Hopelessness
128 theses under this subject heading
Prediyaliz hastalarının depresyon, umutsuzluk durumları ve böbrek nakline bakış açıları
Bu çalışma, prediyaliz hastalarının depresyon ve umutsuzluk durumlarını belirlemek, hastaların böbrek nakline bakış açılarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte planlandı. Araştırma, Nisan-Eylül 2018 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Nefroloji Bilim Dalı Polikliniğinde yapıldı. 18 yaş ve üzeri, kronik böbrek yetmezliği tanısı alan, hemodiyaliz ve periton diyalizi almıyor olan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 208 hasta araştırmanın örneklemini oluşturdu. Veriler, 'Hasta Bilgi Formu', 'Beck Umutsuzluk Ölçeği', 'Beck Depresyon Ölçeği' formları kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde, ortalama, standart sapma, medyan, sıklık, oran, student t, ANOVA, Kruskal Wallis, Pearson Ki-Kare, Mann Whitney U, Pearson korelasyon ve Spearman's korelasyon testleri kullanıldı. Sonuçlar % 95'lik güven aralığında, anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Çalışmamızdaki hastaların yaş ortalaması 64,29±12,03 olup, %52,9'unun erkek olduğu saptandı. Prediyaliz hastalarının %39,9'unun 2-5 yıldır kronik böbrek hastası, %36,5'inin üçüncü evrede olduğu, %80,8'inin böbrek nakli hakkında bilgi sahibi olmadığı saptandı. Prediyaliz hastalarının, Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 17,67±11,53 olup, hastaların %67,8'inde depresyon olduğu, Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalamasının 9,55±3,56 olup, hastalarda orta düzeyde umutsuzluk olduğu saptandı. Hastaların depresyon ve umutsuzluk durumları arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (r:0,389, p:0,001). Prediyaliz hastalarının ileri yaş, kadın cinsiyet ve hastalığı ile ilgili endişeli olma halinin depresyon durumunu etkilediği ve umutsuzluk durumunun ise ileri yaş, bekar olma durumu ve düşük eğitim düzeyinden olumsuz etkilendiği bulundu (p<0,05). Böbrek nakli ile ilgili olumlu görüş bildiren hastaların umutsuzluk puan ortalamalarının ve depresyon görülme durumunun daha az olduğu saptandı.
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan personelin COVID-19 hakkında görüşleri, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeylerinin saptanması
COVID-19 tüm ülkeleri etkilemiş olan bir pandemidir. Pandemilerin sağlık sektörüne aşırı bir yük getirdiği ve hastanelerin pandemide kritik bir rol aldığı bilinmektedir. Hastane çalışanları ve özellikle COVID-19 hastalarına bakım sağlayan sağlık çalışanları pandemi esnasında birçok sorumluluk almaktadır ve COVID-19 açısından risk altında olabilmektedir. Bu çalışmada COVID-19 pandemi sürecini değerlendirmek için Bolu AİBÜ İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan tüm personelin COVID-19 hakkında görüşleri, tükenmişlik ve umutsuzluk düzeyleri incelenmiştir. Araştırmada 562 kişiye ulaşılmıştır. 87 soruluk 8 bölümden oluşan veri toplama formunda 22 soruluk Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve 20 soruluk Beck Umutsuzluk Ölçeği bulunmaktadır. Maslach Tükenmişlik Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması 1996 yılında Ergin tarafından yapılırken Beck Umutsuzluk Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması 1994 yılında Durak ve Palabıyıkoğlu tarafından yapılmıştır. Veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Analizlerde uygun koşullarda Bağımsız Örneklerde T Testi (Independent Sample T-Testi), Tek Yönlü Varyans Analizi (Oneway ANOVA), Post-Hoc analizi, Bonferroni Tamhane's testleri ve ileri analizler için "Stepwise" Hiyerarşik Regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan personelin yaş ortalaması 35,8±8,8 ve meslekte çalışma süresinin ortalaması 9,1±8,3 yıl olarak bulunmuştur, Katılımcıların %61,2'si kadın, %37,9'u lisans mezunu, %59,6'sı evlidir. Yüzde 32,0'sinin COVID-19 birimlerinde en az bir kez çalıştığı, %31,1'inin COVID-19 hastalığına yakalandığı, %55,4'ünün COVID-19 hastasına müdahalede bulunduğu belirlenmiştir. Personelin %86,2'si COVID-19 salgınının Türkiye için bir afet olduğunu, %27,8'i COVID-19 salgınının kontrol altına alınamayacağını, %84,9'u COVID-19 hastalığına yakalanabileceğini, %86,0'ı COVID-19 pandemisinin kendisini psikolojik olarak olumsuz etkilediğini, %84,9'u COVID-19 hastalığının ağır geçen ciddi bir hastalık olduğunu ve %16,9'u COVID-19 pandemisinden önceki normal yaşantıya geri dönülemeyeceğini düşünmektedir. Kadın olmak, genç yaşta olmak, çocuk sahibi olmamak, hemşire olmak, meslekte çalışma süresinin az olması, personelin kronik bir hastalığının olması, hem nöbet hem vardiya hem de mesai usulü ile çalışmak, çalışılan birimde değişiklik olması, COVID-19 birimlerinde en az bir kez çalışmak, COVID-19 ile ilgili eğitim almak, COVID-19 sebebiyle bir yakınını kaybetmek, KKE kullanmadan COVID-19 pozitif hastaya müdahale etmek, personelin pandeminin kendisini psikolojik olarak olumsuz etkilediğini düşünmesi, COVID-19 hastalığı ile ilgili yeterince bilgili olmadığını düşünmesi, COVID-19 hastalığının ağır geçen ciddi bir hastalık olduğunu düşünmesi, COVID-19 pandemisinin kontrol altına alınamayacağını düşünmesi ve COVID-19 pandemisinden önceki normal yaşantıya dönemeyeceğini düşünmesi tükenmişliğin ve alt ölçeklerinin önemli bir yordayıcısı olarak tespit edilirken kadın olmak, personelin kronik bir hastalığının olması, hem nöbet hem vardiya hem de mesai usulü ile çalışmak, personelin pandeminin kendisini psikolojik olarak olumsuz etkilediğini düşünmesi, COVID-19 pandemisinin kontrol altına alınamayacağını düşünmesi ve COVID-19 pandemisinden önceki normal yaşantıya dönemeyeceğini düşünmesi umutsuzluğun önemli bir yordayıcısı olarak tespit edilmiştir.
