Income distribution
189 theses under this subject heading
Tarihi perspektiften Varlık Vergisi ve eşitsizlik tartışmaları: Normatif bir vergi önerisi
11 Kasım 1942 tarihinde 4305 sayılı kanun ile yürürlüğe giren Varlık Vergisi'ni her yönüyle analiz etmeyi ve günümüzde uygulanabilecek bir normatif bir varlık vergisine ışık olup olamayacağı araştırılarak analiz edilmesi amaçlanan bu çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesinin çizildiği ilk bölümde servet ve gelir dağılımdaki eşitsizliğin kaynağının mülkiyet ilişkisi olduğu ve bu konudaki en etkin vergi politikasının da serveti vergilendirmek olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı dönemindeki sahip olduğu ekonomik ve mali koşullar ile politikalar istatistiki veriler üzerinde tüm yönleriyle analiz edilerek 1942 yılında itibariyle uygulanan Varlık Vergisi'nin Türkiye'nin mevcut ekonomik şartları ve başta savunma olmak üzere artan kamu harcamalarına kaynak yaratabilmek için zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Varlık Vergisi tüm yönleriyle ve istatistiki verileriyle araştırılmış, Varlık Vergisi'nin yasal gerekçelerinden artan kamu harcamalarının finansmanına büyük ölçüde katkı sağladığı, diğer yasal gerekçelerinde de kısmen başarılı olduğu kanaatine varılmıştır. Bununla birlikte aynı bölümde Varlık Vergisi'nin ilk yasal metnin de düzenlenmesi gereken birçok konunun eksik bırakıldığı, ancak daha sonra kararname, talimat ve uygulamalarla bu eksiklerin bir kısmının giderildiği sonucuna varılmıştır. Yine Varlık Vergisi ile azınlıklara eşitsizlik yapıldığı konusunda, Varlık Vergisi'nin azınlıklara miktar olarak daha çok uygulandığı tespit edilmiş olmakla birlikte, dönemin varlık seviyeleri açısında bunun doğal bir sonuç olduğu ve Varlık Vergisi ile ilgili yasal hiçbir düzenleme de azınlıklara ilişkin ayrımcı bir ifade geçmediği, azınlık olup olmadığı gözetilmeksizin çoğunluğu azınlıklara ait 413 olan Varlık Vergisi'nin terkin edildiği ve son olarak bu verginin uygulanması sonucunda azınlıkların servet dağılımında eski yerlerini çoğunlukla koruduğu kanaatine varılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise Varlık Vergisi gibi 1. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'de uygulanan olağandışı vergiler, 2. Dünya Savaşı sebebiyle Fransa'da uygulanan Ulusal Dayanışma Vergisi ve son olarak Türkiye'de 1994 yılında uygulanan Net Varlık Vergisi ile Varlık Vergisi'nin karşılaştırılma analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda, olağandışı vergiler ile Varlık Vergisi'nin bir kısım benzerlikleri olduğu, özellikle Fransa gibi hukuk sisteminin köklü olduğu bir ülkede uygulanan Ulusal Dayanışma Vergisi ile Varlık Vergisi'nin birçok yönünün benzer olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma son bölümünde ise çeşitli ve bir kısım veriler üzerinden Türkiye'de 2. Dünya Savaşı döneminde ve günümüzdeki servet ve gelir dağılımındaki eşitsizliğin seviyesi analiz edilerek, 2. Dünya Savaşı döneminde de günümüzde de Türkiye'de eşitsizlik seviyesinin çok ciddi seviyelerde olduğu ve 2. Dünya Savaşı sırasında uygulanan Varlık Vergisi'nin kısa bir dönemde olsa nispeten bu dönemdeki eşitsizlikteki artışa set çektiği, günümüzdeki eşitsizlikle mücadele ve servetin yoğunlaşmasını engellemek için de nihayetinde normatif bir varlık vergisine ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Geç kapitalistleşen ülkelerde toplumsal sınıfların ve sınıf ilişkilerinin yeniden üretimi: Türkiye'de nakit transferlerinin çalışan sınıfların geçim koşullarına etkileri
Geç kapitalistleşen ülkelerde yaygın olan yoksulluğun azaltılması amacı doğrultusunda uygulanan, yoksullara yönelik karşılıksız nakdi ve ayni transfer politikaları (KT), Türkiye'nin de dahil olduğu pek çok ülkede 2000'li yıllar itibariyle yaygınlaşmıştır. Kalkınma çalışmaları, siyaset bilimi, sosyal politika gibi alanlarda bu politikaları ve etkilerini araştıran çalışmalar, genelleştirilebilir ve açıklayıcı bir kuramsal çerçevenin eksikliğiyle maluldür. Bu çalışma kapitalist üretim tarzının yoksulluk üreten eğilimleri ve toplumsal sınıf ilişkilerini merkeze alan tarihsel materyalist yaklaşıma dayanarak, Türkiye örneğinde, genel olarak sosyal politikaların, özellikle de KT'lerin açıklanması için bir çerçeve geliştirmeyi amaçlamaktadır. Somut tarihsel olguların analizi üzerine geliştirmeyi amaçladığı bu çerçeveyi ortaya çıkarmak için çalışma, nüfus düzeyindeki fert ve hanehalkı gelir ve yaşam koşulları istatistiklerine dayanan bir toplumsal sınıf haritası çıkarmıştır. Kapitalist üretim tarzının hakim olduğu toplumsal formasyonlar içinde genişleme eğiliminin yarattığı mülksüzleşme, proleterleşme ve ücretli emek sürecinden dışlanma süreçlerinin nüfusun sınıf kompozisyonunda yarattığı dönüşümler incelenmiştir. Toplumsal