Hearing
131 theses under this subject heading
Çok ileri dereceli işitme kayıplı çocuğu olan işiten bir annenin etkileşim davranışlarının aile eğitimi bağlamında incelenmesi
Bir eylem araştırması olan bu araştırmanın amacı, çok ileri dereceli işitme kayıplı bir çocuğun annesinin etkileşim davranışlarının aile eğitimi bağlamında incelenmesidir. Araştırmanın katılımcıları çok ileri dereceli işitme kayıplı bir çocuk, onun annesi ve aile eğitimlerini yürüten öğretmen/araştırmacıdan oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, aile eğitimleri bağlamında anne-çocuk etkileşimlerinin videoteyp kayıtları, anneyle yapılan görüşmeler, izleme toplantıları ile geçerlik güvenirlik toplantıları ses kayıtları ve araştırmacı günlükleri yoluyla öğretmen/araştırmacı tarafından toplanmıştır. Toplamda sekiz aile eğitimi yapılmıştır ve annenin etkileşim davranışlarını incelemek amacıyla anne-çocuk etkileşimine ayrılan on dakikalık bölümlere tümevarım analizi uygulanmıştır. Annenin etkileşim davranışlarında değişikliklerin incelenmesi amacıyla da, ikinci, dördüncü, altıncı ve sekizinci aile eğitimlerinde anne-çocuk etkileşimi bölümlerinin temsili videoteyp kaydı olmasına karar verilmiştir. İşitme kayıplı çocukların eğitimi ve araştırmaları alanında çalışan aile eğitimi uzmanı ile eylem araştırmaları uzmanı, bu araştırmanın geçerliliğini sağlamışlardır. Aile eğitimlerinin uygulanmasında hazırlık ve uygulama aşamaları, annenin etkileşim davranışlarında ve uygulamada görülen problemlerin çözümü aşamaları aile eğitimi uzmanı tarafından izlenmiş ve uygulamaya yönelik çözüm önerileri geliştirilmiştir. Aile eğitimi uzmanının değerlendirmeleri ve geçerlik güvenirlik toplantıları sonucunda eylem planları ortaya çıkmıştır. Öğretmen/araştırmacı bir sonraki aile eğitimini bu eylem planına göre planlamış ve uygulamasını yapmıştır. Bu döngü sonucunda ortaya çıkan veriler yine bu döngü çerçevesinde eleştirel bir şekilde yorumlanmıştır. Aile eğitimi uygulamalarında oluşturulan ortam ve uygulama biçimi kuramsal çerçevesini sosyal etkileşim ve sosyo-kültürel tarihsel gelişim kuramlarından almaktadır. Bu sebeple, aile eğitimi uygulamaları da yine aynı kuramlardan beslenen doğal/işitsel sözel yaklaşım ve aile merkezli yaklaşım ilkeleri çerçevesinde yürütülmüştür. Sistematik ve döngüsel olarak, annenin etkileşim davranışlarının incelendiği bu eylem araştırmasında yürütülen aile eğitimleriyle birlikte annenin etkileşim davranışlarında olumlu gelişmeler meydana gelmiştir. Annenin işitme kayıplı çocuğuyla olan etkileşiminde, etkileşimi olumsuz etkileyen davranışlarının azaldığı, etkileşimi destekleyen davranışlarının arttığı görülmüştür. Aile eğitimi bağlamında gerçekleştirilen bu araştırmanın, anne-çocuk etkileşimi ve aile eğitimiyle ilgili ulusal ve uluslararası alan yazına katkıları olacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda, Türkiye'de işitme kayıplı çocukların aile eğitimleri uygulaması alanında çalışan uygulamacı ve araştırmacılara yararlı olabilir. Anahtar sözcükler: İşitme kayıplı çocuklar, anne-çocuk etkileşimi, aile eğitimi, erken müdahale
Normal işiten ve koklear implantlı bireylerin konuşmalarındaki bürünsel özelliklerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Bu araştırmanın amacı normal işiten ve koklear implantlı bireylerin konuşmalarındaki bürünsel özelliklerin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla öğrencilerin odak oluşturmada kullandıkları süre, f0, şiddet parametreleri karşılaştırılmalı olarak incelenmiştir. Araştırmaya 8 koklear implant kullanan ve 6 normal işiten üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırma sonucunda dar odak olan sözcüklerin ortalama süresinin ve şiddetinin odak olmayan eşine göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dar odak olan sözcüklerin f0 standart sapmasının ve f0 ranjının odak olmayan sözcüklere göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Koklear implantlı öğrencilerin, sözcük üretimlerinde f0 standart sapmanın ve f0 ranjının normal işitenlere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Koklear implant kullanan öğrencilerin sözcük üretim süresinin normal işitenlere kıyasla daha uzun olduğu bulunmuştur. Araştırmanın sonuçları koklear implant kullanan katılımcıların dar odak üretiminde süre parametresini başlıca parametre olarak kullandıklarını göstermektedir. Bir diğer göze çarpan bulgu da koklear implantlı öğrencilerin f0 standart sapmasının ve f0 ranjının normal işitenlere göre yüksek olmasıdır. Anahtar Sözcükler: Koklear implant, bürünsel, dar odak
Konjenital işitme kayıplarında genetik tarama
Bu çalışma nonsendromik kalıtsal işitme kaybı olan hastalarda işitme kaybına en sık neden olan Cx26 ve Cx30 proteinlerini kodlayan genlerde genetik mutasyon olup olmadığını saptamak amacıyla yapılmıştır.Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda teşhis edilip Halil Avcı İşitme Engelliler Merkezi'nde eğitim alan konjenital, nonsendromik bilateral çok ileri derecede sensörinöral işitme kaybı olan 65 hasta seçildi.Çalışmaya dahil edilen hastalardan 37'sinin (%56,9) anne ve babası arasında akraba evliliği, 27'sinde ( %41,5) ise ailede işitme kaybı bulunan birey olduğu saptandı.Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen laboratuar çalışmasında mutasyonların değerlendirmesinde Pronto ® Konnexin kiti kullanılarak ELİSA prosedürü ile genotiplendirme yapıldı.Çalışma sonucunda toplam 65 hastada yapılan genetik taramada 11 hastada( %16,9) Cx26 geninde en sık rastlanan mutasyon olan 35 delG mutasyonu saptandı. Saptanan mutasyonların 9 tanesinin homozigot (%13,8), 2 tanesinin heterozigot (%3,07) mutasyonlar olduğu tespit edildi.Çalışmamızda Cx26 geninde görülebilen bir diğer mutasyon olan 167delT ve Cx30 geninde en sık görülen mutasyon olan del(GJB6-D13S1830) mutasyonuna rastlanmadı.Sonuç olarak konjenital nonsendromik işitme kayıplarında en sık görülen mutasyonun Cx26 geninde görülen 35delG mutasyonu olduğu saptanmıştır. Bu çalışma Çukurova Bölgesi'ne ait mutasyon oranlarını göstermektedir. İşitme kayıplı ailelerde yapılacak genetik değerlendirme ile gelecek nesillere işitme kaybının aktarılma riski konusunda genetik danışmanlık yapılması mümkün olacak, işitme kayıplı bireylerin erken saptanması ile daha başarılı tedavi şansı doğacaktır.Anahtar sözcükler: Konjenital işitme kaybı, konneksin 26, 35 delG
Risk faktörü taşıyan yenidoğanlarda otoakustik emisyon, işitsel beyin sapı davranım odyometrisi (Tarama ve diagnostik) bulguları