Kanser hastası yakınlarının algıladığı sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, kanser hastası yakını olan kişilerin algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada; hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek (aile, arkadaş ve özel kişi desteği) ile umutsuzluk (geleceğe ilişkin duygu, motivasyon kaybı, beklenti) düzeyi arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini; İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ayaktan Kemoterapi Servisinde kemoterapi tedavisi alan 130 hastanın yakını oluşturmaktadır. Araştırmada kanser hastası yakınlarının sosyodemografik bilgilerini öğrenebilmek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen " Sosyodemografik Bilgi Formu" kullanılmıştır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek düzeyi Zimet ve arkadaşlarının geliştirdiği, Eker ve Arkar'ın 1995'te Türkçeye uyarladığı " Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS)" ile ölçülmüştür. Hasta yakınlarının umutsuzluk düzeyi ise Seber'in 1991 yılında Türkçeye uyarladığı " Beck Umutsuzluk Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuç; kanser hastası yakınlarının algıladıkları sosyal destek ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler bulunmasıdır. Hasta yakınlarının algıladıkları sosyal destek arttıkça umutsuzluk düzeylerinin azaldığı yapılan istatistiksel analizlerle bulunmuştur. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler; kanser, sosyal destek, umutsuzluk, sağlık-hastalık, hasta-hasta yakını, aile
Özel sektör çalışanlarının ontolojik iyi oluş ve umutsuzluk üzerindeki olumsuz otomatik düşüncelerinin etkisi
İnsan yaşamının önemli bir bölümü çalışma hayatı içerisinde çalışan rolü ile geçmektedir, dolayısıyla çalışma hayatı kişinin yaşamına önemli düzeyde etki etmektedir. Olumsuz otomatik düşüncelere sahip bireyler çalışma hayatına girdiğinde olumsuz yaşam doyumu değerlendirmesi ile umutsuzluğa düşebilmektedir. Bireyin psikolojisini önemli düzeyde etkileyebilen çalışma hayatında, kurum tarafından gerekli önlemler alınmaz ve uygun çalışma koşulları sağlanmaz ise çalışanda ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklara bağlı olarak işlevselliklerinde düşme, verimliliğinde azalma, verilen görevleri yerine getirememe hatta işten ayrılma, işten çıkarılma gibi birçok olumsuz durum görülebilir. Çalışanlardaki bir durum altında kendilerine söyledikleri ve genellikle kişi tarafından değerlendirilmeden ve/veya analiz edilmeden doğruluğu kabul edilen olumsuz otomatik düşünceler, çalışanlarda psikolojik problemleri ortaya çıkarabilmektedir. Otomatik düşüncelerde, çalışan verilerin yanlış işlenmesi ve değerlendirilmesine bağlı olarak kaygı, kızgınlık, umutsuzluk gibi duyguları açığa çıkararak aşırı genelleme ve abartma eğilimi gösterebilir. Araştırma sonuçlarına göre olumsuz otomatik düşünceleri olan bireylerde, yaşam projesi alt maddeleri; pişmanlık ve hiçlik puanları yüksek, harekete geçme ve umut puanları düşük çıkmaktadır. Olumsuz otomatik düşünceleri olan bireylerde, umutsuzluk puanı yüksek çıkmaktadır. Umutsuzluk ile yaşam projesi alt maddeleri; pişmanlık ve hiçlik puanları yüksek, harekete geçme ve umut puanları düşük çıkmaktadır. Kişinin kendi yaşamını bir proje olarak değerlendirdiği geçmiş, gelecek ve şimdiki zamana yönelik duygusal yargılardan oluşan ontolojik iyi oluşta, bireylerin pişmanlık, harekete geçme, hiçlik ve umut değerleri ölçülür. Depresyon başlangıç ve sürdürülme sürecinde öncelikli sebep olarak görülen umutsuzluk, çalışanlarda problemlerin hiçbir zaman çözülmeyeceği ve başarısızlıklarını hiçbir zaman yenemeyecekleri inancına yol açabilmektedir. Bilişsel Davranışçı Terapi yaklaşımı, davranışsal bozukluğu olan bireyde davranış değiştirme teknikleri ile uyumsuz inanışları değiştirme teknikleri birlikte kullanılarak çalışan yaşamında sorun oluşturan duygu, düşünce ve davranışlarla başa çıkılması sağlanır. Bu çalışmada, çalışanların verimliliğini ve işlevselliğini etkileyebilecek psikolojik unsurların önemini vurgulayarak, olumsuz otomatik düşüncelerin bireylerin yaşam projesi ve umutsuzluk düzeyleri üzerindeki etkisinin önemini ortaya koymak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Özel sektör, çalışma hayatı, otomatik düşünceler, ontolojik iyi oluş, yaşam projesi, umutsuzluk.
Kabin ekibi üyelerinin mesleğin gerektirdiğini düşündükleri ego durumları ile kendilerinde algıladıkları ego durumlarının örtüşmesinin (bağdaşımının) geleceğe yönelik umutsuzluk düzeyleri ile ilişkisi
Bu araştırmanın amacı, kabin ekibi üyelerinin uçuş operasyonu sırasında ekip ve yolcu ile iletişimde bulunduklarında mesleğin gerektirdiği (beklenen) ego durumları ile kendilerinde algıladıkları (gözlenen) ego durumlarının bağdaşıklık düzeyinin, kabin ekibi üyelerinin geleceğe yönelik umutsuzluk düzeyleri ile ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili içerisinde yer alan; devlet ve özel havayolu şirketlerinde kabin memuru olarak görev yapan 300 kabin ekibi üyesi oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan kabin ekibi üyelerine Transaksiyonel Analiz Kuramı bağlamında Ego Durumları Ölçeği uygulanmıştır. Buna ek olarak, Araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu verilerek doldurulması sağlanmıştır. Kabin ekibi üyelerinden kabin memurluğu mesleğinin gerektirdiği düşünülen kişilik özelliklerini Ego Durumları Ölçeği' nde doldurmaları istenmiştir. Ayrıca, kabin ekibi üyelerinden kendilerinden algıladıkları özellikleri işaretlemeleri istenmiştir. Bununla birlikte kabin ekibi üyelerinden Beck Umutsuzluk Ölçeği'ni mesleğe göre değerlendirmeleri istenmiştir. Araştırma kapsamında tüm verilerin anlamlılık düzeyi p< .05 düzeyinde sınanmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Kabin ekibi üyelerinin gerek kendilerinde algıladıkları gerekse mesleklerinin gerektirdiğini düşündükleri baskın ego durumları frekans dağılımlarının istatistiksel olarak anlamlı derecede farklılık gösterdiği bulunmuştur. Bununla ilişkili olarak Kabin ekibi üyelerinin kendilerinde algıladıkları ve meslekte algıladıkları baskın ego durumları arasında anlamlı düzeyde uyumsuzluk olduğu bulgulanmıştır. Kabin ekibi üyelerinin umutsuzluk düzeylerinin cinsiyet ve öğrenim durumu değişkenlerine göre farklılık gösterdiği bulgusu elde edilmiştir. Mesleği tercih bağlamında ise tercih nedenleri ile umutsuzluk düzeyleri arasında farklılık bulunmuştur. Benzer biçimde kariyer inancı ile umutsuzluk düzeyleri arasında da anlamlı bir ilişki bulgulanmıştır.
