uyumu iyi olan hastaların eleştirel sağlık okuryazarlık düzeyi yüksek olup anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Spesifik endişe ve genel aşırı kullanım inançları ile interaktif sağlık okuryazarlığı arasında pozitif yönde, zayıf bir ilişki saptanmıştır (spesifik endişe; r=0,18, p=0,03, genel aşırı; r=0,19, p=0,02). Çalışma sonucuna göre diyabet gibi kronik hastalığı olan yaşlı hastalarda, ilaçlara ilişkin inançlarının izlenmesi, diyabette öz yönetimin sağlanabilmesi için sağlık okuryazarlık düzeyleri dikkate alınarak eğitim ve danışmanlık yapılması önerilmektedir.
Bir meslek yüksekokulunda kapsamlı ağız diş sağlığı bilgisi ölçüm aracının Türkçeye uyarlanması ve ağız diş sağlığı bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Ağız ve diş sağlığı (ADS) genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Halk sağlığının önemli çalışma konularından biri ADS'nin geliştirilmesi ve korunmasıdır. Metodolojik nitelikteki bu araştırmada ağız ve diş sağlığı okuryazarlığı (ADSOY) alanında geliştirilmiş bir ölçüm aracı olan Kapsamlı Ağız ve Diş Sağlığı Bilgisi Ölçüm Aracı (CMOHK)'nın Türkçeye uyarlanması, bir meslek yüksekokulunda ADSOY düzeyinin belirlenmesi, bazı sosyodemografik özellikler ve davranış özellikleri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlandı. Araştırma grubunu Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu'nda 2018-2019 Bahar Dönemi'nde kayıtlı, 18-25 yaşları arasındaki araştırmaya katılmayı kabul eden 314 öğrenci oluşturdu, 307 adet form araştırmaya dahil edildi. Verilerin analizinde SPSS programı ile tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall Wallis testleri yapıldı. Geçerliliğin değerlendirilmesinde dil geçerliliği, yüzey geçerliliği, kapsam geçerliliği, yapısal geçerlilik adımları, Türkçeye uyarlanmasında International Test Comittee ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen adımlar izlendi. Güvenilirlik analizleri kapsamında iç tutarlılık katsayıları sırası ile: Cronbach alfa için 0,70; Kuder-Richardson-20 (KR-20) için 0,71 ve iki yarı için 0,71 olarak hesaplanarak, Türkçe-CMOHK (T-CMOHK), ADSOY alanında bir eksikliği gideren, geçerlilik ve güvenilirlik kriterlerini karşılayan bir araç olarak bulundu. Analizler sonucunda katılımcıların ortalama puan değeri 14,21±3,49, ADSOY düzeyi %38,8'i (n=119) zayıf, %33,9'u (n=104) orta, %27,3'ü (n=84) iyi olarak bulundu. T-CMOHK'nin, ADS davranışları ile ADSOY arasındaki ilişkiyi incelemek üzere farklı sosyoekonomik özelliklere sahip, daha geniş gruplarda uygulanması önerilmektedir. Böylece aracın geçerlilik ve güvenilirliğinin pekişmesi ve ülkemizde ADS sorunları ile ilgili ihtiyaçları saptayabilmek mümkün olacaktır.