Finance
138 theses under this subject heading
The effect of ESG practices on firms' financial performance
In this study, we examine the effect of Environmental, Social, and Governance (ESG) practices on firms' financial performances. Using a sample of approximately 7000 firms across 41 countries from 2002 to 2019, we test whether ESG performance affects the firms' financial success. The financial performance is measured by four dependent variables: Return on Assets (ROA), Return on Equity (ROE), Earnings per Share (EPS), and Market-to-Book Ratio (MTBV). We compile the ESG data from Refinitiv Eikon and financial data from Datastream. The fixed-effects regression models are run for different samples, including 1) full sample, 2) by industry, 3) by development level, and 4) by time period. For the full sample, we report that ESG combined score positively and significantly affects firm financial performance. The environmental pillar score affects EPS and MTBV significantly positive, and social pillar score has positive and significant effect on ROA, ROE and MTBV. We do not report a significant effect of governance pillar score on the financial performance. However, the outcomes vary across different sub-samples, meaning that the relationship between ESG practices and financial performance depends on the sample that we use.
Effects of spillover between financial and maritime markets on asset valuation
This thesis explores the links and relationship directions between maritime and financial markets on a firm level. Asset prices related to maritime firms are prone to price discoveries and dynamic interactions from both markets. Those markets on one hand are subdued in the risk -return relationship setting equilibrium levels depending on firm performance and investor expectations, and on the other hand, we observe a market where demand and supply for services as well as expectations for those are priced on both freight and asset level. The question looking for the pricing factors in one market is also about whether those dynamics are part of the decision set of the investors in the other. Data used in the analysis includes 48 publicly traded maritime firms from 17 different countries and five predefined maritime business types ranging from bulk cargo transportation to port services and logistics and spanning over the period from December 2002 to December 2021. Both univariate and multivariate methods allowing for variations of the returns across stocks and time and the risk dimensions are conducted. Findings indicate a strong spillover not only on the expected return level but also on the conditional variance level. Additional to the external maritime, financial and global factors, spillover of internal factors like forecasted covariances and variances are shown to be effective across maritime subsectors. Finally, since both of these parameters are part of the information set and decision-making process of investors, models allowing for simultaneous estimation of expected returns and conditional covariances prove to be more effective in revealing the feedback between financial and maritime markets.
Finance and the bourgeoisie: The establishment of private sector banking in Turkey (1946-1958)
This study, a major premise of which is that finance cannot be considered separately from socio-political power relations, examines the rise of private sector banking in relation to the transformation of the bourgeoisie in Turkey after the Second World War. By looking at the financial sector in the 1950s in a historical and social context, this work tries to assign hitherto neglected finance its place. Stipulating that in late-capitalized countries finance capital organizations usually emerge as conglomerates, the study attempts to contextualize the developments in the finance sector and the rise of the bourgeoisie in the post-war period to understand the emergence of finance capital and conglomerates in Turkey.
A comparison of stochastic models of natural gas consumption: An application for Turkey
In this thesis, we model the dynamic behaviour of natural gas consumption using continuous-time stochastic models to incorporate their significant advantages over the discrete-time models into the modeling process. In addition to offering a wide set of choices for the drift and volatility terms and yielding analytical solutions for any forecast horizon, continuous-time models can also be used in the pricing of contingent claims depending on natural gas consumption since they enable more reliable forecasts at high-frequency levels. Here, we also document that the per consumer natural gas consumption data exhibit stationarity, strong seasonality, mean reversion, and serial correlation. Hence, we study the application of a One-factor mean-reverting process and stochastic Gompertz diffusion model on the modeling of daily natural gas consumption in Istanbul, Turkey that will also incorporate the empirical observations. In the comparison of their forecasting performances which are tested via the backtesting method at different forecast horizons, we find out that the One-factor mean-reverting process is more advantageous than the Gompertz diffusion process. To illustrate the pricing implications of these models, we price two hypothetical contracts and find out that the results vary from one model to another and hence, the choice of model becomes crucial in the real world.
A comparative study on mutual fund performances of emerging markets in the era of quantitative easing
This study aims to analyze six emerging markets' equity funds – Turkey, Poland, Taiwan, South Africa, India and Mexico – during the period between January 2009 and October 2014. After the global financial crisis of 2008 came a period of quantitative easing (QE), creating an increase in the money supply and leading to a capital flow from developed countries to developing countries. The stock markets of these selected emerging countries increased dramatically during the era of quantitative easing. In this work, a total of 73 equity funds (11 Turkish Equity Funds, 14 Polish Equity Funds, 15 Taiwanese Equity Funds, 10 South African Equity Funds, 12 Indian Equity Funds, 11 Mexican Equity Funds) are analyzed in order to compare these funds' performances within this period. In order to measure these funds' performances, the Sharpe ratio (1966), Treynor ratio (1965), Jensen's alpha (1968), Sortino ratio (1994) and M2 ratio (1996) methods are used. Jensen's alpha is also used in identifying selectivity skills of fund managers. Furthermore, the Treynor & Mazuy (1966) and Henriksson & Merton (1981) regression analysis methods are applied to ascertain the market timing ability of fund managers.