Psikodrama temelli bir müdahale programının hafif düzey depresyonu olan üniversite öğrencilerinin umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri üzerine etkisi
Araştırma, psikodrama temelli müdahale programı uygulanarak hafif düzey depresyonu olan üniversite öğrencilerinin umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri üzerine etkisini incelemek üzere deneysel desene göre yapılmıştır. Araştırmaya Beck depresyon envanterinden hafif düzey depresyon puanı (11-16 puan) alan, umutsuzluğu ve intihar eğilimi olan 60 üniversite öğrencisi (30 öğrenci kontrol grubu ve 30 öğrenci deney grubu) alınmıştır. Oturumlar umutsuzluk çerçevesi üzerine yarı yapılandırılmış süreç odaklı psikodrama müdahale programı ile yürütülmüştür. Çalışma 13 oturum olarak haftada 2 gün olmak üzere 3 saatlik oturumlarla toplamda 1.5 ay süre ile devam etmiştir. Araştırmada, gerçek denemeli modellerden "ön test/son test kontrol gruplu deneysel model" üzerinde çalışılmıştır. Verilerin toplanmasında veri ölçme aracı olarak Beck Depresyon, Beck Umutsuzluk ve İntihar Olasılığı Ölçekleri katılımcılara uygulanmıştır. Ölçekler, deney grubundaki ve kontrol grubunda katılımcılara öntest ölçümü, sontest ölçümü ve izlem testi ölçümü olarak sunulmuştur. Ölçekler öğrencilere deney öncesi ve sonrasında verilmiş; ayrıca deney grubuna program bitiminden 4 hafta sonra tekrar uygulanmıştır. Araştırmanın amaçlarını test etmek amacıyla frekans, t testi ve tekrarlı ölçüm testleri ile veriler analiz edilmiştir.Çalışmanın deney grubundaki öğrencilerin % 46.7'si kadın, % 50'si 18-21 yaş; kontrol grubundaki öğrencilerin 46.7'si erkek, % 56.7'si 22-25 yaş grubundan oluşmaktadır. Öğrencilerin %93.3' ü bekar, çoğunluğunun 4. sınıfta, % 83.3'ünün çalışmadığı tespit edilmiştir. Deney grubundaki ve kontrol grubundaki katılımcıların ilk ölçümlerinin (ön-test) puanlarının ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma yoktur. Çalışmada deney grubuna katılanların depresyon, umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri öntest/sontest puan ölçümleri arasında anlamlı bir farklılışma varken, sontest ölçümlerinin öntest ölçümlerinden anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir.Kontrol grubunun depresyon, umutsuzluk ve intihar eğilim düzeyleri öntest/sontest ölçümlerinin puanlarının istatiksel olarak anlamlılık bulunmamıştır. Deney grubunun depresyon, umutsuzluk ve intihar ölçeğinden aldıkları sontest ölçümleri ile izlem ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmemiştir. Deney grubuna psikodrama temelli müdahale programı bittikten 4 hafta sonra uygulanan izlem ölçümünün sonucunda programın etkiliğinin devam ettiği belirlenmiştir.Elde edilen bu sonuçlar doğrultusunda; psikodrama temelli müdahale programının grup üyelerinin depresyon, umutsuzluk, intihar eğilim düzeylerini azalttığı görülmüştür.
Ölümle çok karşılaşan servislerde çalışan hemşirelerle meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan kişilerde ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılması
Bu tez, meslekleri gereği çok fazla ölüm vakası ile karşılaşan, yetişkin yoğun bakım ve onkoloji servislerinde çalışan hemşireler ile meslekleri gereği ölüm vakası ile karşılaşmayan öğretmen, bankacı ve akademisyenlerin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri, ölümle sık karşılaşma veya karşılaşmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak amacıyla genel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, 100 yetişkin yoğun bakım ve 100 onkoloji hemşiresi ile 65 bankacı, 70 öğretmen ve 70 akademisyen olmak üzere toplam 405 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ), Spielberger Sürekli Kaygı Ölçeği (SSKÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde T-Testi, Mann-Whitney U Testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis H Testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, meslekleri gereği ölümle sık karşılaşan hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Umutsuzluk puanları açısından ise akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin umutsuzluk puanları hemşirelerin umutsuzluk puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.01). Sürekli kaygı düzeyi açısından iki grup arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. İki hemşire grubu karşılaştırıldığında, onkoloji hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, yetişkin yoğun bakım hemşirelerinin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sürekli kaygı ve umutsuzluk puanları açısından ise anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Eğitim değişkeninin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi incelendiğinde; akademisyen, bankacı ve öğretmen grubunda ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyine bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Hemşire grubunda eğitim değişkeninin, sadece ölüm kaygısı üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre sağlık meslek lisesi hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanları, ön lisans ve lisans hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, okul döneminde ve mesleğe başladıktan sonra, hemşirelerin ölümün getirdiği sıkıntı ve stresle baş edebilmeleri için psikolojik destek çalışmaları yapılması ve aralıklı olarak stresle baş etme eğitimlerinin düzenlenmesi; belirli aralıklar ile çalışma yerlerinde rotasyon yapılması önerilmektedir. Ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki analizi sonuçlarına göre ise sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arsında pozitif yönde orta derecede bir ilişki tespit edilmiştir (r =0.459, p<0.01). Çeşitli değişkenlerin (örn. yaş, medeni durum, mesleki deneyim/kıdem, ciddi sağlık sorunu, yakınını veya yakın arkadaşını kaybetme) ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi araştırılmış, istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ölüm, Kaygı, Umutsuzluk, Ölüm Kaygısı, Sürekli Kaygı,
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü'ne müracaat eden eğitim düzeyi ve gelir seviyesi düşük bireylerde bağlanma stillerinin umutsuzluk düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğüne müracaat eden eğitim düzeyi ve gelir seviyesi düşük bireylerde bağlanma stillerinin umutsuzluk düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Aynı zamanda, elde edilen bulgular, elverişli örnekleme (convenient sampling) yolu ile belirlenecek ve kontrol grubunu oluşturacak "normal" sosyo ekonomik seviyeye sahip bireylerden elde edilecek skorlar ile karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğüne başvuruda bulunan sosyo ekonomik seviyesi düşük bireyler ve uygun örnekleme yöntemi ile seçilmiş, normal sosyo ekonomik seviyeye sahip bireyler oluşturmuştur. Araştırmada İlişki Ölçekleri Anketi, Beck Umutsuzluk Ölçeği ve Stresle Başaçıkma Tarzları Ölçeği veri toplama araçları olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre çalışma ve kontrol gruplarında yer alan bireyler korkulu ve saplantılı bağlanma stillerinden elde ettikleri skorlar daha yüksektir, genel olarak umutsuzluk seviyeleri daha yüksektir ve stresle başa çıkarken Kendine Güvensiz, Boyun Eğici ve Sosyal Destek Arama yaklaşımlarını daha yoğun olarak kullanmaktadırlar. Ayrıca bazı demografik özelliklerin alt boyut skorları ile aralarında anlamlı seviyede ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bu bulgular ilgili literatür ışığında tartışılmış ve uygulayıcı ve araştırmacılara gerekli önerilerde bulunulmuştur.
