İktidar
148 theses under this subject heading
From ethics oriented politics to power oriented politics in 21st century: A discussion on introducing Dyadic Power Theory approach to political thought
Politics has been moralized since modern societies took place in the relations of power. Thus, it has become impossible to think politics without ethics or moral that limit our perspective towards it. However, the power is the missing point in the most of social science analysis. Its nature is so different that the will to power helps people to overpass material conditions. The willingness to power can be classified a kind of materialism as much as spiritualism. The point is that Foucauldian relations of power or Nietzschean will to power cannot be reduced to regular philosophical school. Indeed, they are the base of an alternative school in philosophy that we named it power first approach in politics. Ethics is a power technic that castrates people will to power by re-producing them as moral subject. Thus, ethics is tasked to fix fluidity of power here. How the process of subjectivation of people is going on also an important part of this research. Dyadic Power Theory is also studied because of its originality to re-think of power outside of social and ethical norms. Furthermore, the intensification of relations of power made us see the psychological character of power that reduce ethics role in politics. Thus, it is necessary to re- think of every social form from the power perspective and to initiate a debate over a post-society concept. This thesis consists of review of western political philosophy, it is a theoretical study at the basis of descriptive analysis. KEY WORDS: Politics, Ethics, Power, Subject, Self, Post-Society, Dyadic Power Theory, Psychopower, Psycho-politics
İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Türk militarizminin inşası: Silah gazetesinin söylem analizi
Çalışma, genel itibariyle toplumsallığın en önemli belirleyenlerinden olan devlet denilen yapıyı ve onun iktidarını tarihsel sosyolojik bir yaklaşımdan yola çıkarak anlamaya dairdir. Anti-statik işleyiş yapısıyla türlü mücadelelerin verildiği devlet arenası, kaynakları tekelinde toplamaya çalışan kişi ve grupların çatıştığı bir alandır. Bu mücadele hâlinde de kimi zaman altyapısal kimi zaman da müstebit iktidar biçimleri galebe çalma yolunda işe koşulur. Özel olarak bu çalışma da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin altyapısal iktidarını tahkim etmek için işe koştuğu basın faaliyetlerinin bir ürünü olan Silah gazetesinin söylemleri üzerinden tüm bu bağlamı kavramayı amaçlamaktadır. Bunları yaparken de özellikle popülerleştirilek itiyat hâline getirilen militarizmin ve sosyal Darwinizm'in kullanım biçimlerine odaklanılacaktır.
Ağ toplumunda arzu demokrasisi ve demokratik deneyim
Demokrasi kavramının otorier rejimlerin meşruiyetlerinin ya da uluslararası askeri operasyonların gerekçelerine girdiği bir dönemde kavramın şu an burada yaşayan bizler için ne anlam ifade ettiği ve kavram üzerine inşa edilen, demokratik sıfatıyla taçlandırılmış rejimlerin ne ölçüde demokratik olduğu sorunları artık siyasetin tam merkezindedir. Bu sorunlar, bizi rejimlerin ne ölçüde demokratik olduğu problemini de aşan bir biçimde demokrasinin zamanımızda ne anlama geldiği problemiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Karşı karşıya kalınan bu problemler, demokratik olduğu iddia edilen bir rejim altında yaşamakla demokrasiyi tecrübe etmek arasında ciddi farklar olduğunu ve iktidarın tam da bu farklılığın maskelenmesi üzerinden kurularak demokrasi kavramının yaşayanların özgürlüğüne değil yaşamın iktidar tarafından kontrolüne özgülenmiş bir makine olarak kullandığını göstermektedir. Bu bağlamda içinde bulunduğumuz zamanda demokratik bir yaşam demokrasilerin tahakkümü altındadır. Demokrasi kavramı ve bu kavramın üzerine inşa edildiği toplumsal düzenin yaşamı iktidar üreten bir makineye dönüştürdüğü bu yapı, demokrasinin yaşamın içinde tecrübe edilmesinin karşısındaki en büyük engel olduğu için; demokrasiyi tecrübe etmek tam da bu yapıya karşı mücadele etmeye tekabül etmektedir. Demokrasiyle mücadele arasındaki bu ilişki ise demokrasiyi tecrübe etmenin, yaşamı iktidarı üreten bir makineye dönüştüren bu yapıya karşı verilen mücadelenin içinde somutlaştığı hatta mücadelenin ta kendisinin tecrübesi olduğu bir duruma işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Hakikat Rejimi, Üretimsellik, İktidar, Demokrasi, Demokrasi Mücadelesi
Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü
Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması
Sinemada bir tür olarak güldürünün iktidar ve muhalefet ile ilişkisi: Arzu Film örneği
Güldürünün, iktidar ve muhalefet ile ilişkisine, ilk çağ filozoflarından bu yana belirli ölçülerde değiniler olmuştur. Güldürünün bu ilişkisine dair düşünce ve çalışmaları, temel olarak iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan ilki; güldürüyü, muhalefetin iktidara yönelttiği bir eleştiri silahı olarak görürken, diğer gruptakiler; güldürünün, iktidar tarafından kendisi için daha ciddi bir tehlike oluşturabilecek toplumsal muhalefeti, etkisiz hale getirme aracı olduğunu iddia etmektedirler. Türk sinemasının önemli güldürü filmlerine imza atmış olan Arzu Film şirketinin, güldürü türünde çektiği filmler, Türkiye'de toplumsal muhalefetin en gelişkin ve etkin olduğu 1968-1980 yılları arasında gösterime girmiştir. Bu doğrultuda, Arzu Film'in belirtilen yıllar arasında çekmiş olduğu güldürü türündeki filmlerinin, iktidar ve muhalefet ile olan ilişkisi açısından çözümlenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Güldürü, Türk sineması, İktidar, Muhalefet, Arzu Film.
