Turkish women
109 theses under this subject heading
Atatürk Dönemi Türk kadınının değerlendirilmesine İngiliz basınından örnekler (1923-1938)
29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet'in ilan edilmesiyle Mustafa Kemal Atatürk'ün "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşmak" olarak tanımladığı Çağdaşlaşma, bir başka deyişle Türk toplumunda zihinsel ve kültürel değişim hedeflenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Toplumsal yapılarda meydana gelen değişiklikler, aileyi şekillendiren temel unsur olan Türk kadınının toplum içerisindeki konumunu da etkilemiştir. Çalışmada İngiliz gazetelerinden yararlanmak suretiyle, Türk kadınının modernleşme sürecinde geçirdiği yapı değişikliğinin İngiliz basını tarafından nasıl algılandığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada; nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi kullanılmış ve Cumhuriyet dönemi bazı İngiliz gazeteleri incelenmiştir. Sonuç olarak; İngiliz Basınında Türk Kadınının gelişimi "Batılılaşma" olarak tanımlanırken; İngiliz politikasının, dönemin Türk Kadınını anlama boyutunda etkili olduğu görülmüştür.
Müdafaai Hukuk Cemiyeti ışığında Milli Mücadele Döneminde Türk halkı
Osmanlı Devleti'nin dağılma döneminin son aşamalarında siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamiklerinin I. Dünya Savaşı'nın etkisi ile ağırlığının yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladığı ve üst üste gelen yıpratıcı muharebelerin verdiği kalıcı hasarların etkisinden kurtulmak için son döneminden itibaren Anadolu'da oluşmaya başlayan ve gün geçtikçe filizlenen Milli Mücadele hareketinin, hayata geçirilmek istenen yenilikçi düşüncelerin, Mustafa Kemal önderliğin de gerçekleştirilen oluşumun Anadolu'daki etkileri ve halkın birlikte göstermiş olduğu dayanışmayı ve bu süreç içerisinde toplumda yaşanan Milli Mücadele hareketinin etkilerini görüyoruz. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Milli Mücadele Dönemi, Mustafa Kemal Paşa, Türk Halkı, Türk Kadını, Kamuoyu, Miting, Hatıra, Dinamik
Milli Mücadele'de Türk kadını ve Çukurovalı kadınlar
Tezimizin temel amacı Milli Mücadele döneminde gerek cephe gerisinde gerekse bizzat cephede önemli görevler üstlenmiş Türk kadınlarının rolüdür. Bu amaçla Türk kadınının geçmişten günümüze kadar ki geçirdiği evreleri anlatmaya çalıştık. Tezimin ana konusu olan Milli Mücadele Dönemindeki Türk kadınlarının faaliyetleri ve Çukurova yöresi civarındaki Türk kadınlarının yapmış oldukları hizmetlerini esas alarak tezimi 4 bölüm şeklinde hazırlamaya çalıştım. Giriş bölümünde Milli Mücadele Dönemine kadar Türk kadınının tarihsel süreç içindeki rolü hakkında bilgi verilmiştir. Birinci Bölümde, Osmanlı'nın son dönemlerinden Kurtuluş Savaşı Öncesine kadar ki Türk kadınlarının faaliyetlerinden bahsedilmiştir. İkinci Bölümde, Milli Mücadele'de gerek cephe gerisinde gerekse bizzat cephede vazife alan Türk kadınlarından söz edilmiştir. Üçüncü Bölümde, Çukurova bölgesi hakkında genel bilgilendirme yapılmış ve Milli Mücadele'de Çukurova bölgesindeki kadın kahramanların çalışmaları ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Türkiye'de cinsel tacize karşı mücadelede "Mor iğne Kampanyası"
Bu çalışma, Türkiye'de cinsel tacize karşı feminist kadınlar tarafından 2 Kasım 1989 tarihinde başlatılan Mor İğne Kampanyası'nı incelemektedir. Birinci bölümde, araştırmanın kapsamı ve çerçevesi doğrultusunda kadın hareketi için büyük önem arz eden Fransız Devrimi ve dönemin alt yapısının temel dinamikleri hakkında bilgilere yer verilmiş, devrim öncesi kadın durumu ve haklar elde etmek için verdikleri mücadele anlatılmıştır. Amerika ve İngiltere özelinde de kadın hakları için verilen mücadele incelenmiştir. İkinci bölümde, kadın hareketlerinin zirvede olduğu 1980 Türkiye'sinde cinsel taciz, kadına şiddet ve tecavüze karşı kampanyalar anlatılmıştır. O yıllardaki politik ortamın, askeri darbenin kadın hareketine etkisi irdelenmiştir. Feminist yayınların oluşumu ve gelişiminin kadın hareketine etkisine değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde 1990'lı yıllarda Türkiye'de kadın hareketinin geldiği nokta, 1980'lerdeki hareketliliğin 1990'lara yansıması, ortaya çıkan kazanımlar ve kurumsallaşma açısından atılan adımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde 1980 ve 1990'larda yasal reformlar için yapılan kampanyalara yer verilmiş, Dünya ve Türkiye özelinde kadınların verdikleri mücadele anlatılmıştır. Beşinci bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan Mor İğne Kampanyası tüm yönleriyle incelenmiştir. Kampanya fikrinin ortaya çıkışı, kampanya için seçilen mekânlar, uygulanış biçimi, kamuoyu çalışmaları ve basın yansımaları etraflıca irdelenmiştir.
Cihan Aktaş'ın hikâyelerinde kadınların dünyası
Cihan Aktaş'ın 1991 yılında yayımladığı ilk hikâye kitabı Üç İhtilal Çocuğu'ndan bu yana yayımlanmış, toplam on hikâye kitabı vardır. Bu kitapların hemen hepsinde kadınların günümüz dünyasındaki meseleleri ele alınmış, hikâye edilmiştir. Hikâye kahramanları, yaşları, medenî halleri, eğitim durumları ve meslekleri bakımından çeşitlilik göstermektedir. Hikâyelerin başkişilerinin neredeyse tamamı kadın kahramanlardır. Cihan Aktaş'ın hikâyelerinde, çeşitli niteliklere sahip kadınların modern hayat dolayısıyla içinde bulundukları meseleler anlatılmaktadır. Kadın kahramanların hemen hepsini birleştiren ortak bir özellik olarak "huzursuzluk" öne çıkmaktadır. Cihan Aktaş'ın hikâye külliyatıyla gerek karakterlere olan bakış açısı gerekse hikâyelerinde söz konusu ettiği meseleler bakımından Türk edebiyatında Müslüman muhafazakar kadın yazarlar içinde bir farklılık yarattığı görülmektedir. Bu çalışmada, Cihan Aktaş'ın yayımlanan on hikâye kitabındaki hikâyeler tematik olarak incelenmiş ve hikâye kahramanlarının içinde bulunduğu huzursuzluk hâlleri ile huzursuzluktan çıkma çabaları ortaya koyulmuştur. Anahtar kelimeler: kadın, hikâye, muhafazakârlık, huzursuzluk, modern hayat.
Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolü
Şiddet coğrafi sınır tanımamaktadır. Kadına yönelik şiddet ve istismar, dünyada olduğu gibi bugün Türkiye'de de en yaygın toplumsal sorunlardan biridir. Kadına yönelik şiddet, kadının yaşam, sağlık, beslenme, eğitim, gelişme, toplumsal ve ekonomik yaşama katılma gibi temel insan hak ve özgürlüklerini ihlal eden önemli bir toplumsal sorun olarak nitelendirilmektedir. Bu toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, kadınları baskı altına almayı ve üstünlük kurmayı hedeflemektedir. Aile, kadına yönelik şiddetin en sık yaşandığı ortamlardan biri olarak ifade edilmektedir. Kadına yönelik aile içi şiddet uzun zamandır bilinmesine rağmen, geçmişte sadece aileyi ilgilendiren özel bir mesele olarak görülmekteydi. Ancak 1980'li yıllardan itibaren bu algı değişmiş ve kadına yönelik şiddet bir insan hakları ihlali ve bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir. Bu kapsamda özellikle 90'lı yılların sonlarından 2000'li yılların başına kadar bu alanda faaliyet gösteren kadın örgütlerinin kendi kurumlarını oluşturma mücadelesinde bazı yasal değişiklikler yapılmıştır. Bu dönemde yaşanan değişimler, kadına yönelik şiddetin yasa koyucular ve kamu otoriteleri tarafından toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık olarak kabul edilmeye başlandığını göstermektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı Türkiye'de kadına yönelik şiddet ve şiddeti önlemede kamu politikalarının rolünün ortaya konmasıdır.
Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımında muhafazakarlığın rolü
Geleneksel toplum sahip oluğu dini, kültürel, geleneksel değerler çerçevesinde kadına ve erkeğe birbirinden farklı roller biçmektedir. Kadının ve erkeğin cinsiyetine uygun görülen rollerine olan bağımlılığı toplumda önemli görülmektedir. Rollerini benimseyen kişiler toplumda kabul görürken, benimsemeyen kişiler dışlanarak cezalandırılmaktadır. Muhafazakar düşünce dini değerler ile geleneksel toplumun değerlerini harmanlayıp bireylerin bu çerçevede hareket etmesini desteklemektedir. Çalışmada toplumsal cinsiyet rollerine değinilerek, muhafazakar söylemin Türkiye'de kadınların çalışma hayatına katılımını ne derecede etkilediği anlatılmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile cinsiyeti sebebiyle dezavantajlı olan kadının muhafazakar kimliği ile çalışma hayatına katılma ve çalışma hayatında ayakta kalma mücadelesi incelenmiştir. Bu araştırma toplumsal cinsiyet rollerinin muhafazakar düşünceyle birleşince çalışma hayatının her evresinde kadın açısından olumsuz durumların artmasına sebep olduğunu, bu doğrultuda yaşanan sıkıntıları ortadan kaldırmak için yapılması gerekenleri ele alarak konuya dair çözümler adına farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmakta ve Türkiye'nin çeşitli illerinde yaşayan kendini muhafazakar olarak tanımlayan 14 kadınla derinlemesine mülakat gerçekleştirilmektedir. Dini yaşantıyı temeline alan ve geleneksel rollerin gerekliliğini savunan muhafazakar düşünceye bağlı olan kadınların çalışma hayatına katılımının her aşamasında olumsuzluklara maruz kaldığı saptanmaktadır.
1984-89 Bulgaristan'daki asimilasyon sürecinde kadının deneyimi
Uluslararası konjonktürde "Yeniden Doğuş" olarak da kavramlaştırılan 1984-1989 aralığı, hâkim bir grup olan Bulgaristan yönetiminin bir devlet politikası olarak, ülke vatandaşı Bulgaristan Türklerini farklı bir kategoride değerlendirilmeye aldığı, asimilasyon olarak tanımlanan farklı uygulamalarla baskılamaya, dönüştürmeye ve mümkün mertebe ülkeden göndermeye (göç, sürgün gibi) yöneldiği sürece denk gelir. Bu dönemde ülke yönetimi, bölgesel ve tarihsel (1984 ila 1989 tarihlerini kapsar şekilde) anlamda şiddet, tehdit, cezalandırma gibi türlü yöntemlerle (tıpkı Pomak ve Çingene gibi diğer etnik gruplara uyguladığı şekilde), tabi bir gruba dönüştürdüğü bölge Türklerini denetlemeye ve baskılamaya çalışmıştır. Alan yazın yaşanan süreci, bölge Türkleri bağlamında ele almış, irdelemiş ve aktarmıştır. Ancak burada ve bu çalışmanın ortaya çıkmasında başlıca motivasyon kaynağı olan kadınların bu süreçteki yeri, yeterince irdelenmemiştir. Yapılan literatür taramalarında mevcut çalışmaların, asimilasyonun kendisini, etkilediği grupları, göçle ilişkisini ve sonuçlarını detaylarıyla ortaya koyduğu, kadınlardan bağımsız bir yapıda şekillendiği anlaşılmıştır. Çalışma, Bulgaristan'daki asimilasyonda Türk kadınlarının, asimilasyon sürecini nasıl deneyimlediklerini, süreci nasıl algılayıp yönettiklerini, nasıl anımsayıp andıkları sorusuyla birlikte ele almaya; diğer bir yönüyle de ilgili kadın grubunun hem görünmezliğini ortaya koymaya hem de görünmez kadınları görünür hale getirmeye çabalamaktadır. Bunun için tarihte kenarda kalanların görünür hale getirilmesinde giderek daha yaygın şekilde kullanılmaya başlanan sözlü tarih yöntemine başvurulmuştur. İlgili yöntem, kısmen kartopu ve amaçlı örneklem teknikleri üzerinden ulaşılan bir grup Bulgaristan göçmenine uygulanmıştır. Katılımcıların (burada anlatıcı denilecektir) seçiminde, Bulgaristan'dayken asimilasyon sürecini doğrudan deneyimlemiş ve sonrasında, Türkiye'ye göç etmiş, kendini iyi ifade edebilen ve yaş almış (50+) kadınlardan olmaları hususlarına dikkat edilmiştir. Üç ön görüşme, biri iki seans şeklinde görüşme olmak üzere kadın anlatıcılarla toplamda 14 görüşme gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, söylem düzeyinde analize tabi tutulmuş; bunun sonucunda asimilasyon gibi günlük yaşamı kesintiye uğratan ve en çaresiz oldukları durumlarda dahi kadınların taktik, direniş, direnme gibi mikro pratikler geliştirebildikleri, bu sayede üzerlerinde mevcut olan tahakküme direnebildikleri görülmüştür.