Bankacılıkta performans analizi, Azerbaycan bankaları üzerine bir inceleme
Ticari bankaların verimli ve etkili bir şekilde faaliyet göstermesi sayesinde bankacılık sektörünün bir ülkedeki gelişimi mümkün olmaktadır. Bu süreçte müşterilere, hissedarlara zarar verebilecek, operasyon sürecindeki eksikliklere, iflaslara vb. istenmeyen sonuçlara yol açabilecek faktörler bulunmaktadır. Ticari bankaların faaliyetleri esnasında yanlış değerlendirmeler yapmaları sonucu karşılaştığı riskler bu gibi sonuçlara neden olan faktörlerdendir. Dolayısıyla bankacılık sisteminin ne kadar etkin bir şekilde işlediğini saptamak amacıyla faydalanılacak yöntemlerin geliştirilmesi bankacılık sektörünün gelişmesi bakımından son derece büyük bir rol oynamaktadır. Bu çalışma altı bölümden meydana gelmektedir. İlk bölüm, Azerbaycan ekonomisinin son yıllardaki kalkınma trendlerini ele almakta, bunun yanında Azerbaycan bankacılığını ana hatlarıyla incelemekte ve Azerbaycan'ın 2022 yılı 4. Çeyrek Verileri yılları arasındaki reel ekonomik büyümesi hakkında bilgi verilmektedir. İkinci bölümde, bankacılık sisteminin Azerbaycan'da nasıl kurulduğu ve gelişim süreci, Azerbaycan'daki bankacılık sisteminin hangi aşamalardan meydana geldiği, Azerbaycan'daki bankaların işlevleri, türleri ve ekonomik yapısı açıklanmaktadır. Üçüncü bölümde, Azerbaycan Cumhuriyeti' nin finansal sistemi hakkında bilgi verilmektedir. Bu kapsamda Azerbaycan'daki finansal sistemin nasıl oluştuğu, finansal piyasalar üzerinde bankaların rolü ve faaliyetleri, menkul kıymetler piyasasının gelişiminin ana göstergeleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde, Azerbaycan'da faaliyet göstermekte olan ticari bankalarının gelir ve giderleri, faiz marjası incelenmiştir. Buna ek olarak ticari bankaların ana gelir kaynağı ve bu kaynağın unsurlarına yine bu bölümde yer verilmiştir. Beşinci bölümde, Azerbaycan'daki bankacılık sektörünün günümüzdeki yapısı analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. Ayrıca bu bölümde ticari bankaların ana gelir kaynağı, ticari bankaların finansal durumunun CAMELS analizi sonuçları bulunmaktadır. Son olarak altıncı bölümde, ticari bankaların verimliliklerini nasıl artırabileceği belirtilmektedir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan; Bankacılık Sistemi; Ekonomi; Finans.
Mesleki ve teknik liselerin finans kaynakları ve yönetimi
Bu araştırma, mesleki ve teknik liselerin finans kaynaklarını ve bu kaynakların nasıl yönetildiğini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Finans, tüm liselerde olduğu gibi mesleki ve teknik liselerin de temel sorunlarından biridir. Bu liselerin finansal kaynaklarının neler olduğu, bu kaynakların nereden ve ne kadar sağlandığı, yeterli olup-olmadığı, sağlanan kaynakların nereye ve hangi oranda harcandığına ilişkin sayısal veriler toplanmıştır. Aynı zamanda, mesleki ve teknik liselerde finans kaynaklarının yönetilmesi sürecinde yaşanan sorunlar ortaya konulmuş ve nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkin okul yöneticilerinin ve öğretmenlerinin önerileri sunulmuştur. Araştırma, tarama modelinde betimsel bir çalışmadır. Denizli ilinin Merkezefendi, Pamukkale, Acıpayam, Tavas, Kale ve Çameli ilçelerinde bulunan 20 mesleki ve teknik lisede çalışan 44 yönetici ve 146 meslek dersleri öğretmenine anket uygulanmış ve görüşleri toplanmıştır. Ayrıca Merkezefendi, Pamukkale, Tavas ilçelerindeki liselerin gelir kaynaklarının neler olduğu ve hangi alanlara harcama yaptıklarına ilişkin, okul kayıtlarından sayısal veriler toplanmıştır. Araştırmanın örneklemi seçilirken amaçlı örneklem tekniği kullanılmıştır. Veriler 2021-2022 öğretim yılı içerisinde toplanmıştır. Gelir-gider formlarından elde edilen finansal değerlerin zaman içerisinde azalıp azalmadığını belirlemek için TÜİK TÜFE endekslerinden yararlanılarak dönüşümler yapılmıştır. Yönetici ve öğretmen anketlerinde verilen yanıtlar araştırmacı tarafından incelenerek not edilmiştir. Bu notlar değiştirilmeden araştırmada uygun bölümlere aktarılmış ve yorumlanmıştır. Ayrıca, verileri çözümlemede frekans ve yüzde değerleri kullanılmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre, gelir türleri ile harcama türleri karşılaştırıldığında, harcama türlerinin sayısı daha fazladır. Merkezi bütçeden gelen paranın harcandığı alanlar (personel, enerji, su, internet vb) çıkarılsa da hâla gelir miktarı, gider miktarından çok azdır. Gelişmişlik düzeyi daha düşük olan ilçelerdeki okulların gelirleri de daha azdır. Meslek liselerinin 10 tür geliri vardır, buna karşın 16 tür harcama alanı vardır. Meslek liselerinin kendi olanakları ve çabaları ile elde ettiği gelirler, gereksinim duydukları mal ve hizmetleri almaya yetmemektedir. Yöneticilerin ve öğretmenlerin görüşlerine göre parasal gereksinimler, devlet ve meslek liselerinin paydaşlarınca karşılanmalıdır. Liselerin ihtiyaçlarını belirlemede ve finansal kaynak kullanma sürecinde, meslek dersleri öğretmenleri daha etkin yer almalıdır.
Teoride ve uygulamada vergi afları
I -> ABSTRACT The purpose of this Ph.D. thesis is to analyze tax amnesties in theory and praotioe. In the first chapter the theoretical basis of tax amnesties is disousaed. "Amnesty", one of the basic concepts of criminal law, has considered important in the field of tax law. But due to the fact of the independency of tax law, the concept has gained an original meaning which widely differs from the meaning in criminal law» In tax law, the amnesty has been used as a tool of revenue administration rather than a way of benevolence, lax amnesties generally offer taxpayers an opportunity to report and pay previously unpaid taxes without incurring some penalties that discovery would normally bring. On the other hand, it is believed that tax amnesties may induce voluntary tax compliance if the amnesty program is designed in accordance with the requirements for success of amnesty. In the second chapter, the structural components of both developed and underdeveloped countries ' tax amnesty programs are examined and compiled yield data for the programs. The third chapter is entirely confined to the tax amnesty practices in Turkey. Turkey promulgated 14 tax amnesty law between the period I960 and 1989 but were not particularly successful. The main reason of Turkish amnesty practices is to help get rid of the backlog of cases facing the courts and tax administration. It can be said that amnesties are a custom of Turkey. For that reason the unsuocessfulness of tax amnesties can bound to this fact as well as the lack of vigorous anti-evasion drive coincide with the amnesty.