Sanat, iktidar, beden
İnsan türünün en yaratıcı üretim ve eylem biçimlerinin bir bölümünün somutlaşmış biçimi/yansıması olan sanat, her dönemde yalnızca sanatçının hür iradesiyle var olan bir niteliğe sahip değildir. Etki gücünü her alanda gösteren iktidar olgusu, sanat üzerinde de bazı dönemlerde varlığını sanat yapıtları üzerinden de somutlaştırmıştır. İktidar kavramı geniş çerçevede düşünüldüğünde, yüzyıllar boyunca insanı dolayısıyla onun yaratıcı üretim sürecinin sonucu olan sanatı doğrudan ya da dolaylı pek çok biçimde etkilemiştir. Kavramı Münci Kapani'nin açıkladığı biçimde "başkalarının davranışlarını etkileyebilme, kontrol edebilme olanağı' olarak düşündüğümüzde bu etkileşim durumunun izini (iktidar-birey ilişkisi bağlamında) tarih öncesi döneme kadar sürmek mümkündür. Bu ilişkide iktidar, birey üzerinde güç ve etkiye sahip her şey olarak düşünülebilir ve tarih öncesi dönemden de referans alınabilir. Literatür tarandığında insanların mağara yüzeylerine hayvan figürleri çizmeleri konusundaki genel varsayım insan türünün başka bir tür karşısında güç elde etme isteğidir. Varsayımdan hareketle, mağara duvarlarına kaydedilen bu veriler insanın başka bir türle olan güç savaşının göstergelerindendir. Zamanla, topluluk bilincinin oluşmasına paralel olarakyeni iktidar biçimlerinin (dinsel, siyasal, ekonomik) doğuşuyla, sanat ve sanatçı üzerindeki etkileri de farklılaşmıştır. İktidarın yaptırım gücü, yapıtlarının iktidarın amaçları doğrultusunda üretilmesi ve kullanılmasına neden olabilmiştir. Sanat, dinsel, politik, ekonomik çıkarlara hizmet eden bir araç olarak uzunca bir süre kullanılmıştır. Sanatın, dine hizmet için kullandığı dönemlerde, sanatçıların mesajı halka iletmek için kullandıkları en önemli araç insan bedeni olmuştur. Siyasetin, yönetim biçimlerinin sanatı bir propaganda aracına dönüştürdükleri dönemde de, insan bedeni kitleleri etkilemek amacıyla doğrudan mesajları iletecek biçimde resmedilmiş ya da biçimlendirilmiştir. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise bedenin sanatta kullanım biçimi radikal bir değişime uğramıştır. Beden, sanatçının yalnızca resmettiği ya da biçimlendirdiği bir öge değil, canlı yapısıyla doğrudan bir sanat nesnesi olarak sanat tarihi sayfasında yerini alır. Bedenin, sanat arenasında devrim niteliğindeki bu yeni sunum biçimi, sanatçının sadece yeni yada farklı olanı arayışından doğan bir sonuç değildir. Yüzyıllardır iktidarın dolayısıyla sanatın nesnesi olarak kullanılan beden artık iktidarın karşısında bir güç olarak somut varlığıyla ve aracısız bir biçimde görülmektedir. Değişen dünya konjonktürüyle birlikte sanatçının sanat arenasında daha çağdaş ve radikal üretimlere imza attığı gözlemlenmektedir. İktidar biçimlerine muhalif duruşlarıyla dikkat çeken sanat hareketlerinin yaratıcısı olarak sanatçı birey, artık gücünü bir hamiden, kiliseden ya da bir diktatörün sempatisinden değil, kendi özgür iradesinden almaktadır. Burada özgürlük kavramı sınırlarını tamamen sanatçının belirlediği bir kavram olmamakla birlikte, önceki dönemlere göre önemli ölçüde çerçevesi genişletilmiş bir kavram olarak düşünülmelidir. Anahtar Sözcükler:Sanat, iktidar, beden
Otonomist Marksist kuramda öznellik ve iktidar teorisi
Marksist literatürde ayrı bir gelenek olarak ortaya çıkan Otonomist Marksizm, kapitalizmin güncel krizini sermayenin, işçi sınıfının otonom gücüne karşı gösterdiği tepki içinde okumuştur. 1970'lerde emek ve üretim döngüsündeki dönüşümü, Fordizmden post-Fordizme geçiş olarak yorumlayan kuram, öznelliğe dair yeni düşünce ufuklarının, bu dönüşüm süreciyle birlikte oluştuğunu ortaya koymuştur. Hardt ve Negri, bu dönüşüm sürecinin açığa çıkardığı yeni öznelliği çokluk olarak tanımlamıştır. Düşünürlere göre çokluk, kapitalizmin yeni sömürü ve kontrol sisteminin, eş deyişle imparatorluğun, tahakküm mekanizmalarına karşı yeni öznelliğin politika üretme alanıdır. Hardt ve Negri'nin iktidar düşünceleri, Power (potestas, biyo-iktidar) ve power (potentia, biyo-politika) olmak üzere ikili bir ayrıma dayanmaktadır. Biyo-iktidar, basitçe yaşam üzerine sinen bir iktidar tekniğini ifade etmekteyken, biyo-politika kolektif toplumsal öznelliğin direniş süreçlerini ve ortaklık temelinde yükselen, kurucu yeni siyasal yaşamı açıklamaktadır. İktidar olgusunu tanımlama süreci, çokluğun\kalabalıkların siyasal yetkinliklerini kabul etmekle başlamaktadır. Bu çalışmada Hardt ve Negri'nin kuramsal görüşlerinde öznellik ve iktidar kavramları, siyasal ve felsefi bağlamlarında ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Yeni öznellik olarak sunulan çokluğun nasıl bir yapıya sahip olduğu, öznelliği mümkün kılan koşulların hangileri olduğu ve öznelliğe hayat verecek siyasal projenin yol haritasının nasıl belirlendiği ortaya koyulmuştur. Anahtar Sözcükler: Çokluk, Öznellik, Biyo-politika, Kurucu iktidar, Demokrasi.