Atatürk Dönemi kadın eğitimi
92 DÖRDÜNCÜ BÖLÜM ÖZET VE SONUÇLAR Osmanlı Devletinde eğitim kurumlan olarak sıbyan mektepleri, enderim mektepleri ve medreseler bulunmaktaydı. Kızlar sadece ilk eğitim görebilme hakkına sahip oldukları için karma eğitim bir sorun olmamıştır. Çünkü devlet kız çocukları için ayrıca bir eğitime gerek görmemiştir. O dönemde sadece varlıklı aileler kızlarına özel dersler aldırmışlar, böylece kızların dış dünya ile ilişkileri kopmuş ve toplumdan uzaklaşmışlardır. Osmanlı Devletinde kız çocuklarının eğitilmesi düşüncesi ilk defa Tanzimat Döneminde olmuştur. Fakat 1869 Maarif Nizamnamesi'ne kadar resmi bir görünüm kazanamamıştır. Nizamname ile okuma yazma çağındaki tüm çocuklara kız erkek ayrımı yapılmadan ilköğretim zorunluluğu getirilmiştir. Maarif Nizamnamesi ile kızlar için öğretmen okulu açılmış, rüşdiyelerin sayısı arttırılmış ve ebe mektebi açılmıştır. Bu dönemde orta dereceli okullara kızlarında alınmasına izin verilince kızlar daima erkeklerden ayrı okullarda okutulmuşlardır. Bu okullara kesin zorunluluk olmadıkça erkek öğretmenler atanmamıştır. Geleneksel temeller üzerine kurulu Osmanlı Devletinin modernleşmesine öncülük eden yapısal değişimler, II. Meşrutiyet Dönemiyle gündeme gelmiştir. Modernleşme sadece siyasal yapıda değil, eğitim, hukuk ve toplumsal yaşamda da değişmeye başlamıştır. Meşrutiyet Dönemindeki, kadınlarla ilgili gelişmelerin en önemli yam, bu gelişmelerin Cumhuriyet Döneminde alınacak tedbirler olmasıdır. Meşrutiyet, Cumhuriyetin labaratuvandır sözü, kadınlar için de geçerlidir. Bu dönemde evlenme ve boşanmada eşit haklar tanınması, üniversite dahil bütün öğretim kurumlarında karma eğitime geçilmesi gibi konular büyük ölçüde Cumhuriyet Döneminde gerçekleşecektir. Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde, kızların eğitimleriyle ilgili sınırlı bazı adımlar atılmıştır. Ancak bunlar yeterli olmamıştır. Meşrutiyet devrinde kızların eğitimi93 ele alınmışsa da bu uygulama meslek sahibi olmaları için yeterli olmamıştır. Üniversite bile İnas Darülfünunu (Kız Üniversitesi) olarak ayrılmıştır. Milli Mücadele yıllarında Türk kadını dünyada eşi görülmemiş kahramanlık destanları yazdırmıştır. Kurtuluş Savaşı boyunca cephede savaşan, cephe gerisinde sırtında cephane taşıyan Türk kadınının memleketin kurtuluşu yolunda mitinglere katılmak, dernekler kurmak ve yabancı devletlerin dikkatlerini çekici bildiriler yayınlamak suretiyle pek çok siyasi hareketleri mevcuttur. Böylece siyasi hayata fiilen katılmışlardır İstanbul'da kızlar erkeklerle beraber okuma eylemini başlatmışlardır. Bu hareketle kadınların eğitim olanakları arttırılmış oldu. Atatürk Kurtuluş Savaşında yüksek fedakarlık gösteren Türk kadınına temel hak ve görevlerini tekrar kazandırmıştır. Kural olarak, eğitim temel alınmalıdır. Eğitim sayesinde kadınlar bilinçlenecek, haklarına sahip çıkacak, toplumu yetiştirecek ve her alanda ülkeye hizmetlerde bulunacaktır. Eğilimin kadınlar açısından olan önemini sık sık dile getiren ve bunun için çeşitli uğraşlar veren Atatürk, toplumun gelişebilmesi kadınların eğitilmesinin şart olduğu kanaatindedir. Atatürk'e göre yüzyıllardır eksik önlemlerle hiçbir yere varılamamıştır. Çünkü ne hukuk, ne de eğitim bu sistemle çağdaşlaşamaz. Ülke istenilen medeniyete ulaşamazdı. Bunun için bir tek yol vardır. Devlet temel yapışım, eğitim, hukuk ve kadın konumunu laikleştirecek, kimsenin dini inancına ve vicdan hürriyetine karışmayacak, din ile devlet işleri birbirinden ayrılarak, ulus akılcı ve çağdaş bir yola girecektir. Atatürk'ün en büyük arzusu kız ve erkek okullarının bir olmasıdır. 3 Mart 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim laikleştirilmiş ve kadın erkek eşit seviyede karma eğitime geçilmiştir Eğitim özgürlüğü, her mesleğin, sanatın ve bilim alanının kadınlara kapalı kalmamasını sağlamıştır. Bu surette çağdaş düzeyde dünya milletleri arasında Türk kadını, öğrenim durumunda ve meslek edinmede her türlü hakka sahip olmuştur. Eğitim ve öğretimin birleştirilmesiyle ilköğretim zorunluluğu getirilmiş ve eğitim ve öğretim kurumlan, Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır Böylece ilkokuldan Üniversiteye kadar bütün programlar gözden geçirilmiş ve laik eğitim gereği olarak müfredattan dini kanunlar çıkartılmış deney ve gözleme dayan pozitif bilimlere ağırlık94 verilmiştir. Dolayısıyla, bugünkü eğitim sistemimizin temeli Atatürk'ün görüşleri ve sürekli takibi ile atılmıştır. Tüm Atatürk devrimlerinin esas gayesi insan haklarına bağlı bir düzende, her türlü fikir ve düşünceleriyle özgür insanlar yaratmak olduğu için, önce kadınların eğitilmesi gerekmekteydi. Böylece Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan reformlar sayesinde kadın eğitimi gelişmeye başlamıştır. 1922-23 yıllarında karma eğitimin başarısı çeşitli düzeydeki okulların arttırılması, özellikle Yeni Harflerin kabulü, millet mekteplerindeki okuma seferberliği, Türk kadınının fikren değişmesine ve çeşitli mesleklere giren kadınlarımızın çoğalmasına ve dolayısıyla Türk kadının kendisine güvenin artmasına sebep olmuştur. Türk kadını yüzyıllar boyunca insan olmanın koşullarına bile sahip değilken, birkaç yıl içinde uygarlık dünyasında en ileri haklara sahip olmuştur. Kendisine verilen bu haklan çok kısa sürede benimsemiştir. Toplumsal yapıdaki hızlı değişmeler, yaşamın her alanında olduğu gibi çalışma yaşamım da etkilemiştir. Kadınlar yöneticilik alanında kendilerini göstermek imkanım bulmaya başlamışlardır. Geleneksel kadını kimliğinden yavaş yavaş sıyrılarak kadın artık yalnızca eş ve anne rolleriyle yetinilmeyeceğinin bilincindedir. 4 Ekim 1926 yılında yürürlüğe giren Medeni Kanun Cumhuriyetin temelini oluşturan hukuk devrimlerinin en önemli yasasıdır. Medeni Kanun en gerçekçi Hukuk devrimini aile hukuku alanında yapmıştır. Bu kanun ile kadın, güçlenmiş kişiliğini bulmuş ve erkeğin yanında sosyal faaliyetlere katılmıştır. Temel haklarım en ileri düzeyde ulaşma imkanına sahip olmuştur. Kanun, medeni hakların kullanımında kadın erkek ayrımı yapmamış, Türk yurttaşı olarak eşit saymıştır. Miras ve mülkiyet hakları bakımından kadını ikinci derece varlık olmaktan kurtararak kendi benliğine kavuşturmuştur. Kadın seçme ve seçilme hakkı gibi, erkekle eşitlik davasında ve daha önemlisi de temel insan hakları arasında başta gelen bu hakkın, Türk kadınına bazı ileri Avrupa ülkelerinden hemen hemen yarım yüzyıl önce verilmiş olması, diğer milletlere örnek olacak niteliktedir. Bu kutsal hakkın yeteri kadar kullanılmaması ve dünya kamuoyuna tanıtılmaması bizim için üzücü bir olaydır. Bunu gidermek için her Türk insanının elinden geleni yapması büyük bir milli vazifedir.95 Kadınlara siyasi hakların verilmesi ile yasalar 3 Nisan 1930 tarihinde, kadınlara Belediye Başkanlığı'na ve Meclis üyeliğine seçilme hakkı vermiştir. 