Yetişkinlerde varoluşsal kaygının, bağlanma stilleri ve umutsuzluk ile olan ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada varoluşun dört temel getirisi olan ölüm, özgürlük, yalıtılmışlık ve anlamsızlık kaygısının bağlanma stilleri ve umutsuzluk ile ilişkisinin incelenmesi hedeflenmektedir. Varoluşçu psikolojinin ilgilendiği meselelerden biri, kişinin doğup büyümüş olduğu ailenin sahip olduğu koşullara karşı nasıl bir yanıtının olduğudur. Bireyin ilişki kurma biçimini etkileyen ve temelinin doğduğu aile içerisinde atıldığı bağlanma stilinin de bu yanıtlardan biri olduğu düşünülebilir. Kaygının ise nesnesi hiçliktir. Hiçlik ise insanın yenebileceği bir olgu değildir. Bu sebeple insan umutsuzluğa düşer ve umutsuzluktan kurtulmak için çabalar. Bu bağlamda bu araştırma varoluşsal kaygının, kişinin bağlanma biçimi ve umutsuzluk düzeyi ile ilişkili olabileceği düşüncesinden doğmaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu 159 kadın ve 130 erkek olmak üzere toplam 289 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında Varoluşsal Kaygı Ölçeği (VKÖ), Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YİYE II) ve Beck Umutsuzluk Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ölüm ve özgürlük kaygısı cinsiyetlere göre farklılaşma göstermektedir. Anlamsızlık ve yalıtılmışlık kaygısının ise yaş gruplarına göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Ölüm, yalıtılmışlık ve özgürlük kaygısının kaygılı bağlanma ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki gösterdiği görülmüştür. Varoluşsal kaygının tüm alt boyutlarının (anlamsızlık, ölüm, yalıtılmışlık, özgürlük kaygısı), kaçıngan bağlanma ve umutsuzluk ile pozitif yönde anlamlı bir ilişkisi olduğu sonucu elde edilmiştir. Hiyerarşik regresyon analizi sonuçlarına göre ise, kaygılı bağlanma ve umutsuzluğun varoluşsal kaygının önemli açıklayıcıları olduğu görülmüştür. Kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, umutsuzluk, yaş ve cinsiyet değişkenleri varoluşsal kaygı puanlarının %39'unu açıklamaktadır. Varoluşsal kaygı cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterirken eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermemektedir. Kadınların erkeklere göre daha fazla varoluşsal kaygı yaşadıkları, yaş arttıkça da varoluşsal kaygının azaldığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmada varoluşsal kaygı genç, orta ve ileri yetişkinlik dönemlerini kapsayacak şekilde ele alınmıştır. Bundan sonraki araştırmalarda ergenlik ve yaşlılık dönemlerinde varoluşsal kaygının çalışılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Varoluşsal kaygı, anlamsızlık kaygısı, ölüm kaygısı, yalıtılmışlık kaygısı, özgürlük kaygısı, bağlanma stilleri, umutsuzluk
Öğretmen adaylarının atanamama kaygılarının umutsuzluk düzeyleri ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırma, öğretmen adaylarının atanamama kaygılarının umutsuzluk düzeyi, cinsiyet, yaş, gelir durumu, okul türü, bölüm ve sınıf değişkenleri açısından incelenmesini kapsayan tarama modelli ve nicel desenli bir araştırmadır. Ulaşılabilir örnekleme yöntemi kullanılan bu araştırmanın katılımcılarını İstanbul ilinde bulunan 3 vakıf 1 devlet üniversitelerinde 2018-2019 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören öğretmen adayları (1381 kadın ve 423 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri "Öğretmen Adayları Atanamama Kaygısı Ölçeği", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Kişisel Bilgi Formu" aracılığıyla toplanmıştır. İstatistik paket programı ile nicel veriler analiz edilmiştir. Analiz sürecinde arimetik ortalama, standart sapma, t-testi ve ANOVA (tek yönlü varyans analizi) teknikleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, kadın öğretmen adaylarının atanamama korkularının erkek öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha fazla olduğu bulunmuştur. 27+ yaş grubundaki öğretmen adaylarının atanamama korkuları, kişisel algıları ve atanamama kaygıları diğer yaş gruplarındaki öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksektir. Ayrıca düşük gelire sahip olan öğretmen adaylarının da atanamama korkuları, kişisel algıları ve atanamama kaygıları diğer öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek olarak bulunmuştur. Devlet üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları ve atanamama kaygıları vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek iken, vakıf üniversitesinde öğrenim gören öğretmen adaylarının kişisel algılarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Türkçe öğretmenliği bölümünde öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer bölümlerde öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Psikolojik Danışmalık ve Rehberlik bölümü ile İngilizce öğretmenliği bölümü öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer bölümlerde öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır. 4. sınıfta öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer sınıflarda öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha yüksek iken, 1. sınıfta öğrenim gören öğretmen adaylarının atanamama korkuları, atanamama kaygıları ve kişisel algıları diğer sınıflarda öğrenim gören öğretmen adaylarından anlamlı düzeyde daha düşük olarak sonuçlanmıştır. Ayrıca şiddetli umutsuzluk düzeyine sahip olan öğretmen adaylarının atanamama korkularının, atanamama kaygılarının ve kişisel algılarının da anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür.
