Electroencephalography
131 theses under this subject heading
Laparoskopik cerrahi simülasyonlarında öğrenme düzeyinin elektroensefalografi sinyal analizi ile değerlendirilmesi
Laparoskopik cerrahi işlemler açık cerrahi yöntemlerinden ayrı ve üstün bir psikomotor beceri gerektirmektedirler. Beceri düzeyinin niceliksel belirlenmesi zor olmakla birlikte, yeni yeti öğrenimin ölçülmesinde elektroansefalografi (EEG) kullanımı laparoskopik cerrahi simülasyon kullanıcılarının kalıcı performansının belirlenmesi için yansız bir ölçüt oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu amaç doğrultusunda, bu çalışmada laparoskopik cerrahi simülasyon eğitimi sırasında toplanan EEG verilerinin spektral ve istatistiksel değerlendirilmesi yapılmıştır. Etik kurulu onaylı protokol çerçevesinde daha önce laparoskopik cerrahi simülasyon cihazı kullanımı için deneyim sahibi olmayan 10 erkek (baskın sağ el, 22+2,43 yaş) üniversite öğrencisi yazılı onamla deneye katılmışlardır. Bir haftalık arayla 2 ayrı tarihte laparoskopik cerrahi simülasyon eğitim modülü olan peg transferi işlemi yaptırılmıştır. İşlem peg transferinin her birinde 4 adet pegi yuvalarına yerleştirme olarak 3 kez gerçekleştirilmiştir. EEG verileri NPX Lab programı ile spektral analizleri yapılmıştır. SPSS programlarıyla da sonuçlar değerlendirilmiştir. İstatistiksel olarak göreceli güçlerin iki zaman noktasındaki değişimine anatomik yerleşkelerde bakıldığında T3-T5 kanalında alfa ve teta bantlarında, T5-O1 ve P4-O2 kanallarında alfa bandında anlamlı artışların olduğu görülmüştür. Alfa bandındaki artış rahatlama ve gevşeme durumunun olduğu, teta bandındaki artış ise yaratıcılık, duygusal bağlantı, sezgi ve gevşeme durumunun gerçekleştiği anlamına gelmektedir. T3-T5 bölgesindeki değişim deneklerin önceki deneyi hatırladıklarını, daha sakin olduklarını, T5-O1 bölgesindeki değişim deneklerin işlemi daha rahat kavradıklarını, P4-O2 bölgesindeki değişim ise sol ellerini de daha aktif kullandıklarını ve mekânsal hafızalarını kullandıklarını göstermektedir. Analiz sonuçlarında, deneklerin ikinci çalışmada yüksek el –göz koordinasyonu ve konsantrasyon gerektiren işlemi daha sakin bir şekilde yaptıkları, sol ellerini daha aktif kullandıkları ve işlemi hatırladıkları görülmektedir. Bu çalışmada laparoskopik cerrahi simülasyon eğitim metotlarının oluşturulmasına yönelik daha etkin niceliksel ölçütlerin saptanabilmesi için özgün ve ilk adımdır.
Marka kişiliği algısının ölçümünde anket ve nöropazarlama yöntemlerinin karşılaştırılması
Küreselleşmenin hız kazanması ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkması ile pazarlamaya farklı bir boyut kazanmıştır. Geleneksel yöntemlerin yetersiz olduğu gerçeğini kavrayan araştırmacılar tüketicinin beynine giden doğrudan bir yol bulma arayışına girmişlerdir. Böylece nöropazarlama araştırma yöntemleri ortaya çıkmıştır. Turkcell ve Vodafone' un marka kişiliklerinin ölçümlendiği bu çalışmada geleneksel araştırma yöntemlerinden Anket ve nöropazarlama araştırma yöntemlerinden EEG analiz metodu kullanılarak her iki yöntemin birbiriyle karşılaştırılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasında uygulanan Anket yöntemi ile Aaker' in 42 marka kişiliği sıfatı frekans analizine tabi tutulmuştur. 30 katılımcı üzerinde yapılan araştırmanın ilk kısmında Turkcell ve Vodafone' un marka kişiliği boyut ve sıfatları ortaya çıkartılmıştır. Yapılan frekans analizi sonucu öne çıkan marka kişiliği sıfatları ikinci araştırmanın temelini oluşturması yönüyle önem arz etmektedir. Yaklaşık 1 hafta sonra, araştırmanın ikinci aşamasını oluşturan EEG analiz yöntemi ile aynı örneklem grubuna yönelik Turkcell ve Vodafone' un öne çıkan marka kişilik sıfatları gösterilmiş ve katılımcıların ifadelere verdikleri tepkiler ölçümlenmiştir. Her iki yöntem ile yapılan analizler sonucu, EEG analiz yönteminden elde edilen bulguların, Anket yöntemi ile paralellik gösterdiği söylenebilmektedir. Fakat her iki yöntemin birebir aynı sonucu vermemesi daha öncede ifade edilen beyana dayalı ifadelerin, tüketici zihnindeki ifadelerden bağımsız olduğu olgusunu destekler niteliktedir. Araştırmadan çıkan sonuçlardan yola çıkarak Anket analizinden sonra uygulanan EEG analizi sonucu öne çıkan marka kişiliği sıfatlarının sayısının azalması ise EEG yönteminin, Anket yönteminin bir filtresi olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Araştırma her iki yöntemin karşılaştırmalı olarak sunulması ve gelecekte kullanılması öngörülen araştırma metotlarına dair ipucu vermesi açısından önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Nöropazarlama, Nöropazarlama Araştırmaları, EEG Analizi, Geleneksel Araştırmalar, Anket Yöntemi, Marka Kişiliği
Havayolu marka kişiliği algısının yüzyüze görüşme ve nöropazarlama yöntemlerinden EEG ile karşılaştırılması: Bir uygulama
Günümüze kadar döngüsel bir gelişim gösteren pazarlama anlayışı, zaman içerisinde geçirdiği değişiklikler ile ürün odaklı yaklaşımdan (pazarlama 1.0 ), akıl ve duygusal açıdan insanı anlamaya çalışan değer odaklı (pazarlama 3.0) yaklaşıma dönüşmüştür. Klasik pazarlama dönemlerindeki değişimler, zaman içerisinde insanı odak noktası alarak insana dair ihtiyaçların belirlenmesini ve insan duygularının satın alma davranışları üzerindeki etkisinin tespit edilmesini daha önemli hale getirmiştir. Bu kapsamda, araştırmalarda nöropazarlama tekniklerinin uygulanması tüketicilerin gerçek duygularını, düşüncelerini ve bilinç dışı tepkilerini ortaya çıkarmak için en doğru ve tutarlı yollardan biri olarak düşünülmektedir. Bu çalışmada, Türk Havayolları'nın ve Pegasus Havayolları'nın marka kişiliği özellikleri yüz yüze görüşme tekniği ve nöropazarlama yöntemlerinden olan EEG analiz yöntemi kullanılarak karşılaştırılmıştır. Çalışmanın ilk safhasında; 32 gönüllü katılımcıya her iki havayoluna ait Aaker'in geliştirdiği 42 adet marka kişiliği sıfatları slayt olarak gösterilerek EEG analiz yöntemi ile tepkileri ölçülmüştür. Çalışmanın ikinci safhasında ise; aynı gönüllü katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği uygulanmış ve 42 adet marka kişiliği sıfatını işaretlemeleri istenmiştir. Sonra her iki yöntemden elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda; her iki yöntemden elde edilen bulguların büyük oranda farklılık gösterdiği tespit edilmiştir.
