Turkish culture
151 theses under this subject heading
Türk kültüründe kadının rolü ve Kırgız destanlarındaki yansımaları
Destanlar bir milletin kültürü, yaşam şekli ve olaylara/kişilere yaklaşımını gösteren en önemli edebi kaynaklardan biridir. Destanlar, dünya üzerinde yaşayan bütün Türk toplulukları için ayrı bir önem arz etmektedir. Arkaik dönemden itibaren Türk destanları, Türklerin yaşayış şekilleri ve günümüze kadar geçen süreçteki değişimlerini anlayabilmek açısından da eşsiz kaynaklardır. Arkaik destanlar, kahramanlık destanları, tarihi ve aşk destanları, mitsel-masalsı destanlar şeklinde çeşitleri bulunan destanlarımız, bir milletin tanınmasına da olanak sağlamaktadır. Kırgız Türklerinde ise daha çok sözlü edebiyat sahasında gelişme gösteren destanlar günümüze kadar ulaştırılmış değerli edebiyat ürünleridir. Söz konusu tez çalışmasında da Kırgız Türklerine ait olan beş destan ışığında kadınların Türk kültüründeki yeri anlatılmıştır. Tezin ilk bölümünde arkaik dönemden günümüze kadar geçen süre zarfında Türk kadınlarının aile, sosyoekonomik, kültürel ve siyasî hayat içindeki rolleri üzerine araştırma yapılmış ve Türk yaratılış destanı ile bağdaştırılarak verilmiştir. Türk mitolojisinde çok önemli bir yeri olan Ak Ana ve Umay Ana başta olmak üzere iyicil ve kötücül tanrıçalar hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde ise Türk destancılık geleneği ve kadınlar ile ilgili destan motifleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca destanlarımızda görülen tipler hakkında da bilgiler sunulmuştur. Son bölümde ise beş Kırgız destanında yer alan kadın kahramanlar tespit edilmiş ve Türk kültüründeki rolü saptanmıştır. Tez çalışmasının sonunda yer alan ekler kısmındaki resimler ise tezde incelenen tanrıçaların ve destanlardaki kadın kahramanların mitolojide ne şekilde temsil edildiğini anlayabilmek adına verilmiştir.
Uluslararası öğrencilerin kültürel uyum sürecine yönelik bir çevrimiçi oryantasyon uygulamasının geliştirilmesi ve etkililiğinin incelenmesi
Uluslararası öğrenciler öğrenim amaçlı olarak misafir oldukları ülkelerde birçok sorunla karşılaşmaktadır. Bu sorunların çözümünde uluslararası öğrencilere danışmanlık hizmeti vermek için üniversitelerin bünyelerinde danışmanlık merkezleri kurulmuştur. Ancak bu danışmanlık merkezlerinin kullanımı üzerine yapılan çalışmalarda, uluslararası öğrencilerin çoğunluğunun bu merkezlere ilgi duymadığı, yararlanmadığı ve hatta haberdar olmadığı görülmüştür. Danışmanlık hizmetlerinin sunulması için alternatif ve yeni bir yol olarak bilgi ve iletişim teknolojilerinin kullanılması gündeme gelmiştir. Bu amaçla yapılmış uluslararası boyutta az sayıdaki araştırmada özellikle çevrimiçi teknolojilerin sunduğu avantajlar nedeniyle uluslararası öğrencilere danışmanlık hizmeti sunulması için kullanılması önerilmektedir. Bu araştırmanı amacı Eskişehir'de lisans ve lisansüstü düzeyde öğrenim gören uluslararası öğrencilerin Türk kültürüne ve çevreye uyum sürecine katkı sağlayabilecek bir çevrimiçi sistemi uluslararası öğrencilerin katılımı ile geliştirmektir. Araştırma; uluslararası öğrencilerin Türk kültürüne ve çevreye uyum sürecinde yaşadıkları gereksinimlerin belirlenmesi, bu süreçte kullanılabilecek bir çevrimiçi sistemden içerik beklentilerinin belirlenmesi, bu çevrimiçi sistemin ve içeriğinin tasarlanması ve hazırlanan çevrimiçi sistemin etkililiğinin uluslararası öğrencilerin görüşlerine göre geliştirilmesi olmak üzere dört temel aşamadan oluşmaktadır. Uluslararası öğrencilerin uyum sorunlarının belirlenmesi amacıyla dokuz uluslararası öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde öğrencilerin Türk kültürüne ve çevreye uyum süreçlerinde kullanılabilecek bir çevrimiçi sistem hakkındaki içerik beklentileri de öğrenilmeye çalışılmıştır. Daha sonra öğrencilerin içerik konusundaki beklentileri dört uluslararası öğrenci ile yapılan mini odak grup görüşmeleri ile netleştirilmiştir. Uluslararası öğrenciler için açılan ERA-191 kodlu "Dijital Teknoloji ve Kültürel Entegrasyon" dersi kapsamında çevrimiçi sistemin tasarımı tamamlanmış ve içerik geliştirme çalışmalarına geçilmiştir. Bu aşamada yürütülen tasarım çalışmalarında tasarım tabanlı araştırma yöntemi kullanılmıştır. Daha sonra yine ERA-191 dersi kapsamında başka bir grup uluslararası öğrenci ile çevrimiçi sistemin içeriği tamamlanmıştır. Son olarak geliştirilen çevrimiçi sistemin etkililiği ERA 198 kodlu "Türkiye'de Görsel Kültür" dersi kapsamında sekiz uluslararası öğrencinin görüşleri ile değerlendirilmiştir. Bu aşamalarda ise eylem araştırması yöntemi uygulanmıştır. Bu çalışmada nitel veriler; yarı yapılandırılmış görüşmeler, video kayıtları, öğrenci ve araştırmacı günlükleri, öğrencilerin elektronik ortamda yaptıkları tasarımlar, öğrencilerin sosyal paylaşım sitesi üzerindeki paylaşımları ve öğrencilerin çevrimiçi sistem üzendeki paylaşımları gibi değişik kaynaklardan toplanmıştır. Çevrimiçi sistemin etkililiğinin incelenmesi amacıyla yapılan çalışmadan elde edilen bulgulara göre çevrimiçi sistemi kullanan uluslararası öğrencilerin içerik beklentilerinin tamamen karşılandığı belirlenmiştir. Bu durum, çevrimiçi sistem ile uluslararası öğrencilere sunulan danışmanlık hizmetinin etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Çevrimiçi danışmanlık, uluslararası öğrencilerin sorunları.