Bütçe sürecinde baskı grupları
YÜKSEK LİSANS TEZ OZU BÜTÇE SÜRECİNDE BASKI GRUPLARI Cumhur DÜLGER Maliye Teorisi Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kasım 1999 Danışman: Prof.Dr. Engin ATAÇ Günümüzde demokrasi ile yönetilen ülkelerde hükümetlerin alacağı kamusal kararlarda bireyin bu kararlara katılımı esas amaçtır. Kamusal kararlara bireyin katılımın etkisi, ekonomik ve sosyal yapıları değişiklik gösteren ülkelerde farklı düzeydedir. Bu çalışmada amaç, bireyleri ilgilendiren kamusal kararlara katılmada demokratik bir araç olan baskı gruplarının bütçe uygulamalarına etkilerinin incelenmesidir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde siyasal katılma ve baskı grubu kavramları incelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye'de siyasal katılma ve baskı grupları, üçüncü bölümde ise Türkiye'deki mevcut bütçe sistemi ve bu süreçte baskı gruplarının etkisi incelenmiştir.
Yoksulluk ve ekonomik eşitsizlikle mücadelede negatif gelir vergisi
YÜKSEK LİSANS TEZ ÖZÜ YOKSULLUK VE EKONOMİK EŞİTSİZLİKLE MÜCADELEDE NEGATİF GELİR VERGİSİ Doğan Karaman Maliye Teorisi Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Aralık 1997 Danışman: Prof. Dr. Fazıl Tekin Gelir dağılımı, yeterince akademik araştırma konusu olmamasına karşın in sanların en çok ilgi gösterdikleri ekonomik sorunların başında gelmektedir. Bu ilgi hem üst, hem de alt gelir gruplarına yönelik olup, insanlar aynı zamanda gelirin dağılımın dan daha büyük bir pay almanın mücadelesini de sürdürmektedir. Bu mücadelenin varlığı doğal olmakla birlikte, bunun toplumsal düzeni sarsmayacak bir biçimde sürdü rülmesi, gelir dağılımında çok büyük eşitsizliklerin olmamasına ve gelir dağılımında alt tabakalarda yer alan bireylerin en azından temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek kaynak lara sahip olmasına bağlıdır. Negatif gelir vergisi, bu ikinci koşulun sağlanmasında kullanılabilecek etkin bir araç olma potansiyeline sahiptir. Devletler gelir dağılımını arzulanan bir yapıya ka vuşturmak için vergiler ve kamu harcamaları başta olmak üzere çeşitli araçlar kul lanmakta iseler de bunların etkinliği oldukça sınırlı kalmakta ve ekonomide çarpıtıcı etkiler ortaya çıkarmaktadırlar. Negatif gelir vergisi ise bu mahzurların pek azını bün yesinde taşıyan ve gelişmiş ülkelerde olduğu kadar gelişmekte olan ülkelerde de uy gulanma şansı olan, hatta ülkenin kalkınma sürecini hızlandırabilecek bir araçtır. Ülkemizde eşitsizlik ve yoksulluk sorunlarını ortaya koyarak negatif gelir ver gisinin bu iki soruna bir çözüm oluşturup oluşturamayacağını tartıştığımız çalışmamı zın ilk bölümünde eşitsizlik ve yoksulluk konulan tanım ve ölçüm sorunları açısından değerlendirilmektedir. Eşitsizlik ve yoksulluk karşısındaki politikaların temelini oluştu ran bölüşümde adalet, sosyal refah devleti gibi kavramlar ikinci bölümde, ele alınmış tır. Üçüncü bölümde gelir dağılımını değiştirmede kullanılabilecek alternatif araçlar ve negatif gelir vergisi incelenmiştir. Uygulama bölümünde ise ülkemizdeki gelir dağılımı (1994 için) ortaya konmuş, bu verilerle eşitsizlik ve yoksulluk ölçütleri hesaplanmıştır. Uygulama bölümü, ülkemizin gelir dağılımı veri alınarak bir negatif gelir vergisinin uy gulanması ile oluşacak gelir dağılımının bulunması ve bunun daha önce kullandığımız eşitsizlik ve yoksulluk kriterleri kullanılarak değerlendirilmesiyle son bulmaktadır. 111
Finansal okuryazarlık, finansal eğitim, finansal okuryazarlık tutum ve davranışlarına ilişkin Hatay ilinde bir araştırma
Finansal okuryazarlık, bireyin finans ve ilgili kavramlar, finansal piyasalar, finansal ürünler ve uygulamaları hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Finansal okuryazarlık bireyleri birikim, yatırım, bütçe yönetimi gibi konularda bilinçlendirmenin yanı sıra finansal ve ekonomik değişimleri anlayabilmelerine olanak sağlamaktadır. Bu yönüyle finansal okuryazarlık bireysel refah seviyesinin yükselmesine, piyasaların etkin olarak çalışmasına ve ülke ekonomisinin kalkınmasına sağladığı olumlu katkılardan dolayı oldukça önemlidir. Finansal eğitim, tüketici ve yatırımcılara paranın yönetimine dair bilgi, beceri, tutum ve davranışların kazandırıldığı, finansal risk ve fırsatların bilincinde olarak seçimler yapılmasına olanak sağlayan süreçtir. Gelişimin ve değişimin hızla devam ettiği finansal piyasalarda doğru ve etkin kararların alınabilmesi için finansal okuryazarlığa dolayısıyla finansal eğitime duyulan ihtiyacın artması sebebiyle ulusal ve uluslararası düzeyde çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmada Hatay ilinde hizmet sektörü, ticari işletme ve üretim işletmelerinde faaliyet gösteren yöneticiler ve çalışanların Finansal Okuryazarlık Tutum ve Davranışları belirlenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Finans, Finansal Okuryazarlık, Finansal Eğitim, Finansal Farkındalık, Finansal Tutum ve Davranışlar