Eskişehir basınında Demokrat Parti iktidarı (1950-1960)
1950-1960 yıllarında Türk siyasi yaşamına damgasını vuran DP iktidarı, genel olarak incelenmiş bir konu olmakla birlikte yerel anlamda sınırlı olarak incelenmiştir. Bu çalışmada Eskişehir yerel basınının yardımıyla DP iktidarının Eskişehir'deki durumu ve algılanması incelenmiştir.Tek parti dönemindeki baskı uygulamalarına karşı DP'nin demokratikleşme vaatleri Eskişehir'de çoğunluğun desteğini sağlamıştı. Bu çoğunluğun içinde Eskişehir basını da yer almaktaydı. 1950 yılında Eskişehir basınında DP'ye karşı bir sempati duyuluyordu. Eskişehir basını tek vücut olarak DP'yi destekliyordu.1950 yılında iktidarı ele geçiren DP bir süre sonra demokratikleşme vaatlerini unutarak antidemokratik bir tutum takınmaya başladı. DP'nin bu tutumu Eskişehir basınını iki gruba ayırdı. Bu gruptan İktidar basını DP'yi desteklemeye devam ederken muhalif basın artık DP'nin karşısındaydı.İlk tartışma Resmi ilanlar meselesiyle başladı. Bunun dışında, İspat hakkının verilmemesi, gazetecilere dava açılması, gazetelere tirajlarının altında kağıt verilmesi ve gazeteciliğin zorlaştırılması gibi kararlar Eskişehir muhalif basınının maruz kaldığı zorluklardı. İktidarı destekleyen basın ise bu zorlukları yaşamıyordu.DP 1957 yılından itibaren güç kaybetmeye başlamıştı. Bu DP'yi daha hırçın yapmıştı. 1960 yılına gelindiğinde Tahkikat Komisyonu kurulmasıyla Eskişehir'de muhalif gazetelerin sansürlenmesi ve kapatılması olağan hale gelmişti.İhtilalden sonra Eskişehir basını yeniden tek vücut olmuş ve DP'ye karşı tutum almışlardı.
Anıt ve heykellerin ideolojik mesajları ve toplumsal algılar: Diyarbakır örneği
Bu çalışma Diyarbakır'da kamusal alana konulmuş anıt ve heykellerin sosyolojik bir analizi üzerinden Türkiye'nin siyasi ve toplumsal çatışmalarına dair bir tablo ortaya koymayı hedeflemektedir. İktidar, ideoloji ve kamusal alan tartışmalarını merkezine alan çalışma içerik analizi ve görüşme tekniklerini birlikte kullanmıştır. Böylece kentte görülen heykellerin ve anıtların taşımış oldukları kimi açık kimi örtük olan ideolojik mesajların anlamları ve bunların halk tarafından algılanış biçimi ortaya konarak ideoloji, sanat ve toplumsal algılar arasındaki ilişki çözümlenmeye çalışılmıştır. Neticede araştırma şu tezi desteklemiştir: İktidarlar kendilerini sanatsal eserler üzerinden kamusal alanda görünür kılmaya çalışsa da bu eserler üzerinden verilen ideolojik mesajlar çoğunlukla halk tarafından ya anlaşılmamış ya da karşıt ideolojik geleneklerin süzgecinden geçirilerek çarpıtılmıştır. Böylelikle sanat ulusallaşma için kendisinden beklenen dönüştürücü rolünü tam olarak oynayamamıştır. Anahtar Kelimeler: İktidar, İdeoloji, Kamusal alan, Sanat, Kemalist heykel, Yerel belediyeler
Lise sosyoloji ders kitaplarında iktidarlara göre ideolojik kurgular (1950-2012 arası karşılaştırmalı bir çözümleme)
Bu araştırmada 1950-2012 arası yedi dönem halinde (1950-1960, 1960-1971, 1971-1980 1980-1989, 1989-1997, 1997-2002, 2012-2013) MGK kararları-bildirileri, iktidar partilerinin tüzükleri ve hükümet programlarındaki önceliklerinin (ideolojik duruşlarının) neler olduğu ve bunların sosyoloji ders kitaplarına yansıma düzeyleri incelenmiş; böylece iktidarlara göre ders kitaplarındaki içeriğin/söylemin farklılaşıp farklılaşmadığı ve dönemler arası nasıl bir ortaklık veya farklılaşma olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda dünyadaki gelişmelerin (İki Kutuplu Dünya, Yeşil Kuşak Projesi, AB vs.) Türkiye'deki iktidarları, iktidarların söylemlerini etkilediği; iktidarların da kendi ideolojik yönelimlerini ders kitaplarına yansıttığı görülmüştür. Ders kitaplarının, Atatürkçülük, milliyetçilik, muhafazakârlık, laiklik, ötekileştirici (etnik/dinsel/ideolojik/mezhepsel) ve militarist söylemleri büyük oranda benzeşirken özellikle din, İslam, kadın ve Osmanlı konularının farklı dönemlerde farklı tarzda aktarıldığı görülmektedir. En çok benzerlik darbe dönemlerinde (1960-1971-1980-1997 arasında) iken en çok farklılaşma 1950-60 ve 2002 sonrası dönemlerde (ilgili ders kitaplarında) görülmektedir. Daha genel bir çıkarım ise siyasi iktidarların makro gelişmelere ve kendi ideolojilerine uygun şekilde toplumu yeniden üretmek için ders kitaplarını araçsallaştırdığıdır.