yeniden üretim süreçlerinden dışlanan yoksul nüfusu ifade eden göreli artık nüfus (GAN) kavramına dayanarak ülkedeki yoksulluğun, çalışan sınıflar içindeki ayrışmalar bağlamında farklılaşan biçimleri ortaya çıkarılmıştır. Çalışan sınıf kesimlerinin geçim koşullarının incelenen 2010-2021 yılları arasındaki dönüşümü ve yoksullaşma eğilimleri, KT'lerin ortaya çıkış ve uygulanma biçimlerini belirleyen koşullar olarak ele alınmıştır. Araştırma sonuçları, incelenen dönemde tarımsal küçük üreticilik sektörünün hızla çözüldüğünü, gelişmiş kapitalist sektörde ücretli istihdamın genişlediğini, bu süreçlerin sonunda da tarım ve tarım dışı sektörlerde düzensiz, güvencesiz, ücretiz ya da düşük ücretlerle çalışan sınıf kesimlerinin nüfusa oranının azaldığını göstermiştir. Bununla birlikte, geçinmek için ücretli emek süreçlerinde istihdam dışında yolu kalmayan mülksüzleşmiş çalışan sınıfların nüfusa oranı artmıştır. Toplumsal sınıf kompozisyonundaki bu dönüşümler, aktif işçi sınıfının büyümesi sonucu, çalışan sınıflar içinde yoksulluğu azaltmıştır. Öte yandan kapitalist ücretli emek sürecinin içermediği, sermaye birikimindeki küçülme dönemlerinde nüfusu daha da artan yoksul ve akıcı artık nüfus kesimlerinin büyümesi, geçinmeyi mümkün kılan tüm üretken faaliyetlerden dışlanan mutlak yoksulluk durumundaki hanelerin nüfusa oranını artırmıştır. Aktif işçi sınıfının genişlemesinin, ücret düzeylerinin görece düşük, istihdamın da istikrarsız olduğu sektörlerde gerçekleşmesi, bu sınıf içinde gelir düzeyi bakımından göreli yoksulluğu artırmıştır. Çalışma, KT'lerin büyük oranda GAN kesimlerini hedeflediğini, bu nedenle de bu tür sosyal politikaların nüfusun toplumsal yeniden üretiminin devlet biçiminde sağlanmasının ifadesi olduğunu ortaya koymuştur. Yoksulluğun sınıfsal görünümündeki dönüşümler sonucu çalışan sınıflar içinde KT elde eden hane oranı düşerken, aktarılan toplam transfer miktarı ve transferlerin çalışan sınıf hane gelirleri içindeki payı artmıştır. Farklı çalışan sınıf kesimlerindeki yoksul hanelerin KT yoluyla kapsanması ve transferlerin geçim koşullarına etkileri, bu kesimlerin sermaye birikimi ve ücretli emek süreçleriyle ilişkilerine bağlı olarak farklılaşmaktadır. KT'ler, yedek iş gücü ordusu işlevi gören akıcı ve durgun GAN kesimleri daha fazla kapsamakta, aktif işçi sınıfı ve tarım sektöründeki yoksul hanelerin büyük bir kısmını dışlamaktadır. Hem kapsama hem de yoksulluğu azaltma oranı açısından KT'lerin yeniden üretimi sağlama işlevinin, çalışamayacak durumda olan yoksul haneleri içeren yoksul GAN kesimi için en yüksek düzeyde olduğu ortaya çıkmıştır. KT'lerin yoksulluğu azaltma etkisinin ise, farklı çalışan sınıf kesimleri açısından farklı oranlarda gerçekleşmekle birlikte oldukça düşük olduğu da araştırma sonuçları arasındadır. Araştırmanın ulaştığı bu sonuçlar, KT'lerin ve genel olarak sosyal politikaların, kapitalist sınıf ilişkilerinin aldığı devlet biçiminin unsurları olduğu önermesini desteklemektedir. KT'ler, mülksüzleştirilen, kapitalist emek süreçlerinden dışlanan ve bu nedenle kapitalist üretim ilişkilerinin meta biçimleri içinde kendilerini yeniden üretemeyen çalışan sınıf kesimlerinin yeniden üretiminin kapitalist devlet biçiminde gerçekleşmesidir. Toplumsal sınıfların geçimlerini sağlamalarının ifadesi olan yeniden üretim, sadece bu sınıfların yaşamlarının ve emek güçlerinin değil, kapitalist sınıf farklılaşmalarının ve sınıf ilişkilerinin de yeniden üretimidir. KT'lerin çalışan sınıf kesimleri arasındaki seçicilikleri ve bu sınıfların geçim koşullarına etkileri, bu bakış açısıyla anlam kazanmaktadır. Yoksulluk, farklı fakat belirli biçimlerde kapitalist üretim ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir durum olduğu için, bu ilişkilerin devlet biçimi olan KT'lerin yoksulluğu ortadan kaldırması ya da azaltması mümkün değildir. Sosyal politikalar da dahil olmak üzere, kapitalist devlet unsurlarının bilimsel açıklamaları, bunların görünme ve algılanma biçimlerini açıklayıcı değişkenler olarak ele alamaz. Bu biçimlerin ve algıların kendilerini açıklama nesnesi haline getirmek gerekir. Devletin görüngü düzeyindeki biçim ve işlevleri, ancak onları doğuran altta yatan toplumsal sınıf ilişkilerinin ortaya çıkarılması yoluyla açıklanabilir. Bu bağlamda, KT'leri doğru bir şekilde açıklayabilmenin tek yolu, onları yoksulluğu azaltmaya yönelik görünürdeki amaç ya da işlevlerinden soyutlamak ve kapitalist sınıf ilişkilerinin aldığı devlet biçimleri olarak ele almaktır. Sonuçta yoksulluk, onu çalışan sınıflarının yeniden üretim koşullarını tahrip ederek üreten sermaye birikiminin zorunlu çelişkilerinin bir sonucudur. Sosyal politikalar ise, insanın varlığının üretimi ve yeniden üretimi üzerinde sermaye ve çalışan sınıflar arasındaki sınıf mücadelesinin bir biçimidir.