Erken bebeklik döneminde normal işitmeye sahip olmak, konuşma ve lisan gelişiminin yanı sıra sosyal, duygusal ve zihinsel gelişim açısından da oldukça önem taşımaktadır. Çalışmamızda; işitme kaybı açısından risk faktörlerini taşıyan yenidoğanlarda uyarılmış otoakustik emisyon testi (TEOAE), işitsel beyin sapı davranım odyometrisi (ABR), (tarama ve diagnostik) ile yapılan işitme taramasının sonuçları sunulmuştur.Yenidoğan işitme taraması kapsamında odyoloji ünitesinde Ocak 2009 ? Mart- 2010 yılları arasında toplam 940 bebek işitme taramasından geçirilmiştir. Çalışmamızda, işitme kaybı açısından risk faktörleri taşıyan 207 yenidoğan seçilmiştir. Yenidoğan işitme taraması protokolüne göre çalışmamızda, bu 207 bebeğe işitme fonksiyonlarını değerlendirmek için TEOAE, tarama ABR ve diagnostik ABR uygulanmıştır. Yüksek risk grubundaki 207 yenidoğan, Joint Comittee on Infant Hearing (JCIH) - 2007'de belirtilen yüksek risk kriterleri dikkate alınarak seçilmiştir.207 yenidoğana birinci basamak taramada; TEOAE+ tarama ABR, ikinci basamakta ise diagnostik ABR uygulanmıştır. Yapılan birinci basamak tarama sonuçlarına göre bilateral her iki testende `kalan' , 39 yenidoğana diagnostik ABR yapılmıştır.Yüksek risk grubundaki bu 39 yenidoğana işitme fonksiyonlarını değerlendirmek için yapılan TEOAE, tarama ABR ve diagnostik ABR sonucunda; 23 bebek normal işitmeli,16 yenidoğan işitme kayıplı (%7.73) olarak bulunmuştur. İşitme kaybı tespit edilen hastalara işitme cihazı verilerek takibe alınmıştır.İşitme kaybı açısından yüksek risk faktörlerinin iyi bilinmesi ve bu riskleri taşıyan infantlara işitme taraması uygulanması, işitme kaybı olan çocuğun erken tanısında ve rehabilitasyonunda çok önemlidir.Bu nedenle de doğum kliniklerinde ve yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde görevli personelin bu konuda bilgilendirilmesi ve duyarlı olması büyük önem taşımaktadır. Bu bölümlerde sorumlu olan personelle, kulak burun boğaz ve odyoloji ünitesi sıkı bir işbirliği içinde çalışması zorunludur.Anahtar kelimeler: : Yenidoğan işitme taraması, Otoakustik emisyon, Tarama işitsel beyinsapı cevabı, Diagnostik ABR
İşitmesi normal olan tinnituslu hastalarda otoakustik emisyon sonuçlarının değerlendirilmesi
İşitmesi normal olan tinnituslu hastalardaki koklear mekanik aktiviteyi araştırmak amacı ile prospektif yöntem uygulanarak DPOAE (distortion product otoacoustic emission) ve TEOAE (transient evoked otoacoustic emission) testleri uygulandı.Bu çalışmada prospektif olarak normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerle normal işitmeye sahip ve tinnitusu olmayan bireylerin otoakustik emisyon cevapları arasında bir fark olup olmadığının değerlendirerek otoakustik emisyon testinin tinnitustaki tanısal değerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Ünitesinde 35 (24 hasta, 11 kontrol) kişinin dahil edildiği iki grup üzerinde yapılmıştır. Tüm hastalardan ayrıntılı anamnez alınarak, ayrıntılı kulak burun boğaz muayenesi ile saf ses odyometrisi, yüksek frekans odyometri, konuşma odyometrisi, timpanometri ve akustik refleks, TEOAE, DPOAE testlerini içeren odyolojik değerlendirme yapıldı. Tinnituslu grupta DPOAE amplitüdlerini kontrol grubuna göre 1001, 1501, 3003, 6006, 7996 Hz'de önemli derecede düşük bulundu. Ayrıca tinnituslu grupta kontrol grubuna göre TEOAE amplitüdlerinin de 1000, 1400, 2000, 2800, 4000 Hz frekanslarında düşük olduğu bulundu. Yüksek frekans odyometride; 10 ve 16 kHz'de işitme eşikleri tinnituslu grupta kontrol grubuna göre daha yüksek elde edilmiştir. Saf ses odyometrisinde tinnitusu olan bireylerde işitmesi normal sınırlarda olsa dahi koklear mekanik aktivitede bozulma olabileceği sonucuna varılmıştır. TEOAE ve DPOAE testleri tinnituslu hastaların objektif değerlendirmesinde kullanılabilir testlerdir.Anahtar kelimeler:Tinnitus, Otoakustik emisyon, DPOAE, TEOAE
Tone burst uyarılı işitsel beyinsapı yanıtları ve klinik uygulamalar
İşitsel fonksiyonların değerlendirilmesinde en etkili ölçüm metodu, davranış odyometrisidir. Ancak subjektif bir değerlendirme olması nedeniyle simülasyon yapan hastalarda, mental retarde kişilerde, komadaki hastalarda, bebek ve küçük çocuklarda yetersiz kalmakta ve bu tür hastalarda işitme ölçüm metodu olarak kullanılamamaktadır. Bu nedenle bu tür hastalarda işitmenin değerlendirilmesi için, objektif elektrofizyolojik test yöntemleri geliştirilmiştir.İşitsel beyinsapı?yanıtları (ABR) , işitmenin objektif değerlendirilmesinde önemli bir elektrofizyolojik gereçtir. ABR ölçümlerinde, uyaran tipi olarak Klik, Tone Burst uyaranlar kullanılmaktadır. Klik uyaran ile elde edilen ABR yanıtlarının yüksek frekanslardaki işitme eşikleri hakkında bilgi verdiği, ama alçak frekans işitme eşikleri hakkında yeterli bilgi vermediği belirlenmiştir. Tone Burst uyaran ise frekansa spesifiktir ve uyaran olarak kullanılan frekanslarda işitmenin değerlendirilmesi ile ilgili ön bilgi verir.Bu çalışmanın amacı, Tone Burst uyarılı ABR yanıtlarından elde edilen V. dalga eşikleri ile saf-ses odyometri uygulanarak elde edilen eşikler arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak incelenmesi, anlamlı bir ilişki mevcut ise bu veriler doğrultusunda referans eşikler belirlenmesidir. Bu nedenle merkezimize işitsel değerlendirme için başvuran hastaların, yaş ve cinsiyet farklılığı dikkate alınarak 40 normal ve 20 işitme kayıplı olan 60 kulaktan oluşan örnek grup oluşturulmuş, bu gruplara Saf Ses Odyometri ve Tone Burst uyarılı ABR testleri uygulanmış, 500, 2000 ve 4000 Hz frekanslarında hem Saf Ses işitme eşikleri, hemde Tone Burst ABR V.dalga eşikleri incelenmiştir. Normal işiten hastaların Tone Burst ABR ve Saf Ses Odyometri eşikleri arasındaki fark, 500 Hz için 20.0 dB, 2000 Hz için 8.0 dB ve 4000 Hz için 6.0 dB olarak bulunmuştur. Bu eşik farkları, işitme kayıplı hastalar için ise 500 Hz için 16.0 dB, 2000 Hz için 6.0 dB ve 4000 Hz için 4.0 dB olarak daha düşük bulunmuştur.Yaş ve cinsiyet gözetilerek yapılan ölçümlerden elde edilen bulgulara göre normal işiten erkek ve kadın hastaların latans sürelerinin arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır.Normal işiten hastaları yaşlarına göre 20-30 yaş ve 30-40 yaş olmak üzere iki gruba ayırıp Tone Burst ABR uygulandığında 20-30 yaş ve 30-40 yaş arasında Tone Burst ABR latans farklılıklarının istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır.Tone Burst ABR ve Saf Ses işitme eşikleri arasındaki farkın, uyaran frekansının artmasına bağlı olarak azaldığı görülmüştür.Elde edilen bu verilerin, literatür ile uyumlu olduğu görülmüştür.