Diasporaların anavatan ziyaretleri: Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi 2013 üzerine bir alan araştırması
İnsanoğlu var olduğundan beri çeşitli nedenlerle hareket halinde olmuş, münferit olarak ya da topluca bir yerden bir yere geçici veya sürekli olmak üzere göç etmiştir. Türklerin son 50 yıllık süreçteki göçlerine genel olarak bakıldığında ise en yoğun Türk göçünün olduğu kıta olan Avrupa'da günümüzde yaşayan yaklaşık beş milyonluk bir Türk Diasporası ortaya çıkmaktadır. Avrupa'da bulunan Türk varlığının çok büyük bir çoğunluğunu, yaklaşık üç milyonluk bir kitle ile Almanya barındırmaktadır. Yaşanan bu göçler sonucunda oluşan diaspora toplumlarının anavatanlarına gerçekleştirdikleri ziyaretler ise diaspora turizmi konusu kapsamında incelenmektedir. Bu araştırmayla, anavatanından göç ederek yaşadıkları yerlerde diaspora toplumu haline gelen insanların anavatanlarına yapmış oldukları kültürel turlardan beklentileri ve bu gezilerin onlar üzerinde bıraktığı sosyo-kültürel etkiler saptanmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, Almanya Türk Federasyon'un düzenlediği "Türkiye Kültür Gezisi 2013" üzerinde bir alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı dokuz gün süren geziye bizzat katılarak gözlemde bulunmuş, amaçlı örneklemin maksimum çeşitlilik tekniği ile belirlenen 28 kişiye birer veri toplama günlüğü dağıtmış ve her gün için ne hissettiklerini yazmalarını istemiş, ardından ise geziden sonra Almanya'ya giderek, dokuz şehirdeki toplam 28 katılımcı ile görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşme esnasında söylenenler, söylendiği haliyle ve diyalog sırası değiştirilmeden yazıya dökülmüştür. Elde edilen veriler anlamlı bölümlere ayırmak için ilk önce kodlanmıştır. Bunun için bir kod cetveli oluşturulmuştur. Kendi içinde anlamlı bir bütün oluşturan kısımlar araştırmacı tarafından isimlendirilmiştir. Farklı bölümlerde yer alan ve anlam bakımından ilişkili olan veriler, bir araya getirilip ilişkilendirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler incelenip yapılan kodlama ve ardından kategorilere ayırma işlemi sonucunda ortaya dokuz ana tema ve bu ana temalar altında 22 alt tema ortaya çıkmıştır. Bu tür kültürel gezilerin, Türk Diasporası mensuplarının Türk kültürüne ve Türkiye'ye olan bağlarının güçlenmesine katkı sağladığı, Türklük aidiyetlerinin ve milliyetçilik duygularının artmasına etki ettiği, atalarına hayranlık oluşturduğu, Türk tarihine ve kültürüne merak uyandırdığı, bu çalışmada ulaşılan sonuçlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Diaspora turizmi, turizm sosyolojisi, Almanya Türkleri, göçler, Almanya Türk Federasyon Türkiye kültür gezisi.
Kültürlerarası iletişim: Makedonya'da yaşayan Türkler ve Makedonlar arasındaki iletişim
Kültürlerarası etkileşimi anlamak için, iki veya daha fazla kültür arasındaki ilişki, aralarındaki iyi niyet veya çatışmalar, kültürlerin kendisi ve varsa sürdürdükleri iletişim incelenmelidir. Bu çalışmasının konusunu, Makedonya'da yaşayan Makedonlar ve Türkler arasındaki kültürlerarası iletişim oluşturmaktadır. Türk azınlık (Makedonya Türkleri) ve Makedonya Cumhuriyeti topraklarında yaşayan Makedon halk arasında varolan durumun belirlenmesi amacıyla, söz konusu insanların kültürel özellikleri, kimliği, kültürlerarası yaşam, daha da özelde kültürlerarası iletişim araştırılıp çözümlenmiştir. Çalışmada, veri toplama yöntemi olarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, Makedonya'nın başkenti Üsküp'te yaşayan 10 Türk (5 kadın/ 5 erkek) ve 10 Makedon (5 kadın/ 5 erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Her katılımcıya toplam 19 adet soru sorulmuştur. İlk 9 soru, iki kültürün genel kültürel karakteristiklerini araştırmak ve belirtmek için hem Türklere hem de Makedonlara aynı şekilde sorulmuştur. Sonraki 10 soru ise, Makedonların ve Makedonya'da yaşayan Türklerin kimlik özelliklerini, aidiyet ve kabullenme duygularını, ortak veya ayrışan sembolleri, gelenekleri ve yaşam tarzlarını tanımlamak için her bir gruba farklı olacak biçimde yöneltilmiştir. Ayrıca, toplam 19 sorudan her biri, Makedonlar ve Türkler arasında gerçekleştirilen kültürlerarası iletişimi daha iyi anlayabilmek için katkı sağlamıştır. Sonuçlara göre, Makedon ve Türk kültürlerinin yakın hatta benzer olduğu anlaşılmıştır. Bu toplumlar, sadece aynı topraklarda yaşamamaktadırlar, aynı ve benzer yaşam tarzıları, kültürleri, algıları, tutumları ve değerleri paylaşmaktadırlar. İkisi de özgür duyumsamakta, özgürce davranmakta, yaşamı aynı şekilde algılamaktadır. Makedonya'da iki kültürün aynı derecede güçlü ve belli bir kimliğe sahip olduğu, hiçbirinin kendini azınlık ya da çoğunluk olarak görmediği anlaşılmaktadır. Birlikte entegre olmaları dolayısıyla kültürel kimliklerinin de birbirine uyumlu olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Kültür, İletişim, Kültürlerarası iletişim, Kimlik, Etnisiteler.