Evli olmayan bireylerde evlilik kaygısı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar ve umutsuzluk arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada evli olmayan bireylerde evlilik kaygısı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar ve umutsuzluk arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca çalışmada evli olmayan bireylerin evlilik kaygısı yaş, cinsiyet ve romantik ilişki durumu değişkenleri açısından da incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubu, yaşları 17-38 arasında değişen, 223'ü (%54.5) kadın, 167'si (%45.5) erkek olmak üzere toplam 390 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Çalışmada evlilik kaygısı ile ilgili veriler, ''Evlilik Kaygı Ölçeği'', Evlilikle ilgili akılcı olmayan inançlara ilişkin veriler ''Romantik İlişkilerde İnançlar Envanteri''(Sarı ve Owen, 2015), umutsuzluğa ilişkin veriler ''Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ)'' (Seber, 1991), (Beck ve arkadaşları, 1974), yaş, cinsiyet ve romantik ilişki durumuna ilişkin veriler "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Araştırma verileri Pearson korelasyon analizi, regresyon analizi ve t testi ile analiz edilmiştir. Bu çerçevede evlilik kaygısı ile romantik ilişkilerde akılcı olmayan inançlar, umutsuzluk ve yaş arasındaki ilişkiler Pearson korelasyon analizi ile belirlenmeye çalışılmıştır. Evlilik kaygısını cinsiyete ve romantik ilişki durumuna göre önemli bir biçimde farklılaşıp farklılaşmadığı da t testi ile incelenmiştir. Çalışmada yapılan veri analizleri sonucu evlilik kaygısı ile umutsuzluk ve Romantik İlişkilerde İnançlar Envanteri'nin alt boyutlarından cinsiyet farklılıkları ve farklı düşünmek arasında pozitif yönde; evlilik kaygısı ile evliliğe ilişkin mutluluk beklentisi düzeyi arasında ise negatif yönde bir ilişkinin olduğu görülmüştür. Diğer taraftan araştırma sonucu evlilik kaygısı ile yaş ve Romantik İlişkilerde İnançlar Envanteri'nin diğer alt boyutları (aşırı beklentiler, sosyal zaman kullanımı, fiziksel yakınlık) arasında istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde ilişkinin olmadığı bulunmuştur. Ayrıca evlilik kaygısı düzeyinin cinsiyete ve romantik ilişki durumuna göre istatistiksel açıdan önemli düzeyde farklılaştığı görülmektedir. Diğer bir ifadeyle araştırmada kadınların ve romantik ilişkisi olmayan bireylerin evlilik kaygısı düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Evlilik, evlilik kaygısı, umutsuzluk, romantik ilişki, akılcı olmayan inançlar
Kadına yönelik şiddet haberlerine ilişkin medya takip alışkanlıklarının, şiddet tehdidi değerlendirmesinin, korku, çaresizlik, umutsuzluk, talihsizlik düzeyleri ve benlik algısının depresyon üzerindeki rolleri
Bu araştırma kadına yönelik şiddet haberlerine maruz kalmaya ilişkin medya takip alışkanlıklarının, şiddet tehdidi değerlendirmesinin, korku, çaresizlik, umutsuzluk, talihsizlik düzeyleri ve benlik algısının depresyon üzerindeki rollerini incelemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modeline göre kurgulanan araştırmanın örneklemini gönüllü katılım sağlayan 18-65 yaş aralığındaki 310 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın verilerini elde etmek için Demografik Bilgi Formu, Medya Takip Alışkanlıkları Formu, Devam Eden Şiddet Tehdidi Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Korku ve Kontrol Duygusu Ölçeği, Spielberger'in Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri, Umutsuzluk Çaresizlik ve Talihsizlik Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda, kadına yönelik şiddet haberlerine maruz kalma oranının yüksek oluşunun kadınlarda depresyon, talihsizlik, korku, sürekli ve durumluk kaygı düzeyini arttırdığı tespit edilmiştir. Kadınlarda benlik saygısı düzeyinin yüksek olmasının kadına yönelik devam eden şiddeti değerlendirme düzeyini düşürdüğü korku, çaresizlik ve talihsizlik düzeyinin yüksek olmasının ise kadına yönelik devam eden şiddeti değerlendirme düzeyini arttırdığı ortaya konmuştur.
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde depresif belirti görülme durumu ve umutsuzluk düzeyi ilişkisi
Katı ve zor içeriği ve meslekteki potansiyel riskler nedeniyle zorlu bir süreç olarak görülen tıp eğitimi öğrenciler üzerinde ciddi psikolojik strese neden olmaktadır. Araştırmada Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde depresif belirti görülme sıklığı ve umutsuzluk düzeyi ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel bu çalışmada 135 öğrenciye "Demografik Bilgi Formu", "Beck Depresyon Ölçeği'' ve "Beck Umutsuzluk Ölçeği" 'ni içeren anket uygulanmıştır. İstatistiksel analizlerde Student t testi, Anova, Khi Kare testi, Korelasyon Analizi ve Lojistik Regresyon Analizi uygulanmıştır. BUO'den 17 ve üzeri puan alıp depresif belirti "var" olarak nitelendirilen öğrenci sayısı 32'dir (%23.7). Araştırma grubunda depresif belirti puan ortalaması 10.84±7.23'dür. Yaş, cinsiyet, kaldığı yer, aylık harcamaları, yıl/staj tekrarı yapmış olma, okul başarısının düşüklüğü ile depresif belirti görülme arasında anlamlı ilişki yoktur. Aile ve arkadaş ilişkilerini "çok iyi/iyi" olarak nitelendirenlerde depresif belirti görülme durumu anlamlı ölçüde düşüktür. Öğrencilerin Beck Umutsuzluk Ölçeği puan ortalaması 6.16±4.74'dür. Öğrencilerin yaş, cinsiyet, kaldığı yer ve aylık harcamaları ile umutsuzluk puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur. Kendisinde ya da ailesinde bedensel ya da ruhsal hastalık olduğunu belirten öğrencilerin umutsuzluk puanları anlamlı ölçüde yüksektir. Tıp Fakültesini isteyerek seçtiğini belirtenlerde hem depresif belirti görülme oranı hem de umutsuzluk puanı ortalaması anlamlı ölçüde düşüktür, Hekim olmaktan memnun olmadığını belirtenlerde, meslek seçiminde doğru karar vermediğini, hekimlik mesleğinin toplumda hak ettiği yeri bulmadığını ve tıp mesleğinin geleceğinin iyi olmadığını düşünenlerde depresif belirti görülme oranı daha yüksek ve umutsuzluk puanı daha düşük olmakla beraber istatistiki açıdan anlamlı farklılık yoktur. Lojistik analize göre arkadaş ilişkilerinin kötü olmasının depresif belirti görülmesine olan etkisi 4.16 kattır. Umutsuzluk ölçeği puanının depresif belirti görülmesine olan etkisi 1.36 kattır. Korelasyon analizine göre depresyon ölçeği ile umutsuzluk ölçeği puanları arasındaki pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonucunda, tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin belirlenen bazı sosyo-demografik özelliklerinin depresyon ve umutsuzluk düzeylerini genel olarak etkilemediği görülmüştür.