26 Ekim 1934'de Köy Kanununda Muhtar ve İhtiyar Heyeti Üyeliğine Seçilme hakkı 5 Aralık 1934 Milletvekili Seçilme Hakkı verilmiştir. Kadınlara bu hakların verilmesiyle ve gerekli kanunların yürürlüğe girmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kadma verdiği önemi çağdaş anlamda göstermiştir. Atatürk devrimlerinin en büyüklerinden ve dünyada en fazla yankı uyandıranlardan birinin, kadınlara tanınan haklar olduğundan kimsenin şüphesi yoktur. Türk kadınına eşit haklar tanıyan yasalar arka arkaya kabul edilirken, gösterilen cesaret ve uygulamadaki çabukluk bütün dünya kadınlarını şaşırtmıştır. Atatürk büyük komutan ve yetkin bir siyasal lider olmasının yanında, kadın hakları alanında da ileri ve inkılapçı olmasıyla tanınır. Atatürk'ten başka hiçbir ülkede hiçbir siyasal lider kadınlarla erkeklere eşit olarak sosyal ve siyasal haklar sağlamak için bu kadar uğraş vermemiştir. Atatürk, kadın hakları statüsü konusunu sadece milli 'bir mesele olarak görmemiştir. Cumhuriyetin kurulmasından sonra onu süratle milletlerarası alana götüren ilk insandır. Türk kadını eğitim alanındaki gelişmesini cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan reformlar ile sağlamıştır. Kadını haklarının temelini eğitim alanında yapılan çalışmalar oluşturur. Atatürk Dönemi eğitim sistemi, günümüz sisteminden daha modern ve yenilikçidir. Atatürk Dönemi sonrasında, Atatürk İlke ve İnkılaplarının gerektiği gibi uygulanmaması sonucu eğitimde büyük aksaklıklar ortaya çıkmıştır. Atatürk Döneminde, okullarda okutulan ders kitaplarında, kadını eğitim görmüş, aktif, üretken ve meslek sahibi olarak gösterilmiştir. 1945 sonrasında ise kadın, toplumun sosyal yaşantısından uzaklaştınlmış ve sadece ev kadını olarak tanıtılmaya başlanmıştır. Bugünkü eğitim sistemindeki sorunlar Atatürk ilkelerinin gerektiği gibi uygulanmamasıdır, Türk gençleri, Türk kadınının haklarının anlamım iyice kavramalı ve Atatürk'ün eserlerine bilinçle sahip çıkmalıdır. Cumhuriyet toplumumuzun Rönesansıdır. Eğitim özgürlüğü laiklikle birlikte sağlanmıştır.96 Cumhuriyet ile Türk kadını, kültürel, siyasal, ekonomik ve toplumsal yasaklayıcı unsurlardan arındırılmıştır. Bugünlere gelinirken Türk gelenek ve görenekleri yitirilmeden, yaşam şartlarına göre yeniden biçim verilerek toplumumuzun çekirdeğini teşkil eden aile yapısı korunmuştur. Ailenin taşı olan kadını da sahip olduğu saygınlığı ve üstünlüğü sürdürmüştür. Günümüz Türk kadını bilinçli, kişilikli yaratıcı üretici kendine güvenen ve toplumda kendine yakışır bir statüye sahip olmak durumundadır. Ailenin temeli olan kadın, aynı zamanda geleceğin güvencesi olan çocuklarının ilk eğiticisidir. Hızlı bir gelişme sürecinde olan Türkiye'de kadınlar, çalışma yaşamında geleneksel çizgi dışına çıkmaya başlamışlardır. Olumlu yöndeki bu değişiklik kuşkusuz çalışan kadın İçimliğinin çağdaş bir niteliğe kavuşmasını sağlaması bakımından önemlidir. Günümüzde, dünya ülkelerinde gelişmişlik düzeyi, o toplumlarda kadının eğitilmesiyle ölçülmektedir. Atatürk eğitimin önemini, çağdaşlaşma zorunluluğumuzun temel ihtiyacı olarak görmüştür. Hızla kalkman bir ülke olarak Türkiye, gelecek dönemde kadın eğitimine daha fazla önem vererek, bu eğitimi çeşitlendirmek, yaygınlaştırmak ve niteliğini arttırmak zorundadırlar. Kadınların genel, mesleki ve teknik eğitimine verilen önem, onların aile içindeki konumlarından, çalışma hayatına daha fazla girmelerine, teknoloji kullanımından, teknoloji üretimine ve siyasal hayata katılımlarına kadar çok çeşitli alanda daha etkili olmalarım sağlamıştır. Bu katilinim artması, toplum refahım daha ileriye götürücü bir ortam hazırlamakta ve kadın gücü üretkenliği bu sayede toplumun çağdaş düzeye ulaşmasında etkin bir rol oynamıştır.
Deprem sebebiyle iç göçe maruz kalan kadınların yeni yerleşim yerine uyum sürecinin incelenmesi (06 Şubat 2023 Depremi)
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrasında iç göçe maruz kalan kadınların yeni yerleşim yerlerine uyum süreçlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Afet sonrası ortaya çıkan göç olgusu, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil; aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla derin bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Kadınların göç deneyimi, toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde şekillenmekte ve bu roller, afet sonrası yeniden yapılanma süreçlerinde kadınların karşılaştığı güçlükleri daha da belirgin hale getirmektedir. Bu bağlamda, araştırmada toplumsal cinsiyet perspektifinden hareketle, kadınların yeni yaşam alanlarına entegrasyon süreçleri, karşılaştıkları sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik zorluklar ve bu zorluklarla baş etme stratejileri ele alınmıştır. Nitel araştırma desenlerinden bütüncül tek durum deseniyle yapılandırılan bu çalışma, Osmaniye ilinde yer alan konteyner kentlerde yaşamlarını sürdüren 12 kadın katılımcı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş; kadınların göç sonrası karşılaştığı başlıca problemler, barınma ve güvenlik endişeleri, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan zorluklar, sosyal dışlanma, ekonomik bağımsızlık eksikliği ve psikososyal travmalar olarak belirlenmiştir. Ayrıca kadınların; çoklu kırılganlıklara rağmen dayanışma ağlarını aktif biçimde kurdukları, çocuklarının eğitimi için özneleşme pratikleri sergiledikleri ve toplumsal cinsiyet rollerini yeniden müzakere etmeye yönelik bireysel başa çıkma stratejileri geliştirdikleri tespit edilmiştir. Araştırma bulguları, afet sonrası göç süreçlerinde kadınların özgün ihtiyaçlarının yeterince karşılanamadığını ve uyum süreçlerinin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Bu bağlamda, afet sonrası planlamalarda toplumsal cinsiyet duyarlılığı gözetilerek psikososyal destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınlara özel sosyal alanların güçlendirilmesi ve eğitim, sağlık gibi temel hizmetlere erişimin cinsiyet eşitliğine dayalı olarak düzenlenmesi önerilmektedir. Bu çalışma, afetlerin sosyal etkilerini kadın bakış açısıyla anlamaya yönelik literatüre katkı sunmakta ve afet sonrası yeniden yapılanma politikalarına yön verecek öneriler geliştirmeyi hedeflemektedir.
Selanik gazetesine göre Yeni Felsefe mecmûası Yeni Hayat Müdafidir yazısının transkripsiyonu ve değerlendirilmesi
Selanik Gazetesi Yeni Felsefe Mecmûası'nın transkripsiyonu ve değerlendirilmesi beş bölümden oluşan bir çalışma olarak hazırlanmıştır. Selanik Gazetesi gazetecilik yönünden ziyade belgeler grubu olarak ele alınmıştır. Tezin birinci bölümünde basın ve gazete kavramları ve basının ilk ortaya çıktığı zaman ele alınmıştır. Türk basın tarihi hakkında bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümünde Yeni Felsefe Mecmûası adlı sayısı numaralarıyla birlikte transkrip edilmiştir.Yayınlanan yazı, haber ve ilanlar gazetede olduğu gibi verilirken; gazetenin hangi gün, sayı ve sayfasında olduğu da gösterilmiştir. Gazetede yer alan metinlerin hepsi olduğu gibi verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Selanik Gazetesi, Yeni Hayat, Terakki, Türk Kadınları
Kırsal alanda kadınların cinsiyete dayalı işgücüne katılımlarının toplumsal değişim açısından ele alınması: Antakya (Hatay) kent merkezine yakın iki farklı köy araştırması.