Şerif Benekçi`nin romanlarında kültürümüzün unsurları
ÖZET Yaşadığımız hayata dair çeşitli görüntüleri bizlere yansıtan roman türü, kültür araştırmaları için de önemli kaynaklardan biridir. "Şerif Benekçi'nin Romanlarında Kültürümüzün Unsurları" isimli bu çalışmamız, esas itibariyle yazarın Şimdi Ağlamak Vakti, Bir Şafak Yürüyüşü, Kumsalı Olmayan Ada, Kırlangıçlar Erken Göçtü ve Güvercin Geçidi romanlarının konuyla ilgili genel bir değerlendirmesinden ibarettir. Adı geçen romanlardaki dil, tarih, insan, aile, toplum, din tasavvuf, ahlâk ve ölüm gibi kültür öğeleri değişik açılardan incelenmiştir. Çalışmamızda Türk toplumunun bir buçuk asırdan beri yaşamakta olduğu medeniyet krizine ve kültür değişmesi/gelişmesi macerasına yönelik son elli yıla ait pek çok husus gün ışığına çıkarken; Türkiye'nin söz konusu dönemdeki iktisadî, idarî, içtimaî ve ideolojik bazı meseleleri de değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Türkiye`de 1980 sonrası kültürel değişim ve popüler kültür inşası (Popüler müzik örneğinde)
V ÖZET Toplum ve birey açısından toplumsal değerlerin aktarımı basit bir transfer işlemi değildir. Bu sosyal realiteden hareketle, kültür ve özellikle popüler kültürle ilgili ana soruların Türkiye'nin toplumsal formasyonuna nasıl bir anlam kattıklarını saptamak önemlidir. Bu anlamda, kültür ve popüler kültür ile temel toplumsal görüntülerin anlaşılması gerekmektedir. Popüler kültür pratiklerinden belki de en önemlisi olarak kabul edilebilecek popüler müzik ise bu görüntülerin en önemli verilerini sunmaktadır. Günümüz dünyasında popüler kültür sadece belli malları, kullanışları, etkinlikleri popüler yapmamış, bunlarla birlikte gelen, bunlarla iç içe olan belli dünya görüşlerini ve biçimlerini de popülerleştirmiştir. Popüler kültür sorunsalı, genel şeyleşme ve yabancılaşma olgularını da kapsayacak genişlikte bir çerçeveye oturtularak ele alınmayı gerektirmektedir. Bu anlamda popüler kültür tabiler ile güçsüzlerin kültürüdür, bu yüzden de içerisinde daima toplumsal sistemin, dolayısıyla da toplumsal deneyimin merkezinde yer alan egemenlik altına alma ve tabi kılma güçlerinin izlerini, iktidar ilişkilerinin göstergelerini taşır. Popüler kültür aynı zamanda bu izleri en belirgin bir biçimde popüler müzikte gösterir. Türkiye'de ise özellikle 1980 sonrası dönemde kendisini göstermiştir. 80'li yıllarda "arabesk" ve 90'lı yıllarda "pop" müzik bu göstergelerin en önemli kanıtıdır. 1980 sonrası yaşanan hızlı değişim ve bu değişimin ortaya koyduğu kültürel form oldukça önemli değişimler geçirmiştir. Bu değişimlere ise, çoğu şeyin "popülerleştiği" günümüz Türkiye'sinde, kendisini yine her aşamada, bir "yeniden oluşturma" ve "yeniden inşa" etme mekanizmalarıyla direnilmiştir. Bu yeniden inşa edilen olgular ise, öyle çok da azımsanacak olgular değil, genelinde, tüm yaşamı anlamlı kılan "kültür", özelinde ise "popüler kültür" ve "popüler müzik" olmuştur.
Gaziantep düğünleri
Türk kültürünün geçiş dönemlerinden (doğum-evlenme-ölüm) birisi olarak görülen evlenme törenleri; birbirlerini tam anlamıyla tanımayan insanları gelenek ve görenekler çerçevesinde bir araya getiren, bu kişiler arasındaki sosyal bağları güçlendirerek pekiştiren, sahip oldukları Türk kültür mirasının tam anlamıyla farkına vardırarak, bunları gelenek, görenek, evlenme tören ve ritüelleri ile genç kuşaklara aktarılmasını sağlayan temel unsurlardan biridir. Düğün törenleri insanları birleştirme fonksiyonundan başka; hoşça vakit geçirme, eğlenme ve eğlendirme, toplum kurallarına destek vererek bunları gelecek kuşaklara aktarma, kişisel ve toplumsal baskılardan kurtulma fonksiyonlarını da üstlenmektedir. Bu fonksiyonları belirlemek ve düğün törenlerinin hangi aşamalardan geçtiğini ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanan çalışmada, Anadolu ve Rumeli coğrafyasından ve Türk topluluklarının yaşadıkları başka bölgelerden alınan örnekler ile ortak bir düğün modeli oluşturulabileceği düşüncesi ile araştırma yürütülmüştür. Gaziantep düğünlerinin incelendiği bu çalışma giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Halk biliminin çalışma alanları içerisine giren evlenme olgusunun önemi ve bazı genel kavramların açıklanması ve değerlendirilmesi birinci bölümde verilmiştir. Düğün yapısının ve foksiyonlarının yapılan gözlem ve derlemelere göre tasnif edilerek incelenmesi ikinci bölümde yer almaktadır. Çalışmanın son bölümünde ise Gaziantep düğün törenlerinin geleneksel ve günümüz bağlamında değerlendirilmesi yapılmıştır. Konuyla ilgili yazılı, sözlü ve elektronik kaynaklardan yararlanılmıştır.
Çankırı'nın Kızılırmak ilçesinde uygulanan düğün gelenekleri
Gelenek, din, kültür, tarih gibi kavramlar bireylerin birbirleriyle benzer duygular hissetmesine, benzer yaşantılar yaşamasına sebep olur. Bu benzerlikler bireyleri daha da yakınlaştırarak toplumu, milleti, var eder. Toplumun devamı için kültürün sonraki nesillere aktarılması gereklidir. Kültürel aktarımın ilk gerçekleştiği yer ise ailedir. Toplumun geçmişi ve geleceği ile bir bütün olarak yaşamasında ailenin önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu yüzden insanlar tarafından aile kavramına ayrı bir değer verilmiştir. Aile kurmak için atılan her adımın pek çok kültürel kodu içerisinde barındırması bu değeri gözler önüne sermektedir. Her bir yörede farklılık gösteren düğün gelenekleri zaman içerisinde değişse de değerlerini hiçbir zaman kaybetmemişlerdir. Çankırı'nın Kızılırmak ilçesinde de bu törenler günümüze kadar değerlerini kaybetmeden gelmeyi başarmışlardır. Bu çalışmada yörede uygulanan düğün âdetleri anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmaya ilk olarak literatür taramasıyla başlanmış, saha hakkında bilgiler edinilmiş ve kaynak kişilere sorulacak sorular hazırlanmıştır. Sorular sahaya çıkıp kaynak kişilere sorulmuş, mülakat yöntemi ile derlenmiştir. Kaynak kişiler seçilirken sahanın sakinlerinin yardımı alınmış, onlar bizi yörenin gelenek göreneklerini bilen kişilere yönlendirmişlerdir. Ayrıca yalnızca Kızılırmak Merkezine bağlı kalınmamış köylere de gidilmiştir. Hazırlamış olduğumuz sorular yetmiş üç kaynak kişiye sorulmuş cevaplar ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Kaynak kişilerin evlerinde bulduğumuz eski video ve fotoğraflar kaynak kişilerin izni dahilinde bu çalışmada kullanılmıştır. Çalışmamızın malzemelerini; kaynak kişilerle yapılan mülakatlar sonrasında alınan ses kayıtları, kaynak kişilerin evlerinde bulunan video kayıtları ve fotoğraflar oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Çankırı, Evlilik, Gelenek, Kızılırmak, Kültür.