1954-1957 yılları arasında çıkarılan kanunlar ve bu kanunların çıkarılması sırasında yaşanan iktidar-muhalefet ilişkisi
Osmanlı İmparatorluğu'nda modernleşme hareketleri, bürokrasiyi siyasi kararları ile uygulayan değil, siyasi kararlar alan bir kurum haline getirmiştir. Osmanlı'nın kalıntısı üzerine kurulan Cumhuriyet yeni bir devlet ve yeni bir sistem olduğu halde, devletin yönetim yapısı eski sisteme dayanmıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iç ve dış dinamiklerin zorlaması ile çok partili hayata geçmiştir. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti 7 Ocak 1946'da kuruldu. CHP iktidarına karşı ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. DP'nin iktidara gelmesi Türkiye'de yeni bir dönemin başlangıcı oldu. İktidarının ilk yıllarında büyük hamleler gerçekleştiren Demokrat Parti, 2 Mayıs 1954 Genel Seçimlerinde gücünü daha da artırarak iktidarını pekiştirdi. Muhalefet partileri DP'nin takip ettiği siyasete 1955'in sonlarından itibaren şiddetle karşı çıkmaya başlamışlardır. Muhalefetin iktidara yönelik eleştirilerini artırması DP'ye muhalefet üzerinde daha da baskı kurmaya itmiştir. DP'nin giderek baskılarını artırması muhalefet partilerini birbirine yaklaştırmış ve muhalefet partileri arasında işbirliği süreci başlamıştır. 1957 Genel Seçimlerinden önce muhalefet Partileri bir güç birliği oluşturmaya çalışmış ancak aralarındaki çekişmeler ve DP'nin izlediği politikalar sonucunda bu işbirliği girişimi sonuçsuz kalmıştır. 27 Ekim 1957 Genel Seçimlerinde DP'nin oy oranının düşmesi DP'yi daha da hırçınlaştırmıştır. Bu da muhalefet partileri arasındaki işbirliği sürecini hızlandırmıştır. İktidar ve muhalefet arasında kısa süren birkaç bahar havası denemesinden sonra iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkiler 1958 yılının sonlarından itibaren sertleşmeye başlamış ve cepheleşmeler başlamıştır. Milli Muhalefet Cephesi ve DP'nin Vatan Cephesi arasındaki çekişmeler 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi ile sonuçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Çok Partili Hayat, Demokrat Parti, İktidar- Muhalefet, Kanun Müzakereleri.
Meşruiyet ve meşruiyet temelinde TBMM'ne atfedilen mütalâa ve değerlendirmeler (1920-1923)
Meşruiyet; meşru olma, kanuna uygun bulunma demek olup, iktidar sahibinin veya prensipler sisteminin haklılığı, siyasî iktidarın halkın rızasına ve tasvibine dayandırılması durumudur. Bu temelde vatan ve namusun muhafaza edilmesi amacıyla ülkenin muhtelif yerlerinde askerî ve silahlı direniş teşkilâtları oluşturulmuş, kongreler toplanmıştır. Millet ve milliyet kavramları Türk tarihinin ve kültürünün kaçınılmaz bir gelişmesi neticesinde yavaş yavaş siyasî bir kavram şekline bürünmüştü. Bu durum, ülke sınırları dâhilinde bulunan insanları hürriyet ve istiklâl fikri etrafında birleştirmiştir. Son Osmanlı Mebuslar Meclisi'nin 16 Mart 1920 tarihindeki İstanbul'un fiilen işgali üzerine çalışamaz hâle düşmüş, Mebuslar Meclisi'nin 11 Nisan 1920 tarihinde resmen feshedilmesi ülkede meşrutiyet idaresinin kaldırılarak millet temsilcilerine dayanmayan bir keyfî idare hükûmetinin çalışmasına imkân vermiştir. Türkleri millî iradesini dile getirecek bir resmî müesseseden mahrum bırakmıştır. Bu çalışma ile meşruiyet temelinde Türk İstiklâl Savaşı'nı sevk ve idare eden TBMM'ne yöneltilen mütalâa ve değerlendirmeler incelenmiştir. TBMM, siyasî iktidarın varlık sebebinin halk için akıllıca iş gören bir anlama kavuşturulduğu, halkın rızası ve onayına dayanan, toplumsal mutabakatı yansıtan bir organ olmuş, milletin tek temsilcisi sıfatıyla kuvvetler birliği sistemini benimsemiş, yeni bir Türk Devleti'nin esaslarını belirlemiş ve İstiklâl Mücadelesi'nin sevk ve idare edeni olmuştur. Meclisin kendi üyeleri tarafından meşru hakkın elde edilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplanılması; "…Dört tarafta memleketimizi, vatanımızı muhat olan tehlikenin önünde aslanlar gibi dikilmek ve hain din düşmanlarımızın karşısında tarihimize, ecdadımıza lâyık bir evlât olduğumuzu ispat etmek… …Bizi buraya sevke saik olan sebebi yegâne istihlası vatan endişesidir…" şeklinde ifade edilmiştir.
Bir iktidar/güç aracı olarak dış yardım ve dış borçların kullanılması: Osmanlı Devleti'nden günümüze Türkiye'nin dış borçlan(dırıl)ma serüveni
Rönesans - Reform dönemi sonrası Batı Avrupa, teknik ve ekonomik anlamda bir gelişme göstermiştir. Dünyanın geri kalanına kıyasla aşırı bir kapital birikimiyle sonuçlanan süreç, kapitalizmin oluşumunda etkili olmuştur. Bu zenginliğin iktidar aracı olarak kullanılabilmesi için yoksul ülkelerin borç kullanmak zorunda kalması ya da borçlanmaya olumlu bir bakış açısı kazanması gerekliliği önemli bir konu haline gelmiştir. Liberal felsefe bunu sağlamış, aynı zamanda serbest piyasa ekonomisinin ve bunu sağlayacak demokratik yönetim şekillerinin dünyada yaygınlaştırılması yardım / borç - kredi ilişkilerinin bir iktidar / güç aracı olarak kullanılmasının önünü açmıştır. Bu tez, dış yardımlar ile yumuşak güç kavramını, dış borçlar ile sert güç kavramını, hem dış yardımlar hem de dış borçlar ile akıllı güç kavramını ilişkilendirmektedir. Devletlerin yumuşak, sert ve akıllı güçler aracılığıyla ekonomik bağımsızlıklarını kaybetme süreci, Osmanlı Devleti döneminden günümüze kadar uzanan bir periyotta incelenmiştir. Çalışmanın sonucu, gelişmekte olan ülkeler tarafından dış finansman kaynağı olarak kullanılan borçların niteliğinin ve dış yardım ve borçların ülkelerin ekonomik ve politik bağımsızlığında önemli bir rol oynadığıdır. Ancak kullanılan borcun niteliği önemli olsa da; dış yardımlar ve dış borçların gelişmiş ülkeler tarafından bir iktidar / güç aracı olarak kullanıldığı da bir gerçektir. Söz konusu dış yardımlar ve dış borçlar gelişmiş ülkelerin çıkarına hizmet etmektedir.