Erişkin bireylerde Tanrı inancına sahip olma bağlamında depresyon eğilimi ve umutsuzluk değişkenlerinin incelenmesi
Bu çalışmada erişkin bireylerde Tanrı inancına sahip olma açısından depresyon eğilimi ve umutsuzluk değişkenleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini Kadıköy Caferağa mahallesinde ikamet eden 18-45 yaş aralığına sahip 181 kişi (103 kadın, 78 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında kişisel bilgi formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Dini Dünya Görüşleri Ölçeği kullanılmıştır. BDÖ ve BUÖ puan ortalamasının tanrı inancına göre anlamlı farklılık gösterdiği, tanrı inancı olmayan bireylerin depresyon puan ortalamalarının tanrı inancı olan bireylere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. BDÖ ve BUÖ puan ortalamasının din inancına göre anlamlı farklılık gösterdiği, din inancına sahip olmayan bireylerin depresyon puan ortalamalarının din inancına sahip bireylerin depresyon puan ortalamalarına göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. BDÖ puan ortalamasının cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği, kadınların depresyon puan ortalamalarının erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. BUÖ puan ortalamasının ise cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği bulunmuştur. Çalışmada BDÖ ve BUÖ puan ortalaması ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı saptanmıştır. Dini Dünya Görüşü ölçeği puan ortalaması ile eğitim durumu arasında anlamlı bir farklılık olmadığı bulunmuştur. Çalışmada ayrıca depresyon ve umutsuzluk, Tanrı inancı ve din inancı bağlamında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Tanrı inancı, depresyon eğilimi, umutsuzluk
Akciğer kanseri hastalarında görülen umutsuzluk düzeyleri ve değer algılarının hastalık ile başa çıkabilmeleri ile ilişkisi
Bu çalışmanın amacı, akciğer kanseri hastalarının umutsuzluk düzeyleri ve hastalık algılarının hastalıkla başa çıkma üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunun tespit edilmesidir. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak anket tekniği kullanılmıştır. Anket çalışması İstanbul ilinde ve İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümündeki akciğer kanseri hastalarına uygulanmıştır. Araştırmada katılımcıların umutsuzluk düzeyleri ve değer algılarını ortaya koyan ifadelerin Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı 0.88 olarak tespit edilmiştir. Bunun yanında Başa Çıkma Stratejileri ölçeği içerisinde yer alan ifadelerin 0.78'lik düzeyde bir güvenirliğe sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Uygulama sonucunda elde edilen verilerin çözümlenmesinde, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkilerini ortaya koyan; bunun yanında farklı grupların ölçeklerden aldıkları puanların ortalamaları açısından karşılaştırılması için Bağımsız Örneklem T-Testi ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) Analizi testi kullanılmıştır. Farklılığın kaynağının hangi gruplar arasında olduğunun belirlenmesi için ise Post Hoc testlerinden Tukey testi kullanılmıştır. Yine araştırmada, boyutların birbirleri ile olan ilişkilerinin yönünü ortaya koyan korelasyon analizine yer verilmiştir. Bunun yanında araştırmada yer alan bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisini ortaya koyan regresyon analizine yer verilmiştir. Araştırma sonucunda, BUÖ ile yadsıma ve kendini sınırlandırma puanı arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olmadığı ortaya çıktı. Yine BUÖ ile BÇSÖ alt ölçeklerinden olan dine yönelme ve kabullenme puanı arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu ortaya çıktı. Araştırmada ayrıca BÇSÖ toplam puanının BUÖ ve değerler ölçeği toplam puanı tarafından negatif yönde yordandığı tespit edildi. Son olarak katılımcıların BUÖ toplam puanı ile cinsiyet, kardeş sayısı ve medeni durum değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.
Kronik hepatit B enfeksiyonlu hastalarda umutsuzluk düzeyi ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kronik Hepatit B enfeksiyonu hem dünyada hem de Türkiye'de yaygın olarak görülen önemli bir sağlık sorunudur. Kronik hastalıklar uzun ve düzenli tedavi gerektiren, hastayı ve yakın çevresini ekonomik, fiziksel ve ruhsal yönden zorluklarla karşılaştıran hastalıklardır. Bu çalışma, Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran hastalar ile gerçekleştirildi. Çalışma, 25.10.2022-30.06.2023 tarihleri arasını kapsamakta olup çalışmanın verileri etik kurul ve kurum izinleri takiben 05.12.2022-15.02.2023 tarihleri arasında hafta içi dönemi kapsayan zaman diliminde yüz yüze anket yoluyla toplandı. Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 181 hastanın katılımı ile veri toplama süreci tamamlanmıştır. Araştırmanın verileri, Hasta Tanıtım Formu (EK-1), Beck Umutsuzluk Ölçeği (EK-2), Hepatit B Yaşam Kalitesi Ölçeği (EK-3) ile toplandı. İstatistiksel analizler SPSS (IBM SPSS Statistics 27) adlı paket program kullanılarak yapılmıştır. Bulguların yorumlanmasında frekans tabloları ve tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Parametrik olmayan yöntemlere uygun şekilde, iki bağımsız grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Mann-Whitney U" test (Z-tablo değeri), bağımsız üç veya daha fazla grubun ölçüm değerleriyle karşılaştırılmasında "Kruskal-Wallis H" test (χ2-tablo değeri) yöntemi kullanılmıştır. Üç veya daha fazla grup için anlamlı fark çıkan değişkenlerin ikili karşılaştırmaları için Bonferroni düzeltmesi uygulanmıştır. Normal dağılıma sahip olmayan iki nicel değişkenin ilişkilerinin incelenmesinde "Spearman" korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Hepatit B Yaşam Kalitesi Ölçeği toplam puanları ve alt boyutları ile Beck Umutsuzluk Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı sonuç elde edildi (r=-0,498; p<0,001). Bu çalışmada 30 yaş altı bireylerde HBYKÖ toplam puanınıni cinsiyete göre baktığımızda ise kadınlarda savunmasızlık alt boyutunun anlamlı derecede yüksek çıktığı görülmektedir. Çalışmanın sonucunda ise Kronik Hepatit B enfeksiyonlu bireylerin hastalık süreciyle başa çıkabilmelerinde ve hastalık ile ilgili olarak uyum temininde psikolojik problemlerinde oluşmasıyla değişik sorunlarla karşı karşıya kalabildiğini görmekteyiz.
Poverty related stress, coping humor, and their mental health consequences: The mediating role of hopelessness
Stress, in particular, poverty-related stress can be considered one of the daily living challenges that university students must overcome, which might have lead to serious results such as hopelessness, and mental health problems. The present study attempted to examine a model that aimed to define the associations between poverty-related stress, coping humor, hopelessness, and mental health problems. Specifically, the purpose of the present study is to investigate whether hopelessness mediated the relationship between poverty-related stress and mental health and whether this mediation was moderated by coping humor. The Poverty-Related Stress Scale (PRSS), Poverty Perception Scale (PPS), Beck Hopelessness Scale (BHS), Brief Symptom Inventory (BSI), and Coping Humor Scale (CHS) were used to measure the variables of the study. The data were collected from university students. Moderated mediation analysis disconfirmed the proposed model. Investigations of correlations suggested an alternative model in which coping humor was an independent predictor of mental health along with poverty-related stress through the mediation of hopelessness. Analyses provided support for partial mediation of hopelessness in the relationship between poverty-related stress and mental health. A full mediation effect of hopelessness was observed for coping humor and mental health relationship. Results were discussed by referring to theoretical and practical implications. Recommendations for counselors were noted.