An analysis of wage, earnings and income inequality in Turkey
ABSTRACT AN ANALYSIS OF WAGE, EARNINGS AND INCOME INEQUALITY IN TURKEY ARSLAN, Emre Bilal M.Sc., Department of Economics Supervisor: Assist. Prof. Ozan Ekşi February 2014 The goal of this thesis is to analyze wage, income, and earnings inequalities in Turkey by using the data from Household Budget Surveys that have been available yearly since 2002. A thorough documentation of earnings and hourly wage inequalities is provided for different education and experience groups. The study then documents income inequality in Turkey. Both household and individual income data are used. The importance of household data arises from the fact that the members of a household use the same income sources, and social planners recognize this fact in calculating the well-being of their citizens. Therefore, the difference between household and individual income distributions is important to show the within-country income sharing dynamics in Turkey. Next, a decomposition of yearly incomes to earnings and non-earnings income sources is provided, together with figures showing the distribution of these income sources across households. The second part of the thesis explains the changes in income inequality in Turkey through panel regressions by using the cohort inequality indices. Briefly, this thesis aims to make a significant contribution to the literature and to create an important source of information. The most remarkable results are: the annual earning inequality differs from hourly wage inequality in Turkey. The 2001 crisis had a significant effect on inequality especially during the period of 2002-2004. Earnings are the most important source of individual income and the distribution of earnings and non-earnings does not change significantly over the years. With regard to the results obtained through panel regressions, the most influential variable that changes inequality between 2002 and 2011 is the ratio of credit to the private sector by deposit money banks and other financial institutions to GDP. This variable is used as a financial depth indicator and has an increasing effect on inequality. JEL Codes: D31 Keywords: Wage Inequality, Earnings Inequality, Income Inequality
The effects of relative deprivation on smoking status
This research study examines the association between relative deprivation and smoking habits. Dividing individuals into different reference groups, this study measures relative deprivation in terms of different levels of income and education inequality within those reference groups. The reference groups are based on gender, region, age group and the combinations of the three. Data for this research study are taken from the 'Health Research Survey' conducted by the Turkish Statistical Institute (TurkStat) in 2012. The sample consists of people aged between 25 and 64. Separate logistic regressions are used to undermine the relationship between the smoking status of individuals and the two relative deprivation variables. The regressions control for marital status and job status of individuals. Results of this research study show that the probability of smoking increases with rising income relative deprivation and education relative deprivation. Among men, the probability of smoking increases with relative deprivation; among women, on the other hand, the probability of smoking decreases with relative deprivation. Another result is that in urban areas the probability of smoking is higher for relatively deprived individuals, whereas in rural areas smoking probability and relative deprivation are not significantly related. In addition, in urban areas the probability of smoking is higher in individuals with high relative education-deprivation, although in rural areas the probability of smoking is higher in individuals with low relative education-deprivation. Key Words: Smoking, income inequality, education inequality, relative deprivation
Maliye politikasının gelir dağılımına etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir araştırma
Gelir dağılımında adaletin sağlanması tarih boyunca tüm dünyanın en önemli sorunlarından biri olmuştur. Gelir dağılımının sadece ekonomik gösterge olmaması aynı zamanda sosyal barışın ve toplumsal refahın temel taşı olması gelir dağılımını oldukça önemli hale getirmektedir. Vergiler ve kamu harcamaları gelir dağılımının iyileştirilmesinde oldukça etkili maliye politikası araçlarıdır. Bu çalışmada vergiler ve kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkileri incelenmektedir. OECD üyesi 24 ülkenin 2004-2017 dönemi verileri kullanılarak, gelir dağılımı adaletsizliği ile vergiler ve kamu harcamaları arasındaki ilişki panel veri analiz yöntemleri aracılığıyla araştırılmıştır. Panel regresyon modelinde, Gini endeksi bağımlı değişken; dolaylı vergiler, kamu harcamaları, gelir vergisi, kurumlar vergisi, servet vergileri ile birlikte çeşitli makro iktisadi değişkenler bağımsız değişken olarak kullanılmıştır. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre; gelir vergisi, servet vergileri, kamu harcamaları ve büyüme değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuca varılamamış, dolaylı vergilerin ise gelir dağılımı üzerinde bozucu etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, enflasyon, işsizlik ve nüfus artış hızındaki artışın gelir dağılımını bozucu etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gelir Dağılımı, Maliye Politikası, Panel Veri Analizi, Gini Endeksi, OECD Ülkeleri
The role of absorptive capacity on the effects of foreign direct investment on income inequality and productivity