Bu araştırma, çokkültürlülüğün, tarımın ve kırsallaşmanın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki en bilinen merkezlerinden biri olan Hatay İli?nin, Antakya İlçesi?ne bağlı ve etnik olarak farklılık gösteren Alahan (Türk, Sünni, Yörük) ve Zülüflühan (Arap, Alevi, Nusayri) köylerinde yaşayan evli kırsal kadını; (i) içinde yaşadığı hane halkı, (ii) özel alanda (ev içi ücretsiz işgücü olarak) zaman kullanımı, (iii) kamusal alanda istihdamı ve sosyal güvenlik durumu, (iv) sosyokültürel ve hukuki durumu ve (v) evli kadına ait roller, davranışlar ve tutumlar bakımından karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla Alahan köyünden 71, Zülüflühan köyünden 70 evli kadın ile yüz yüze derinlemesine görüşme yapılarak katılarak gözlem, anket, alan araştırması ve köy monografisi gibi niteliksel ve niceliksel araştırma yöntemleri beraber kullanılmıştır. Alan çalışması 2010-2013 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma, feminist ekonomi literatürünün sunduğu bakış açısıyla kadın çalışmaları disiplini ile tarım ekonomisini harmanlamayı ve bunu yaparken etnisitenin kadına özel ve kamusal alanda sunduğu gerçekleri saptamayı amaçlayan bir kurgu ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma aynı zamanda her iki köyün kent merkezine (Antakya merkez ilçe) olan göreli yakınlığının ve Mustafa Kemal Üniversitesi yerleşkesinin her iki köyün toprakları üzerinde kurulmuş olmasının getirmiş olduğu bir başka gerçeğe: sosyal değişime de dikkat çekmek istemektedir. Araştırmanın `kırsal kadın? gerçeğine bu kadar çok yönlü olarak yaklaşmasının nedenleri, sosyo- ekonomik sorunların ve oluşturulması gereken cinsiyete duyarlı sosyal politikaların tek yönlü olarak ele alınamayacağı gerçeğidir. Araştırma sonuçlarının bilimsel alanyazına kattıklarını şu şekilde özetlemek mümkündür: Alahan ve Zülüflühan köylerindeki kadın: eğitim olanaklarından mahrum bırakılmıştır; ev içinde ücretsiz emek olarak ve kendini `ev hanımı? olarak tanımlayarak bir yaşantı sürdürmektedir; kendisine etnisitenin, `çok çocuk yap? gizli emrini vermesinden ötürü, erken evlenmek zorunda kalan, eğitimden mahrum bırakılan ve sonuçta, kaçınılmaz bir gerçek olarak kamusal alanda istihdam edilemeyendir; özel alanda (ev içi/hane içi) üreten ama karşılığını düzenli olarak herhangi bir ücret/maaş ile alamayan ve sosyal güvencesi olmayan bir konumdadır; feminist ekonominin reddettiği ama kapitalizmin arzuladığı üzere, doğuran, karşılığını yalnızca ataerki ile pazarlık yaparak alan, üreten ama kazanamayan bir durumdadır; katma değer yaratmak isteyen ve daha çok eğitilmek isteyen ama tüm bunları, üzerine kültürün ve toplumun kurduğu baskı ve yüklediği sorumluluktan dolayı gerçekleştiremeyen bir gerçeği yaşamaktadır; kamusal alandaki varlığını televizyon izleyerek hissetmektedir; sosyal politikaların ve yasa koyucuların aslında gerçeklerine vakıf olmayı erteledikleri varlığı görünmez kılınan bireydir ve vatandaştır; Mustafa Kemal Üniversitesi ana yerleşkesinin oluşturduğu nüfus hareketliliğinin baskısı altında bölgeye getirdiği olumlu/olumsuz durumlardan doğrudan etkilenendir.
Sosyal bilgiler öğretmenlerinin Cumhuriyet kadını kavramına ilişkin görüşleri
Bu araştırma, Sosyal Bilgiler Öğretmenlerinin "Cumhuriyet kadını kavramına ilişkin görüşlerinin" belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Kadınlar, toplumun vazgeçilmez bireyleridir. Çünkü kadın, annelik vasfının tek sahibidir. Bu özelliğe sahip olan kadın toplumun tüm alanlarında da aynı şekilde değer görmelidir. Geçmişten günümüze bir değerlendirme yaptığımızda, toplumda yaşanan; sosyal, siyasi, dini ve kültürel değişimler kadının durumunda da değişikliklere yol açmıştır. Bu değişim, Cumhuriyetin ilanı ile tüm alanlarda olumlu yönde adım adım ilerler. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte yapılan inkılâplar, kadınlar yararına ciddi gelişmeleri beraberinde getirmiştir. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin "Cumhuriyet kadını kavramına ilişkin görüşlerinin" belirlenmesini hedefleyen bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Açık uçlu sorular ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile öğretmen görüşleri alınmış olup, elde edilen veriler içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu; 2015-2016 eğitim-öğretim yılında Adana ili, Çukurova ilçesinde görev yapan toplam 48 Sosyal Bilgiler Öğretmeni oluşturmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları incelendiğinde; Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin cinsiyet ve mesleki kıdemleri farklı olsa da; cumhuriyet kadını kavramının kadına çağdaş modern özgür ve eşitlik kazandırdığını belirtmişlerdir. Cumhuriyetin ilanı ile kadınların toplumda birçok alanda haklara sahip olduğunu medeni bir kadın imajının yansıtıldığını belirtmişledir. Ayrıca öğretmenler, Sosyal Bilgiler ders ve kılavuz kitaplarının konu ve kazanımlarında, kadınlara yeterli ölçüde yer verildiği görüşündedirler. Cumhuriyet kadınının toplumdaki yerini yorumlarken eşitliğin ve hak kavramlarının önem kazandığını vurgulamışlardır. Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin Cumhuriyet kadınının toplumdaki yeri hakkındaki görüşlerine bakıldığı zaman, kadının erkekle eşit olması ve hak sahibi olması gerektiği görüşleri öne çıkmaktadır. Böylece cumhuriyetin ilanı ile beraber oluşan cumhuriyet kadını profilinin tanımı, sahip olduğu hakları ve bu haklarla beraber kadının toplumdaki yerinin neler olduğunu saptamak için kadın ve erkek Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin bu konuyla ilgili görüşleri değerlendirilmiştir.
Verilen siyasi haklar bağlamında Türk kadını ve seçimler (1935-1946)
3 Nisan 1930 tarihinde Belediye Seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı elde eden Türk Kadınına, 5 Aralık 1934 tarih ve 2598 sayılı kanun ile milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Siyasal haklarını kazanan Türk kadını, ilk defa 1935 seçimlerine katılmış ve çeşitli il ve bölgelerden parlamenter sıfatıyla mecliste yerini almıştır. İlk defa temsil hakkı kazanan Türk kadınlarının, milletvekili seçimlerinde, istisnalar mevzubahis olsa da, genellikle eğitim düzeyi iyi, mesleklerinde öncü, Cumhuriyet devrimlerini benimsemiş kadınlardan seçilmesine dikkat edilmiştir. 1935 seçimlerinde 18, 1939 ve 1943 seçimlerinde 16 kadın milletvekili çeşitli il ve bölgelerden meclise girmeyi başarmıştır. V.(1935-1939), VI.(1939-1943) ve VII.(1943-1946) dönem kadın milletvekillerinin meclis içi konuşmaları incelendiğinde genellikle onların "kadın, çocuk, eğitim ve kültür" üzerine yöneldikleri görülür. Siyasi kararlarda pek etkili olamasalar da, ilgili dönemin iç ve dış olayları ile ilgili fikir beyanında bulunmuşlardır. Tüm bu mücadeleye rağmen ilginçtir ki TBMM'ye ilk defa katılan kadın parlamenterlerin tüm parlamenterlerin sayısına oranı %4 civarında kalmış ve sonraki iki dönemde bu oran gittikçe azalmıştır. Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Kadın Milletvekilleri, Medeni ve Siyasî Hak, Seçim.