Covid-19 salgını döneminde sağlık çalışanlarının sağlık kaygısı, psikolojik iyilik hali, psikolojik dayanıklılık ve umutsuzluk düzeylerinin sağlık çalışanı olmayan yetişkinler ile karşılaştırılması
:Bu araştırmanın yapılmasındaki amaç, hala sürmekte olan COVID-19 salgınının sağlık çalışanlarının, sağlık kaygısı, psikolojik iyilik hali, psikolojik dayanıklılık ve umutsuzluk düzeyleri ile sağlık çalışanı olmayanların sağlık kaygısı, psikolojik iyilik hali, psikolojik dayanıklılık ve umutsuzluk düzeyleri ile karşılaştırılmasıdır. Araştırma Türkiye'deki 18-65 yaş arası sağlık çalışanı ve sağlık çalışanı olmayan yetişkinleri kapsamaktadır. Veriler online olarak toplanmıştır. Online anket uygulaması Google Formlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 160 kişiye ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında online anket formu kullanılmıştır. Anket formu sosyo-demografik özelliklere yönelik soru formu, Sağlık Anksiyetesi Envanteri, Genel Sağlık Anketi 12, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği ve Beck Umutsuzluk Ölçeğinden oluşmaktadır. Araştırmanın veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Araştırma sonucunda sağlık çalışanlarının sağlık anksiyetesi düzeylerinin, sağlık çalışanı olmayan yetişkinlerden daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Sağlık çalışanı olmayan katılımcıların psikolojik dayanıklılık alt boyutlarından sosyal kaynaklara ilişkin dayanıklılık düzeyinin sağlık çalışanlarına göre anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Bununla birlikte sağlık çalışanı olmayan katılımcıların genel olarak psikolojik dayanıklılık düzeyinin sağlık çalışanlarına göre daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının umutsuzluk düzeylerinin sağlık çalışanı olmayan yetişkinlerden daha yüksek olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Sağlık çalışanlarının psikolojik belirti düzeylerinin diğer katılımcılara göre daha iyi seviyede olduğu ancak gruplar arasındaki farkın anlamlı olmadığı belirlenmiştir.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların annelerinde depresyon, anksiyete, umutsuzluk ve stresle başa çıkma düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı çocukların annelerindeki depresyon, anksiyete, umutsuzluk ve stresle başa çıkma düzeylerinin tespit edilmesi ve bu değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Bu amaç neticesince araştırma tarama modeli içinde yer alan anket yöntemiyle gerçekleşmiştir. Araştırma kapsamında ilgili veriler Manisa, Bartın, Zonguldak ve diğer illerde yaşayan otistik çocuğa sahip 222 anneden toplanmıştır. Araştırmaya katılan otistik çocuğa sahip annelerin umutsuzluk düzeylerinin belirlenebilmesi için 'Beck Umutsuzluk Ölçeği' kullanılırken; anksiyete düzeylerinin belirlenmesi için 'Beck Anksiyete Ölçeği'; depresyon düzeylerinin belirlenmesinde 'Beck Depresyon Ölçeği' ve son olarak stresle başa çıkma tutumlarının belirlenebilmesi içinde 'Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği' kullanılmıştır. Araştırmanın ilgili verileri toplandıktan sonra istatistik programı (SPSS) ile analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde otistik çocuğa sahip annelerde depresyon düzeyi ile anksiyete ve umutsuzluk düzeyleri arasında pozitif yönde doğrusal düşük güçlü ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda otistik çocuğa sahip annelerde anksiyete düzeyi ile umutsuzluk arasında da doğrusal düşük güçlü ilişki bulunmuştur. Bunların yanında otistik çocuğa sahip annelerde depresyon ve anksiyete düzeyleri ile stresle başa çıkma tutumları arasında negatif yönlü düşük güçte ilişki bulunmuştur. Bekar otistik çocuğa sahip annelerin depresyon, umutsuzluk ve anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Uzman ya da kurumdan eğitim ya da danışmanlık almayan annelerin depresyon, umutsuzluk düzeyleri eğitim ya da danışmanlık alan otistik çocuğa sahip annelere göre daha yüksek bulunmuştur. Eğitim ya da danışmanlık alan annelerde de stresle başa çıkma düzeyleri alt boyutlarından dini olarak başa çıkma ve şakaya vurma düzeyleri almayanlara göre yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak otistik çocuğa sahip annelerde depresyon, anksiyete ve umutsuzluğun birbirleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Özellikle bekar anneler ve danışmanlık almayan anneler daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle otistik çocuğa sahip annelerin depresyon, umutsuzluk, anksiyete ve stresle etkin bir şekilde baş edebilmeleri için profesyonel hizmetlerin ve destek gruplarının oluşturulması önerilmektedir. Alınacak sosyal destek ve psikoeğitim annelerin ruh sağlığı üzerine olumlu etkiler oluşturacaktır.
Covid-19 pandemi döneminde erişkinlerde bilişsel duygu düzenleme stratejileri ile umutsuzluk ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma pandemi sürecinde bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerini ne derece yordadığını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenleri umutsuzluk ve kaygı, bağımsız değişkenleri ise bilişsel duygu düzenleme stratejileridir. Araştırma kapsamında bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin, Covid-19 geçirme, Covid-19 semptomu, pandemide ikamet edilen yer, tıbbi ve psikolojik rahatsızlık ve Covid-19 aşısı olma değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığı da incelenmiştir. Araştırma grubu 20-29 yaş arasındaki bireylerden oluşmaktadır. Araştırmaya, 400 kişi katılmıştır. Bunlardan 256'sı (%64) kadın ve 144'ü (%36) erkektir. Çalışmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veriler, "Kişisel Veri Formu", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" ve "Beck Anksiyete Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin umutsuzluk ve kaygıyı ne derece yordadığını belirlemek amacıyla çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin umutsuzluğu (R=0.170; R2=0.029; F=1.180; p<.001) ve kaygıyı (R=0.502; R2=0.252; F=13.323; p<.05) yordadığı bulunmuştur. Bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin, Covid-19 geçirme, Covid-19 semptomu, pandemide ikamet edilen yer, tıbbi ve psikolojik rahatsızlık ve Covid-19 aşısı olma değişkenleri açısından anlamlı derecede farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amacıyla bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bireylerin bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin Covid-19 geçirme, tıbbi rahatsızlığı bulunma ve psikolojik rahatsızlığı bulunma değişkenleri açısından farklılaştığı; kaygı düzeylerinin ise yalnızca tıbbi ve psikolojik rahatsızlığı bulunma durumu açısından farklılaştığı görülmüştür. Umutsuzluk düzeylerinin Covid-19 ile ilgili demografik değişkenlerden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Kaygı, Umutsuzluk, Bilişsel Duygu Düzenleme
Spor bilimleri sınavlarına hazırlanan adayların kariyer farkındalıkları ile gelecek kaygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yapılan araştırmada üniversitelerin spor bilimleri girmek için hazırlanan öğrencilerin mesleki kariyer farkındalıkları ve gelecek kaygıları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda araştırmanın evrenini 2021-2022 eğitim öğretim dönemine Üniversitelerin Spor bilimleri fakültelerine hazırlanan bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise Ankara ilinde Üniversitelerin Spor bilimleri fakültelerine hazırlanan 166 kadın ve 209 erkek olmak üzere toplam 375 bireyden oluşmaktadır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS 25.0 programından yararlanılmıştır. İki grup arasındaki fark Mann Whitney U Testi ile ikiden fazla olan gruplarda ise Kruskal Wallis testi ile belirlenmiştir. Kruskal Wallis testinde farklılığın hangi grubun lehine olduğunu tespit etmek için ise Tukey Post Hoc testi kullanılmıştır. Mesleki kariyer farkındalığı ile umutsuzluk düzeyi arasındaki ilişkinin tespiti için de Spearman Korelasyon testi uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi ise p<0,05 olarak belirlenmiştir. Yapılan analizler sonucunda mesleki kariyer farkındalık ölçeği; mesleki gelişim yatkınlığı boyutu ortalaması 23,04±3,53, mesleki hazır bulunma ortalaması 16,33±2,18, mesleki bilinç ortalaması 16,94±2,03, mesleki öz güven ortalaması 16,30±1,78, mesleki kariyer farkındalık genel skor ortalaması 72,62±7,20 olarak tespit edilmiştir. Umutsuzluk ölçeği; umut boyutu ortalaması 1,24±1,67, motivasyon kaybı ortalaması 2,43±1,79, gelecek beklentileri ortalaması 1,10±1,41 umutsuzluk genel skor ortalaması 4,77±4,15 olarak tespit edilmiştir. Cinsiyet, mezun olunan lise, tercih edilecek bölüm, tercih nedeni, yapmak istedikleri meslek ve spor yapma durumlarına göre anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Katılımcıların mesleki kariyer farkındalık alt boyutları ile umutsuzluk düzeyi alt boyutları arasında negatif yönde zayıf düzeyde bir ilişki görülmektedir. Başka bir ifadeyle mesleki farkındalık düzeyi arttıkça umutsuzluk düzeyi azalmaktadır. Sonuç olarak; öğrencilere mesleki farkındalık düzeylerini artırmaya yönelik çalışmaların yapılması, öğrencilerin umutsuzluk düzeyini ve geleceğe yönelik kaygılarını azaltabilecektir.