This dissertation investigates the impacts of foreign direct investment (FDI) inflows on income inequality and productivity growth, emphasizing the role of absorptive capacity. While traditional theories posit that FDI yields favorable outcomes in developing economies by mitigating inequality and enhancing productivity, empirical evidence regarding these relationships is inconclusive. Such disparities may stem from varying responses of income inequality or productivity growth to FDI inflows, attributable to unique characteristics such as absorptive capacity of recipient nations. In order to scrutinize the distributional heterogeneity in FDI-inequality and FDI-productivity associations, this study employs a distinctive empirical approach by utilizing a finite mixture model (FMM) as an unsupervised model-based clustering technique. Then, the study investigates the role of absorptive capacity as a conditioning factor on the heterogeneous effects of FDI on inequality and productivity growth. For this purpose, a country-wise absorptive capacity index is constructed using panel data from 26 developing countries. The first chapter, focusing on FDI-inequality, reveals divergent effects of FDI across three clusters. Meanwhile, the second chapter, centered on FDI-productivity, identifies disparate effects across two clusters. Specifically, our findings indicate that FDI contributes to income inequality improvement in one cluster, exhibits no significant impact in another, and exacerbates it in the third cluster. Moreover, nations with high absorptive capacity, particularly in terms of quality human capital, are better positioned to alleviate the adverse effects of FDI on income distribution. Regarding the productivity impact of FDI, our results indicate a negative effect on productivity growth in one cluster, but a positive effect in the other. Furthermore, countries with high absorptive capacity, characterized by quality human capital, robust institutions, and advanced financial and infrastructural development, are more likely to experience positive FDI effects on productivity growth.
Türkiye'de asgari geçim indirimi uygulaması ve gelirin yeniden dağılımı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışma, ücret kazancı elde edenler için Türk Vergi Sisteminde yapılan değişikliklerin gelir dağılımı ve vergi adaleti üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Çalışmada, vergileme teorileri, ödeme gücü yaklaşımı ve asgari geçim indirimi kavramları teorik olarak açıklanmış ve Türkiye'deki uygulama örnekleri incelenmiştir. Çalışmada, 2008-2015 yılları arasındaki dönem TÜİK verileri ile değerlendirilmiştir. Türkiye'deki asgari geçim indirimi uygulamasının vergileme tarihini, uluslararası karşılaştırmalarını ve gelir dağılımı ve vergi adaleti üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Çalışmada, Gini katsayısı ve fark analizi yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada, asgari geçim indiriminin vergi adaletini sağlamadaki rolü ve zorlukları tartışılmıştır. Sonuç olarak TÜİK GYK araştırması kapsamında hane bazında bağlı bulunan aile durumları detaylıca çalışma kapsamında değerlendirilerek ücret kazancı elde edenler için hesapladığımız AGİ neticesinde gelir dağılımında 2008 ve 2015 yıllarında gözle görülür bir iyileşme olduğu saptanmış, uygulamanın bu iyileştirmedeki etkisini artıracak öneriler sunulmuştur.
Female inclusion and economic development: A case of Cameroon
The current thesis aims to investigate the status of the economic development in Cameroon and female inclusion problems. We use National Institute of Statistic of Cameroon to describe the situation and determine problematic areas. Our investigation particularly aims to uncover the level of women inclusion in Cameroon while putting a special focus on education. The study makes use of annual data on Gross Domestic Product (GDP) and assets of household survey between two time periods of 2007-2011 and 2012-2016 and the different education statistical data available on UNESCO and World Development Indicator of 2016. The paper finds that due to a global amelioration in female inclusion effort Cameroon also benefitted from such change. This positive change can be detected from the concentration curve on employment. Unfortunately, the concentration curve has been sharper over the years, which can be interpreted as increased efficiency without equity. So, it can be concluded that growth in Cameroon has not been as inclusive because as growth advanced equity did not. Hence, despite positive developments, women inclusion still faces many problems in Cameroon which can be confirmed by their very low representation in important function of the country. In addition, the number of girls having a chance for proper education is low in Cameroon. Further we move forward in education, we observe that lesser percentages of females presented in each category of education: pre-primary, primary and secondary. In order to deal with this state of affairs Cameroon must focus on encouraging females and create policies to facilitate their insertion. Since female inclusion plays an important role in the workforce and make the economic growth sustainable and durable, such policies are required. For the inclusiveness, the government should be more concerned on formulating policies that will award the betterment of growth equally and reduce inequality. The government should put a system that will guaranty universal primary and secondary education, affordable vocational training, and easy access to higher education for both sexes; and also, promote education base on gender equality and women's rights. The state has to consider female needs in their planning and budgeting. Cameroon has to adopt policies encouraging opportunity for everyone without considering background of the attendees. Government should promote policies that encourage entrepreneurship and job creation to offer decent work for all women, as well as men. Government should promote social protection and gender-sensitive economic policies.