Foucault perspektifinden iktidar, hakikat ve hakikat sonrası
Siyasi atmosferi yansıtmak için Oxford sözlüğü tarafından 2016‟da yılın kelimesi seçilen post-truth (hakikat sonrası) ABD‟deki başkanlık seçimleri ve İngiltere‟deki Brexit referandumu sürecinde seçmeni etkilemek adına hakikatin eğilip büküldüğü bir dönemi işaret eder. Hakikat sonrası çağda nesnel olguları göz ardı eden popülist politikacılar, duygu ve inançlarını gözeterek kurguladıkları hakikatlerle hedef kitlelerinin tutum ve davranışlarını yönlendirir. Fransız düşünür Michel Foucault‟un (1926-1984) bilgi/iktidar yorumlaması ışığında geçmişten bu güne iktidarların hakikat üreterek veya yok ederek toplumları nasıl şekillendirdiği, hakikat sonrası çağ denilen dönemle ilişkilendirilip birey ve grupların iktidar pratikleriyle nasıl yönetildikleri bu tez çalışmasında nitel yöntemle ele alınır. Alanyazı taramasında birincil kaynak olarak Foucault‟un kitapları, makaleleri ve söyleşileri incelenir; iktidar ve hakikat kavramları yorumlanarak iktidarın bir hakikat üretme makinası olarak nasıl çalıştığı incelenir. Foucault bakış açısıyla ele alınan hakikat sonrası kavramı ikincil kaynak eserler ve güncel olaylara dair haberlerle desteklenerek tez çalışması sonuçlandırılır.
Foucaultcu bir okuma ile siyasete katılıma dair ampirik bir değerlendirme: MCBÜ örneği
Bu çalışmanın amacı Michel Foucault'nun iktidar düşüncesini açıklarken kadın ve iktidar arasındaki ilişkiyi çözümlemektir. Siyasi iktidara olan bakış açımızı cinsiyet temelli geleneksel toplum yapısı ve kadına yöneltilen olumsuz özellikler etkilemektedir. Bu durum ve nedenleri birçok çalışmanın konusu olmuştur. Çalışma sonucunda, temel amaç cinsiyet ve siyasal iktidar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Değişkenler arasında anlamlı, olumlu bir ilişki bulunmuştur.Tezin amprik çalışma bölümünde Foucault'cu okumaların ortaya koyduğu toplumlar üzerindeki kontrol ve displin süreçlerinde ortaya çıkan yönetimsellik kavramının somut izdüşünlerini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. İktidar anlayışı, üniversitedeki öğrencilerin gözünden iktidar, siyasi yapılanma içerisinde kadınlara bakış konularında genel bir tartışma sunulmaktadır.
Sosyal hizmet disiplinine felsefi bir eleştiri: Foucaultcu bir sorgulama
Bu çalışmada sosyal hizmet disiplini Foucaultcu bir yöntemle felsefi bir analize tabi tutulmuştur. Sosyal hizmet, genellikle, insan hakları sorunu olarak ele alınmakta ve insanların güçlendirilmesini ve özgürleşmesini destekleyerek toplumsal sorunlara çözüm üreten bir disiplin olarak tanımlanmaktadır. Ancak günümüz neo-liberal sisteminde, insan sorunlarının artması ve derinleşmesi sosyal hizmetin sorun çözme kapasitesine yönelik eleştirel görüşleri ön plana çıkarmaktadır. Bu tez çalışmasında, sosyal hizmet disiplini tarihsel, eleştirel ve ilişkisel bakış açısıyla yeniden ele alınmıştır. Sosyal hizmet disiplinin iktidar ile olan ilişkisinin felsefi bir düzlemde çözümlenmesi hedeflenmiştir. Foucault'nun iktidar kavramına ilişkin kuramsal açıklamaları ile bilgi-iktidar ilişkisini nasıl analiz ettiği çalışmanın odak noktasını oluşturmaktadır. İktidar kavramı Michel Foucault tarafından klasik epistemoloji ve ontoloji anlayışına alternatif bir yöntemle birçok açıdan sorunsallaştırılmıştır. Kavramı modern öncesi ve modern dönem boyunca çeşitli alanlarla ilişkisi içinde ele alan Foucault'nun bilgi-iktidar birlikteliğine yaptığı vurgu bilimsel disiplinlerin tarihsel gelişimine eleştirel ve aynı zamanda kurucu bir gözle bakmayı mümkün kılmaktadır. Bilgi iktidar ilişkisini psikiyatriden adli bilimlere analiz eden Foucault, Biyopolitikanın Doğuşu isimli eserinde; modern iktidarın, yoksulluk sorunu üzerinden kendini yeniden inşa ettiğini iddia etmektedir. Bu çalışmanın felsefi/tarihsel yöntemini oluşturabilmek için Foucault'nun Deliliğin Tarihi, Hapishanenin Doğuşu ve Biyopolitikanın Doğuşu adlı eserleri incelenmiştir. Foucault'nun bu eserlerinde incelediği, insanları çeşitli yöntemlerle kontrol altında tutan, disipline eden ve öznelliklerini belirleyen iktidar alanlarının sosyal hizmet disiplini için de geçerli olduğu ortaya konulmuştur. Sosyal hizmet yoksulluk sorunu üzerinden hakikat rejimi üretilmesine katkı sağlamaktadır. Sonuç olarak bu çalışma bilimsel disiplinlerin insan sorunlarının çözülmesine dair işlevlerinin yanında bir iktidar alanı olarak da işlev gördüğüne yönelik Foucaultcu kabule dayanmaktadır.