Geleneksel kispet ustalığı ve kispet'in moda ve tekstil tasarımında uygulanması
Bu çalışma, Türk güreş tarihinde geleneksel hale gelen kispet ve kispet ustalığının usta-çırak ilişkisi ile sürdürülebilirliği, mesleğin son temsilcilerinden Unesco Yaşayan İnsan Hazinesi ilan edilen İrfan Şahin'in hayatı, mesleği icra edişi ve yetiştirdiği son ustalar ile ilgili araştırmalar yapılacaktır. Bu geleneğe bağlı olarak kispet dikiminde kullanılan malzemeler, desenler ve işlemelerin moda tasarımında farklı kıyafetlerde uygulanabilirliği üzerine çalışmalar yapılacaktır. Araştırma, Türk Kültürünün zenginlikleri arasında yer alan Geleneksel Kispet Ustalığı, öne çıkan objesi Kispet ve Kispet yapımının tarihsel süreçteki gelişmelerini kapsamaktadır. Türk Kültürü içinde kendine has ritüelleriyle yerini alan Geleneksel Kispet Ustalığı ve Kispet yapımı incelenmiştir. Kispet yapımında kullanılan malzemenin özellik ve gelişimi, ustaların yetişmesi tarihsel süreç içinde değerlendirilmiştir. Araştırmada konuyla ilgili yazılı ve dijital kaynaklar taranmış, saha çalışmaları yapılarak geleneksel öğreti yöntemleriyle yetişmiş kispet ustalarıyla mülakatlar gerçekleştirilmiştir. İnsanlık tarihinin en eski sporlarından olan güreş, ilk çağlardan itibaren savunma, spor, oyun ve eğlence amacıyla yapılarak günümüze kadar gelmiştir. Geleneksel güreşlerimizden Aba, Şalvar (Don) ve Karakucak güreşleri yanında "yağlı güreş" de kendine has kurallarıyla yerini almıştır. Geleneksel sporumuz yağlı güreşi diğerlerinden ayıran önemli farklılıklardan birisi, pehlivanlar tarafından müsabakalarda giyilen ve "Kispet" adı verilen özel kıyafettir. Yağlı güreşlerin öne çıkan bir öğesi olarak Kispet, malzeme seçimi ve yapım aşamalarında özel ustalık gerektiren, geleneksel öğreti yöntemleriyle usta çırak ilişkisi içinde kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar yaşatılan maddi kültür öğelerimizdendir. Kispet dikimi günümüzde unutulmaya yüz tutmuş zanaatlar içerisinde yer almaktadır. Kispet ustalığı da bu zanaata gönül veren birkaç usta tarafından yaşatılmaya çalışılmaktadır. Usta-çırak ilişkisi içerisinde geleneksel öğreti yöntemleriyle dikilen kispet, nesilden nesile yaşatılmakta ve gelecek kuşaklara emanet edilerek sürdürülmektedir. Kispetin Türk kültüründe sürdürülebilirliği bağlamında kendine has malzeme, süsleme ve dikiş teknikleriyle Moda Tasarımında farklı giysi ve aksesuarlar tasarlanarak Türk Kültürünün tanıtımına katkı sağlaması önerilmektedir.
Transkulturelle dimensionen der Deutschsprachigen literatur Türkischer migranten und ihre vermittlung im DaF-Unterricht
Die vorliegende Arbeit behandelt die Didaktisierungsmöglichkeit der deutschsprachigen Literatur türkischer MigrantInnen im DaF-Unterricht in der Türkei, weil die Migrantenliteratur hinsichtlich der interkulturellen Pädagogik in der Türkei bisher kaum berücksichtigt worden ist, obwohl in diesem Bereich viele wissenschaftliche Arbeiten verfasst wurden.Die Arbeit besteht aus fünf Kapiteln, in denen die Migration nach Deutschland und die Migrantenliteratur aus verschiedenen Zugangsweisen thematisiert werden.Wir haben uns bemüht, die Texte der Migrantenliteratur unter besonderer Berücksichtigung der Lehr? und Lernperspektive zu didaktisieren. Unser primäres Ziel ist zu zeigen, dass die Verwendung literarischer Texte türkischer MigrantInnen im DaF?Unterricht sinnvoll ist, da diese Literatur den Lernenden einerseits das soziale, kulturelle und politische Leben der in Deutschland lebenden MigrantInnen vor Augen führt, andererseits eine Auseinandersetzung mit Problemen der türkischen MigrantInnen und der Deutschen ermöglicht. Der Tatsache folgend, dass türkische Studierende beim Erlernen der deutschen Sprache auf viele Schwierigkeiten stoßen, kann die Migrantenliteratur beim Erwecken des Interesses an der deutschen Sprache eine bedeutende Rolle spielen, weil die Literatur türkischer MigrantInnen aus der Sicht türkischsprachiger Deutschlernender relativ einfachere Strukturen hat.Schlüsselwörter: Migrantenliteratur, Fremdsprachendidaktik, interkulturelle Pädagogik
Etnografya müzelerinde sergileme ve teşhirin hikayesi :Ankara, Çankırı, Eskişehir, Yozgat Etnografya müzeleri örneği ile
Bu çalışma kapsamında etnografya ve müze kelimelerinin tanımı yapılmış, müzeciliğin kökeni, tarihsel gelişimi, Avrupa?da müzecilik anlayışı ve Türk müzecilik anlayışı (Osmanlı dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti) açıklanmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan Ankara, Çankırı, Eskişehir ve Yozgat Etnografya Müzeleri ?etnografya? ve ?müze? kavramları dâhilinde ve İç Anadolu Bölgesi Türk kültürü kompozisyonu çerçevesinde çalışılmıştır. Ankara, Çankırı, Eskişehir ve Yozgat Etnografya Müzelerinin durumları ve sergileme yöntemleri tartışılarak ziyaretçi üzerinde hikâye belleği oluşturma konusuna dikkat çekilmiştir. Ayrıca ulusal kalıt ve imge yönetimine değinilerek kültürün tanıtımı ve pazarlanması durumu gündeme getirilmiştir. Günümüz modern müzecilik yaklaşımları doğrultusunda Ankara, Çankırı, Eskişehir ve Yozgat Etnografya Müzeleri örneğinden yola çıkarak Türkiye?deki etnografya müzelerinin durumları değerlendirilmiştir. Anahtar Kelime: Müze, Etnografya, Hikâye Belleği Oluşturma, Kültür Oluşumları