Batı Anadolu Beyliklerinin sosyal ve siyasal hayatında kadınlar
Türk tarihinde kadın her daim değer görmüş ve hiçbir zaman erkeğin gerisinde kalmamıştır. Kadın evinde ana, eş olması haricinde kendisini ve yaşadığı bölgeyi koruyabilmesi ve savaş esnasında savaşa katılabilmesi için iyi bir savaşçı olarak yetiştirilmişlerdir. Eski yazıtlarda ve destanlardan da anlaşılacağı üzere kadın eşi ile hemen hemen aynı haklara sahip olmuşlardır. Moğollarda ve Türklerde hükümdarların eşlerine ve kızlarına Hatun ûnvanı verilmiştir. Kağanın isminin yanında mutlaka Hatununun ismi de yer almak zorunlu idi. Türk kadınının siyasal ve sosyal hayatında aktif olduğu anlaşılmıştır. İslamiyet öncesinde ve sonrasında da Türk kadını siyasal ve sosyal hayatında aktifliğini korurken Türkiye Selçuklu Devleti'nin son dönemlerinde Nizamü'l-Mülkün Siyasetname isimli kitabında kadınlar için söylemiş olduğu sözler nedeniyle gerileme yaşanmıştır. Anadolu Beylikleri döneminde ise Türk kadınının kendisine verilen saygınlığını ve değerini koruduğu anlaşılmıştır. Hatunların hükümdar olan eşlerinin yanında sözü geçerdi. Yönetimde bulunan beyler de herhangi bir sorun ile karşılaştıklarında ilk olarak zevcelerine danışırlardı. Hatunlar, yönetime doğrudan katılmışlardır. Hatunlar elçilik gibi görevlerde de bulunmuşlardır. Hatunların savaş sanatını öğrendikleri gibi siyasi konulara da vakıf oldukları anlaşılmıştır. Hatunların yine bu dönemde iki beylik arasındaki siyasi sorunların çözülebilmesi, beyliğin devam edebilmesi gibi ya da her iki beylik arasındaki bağların güçlendirilebilmesi için siyasi evliliklere imza atmışlardır.Siyasi faaliyetlerinde başarılı olan hatunların, isimlerini yaşatabilecekleri sosyal faaliyetlerde bulunmuşlardır. Halkın ihtiyaçları doğrultusunda hayır işlerinde bulunan hatunların: cami, çeşme, medrese, külliye, köprü, han, hamam gibi çeşitli yapılar inşa ettirerek beylik topraklarının gelişimine de katkı sağlamışlardır. Bu eserlerin ihtiyaçlarının giderilebilmesi için de vakıflar kurmuşlardır. Bu sayede kendi neslinden gelecek olanlara da gelir sağlamışlardır. Ülkenin ekonomisine de bu sayede katkı sağlamışlardır. Hatunların inşa ettirdikleri yapıların bazıları günümüze kadar ulaşabilmiştir. Hatunların yapmış oldukları her işte de başarılı oldukları görülmüştür. Tezimizde; ana kaynaklar ve tetkik eserler doğrultusunda Batı Anadolu Beylikler döneminde Hatunların hayatlarına dair bilgilere yer verilecektir. Bu hatunların siyasi faaliyetleri, yapmış oldukları siyasi evlilikleri, kendi isimlerini yaşattıkları yapıların incelenmesi ve kurdukları vakıfların incelenmesi sonucunda bu hatunların siyasal ve sosyal faaliyetlerinin Türk kadın tarihine bıraktıkları izleri ve neler yaptıklarını açıklamaya çalışacağız. ANAHTAR KELİMELER: Batı Anadolu Beylikleri, Eski Türkler, Hatun, Siyasi ve Sosyal Hayatta Kadın, Türk Kadın Tarihi.
"1970'li yıllarda Türk kadınlarının uluslararası dünyayı yorumlaması: Kadınların Sesi gazetesi örneği"
Feminist hareketin 1960'larda ortaya çıkan ve kabaca yirmi yıl süren ikinci dalgası, üniversitelere erişimi olan kadınların entelektüel gelişimleri, ayrımcılıkla mücadele ve kadınlar arasında dayanışma konusunda ısrar etmeleri kadar, değişen sosyo-politik sistemlere yönelik eleştirileri, toplumsal cinsiyet eşitliği ve toplumsal cinsiyet eşitliği talepleri etrafında şekillenen aktif bir dönemi ifade eder. İkinci dalga feminizmin merkezi çoğu zaman Batı'da olmasına rağmen, hareketin ele aldığı konuların yavaş yavaş tüm dünyaya yayıldığı görülmektedir. Türkiye de kadın hareketlenmelerinin etkisinde kalan bir ülke olarak görülmektedir. Bu tez, 1970'li yıllarda Türkiye kadınlarının aile içi şiddetten evlilik içi tecavüze, üreme haklarından resmi hukuki eşitsizliklere kadar diğer ülkelerdeki kız kardeşlerinin tartıştığı çeşitli konuları, İlerici Kadınlar Derneği tarafından yayımlanan Kadınların Sesi gazetesine odaklanarak nasıl ele aldıklarını incelemektedir. Ancak çalışmanın temel amacı, İlerici Kadınlar Derneği başlığı altında örgütlenen bu kadınların uluslararası sistemi nasıl algıladıklarını ve dünyada olup bitenleri nasıl yorumladıklarını ve kendilerini dönemin uluslararası sistemi içinde nasıl konumlandırdıklarını ortaya koymaktır. Bu bağlamda çalışma, İlerici Kadınlar Derneği tarafından Ağustos 1975-Ağustos 1980 tarihleri arasında yayınlanan Kadınların Sesi gazetesinde yer alan uluslararası haberlerin analizinden oluşmaktadır. Bu dönem, uluslararası sistemde soğuk savaşın hâkim olduğu dönemdir. Bu nedenle bu tez, uluslararası haberleri analiz ederken, Kadınların Sesi gazetesinin soğuk savaş dünyasında baş gösteren farklı blokları nasıl anlamlandırdıkları, kendilerini bu farklı bloklar içerisinde nereye konumlandırdıkları ve en önemlisi farklı bloklar içinde yaşayan kadınların yaşamlarını nasıl temsil ettikleri üzerinde durulan temel analiz kategorilerini oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: İlerici Kadınlar Derneği, Kadınların Sesi Gazetesi, İkinci Dalga Feminizm, Marksist Feminizm, Soğuk Savaş Dönemi
Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme: Türkiye değerlendirmesi