Uyku apne sendromlu bireylerde CPAP tedavisinin EEG'de izlenen uyku iğcikleri üzerine etkisi
ÖZET: Amaç:Bu çalışmada polisomnografi ile OSAS tanısı konmuş hastalarda CPAP tedavisi öncesi ve CPAP tedavisi sonrası uyku iğcikleri karşılaştırılarak nasıl değişiklikler ortaya çıktığını bulmayı amaçladık. Gereç-Yöntem:Çalışmaya yaşları 18?den büyük PSG ile OSAS tanısı konan 73 hasta (E/K:61/12) çalışmaya alındı. Konjestif kalp yetmezliği, KOAH, bronşial astım, nörolojik hastalığı olan hastalar çalışmaya alınmadı. Hastalara tüm gece polisomnografik test yapıldı. PAP titrasyonu otomatik- CPAP (APAP remstar, respironics, Germany) ile yapıldı. Hastaların uyku iğcikleri NREM-S2 evresinde sayıldı. Minimum 15 dakikalık S2 uykusundaki iğcikler sayılıp bir saate uyarlandı, saatlik uyku iğciği indeksi hesaplandı. Bulgular: Çalışmaya OSAS tanısı olan 73 hasta alındı. PAP tedavisi öncesi ortalama saatlik uyku iğciği sayısı PAP tedavisi sonrası tekrar sayıldığında anlamlı artış saptandı.(288+-55 392+-40) Ayrıca uyku iğciği sayısı ile hasta yaşı arasında anlamlı korelasyon bulundu.(r :0.74 p<000) Tartışma: Uyku ve bellek arasında çok yönlü bir ilişki tanımlanmıştır. Uyku iğciklerinin aynı zamanda uyku kalitesinin bir belirteci olduğu düşünülmektedir. Uyku iğciği ile eşleşmiş beyin aktivitesi öğrenme bağımlı olarak artar. Öğrenme sonrası uyku iğciği amplitüdünde artış ve hipokampal aktivasyonunda artış izlenir. Bu artış özellikle topografik öğrenme sırasında oluşur. OSAS tanılı CPAP kullanan hastalar üzerinde yaptığımız çalışmamızda tedavi öncesi ile kıyaslandığında uyku iğciklerinin sayısında CPAP tedavisi sonrasında anlamlı artış saptandı. Genç hastalarda yaşlı hastalara göre uyku iğcik sayısının daha fazla olduğu gösterildi. Anahtar Kelimeler:Obstrüktif Uyku Apne Sendromu, PAP tedavisi, Uyku iğciği
Müzikli etkinliklerle desteklenmiş bireyselleştirilmiş eğitim programının hesaplama güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin başarılarına etkisinin elektrofizyolojik olarak değerlendirilmesi
Bu araştırmada müzikli etkinliklerle desteklenmiş bireyselleştirilmiş eğitim programının hesaplama güçlüğü yaşayan ilkokul öğrencilerinin başarılarına etkisini elektrofizyolojik olarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Çalışmada araştırma modeli olarak karma desen araştırması seçilerek nitel ve nicel olan araştırma yöntemleri bir arada kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Kütahya ilinin merkezinde, ilkokul 3. ve 4. sınıfa devam eden öğrenciler arasından hafif düzey özel öğrenme güçlüğü tanısı alan ve matematik dersinde öğrenme güçlüğü yaşayan dört öğrenci oluşturmaktadır. İlkokul 1-4 sınıflar matematik dersi öğretim programı incelenerek 3. sınıf zihinden işlem kazanımlarından toplama ve çıkarma işlemine yönelik 12 adet zihinden işlem kazanımı belirlenmiştir Bu kazanımlara uygun olacak şekilde değerlendirme formu, eğitim modülü ve matematik şarkıları hazırlanmıştır. Eğitim modülünün ve matematik şarkılarının öğrencilerin başarılarına olan etkisini belirlemek amacıyla katılımcılara ön test ve son test olarak değerlendirme formu uygulanmıştır. Ayrıca on iki hafta boyunca uygulanan eğitim modülü ve matematik şarkılarının öncesi ve sonrasında katılımcılara EEG çekimi gerçekleştirilmiştir. EEG çekimleri sırasında katılımcılara zihinden işlemler yapmalarını sağlayacak şekilde 10 adet zihinden işlem sorusu yöneltilmiştir. Elde edilen EEG verilerine ait güç yoğunlukları Matlab programında Welch metodu kullanılarak hesaplanmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin analizi için betimsel analiz tekniklerinden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda özel öğrenme güçlüğü yaşayan öğrencilerin zihinden işlem becerilerinin değerlendirme formu sonuçlarına bakıldığında, eğitim modülü ve matematik şarkılarının öğrencilerin zihinden işlem becerilerini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Ayrıca zihinden işlem kazanımlarına yönelik hazırlanan eğitim modülü ve matematik şarkılarının ilkokul öğrencilerinin başarılarını arttırdığı elektrofizyolojik değerlendirmeler ile desteklenerek gösterilmiştir.
Uyku apnesinde EEG verilerinin spektral analizi
Uyku apnesi insan yaşamını etkileyen önemli uyku hastalıklarından biridir. Uykuda solunum durması olarak kendini gösteren bu hastalık kişinin uyku kalitesini düşürmektedir. Kişinin sosyal hayatını etkileyen bu hastalığın erken teşhis ile tedavisi mümkündür. Bu çalışmanın amacı uyku apnesi anındaki elektroensefalografi (EEG) sinyalleri incelenerek spektral analizini yapmaktır. Bu çalışmada (PSG) kayıtları kullanılmıştır. Polisomnografi kayıtları içerisinde bulunan elektroensefalografi sinyallerine sinyal işleme teknikleri uygulanarak spektral entropi değişimleri gözlenmiştir. Sinyallerin ilk olarak Hızlı Fourier Dönüşümü yöntemiyle spektral güç yoğunlukları elde edilmiş ve daha sonra spektral entropileri hesaplanmıştır. Bu değerler incelendiğinde apneye girme anında entropinin minimum seviyelere düştüğü gözlenmiştir. Çıkan sonuçlar daha önce hekimler tarafından belirlenen apne başlangıç süreleri ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucu olarak entropinin minimum seviyelere düştüğü zamanların apne başlangıcına denk geldiği gözlenmiştir.
Noise removal in electroencephalogram (EEG) using deep learning algorithms
The development of brain abnormalities is tracked using the EEG. It is also used to evaluate individuals who are dealing with brain-related problems, such as patients with schizophrenia. Noises of many kinds contaminate EEG recordings, which makes it difficult to properly analyze the brain signals. It is critical to eliminate unwanted noise from the signals since patient EEG records are crucial for assessing any type of brain disorder. To obtain reliable data on brain activity and prevent errors in its interpretation, the EEG noise removal technique aims to decrease physiological interference. Maintaining a clear and functional signal requires noise cancellation and reduction. Because some signals, like the EEG, are non-stationary, the statistical feature of noise is difficult to understand. In the past year, a variety of methods have been put out to reject various types of noise in EEG signals. However, optimized results have not yet been obtained. In this thesis, a new method will be developed to improve noise removal results using deep learning algorithms. Hybrid deep learning algorithms were created. Noise removal was performed on EEG signals using methods such as Autoencoders(AEs), Convolutional Neural Networks (CNN), and Long Short-Term Memory Networks (LSTM). Two hybrid models, CNN-AEs and LSTM-AEs, were created. EEG Signal-Noise Ratio(SNR) values obtained by trying different numbers of layers were compared with the Principal component analysis(PCA) method. At the end of this study, better training results were obtained with appropriate hyperparameters in hybrid deep learning models.