Katılım bankalarının gelişmesinde işletmelerin rolü: Adana, Batman, Gaziantep, Hatay, Mardin, Mersin, Osmaniye ve Şanlıurfa bölgelerinde bir uygulama
Ülkemizde faizin haram olduğu görüşüne sahip insanların birikimlerini ekonomiye aktarmaması bu birikimlerin atıl kalmaması, diğer bir ifade ile yastık altı kalmayıp reel ekonomiye aktarılması için faizsiz bankalar kurulmuştur. Bu faizsiz bankalar profesyonel anlamda 1970'li yıllarda ortaya çıkmış olup ülkemizde 1983 yılında Özel Finans Kurumları adı altında faaliyetlerine başlamışlardır. Özel Finans Kurumları 2005 yılında çıkarılan kanunla isim ve statü değişikliğine gitmiş ve bankacılık çatısı altına girerek Katılım Bankası adını almışlardır.Katılım Bankaları birçok faaliyetinde ticari bankalarla benzerlik göstermesine rağmen faizsiz bankacılık prensibiyle çalıştıkları için bazı noktalarda ticari bankalardan ayrılmaktadır.Bugün faizsiz bankacılık sadece Müslüman ülkelerde değil; İngiltere, Almanya gibi Avrupa ülkeleri ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ekonominin çok ileri düzeyde olduğu ülkelerde de yaygınlaşmaktadır. Ülkemizde de Katılım Bankaları 2001 krizinden sonra büyük bir atılım yapmış, 2005 yılında Katılım Bankaları olmakla birlikte ticari bankalarla rekabet edebilecek konuma gelmişlerdir. Bu kurumlar her alanda kendilerini sürekli güncelleyerek büyüme trendlerini devam ettirmektedirler.Bu çalışmada Faizsiz Bankacılık Sistemi anlatılmış olup faizle kâr arasındaki farklar ve faizsiz bankaların çalışma prensipleri anlatılmıştır. Bir faizsiz bankacılık modeli olan Katılım Bankalarının Dünyadaki ve Türkiye'deki gelişim süreci, Katılım Bankalarının faaliyetleri anlatılmıştır. Ayrıca Katılım Bankalarının faaliyetleri, kârlılıkları ve Katılım Bankalarının gelişmesinde işletmelerin rolü anlatılmış ve Adana, Batman, Gaziantep, Hatay, Mardin, Mersin, Osmaniye ve Şanlıurfa Bölgelerinde anket uygulaması yapılmıştır. İşletmelere yapılan anketler SPSS programıyla analiz edilip yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Kâr Payı, Faiz, Katılım Bankası
Kurvaziyer turizmin vergilendirilmesi ve Türkiye'de uygulanan vergi teşvikleri
Deniz taşımacılığına bağlı turizm içerisinde yer alan kurvaziyer turizm son yıllarda önemli gelişmeler kaydetmiştir. Özellikle lüks ve her türlü konfora sahip büyük gemilerle seyahat cazip hale gelmiştir. Dolayısıyla bu alanda farkındalığın artması için yeni oluşumlar ortaya çıkmıştır.Türkiye'nin coğrafi konumu değerlendirildiğinde Avrupa Birliği ve bazı dünya ülkeleri için deniz yolu ile ulaşımda önemli bir kesişim noktası olması parallelinde kurvaziyer turzimin gelişmesi için birtakım vergi teşviklerinin uygulanması gerektiği ortaya çıkmıştır. Ancak bu konuda çok fazla bir çalışma yapılmadığı ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla kurvaziyer turizmin vergilendirilmesi ve uygulanan vergi teşviklerini bütün yönleri ile ele alan bir ilk çalışma olarak değerlendirilebilir.Anahtar Kelimeler: Kurvaziyer Gemi, Vergi Teşvikleri, Türk Uluslararası Gemi Sicili
Türkiye'de finansal kiralama işlemleri ve finansal kiralama işlemlerinin vergisel yönleri
Bu tez çalışmasında, alternatif bir finansman yöntemi ve yatırımların kiralanması yoluyla finansman sağlanması olarak tanımlayabileceğimiz finansal kiralama ve finansal kiralama kavramının Türkiye'deki vergisel uygulamaları incelenmektedir. Finansal kiralama kavramının dünyadaki ilk uygulaması 1960'lı yılların sonlarında Amerika Birleşik Devletlerin dedir. Ayrıca 1970'li yılları sonlarında Avrupa ve tasarruf yetersizliği nedeniyle gelişmekte olan ülke sınıfında bulunan Türkiye ve benzeri ülkelerde görülmüştür. 1980 sonrası Türkiye'de orta ve uzun vadeli fonlara ilişkin sermaye piyasası düzenlemeleri zorunlu olmuş ve 1985 yılında ilk Finansal Kiralama Kanunu çıkarılarak, finansal kiralama işlemleri düzenlenmiş, getirilen mali teşviklerle yerleşmesi ve gelişmesi sağlanmıştır. Dünyada önemli bir yere sahip olan finansal kiralama işlemleri Türkiye de 1985 yılından itibaren uygulanmaya başlamıştır. Uygulamada zamanla ortaya çıkan sorunlar, dünya ekonomisindeki kriz ve kredi problemleri sektörde yeni düzenlemeler gerektirmiştir. 2009 yılında yapılan çalışmalar ancak 2012 yılı sonu diğer finansal kuruluşlar ile ortak kanunla yürürlüğe girmiştir. 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunun vergisel yönleri bu çalışmanın başlıca amacını oluşturmaktadır. Türkiye'de finansal kiralama işlemlerinin işleyişinin incelendiği bu çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Son bölümde konuya ilişkin sonuç ve değerlendirmeler yapılmıştır.