Küresel kapitalist sistemin insan ve doğa tahribatı: Eşitsizlik ve çevre felaketi üzerine bir değerlendirme
Bu çalışmanın amacı, günümüz dünyasına hakim olan kapitalist sistem ve sonuçlarından yola çıkarak güncel durum hakkında küresel bir analiz yapmak, sistemin getirdiği düzen sonucu Doğu-Batı olarak iki kutup haline dönüşen dünyada yaşayan insanların arasındaki eşitsizliği sayısal verilerle desteklemek, hakim sömürü düzeninin yarattığı doğa tahribatlarına dikkat çekmek ve bu verileri ilgili kuramlarla bağdaştırarak insanlığın, toplumların ve doğanın günümüz halini görmek ve sonrasını değerlendirmektir. Çalışmada insanlar ve toplumlar arası eşitsizlikler incelenirken toplumdaki sınıfların arasındaki adaletsiz gelir dağılımından yola çıkılmış, ilgili konuyu desteklemek için toplumsal tabakalaşma kuramlarından faydalanılmıştır. Sonrasında ülkeler gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmemiş olarak sınıflandırılmıştır ve gelir dağılımları, nüfusları, ülkede yaşayan insanların gelir eşitsizliğini veren Gini katsayısı gibi sayısal veriler değerlendirilerek bir tablo çizilmesi hedeflenmiştir ve ülkelerin kaynaklarını eğitim, sağlık, savunma, temiz su, besin gibi alanlarda nasıl kullandığına bakılmıştır. Ortaya çıkan eşitsizliğin derin uçurumu veriler ile çizildikten sonra ise kapitalist düzenin devamı ile ilgili çıkarımlar bu konuda çalışmış kuramcıların fikirleriyle desteklenerek ortaya konulmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak dünyada bir tarafın mutlak sömürü düzeniyle gelebileceği son noktaya gelindiği fikrine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gelir eşitsizliği, kapitalizm, doğa tahribatı, küreselleşme
Finance-inequality nexus in emerging countries
This study intends to empirically test the relationship between financial development and income inequality in advanced emerging and secondary emerging countries. To study the impact of financial development on income inequality, we cover five bankbased and market-based dimensions of financial development. These are access, depth, efficiency, stability, and liberalization. We use a panel of 20 countries for the time period between 2000-2017 and estimate the empirical model by employing dynamic panel data method of Generalized Method of Moments (GMM). Our findings suggest that only one dimension of bank-based financial development namely depth is significant in reducing income inequality. In case of stock market-based financial development three dimensions namely depth, efficiency, and stability are important to alleviate income inequality. We also find strong support for income inequality reducing impact of financial liberalization. We conclude that, in our sample of emerging countries, stock market-based financial development plays a more significant and effective role in abridging income inequality than the bank-based financial development. Keywords: Banking System Development, Emerging Countries, Generalised Method of Moments, Income Inequality, Stock Market Development
The impact of interest on income inequality: An empirical investigation
In this study, the effect of interest on income inequality is measured through the effect of real interest rate and the interest payments of the government on Gini index and income shares of income decile groups. By using a sample which includes the data of 26 countries between 1998-2014, we concluded that increases in both real interest rates and interest payments increases income inequality by increasing Gini coefficient and transferring a proportional income from the bottom and middle income groups — generally from bottom 60% — to the top decile and thus reducing social welfare, as this study reveals the exploitative nature of interest on the poor.
Kamu borçlarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi: Avrupa Birliği geçiş ekonomileri örneği
Günümüz modern sosyal devlet ilkesini benimseyen devletlerin ekonomik alandaki görev ve fonksiyonlarının artması nedeniyle doğal olarak daha fazla kamu harcamaları yapmaları kaçınılmaz olmuştur. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler, artan kamu harcamalarının finansmanı için vergi gelirlerinin yetersiz kalması nedeniyle vergi gelirlerine alternatif bir kaynak olarak borçlanmaya başvurabilmektedirler. Vergilerden farklı olarak devlet borçlarının vade bitiminde anapara ve faizi ile birlikte geri ödemelerinin yapılması ve özellikle yüksek faiz ve birtakım vergisel avantajlar nedeniyle gelir dağılımında eşitsizliğin, diğer bir ifadeyle adaletsizliğin artmasına yol açabilmektedir. Kamu borçlanmasının gelir dağılımı üzerindeki doğrudan etkileri (olumlu ve olumsuz) ile diğer birtakım ekonomik faktörler üzerinden gerçekleşen dolaylı etkileri borcun kaynağı, vadesi, faiz oranı, kullanım şekli ve miktarı gibi faktörlere bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışmada, panel veri analizi yöntemi kullanılarak 2007-2017 döneminde 10 Avrupa