Bozkır kavimlerinde sosyal, dini, askeri, iktisadi, bilimsel ve düşünsel hayat
Orta Asya coğrafyasında yaşayan bozkır kavimlerinin kendilerine has olarak meydana getirdiği bozkır kültürüne dair yazılı ve arkeolojik birçok kaynaktan bilgi edinebilmektedir. Bozkır kavimlerinden kasıt başlangıçtan Uygur dönemi sonuna kadar olan Orta Asya menşeli Türk kavimleridir. Bozkır coğrafyasında kendilerine has üstün Türk kültürünün gelişimini sağlayan ve tarihî süreçte dağıldıkları farklı coğrafyalarda bu kültürü zenginleştirerek yaşatan Bozkır kavimleri, dünya medeniyetinde kalıcı izler bırakmayı başarmıştır. Yaşadıkları coğrafyalarda birçok devlet kurup siyasî anlamda önderlik eden Bozkır kavimlerinin çevre kültürlerle etkileşimi sonucu zenginleştirdiği bu kültürel atmosferde bilimsel katkıları da hem Türk tarihi açıdan hem de dünya tarihi açısından oldukça dikkat çekicidir. Bu çalışmada Bozkır kavimlerinin sosyal, iktisadi, bilim ve düşünce hayatı araştırılmıştır. Çalışmada bozkır kavimlerinin çok güçlü bir kültür ve tarihi geçmişe sahip oldukları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bozkır, Orta Asya,
Doğu Avrupa Türk Kavimlerinin (Kıpçak, İdil-Bulgar, Peçenek ve Hazarlar) Altın Orda Devleti'ne etkileri
Tarihin her safhasında, yadsınamaz bir gerçek olarak pek hoş karşılanmayan Türk-Moğol göçebe ulusları ata yurtları Türkistan'dan her yöne göç ederek özellikle Orta Asya ve Doğu Avrupa sahasına yayılmıştır. Cengiz Han'ın kurduğu Ötüken merkezli karasal anlamdaki en geniş imparatorluk kültürün, dilin, törenin, yazının, ordunun, memurların, unvanların Türkçe olduğu bir yapılanmaydı. İlk çağlardan beri Türk yurdu olan Karadeniz'in Kuzeyi/ Doğu Avrupa Cengiz İmparatorluğu'nun ardılı olan Altın Orda Devleti kuruluşta Moğol olsa da kısa bir süre içinde Türk-İslam kimliği kazandı. Başlangıçta Moğollar tarafından kurulsa da kısa sürede Türk Devleti halini almasının nedeni; hâkim unsurun Kuman-Kıpçaklar, İdil-Bulgarları, Peçenekler gibi birçok Türk boyunun yoğunluğu ve İslam Dininin Orta Asya Türk Tasavvufçuları tarafından bölgeye yayılmasıdır. Yüzyıllar boyunca aynı bozkırları hatta devletleri paylaşan Türk ve Moğol toplumu, Orta Çağ Türk ve Avrupa tarihinde önemli rolü olan Altın Orda Devleti'nde tekrardan birlikte yaşadılar. Tarihsel süreçte Türk tarihinin çok önemli bir ayağı olan Karadeniz'in Kuzeyi /Doğu Avrupa topraklarındaki Türk siyasi hayatı milattan önceki devirlerden 1552 Rusların Türk illerini istila etmesine kadar sürdü. XIII. yüzyılın başlarından itibaren merkezde Karadeniz'in Kuzeyi, Kırım, Doğu Avrupa, İdil-Bulgar ve Kuzey Kafkasya'yı kapsayan bölgelerde şekillenen Altın Orda Devleti, başta Türk tarih ve kültürüne yaptığı katkıyla, Orta Çağ'ın en büyük ve önemli Türk devletlerinin başında gelmektedir.
Türk kültür tarihinde yırtıcı kuşlar ile ilgili inançlar
Tabiatla iç içe yaşamış olan kavimlerin inançlarının ve kültürlerinin, doğa unsurları ile şekillendiği açıkça görülmektedir. Köken itibariyle bozkır coğrafyasında yaşayan Türk kavimlerinin de inançları ve kültürleri temel olarak bu coğrafyaya özgü manevi ürünler yaratmıştır. Bozkır hayvanları kuşkusuz bu ürünlerin başında gelmektedir ve onlar Türklerin maddi ve manevi yaşamlarında epey rol oynamışlardır. Yırtıcı kuşlar bu hayvanlar arasında oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Öyle ki çeşitli Türk kavimlerinin inançlarında, sosyal hayatlarında, kültürlerinde fazlaca varlık göstermişlerdir. Ne yazık ki bu görkemli yırtıcıların Türk kültüründe ve inançlarındaki yeri etraflıca araştırılmış değildir. Bu sebeple bu çalışma, yırtıcı kuşların (kartal, akbaba, doğan, baykuş) Türklerin inançlarındaki ve maddi-manevi kültürlerindeki yerini belirlemeyi amaçlamıştır. Çalışma iki bölümden oluşmakta olup, ilk bölümde yırtıcı kuşlar bir inanç ögesi olarak incelenirken; ikinci bölümde bir sosyal ve kültürel unsur olarak ele alınmışlardır. Türk kavimlerinin ve topluluklarının çeşitli coğrafyalara yaptıkları göçlerle meydana getirdikleri dağınık kültürel miras içerisinde bulunan yırtıcı kuşlar, ancak eski ve yeni araştırmacıların etnografik çalışmalarından, ansiklopedik sözlüklerden, seyahatnamelerden, yazılı ve sözlü efsanelerden; yazıtlar, mezar taşları, kurganlardan elde edilen verilerin ışığında incelenebilmiştir.