Bir kurumun monografisi Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi
Mevcut araştırma Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde gerçekleşmiş bulunmaktadır. Araştırmanın amacı var olan sağlık sistemini ne denli bir tarihten şekillendiği ve mevcut düzen yapısının bireylere nasıl benimsetildiğidir. Sağlık sistemi içerisindeki bireyleri hem makro hem de mikro şekilde incelememiz gerekmektedir. Ayrıca mevcut sağlık sisteminin birey üzerindeki gücüne odaklanılmalıdır. Bundan dolayı bireylerin birbiriyle olan ilişkileri, davranışları, tutumları çok önemlidir çünkü sağlık sistemi bunun üzerine yavaş yavaş dönüşmekte ve değişmektedir. Mevcut değişim beraberinde yeni düzenlemeleri getirmekte buradan da kaynaklanan bir statüsel düzen sistemi oluşturulmaktadır. İşte bu noktada mevcut sağlık sisteminin bireye ne gibi sorumluluklar yüklediğine ve birey üzerindeki gücüne daha iyi bakılması gerekmektedir. Karma toplumlarda nasıl bir davranış örüntüsü gösteriyor, insanların onlara karşı gösterdikleri davranışları nasıl algılıyor onlara odaklanarak çalışmamın devamlılığı sürdürüldü. Ayrıca Foucault'un kuramını ele alacak olursak birey var olan iktidarın gücünü nasıl içselleştiriyor ve itaati sağlıyor bakılması gerekmektedir. Bundan dolayı hastane içerisinde ki hekimler ve hemşirelerle anket gerçekleştirildi ve gözlem yapıldı. Bu bireyler var olan sağlık sistemini nasıl algılıyor ve hangi izlenim denetimini seçiyor, sosyo-kültürel yapıları, cinsiyete yönelik meslek ve branş seçimleri gibi sorulara değinildi. Bunun askeri yapı ile benzerliğinin olup olmadığına da bakıldı. Bu denli köklü bir yapı olan sağlık kurumunun kendi içsel sistemine odaklanıldı elde edilen veriler tablolaştırılıp sunuldu.
Sinemada gözetleyen iktidar distopyaları
Çalışmanın amacı, iktidar, gözetleme, denetim kavramlarının distopya senaryoları çerçevesinde, sinema tarihinde yer etmiş filmlerde nasıl işlendiğini, özelliklerini, üstü kapalı veya açıktan nasıl sunulduğunu incelemektir. Dünyamızın giderek büründüğü yapı, ortaya çıkan yönetim anlayışları, savaşlar, aydınlık bir gelecek tasavvurundan çok, karamsar bir beklentiyi yaratmaktadır. Otorite ve güç sahibi, mevcut konumunu daha da güçlendirirken, birey, benlik, varoluş, özgürlük gibi kavramlar giderek yok olmaktadır.Fransız filozof Michel Foucault'nun iktidar üzerine yaptığı eleştiriler ve kavramlaştırmaların temelinde yükselen çalışmamda, iktidar uygulamalarının zaman içindeki değişimi incelenmektedir. Günümüzün modern iktidar yapısının öldürme ve cezalandırma uygulamalarından uzaklaşıp yaşatma, hayatı bedenen ve ruhen disiplin ve kontrol altına alma fikrini benimsediği görülmektedir. Yönetim, toplum için en iyisini hazırladığını anlatmakta, bunu her durumda empoze etmekte ve tüm insanların da bu düzene koşulsuz şartsız itaat etmesi istenmektedir. Her bireyin, iktidarın kontrolü altında olması gerekliliği, Jeremy Bentham'ın Panoptikon gözetleme tasarımını anımsatmakta ve yaşamımızın her alanında kendini göstermektedir. Bu sistemde gözetleyen sadece devlet ya da mevcut yönetim değildir, bu öyle bir düzendir ki herkes herkesi izlemektedir ve yasalara aykırı bir durumu fark ettiğinde ihbar etmektedir. Dolayısıyla söz konusu sistem bireyin ne zaman, kim tarafından gözetlendiği ve hatta gözetlenip gözetlenmediğinin bilinmediği, paranoyak bir tarzdır.Bu tarz bir dünyayı bugünden tahmin eden, kurgulayan karamsar senaryolar, ütopyanın antitezi distopyalar tarafından sunulmaktadır. Geleceğe dair üretilen bu fikirler, ütopyanın gerçekdışılığının karşısında fazlasıyla olası görünmektedir. Distopyalar, mutlaka ileride dünya bu şekilde olacak demez ancak potansiyeller hakkında toplumun daha bilinçli olmasını amaçlar. Çalışmanın son bölümünde, ?Fahrenheit 451?, ?Equilibrium?, ?I, Robot? adlı bilim-kurgu dalında yer bulan distopik filmler, panoptik iktidar ve distopya bağlamında çözümlenmiştir. İktidarların sürekli denetimi ve kontrolünün, toplumsal yapı, benlik, varoluş, yaşam üzerinde yarattığı yoğun baskı incelenmiştir.Anahtar kelimeler:1. İktidar2. Gözetleme3. Foucault4. Panoptikon5. Distopya
Foucault'nun iktidar ve korku inşası kavramları bağlamında dijital gazetelerdeki suç haberlerinin incelenmesi