Kemiğe implante işitme cihazı kullanan hastalarda yaşam kalitesi ve işitme sonuçlarımız
ÖZET Kemiğe İmplante İşitme Cihazı Kullanan Hastalarda Yaşam Kalitesi ve İşitme Sonuçlarımız Amaç: İletim tipi işitme kaybı hem erişkin, hem de pediatrik hasta grubunda yaşam kalitesini önemli ölçüde düşüren ve sık görülen bir problemdir. Bu hastaların işitme rehabilitasyonunda konvansiyonel işitme cihazları, orta kulak operasyonları ve kemiğe implante işitme cihazları (KİİC) gibi yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, uzun yıllardır güvenli ve etkin bir şekilde yapılan kemiğe implante işitme cihazı ve softbandın yaşam kalitesi üzerine etkisi, odyolojik sonuçları, oluşan komplikasyonların sıklığı, türleri ve bu komplikasyonlara yaklaşım yöntemlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Çukurova Üniversitesi, Kulak-Burun-Boğaz Anabilim Dalı bünyesinde Ocak 2005 ve Eylül 2013 arasında iletim veya miks tip işitme kaybı sebebiyle KİİC tatbik edilen veya softband cihaz kullanan hastalar araştırmaya alındı. Çalışmada herhangi bir çıkarma kriteri kullanılmadı. Hastaların odyolojik sonuçları KİİC ve softband uygulamasından önce saf ses odyometri ile sonrasında ise serbest alan odyometri ile belirlendi. Hastaların fonksiyonel kazançları cihaz öncesi hava yolu işitme eşiklerinden, cihazlı işitme eşiklerinin çıkarılması ile hesaplandı. Hasta memnuniyetini ölçmek amacıyla Uluslararası İşitme Cihazları Değerlendirme Envanteri Türkçe Versiyonu (IOI-HA-TR) ve Glasgow Erişkin ve Çocuk Değerlendirme Testleri (GDT) yapılıp, sonuçları istatistiksel olarak değerlendirildi. Bulgular: Toplam hasta sayısı 34 olarak saptandı. Bu hastaların 23 tanesinde KİİC tatbiki yapılırken, kalan 11 hastada softband cihaz kullanıldı. Kemiğe implante işitme cihazı kullanan hastaların fonksiyonel kazançları 500 Hz'de 31,3 dB, 1000 Hz'de 45,5 dB, 2000 Hz'de 44,5 dB, 4000 Hz'de preop 44,3 dB olarak bulunmuştur. KİİC kullanan erişkin hastaların GDT skorları toplamda 27,6 olarak bulundu. GDT alt ölçeklerinden genel sağlıkta 35,8, sosyal sağlıkta 39,8, fiziksel sağlıkta 34,2 sonuçları elde edildi. Pediatrik grupta ise toplamda 41,6, alt ölçeklerden emosyonel alt ölçekte 51,4, sosyal alt ölçekte 30,0, eğitsel alt ölçekte 47,1, vital alt ölçekte 32,0 sonuçları elde edildi. IOI-HA-TR skorları ise KİİC kullanan hastalarda 25,22, softband kullananlarda ise 26,45 olarak bulundu. Komplikasyon olarak, KİİC kullanan 2 hastada (% 8,7) osseointegrasyon problemi görülürken, 11 hastada (% 47,8) hafif-orta derecede cilt reaksiyonları gözlendi. Sonuç: Kemiğe implante işitme cihazı, iletim tipi işitme kaybında düşük komplikasyon oranları ile güvenilir ve etkin bir terapi yöntemidir. Odyolojik başarısı yanında, yaşam kalitesine de olumlu katkısı mevcuttur. Cihazların tam etkinliklerinin anlaşılabilmesi amacıyla daha uzun süreli ve daha geniş hasta içeren çalışmalara da ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: İşitme Cihazı; Softband; Osseointegrasyon; Yaşam Kalitesi
Fare kohlear çekirdek nöronlarında ERG kanallarının elektrofizyolojik olarak incelenmesi
ERG (Ether a go go ilişkili gen) kanalları (Kv 11); voltaj bağımlı potasyum kanal ailesine ait olan, kendi içerisinde ERG1 (Kv11.1), ERG2 (Kv11.2) ve ERG3 (Kv11.3) olmak üzere üç alt tipi bulunan bir iyon kanal grubudur. ERG kanallarının işitme yolağının ilk çekirdeği olan kohlear çekirdek nöronlarında nasıl bir farmakolojik ve biyofiziksel özelliklere ve fonksiyona sahip olduğu bilinmemektedir. Bu nedenle ventral kohlear çekirdek (VKÇ) nöronlarından yıldız tipi (stellate), ahtapot tipi (octopus) ve çalı tipi (bushy) hücrelerinde ERG kanallarının biyofiziksel ve elektrofizyolojik özellikleri ile fonksiyonel rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma için 14-17 gün yaşta toplamda 70 adet fare kullanıldı. Kohlear çekirdekten kesitler alınarak ERG kanallarının elektrofizyolojik karakterizasyonu yama kenetleme (patch clamp) tekniği kullanılarak yapıldı. Akım kenetleme çalışmalarında, ERG kanal blokörleri olan terfenadin (10 µM) ve E-4031 (10 µM) uygulaması her üç hücre grubunda input direncini arttırmıştır (p<0,05). Yıldız tipi nöronlarda spontan aktiviteyi ve kare dalga akımına yanıt olarak oluşan aksiyon potansiyeli (AP) frekansının arttırdığı gözlendi (p<0,05). Her üç hücre grubunda da uyarılabilme eşik değerini düşürdüğü tespit edildi (p<0,05). Voltaj kenetleme çalışmalarında ERG kuyruk akımının kararlı durum aktivasyon eğrisi çizilerek, kanalların yarı aktivasyon voltaj değeri (V0,5) ve eğrinin eğim derecesi (k faktör) bulundu. Bu değerler her üç hücre tipi için ortalama olarak yaklaşık -50 mV ve 7 mV olarak hesaplanmıştır. İnaktivasyon eğrisinden belirlenen V0,5, -70 ila -78 mV arasında ve k faktör ise 7-10 mV arasında bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler, ERG kanallarının yıldız tipi nöronda AP frekansına, yine her üç hücre tipinde de uyarılabilirlik eşik değerine ve istirahat zar potansiyelinin oluşmasına katkıda bulunduğunu göstermektedir.
İşitme rekonstrüksiyonu'nda glass ionomer cement kullanımının fonksiyonel sonuçları
Amaç: Çalışmamızda işitme rekonstrüksiyonu'nda glass ionomer cement (GIC) kullanılan hastalardaki fonksiyonel sonuçların değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve method: Çalışmamıza geriye dönük olarak iletim tipi ve mixt tip işitme kaybı nedeniyle 01.01.2009 ile 31.12.2013 tarihleri arasında başvuran hastalar dahil edildi. Standart hasta veri giriş formu oluşturuldu. Hastaların dosyaları, ameliyat notları ve odyolojik tetkik sonuçları incelendi. Hastaların yaş, cinsiyet, preoperatif muayene bulguları, preoperatif odyolojik tetkik değerleri, orta kulak risk indeksi skoru, ameliyat tipi, greft tipi, glass ionomer cementi uygulanan yer, postoperatif muayene bulguları, postoperatif odyolojik tetkik değerleri, takip süresi elde edilerek istatistiksel analizi yapıldı. Hava kemik aralığı (HKA) değerleri 20 dB'den küçük olan vakalar fonksiyonel olarak başarılı kabul edildi. Bulgular: Çalışmamıza alınan toplam 45 hastanın ortalama yaşının 28,7 ± 13,1 yıl olduğu, çoğunluğunun kadın (% 62,2) cinsiyette olduğu, en sık timpanoplasti (% 66,7) ile kapalı teknik timpanomastoidektomi (% 31,1) operasyonları yapıldığı, glass ionomer cementin en sık inkus - stapes arasına (% 82,2) uygulandığı, en sık temporal adele fasya grefti (%68,9) kullanıldığı belirlendi. Ortalama postoperatif HKA değerlerinin 500, 1000, 2000, 4000 frekanslarda preoperatif döneme göre istatistiksel olarak anlamlı (p < 0,05) derecede iyileşme gösterdiği gözlendi. Preoperatif HKA değeri ortalaması 33,1 ± 8,8 iken, postoperatif HKA değeri ortalaması 24,8 ± 9,8 idi. Ancak hastaların sadece % 31,1'inde 20 dB altı postoperatif hava kemik aralığı değerleri olduğu saptandı. Çalışmamıza alınan hastaların ortalama takip süresinin 8,5 ± 8,8 ay (3-36 ay aralığında) olduğu ve % 46,7 hastanın takip süresinin 3-6 ay arasında olduğu belirlendi. Sonuç: GIC ile osiküloplastide istatistiksel olarak anlamlı düzelme elde edilebilir. Endikasyonların sınırlandırılması ve uzun takip süresi bu maddenin etkinliğini belirlemek için gereklidir.