Dış ticaret finansmanı dış ticaret finansmanında kullanılan krediler ve özellikleri bu kredileri kullandıran kurumların kredileri kullandırma verimlilikleri
Ülke refahı ve ekonomik kalkınmanın sağlanabilmesinin en önemli yollarından biri ülkeye döviz girdisi sağlayabilmektir. Dış ticaret, döviz girdisi sağlamanın en önemli yollarından bir tanesidir. Günümüzde dış ticaretle uğrasan firmalar oldukça yoğun bir rekabet ortamı içindedirler, bunun nedeni özellikle küreselleşmenin hızlanması ve hızla ilerleyen teknolojidir. Gelişen teknoloji sayesinde insanlar bir yerden bir yere gitmeden birbirleriyle tanışabilmekte ve ticaret yapabilmektedirler. Yoğun rekabetin olduğu bu zamanda firmaların kendilerine rekabet etmek avantajı yaratmaları gerekir bunun içinde gerekli finansal güce mutlaka sahip olmaları gerekir.Günümüzde dış ticaretle uğrasan firmaların gerçekleştirecekleri ihracat ve ithalat işlemlerinin finansman ihtiyacı, nakdi ve gayri nakdi krediler tarafından sağlanmaktadır. Bunlardan ithalat kredileri, ihracat akreditif teyit kredisi, teminat mektupları, harici garantiler ve kontrgarantiler dış ticaretin finansmanında kullanılan gayri nakdi kredileri oluştururken hem bankalar tarafından sağlanan krediler hem de yabancı kaynaklar tarafından sağlanan yurtiçi kaynaklı Turk Eximbank kredileri ve yurtdışı kaynaklı olan pre-finansman, işletme ve yatırım kredileri, nakdi kredileri oluşturmaktadırlar.Dış ticaretin finansmanı için yararlanılan bu krediler, ithalatçıların talep ettikleri mala ve ihtiyaçlarına göre ihracatçıların ise ihraç malların üretiminde kullandıkları girdileri ucuz ve kolay temin edebilmelerine göre değişmektedir. Firmalar, bu kredileri verimli şekilde kullanabildikleri oranda finansal ihtiyaçlarını karşılayabilmektedirler.Bu çalışmamızda, dış ticaret firmalarının, dış ticaretin finansmanında kullanabilecekleri kredilerden, bu kredileri nerelerden ulaşabileceklerinden, kredilerin özelliklerinden ve maliyetlerinden, kredilerin kullanımı sırasından yaşanan problemlerden bahsedilmiştir.
Rusya-Ukrayna savaşının ulaştırma sektörüne finansal etkilerinin olay çalışması yönetimi ile analizi – BIST örneği
Tarihteki savaşlar incelendiğinde ekonomik ve finansal etkilerinin yanında üretim, lojistik ve tedarik zinciri gibi sektörlerde de sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Savaşların etkileri sadece taraf ülkelerle sınırlı kalmayıp, zamanla diğer bölgelerde yayılarak küresel krizlere neden olmaktadır. Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı etkiler birçok ülke gibi Türkiye'yi de etkilemiştir. Rusya ve Ukrayna'nın güçlü oldukları enerji ve tarım sektörü, savaştan etkilenerek, tedarik zincirinde ve lojistik sektörlerinde akasmalara neden oldu. Avrupa enerji tedariğinde yeni önlemler alarak tasarruf politikaları izlemek zorunda kaldı. Avrupa Birliği ülkeleri, Ukrayna'dan ithalat ettikleri başta ayçiçek ve buğday ürünlerinde yeni tedarikçiler aramak zorunda kaldı. Savaş yüzünden Karadeniz'in gemi trafiğine kapatılması İstanbul ve Çanakkale Boğazlarındaki gemi trafiğini düşürürken, başta Gürcistan, Bulgaristan ve Yunanistan Türk sınır kapılarında ticari araç geçişlerinde yoğunluklar meydan gelmiştir. Savaşın, Türkiye'deki tedarik zinciri, lojistik ve ulaştırma sektörlerine negatif etkiler oluşturduğu görüldü. Bu çalışmada Rusya-Ukrayna savaşının BİST Ulaştırma Endeksinde bulunan şirketler üzerindeki olası etkileri olay çalışması yöntemiyle analiz edilmiştir. BİST Ulaştırma endeksinin seçilme amacı lojistik ve tedarik zincirini ilgilendiren en yakın endeks olmasıdır. 24 Şubat 2022 tarihi Rusya'nın Ukrayna işgali olay günü olarak seçilmiştir. Olay çalışması yönteminde tarihsel ortalama modeli kullanılmıştır. Bu model ile ortalama anormal getiriler (AAR) ve kümülatif ortalama anormal getiriler (CAAR) verilerine ulaşılarak veriler analiz edilmiştir. Analizler, savaşın başlangıcını temsil eden olay günü ve yakın çevresinde, endekste yer alan şirketlerin istatistiksel olarak anlamlı negatif anormal getiriler (AAR) ürettiğini ortaya koymuştur. Kümülatif etkinin incelendiği 14 farklı olay penceresinin 12'sinde de bu negatif etkinin (CAAR) anlamlılığını koruduğu saptanmıştır. Ancak, etkinin büyüklüğünün olay gününden uzaklaştıkça zayıfladığı gözlemlenmiştir. Bu bulgular ışığında, Rusya-Ukrayna savaşının başlangıcının BIST Ulaştırma Endeksi şirketleri üzerinde ani ve güçlü bir negatif şok yarattığı, fakat bu etkinin kalıcı olmadığını ve istatiksel olarak etkisinin azaldığı anlaşılmıştır.