Foucault iktidar meselesinin genellikle devlet iktidarı, ekonomi ya da burjuva sınıfının egemenliği bağlamlarında ele alındığını, ancak çok daha geniş ve farklı bağlamlarda incelenmesi gerektiğini düşünmektedir. Ona göre, iktidar çeşitli söylemler yoluyla işlemektedir ve bu söylemler toplumdaki farklı iktidar ilişkilerini farklı şekilde etkilemektedir. Çeşitli söylemler yoluyla insanlara nasıl davranmaları gerektiği benimsetilmeye çalışılmaktadır. Bu söylemlerden biri, gazetelerdeki suç haberlerinin insanların 'sürekli olarak tehlikede olduklarını düşünmelerini sağlamak' amacıyla yapılmasıdır. Buradaki amaç, insanlarda korku uyandırmak ve insanların devletin güvenlik güçlerinin gerekli olduğunu düşünmesini sağlamaktır. Bu çalışmanın amacı, Foucault'nun iktidar ve korku inşası kavramlarından yola çıkılarak Türkiye'deki dijital gazetelerde yapılan suçlu haberlerini ve haberlere yapılan okuyucu yorumlarını incelemektir. Çalışmanın diğer amaçları; suçlu haberlerinin toplumda hangi iktidar ilişkilerini nasıl etkilediğinin, insanların bu haberlere verdikleri tepkilerin, devletin insanlar üzerindeki müdahalelerine insanların yaklaşımlarının ve genel olarak Foucault'nun iktidar teorisinin test edilmesidir. Bunlar yapılırken; öncelikle Foucault'nun bilgi ve iktidar teorileri, ardından Foucault'nun Batı toplumlarında var olduğunu söylediği iktidar teknolojileri incelenmiştir. Son olarak; seçilen dört suçlu haberi Birgün, Cumhuriyet, Hürriyet, Milli Gazete ve Yeniçağ dijital gazeteleri üzerinden incelenmiştir. Çalışmada söylem analizi yöntemi kullanılmıştır. Söylem analizi yapılırken gazetelerin ideolojilerinden yola çıkılmamış ve haberlerin yapılma amacı sorgulanmamıştır. Bunun yerine; haberlerin insanlar üzerinde korku oluşturma potansiyelinin olup olmadığı, insanların haberlere nasıl tepki verdiği ve haberlerin toplumdaki hangi iktidar ilişkilerini nasıl etkilediği ya da etkileyebileceği araştırılmıştır. Haberlerin çoğunun, insanlarda korku uyandırma ve güvenlik güçlerinin insanları suçlulardan koruması gerektiği düşüncesini besleme potansiyeli taşıdığı görülmüştür. Haberlerden bazılarının güvenlik güçlerinin insanları suçlulardan korumakta yetersiz kaldığı düşüncesine ve güvenlik güçlerinin meşruiyetinin zedelenmesine yol açma potansiyeli olduğu da tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler : Güvenlik toplumu, liberal yönetimsellik, biyo-iktidar, korku inşası, yönetimsellik krizi, iktidar teknolojileri, hakikat etkileri, karşı-tutum
Erdal Öz'ün eserlerinde iktidar ve yabancılaşma
Bu çalışmanın amacı Eleştirmen Doğan Hızlan'ın Solistlerden Oluşan Bir Koro olarak isimlendirdiği 1950 Kuşağı yazarlarından Erdal Öz' ün eserlerindeki iktidar kavramına ve yabancılaşma olgusuna dair tespitleri ortaya koymaktır. Erdal Öz; edebiyatın roman, öykü, anı, mektup, çocuk kitapları gibi pek çok türünde eserler vermiştir. 1950'lerin sonunda ilk eserlerini veren Erdal Öz, 1950 Kuşağı'nı derinden etkileyen varoluşçuluğun etkisiyle başlarda soyut ve bireysel bir sanat anlayışını benimsese de özellikle 12 Mart 1971 Muhtırası'ndan doğan cunta iktidarıyla karşılaşması onun sanat anlayışının toplumcu duyarlılığa kaymasında etkili olmuştur. Bu durumun oluşmasında yazarın aydın kimliği yüzünden hapis hayatına mahkûm edilişi de etkili olmuştur. Her ne kadar geniş bir çevrede tanınıp benimsense de Erdal Öz, kendisini daima bir yalnız adam olarak görmüş ve yine kendisini herhangi bir yurda ait hissetmediğini ifade etmiştir. Öz'ün içinde bulunduğu bu uzun soluklu durum; eserlerine de yansımış, varlığını yabancılaşma olgusuyla hissettirmiştir. Gerek yazar kimliği gerekse yayıncı kimliğiyle bir dönemin siyasi hayatının yansımalarını eserleriyle ortaya koyan Erdal Öz, bir taraftan eserleriyle Türkiye'nin siyasi tarihine tanıklık ederken bir taraftan da evrensel insani değerleri eserlerinde işleyerek yazar duyarlılığını ortaya koymuştur. Çalışma bu bağlamda ele alınıp Erdal Öz'ün bütün eserleri merkeze alınarak bu yapıtlardaki iktidar ve yabancılaşma kavramları tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erdal Öz, iktidar, yabancılaşma, roman, öykü
İktidar ideolojisinin çocuk dergilerine yansımaları: Türk Çocuğu (1944-46) Dergisinin incelenmesi
Bu çalışmada, 1944-46 yılları arasında 25 sayı halinde 15 günlük periyotlar ile yayımlanan Türk Çocuğu isimli çocuk dergisinin içeriğinde yer alan resmi ideoloji unsurları, milliyetçilik ve toplumsal cinsiyet unsurları, ulus devlet inşası sürecinin yeni nesil arayışı ve kitle iletişim araçları vasıtasıyla biçimlendirilmesine yönelik örnekler ele alınır. Bu tezde, Türk Çocuğu dergisinde, dönemi itibarıyla tek partili dönemden çok partili yaşama geçiş sürecinde Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde bulunduğu siyasi, toplumsal, uluslararası ve ekonomik koşullar da değerlendirilerek geleceğin yurttaş ve makbul vatandaşının yetiştirilmesine yönelik içerikler, belirlenen temalar ekseninde incelenmektedir. Derginin tüm sayılarında yer alan ulus devlet unsurları etrafında belirlenen anahtar kelimelerin ele alınmasında niteliksel içerik analizine başvurulur. Tezde, resmi ideoloji etrafında makul değerlendirilen hikâye, resim, çizim, masal gibi türlerdeki ulus devlet unsurlarının saptanmasının yanı sıra Cumhuriyetçi yurttaş bilincinin oluşturulmasında bir kitle iletişim aracı olarak çocuk dergiciliğinin, Türk Çocuğu dergisi özelinde anlaşılması amaçlanır. Tezin sonucunda, iktidar ideolojisi ve ulus devletin kitle iletişim araçları yoluyla toplumsal cinsiyet normlarını zihinlerde yeniden belirleyerek inşa ettiği görülürken makul ve makbul toplumsal kabulün de kitle iletişim araçları tarafından tasarlandığı anlaşılır.