İç kulak anomalisi olan koklear implant kullanıcılarında koklear implant sonuçları
Amaç: Bu çalışma, bilateral total işitme kaybı nedeniyle koklear implantasyon uygulanan iç kulak anomalili hastaların operasyon bulguları, operasyon sonrası takipleri ve işitsel performanslarını analiz etmek amacıyla yapıldı. Gereç ve yöntem: Materyal Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda koklear implantasyon operasyonu uygulanan, konjenital işitme kayıplı, radyolojik olarak görüntüleme yöntemlerinde iç kulak anomalisi saptanan 55 hasta değerlendirildi. Hastaların 2 si ortak kavite, 6'sı inkomplet partisyon tip I, 2'si koklear hipoplazi, 12'si inkomplet partisyon tip II, 26'sı geniş vestibüler akuadukt, 7'si semisirküler kanal aplazisi olan hastalardı. Hastaların intraoperatif bulguları, postoperatif komplikasyonları ve işitsel algı performansları değerlendirildi. Ayrıca bu kriterlere uyan, operasyon sonrası en az 12 ay eğitimine devam eden 30 hastanın işitsel performansları analiz edildi. Bu hastalar koklear anomalisi olan (grup I) ve vestibüler anomalisi olan (grup II) hastalar olarak 2 gruba ayrıldı. Anomalisi olmayan kontrol grubu (grup III) ile kıyaslandı. Performansların değerlendirilmesinde dinlemenin gelişim profili ve anlamlı işitsel deneyim skalası testleri kullanıldı. Bulgular: İç kulak anomalisi olan hastaların işitsel algı testleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, hastaların dinlemenin gelişim profili testinde, grup I hastalarının işitsel performanslarının, grup II ve grup III' e göre ilk ayarlama, 1.ay, 3.ay, 6.aylarda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da (p>0.05) daha yavaş seyirli olduğu, 12. ve 18. aylarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğu (p<0.05) ve grup II ve grup III hastalarını 24. Ay içerisinde yakaladığı görüldü. Grup II ve grup III hastaların ise LIP test performanslarında anlamlı bir farklılık olmadığı gözlendi (p>0.05). Hastaların anlamlı işitsel deneyim skalası test performanslarında, her 3 grubun da performans gelişim eğrilerinin sürekli yükselen tipte olduğu görüldü. Grup II ve grup III performansının anlamlı bir farklılık göstermediği görüldü. Grup I de ise, 3.ay, 6.ay, 12.ay, 18.ayda istatistiksel olarak anlamlı olmasa da daha yavaş seyirli olduğu (p>0.05), 24.ay ve 36.ay da ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu görüldü (p <0.05). Çalışmaya dahil edilen hastaların 3'ünde kokleostomi esnasında yüksek basınçlı perilenf sızıntısı (gusher) gözlendi. Bu hastaların hepsi inkomplet partisyon tip I anomalisi olan hastalardı. Inkomplet partisyon tip II anomalisi olan hastaların %50'sinde düşük basınçlı perilenf sızıntısı (oozing) gözlendi. Geniş vestibüler akuaduktu olan hastaların hiçbirinde gusher gözlenmezken, %39'unda oozing gözlendi. 55 hastanın 4' ünde (%7) fasiyal sinir anomalisi gözlendi. Bu hastaların 2'si ortak kavite anomalisi, 2'si IP-I anomalisi olan hastalardı. Çalışmaya dahil edilen 55 hastanın 6'sında (%11) operasyon sonrası menenjit gözlendi (ortak kavite anomalisi olan 1 hasta, inkomplet partisyon tip I anomalisi olan 2 hasta, inkomplet partisyon tip II anomalisi olan 2 hasta, semisirküler kanal aplazisi olan 1 hasta). Hastaların hiçbirinde operasyon öncesi menenjit öyküsü yoktu. Sonuç: İç kulak anomalisi olan hastalarda koklear implantasyonun işitsel sonuçları, iç kulak anomalisi olmayan koklear implantlı hastaları geç de olsa yakalayabilmektedir. Ancak iç kulak anomalisi olmayan koklear implantasyon olgularına göre fasiyal sinir anomalilerinin ve menenjit riskinin daha yüksek olduğu bilinmelidir. Bu konuda hasta yakınları iyi bilgilendirilmeli, preoperatif dönemde görüntüleme yöntemleri detaylı incelenmeli, menenjit gibi postoperatif dönemde hayati bir komplikasyonu engellemek için rinore takibi daha yakından yapılmalıdır.
Koklear implant cerrahisinde reimplantasyon neden ve sonuçlarımız
Amaç: Bu çalışma reimplantasyon cerrahisi yapılan hastaların reimplantasyon yapılma nedenlerini, reimplantasyon cerrahisi sırasındaki cerrahi bulguları ve reimplantasyon cerrahisi sonrası işitsel performansları analiz etmek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hasta çalışmaya .Reimplantasyon cerrahisi nedenlerine göre sınıflandırıldı. Reimplant cerrahisi nedenleri etkileyebilecek durumlar ve ilk koklear implant ve reimplantasyon cerrahisi arasındaki zaman ve reimplantasyon esnasındaki cerrahi bulgular ve reimplantasyon cerrahisi sonrası işitsel performanslar incelendi. Bulgular: İlk koklear implant cerrahisi bizim kliniğimizde yapılan 1051 hastanın 34 'üne (%3,1) reimplantasyon cerrahisi yapıldı. Ek olarak ilk koklear implant cerrahileri başka kliniklerde yapılan 5 hasta da çalışmaya dahil edildi. Reimplant cerrahisi kliniğimizde deneyimli hekimler tarafından yapıldı. Reimplantasyon cerrahisi için gereken ortalama zaman 4,1 (0-13) yıl idi. Kliniğimizde reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hastanın reimplantasyon nedenleri incelendiğinde ; 23 hastaya ''hard failure'' (%58,9), 8 hastaya ''soft failure'' (%20,5), 4 (%10,3) hastaya flep enfeksiyonu, 1 (%2,6) hastaya kolestatoma, 3 (%7,7) hastaya yanlış yerleştirme-yerinden çıkma nedeniyle koklear reimplantasyon yapılmıştır. Reimplantasyon cerrahisi yapılan 39 hastanın 10'unun reimplantasyon cerrahisinde kokleostomi ve elektrot etrafında ossifiye dokular saptanarak 4 hastanın kokleostomi loju genişletilmesine rağmen tüm elektrotlar başarı ile ilerletildi. Hastaların ilk koklear implant sonrası takiplerinde en yüksek açık uçlu iki heceli kelime testi skorlarından; ortalama fonem 37,53 ( 0-50), ortalama kelime ise 6,86 (0-10) olarak bulundu. Bu hastaların ilk koklear implant sonrası takiplerinde en yüksek Cap skorları ortalaması 5,14 (0-7) olarak bulundu. Hastaların reimplantasyon sonrası takiplerinde en yüksek açık uçlu iki heceli kelime testi skorları değerlendirildiğinde; ortalama fonem 43,76 (0-50) ,ortalama kelime 8,24 (0-10) olarak saptandı. Bu hastaların reimplantasyon sonrası takiplerinde en yüksek Cap skorları ortalaması ise 6,3 (1-7) olarak bulundu. Sonuç: Reimplantasyon cerrahisinin en sık nedeni cihaz hatası ilişkili nedenler olup bu durumun özellikle prelingual dönemdeki çocuklarda erken dönemde tespit edilmesi gerekir. Reimplantasyon cerrahisi ilk koklear implantasyon cerrahisine nazaran zorluklar içermesine rağmen deneyimli hekimlerce yapılması gereken güvenli bir cerrahidir. Reimplantasyon cerrahisi sonrası zayıf işitsel performans gösteren hastaların sıklıkla eşlik eden nöropsikiyatrik rahatsızlıkları olup bu rahatsızlıklar reimplantasyon cerrahisi sonrası sonuçları olumsuz etkilemektedir. Reimplantasyon cerrahisi sonrası hastaların işitsel performanslarında azalma gözlenmedi. Anahtar Kellimeler: Reimplantasyon cerrahisi, koklear implant cihaz hataları, işitsel performans
Kohlear çekirdekte bulunan yıldız ve çalı nöronlarında asite duyarlı iyon kanallarının (ASIC) incelenmesi