Elektroensefalografide (EEG) benign varyantların sıklığı, dağılımı ve klinik önemi: Epilepsi tipleri ve sendromları ile olası ilişkileri
TEZ ÖZETİ Elektroensefalogram (EEG) incelemelerinde incelenen benign varyantların (BV) sıklığını, dağılımını ve bu varyantların demografik, klinik özellikler ile nöbet tipleri ve epilepsi sendromlarıyla olası ilişkilerini araştırma amaçlamaktadır.Retrospektif, kesitsel ve tanımlayıcı olarak planlanan çalışmamızda EEG kaydı yapılmış 815 hasta verisi analiz edildi. Hastaların ait demografik, klinik ve nörofizyolojik verileri kaydedildi. Yaş, cinsiyet, EEG istenme nedeni, istemi yapan birim, nöbet varlığı ve nöbet tipi, epilepsi tanısının varlığı, varsa epilepsi sendromunun türü, antinöbet ilaç kullanımı, epilepsi dışında hastalık varlığı ve beyin manyetik rezonans görüntüleme (MRG) bulguları incelenen parametrelerdi. EEG'ye ilişkin olarak kayıt sırasında uyanıklık durumu, patolojik olması, epileptiform aktivite varlığı, benign EEG varyantlarının varlığı ve türleri kaydedildi. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak değerlendirildi. Benign varyantlar hastaların 266 (%32,6)'sında saptandı. En sık rastlananlar fotomiyojenik yanıt 171 (%21), Pozitif Oksipital Keskin Uyku Geçişleri (POSTs) 70 (%8,6) ve fotik sürüklenme 67 (%8,2) oldu. POSTs varyantı özellikle 21–30 yaş grubunda daha sık izlendi, yaş ilerledikçe görülme sıklığı azaldı (p < 0,05). Benign varyantlar özellikle POSTs ve fotik sürüklenme kadınlarda daha sık saptandı (p < 0,05). Genellikle MR ve EEG'si normal olan bireylerde daha yüksek oranda izlendi (p < 0,05). Epilepsi tanısı ile POSTs arasında pozitif bir ilişki saptanırken, diğer varyantların epilepsiyle doğrudan anlamlı bir ilişkisi bulunmadı. Epilepsi sendromları içinde idiopatik jeneralize epilepsi ve nedeni belirlenemeyen fokal epilepsi gruplarında BV ve POSTs daha sık görüldü (p < 0,05). Yetişkinlerde Subklinik Ritmik Elektroensefalografik Deşarjlar (SREDA) izlenmedi, Benign Sporadik Uyku Dikenleri (BSSS) literatürde belirtilenden belirgin derecede az saptandı. EEG'de benign varyantları klinik değerlendirmelerde sıklıkla karşılaşılan ancak epileptik aktivite ile karıştırılma potansiyeli taşıyan yapılardır. Bulgular, benign varyantların epilepsi tanısı ve yönetimi sırasında dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ve epileptik olan ve olmayan bireylerde sıklıkla görülebileceğini ayrıca bazı varyantların gerçekten çok nadir görüldüğünü ortaya koymaktadır.
COVID-19'lu ortamların dezenfeksiyonu için kullanılan insansız bir kara aracının (İKA) otomatik kontrolü
Bu çalışmada, insansız bir kara aracının (İKA) beyin (EEG) sinyalleriyle kontrol edilebilmesi için makine öğrenmesi tabanlı hibrit bir yöntem önerilmiştir. Önerilen hibrit yöntemde, dalgacık dönüşümü ile EEG sinyallerinden gerekli öznitelik vektörleri elde edilmiş ve karar ağacı modeli kullanılarak bu öznitelik sinyalleri sınıflandırılmıştır. Sınıflandırıcı çıkışındaki sinyaller, İKA'nın uygun yönde hareket ettirilebilmesi amacı ile kullanılmıştır. Sistemin eğitimi için 41 kişiden EEG sinyal verileri alınmıştır. Veriler band geçirgen filtreler ile gürültüden arındırılmıştır. EEG sinyallerinden en iyi öz nitelik çıkarımının sağlanabilmesi için sürekli ve ayrık dalgacık dönüşümü yöntemlerinin performansı araştırılmıştır. Baskın özelliklerin yer aldığı bandların eğitim dosyası oluşturulmuştur. Eğitim dosyası k-Katlı Çapraz Doğrulama yöntemi (k-Fold Cross Validation) ile eğitilmiştir. Eğitilen modeller aynı test kümesi üzerinde denenmiş, EEG sinyallerinden elde edilen verilerle, İKA'nın sağ ve sol doğrultuda yönlendirilmesi tahmin edilmeye çalışılmıştır. Sağ ve sol yön tahmini sınıflandırması için bilinen makine öğrenmesi yöntemlerinden performansı en iyi olanın bulunması amaçlanmıştır. Modellerden elde edilen verilerin karşılaştırması sonucunda, ayrık dalgacık dönüşümü ile kullanılan karar ağacı modelinin, diğer modellere göre test verileri üzerinde en fazla doğruluk oranı % 83 ayrıca sürekli dalgacık dönüşümü ve topluluk öğrenmesi ile en fazla doğruluk oranı %95 verdiği sonucuna ulaşılmıştır.
Nöbet tanısı koyma ve nöbet-epilepsi sınıflamasında kısa süreli video-EEG monitorizasyonun yeri
Amaç: Bu prospektif çalışma kısa süreli (3-4 saat) video-elektroensefalografi monitorizasyonun lokalizasyon ilişkili epilepsilerin sınıflandırılmasında ve nöbet/psödonöbet ayırımının yapılmasındaki etkinliğini değerlendirmek amacıyla Ekim 2005- Ekim 2008 arasında yapıldı.Gereç ve Yöntem: Çalışmada gündüz zamanlı kısa süreli (3-4 saat) video-elektroensefalografi monitorizasyonun, toplam 75 çocuk hastaya uygulandı. İlk grupta; polikliniğe nöbet benzeri yakınmalar ile başvuran, ancak nöbet-yalancı nöbet veya nöbeti taklit eden paroksismal bozukluk ayrımı yapılamayan ve çekilen interiktal elektroensefalografileri normal olan ortalama yaşı 9,63 ? 3,81 (minimum 3, maksimum 17 yaş) olan toplam 43 hasta incelendi. İkinci grupta ise; aynı dönem içinde polikliniğe parsiyel nöbet geçirme öyküsü ile başvuran, öykü ve klinik muayene bulguları ile nöbet tipi ve lokalizasyonu belirlenen ve çekilen interiktal elektroensefalografileri normal olan ortalama yaşı 9,62 ? 3,77 (minimum 3, maksimum 16 yaş) olan hastalar incelendi.Bulgular: Nöbet/psödonöbet ayırımı yapılan birinci grupta video-elektroensefalografi monitorizasyonun sonucunda 11 hastaya (% 25,6) epilepsi tanısı konuldu ve diğer hastaların video-elektroensefalografi monitorizasyonun sonucu normaldi. Nöbet sınıflaması ve lokalizasyonu yapılan ikinci grupta hastaların video-elektroensefalografi monitorizasyonun öncesi klinik bulguları ile, video-elektroensefalografi monitorizasyonun sonrası tanıları arasındaki uyumluluk istatistiksel olarak değerlendirildi. Klinik tanı ile video-elektroensefalografi monitorizasyon arasında tüm hastalar çalışmaya dahil edildiğinde orta derecede uyumluluk saptandı (kappa=0,642). Ancak, klinik ile elektroensefalografi sonuçlarının uyumlu görülmediği oksipital lob nöbetli altı hasta istatistiksel çalışma dışı tutulduğunda, uyumluluk daha yüksek düzeyde idi (kappa=0,775).Sonuç: Nöbet tanısı koyma ve nöbet-epilepsi sınıflamasında kısa süreli video-elektroensefalografi monitorizasyon etkin bir tanı yöntemidir.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, lokalizasyon, nöbet/psödonöbet, video-elektroensefalografi monitorizasyon.