İzmir ili Karaburun ilçesinde evlenme geleneği
Kültür, toplumun gelenek, görenek, âdet ve inanmalarını yansıtan ve çağlar boyunca nesilden nesle aktarılan bir yapıtaşıdır. Toplum içinde gelenekselleşen kültür ögeleri halk kültürünü oluşturmaktadır. Halk kültürü, hayatın geçiş dönemlerinde en belirgin şekilde görülmektedir. Geçiş dönemleri etrafında birçok âdet, gelenek, görenek ve inanış oluşmuştur. Hayatın ikinci önemli geçiş dönemi evlenmedir. Evlenme, eş seçimi ile başlayan ve evlenen kişilerin tüm hayatına yön veren bir dönemi kapsamaktadır. Bu çalışmada, İzmir'in Karaburun ilçesindeki evlenme geleneğinde evlenme öncesi, evlenme sırası ve evlenme sonrasında yapılan hazırlıklar etrafında gerçekleştirilen âdetlerin, uygulamaların tespiti, tahlili ve tasnifi yapılarak incelenmektedir. Çalışmanın ilk amacı, eş seçiminin hangi koşullarda nasıl yapıldığı, evlilik çağı, kısmet açmak için yapılan uygulamalar, kız isteme, söz kesimi, nişan, kına gecesi, çeyiz, düğün töreni, nikâh, gerdek, düğün sonrası bir araya gelinen günler ve aile içi ilişkiler etrafında oluşan âdet ve inanışların derlenip incelenmesi ve bu verilerin başka yörelerle mukayese edilmesidir. Çalışmamızın diğer amacı, Karaburun evlenme geleneğinde unutulmaya yüz tutmuş uygulamaları yazılı hâle getirerek halk kültürünün başka nesillere aktarımı için öncü olmaktır. Bu araştırmada, gözlem ve görüşme yöntemleri kullanılarak Türk kültürünün Karaburun yöresindeki evlenme geleneğine yansımaları kayıt altına alınmıştır. Birinci bölümde, evlenme biçimleri ve evlenme aşamalarının neler olduğu tespit edilerek incelenmiştir. İkinci bölümde düğün öncesi yapılan hazırlıklar, düğün töreninin gerçekleştiği günlerde neler yapıldığı ve evlilik sonrasında gelin ve damadın aileleriyle ilk kez bir araya geldiği günlere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise evlenme geleneğinde gerçekleşen kültürel değişme ve güncellemelerin değerlendirilmesi yapılmıştır. Her bölümde konu başlıkları altında başka yörelerle karşılaştırma yapılmıştır. Yapılan karşılaştırmalarla Karaburun yöresi evlenme geleneğiyle diğer bölgelerdeki benzerlikler ve farklılık gösteren âdet ve inanışlar tespit edilmiştir. Kaynak kişilerden alınan bilgiler ve yapılan gözlemlerden elde edilen verilere göre, bölgede evlenme geleneğinin hangi aşamalarının yaşatıldığı, hangi aşamaların uygulanmadığı, hangi uygulamaların ise değişime uğradığı ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Türk kültürü, Karaburun, evlenme, âdet, inanç.
Helesa geleneği bağlamında sözel ve ritmik unsurların Türk halk kültürü içindeki önemi (Sinop ili örneği)
miyet'ten önce var olmuş bir gelenek olan Helesa geleneği, İslamiyet'in kabulü ile değişikliklere uğrayarak günümüze kadar gelmiş bir gelenektir. Osmanlı döneminden itibaren gelenekler aracılığıyla varlığını sürdürmeye çalışan maniler Helesa Geleneğinde de istenileni anlatma açısından odak noktası olmuştur. Bu sebepten manilerin daha detaylı incelenmesi, Türk kültürü ile ilişki kurularak yeni bilgiler edinilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı, Sinop ilinde ortaya çıkmış ve varlığını halen sürdürmekte olan Helesa geleneğinin uygulanışı esnasında icra edilen manilerin incelenerek Türk kültürü içindeki önemine dair bilgiler elde etmektir. Bu araştırma nitel yöntemle desenlenmiş, betimsel bir alan araştırmasıdır. Araştırmada nitel araştırma deseni olarak durum çalışması kullanılmıştır. Bu bağlamda, veriler literatür tarama ve görüşme yöntemi ile elde edilmiştir. Araştırma sonucunda Helesa geleneğinin, topluma yardımlaşmayı ve birlik beraberliği aşıladığı, maniler aracılığı ile yardımlaşma ve birlik duygusunun nesilden nesile aktarımının sağlandığı ortaya çıkmıştır.
Türk milli kültürünün Atatürk Devrimlerine etkileri
Türk tarihi ve kültürü, dünyanın eski ve kadim kültürlerinden biridir. Türk milletinin büyüyüp gelişmesinde, dünya tarihinde önemli imparatorlukların kurulmasında ve medeniyete önemli katkılar sunmasında Türk milli kültürü unsurlarının etkisi büyük olmuştur. Büyük Hun, Göktürk, Uygur ve Selçuklular ile başlayan bu süreç Osmanlı İmparatorluğu ile zirveye ulaşmıştır. İslamiyet'in kabulünden sonra Arap ve Fars kültürü etkisi altına giren Türkler, yavaş yavaş bu kültürlerinden uzaklaşmaya başlamışlardır. Özellikle on altıncı yüzyıldan itibaren artan bu etkiler nedeniyle Türkler, kendilerini yüzyıllarca ayakta tutan kültürlerinden uzaklaşmaya başlamış, bunun neticesinde de gerilemeye başlamışlardır. Batıda meydana gelen sosyal ve siyasal gelişmeler neticesinde özellikle on dokuzuncu yüzyılda Avrupa, sosyal ve siyasal açıdan büyük bir atılım içine girmiştir. On dokuzuncu yüzyıla kadar bu gelişmeleri sadece teknik açıdan değerlendiren Osmanlı İmparatorluğu neticede Avrupa karşısında gerilemeye başlamıştır. İlerlemenin sadece teknik yönden olamayacağını anlayan devlet adamları ve aydınlar, devleti sosyal ve siyasal açıdan da dönüştürme çabasına girişmişlerdir. Bu hadiseler Osmanlı İmparatorluğu'nu bir kültür arayışına itmiştir. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılı ile başlayan Türkiye'deki kimlik arayışı, cumhuriyetin ilanıyla Tük milliyetçiliğinin devletin resmî ideolojisi seçilmesi ile sonuçlanmıştır. Özellikle yirminci yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nde etkisini iyice hissettiren bu ideoloji, Ulusal Kurtuluş Savaşının başlamasında ve zaferle sonuçlanmasında kilit rolü oynamıştır. İmparatorluğun en buhranlı dönemlerinde büyüyüp yetişen Mustafa Kemal Atatürk, yaşadığı tecrübeler ışığında kurtuluşun ancak Türk milli kültürüne yani öze dönüşle mümkün olabileceğini, Türk milli kültürünün geliştirilip onun dünyaya tanıtılması ile muasır medeniyetler seviyesine ulaşılabileceğini savunmuştur. Bu nedenle de hem kurtuluş mücadelesini Türkçülük düşüncesi üzerine dayandırmış, hem de kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni Türk milli kültürü üzerine temellendirmiştir. Bu amaçla Osmanlı Devleti'nin son yıllarında Türk tarihi ve kültürü üzerine yapılan çalışmaları daha sistemli ve organize hale getirerek yapılacak devrimlerin Türk tarihi ve kültürü ile bağdaşmasına özen göstermiş, devrimleri Türk milli kültürüne dayandırmıştır. Bu doktora tezi çalışmasında da Türk milli kültürünün Atatürk devrimleri üzerindeki etkilerine değinilmiş, devrimlerin yalnızca siyasal ve idari alanda olmadığı aynı zamanda bir kültür devrimi olduğu üzerinde durulmuştur.