Kurumlar vergisinin genişletici maliye politikası ile ilişkisi: Türkiye ile OECD ülkelerinin mali ve ekonomik büyümelerinin analizi
Bu çalışmanın amacı, Kurumlar Vergisi ile Ekonomik Büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Tez kapsamında maliye politikasının gelişim süreci, amaç, araç ve ilkelerinden bahsedilmiştir. Kurumlar vergisinin gelişim süreci ve teorisi hakkında bilgiler verilip OECD ülkelerinde oran ve toplam vergi gelirleri içindeki yüzde payı incelenmiştir. Kurumlar vergisi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki ve ekonomik büyüme modelleri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde, Türkiye ve OECD ülkeleri ekonomilerinin 2002-2016 yılları arasındaki verileri kullanılarak sırasıyla yatay kesit bağımlılık testi, birim kök testi (Pesaran(2007)) ve son olarak Swamy(1970) modeli kullanılarak rassal katsayılar regresyon analizi yapılmıştır. Çıkan sonuçlar yakınsama hipotezine göre her bir ülke için ayrı ayrı incelenerek OECD ülkeleri ile Türkiye karşılaştırması yapılmıştır. Sonuçlara göre; Türkiye'de kurumlar vergisi gelirlerinde meydana gelen %1'lik artış ekonomik büyüme üzerindeki değişmeyi %0,12 birim artırdığı ve ekonomik büyümede meydana gelen %1'lik artışın kurumlar vergisindeki değişmeyi %1,67 birim oranında artırmaktadır. OECD ülkelerinde, kurumlar vergisi gelirlerinde meydana gelen %1'lik artış ekonomik büyüme üzerindeki değişmeyi yüzde olarak 0,04 - 0,17 birim aralığında artırdığı, ekonomik büyümede meydana gelecek %1'lik artış kurumlar vergisindeki değişmeyi yüzde 1,15 - 5,38 birim aralığında artırdığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Maliye Politikası, Vergi Politikası, Türkiye, OECD, Ekonomik Büyüme, Kurumlar Vergisi, Panel Veri Analizi, Birim Kök, Yatay Kesit Bağımlılığı, Rassal Katsayılar Regresyon Analizi
Küçük sanayi işletmelerinde finansal okuryazarlık üzerine bir araştırma: Kütahya ili örneği
Bireylerin değişen ve gelişen mevcut sosyoekonomik şartlarında, kullanılabilir finansal ürün ve hizmetlerin artışı ile bu yelpazenin çeşitliliğini ve karmaşık olan durumu kontrol altına alabilmek ve yaşamı sürdürebilmek için finansal okuryazarlık yeteneklerini ilerletmeleri gerekliliği bir zorunluluk halini almıştır. Finansal okuryazarlık yeteneklerine sahip olmak; finansal sıkıntıları öngörerek gidermek ve gönenç içerisinde bir yaşamı sürdürülebilir kılmak açısından önem arz etmektedir. Bu araştırmada finansal okuryazarlık kavramı, gerekliliği ve önemi, Türkiye ve dünyada finansal okuryazarlık çalışmaları, sanayi, sanayi bölge çeşitleri araştırılarak yazılmıştır. Finansal okuryazarlık ve sanayi kavramlarının önemleri insanlığa ve bireylere olan katkıları anlatılmıştır. Çalışma kapsamında araştırma evreni olarak Kütahya Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren Küçük Sanayi işletmeleri seçilmiş ve kolayda örnekleme yöntemi ile esnaflar ziyaret edilerek anket çalışması yapılmıştır. Çalışma kapsamında 208 katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışmada katılımcıların finansal kavram bilgisi, finansal araç bilgisi ve finansal okuryazarlık düzeyi ölçülerek kullanılan demografik ve finansal bazı varyasyonlara göre değişip değişmediği Bağımsız T testi ve Tek yön varyans (ANOVA) yöntemi ile belirlenmiştir. İşçi/çalışanları için teşvik kullananların, bir sonraki yıl için bütçe hazırlayanların finansal kavram bilgisi, finansal araç bilgisi ve finansal okuryazarlık düzeylerinin anlamlı düzeyde daha yüksekken Şahıs işletmesi sahiplerinin ve Teşvikler Hakkında Bilgi Kaynağının ailesi olduğunu ifade edenlerin anlamlı düzeyde daha düşük bir seviyede seyrettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Finans, Finansal Araçlar, Finansal Kavramlar, Finansal Okuryazarlık, Sanayi
Relationship between employee's perceptions of the finance managers' power sources and organizational trust
The purpose of this research is to explore the relationship between managers' power sources and organizational trust levels according to the employee's perceptions in the finance sector. The sample of the study, which conducted a quantitive survey research method, consisted of 340 finance sector employee, working in Istanbul Anatolian-Side in Turkey. One data gathering instrument of the study incorporated the "Organizational Power Sources Scale" developed by Zafer (2008) and the other was the "Organizational Trust Scale" first developed by Daboval, Comish, Swindle and Gaster (1994) and adapted to Turkish by Yılmaz (2005). Descriptive statistics and parametric analysis tests were used to determine the relationship between the power sources and organizational trust. According to the research findings a high or moderately positive relationship was found between power sources except coercive and all organizational trust subdimensions. There is a positively low level of relationship between coercive power and all organizational trust sub-dimensions. There is a positively moderate relationship between sensitivity to employees and organizational trust's subdimension communication environment, as well as a low positive relationship with openness to innovation and trust to administration subscales. Thus, the results revealed that sub-dimensions of organizational power significantly predicted organizational trust scores. Keywords: trust, finance, power, management, leadership
Finans sektöründe çalışan işgörenlerin hizmet içi eğitim uygulamalarına ilişkin tutumlarının incelenmesi (İstanbul ili örneği)