Tarih boyunca kadınlar fiziksel olarak erkeklerden zayıf olmalarından dolayı sosyal, kültürel, ekonomik alanda erkeklere kıyasla geride kalmışlardır. Toplumların kadınların zayıf olduğu yönünde gelişen değer yargıları kadınları gelenekselleşen bir eşitsizliğe maruz bırakmıştır. Devletlerin de politikalarını şekillendirirken toplumsal cinsiyet farklılıklarına ve bu eşitsizliğe duyarsız kalmaları kadın-erkek eşitsizliğini daha da derinleştirmede rol oynamıştır.Ancak son dönemlerde yapılan çalışmalar toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin azaltılmasına paralel olarak kadının sosyal, kültürel yaşama katılımının arttığı, ekonomide etkin rol alabildiğini, bunların da dolaysız olarak ülkelerin refah seviyesinde artış eğilimi doğurduğunu kanıtlanmıştır. Bu gelişmeler Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçelerin temelini oluşturmaktadır. Bugün devletler politik kararlarını iki cins üzerinde doğuracağı etkiyi önemseyerek, politik kararlarının sonuçlarını inceleyerek, iki cins arasında eşitsizlik doğurmayacak yada mevcut toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini giderecek yönde alma konusunda çaba sarf etmektedirler. Bu nedenle, politik kararların en önemli yansıması olan devlet bütçelerinin toplumsal cinsiyete duyarlı hale gelebilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmesi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermede en önemli araç konumundadır.Bu çalışmanın amacı 1984 yılında ilk kez Avustralya'da uygulanmaya başlayan, bugün dünyanın birçok ülkesinde uluslararası kuruluşların desteği ile sürdürülen Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme uygulamalarının incelenmesi, uygulamanın yeni adapte edilmeye çalışıldığı Türkiye'de mevcut durumun, gerekli koşulların ve uygulama zorluklarının açıklanmasıdır.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadın hakları ve kadına yönelik şiddetin Osmanlı basınına yansıması
Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemlerinden itibaren kadınların toplumdaki rolü önemli bir hal almış ve bu durum farklı siyasi gruplar tarafından farklı şekillerde ele alınmıştır. Kadın hakları ve kadınların toplumsal kimlikleri farklı siyasi görüşlerin temsilinde büyük önem taşımaya başlamıştır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, milli kimlik inşası sürecinde, kadın kimliğinin oluşturulması ayrı bir önem taşımaktadır. Bu süreçte kadınların toplumsal görevleri çeşitli yayımlar vasıtası ile vurgulanmış, öncelikle kadınların kendi görevlerinin bilincinde olması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla birçok gazete çıkarılmış ve II. Meşrutiyetten sonra bu yayınlar daha çok artmıştır. Yayınladıkları gazeteler vasıtasıyla seslerini duyurmaya çalışmışlar ve aynı zamanda kendileri ile ilgili hak ve adalet arayışına girmişlerdir. Bu çalışmada da o dönemki gazete ve dergiler incelenerek kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı ele alınmaya çalışılmaktadır. Osmanlı ve Cumhuriyet modernleşmesinde kadının konumunda meydana gelen değişimler, kadının içinde bulunduğu dönemde, sosyal ve siyasal haklarını elde etmek için verdiği mücadeleler ele alınmaktadır. Ayrıca kadının o dönemde maruz kaldığı psikolojik ve fiziksel şiddetin basında ne kadar ve ne şekilde yer aldığı incelenmektedir. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak kadının Osmanlı Devleti'nden önceki dönemlerde dini, sosyal ve siyasal hayattaki yeri irdelenmektedir. Daha sonra ise, Osmanlı'da kadının bireysel ve toplumsal yaşamdaki rolü, aile, eğitim ve çalışma yaşamındaki yeri, toplumsal ve hukuksal açıdan incelenmektedir. Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, sosyal yaşamdan iş yaşamına, seçme-seçilme gibi siyasal haklara kadar kadınlarla ilgili düzenlemeler ve bu düzenlemelerin yansımalarına değinilmektedir. Bu noktada Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde kadın karşılaştırılmalı olarak ele alınmaktadır. Osmanlı'da kadın daha çok toplumun ona yüklediği ev kadınlığı ve çocuk yetiştirme görevlerini yerine getiren bir rol üstlenirken, bu durumdan sıyrılmak ve daha geniş bir sosyal hayat oluşturmaya çalışırken, Cumhuriyet döneminde kadının modernleşme mantığı çerçevesinde istenen kalıplara uymaları için yönlendirildikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Cumhuriyet, Kadın, Kadın Hakları, Şiddet, Basın.
Genç Kadın Mecmuası'nın transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (s.84-160)
Genç Kadın Mecmuası içeriğinde birçok konu barındıran bir mecmuadır. Toplamda 10 sayıdan oluşan mecmuanın ilk 5 sayısı transkripte edilmiş olup tezde altıncı sayıdan itibaren transkripti yapılmıştır. Böylece Genç Kadın Mecmuasının tüm sayılarının transkripti tamamlanmıştır. Bu çalışmada Genç Kadın Mecmuası transkripsiyon ve değerlendirilmesi 4 bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı Basın Tarihi, ikinci bölümünde tarih boyunca Türk Kadını ve Basın Hayatında Kadın, üçüncü bölümünde Genç Kadın Mecmuasının Değerlendirilmesi, dördüncü bölümde de Genç Kadın Mecmuasının Transkripsiyonu bulunmaktadır. Yayınlanan makale, haber ve ilanların konularına göre tasnifi yapılırken mecmuanın sayı ve sayfaları da olduğu gibi gösterilmiştir.
Genç Kadın Mecmuası'nın transkripsiyonu ve değerlendirmesi (1-83)
Genç Kadın Mecmuası içerik ve konu çeşitliliği yoğun bir mecmuadır. Mecmua toplam on sayıdan oluşmakta olup, tezde ilk beş sayının tamamı ile birlikte altıncı sayının ilk iki sayfasını transkripte ettik. Tez haricinde kalan sayıların transkripsiyon çalışması devam edilmektedir. Genç Kadın Mecmuası transkripsiyon ve değerlendirilmesi dört bölümden oluşan bir çalışmadır. Çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı basın tarihi, ikinci bölümünde tarih boyunca Türk kadını anlatılmış olup üçüncü bölümde ise transkripsiyondan önce mecmuada yayınlanan yazılar genel hatları ile değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Transkripsiyon çalışmamızda kelimeler anlam bütünlüğünü bozmamak kaydıyla günümüz Türkçesine uygun trankripte edilmiştir. Yayınlanan yazı, haber ve ilanların konularına göre tasnifi yapılırken mecmuanın sayı ve sayfası da olduğu gibi gösterilmiştir.