Asit duyarlı iyon kanalları (ASIC); proton kapılı, voltajdan bağımsız, merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sisteminde yaygın olarak bulunan hidrojen iyonuna duyarlı iyon kanallarıdır. Bu tez çalışmasında ASIC'lerin kohlear çekirdek nöronlarının uyarılabilirliğini etkileyerek, işitme sinyallerinin işlenmesinde önemli rol alacağı hipotezinin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada albino BALB/c ırkı fareler kullanılarak, kohlear çekirdek dokusunda Real time-polimeraz zincir reaksiyon tekniğiyle ASIC gen ekspresyonları mRNA düzeyinde ve kohlear çekirdekteki yıldız ve çalı hücrelerinin ASIC akımları yama kenetleme (patch clamp) tekniği ile karakterize edildi. Real-time PZR analizi ile 16 günlük, 75 günlük ve 2 yaşındaki fare kohlear çekirdek dokularında ASIC1, ASIC2 ve ASIC3 genlerinin ifadesi gösterildi. Voltaj kenetleme çalışmalarında kohlear çekirdek nöronlarına, asidik solüsyon uygulanmasıyla içe doğru (inward) akımlar oluştu. Kaydedilen ASIC akımlarının yarı aktivasyon pH değeri (pH50) yıldız hücreleri için 5,84, çalı hücreleri için 5,81 olarak bulundu. ASIC blokeri amilorid bu akımları doza bağımlı olarak inhibe etti. Amiloridin yarı maksimum inhibisyon değeri (IC50) yıldız hücrelerinde 32,5± 0,4 µM (n=30), çalı hücrelerinde ise 32,1 ± 0,2 µM (n=12) olarak bulundu. Sodyum içermeyen solüsyonda düşük pH ile indüklenen ASIC akımı büyük oranda azaldı (%87,5, p<0.05) (n=13), bu da kaydedilen ASIC akımlarının esas olarak Na+ iyonu tarafından taşındığını göstermektedir. Asit uygulamasıyla oluşan ASIC akımının hücre dışı Ca2+ ve Pb2+ (10 µM) tarafından inhibe edilmesi, bu hücrelerde ASIC1a altbiriminin varlığına işaret etmektedir. Zn2+ (300 µM)'nun ekstraselüler olarak uygulanması sonucu ASIC akımları %20 (n=13) oranında artmıştır. Bu da fonksiyonel ASIC2a alt birimini içeren homomerik kanalların varlığına işaret etmektedir. Sodyum salisilat (1 mM) ASIC akımlarını istatistiki olarak anlamlı düzeyde etkilemedi (p>0.05 n= 13). Bu da ASIC3 kanallarının bulunmadığını göstermektedir. Akım kenetleme çalışmalarında ise asidik solüsyon uygulanmasının kohlear çekirdek yıldız ve çalı nöronlarında depolarizasyona neden olduğu belirlendi. Sonuç olarak elde edilen veriler kohlear çekirdek hücrelerindeki ASIC akımının ASIC1a ve ASIC2a kanalları tarafından taşındığını göstermektedir. ASIC kanallarının merkezi işitsel sistemdeki nöronların uyarılabilirliklerini etkilediğini ve dolayısıyla bunların işitsel bilgiyi işlemede rolünün olabileceğini ve /veya patolojik süreçlerde olası rolü bulunacağına işaret etmektedir.
İşitme engelli kadınlara verilen eğitimin pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı işitme engelli kadınlara verilen eğitimin Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; İzmir ilinde aktif faaliyet gösteren işitme engelli kadınların kayıtlı olduğu dört dernekte örneklem seçimine gidilmeden, evrende yer alan 230 kadından araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 156 (deney:78 ve kontrol:78) kadın ile yürütülmüştür. Veriler ilgili derneklerde dernekte yüz yüze görüşme tekniği ve Türk İşaret Dili kullanılarak üç aşamada toplanmıştır. İlk aşama kadınlar ile tanışma toplantısının yapılması, ikinci aşama veri toplanma ve deney grubundaki kadınlara eğitim verilmesi, son aşama ise veri toplandıktan üç ay sonra kadınların Pap smear yaptırma durumunun ve deney grubundaki kadınların bu konuda bilgi düzeylerinin incelenmesidir. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun temel tanımlayıcı özellikleri (yaş dışında) arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim öncesi deney (0,6±1,6) ve kontrol (1,1±1,9) grubundaki kadınların rahim ağzı kanseri ve Pap smear testi bilgi puan ortalaması arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,999). Rahim ağzı kanseri ve Pap Smear testi eğitimi ile ilgili toplam bilgi puan ortalaması kadınların eğitim öncesi 0,6±1,6 olup, eğitim sonrası 9,2±1,4'tür. Eğitim öncesi kadınların %26,3'ü (deney=%19,2 kontrol=%33,3) Pap smear testi yaptırmıştır. Eğitimden üç ay sonra deney grubunda olan kadınların %29,5'i ve kontrol grubundaki kadınların %1,3'ü Pap smear testini yaptırmıştır (p=0,000). Sonuçlar: Bu çalışmada işitme engelli kadınlara verilen serviks kanseri ve pap smear testi eğitiminin kadınların bu konudaki bilgi düzeylerine ve Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkili olduğu görülmüştür.
Şelasyon tedavisi uygulanan beta talasemi hastalarında işitsel ve vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesi
Ülkemizde işitme kaybı ve vestibüler sistem bozuklukları her yaş grubunda görülen hastalıklardır. Bu çalışmada şelasyon tedavisi alan beta talasemi hastalarının işitsel ve vestibüler fonksiyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Çalışmamıza 2019 Temmuz-2020 Kasım yılları arasında Çukurova Üniversitesi Pediatrik Hematoloji Bölümü tarafından beta talasemi tanısıyla takip edilen, düzenli kan transfüzyonu ve şelasyon tedavisi alan hastalar (n=40) dahil edildi. Tüm testler Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Ünitesinde uygulandı. Katılımcıların yaşı, cinsiyeti, timpanogram eğrileri, akustik refleksleri, saf ses ortalamaları, sensörinöral işitme kayıpları, iki kulakta da bulunan her semisirküler kanalın VOR kazancı, yine her iki kulağın p1-n1 dalga latansları, eşikleri ve latans asimetrileri incelendi ve istatistiksel analizi yapıldı. Tüm bu değerler kontrol grubu (n=25) ile kıyaslandı. Çalışmamıza dahil edilen 40 hastanın (17 kadın, 23 erkek) ortalama yaşının 18,7 olduğu (median 17,5) belirlendi. İşitsel fonksiyonları değerlendirmek için saf ses ortalaması olan 0,5 kHz 1 kH 2 kHz ve 4 kHz frekanslarının ortalaması incelendi. V-HIT ile VOR kazançları incelendi. C-VEMP testi ile dalga latansları, eşikler ve latans asimetri değerleri incelendi. Kontrol grubuyla kıyaslandığında vestibüler testler, timpanogram ve akustik refleks testlerinde anlamlı bir fark gözlenmezken, sensörinöral işitme kaybı açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. Sonuç olarak; şelasyon tedavisinin vestibüler fonksiyonlar üzerine istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı bulundu. Fakat sensörinöral işitme kaybı açısından değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlendi. Ayrıca şelasyon tedavisi alan hastaların yaş, cinsiyet gibi demografik özelliklerinin işitsel ve vestibüler sisteme etkisinin olmadığı da bulundu. Anahtar Kelimeler: Beta Talasemi, Vestibüler Fonksiyon, İşitsel Fonksiyon, Şelasyon Tedavisi, Video Head Impulse Test