Eğitim kavramı; geçmişten günümüze kadar informal ya da formal şekliyle önemini korumuştur. İnsan doğumdan itibaren tüm yaşamı boyunca istendik ya da istenmedik şekilde eğitime maruz kalmaktadır. Aldığı eğitimler neticesinde oluşan becerileri ve davranışları hayatının şekillenmesine etki etmektedir.Bu araştırma da örgün eğitim süzgecinden geçmiş ve çalışma hayatına atılmış bireylerin eğitim süreciyle ilgilidir. Hizmet içi eğitim olarak nitelendirilen eğitimin bu boyutunda, finans sektöründeki uygulamalar ele alınmıştır. Finans sektörü alt sektörleri ile birlikte tanıtılmış olup, araştırmanın uygulama aşaması ise İstanbul ilindeki mevduat bankalarında yapılmıştır. Finans sektörü, hizmet içi eğitim ve psikoloji biliminin konusu olan tutum kavramları sentezlenerek; "finans sektöründe çalışan işgörenlerin hizmet içi eğitim uygulamalarına ilişkin tutumlarının incelenmesi" konusu ortaya çıkarılmıştır.Türkiye'de kurumsal yapıya sahip olan ve en yaygın banka türü olan mevduat bankaları; günümüz koşullarında birçok fonksiyona sahiptir. Hem kamu hem de özel sektöre ait mevduat bankaları bulunmaktadır. Bu bankalarda hizmet içi eğitim uygulamalarına önem verilmekle birlikte, eğitim uygulamaları kurumsal yapılarına göre çeşitlilik göstermektedir. Mevduat bankalarındaki hizmet içi eğitim uygulamaları; işbaşında eğitim, iş dışında eğitim ve teknoloji destekli eğitim başlıkları altında işgörenlere sunulmaktadır. Genel itibariyle kurumsal işletmeler; çalışanlarının, bilgi, beceri ve donanımlarını geliştirmek amacıyla eğitim faaliyetlerine belli bir zaman ve bütçe ayırmaktadırlar. Dolayısıyla, eğitimlerin işe verimli bir şekilde yansıtılması hedeflenmektedir. Bu noktada karşılaşılan soru şudur: "Verilen eğitimlere karşı işgörenlerin tutumu ne düzeydedir?". Kuşkusuz bu sorunun cevabı alınan eğitimlerin işe yansıtılabilirliğinin ve verimliliğinin göstergesidir. Bu araştırmada, seçilen örneklemdeki işgörenlerin, hizmet içi eğitimlere ilişkin tutumlarının ne düzeyde olduğunun belirlenmesi amaçlanmıştır.Yapılan literatür taraması sonucunda araştırmanın tam olarak amacını karşılayan bir tutum ölçeğine rastlanmamıştır. Bu sebeple finans sektöründeki eğitim uygulamalarına yönelik işgören tutumlarını ölçen bir tutum ölçeği geliştirme ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda ilgili tutumu yokladığı düşünülen 83 madde oluşturulmuş ve uzman görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri alındıktan sonra gerekli kapsam geçerlik analizleri yapılarak 33 madde taslak ölçekten çıkarılmıştır. Kalan 50 madde tek form halinde birleştirilmiş ve 276 mevduat bankası çalışanına uygulanmıştır. Elde edilen verilerle yapılan temel bileşenler ve faktör analizleri sonucunda toplam varyansın %46,389'unu açıklayan 3 faktörlü 43 maddeden oluşan beşli likert tipi modeline uygun bir tutum ölçeği elde edilmiştir. Güvenirlik analizlerinde ölçeğin tümü için Cronbach αT= ,90 ; alt boyutlar için ise Cronbach αmin=,76 Cronbach αmax=,94 olarak hesaplanmıştır. Madde toplam ve madde kalan analizleri sonucunda madde korelâsyonlarının anlamlı ve maddelerin ayırt edici oldukları saptanmıştır. Geçerlik ve güvenirlik çalışmalarından sonra ölçeğin uygulanması, İstanbul ilindeki mevduat bankalarında çalışan 303 işgörenin katılımıyla, Temmuz 2014- Aralık 2014 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma iki form halinde düzenlenmiştir (1-Kişisel Bilgi Formu, 2- Finansal Hizmet İçi Eğitim Tutum Ölçeği). Örneklem grubundan elde edilen puanlar ile demografik değişkenler karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgularla mevduat bankalarında çalışan işgörenlerin hizmet içi eğitim uygulamalarına ilişkin tutumlarının olumlu olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre finans sektöründe çalışan işgörenlerin hizmet içi eğitimlere ilişkin tutumlarının cinsiyet, mesleki kıdem, bağlı bulunulan kurumsal teşkilat yapısı, çalışma alanı ve unvan değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Yaş değişkeni açısından işgörenlerin tutumlarının anlamlı bir farklılık göstermediği ancak sadece eğitsel yalıtılmışlık alt boyutundan alınan puanların yaş değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermekte olduğu belirlenmiştir.İşgörenlerin hizmet içi eğitimlere ilişkin tutumlarının; medeni durum değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği ancak eğitimden beklenti ve eğitsel yalıtılmışlık alt boyutları açısından farklılık gösterdiği; eğitim kademesi değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği ancak eğitsel yalıtılmışlık alt boyutu açısından farklılık gösterdiği; çalışılan kurumun mülkiyeti değişkenine göre farklılık göstermediği ancak eğitsel yalıtılmışlık alt boyutu açısından farklılık gösterdiği saptanmıştır.Yine araştırma sonucundan elde edilen bulgulara göre finans sektöründe çalışan işgörenlerin hizmet içi eğitim uygulamalarına ilişkin tutumlarının en çok katılım sağlanan eğitim türü değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Hizmet İçi Eğitim, Finans Sektörü, Mevduat Bankaları, Tutum, Tutumların Ölçülmesi, Tutum Ölçeği
Kayıtdışı ekonomi ve vergi ahlakı etkileşimi
Özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren gündeme gelen kayıtdışı ekonomi, hem gelişmiş ekonomilerde hem de gelişmekte olan ülkelerde yarattığı olumsuz etkiler dolayısıyla son dönemlerde daha da önemli bir hal almıştır. Kayıtdışı ekonominin yarattığı olumsuz etkilerle mücadele, çoğunlukla klasik yaklaşımlar olarak bilinen ceza ve denetim oranlarının arttırılması yolu ile yapılmaya çalışılmıştır. Bu yöntemlerin istenen sonuçları tam anlamıyla verememesi, gözleri sosyal-psikolojik faktörleri kapsayan yaklaşımlara çevirmiştir. Özellikle gelir idarelerinin yeniden yapılanması süreciyle ön plana çıkan vergi ahlakı ve vergi uyumu gibi mükellef odaklı kavramlar, kayıtdışı ekonomi konusunda alınacak kararlara insan unsurunun daha fazla eklenmesine yol açmıştır.Çalışmada vergi ahlakı ile kayıtdışı ekonomi arasında karşılıklı bir ilişkinin var olup olmadığına odaklandık. Literatürde doğrudan bu konuya odaklanan çalışma sayısının sınırlılığına karşın vergi ahlakının kayıtdışı ekonominin azaltılmasında önemli bir rolü olduğu; kayıtdışı ekonominin boyutunun da vergi ahlakının seviyesini etkilediği tespit edilmiştir. Kayıtdışı ekonomi ve vergi ahlakı etkileşimini test eden ampirik çalışmalar da vergi ahlakı ile kayıtdışı ekonomi arasında negatif bir korelasyon olduğu sonucuna ulaşmıştır.Türkiye'de bu etkileşimi inceleyen çalışmaların sayısı geçmiş döneme kıyasla artmış olsa da henüz yeterli düzeyde değildir. Bu konuda yapılacak ampirik çalışmaların sayısının artması vergi ahlakı ve kayıtdışı ekonomi arasındaki ilişkiye ışık tutması açısından ülkemizde de önemli bir sorun olan kayıtdışı ekonominin boyutlarının azaltılmasına yönelik önemli katkılar sağlayacaktır.