Çocuklarda sevofluran ve sevofluran-remifentanil uygulamalarında bispektral indeks değerlerinin karşılaştırılması
Amaç: Çalışmamız pediatrik elektif cerrahilerde anestezi sağlamak amacıyla kullanılan ajanların anestezi derinliği,sevoflurane tüketimi ve hemodinamik parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması amacıyla planlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza fakülte etik kurulu ve ebeveyn onayları alınarak, yaşları 3-10 yaş arasında değişen, ASA I-II grubu 1 saatten uzun sürecek elektif cerrahi geçirecek 60 adet çocuk hasta alındı.Hastalar monitörize edildikten sonra 2 gruba ayrıldı ve tüm hastalarda anestezi indüksiyonu sevofluran inhalasyonu ile yapıldı.Birinci grupta indüksiyonu takiben anestezi idamesi MAK:%0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu ile sağlandı. İkinci grupta indüksiyonu takiben 0,5 µ/kg remifentanil 1 dakikada yüklendi ve idame için 0,25 µ/kg/dk remifentanil infüzyonu ve MAK: %0,5-2 olacak şekilde sevofluran inhalasyonu verildi.Her iki grupta da peroperatif devamlı olarak bispektral indeks değerleri takip edildi ve 5 dakikada bir kaydedildi. Aynı zamanda peroperatif kalp atım sayısı, sistolik ve diastolik kan basıncı değerleri, oksijen saturasyonu, end-tidal sevofluran konsantrasyonu, gözyaşı, terleme, öksürme ve ıkınma gibi otonomik yanıtlar takip edilerek 5 dakikada bir kaydedildi.Bulgular: Yapılan tüm ölçümlerde KAH'nın istatistiksel olarak Grup 2'de Grup 1'e göre daha düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Sistolik ve diyastolik kan basınçları arasında ise her iki grupta fark yoktu (p>0,05). Çalışmamızda endtidal sevofluran konsantrasyonlarının Grup 1'de istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edildi (p<0,001). BİS ölçümlerinin değerlendirilmesinde ise Grup 2'de değerlerin daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Çalışmaya alınan olguların hiçbirinde otonomik yanıtlara rastlanmadı; dolayısıyla bu parametre istatistiksel değerlendirmeye alınmadı.Sonuç: Çalışmamızda sevofluran ve remifentanil uygulanan grupta, sadece sevofluran uygulanan gruba göre BİS değerlerinin daha yüksek olduğu, fakat endtidal sevofluran konsantrasyonlarının daha düşük olduğu saptandı. Sonuçta; remifentanilin BİS değerleri üzerine bir etkisi olmadığı, sadece hemodinamik yanıtı baskıladığı kanısına varıldı.Anahtar Kelimeler: Bispektral indeks, sevofluran, remifentanil.
Yeni tanı almış epileptik çocuklarda interiktal eeg ve uyku deprivasyonlu kısa süreli video eeg monitörizasyonunun tanısal değeri
Amaç : Anamnez ve klinik bulguları ile idiopatik/kriptojenik epilepsi tanısı almış çocuklarda interiktal EEG ile uyku deprivasyonlu video EEG monitörizasyonunun tanısal işlemdeki değerlerinin karşılaştırılması amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Polikliniği' ne 01.06.2010 ile 30.06.2012 tarihleri arasında başvuran hastalar üzerinde yapılan prospektif çalışmada; 6-17 yaş arasında olup anamnez ve klinik bulguları ile idiopatik/kriptojenik fokal ve jeneralize epilepsi tanısı alan, henüz antiepileptik ilaç başlanmamış ve interiktal EEG'leri normal hastalar incelendi. Hastaların tümünün demografik bilgileri, tıbbi ve aile öyküleri, febril ve yenidoğan döneminde nöbet varlığı, klinik olarak nöbet ve epilepsi tipi, sıklığı, geçirilen nöbet sayısı, nöbeti presipite eden faktörler, nöbetlerin gün içindeki zamanı (uyku, uyanıklık, karışık) ve interiktal EEG'lerin çekim zamanı (uyku/uyanıklık) kaydedildi. Tüm hastalara uyku deprivasyonlu kısa süreli VEM (3-4 saat) uygulandı.Bulgular: Parsiyel uyku deprivasyonu yapılarak alınan kısa süreli (3-4 saat) VEM kayıtları sonucunda hastaların 21 tanesinde (%42) epileptiform anomaliye rastlanmazken, 29'unda (%58) epileptiform anomali saptandı. VEM'de epileptiform anomali saptanan 29 hastanın 14'ünde (%48,27) fokal, 6'sında (%20,68) jeneralize anomali varken, 9 hastada ise (%31,03) hem fokal hem jeneralize anomali mevcuttu. Hastaların 12'sinde (%41,4) epileptik deşarjlar sadece uyku döneminde ortaya çıkarken, 17'sinde (%58,6) hem uyku hem de uyanık dönemde (karışık) ortaya çıkmaktaydı. Temporal lob epilepsili 5 hastanın 1'inde (%20) VEM normalken, 4 hastada (%80) anormaldi. Frontal lob epilepsisi olan hastanın VEM bulguları normaldi. Oksipital lob epilepsili 11 hastanın 6'sının (%54,5) VEM'i normalken 5'inin (%45,5) anormaldi. Epileptik sendrom olarak juvenil absans epilepsisi tanısı alan tek hastanın VEM'i anormaldi (%100). Otozomal dominant frontal lob epilepsili 2 hastanın ise VEM'i anormaldi(%100). BRE tanılı 5 hastanın 2'sinin (%40) VEM' i normalken 3 hastanın (%60) VEM'i anormaldi. OPÇE tanılı 2 hastanın 1'inin (%50) VEM'i normalken diğerinin anormaldi (%50).Sonuç: Çocukluk döneminde parsiyel uyku deprivasyonu uykunun sağlanmasında güvenilirdir. Epilepsi tanısının konmasında ve sınıflandırılmasında uyku deprivasyonu yöntemiyle çekilen kısa süreli VEM kolay ve ucuz bir yöntemdir. Çocuklarda interiktal EEG'nin yetersiz kaldığı durumlarda rahatlıkla tercih edilebilir. Bizim vakalarımızda anlamlı fark gösterilemese de, özellikle bazı nöbet tipleri ve bazı epileptik sendromlarda tanı koymada önemli olabilir. Hasta sayısının arttırılması ile bu bulgular daha anlamlı olabilir.Anahtar Kelimeler: Epilepsi, Video EEG monitorizasyonu, Uyku deprivasyonu
Sigara bağımlılığının biyolojik sinyaller kullanarak makine öğrenmesi yöntemleri ile analizi