Birliği geçiş ekonomisi ülkesinde kamu borçları ile ekonomik büyümenin gelir dağılımı üzerindeki etkisi analiz edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, bağımlı değişken gelir dağılımı (temsilen Gini katsayısı) ile bağımsız değişken kamu borçları arasında pozitif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle kamu borçlarının gelir dağılımı eşitsizliğini arttırdığı tespit edilmiştir. Diğer yandan kontrol değişken ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında negatif bir ilişki tespit edilmiş, diğer bir ifadeyle ekonomik büyümenin gelir dağılımında eşitsizliği azalttığı tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan nedensellik testi sonucuna göre, borçlanma ile gelir dağılımı ve borçlanma ile büyüme arasında anlamlı ve çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiş, ekonomik büyüme ile gelir dağılımı arasında ise herhangi bir nedensellik ilişkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kamu Borçları, Ekonomik Büyüme, Gelir Dağılımı, Panel Veri Analizi
Türkiye'de sosyal koruma harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi
Ekonomi biliminin en önemli amaçlarından biri de gelir dağılımında eşitliği sağlamaktır. Endüstri devriminden günümüze kadar zengin ile yoksul arasındaki gelir dağılımı gün geçtikçe daha fazla açılmaktadır. Toplumlar her ne kadar mükemmel görünmeye çalışsada mutlak eşitliğin geçmişte olduğu gibi gelecektede olması mümkün değildir. Gelir eşitsizlikleri geçmiş dönemlerde az gelişmiş ülkelerin sorunu olarak görülürken günümüzde tüm ülkeleri ilgilendiren bir sorun haline gelmiştir. Bir ülkenin ekonomi büyüme sağlaması, kalkınması için yeterli bir seviye değildir. Büyüme ile birlikte gelirin hanehalkları arasında adil bir şekilde paylaşılmasıda önemlidir. Bu paylaşımın çözülmesi veya giderilmesi sosyal harcamalar yolu ile olmaktadır. Sosyal harcamalar, bir toplumda düşük gelirli grupların belli bir refah seviyesine ulaşabilmeleri için yapılan yardımları içeren bir ekonomi politikasıdır. Ülkelerin sosyal devlet göstergelerinde eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamalarına bakılarak değerlendirmek önemlidir. Eğitim, sağlık ve sosyal koruma harcamaları toplumun bu günü ve gelecek için çok önemli sayılmakta ve fonksiyonel sınıflama niteliğine göre de bu harcama unsurları, sosyal devlet olmanın esas zorunlulukları olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de sosyal koruma harcamaları ve gelir dağılımı ilişkisini tablo, veri ve şekiller yardımıyla değerlendirilmeler yapılmıştır. Türkiye'de sosyal harcamalarda bir artış olmuştur. Sosyal harcamaların artması gelir eşitsizliğinin olumsuz etkilerini azalmasını sağlamaktadır. Ancak sosyal koruma giderlerinin GSYİH içindeki payında önemli bir artma gerçekleşmemiştir
The relationship between income inequality and environmental degradation: A study on the European Union countries
The relationship between income levels and environmental indicators has been studied in the literature by various scholars. However, lesser attention has been paid to the relationship between income inequality and environmental degradation. This thesis aims to identify the relationship between income inequality and environmental degradation using the data between 2005 and 2018 for EU member countries. Panel data analysis has been applied for 28 countries to analyze the relationship. Alternative income inequality indicators such as Gini coefficient, income share of the top 10%, S80/S20 ratio, income share of the bottom 40%, and the Palma ratio have been used for the income inequality as key independent variables along with the other independent variables. The dependent variables of this thesis that have been used mainly for the different base models are greenhouse gas emissions per capita and ecological footprint per capita. This thesis focused on determining whether there is a robust relationship between income inequality and environmental degradation while examining the relationship between. As a result of Driscoll&Kraay's robust error estimator, a negative relationship between income inequality and environmental degradation has been found. Accordingly, for the greenhouse gas emissions and ecological footprint, there was a negative relationship between the Gini coefficient, Palma ratio, and income share of the top 10%, while a positive relationship was observed for the bottom 40%. Although, S80/S20 ratio was insignificant for greenhouse gas emission, there was a negative relationship between ecological footprint. Additionally, real GDP per capita positively affected both indicators, while urbanization and human capital negatively. A positive relationship between the manufacturing ratio, final energy consumption, and energy intensity has been shown with the greenhouse gas emissions. Only energ intensity positively affected the ecological footprint per capita apart from manufacturing ratio and final energy consumption.
Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde enflasyonun gelir dağılımı üzerine etkisi: 1990-2017
Literatürde gelir dağılımı adaletsizliklerini doğrudan ve açık bir şekilde etkileyen pek çok faktörün olduğu diğer araştırmacıların yaptığı nicel çalışmalarla da ortaya koyulmaktadır. Fakat çalışmanın temel konusu olan enflasyonun gelir dağılımı adaletsizliği üzerindeki etkisi tartışmalı bir konu olagelmiştir. Bu nedenle bu çalışmada enflasyonun gelir dağılımı üzerine olan etkisi modele 24 gelişmiş yani üst gelir grubunda yer alan ülke ve 19 gelişmekte olan yani üst-orta ve alt-orta gelir grubunda yer alan ülke dahil edilerek analiz edilmeye çalışılmıştır. Ülkelerin çeşitli değişkenlerine ait verileri 1990 ile 2017 yılları arasındaki verilerini kapsamaktadır. Modele dahil edilen gelişmiş ülkeler arasında ABD, Almanya, Avustralya, Avusturya, Belçika, Birleşik Krallık, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, İsrail, İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Panama, Şile, Uruguay ve Yunanistan yer almaktadır. Modele dahil edilen gelişmekte olan ülkeler arasında ise Belarus, Bolivya, Brezilya, Dominik, Ekvador, Endonezya, Güney Afrika, Hindistan, Honduras, Kolombiya, Kosta Rika, Malezya, Meksika, Paraguay, Peru, Rusya, Tayland, Türkiye ve Ukrayna yer almaktadır. Bunlar içerisinde Bolivya, Hindistan, Honduras ve Ukrayna, Dünya Bankası sıralamalarında alt-orta gelir grubunda yer alırken, diğerleri üst-orta gelir grubunda yer almaktadır. Sonuç olarak çalışmada kullanılan panel zaman serisi analizi 24 üst gelirli ülke, 19 üst-orta ve alt-orta gelirli ülke ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucuna göre gelişmiş ülke grubunda temel değişkenimiz olan enflasyonun, ayrıca kişi başı GSYH'nın, ticari açıklığın ve nihai kamu harcamalarının %95 güven aralığında anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelişmekte olan ülke grubunda ise yine temel değişken olan enflasyon oranı, ayrıca kişi başı GSYH ve nihai kamu harcamalarının anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gelişmiş ülkelerde enflasyon oranındaki %1'lik bir artış, Gini katsayısını 0.00028 azaltmaktadır. Yani gelişmiş ülkelerde enflasyon artışı gelir eşitsizliği problemini azaltarak, olumlu bir katkı yapmaktadır. Fakat gelişmekte olan ülkelerde enflasyon oranlarındaki %1'lik bir artış Gini katsayısını 0.0000076 arttırmaktadır. Yani gelişmiş ülkelerin aksine enflasyon gelir dağılımı üzerinde bozucu bir etki yapmaktadır. Literatürde iki durumu da destekleyen çalışmalar bulunmaktadır. Gelişmiş ülkeler grubunda kişi başı GSYH'daki %1 lik bir artış, Gini katsayısını 0.0000012 azaltmaktadır. Yani kişi başı gelir arttıkça gelişmiş ülkelerde gelir dağılımı adaletsizlikleri azalmaktadır. Olumlu bir katkı yapmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise kişi başı GSYH'daki %1'lik bir artış Gini katsayısını 0.0000044 azaltmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde de kişi başı gelir arttıkça gelir dağılımı adaletsizlikleri azalmaktadır. Orada da kişi başı gelir artışının olumlu etkisi bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde nihai kamu harcamalarındaki %1'lik bir artış Gini Katsayısını 0.05 arttırmaktadır. Yani gelir dağılımı adaletini olumsuz yönde etkilemektedir. Gelişmekte olan ülkelerde nihai kamu harcamalarındaki %1'lik bir artış Gini Katsayısını 0.020 arttırmaktadır. Her iki ülke grubunda da nihai kamu harcamalarının gelir dağılımı üzerinde olumsuz bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Son olarak gelişmiş ülke grubunda ticari açıklıktaki %1'lik bir artış Gini katsayısını 0.00040 arttırmaktadır. Yani gelir dağılımı üzerinde olumsuz bir etki yarattığı tespit edilmiştir. Gelişmekte olan ülke grubunda ise bu değişken gelir dağılımı eşitsizliği üzerinde anlamsız bulunmuştur.
İşgücü piyasasında toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve gelir dağılımı
Piyasa ekonomisi içinde yaratılan gelirin, üretime katılan faktörler ya da bireyler arasında nasıl bölüşüleceği, bu bölüşümün iktisadi sistem üzerindeki etkileri ve adaletli olup olmadığı iktisat disiplini boyunca tartışılan bir konu olmuştur. Bu tartışmalar içinde analiz birimin üretim faktörleri mülkiyetine dayalı toplumsal sınıflardan bireye doğru kayması, işgücü piyasası içindeki dinamiklerin tartışılması için daha geniş bir zemin yaratmıştır. Böylece işgücü piyasasında cinsiyete dayalı bir ayrımcılığın etkileri daha görünür hale gelmiştir. Ancak bu görünürlük hâkim iktisadi yaklaşımın ayrımcılık tanımının izin verdiği ölçüde gerçekleşmiştir. Hâkim iktisadın dar ve soyutlayıcı yaklaşımı karşısında feminist yaklaşım, toplumsal cinsiyet çözümlemesini ortaya koyarak ayrımcılığın doğası ve niteliği hakkında daha bütüncül ve kapsamlı bir bakış açısı sunmuştur. Feminist yaklaşımın çıkış noktasını oluşturduğu bu çalışmada, kadınların işgücü piyasasındaki dezavantajlı konumu ve işgücü piyasasında kadınlara yönelik ayrımcılık, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık /eşitsizlik olarak okunmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, işgücü piyasasında toplumsal cinsiyet eşitsizliğin