Belediyelerde harcama önceliklerinin belirlenmesinde katılımcı bütçe uygulaması: Çanakkale Belediyesi örneği
Mahalli idare birimlerinden birisini oluşturan belediyeler değişen dünya düzeni, küreselleşme olgusu, bireylerin mahalli düzeydeki ihtiyaçlarının artması, vatandaşların belediye birimlerinden beklentilerinin farklılaşması, değişen demokrasi anlayışı gibi nedenlerle gittikçe önemi artan birimler haline gelmişlerdir. Önemi artan bu birimlere yüklenen görev ve sorumluluklarda zaman içerisinde artış göstermiştir. Bu durum belediyelerin artan görev ve sorumluluklarına paralel olarak kaynak sahibi olmalarını ya da kaynaklarını etkin kullanacakları mal ve hizmet üretmelerini gerektirmiştir. Bu amaçla belediyeler çeşitli uygulamalara yönelmişlerdir.Belediyelerin kaynaklarını etkin olarak kullanmaları için uyguladıkları yöntemlerden birisi katılımcı bütçe uygulamasıdır. İlk kez 1989 yılında Brezilya'nın Porto Alegre kentinde ortaya çıkmış ve zaman içerisinde gerek ülkenin diğer kentlerine gerekse dünyadaki birçok ülke ve kente yayılmıştır. Türkiye'de de katılımcı bütçe uygulaması 2006 yılından itibaren Çanakkale Belediyesi tarafından uygulanmaktadır.Yapılan çalışmada ilk önce katılımcı bütçe uygulaması teorik olarak açıklanmış, Çanakkale Belediyesi katılımcı bütçe uygulamasının yapısı ortaya konmuş ve uygulama süreci yıllar bazında incelenmiştir. Daha sonra Çanakkale Belediyesi katılımcı bütçe uygulaması değerlendirilerek, uygulamaya ilişkin sonuç ve çözüm önerileri getirilmiştir.Anahtar Kelimler: Mahalli İdare, Belediye, Vatandaşlık, Katılımcı Bütçe, Çanakkale Belediyesi
1980 sonrası Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde Türkiye'de vergi politikalarının dönüşümü
1980'li yıllardan itibaren hız kazanan küreselleşme olgusu ekonomi alanındaki en önemli etkilerinden birini vergi politikalarında göstermektedir. Küreselleşmenin hızlandırdığı küresel rekabet sürecinde, vergiler de etkin bir araç olarak kullanılmaktadır.1980 yılına kadar dışa kapalı, ithal ikameci bir görünüm arz eden Türkiye ekonomisi, 1980 sonrasında liberal ekonomik düzene ayak uydurma konusunda önemli gelişmeler kaydetmiştir. Bu gelişmeler doğrultusunda ve Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde; eğitim, kültür, sanat ve bilimde olduğu gibi ekonomide ve kamu maliyesinde de değişim ve dönüşümler yaşanmış ve yaşanmaya devam etmektedir. Türkiye'de söz konusu süreçte vergi politikalarında meydana gelen değişim ve dönüşümlerin incelenmesi önem taşımaktadır.Bu tez çalışmasının amacı, AB'de vergilerin uyumlaştırılması çalışmalarındaki temel ilkeleri, vergi politikaları konusundaki düzenlemeleri ve uyum çalışmalarını dikkate alarak, Türkiye'nin vergi politikası konusundaki uygulamalarını AB'nin vergi uyumlaştırma çalışmaları çerçevesinde değerlendirmek olmuştur. Özellikle Türkiye'nin vergi politikası uygulamalarının AB uygulamaları ile matrah, konu ve oran açısından bazı farklılıklara sahip olduğu noktalar vurgulanmıştır. Çalışmada ayrıca Türkiye'de vergi politikalarında yaşanan genel değişim ile Türk vergi politikalarının AB'ye uyum sürecinden ne kadar etkilendiği ortaya konmaya çalışılmıştır.
H. 1111 (1699-1700) tarihli Ahkâm Defteri'nin (MAD 9885) Latin harflerine çevrilmesi ve değerlendirilmesi (s. 1-181)
Ahkâm Defterleri, Divân-ı Hümâyun'da görüşülen konular hakkında padişah adına çıkan kararların yazıldığı defterlerdir. Hüküm adı verilen bu kararlar Divân'dan çıkan fermanların bir kopyası niteliğindedir. Maliye Ahkâm Defterleri ise Osmanlı Maliye teşkilatı içerisinde en yetkili kurum olan Defterdarlıktan çıkardı. Defterdarlığa bağlı alt kalemlerden olan gelir-gider kalemlerinin en önemlisi olan Başmuhâsebe, diğer kalemlerin yöneticisi konumunda olması nedeniyle gelir ve giderleri denetler ve kaydını tutardı. Tutulan bu kayıtlar bu gün Osmanlı Mali Tarihi açısından araştırmacılar için oldukça önemli verileri bünyesinde barından başvuru kaynaklarının başında gelir. Özellikle 17. yüzyılda yapılan uzun süreli savaşların yenilgiyle sonuçlanması ekonominin kötüye gitmesine neden olmuştur. Üzerinde çalıştığımız 9885 numaralı Ahkâm Defteri, Osmanlı Devleti için bir dönüm noktası olan Karlofça Antlaşması'ndan sonra tutulması sebebiyle bize dönemin ekonomik şartları hakkında önemli bilgiler vermektedir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde 1695-1703 yılları arasında tahtta buluna II. Mustafa dönemi siyasi olaylar aktarılmış ardından 17. yüz- yılın ikinci yarısından itibaren devletin ekonomik durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde Osmanlı maliye teşkilatı anlatılmıştır. Üçüncü bölümde Ahkâm Defterleri hakkında bilgi verilerek defterimizde bulunan 404 hükmün transkripsiyon ve özetlerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise defterin değerlendirmesi ve hükümlerin konularına göre dağılımı verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Maliye, Defterdarlık, Hüküm, Ahkâm Defteri