Demokrat parti döneminde iktidar-muhalefet ilişkilerine bir örnek: Cumhuriyet Halk Partisi'nin dış politika konusundaki muhalefeti (IX. yasama dönemi: 14 mayıs 1950-22 mayıs 1954)
II. Dünya Savaşı sonrasında dünyada var olan faşist yönetimler yıkılarak yerine demokrasi esaslı bir yönetim şekli kurulmuştur. Dünyada meydana gelen bu dönüşüm Türk siyasi yapısını da yakından etkilemiştir. Türkiye, dünyada kurulan bu yeni düzene uyum sağlamak için 1946 yılından itibaren, çok partili bir siyasi yaşama geçiş yapmıştır. Çok partili yaşama geçtikten sonra ilk önemli muhalefet partisi olan Demokrat Parti, 7 Ocak 1946'da kuruldu. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı, ciddi ve güçlü bir muhalefet yürüten Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 Genel Seçimlerinde iktidara gelmiştir. 27 yıl kesintisiz iktidar geçmişi olan CHP ise bu seçimden sonra yerini, DP'ye bırakarak, muhalefete geçmiştir. Bu araştırmada, DP'nin ilk dört yılın da CHP'si ve Millet Partisi tarafından, dönemin dış politika konusunda iktidara yönelik yapılan sert ve ılımlı eleştiriler çerçevesinde irdelenmiştir.
2000 sonrası Türk komedi sinemasında "Öteki" erkekliğin temsili
Bu tez çalışmasında, toplumsal cinsiyet çerçevesinde "öteki erkek" olgusunun Türk Sineması içerisinde komedi türündeki filmlerde nasıl temsil edilip işlendiği incelenmektedir. Öncelikle toplumsal cinsiyet olgusu feminist eleştiri ekseninde ve kültür çerçevesinde ele alınmıştır. Sonrasında hegemonik erkekliğin, eril tahakküm, iktidar, beden sosyolojisi, erkeklik unsurları ile ilintisi tartışılmıştır. Akabinde ise "öteki erkek" olgusunun ne olduğunu anlayıp açıklamak için homofobi, dişilleştirme, marjinalize etme gibi unsurlarla ilişkisi ortaya koyulmuştur. Çalışmada, öteki erkeğin temsili filmsel anlatı içerisinde sorgulanmaktadır. Bunun için Türk Sineması'nda 2000 yılı sonrasında çekilmiş olan komedi türündeki Vizontele, G.O.R.A., Recep İvedik filmleri uygun görülmüştür. Film çözümlemelerinde, derinlemesine analiz yöntemi kullanılarak "öteki erkek" karakterler ve tiplemelerinin temsil ediliş biçimleri ve mizah unsuru olarak nasıl konumlandırıldıkları incelenmiştir. Ayrıca "öteki erkek" olgusunun cinsel kimlik ve tercihle olan ilişkisine de dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, İktidar, İdeoloji, Kültür, Hegemonik Erkek, Öteki Erkek, Türk Sineması, Mizah.
Türkiye Selçuklu devlet adamı Seyfeddin Ayaba
?Türkiye Selçuklu Devlet Adamı Seyfeddin Ayaba? adlı bu çalışmada temel amaç, Emir Seyfeddin Ayaba'nın XII. ve XIII. yüzyıllarda Türkiye Selçuklu Devleti içerisindeki faaliyetlerini açıklanmaya çalışılarak Seyfeddin Ayaba'nın, devlet içersindeki nüfuzunun ne seviyede olduğu ortaya koymaktır. Bu cümleden hareketle, tezde onun devlet içersindeki rolünü ve oluşturduğu güç odağı grubunun nasıl ve hangi şartlar altında geliştirdiğini ortaya koyulmaya çalışılmıştır.Tezin konusu XII. ve XIII. yüzyıllarda yaşamış olan Seyfeddin Ayaba ve onun oluşturduğu baskı grubunun analiz edilmesidir. Zamansal olarak tezin sınırlılığı, Seyfeddin Ayaba yaşadığı XII. yüzyılın ikinci yarısı ile XIII. yüzyılın ilk çeyreği olan aralıktır. Bu sebeple tezin zamansal sınırı XIII. yüzyıl eksenli olmakla birlikte, konunun daha iyi anlaşılabilmesi için XII. yüzyıl ile XIII. yüzyılın ikinci çeyreği arasındaki süreci kapsamaktadır. Mekânsal sınırlılık ise Seyfeddin Ayaba'nın yaşadığı Türkiye Selçuklu Anadolu'su ile Sultanlarla gittiği yerlerdir. Araştırmanın konusunu oluşturacak olan bu dönem içerisinde yazılan kaynakların yanında modern dönemde yazılan ve konu ile alakalı olan telif ve tetkik eserler de araştırmanın kapsamı dâhilinde bulunmaktadır.Tezde uygulanacak olan yöntem ise ana kaynaklar incelenerek bir terkip oluşturulacaktır. Bu oluşturulan terkip analiz edilerek doğruluğu kanıtlandıktan sonra mevcut konuyla ilgili telif ve tetkik eserlerde kullanılarak tezin amacına uygun bir metin haline getirilecektir.