Sigara bağımlılığı dünya genelinde ciddi bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Nikotin bağımlılığına dayanan sigara kullanımı milyonlarca insanı etkilemekte ve önemli sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Sigara kullanımının beyin aktivitelerini etkilediği bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Elektroensefalografi (EEG), beyin aktivitesini ölçmek için kullanılan bir yöntemdir. Baş derisi üzerine yerleştirilen elektrotlar aracılığıyla beyin dalgaları kaydedilir. Bu kayıtlar farklı frekans aralıklarında (delta, teta, alfa, beta, gama gibi) beyin aktivitesini görselleştirmeye ve analiz etmeye olanak tanır. Bu tez çalışmasının temel amacı, EEG verilerinin zaman-frekans domeni özelliklerini çıkararak, geleneksel yöntemler yerine makine öğrenmesi yöntemleriyle sigara bağımlılığının analiz edilmesidir. Çalışmanın ilk aşamasında, 30 farklı bireyden görsel uyaranlarla toplanan EEG verileri Fagerström Nikotin Bağımlılığı anketi (FTND) ile etiketlenmiştir. Daha sonra makine öğrenmesi yöntemlerinde az veya dengesiz veri olumsuzluklarının önlenmesi için EEG verisi GAN (Çekişmeli Üretici Ağlar) ile sentetik olarak çoğaltılmıştır. Çoğaltılmış veriler, (DWT) Ayrık Dalgacık Dönüşümü, zaman ve frekans domeninde özellik çıkarımı gibi ön işlemlerden geçirilmiştir. İkinci aşamada ön işlemlerden geçirilen EEG verileri kNN (k-En Yakın Komşuluk), SVM (Destek Vektör Makineleri), YSA (İleri Beslemeli Yapay Sinir Ağları) ve RNN (Tekrarlamalı Sinir Ağları) gibi makine öğrenmesi algoritmalarıyla sınıflandırılmıştır. Sonuçlar sigara uyaranlarına verilen beyin tepkilerinin özellikle temporal ve prefrontal lob bölgelerinde belirgin olduğunu ve teta frekans bandında daha yüksek sınıflandırma başarılarına ulaşıldığını göstermiştir. İleri beslemeli YSA ile yapılan sınıflandırma başarı oranları, % 99 seviyelerine ulaşmıştır. Bu çalışma sigara bağımlılığına yönelik nörofizyolojik belirteçlerin belirlenmesinde EEG tabanlı makine öğrenmesi yöntemleri kullanımının potansiyelini vurgulamaktadır.
Punicic asit uygulamasının sıçanlarda akut travmatik beyin hasarı sonrasında nöroprotektif etkisinin araştırılması
Amaç: Travmatik Beyin Hasarı (TBH), dünya çapında, özellikle çocuklarda ve genç erişkinlerde önemli bir ölüm ve sakatlık nedenidir. TBI şiddet, mekanizma veya diğer özelliklere göre sınıflandırılabilir. Enflamasyon, apoptoz, oksidatif stres ve iskemi, TBH sonrası nöronal kaybın altında yatan önemli patofizyolojik mekanizmalardan bazılarıdır. Punisik Asid (PA), kısmi başlangıçlı nöbetlerin ve nöropatik ağrının ek tedavisi için onaylanmış bir antikonvülsan bileşiktir. Bu çalışma, bir TBH sıçan modelinde PA için olası nöroprotektif etkilerini araştırmayı amaçladı. Gereç ve yöntemler: Kırk erişkin erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar 5 gruba (n: 8) ayrıldı. Grup 1: Kontrol grubu, Sadece cilt kesisi yapıldı. Grup 2: Sham grubu, TBH sonrasında sadece normal beslenen sıçanları içermektedir. Grup 3: TBH sonrasında normal beslenmeye ek olarak 1 gr/ gün PA gavaj yoluyla verildi. Grup 4: 3 gr/ gün PA, Grup.5: 5 gr/ gün PA kullanıldı. Her grup için TBH 3 gün sonra beyin örnekleri toplandı. Beyin örnekleri ve kan histopatolojik ve biyokimyasal yöntemlerle değerlendirildi. İmmunohistokimya sonuçları western blot ile doğrulandı. Ayrıca elektroensefalografi monitörizasyon sonuçları karşılaştırıldı. Bulgular: Oksidatif stres belirteçleri olan Malondialdehit (MDA) seviyesi PA tedavisi ile azalırken süperoksit dismutaz (SOD) arttı. iNOS ve eNOS immünreaktivitesi, TBH örneklerine kıyasla PA tedavisi ile anlamlı (P<0.05) olarak azaldı. Damarlanma için VEGF TBH grubuna göre ile PA ile anlamlı (P<0.05) arttı. Hipoksi için bakılan HIF-1α dağılımı TBH grubuna göre ile PA ile anlamlı (P<0.05) azaldı. Olgun nöron nükleus için bakılan NeUN TBH grubuna göre ile PA ile anlamlı (P<0.05) arttı. PA ile tedavi edilen grupta EEG'nin delta gücü kontrol grubu değerlerine benzer bulundu. Sonuç: TBH sonrası PA uygulamasının histolojik, immunohistokimyasal, biyokimyasal, western blot ve EEG ile gösterilen yararlı etkisinin klinik anlamı olabileceğini gösterdi. Bu etkinin hasta yaşam kalitesini artıracağı düşünüldü.
Apelin-13 uygulamasının sıçanlarda kafa travması ve deneysel epilepsi modelinde koruyucu etkisinin asimetrik yaklaşımla değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, deney ortamında mekanik kafa travması ve Pentilentetrazol (PTZ) kullanılarak oluşturulan epilepsi hayvan modeli ile meydana gelen beyin hasarının apelin-13 uygulaması ile engellenip engellenemeyeceği ve bu hasarın iki beyin yarım küresi arasında asimetrik dağılım sebebiyle farklılık gösterip göstermeyeceğini elektrofizyolojik, histokimyasal ve immünohistokimyasal parametrelerle belirlemektir. Çalışmamızda wistar sıçanların, besine uzanma testi uygulanarak pençe tercihleri tespit edilmiştir. Deney hayvanlarına anestezik madde (10mg/kg ksilazin ve 75 mg/kg Ketamin), uygulamasının ardından kafa travması grubunda mekanik travma diğer grupta ise PTZ (70mg/kg) uygulaması ile epilepsi modelleri oluşturulmuştur. Apelin-13 uygulanarak tedavi edici etkileri incelenmiştir. Sağ ve sol hemisferlerden Elektrotrokortikogram kayıtları (ECOG) alınmıştır. Hayvanların sakrifikasyon işleminden sonra beyin dokuları çıkarılarak histolojik değerlendirmeleri yapılmıştır. Ödem, kanama, oksidatif stres, apoptoz ve nörodejeneratif değişiklikleri gösteren boyama işlemleri yapılmıştır. Elde edilen elektrofizyolojik, histokimyasal ve immünohistokimyasal bulgular ile gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgularda, elektrofizyolojik parametrelerde kafa travması gruplarında hasarın EEG analizlerinde ilk üç günde istatistiksel açıdan anlamlı değişikliklere sebep olduğu saptandı. Lateralizasyon öngörüsü akut dönemde kontrol grubuna kıyasla travmalı gruplarda ortaya çıktı. Apelin 13'ün nöroprotektif etkisi tespit edildi. Kimyasal epilepsi gruplarında Apelin 13 uygulanan grupta nöbete girme oranlarında ve nöbet derecelerinde anlamlı düzeyde düşme tespit edildi ve histokimyasal analizlerin de bu sonuçları desteklediği görüldü. Yapılacak klinik çalışmalarda Apelin 13 ün hasta yaşam kalitesini oldukça bozan travmatik beyin hasarı (TBH) ve Epilepsi için umut veren bir potansiyeli olduğunu düşündürdü. Kullanılan EEG analiz yöntemlerine ek ileri analizlerin yapılması hem TBH hem de Epilepsi modellerinin değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu düşünmekteyiz.