Türk kültüründe at (İlk Çağ ve Orta Çağ)
Atın ehlileştirilmesi insanlığın kültür geçmişinde son derece önemli bir vakadır. Bundan dolayı farklı toplumlar, kendilerine daha yüksek bir kültür kökeni sağlamak için atı ilk ehlileştiren toplum olduklarını iddia etmişlerdir. Arkeolojik buluntu ve yabancılara ait farklı vesikalardan anlaşıldığı üzere atı ilk ehlileştiren millet, Türklerdir.Türkler, eski devirlerden beri, sosyal yaşamın bir gereği olarak atla özel bir bağ kurmuştur. Bunun sonucunda hayvancılık konusunda uzman olan Türkler, atı yetiştirmede kendilerine has bir sistem geliştirmişlerdir. Diğer taraftan at ile insanoğlu arasındaki ilişkileri iç içe olmuştur. İnsanoğlunun manevi, kültürel unsurları olarak sayılan destanlarda, resimlerde dini ayinlerde, dil ve edebiyatta at yer almıştır. Bunun yanında atın; giyim, yeme-içme, barınma ve ticarî bir mal olarak kullanılması ayrıca konar-göçerlerin hayatında başrol oynaması, zamanla Türkler arasında, atın bir kült olarak yerleşmesini sağlamıştır.Türkler, atın süratli ve hızlı oluşunu keşfetmelerinin ardından, bozkır coğrafyasında binlerce yüzyıl yaşamlarını devam ettiren Çin, Hint, Akdeniz ve Avrupa toplumları gibi yerleşik kültür kavimlerini, hâkimiyetleri altına almışlardır. At üzerinde kurdukları güçlü Türk devletleri, dönemlerine damgasını vurarak çağ açıp çağ kapatmış, tarihin seyrini değiştirmişlerdir.Anahtar Kelimeler: At, Eski Türk Kültürü, Türk Ordusu
Anadolu'da yaygın dua geleneği (Kastamonu örneği)
Selçuklulardan itibaren, ağırlıklı olarak İslam Kültür ve Medeniyeti'nin kanatları altına girmiş Kastamonu, ruh ve mana zenginliğini günümüze kadar yaşatmıştır. Bu çalışmamızda amacımız, Anadolu'da yaygın dua geleneğinin Kastamonu'daki izlerini bulmaya çalışmak, ayrıca bu izler üzerinden hem şehrin manevi/ruhani tarafını öne çıkarmak, hem de Kastamonu'nun, özellikle inanç turizmi açısından tanıtımına katkıda bulunmaktır. Dua, dini tecrübenin tezahürüne en sağlam vasıtadır. Bunun için halkın yaptığı dualar, dini bir fenomen olarak araştırmamıza konu edilmiştir. Bundan dolayı, Anadolu'da yaygın dua geleneğinin izleri ile şehrin manevi zenginliğinin ortaya çıkarılmasında, halkın yapmış olduğu duaların tayin ve tespitinin isabetli olacağı düşünülmüştür. Bu araştırmada, Kastamonu'da halkın yaptığı dualar, bu dualarda ortaya çıkan ortak yönler ile yaş ve eğitim gibi değişkenlerin bu dualardaki etkileri, içerik analizine tabi tutarak incelenmiştir.
Türk kültüründe geleneksel kokular ve kolonya
Koku, nesnelerden yayılan zerrelerin burun içerisine girerek, burada özel sinirlerde uyandırdığı duyudur. Aynı zamanda güzel kokmak için sürülen esans anlamını taşımaktadır. Ateşin keşfiyle başlayan güzel kokulara ulaşma ve güzel kokma arzusu; beraberinde büyük bir koku ticareti başlatmıştır. İlk zamanlarda tanrıları memnun etmek için sunulacak kadar kutsal görülen kokular, zamanla kendi bedenini de hoş kokularla bezemek isteyen insanlarla; gündelik hayatın içine girebilmiş, türlü yeniliklerle günümüze kadar gelmiştir. Bu çalışmada kokunun bu uzun yolculuğu araştırılmış ve Türk kültüründeki yeri irdelenmiştir. Kişisel olarak güzel kokma isteğinin yanı sıra, her toplumun kendine has, kendi kültürünü yaşattığı ve yansıttığı kokuları olmuştur. Özel günlerde, törenlerde ve ritüellerde kendisine yer edinen geleneksel kokular, oluşturduğu aidiyetle, değerli görüldüğü topraklarda varlığını korumuştur. Bu tez çalışmasının bir diğer araştırma alanı Türk kültüründe kendine yer edinen kokulardır. Bu bağlamda yapılan alan araştırmasında Türkiye'nin farklı illerinden, farklı yaşlarda elli kaynak kişiyle görüşülmüş; verilen cevaplardan genellemelere varılmıştır. Koku kullanım kültürünü değerlendirebilmek adına koku satan kişilerle de görüşmeler yapılmıştır. Alan araştırmasında sıklıkla karşılaşılan koku türünün kolonya olmasından; bu kokunun gelenekselleşmiş bir koku olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte kolonyanın güzel kokusu haricinde diğer kullanım alanları değerlendirilmiş; kolonyanın işlevleri belirlenmiştir.
Derleme Sözlüğü'ndeki düğün âdetleri, gelenekleri ve eğlenceleri ile ilgili adlandırmalar
Türk milleti geçmişten günümüze kadar geleneklerine ve adetlerine bağlı bir hayat sürmüştür. Bazı günlere özellikle ehemmiyet göstermiş, diğer günlerden farklı olarak kutlamıştır. Bunlardan biri evlenme düğündür. Düğünler, içinde pek çok ritüeli, geleneği, göreneği, adeti barındıran kültür aktarımı açısından önemli bir uygulamadır. Günümüzde bu uygulamalar her ne kadar devam etse de değişen dünyadan, bu gelenek de payını almıştır. Ülkemiz, aynı adetin farklı uygulama alanları bulduğu zengin bir coğrafyadır. Yaşanılan coğrafya, çevre, inancımız, göreneklerimiz düğünde gerçekleştirdiğimiz ritüellere şekil vermiştir. Çalışmada ağız araştırmaları konusunda yapılmış en büyük çalışmalardan biri olan Derleme Sözlüğü'ndeki düğün adetleri, gelenekleri ve eğlenceleri ile ilgili adlandırmalar tespit edilmiştir. Tespit edilen adlandırmalar değerlendirilerek kendi içerisinde sınıflamaya tabi tutulmuştur. Bu çalışma, halk ağzında kullanılan düğün âdetleri, gelenekleri ve eğlenceleri ile ilgili adlandırmaları açıklamayı amaçlamaktadır.