II. Meşrutiyet Dönemi basınında kadın dergileri
Tanzimat döneminde toplumun sosyal ve kültürel açıdan gelişmesiyle birlikte Türkiye'de kadın dergiciliğinde ilk girişimler Tanzimat döneminde gerçekleşmiştir. II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki'nin devlet yönetiminde etkili olmasıyla birlikte kadınlara yönelik çalışmalara ağırlık verilmiştir. Kadınların toplumda sadece aile içindeki rolleri ile sınırlı kalmayıp toplumsal alanda da faaliyetler göstermelerinde olanak sağlanmıştır. II. Meşrutiyet döneminde basında özgürlüğün sağlanmasıyla kadın dergilerinde artış yaşanmıştır. Dergilerin yayınlanmasıyla birlikte kadınlar kendi duygu ve düşüncelerini ifade etmede rahat bir ortam bulmuşlardır. Kadınlar dernekler kurmuşlardır böylece kadınların toplumsal hayatta aktif rol almalarında kolaylık sağlamıştır. Çalışmamızda ilk olarak Türk kadınının modernleşmesi yolunda değişimler, feminist düşünce, düşünce akımlarının kadınlara tanınan haklara yönelik düşünceleri, değerlendirmeleri, kadın dernekleri ve kadın dergilerinde yazıları olan kadın yazarlar hakkında bilgi verilmiştir
Anadolu beyliklerinde kadın'ın siyasi ve sosyal rolü
Türk tarihi boyunca kadın; her daim hayatın başlangıcı, yönetiminde hâkimiyetin ortağı olarak değerlendirilmiş ve bu konuda ikinci plana atılmamıştır. Kadın; yeri geldiğinde şefkatli ana oluş, yeri geldiğinde ise; eline kılıç alıp, atına binip, cesurca erlerle birlikte savaşmaktan geri kalmamıştır. Eri ile neredeyse aynı haklara sahip olan Türk kadınına verilen değer abidelerde, yazıtlarda ve destanlarda kendini göstermiştir. Her daim bir otoriteye dâhil olan kadın, siyasi ve sosyal haklarını uzun bir süre korumayı başarmıştır. Türk kadını; Anadolu coğrafyasına ayak basmasından itibaren, var olan ve sonradan var olacak gerek ekonomik, gerekse siyasi hadiseler neticesinde Türkiye Selçuklu Devletinin yıkılışına kadar bir nebze geri planda kalmıştır. Anadolu Beylikleri'nde, Türk kadını eski haklarını ve özgürlüklerini geri almayı başarmıştır. Yeni oluşan siyasi otoriteler arasında yer bulmuştur. Öyle ki yönetime doğrudan katılarak bir bölgenin sorumluluğunu, yani valiliğini üstlenmiştir. Hatunlar bağlı bulundukları siyasal otoritenin hâkimiyetlerini ve devamlılığını sürdürmek için birçok siyasi evliliğe de imza atmış oldukları görülmektedir. Bu evlilikler doğrultusunda iki siyasal güç arasında denge unsuru oluşturmuşlardır. Türk kadınının siyasi varlıkları bunlarla sınırlı kalmamıştır. Türk tarihinde ve Anadolu beyliklerinin çağdaşı diğer yabancı devletler arasında ilk örneklerini gördüğümüz elçilik görevlerini üstlenmişlerdir. Hatunlar komşu devletlere olduğu kadar, kendi beylikleri içersinde de bu elçilik faaliyetlerini sürdürmüşler ve birçoğundan da başarı elde etmişlerdir. Kadınlar bazen de siyasi kimliğini bir kenara bırakıp sadece dinî ve sosyal sorumluluklarının getirisi olarak, ardlarında isimlerini yaşatan eserler vücuda getirmişlerdir. Ayrıca bu eserlerin varlığını sürdürebilmesi için birçok vakıf kurmuşlardır. Hatunların giriştikleri hayır işleri neticesinde oluşan cami, imarethane, türbe, medrese, han gibi sosyal yapılar sayesinde, kendi soyundan gelecek nesillere gelir sağlamıştır. Hatunlar bu yapılar ile ülkenin ekonomisine doğrudan destek vermiştir. Tüm bunların yanı sıra halkın ihitiyaçlarını da bu yapılar sayesinde karşılamıştır. Bu doğrultuda tezimizde; ana kaynaklar ve tetkik eserler ışığında hatunların yönetimdeki gücü, siyasi evlilikleri ve bânisi olduğu yapıların incelenmesi sonucunda, Anadolu Beyliklerinde kadının siyasi ve sosyal rolünü açıklamaya çalışacağız.
Moving beyond existing theory of state feminism: Introducing a typology of state feminism
In the state feminism literature, state feminism has generally been attempted to be standardized and mostly focused on developed Western countries. However, ignor-ing the other countries except the developed Western ones has caused to overlook that state feminism can manifest itself in different ways. On the other hand, in the limited number of researches about the third world countries, the uniqueness of the related country has been discussed and has not been compared with the countries that have tra-ditionally been known as the implementers of the state feminism or the state feminist implementations of these countries have been explained within the context of Western and/or Scandinavian approaches, ignoring the distinctive dynamics of these countries. In this research, it is seen that the peculiar background of the selected countries diversi-fies the implementations of state feminism. Therefore, one has considered that there is no single type of state feminism; state feminism may be varied depending on the im-plementer. It is suggested that the relationship between the state and women in each of the states adopted state feminism for different purposes differentiates state feminism. It is also offered an insight into the cases that state feminism does not aim to achieve gen-der equality and broaden women's rights directly. The characteristics of the relationship between state feminism and the implementer state are revealed through the correlation between three main and five supporting determinants, and thus, the type of state femi-nism in which the selected countries belonged is determined. Accordingly, forty-one independent countries are chosen for the analysis, and seven different types of state feminism are proposed as a result. Eventually, each type named in order to indicate their intent by practicing state feminism.
Çağdaş Türk resminde kadın imgesi (1960-1980)
Kadın imgesi, hemen hemen her dönemde ve kültürde resim sanatının konularından biri olmuştur. Kadının görevi, sorumlulukları, statüsü yaşadığı dönem ve içinde bulunduğu topluma göre değişiklik göstermekle birlikte kadın, olması gereken yere tam anlamıyla sahip olamamıştır. Sanatçılar, her zaman içinde yaşadıkları toplumun dinamiklerinden, siyasal olaylardan ve fikir akımlarından etkilenmiştir. Dolayısıyla ortaya çıkardıkları eserlerde toplumsal değişimin izlerini görmek mümkündür. Cumhuriyet aydınlarının profilini çizdiği yeni kadın modeli 'Çallı Kuşağı' nın ardından 'Müstakiller' in ve "D Grubu" sanatçılarının resimlerinde de görülmeye başlar. Artık 'balıketi' görünümünden sıyrılmış, gözlerindeki 'sürme'leri silinmiştir. Etek boyu kısalmış, hatları incelmiş, duruşu dikleşmiştir. Batılı hemcinslerinden bir farkı yoktur. Ancak batılı olma, batılı görünme sevdasındaki kentli kadın giderek kendi kültüründen uzaklaşmaya başlar. Bu süreçte Türk aydını, giderek İstanbul içine sıkışan sanatın ülke gerçeklerinden koptuğunu düşünmeye başlar. Devlet idarecileri sanatın önünü açmak, Türk halkıyla sanatçıyı buluşturmak için bir dizi etkinlik düzenlemiştir. Düzenlenen "Devlet Resim Heykel Sergileri" ve "Yurt Gezileri" aracılığıyla bir yandan sanatçı desteklenirken, bir yandan da ülke gerçeklerinin tuvallere yansıması sağlanacak; bu yolla sanat yerelleşecektir. 1950'den itibaren hem dünyada hem de ülkemizde meydana gelen değişiklikler merkezin önceliklerini değiştirir. Cumhuriyet kadını batılılaşmanın simgesi olmaktan çıkar. Artık ekonomik gelişim, sanayi atılımı ve demokratikleşme kavramları modernleşmenin göstergeleri haline gelmeye başlamıştır. Bu süreçte tarımda makineleşme kırsal kesimdeki yaşam şartlarını da değiştirmeye başlar. İnsan emeğine duyulan ihtiyaç azalmış ve tarım ürünlerinin değerlerinin düşmesi kırsal kesimdekileri, başka alanlarda iş aramaya yöneltmiştir ve göç başlar. Göçle kente gelenler, şehir hayatının kimi özellikleriyle köy geleneklerini sentezleyerek arabesk bir yaşam modeli oluşturmuşlardır. Ekonomik gelişmeyle birlikte kentte yükselen gökdelenler ve modern binaların yanında yoksul insanların yaşadıkları gecekondular da yayılmaya başlar. Sosyal çalkantılar giderek artar, siyasi gerginlikler tırmanır. 60'lı yıllardan itibaren toplumsal konulara ilgi duymaya başlayan bazı sanatçılar, köy yaşantısı, göç ve gecekondu gerçeğini ele alan resimler yaparlar. Bu eserlerde kadın figürü başrolde olsa da asıl tema yoksulluktur.