Nöroloji konsültasyonlarındaki nöbet kliniklerine yaklaşım
Giriş: Epilepsi; aile öyküsü, etiyolojik risk faktörleri, klinik bulguları, nöbet tipleri, santral görüntüleme ve EEG'leri, rutin kan tetkikleri, nörolojik muayeneleri ile geniş kapsamda değerlendirilmesi gereken bir hastalıktır. Bu çalışma ile epileptik nöbeti olan hastalara uygulanması gereken nörolojik yaklaşım protokolü oluşturularak tedavi öncesinde yapılabilecek olan tıbbi yaklaşımı vurgulanmak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, 1.7.2014-1.7.2019 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi Acil Servisine nöbet nedeniyle başvuran hastalar ile diğer servislerde yatan ve tedavi süresi içerisinde nöbet yakınması ile MCBÜ Nöroloji kliniğinde konsülte edilen hastalar dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen toplam hasta sayısı 631'dir. Bu hastaların konsültasyonu esnasında aile öyküsü, etiyolojik risk faktörleri, klinik bulguları, nöbet tipleri, santral görüntüleme ve EEG'leri, rutin kan tetkikleri, nörolojik muayeneleri değerlendirilerek nöbet etiyolojisi ve etiyolojiyle ilişkili parametreler saptanmıştır. Bulgular: Çalışmada yer alan hastaların yaş ortalaması 47.6 olup, çalışmadaki nöbet geçiren hastaların %55.5'ini oluşturan erkek hastaların, kadın hastalara göre daha sık nöbet geçirdiği gözlemlenmiştir. Psikiyatrik komorbiditeler içerisinde en sık depresif bozukluğun; metabolik komorbiditeler içerisinde en sık dıabetes mellitusun; kardiyak komorbiditeler içerisinde en sık kalp yetmezliği ve post-CPR tablonun olduğu görülmüştür. En sık görülen etiyoloji yapısal etiyolojiler olup yapısal etiyolojiler içerisinde en sık SSS ve diğer organ maligniteleri, ikinci sırada infarkt ve hemorajiler, üçüncü sırada ise travma saptanmıştır. En sık görülen hasta grubunun hayatında ilk kez nöbet geçiren hastalar olduğu ve nöbet tipi olarak en sık jeneralize nöbet olduğu gözlemlenmiştir. Sonuçlar: Günümüzde yeni tanılı epilepsi insidansının artmaya devam etmesi beklenmektedir. Bu nedenle, anamnez ilk sırada olmak üzere etiyolojiyi belirlememizi sağlayan tüm tanı araçları kullanılmalı ve tedaviye yönelim sağlanmalıdır. Literatürde epileptik nöbetlerde tedavi öncesinde tüm tanı yöntemleriyle birlikte, geniş yaş aralığı ve popülasyonda yapılan çalışmaya rastlanmamıştır.
Amplitüd-integre elektroensefalografinin preterm beyin matürasyonunu göstermedeki tanısal değeri
Giriş: Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde (YYBÜ) perinatal asfiksili hastaların izleminde amplitüd-integre elektroensefalografi (aEEG) giderek artan sıklıkta kullanılmaktadır. İnfantlarda beyin matürasyonun izleminde aEEG oldukça fayda sağlamaktadır.Amaç: Bu çalışmanın amacı, değişen postmenstrüel haftalardaki preterm infantların aEEG traselerinin incelenmesi ve belirlenmesidir.Yöntem: Celal Bayar Üniversitesi yenidoğan yoğun bakım ünitesine 37. postmenstrüel hafta altında kabul edilen ve nörolojik problemi saptanmayan klinik olarak stabil prematüre infantların prospektif olarak aEEG'leri incelendi. Bu aEEG'lerin üç farklı aEEG zemin paterni (devamlı olmayan düşük voltaj, devamlı olmayan yüksek voltaj ve devamlı), uyku-uyanıklık değişimleri ve en düşük amplitüd alt sınır değeri görsel analiz ile incelendi. Ayrıca, devamlı patern, en düşük amplitüd alt sınır değeri ve uyku-uyanıklık siklusunu içeren bir skorlama sistemi kullanılarak da aEEG kayıtlarının matürasyonları değerlendirildi.Bulgular: 24 infanttan elde edilen 33 aEEG kaydı incelendi. Postmenstrüel haftanın artması ile en düşük amplitüd alt sınır değerinde artış saptandı. Postmenstrüel haftanın artması ile daha devamlı aEEG traseleri ve daha matür uyku-uyanıklık siklusları gözlendi. Devamlı olmayan yüksek voltaj ve düşük voltaj paternleri ile postmenstrüel hafta arasında ters ilişki saptandı. Postmenstrüel haftanın artması ile matürasyona bağlı olarak total skorda artış gözlendi.Sonuç: Postmenstrüel haftanın artması ile devamlılığın ve uyku-uyanıklık döngülerinin arttığı, daha yüksek en düşük amplitüdlerin olduğu daha matür aEEG traseleri gözlenmektedir.
2010-2013 yılları arasında nöroloji yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda primer hastalığın ve metabolik durumlarının eeg üzerine olan etkileri
Nörogörüntülemede çok önemli ilerlemelere rağmen elektroensefalografi (EEG) stupor ve komalı hastaların değerlendirilmesinde halen çok önemli bir yardımcı tanı yöntemi olarak kullanılmaktadır. Rutin elektroensefalografi (EEG); interiktal dönemde,30 dakika süre ile, 5-6 defa göz açma-kapama, 3-4 dakika hiperventilasyon, düşük ve yüksek frekanslarda intermittan fotik stimülasyonu gibi provakasyon yöntemlerinin kullanıldığı bir nörofizyolojik tetkik yöntemidir. Bu tetkik yönteminin bilinç bozukluğu ile giden klinik tablolarda sensitivitesi ve spesivitesi yüksektir. Tetkik süresinin artırılması, video görüntüleme özelliğinin eklenmesi, intragrid-epidural-subdural elektrodların devreye girmesi, çoklu kanal sayıları, spektral inceleme özelliklerinin kullanılabilmesi gibi kantitatif özellikler EEG'nin kullanım değerini daha da artırmıştır. Bazı metabolik belirteçlerin yüksekliği (kan üre nitrojen, kreatinin, potasyum, klor, sodyum) veya düşüklüğü (kalsiyum, albümin, hematokrit, karbondioksit, PO4) EEG anormalliği ile doğru orantılı korelasyon gösterir. Biz de bu çalışmamızda EEG bulguları ile elektrolit, BFT, hemotokrit, KCFT, kan şekeri değerlerini kıyasladık. Bu klinik tablolarda video monitorizasyon tetkikinin yerini araştırdık. Sonuç olarak; bilinç bozukluğu olan hastalarda bu gün için EEG tetkikinin hakettiği önemde rutinde yer almadığını düşünüyoruz. Rutin EEG ile kıyaslandığında uzun süreli video EEG monitorizasyonu çok daha değerli katkılar sunmaktadır. Bu nedenle yoğun bakım koşullarında izlerken bilinç bozukluğu ya da bilinç değişikliği olan tüm olgularda rutin ya da olabiliyorsa uzun süreli video EEG tetkiki yapılmalıdır.