Altmış (60) yaş ve üzeri hastalarda koklear implantasyon sonrası işitsel performans analizi ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, tek taraflı koklear implantasyon uygulanan 60 yaş ve üzeri hastalarda işitesel performansı ve yaşam kalitesini analiz etmek amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışmamız retrospektif bir çalışma olup Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda 2002-2020 yılları arasında tek taraflı koklear implant uygulanan 60 yaş ve üzeri toplam 34 hastayı kapsamaktadır. Hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ek hastalık ve eş durumu, işitme kaybı süreleri, işitme kaybı nedenleri) retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların ameliyat öncesi çekilen bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntüleri, ek hastalıkları ve operasyon esnasında karşılaşılabilecek zorlukları saptamak amacıyla not edildi. Hastalar, ameliyat öncesi işitme kaybı sürelerine göre 1-3 yıl, 4-6 yıl, 7 yıl ve üzeri olmak üzere üç alt gruba, gün içerisinde implant kullanım sürelerine göre 11 saat altı ve üstü olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Ayrıca 60-70 yaş arası ve 70 yaş üzeri olan hastalarda kendi içinde iki gruba ayrıldı. Tüm gruplarda işitsel kazançlar ve yaşam kalitesi değerlendirildi. Koklear implant sonrası işitsel kazancı test etmek için saf ses odyometri testi kullanıldı. Ayrıca koklear implant uygulanan hastalarda memnuniyeti değerlendirmek için "Yaşam Kalite Ölçeği-Kısa Form envanteri" kullanıldı. Bulgular: Bu çalışmaya 60 yaş ve üstü (ortalama 66,06), 21'i (% 61,77) kadın, 15'i (% 38,23) erkek toplamda 34 hasta dahil edildi. Yirmialtı hasta (%76,5) 60-70 yaş arasındayken 8 hasta (%23,5) 70 yaş ve üzerindeydi. Hastaların 6'sı (%17,6) implantını gün içinde 11 saatten az, 28'i ise (%82,4) 11 saatten fazla kullanıyordu. Ameliyat öncesi işitme kaybı süresi, 15 hastada (%44,1) 1-3 yıl iken, 9 hastada (%26,5) 4-6 yıl, 10 hastada (%29,4) 7 yıl ve üzeriydi. Hastaların 19'unda (%55,9) ek hastalık izlenirken, 15'inde (%44,1) ek hastalık mevcut değildi. Hastaların 7'si hiç eğitim almamışken (%20,6), 25'i (%73,5) ilkokul/ortaokul mezunu ve 2'si (%5,9) üniversite mezunuydu. İmplantını gün içerisinde 11 saatten fazla kullanan hastaların skor ortalaması anketin tüm alt ölçeklerinde 11 saatten az kullanan hastalara göre daha yüksekti ve istatistiksel anlamlı farklılık saptandı (p<0,05). İşitme kaybı süresi 1-3 yıl arası olan hastaların işitsel kazanç değeri, işitme kaybı süresi 4-6 yıl ve >7 yıl olanlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti (p<0,001). Anketin "genel sağlık durumu" alt ölçeği dışındaki tüm alt ölçeklerinde skor ortalaması, implant öncesi işitme kaybı süresi azaldıkça, ters orantılı olarak arttı. Ayrıca bu alt ölçekler içinden "psikolojik ve sosyal ilişkiler" alt ölçeklerindeki artış istatistiksel olarak da anlamlı saptandı (p=0,042, p=0,035). Kadın hastalarda "çevre" alt ölçeğinde skor ortalaması erkek hastalara göre daha yüksek bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,041). Eğitim durumuna göre karşılaştırıldığında "psikolojik" alt ölçeğinde eğitim düzeyi arttıkça skor ortalaması arttı ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,027). Yaşa göre karşılaştırıldığında 70 yaş altı ve üstü hasta grupları arasında, "WHOQOL-BREF" anketi alt ölçeklerinin skor ortalamalarında ve işitsel kazançlarda istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda, postlingual bilateral ileri derece sensörinöral işitme kaybı olan 60 yaş ve üzeri tüm hastalarda, koklear implantasyon sonrası, anlamlı ölçüde işitsel kazanç sağlandığı gösterildi. Hastaların koklear implantasyon öncesi işitme kaybı süresi ile işitme eşiklerindeki kazanç ters orantılıydı. Aynı zamanda Kİ gün içi kullanım süresi arttıkça hastaların yaşam kalitesinde belirgin ölçüde artış izlendi. 70 yaş üstü hastalarda da 70 yaş altı hastalara benzer şekilde işitsel kazanç ve yaşam kalitesi skorları elde edilmiştir. Cerrahi gerektiren majör bir komplikasyon görülmemiştir. Çalışmamız göstermiştir ki Kİ'da iyi ve fonksiyonel sonuçlar için yaş sınırlayıcı bir faktör değildir. Altmış yaş üstü hastalarda da, Kİ düşük komplikasyon oranları ve yüz güldürücü sonuçları ile güvenli bir cerrahidir.
İşitme engelli çocuklarda çift görev odaklı stroboskopik görsel eğitimin denge ve yürüme üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı işitme engelli çocuklarda konvansiyonel denge egzersizlerine ek olarak çift görev odaklı stroboskobik görsel eğitimin denge ve yürüme üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 7-12 yaş aralığında olan, konjenital, bilateral, sensorinöral işitme engeli tanısı alan çocuklar (n=31) ile işitme dahil herhangi bir engeli olmayan, tipik gelişim gösteren, aynı yaş aralığındaki çocuklar (n=14) dahil edildi. İşitme engelli çocuklar kontrol, konvansiyonel denge egzersiz grubu, inovatif denge egzersiz grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı ve tipik gelişim gösteren çocuklar dördüncü grubu oluşturdu. Konvansiyonel denge egzersiz grubu ve inovatif denge egzersiz grubu 16 hafta (hafta 2 / 40 dk) toplam 24 seans egzersiz programına dahil edildi. Denge iki şekilde değerlendirilmiş olup, statik denge Tandem Romberg, tek ayakta denge ve Flamingo Denge Testi ile; dinamik denge Fonksiyonel Uzanma Testi, denge diskinde durma testi ve Dört Adım Kare Testi ile değerlendirildi. Ayrıca Pediatrik Berg Denge Ölçeği maddeler halinde puanlandı. Fonksiyonel mobilite Zamanlı Kalk Yürü Testi ve basamak testi ile; yürüme becerilerinin değerlendirilmesi 10 m Yürüme Testi ve Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirmesi ile; düşme geçmişi Düşme Geçmişi Anketi ile; düşme korkusu değerlendirmesi Tinetti'nin Düşmenin Etkisi Ölçeği ile; yaşam kalitesi Kid-KINDL Yaşam Kalitesi Anketi ile; üst ekstremite fonksiyonları 9 delikli PEG testi ile değerlendirildi. Denge, yürüme ve fonksiyonel mobilite testleri GyKo cihazıyla birlikte uygulandı. Postüral salınım parametreleri olarak toplam uzunluk (DL), salınım yüzey alanı (EA), medial-lateral ortalama uzaklık (MLMD), anterior-posterior ortalama uzaklık (APMD) değerleri karşılaştırıldı. Ayrıca testler işitme cihazı takılıyken ve işitme cihazı olmadan uygulandı. Tedavi sonrası tipik gelişim gösteren çocukların oluşturduğu grup işitme engelli gruplarla karşılaştırıldığında çoğu testte tipik gelişim gösteren çocuklara en yakın değerler inovatif denge egzersiz grubunda elde edildi. İşitme engelli çocuklardan oluşan üç grup karşılaştırıldığında; tedavi öncesi sadece gözler kapalı, tandem romberg testinin DL, EA, APMD değerlerinde; tedavi sonrası ise pediatrik berg ölçeğinin toplam puanı; gözler açık, tek ayakta durma testinin DL değeri ve zamanlı kalk yürü testinin tamamlama süresi gruplar arasında farklıydı (p<0,05). Değerlendirilen diğer parametreler benzerdi (p>0,05). Tedavi öncesi işitme engelli bütün çocukların işitme cihazları takılı iken ve takılı değilken karşılaştırıldığında; tandem romberg testinin EA, APMD; tek ayak denge testinin APMD; 10 m yürüme testinin DL, EA ve APMD değerleri işitme cihazı takılı iken daha düşük bulundu (p<0,05). İşitme engelli çocuklarda denge ve yürüme problemleri olabilmekte ve işitme cihazı olmadan bu problemler daha da artmaktadır. İşitme engellilere yönelik konvansiyonel veya stroskobik gözlükle yapılacak denge ve yürüme egzersizleri çocukların bu sorunlarını azaltabilir ve önerilebilir. Anahtar Kelimeler: İşitme Engelli Çocuklar, Egzersiz, Denge, Yürüme, Postüral Salınım.