Özel gereksinimli bireye sahip annelere uygulanan egzersiz aktivitelerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi
Bu çalışmanın temel amacı 6 hafta süren ve haftada iki kez düzenli bir şekilde uygulanan fiziksel egzersiz programına katılan (deney) ve katılmayan (kontrol grubu) özel gereksinimli bireye sahip annelerin kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin araştırılıp değerlendirilmesidir. Bu çalışma yarı deneysel bir çalışma olarak tasarlanmıştır. Araştırmada ön test-son test kontrol gruplu araştırma modeli uygulanmıştır. Çalışmanın popülasyonunu; İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı'na bağlı Özel Gereksinimli Eğitim Merkezi (ÖZGEM) bünyesinde eğitim alan öğrencilerin anneleri (N=100) oluşturmaktadır. Deney grubuna 6 hafta boyunca haftada iki kez planlamış egzersiz aktiviteleri uygulanmış olup, kontrol grubu ise herhangi bir uygulamaya tabi olmada rutin yaşantısına devam etmiştir. Katılımcıların kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin belirlenmesi için her iki gruba da ön test ve son test olarak Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ile Beck Umutsuzluk ölçekleri uygulanmıştır. Toplanan verilerin analizi IBM SPSS Statistics 25.0 programı ile yapılmıştır. Deney grubu ve kontrol gruplarının ölçek değişkenleri açısından karşılaştırılması için öncelikle Kolmogorov Smirnov normal dağılım sınaması gerçekleştirilmiştir. Gruplar arasındaki kaygı ve umutsuzluk ortalamalarının karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi, gruplar içinde ön ve son test ortalamalarının karşılaştırılmasında ise Wilcoxon testleri kullanılmıştır. Tüm analizlerde p<0,05 (iki yönlü) değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen analiz sonucu istatistiksel olarak değerlendirildiğinde, deney grubu ön test ve son test durumluk puanları arasında pozitif yönde bir fark elde edilmiştir. Kontrol grubu ön test ve son test durumluk ve sürekli kaygı puanları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmemiştir. Deney grubu ön test ve son test beck umutsuzluk ölçeğinden aldıkları puan ortalaması pozitif bir yönde fark elde edilirken, kontrol grubuna uygulanan ön test ve son test beck umutsuzluk ölçeğinden aldıkları puan ortalamasında anlamlı bir fark elde edilmemiştir. Çalışma bulgularının sonuçlarından hareketle, fiziksel egzersiz aktivitelerinin kaygı ve umutsuzluk düzeylerine olumlu yönde etkisi olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Özel Gereksinimli Birey, Özel Gereksinimli Bireye Sahip Anne, Fiziksel Egzersiz, Kaygı, Umutsuzluk
Bipolar Bozukluk tanısı olan hastalarda çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolü
Bu çalışmanın amacı bipolar bozukluk tanısı olan hasta örnekleminde çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasındaki ilişkide umutsuzluğun aracı rolünün incelenmesidir. Ek olarak; çocukluk çağı travması, umutsuzluk ve olumsuz hastalık algısı değişkenleri arasındaki ilişkilerin ve bu değişkenlerin katılımcılara ait çeşitli sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi de amaçlanmaktadır. Araştırma ilişkisel tarama modeli çerçevesinde planlanmıştır ve kesitsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini bipolar bozukluk tanısı almış ve remisyonda olan, 18- 65 yaş aralığındaki 121 (65 kadın, 56 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Demografik Bilgi Formu (DBF), Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği (ÇÇOYÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği (KHAÖ) kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda çocukluk çağı travmaları ile umutsuzluk (p<0,01), çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) ve umutsuzluk ile olumsuz hastalık algısı (p<0,01) arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Aracılık modelinin analiz sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile olumsuz hastalık algısı arasında umutsuzluğun kısmi aracılık etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmıştır ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Özel gereksinimli çocuklara sahip ebeveynlerin umutsuzluk ve depresyon düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırma, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin depresyon ve umutsuzluk düzeylerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılanların %68.7'sini kadınlar oluşturmakta olup, çoğunluk orta (%39.3) ve düşük gelir (%36.7) gruplarından gelmektedir. Eğitim düzeyi açısından katılımcıların en yüksek oranı lise mezunlarından (%38.7) oluşmaktadır. Özel gereksinim türüne göre en yaygın grup, zihinsel engelli çocuğa sahip ebeveynlerdir (%49.3). Beck Depresyon Ölçeği sonuçlarına göre, katılımcıların depresyon puan ortalaması 18.2 (SS = 7.86) olup, bu değer orta düzey depresyon aralığına işaret etmektedir. Kadın ebeveynlerin depresyon puanları erkeklere kıyasla anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p < .05). Gelir düzeyine göre değerlendirildiğinde, düşük gelir grubundaki ebeveynlerin depresyon düzeylerinin anlamlı şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p < .01). Benzer şekilde, eğitim düzeyi düştükçe depresyon puanlarında artış gözlemlenmiş ve bu ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p < .01). Ayrıca, çocuğun özel gereksinim türüne göre yapılan analizde, zihinsel veya çoklu engelli çocukların ebeveynlerinde depresyon puanlarının, fiziksel engelli çocukların ebeveynlerine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p < .05). Elde edilen bulgular, özel gereksinimli çocuk bakımının ebeveynlerde özellikle kadınlarda, düşük sosyo-ekonomik koşullarda ve eğitim düzeyi düşük bireylerde psikolojik yükü artırdığını göstermektedir. Bu sonuçlar, özel gereksinimli çocuk sahibi ailelerin ruhsal sağlıklarının desteklenmesi ve psikososyal müdahalelerin önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Özel Gereksinimli Çocuk, Depresyon, Umutsuzluk