Halkevlerinde yayın ve kütüphanecilik faaliyetleri (1932-1951)
Bu tezde Halkevlerinin, kuruluşundan kapandığı 1951 yılına kadar geçen sürede, yayın ve kütüphanecilik alanında ne gibi faaliyetlerde bulundukları, Türk yayın hayatına ve kütüphaneciliğine Halkevi dergi ve kütüphanelerinin katkıları üzerine değerlendirmede bulunulmuştur. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları, Kurtuluş Savaşı ile ulusal egemenlik ve tam bağımsızlığın hedeflendiği, halkçı bir karakter taşıyan özgün bir hareket gerçekleştirmişlerdir. Savaş sonrası gerçekleştirilen inkılapların halka benimsetilmesi ve yayılması amacıyla da halkçı bir yöntem belirlenmiştir. Halkevleri bu anlayışın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Halkevleri, 19 Şubat 1932'den 1951'e kadar 19 yıl süresince halkçılık konusu ile alakalı olarak gerçekleştirilen atılım çok hızlı gelişmiştir. Bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından, Türk kültür ve aydınlanma karakterinin bir kurumu olmuştur. Halkevleri dönemin zor şartlarına rağmen yayın ve kütüphanecilik alanında hizmetler vererek Türk kültürüne büyük katkılar sağlamıştır. Yayınla ilgili faaliyetlerinde Halkevleri dergileri öne çıkmaktadır. Halkevleri dergileri inkılapların benimsenmesine, yayınlandığı yörenin tarih, kültür, edebiyat, tarım ve folklorunun gelişmesine katkıda bulunmuştur. Halkevi kütüphaneleri, sorumluluk sahibi ve bilgili bir okuyucu topluluğu yetiştirmeyi hedeflemiş ve bunda da başarılı olmuşlardır. Kütüphaneler öğrencilerin dersleri için danışma kaynakları buldukları, halkın okuma alışkanlığı kazandığı ve boş zamanlarında ders çalışıp kitap okudukları mekânlar olmuşlardır.
Türk halk edebiyatında siyaset
Halk edebiyatı, milletin sahip olduğu birikimini, karakterini ortaya koyan ve geleceğini inşa etmesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Bu bakımdan halk edebiyatı, milletin aslî karakterini teşkil etmektedir. Yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenen, belirli kuralları olan, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar ulaşan değerlerin oluşturduğu Türk halk edebiyatı; her dönem, hem yazılı hem de sözlü gelenekte yaşatılmaktadır. Türk halk edebiyatı ürünlerinin özünde bağlı bulunduğu kültüre ait örnek değerler ve ahlak anlayışı yatmaktadır. Bu anlayış içerisinde din, gelenek ve güncel yaşam gibi unsurların yanında siyaset konusu da önemli bir yer tutmaktadır. Yaklaşık 4000 yıllık bir geçmişe sahip olan Türkler, tarih sahnesine adım attıkları günden bu yana dünyanın dört bir tarafına dağılarak çeşitli isimler altında birçok devlet kurmuşlar ve büyük Türk uygarlığının sosyal yönünü oluşturdukları gibi siyasal yönünü de oluşturmuşlardır. Dolayısıyla Türklerin kurdukları bu devletlerin temelini teşkil eden siyaset anlayışının da çok eski ve köklü bir geçmişi vardır. Asırlar öncesinden günümüze kadar her dönemde önem arz eden siyaset olgusu ve bu olguya bağlı çeşitli disiplinler, Türk halk edebiyatı ürünlerinde oldukça geniş bir şekilde yer almaktadır. Türk Halk Edebiyatında Siyaset adlı bu çalışmanın konusunu, Türk halk edebiyatının geniş kültür havzası içerisinde önemli yer tutan ilk dönem yazılı eserlerinde, halk edebiyatının farklı türlerinden örneklerde ve âşık edebiyatı ürünlerinde siyaset bilimini meydana getiren çeşitli dinamiklere bağlı olarak belirlenen konuların nasıl yansıdığı oluşturmaktadır. Bu bağlamda birbirinden oldukça farklı disiplinler gibi görünen edebiyatın ve siyasetin, esasen Türk kültüründe oldukça bütünleşik bir durumda olduğu anlaşılmaktadır.
Samsunlu Aşık Yavuz hayatı, sanatı ve şiirleri
Türk milleti, tarihî süreç içerisinde zengin bir kültür mirasına sahip olmuş ve bunu nesiller boyunca yaşatmıştır. Âşıklık geleneği de köklü bir kültürün üretim sürecine bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Kökleri Orta Asya'ya dayanan geleneğin geçmişten günümüze farklı aşamalardan geçtiği görülmektedir. Orta Asya'da kam ve baksı geleneğiyle başlayıp ozanlıkla devam eden gelenek, âşıklıkla son halini almıştır. Âşık edebiyatı raks eşliğinde dans eden ozanlık ile dinî-mistik birlik arayan derviş geleneğinden ayrı, yepyeni bir sentez ürünü olarak ortaya çıkmış ve bugünkü halini almıştır. Âşık edebiyatı, Anadolu'da 16. yüzyıldan itibaren gelişimini takip edebildiğimiz bir dönemdir. Kültür varlığımızın önemli bir bölümünü oluşturan âşıklık geleneği, günümüzde Kars, Erzurum, Erzincan, Sivas, Tokat, Malatya, Adana, Mersin vb. gibi illerimizde canlılığını devam ettirmektedir. Samsun'da köklü bir âşıklık geleneğinin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak Samsun'da da azımsanmayacak kadar bu geleneği günümüzde yaşatmaya çalışan âşıklarımız bulunmaktadır. Âşık Yavuz, Samsun'da âşıklık geleneğinin yaşatılması açısından önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Âşık Yavuz'un hayatı, sanatı ve şiirlerinin tanıtıldığı çalışmada, onun âşıklık geleneği içerisindeki yeri de değerlendirilmiştir. Rüyasında pir tarafından bir içecek (bâde) içirildikten sonra daha çok şiir yazıp, saz çalmaya başlayan, mahlas kullanan, dedim-dedi ve leb-değmez tarzlarında şiirler söyleyen Âşık Yavuz, geleneğin önemli bir temsilcisidir. Âşıklık geleneğini her yönüyle sürdüren âşığın şiirleri, Yunus Emre'nin şiirlerini anımsatmakta olup topluma hikmetli sözlerle mesajlarını iletmektedir. Bu anlamda Âşık Yavuz, Samsun'da âşıklık geleneğini yaşatmaya çalışmaktadır.