Otoskleroz cerrahisinde kulanılan teflon piston çapının ve kemik çimento ile piston sabitlemenin işitme sonuçlarına etkisi
Bu çalışmada otoskleroz cerrahisi sonrası işitme sonuçlarının ve fonksiyonel işitme başarı oranlarının değerlendirilmesi, gelişen komplikasyonlar ve bunlara yaklaşımın değerlendirilmesi, revizyon cerrahilerinin sebepleri ve sonuçları, operasyonda kullanılan teflon piston çaplarının ve inkus ile piston arasına kemik çimento uygulanmasının işitme sonuçlarına ve fonksiyonel başarı oranlarına etkilerinin karşılaştırılması ve bunların literatür ışığında tartışılması amaçlandı. Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'nda Eylül 2012 ile Ağustos 2020 tarihleri arasında İTİK nedeniyle opere edilen ve klinik otoskleroz tanısı alan 64 hasta (71 opere edilen kulak) incelendi. Hastaların işitme sonuçlarının fonskiyonel başarısının değerlendirilmesinde postoperatif HKA kullanıldı. Postoperatif HKA'nın 20 dB ve altında olması fonksiyonel başarı kriteri olarak alındı. Hastalar operasyonda kullanılan teflon pistonun çapına göre 0,4 ve 0,6 mm olarak iki gruba ayrıldı. Aynı zamanda operasyon sırasında inkus ile piston arasına kemik çimento kullanımına göre sınıflandırıldı. Operasyon sırasında ya da operasyondan sonra ortaya çıkan komplikasyonlar değerlendirildi vekaydedildi. Revizyon cerrahi yaptığımız hastaların revizyon nedenleri ve operasyon sonuçları değerlendirildi. Opere edilen 71 kulağın 54'ünde (%76) fonksiyonel başarı sağlandı. Piston çaplarına göre başarı oranları 0,6 mm ve 0,4 mm için sırasıyla %75 ve %84,5 olarak bulundu. Kemik çimento kullanımına göre başarı oranları ise çimento kullanılan grup için %80, kullanılmayan grup için ise %71,4 olarak bulundu. 6 hastaya (%8,4) revizyon cerrahi uygulandı ve başarı oranı %66,6 olarak bulundu. Stapedotomi, otosklerozda görülen İTİK tedavisinde uygulanan ve komplikasyon oranı düşük olan başarılı bir cerrahi yöntemdir. Sonuç olarak fonksiyonel işitme başarısı üzerine piston çapının ve kemik çimento kullanımının istatiksel olarak anlamlı bir etkisi görülmedi. Anahtar Kelimeler: Otoskleroz, Stapes cerrahisi, Hava kemik aralığı, Piston çapı, Kemik çimento
Uyarılmış işitsel beyin sapı cevaplarının klinik standardizasyonu
Amaç: Bu çalışmanın amacı gelecekte benzer hastaların sonuçlarını değerlendirmede referans oluşturmak üzere Uyarılmış İşitsel Beyin Sapı Cevaplarının yaş ve cinsiyete göre klinik standardizasyonu belirlemektir.Yöntem: 2005-2009 yılları arasında yapılan Uyarılmış İşitsel Beyin Sapı Cevapları retrospektif olarak taranmıştır. Kulak muayenesi, Timpanogram ve Saf Ses Odyometrisi normal olan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. 90 dB'de ölçülen Uyarılmış İşitsel Beyin Sapı Cevapları I, II, III, IV ve V. dalga latansları ile I-III, III-V ve I-V dalgalar arası latanslarında sağ ve sol kulak, yaş grupları, kadın ve erkek cinsiyetleri ile cinsiyet-yaş grupları arasında farklılık olup olmadığı değerlendirilmiştir.Bulgular: ABR testinde 90 dB'de I, II, III, IV ve V. dalga latansları ile I-III, III-V ve I-V dalgalar arası latansları bakımından sağ ve sol kulak arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. I, II, III, IV ve V. dalga latansları ile I-III, III-V ve I-V dalgalar arası latanslarının yaş gruplarına göre değişiklikler gösterdiği görülmüştür. Erkeklerde III ve V. dalga latanslarının kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı derecede uzun olduğu görülmüştür. I, II ve IV. dalga latansları ile I-III, III-V ve I-V dalgalar arası latansları bakımından kadın ve erkek cinsiyetleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. I, II, III, IV ve V. dalga latansları ile I-III, III-V ve I-V dalgalar arası latanslarının cinsiyet-yaş gruplarına göre değişiklikler gösterdiği görülmüştür.Sonuçlar: ABR dalga latansları ve dalgalar arası latansları klinikler arası farklılıklar gösterir. Ulusal ya da uluslararası anlamda standart değerler olmadığından her klinik öncelikle kendi normal değerlerini tespit etmeli ve kendi standartlarını oluşturmalıdır.Anahtar kelimeler: ABR, normal işitme, klinik standardizasyon
Presbiakuzili hastaların gürültüde konuşmayı anlama becerilerinin değerlendirilmesi
İletişim insanoğlunun yaşamında çok önemli yer tutmakla beraber yaş ile birlikte iletişim becerilerinde birtakım bozulmalar başlar. Presbiakuzi, yaşla birlikte görülen sensörinöral tipte bir işitme kaybıdır. Presbiakuzisi olan bireylerin arka plan gürültünün olduğu durumlarda gürültüde konuşmayı anlama şikayetleri olmaktadır. İşitme testlerinde rutin olarak kullanılan konuşma testleri gürültüde konuşmayı anlamayı ölçmezler. Tek heceli ve üç heceli kelimeler genellikle sessiz koşullarda uygulanmakta olup gerçek yaşam koşullarını yansıtmazlar. Cümlelerle konuşmayı anlama (KAEc) testleri gerçek yaşam koşullarına daha yakın ve güvenilirdir. Gürültüde konuşmayı anlama testi HINT fonksiyonel işitmeyi KAEc ile sessiz ve arka plan gürültünün olduğu durumlarda ölçer. Çalışmamızın amacı yaş ve presbiakuzinin gürültüde konuşmayı anlama üzerine etkisini Türkçe HINT ile araştırmaktır. Çalışmamızda hem presbiakuzisi olan grupta; hem de normal işiten grupta 15 kadın, 15 erkek, 30 birey bulunmaktadır. Hasta grubunun yaş ortalaması 64.50±9.2, kontrol grubunun yaş ortalaması 59.57±7.9'dur. Her iki grubun da KAEc eşikleri sessiz konumda, gürültü önde, gürültü sağda, ve gürültü solda, kulaklıklarla ölçülmüştür. Kontrol grubu HINT sonuçları; sessiz konumda KAEc 26.23 dB, gürültü önde -0.70 dB sinyal gürültü oranı (SGO), gürültü solda -8 dB SGO, gürültü sağda -7.43 dB SGO'dur. Çalışma grubu HINT sonuçları; sessiz konumda KAEc 45.60 dB, gürültü önde 1.17 dB SGO, gürültü sağda -3.17 dB SGO, gürültü solda -3.33 dB SGO'dur. Tüm HINT koşullarında gruplar arası belirgin farklılıklar vardır. Elde ettiğimiz bulgulara göre presbiakuzisi olan bireyler normal işiten akranlarından daha fazla SGO'ya ihtiyaç duymaktadırlar. Kontrol grubu, çalışma grubundan daha iyi sonuçlar almasına rağmen normal işiten genç bireylerden daha fazla SGO'ya ihtiyaç duydukları gözlenmiştir. Sonuç olarak çalışmamız gösterdi ki; arka plan gürültü varlığında konuşmayı anlama, yaş ve yaşa bağlı işitme kaybı presbiakuziden etkilenmektedir.