Regresyonu olan ve olmayan Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı çocukların elektroensefalogram bulguları
Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan çocuklarda, regresyon olup olmamasına göre elektroansefalogram (EEG) bulgularının, laboratuvar ve psikometrik test sonuçlarının karşılaştırılması, regresyonun EEG bozukluğu ile ilişkisinin ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, retrospektif ve kesitsel çalışma olarak tasarlandı. Ocak 2020 - Haziran 2023 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran, 0-6 yaş arası ve DSM-V'e göre OSB tanısı alan ve EEG'si çekilmiş toplam 160 hasta üzerinde yürütüldü. Olguların otizm davranış kontrol listesi (ABC-Autism Behavior Checklist) ve Değiştirilmiş Erken Çocukluk Dönemi Otizm Tarama Ölçeği (M-CHAT-The Modified Checklist for Autism in Toddlers), Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) sonuçları, ve rutin olarak incelenen laboratuvar sonumları değerlendirildi. Olgular klinik olarak regresyon gösteren ve göstermeyen olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bulgular: Regresyonu olan 56 (%35) ve regresyonu olmayan 104 (%65) çocuk olmakla toplam 160 olgu çalışma kapsamında değerlendirmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen çocukların %81,9'u erkek, %18,1'i kızdı. Regresyonu olan ve olmayan gruplar arasında cinsiyet, nöbet öyküsü ve epilepsi tanısı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Yine, regresyon öyküsü olanlarda epilepsi ve/veya epileptiform EEG anormallikleri prevalansı, regresyon öyküsü olmayanlara kıyasla benzerdi. EEG bozukluğu, OSB'li olguların %38,1'inde görülmüştür, ancak regresyon ile EEG bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. OSB'li çocukların %52,1'inde fokal, %47,8'inde generalize anomali vardı, ancak bu anomali türleri ile regresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Kelime ve cümle yaşları, regresyonu olmayan gruplarda daha yüksek olsa da, regresyonu olan ve olmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Regresyonu olan gruplarda tuvalet eğitimi yaşının, regresyonu olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu tespit edildi. Baba yaşı, regresyonu olmayan gruba göre regresyonu olan grupta daha düşük bulunmuş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Epileptik dalgaların kaynağına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Epilepsi olan veya epileptik aktiviteye sahip olan OSB grubunda, bunların olmadığı gruba göre kız çocukların oranı, istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek saptandı. Sonuç: Bu çalışma, OSB'li çocuklarda regresyon ve EEG arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak amacıyla detaylı bir analiz sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, epilepsi, elektroensefalogram.
Classification of EEG signals in individuals with spinal cord injury
An electroencephalogram (EEG) refers to the electrical activity of the brain, recorded through electrodes strategically placed on the scalp. EEG has diverse applications, including serving as a medium for establishing communication channels between individuals and their environment, aiding in understanding brain functions, and supporting both diagnostic and therapeutic interventions. Among the various EEG components, Movement-Related Cortical Potentials (MRCPs),neural signals associated with the planning and execution of voluntary movements play a pivotal role in advancing these applications.This research investigates the classification of EEG signals using two distinct feature extraction techniques: the Hadamard Basis Method and the Variance-Based MRCP Feature Extraction with Detrending (VB-MFED) approach.The Hadamard basis method utilizes orthogonal transformations to decompose EEG signals into unique basis functions, enabling the extraction of critical neural activity with enhanced precision. In contrast, VB-MFED represents a refined methodology specifically designed to improve the extraction of Movement-Related Cortical Potentials (MRCPs). It incorporates optimized preprocessing steps, such as adaptive filtering, baseline correction, and spatial filtering, to isolate and amplify neural signals relevant to movement-related tasks.This study focuses on classifying MRCPs associated with attempted movements, emphasizing distinct movement types such as hand opening, palmar grasp, lateral grasp, pronation, and supination in individuals with spinal cord injuries (SCI). Experimental results indicate that the VB-MFED approach achieves higher classification accuracy compared to traditional methods, highlighting its potential for real-time applications. The findings underscore the viability of utilizing MRCPs for advanced brain-computer interface (BCI) systems and lay the groundwork for innovative neurorehabilitation solutions tailored to individuals with motor impairments.
Elektroensefalogramdaki yavaş potansiyel kaymalarının bilişsel potansiyeller üzerine etkileri
ÖZET Bu çalışmada, elektroansefalogramdaki (EEG) negatif ve pozitif yavaş potansiyel kaymaları sırasında elde edilen bilişsel potansiyellerin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaşlan 28 ile 35 arasında değişen 10 sağlıklı gönüllü (5 erkek ve 5 kadın) katıldı. Elektrik ve sesten izole, hafifçe aydınlatılmış bir odada; işitsel oddball paradigması kullanılarak uluslararası 10/20 sistemine göre Fz, Cz, Pz, P3 ve P4 bölgelerine yerleştirilen elektrotlar aracılığı ile olaya ilişkin potansiyeller (OİP) kaydedildi. Kullanılan oddball paradigmasında hedef uyaranların oranı %20 idi ve düzenli olarak her dört standart uyarandan sonra gelmekteydi. Uyaranlar arası süre (ISI) 2000 ms idi. Negatif ve pozitife kayma yapan EEG dilimlerindeki ortalama yanıtlarda N100, P200 ve P300 bileşenlerine ait latans ve genlik değerleri ölçüldü. Yavaş potansiyel kaymalarının bilişsel fonksiyonlara olan etkisini araştırmak üzere, elde edilen veriler yavaş potansiyel kayması (negatif / pozitif) ve kanal (Fz / Cz / Pz / P3 / P4) olmak üzere iki faktör ve bunların etkileşimini içeren yinelenmiş ölçümler için ANOVA testi ile değerlendirildi. Negatif yavaş potansiyel kaymalarında P300 genliğinin daha büyük olduğu tespit edildi (p<0.05). Bunun yanısıra, yavaş potansiyel kaymaları P200 ve P300 genliklerinin topografisi üzerine anlamlı etki gösteriyordu (yavaş potansiyel kayması X kanal, p<0.05). N100 genlik ve latansı ise yavaş potansiyel kaymaları ile değişiklik göstermezken, sadece kanal faktöründen etkileniyordu (p<0.05). Elde edilen bulgular, yavaş potansiyel kaymalarının P300 tipi bilişsel OİP yanıtlarının genliklerini anlamlı oranda etkileyerek uyanıklık düzeyini (arousal state) belirlediğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel potansiyeller, Yavaş potansiyel kaymaları, DC potansiyeller, Olaya ilişkin potansiyeller, Oddball paradigması.