Konuşma akıcılığı sorunu olan bireylerde kontralateral supresyon değerlerini normal bireylerle karşılaştırmak
Kekemelik dünyada yaygın olarak gözüken bir konuşma bozukluğudur. Kekemelik özellikle seslerin veya hecelerin tekrarlanmasını, seslerin uzatılmasını, aralıklı konuşmayı, yarım bırakılmış kelimeleri, seslerin üretilememesini, gereken kelime yerine bir başkasının kullanılmasını olarak tanımlanabilir. Supresyon bir kulağa OAE yapılırken kontralateral kulağın geniş bant gürültü ile uyarılması sonucu OAE amplitüdlerinde azalması olarak tanımlanır. Çalışmamıza herhangi bir sağlık ve işitsel problemi olmayan, yaşları 18-56 arasında 30 akıcı konuşma bozukluğu olan ve 30 normal akıcı konuşmaya sahip birey dahil edilmiştir. Her iki grubun odyogram, TEOAE, DPOAE ve KLS ölçüm değerleri karşılaştırılmıştır.TEOAE testinde sağ kulakta 2000-3000-4000 Hz sinyaldeğerlerinde kontrol grubu çalışma gruba göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). KLS testi sonuçları değerlendirildiğinde; kontrol grubunda sağ kulak sinyal değerlerinin çalışma grubuna göre 2000, 3000, 4000 Hz?de anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Üç ve daha fazla frekanstaki TEOAE supresyon sayıları değerlendirildiğinde sağ kulak sinyal supresyon değerlerinde kontrol grubun çalışma gruba göre anlamlı derece de iyi bulunmuştur. Sonuç olarak; akıcı konuşma bozukluğu olan bireylerde KLS değerlerindeki azalmanın kontrol grubuna göre az olduğu saptanmıştır. Bu durum efferent sistemde meydana gelen patolojik değişiklik olabileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır.Anahtar kelimeler: Kekemelik, medial olivokoklear sistem, kontralateral supresyon, otoakustik emisyon, işitme64
Mobil müzik uygulaması destekli müzik teorisi ve işitme eğitimi
Bu araştırmada, mobil müzik uygulaması destekli müzik teorisi ve işitme eğitiminin, müzik öğretmeni adaylarının Batı Müziği Teorisi ve İşitme Eğitimi ders başarısına olan etkisi incelenmiştir. Araştırma da nicel araştırma yöntemleri ve kontrol gruplu ön test– son test deneysel araştırma modeli kullanılmıştır. Bu araştırmanın deneysel sürecinde destek amaçlı olarak My Ear Training mobil müzik uygulaması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu deney ve kontrol gruplarına eşit olarak dağıtılan 26 müzik öğretmeni adayı oluşturmuştur. Araştırmanın deney sürecinde; deney grubuna 8 hafta süre ile mobil müzik uygulaması destekli eğitim verilirken kontrol grubu rutin ders sürecine devam etmiştir. Araştırmanın ön test aşamasında ve deney süreci sonrasında yapılan son test aşamasında adayların başarısını ölçmek üzere müzik teorisi ve işitme eğitimi testi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulguların analizinde nonparametrik istatistik testleri; Wilcoxon İşaretlenmiş Sıralar Testi ve Mann- Whitney U Testi kullanılmıştır. Verilerin analizi neticesinde; mobil müzik uygulaması destekli müzik teorisi ve işitme eğitiminin müzik öğretmeni adaylarının ders başarısını arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
İşitme cihazı kullananlarda, işitme cihazı memnuniyet anketi`APHAB'ın klinik uygunluğunun değerlendirilmesi
?`Abbreviated Profile of Hearing Aid Benefit' (APHAB)? anketi; hastaların, çeşitli gündelik durumlarda işitme ile ilgili yaşadıkları sorunları ifade ettikleri, işitme kaybıyla ortaya çıkan sorunları ve bu sorunların işitme cihazıyla ne ölçüde azaltılabildiği belirlemek için kullanılabilen değerlendirme ölçeğidir. İşitme kaybının telafi edilmesi, işitme cihazlarının etkin kullanımı ve işitme cihazı ile ilgili sorunların azalması için etkili değerlendirme anketlerine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı ?APHAB-TR? işitme cihazı değerlendirme anketinin Türkçe uyarlanması ile geçerlilik-güvenilirliğini belirlemektir. İlk olarak ölçeğin Türkçe uyarlama çalışması yapılmıştır. Birinci aşamada dil uyarlaması uygulanmıştır. Dil uyarlaması için ölçek, 3 uzman tarafından İngilizce'den Türkçe'ye ve Türkçe'den İngilizce'ye çevrilerek karşılıklı doğrulaması yapılmıştır. İkinci aşamada ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini test etmeye yönelik veriler toplanmıştır. Ankete katılan 290 kişinin işitme cihazı olmadan ve işitme cihazlı durumlara verdikleri yanıtların güvenilirlik analizleri yapıldı. İşitme cihazsız durumlara verilen yanıtların ?Cronbach's Alpha? değeri, 0,88 olarak bulunmuştur. İşitme cihazlı durumları değerlendirmesinde, ?Cronbach's Alpha? değeri; 0,93 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar ile ankete katılan hastaların, hem işitme cihazlı durumlara hem de İşitme cihazsız durumlara verdikleri yanıtlarda ölçeğimizin ileri düzeyde güvenilir olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak; ?APHAB-TR? güvenilir bir ölçek olduğu ve farklı kişilerde ve koşullarda uygulanabilir olduğu, işitme cihazından elde edilen faydayı (memnuniyeti) değerlendirebildiği gözlenmiştir.Anahtar kelimeler: İşitme cihazı, Değerlendirme Anketi, Faydalanma
Hiper/hipotiroidili hastalarda odyovestibuler sistemin değerlendirilmesi
Bu çalışma, hiper/hipotiroidili hastalarda odyovestibüler sistemin değerlendirilmesi ve bu hastalıkların işitme ve denge sistemine olan etkilerinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 50 Graves ve 50 Hashimoto hastalığı tanısı almış hasta ile 50 sağlıklı gönüllü alınmıştır. Çalışmaya alınan tüm olgulara saf ses ve konuşma odyometrisi, timpanometri ve akustik refleks ölçümü, işitsel uyarılmış beyin sapı cevapları (ABR) ve videonistagmografi (VNG) yapılarak veriler kaydedilmiştir. Videonistagmografi değerleri kontrol grubu, Hashimoto/Hipotiroidi ve Graves/Hipertiroidi grupları arasında değerlendirilmiş ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Saf ses ve konuşma odyometrisi testinde; Graves hastası olan olguların Hashimoto ve kontrol grubundaki olgulara; Hashimoto hastası olan olguların sağ kulak ve sol kulak için 250 - 6000 Hz'de ölçülen odyometri değerlerinin kontrol grubundaki olgulara kıyasla daha yüksek olduğu bulunmuştur. Olguların hastalık süresine göre işitmeleri değerlendirildiğinde hastalık süresinin işitme bulgularını etkilemediği görülmüştür. İşitsel uyarılmış beyin sapı cevapları testinde; Graves/Hipertiroidi, Hashimoto/Hipotiroidi hastası olan olguların sağ kulak ve sol kulak için 80 dB'de ölçülen I. dalga latans değerlerinin kontrol grubundaki bireylere kıyasla daha yüksek olduğu, fakat 80 dB'de ölçülen III. ve V. dalga latans değerleri açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı; 80 ve 60 dB'de I-III ve I-V interpik latans değerlerinin grup I' de, grup II ve III'e göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak bulgularımıza dayanarak hipotiroidi ve hipertiroidinin vestibüler sistem üzerine etkisinin olmadığını, ancak hipertiroidi ve hipotiroidinin işitme sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyleyebiliriz. Anahtar Kelimeler: İşitme kaybı, hipotiroidi, hipertiroidi, vestibüler sistem
Normal işiten bireylerde kemik yolu işitsel uyarılmış beyin sapı cevaplarının normalizasyonu
İşitsel beyin sapı cevapları (ABR), günümüzde işitme yolunun periferal ve santral fonksiyonunun değerlendirilmesinde yaygın olarak kullanılan en önemli objektif testlerden birisidir. ABR' nin hava ve kemik yolu olmak üzere iki farklı uyaran yolunun olması ve böylece işitme kaybının tipi ve derecesi hakkında saf ses odyometrisine yakın sonuçlar sunması testin önemini artırmıştır. Genel olarak işitsel duyarlılığın belirlenmesi amacıyla uygulanan hava ve kemik yolu ABR testinde elde edilen en önemli veriler dalga latansları ve interpik latanslardır (IPL). Bu latanslara etki eden faktörlerden bazıları yaş ve cinsiyettir. Bu nedenle latans anomalilerinin saptanabilmesi için yaşın ve cinsiyetin dalga latansları üzerindeki etkisinin öngörülmesine ve bunun için de çeşitli yaş dönemlerinde normal işitenlere ait normal verilerin belirlenmesine gereksinim duyulmaktadır. Çalışmamızın amacı kemik yolu ABR yanıtlarında yaş ve cinsiyetin latans ve IPL üzerindeki etkisini ortaya koymak ve bu bilgiler doğrultusunda klinik normatif verileri oluşturmaktır. Çalışmamıza 10-60 yaş arası normal işitmeye sahip 100 olgu alınmış ve bunlar yaşlarına göre beş gruba ayrılmıştır (her bir grup 10 erkek ve 10 kadın toplam 20 kişiden oluşturulmuştur). Bütün olgulara 50, 30 10 dB nHL uyaran şiddetinde kemik yolu ABR testi yapılarak latans ve IPL'leri incelenmiştir. Çalışmamızın sonucunda cinsiyete göre dalga latansları ve IPL arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Yaş grupları arasında dalga latanslarında uyaran şiddetine bağlı istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,05). Ancak IPL açısından yaş grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Klinik kullanım ve referans olmak amacıyla, kemik yolu ABR testinde 50, 30, 10 dB nHL uyaran şiddetinde elde edilen dalga latans ve IPL'leri kapsayan normatif değerler oluşturulmuştur.