Çölyak hastalarının klinik ve elektroensefalografik olarak epilepsi açısından değerlendirilmesi
Çölyak hastalığı genetik yatkınlığı olan bireylerde tahıl ve tahıl ürünlerinde bulunan glutene karşı aşırı duyarlılık sonucu gelişen, immün mekanizmaların eşlik ettiği ince barsak mukozasında ve submukozasında inflamasyon ile karekterize sıklıkla malabsorbsiyon ile seyreden ve glutenin diyetten uzaklaştırılmasıyla klinik bulguları düzelen multisistemik bir hastalıktır. Gastrointestinal ve gastrointestinal sistem dışı bulgular geniş bir yelpazededir. İleri yaşlarda tanı alan hastalarda atipik klinik bulgular daha ön plandadır. Özellikle ataksi, epilepsi ve periferik nöropatiler başta olmak üzere çölyak hastalığının nörolojik bulgularının dağılımı oldukça geniştir. Çölyak hastalığı ile birlikteliği bildirilen önemli bir nörolojik bozukluk grubu epilepsidir. Epilepsi ile çölyak hastalığı birlikteliğinin nedeni tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı çölyak hastalarını klinik ve elektroensefalografik olarak epilepsi açısından değerlendirirerek çölyak hastalarındaki nörolojik etkilenmelerin patogenezine ışık tutmaktır. Çalışmaya 175 çölyak hastası, kontrol grubu olarak 99 sağlam çocuk alındı. Çölyak hastaları kendi içerisinde diyet uygulamaya başladığı süreye göre yeni tanı almış ve eski tanı çölyak hastaları olmak üzere gruplara ayrıldı. Gruplar arası karşılaştırmalar yapılarak sonuçlar analiz edildi. Yeni tanı almış çölyak hastalarında (n:43) EEG'de epileptiform aktivite sıklığı kontrol grubu (n:99) ve eski tanı çölyak hastalarına (n:143) oranla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). EEG'sinde epileptiform aktivite saptanan çölyak hastalarının kraniyal görüntüleme tetkikleri normaldi. Çalışmamızda gruplar arasında B12 vitamin düzeyi bakımından anlamlı fark yoktu. Çalışmamızın sonuçları çölyak hastalarında gelişen EEG'deki epileptiform aktivite patogenezinde B12 vitamin düzeylerine göre immün faktörlerin daha etkin olabileceğini düşündürdü. Ayrıca çölyak hastalarında EEG'deki epileptiform aktivite sıklığı sağlam çocuklara göre anlamlı derecede yüksek olduğu göz önünde bulundurularak çölyak hastalarında nörolojik değerlendirmenin detaylı yapılması, özellikle yeni tanı almış olan hastaların mutlaka epilepsi ve nörolojik komplikasyonlar yönünden değerlendirilmesi gerekliliğini düşündürdü.
Temporal lop epilepsili olgularda preoperatif tetkik sonuçlarının prognoz ve patoloji sonuçları ile korelasyonunun değerlendirilmesi
Epilepsi cerrahisi, ilaca dirençli nöbetleri olan hasta grubunda uygulanmaktadır. Hastaların yaklaşık %20'sinin ilaca dirençli nöbetleri olup, hastaların büyük çoğunluğu (%65-90) rezektif cerrahiden belirgin fayda görürler. Epileptik odak lokalizasyonu, klinik değerlendirme, uzun süreli video-EEG monitorizasyon, nörogörüntüleme yöntemlerinden Kr MR, MRS, PET, nöropsikolojik testleri ile yapılmaktadır. Biz çalışmamızda prospektif olarak, ilaç tedavisine dirençli MTLE nedeniyle temporal lob cerrahisi geçiren ve histopatolojik olarak değerlendirilen hastaların preoperatif tetkiklerinin korelasyonu ve postoperatif izlemlerinde nöbetsizlik oranlarını değerlendirmeyi amaçladık. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı, Erişkin Epilepsi Monitorizasyon Ünitesinde ilaca dirençli TLE tanısıyla izlenen ve cerrahi adayı olarak belirlenen 35 hasta prospektif olarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda epileptik odağı tespit etmede preoperatif tetkiklerden PET, Kr MR tetkiklerinin video-EEG'ye benzer, rutin EEG ve MRS'in ise bunlara göre daha düşük oranda katkı sağladığını gözlemledik. Çalışmamızda görüntüleme yöntemlerini iktal EEG ile korele ettiğimizde epileptik odağı tespit etmede PET tetkikinin lateralizasyon değeri oldukça yüksek değerlerde olup duyarlılığı (%100) olarak tespit edilmiştir. Kr MR epileptik odağı tespit etmede duyarlılığı %97,1; rutin EEG'in duyarlılığı %82,9; MRS'in duyarlılığı %79,4 olarak tespit edilmiştir. Cerrahi sonrası olgularımızın %71,4'ünde hipokampal skleroz tespit edilmiştir. Çalışmamızda hastalarımızda cerrahi sonrası nöbetsizlik oranları 6. ay ve 1. yıl %82,8'si Engel Ia olarak sınıflanırken, 2. yılda bu oran %74,3 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak cerrahi adayın iyi belirlenmesi, preoperatif tetkiklerin ve sonuçların birbirleriyle uyumu iyi cerrahi prognoz açısından oldukça önemlidir. İlaca dirençli temporal lob epilepsi tanısı ile izlenen olgularda cerrahi ile nöbet sıklığının belirgin azaldığı, hastaların yaşam kalitesini artırdığı ve kullandıkları ilaç sayısında azalma sağladığı gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: TLE, epilepsi cerrahisi, video-EEG monitorizasyon
Sıçanlarda akut ve kronik uygulanan harmalinin penisilin ile oluşturulmuş epileptiform aktivite üzerine etkisi
Bu çalışmada harmalinin kısa ve uzun süreli olarak uygulanmasının sıçanlarda penisilin G ile oluşturulan deneysel epilepsi modeli üzerindeki etkisini elektrofizyolojik olarak araştırıldı. Çalışmada 84 yetişkin erkek Wistar sıçan kullanıldı. Sıçanlar iki gruba ayrıldıktan sonra her bir grup sham, kontrol (penisilin), sadece harmalin ve 10, 50 ve 100 mg/kg dozlarda harmalin grupları olarak 6 farklı alt gruba ayrıldı. Kayıtlardan elde edilen elektrokortikografik veriler PowerLab Chart v.8 yazılım programı ile analiz edildi. Aynı zamanda ilk epileptiform aktivitenin başlama latensi, epileptiform aktivitenin diken dalga sıklığı ve diken dalga genliği istatistiksel olarak analiz edildi. Ayrıca harmalinin antioksidan mekanizması üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPx) ve glutatyon redüktaz (GR) miktarları serumda ELISA metodu ile belirlendi. İstatistiksel analizler one way Anova testi ile incelendi. Her iki grupta doza bağlı olarak nöbete başlama zamanını kontrol grubuna göre istatistiksel olarak artmıştır (p<0.05). Kısa süreli harmalin uygulanan grupta penislin G ile oluşturulan epilepsili ratlarda antiepileptik etki kontrol ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Ayrıca harmalinin uzun süreli uygulamasının antioksidan kapasitesi, kontrol ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Sunulan çalışmada monoaminoksidaz inhibitörü olan harmalinin ratlarda penisilinle oluşturulmuş deneysel epilepsi modelinde uygulanarak antiepileptik olduğu ve gelecekte antiepileptik olarak kullanılabileceği öngörülmektedir.