bireysel gelir dağılımına etkisi ücret-maaş eşitsizliği üzerinden araştırılmaktadır. Bu amaçla kantil regresyona dayalı ayrıştırma Machado-Mata yönteminden yararlanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre Türkiye işgücü piyasasında tam zamanlı çalışanlar arasında, kadınlar ücret-maaş dağılımı boyunca erkeklerden daha düşük gelir etmekte ve bunun önemli bir bölümü cinsiyete dayalı ayrımcılıktan kaynaklanmaktadır. Kadın -erkek arasındaki en güçlü eşitsizlik dağılımın alt bölgelerinde yani nispeten daha düşük gelirli işgücü arasında ortaya çıkmıştır. Bu durum tam zamanlı çalışan kadın ve erkek arasında kadınlar aleyhine bir yapışkan zemin etkisini işaret etmektedir. İşgücü piyasasında cinsiyete dayalı ayrımcılığın etkilerini araştıran ayrıştırma yöntemleri önemli bulgular sunmakla birlikte hâkim iktisadi yaklaşımın etkisi, bu bulguların alanını oldukça daraltmaktadır. Bu analizlerde toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümün yarattığı eşitsizlikler analiz dışına itilmekte, bir diğer ifade ile "mesele" edilmemektedir. Bununla birlikte toplumsal cinsiyete dair bu bakış açısı iktisat disiplini içinde genel bir eğilim niteliğindedir. Bu bağlamda çalışmada, uygulanan ampirik modele dair bulgular ve bu analizlerin kavramsal sınırlarını belirleyen kuramsal yaklaşıma ait toplumsal cinsiyetçi bakış açısının sorgulanması bir arada sunulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Gelir Dağılımı, İşgücü piyasası, Ayrımcılık Teorileri, Quantile Regresyon , Ayrıştırma Yöntemler
Gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme ilişkisi: Ampirik bir inceleme
Süregelen teorik ve ampirik çalışmaların sayısının artmasının ve kapsamının genişlemesinin yaratmış olduğu merak, çalışmaya başlangıcın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışma, diğer çalışmalardan farklı olarak eşitsizlik-büyüme ilişkisinin karşılıklı bir değerlendirmesini yapmak yerine gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme yaratıp yaratmayacağını ilk iki bölümde kavramsal, teorik ve ampirik çerçeve çizilerek, üç bölümde değerlendirmektedir. Bunun için Hansen (1999) eşik değer analizinden faydalanılmıştır. 1996-2016 dönemi için, yıllık ve beş yıllık ortalama veriler ile dengeli bir panel oluşturulmuştur. Çalışmada analize konu olan 60 adet ülke bulunmaktadır. Bu ülkeler önce yıllık veriler ile tek bir panelde incelenmiştir. Dünya Bankası gelir sınıflandırmasına göre ayrıştırılan ülkeler, yıllık veriler ile dört farklı panelde tekrar incelenmiştir. Tüm ülkeleri içeren bir panelde, beş yıllık ortalama veriler ile incelenen ülkeler, vergi ve transferlerin etkinliğini ölçmek amacıyla yıllık ve beş yıllık ortalama veriler ile beş panelde daha incelenmiştir. Eşitsizlik göstergesi olan Gini katsayısı, eşik değişken ve rejime bağlı değişken olarak tanımlanmıştır. Gini katsayısı ile ilişkili olarak iki farklı eşitsizlik değişkenine ve bunlardan elde edilen vergi ve transferlerin etkinliği değişkenine eşik konulmuştur. Bağımlı değişken olarak kişi başına gayri safi yurt içi hâsıla yıllık artış oranı tanımlanmıştır ve modele kontrol değişkenler de eklenmiştir. Tahmin bulgularına ilişkin tablolar, bulguların teorik ve ampirik yaklaşımlar ile ilişkisine dair değerlendirmeler ve politika önerileri üçüncü bölümde yer almaktadır. Gelir eşitsizliğinin ekonomik büyüme üzerine eşik değer etkisi, ayrı panellerde anlamlı ve anlamsız sonuçlara ulaşılması bakımından farklılaşmaktadır ve bu sonuçlar kapsamında politika önerileri ortaya konulmaktadır.
Fonksiyonel gelir dağılımı ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin ücret çekişli büyüme yaklaşımı ile analizi
Türkiye ekonomisinde fonksiyonel gelir dağılımı ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki özellikle son yıllarda giderek artan biçimde tartışılmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de fonksiyonel gelir dağılımı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi ücret çekişli büyüme yaklaşımına dayalı olarak tasarruflar dolanımıyla incelemektir. Çalışmada Türkiye'de fonksiyonel gelir dağılımı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesinde güncel ekonometrik yöntem kullanılmaktadır. Türkiye'de hane halklarına ait veriler ile uzun dönem etkilerin incelenmesinde ARDL Sınır Testi ile tahmin gerçekleştirilmektedir. Bu kapsamda ARDL yönteminin özelliği olarak modelde yer alan değişkenler arasında eşbütünleşme olup olmadığı tahmin edilmektedir. Böylece tasarruflar dolanımıyla fonksiyonel gelir dağılımı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki tahmin edilebilmektedir. Çalışmanın uzun dönem analizinde kısıtlı veri seti ile analiz yapabilmesi özelliğinden dolayı ARDL modeli tahmin yöntemi kullanılmaktadır. Bu model ile işgücü ve girişimci tasarruflarının ekonomik büyümeyi temsilen gayri safi sabit sermaye oranı ile arasındaki uzun dönem ilişkisi incelenmektedir. Çalışmada elde edilen bulgular uzun dönemde işgücü tasarruflarının Türkiye ekonomisinde sermaye birikimi üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra girişimci kesimin tasarrufları ise sermaye birikimi negatif yönde etkilemektedir.
Avrupa Birliği 15 ülkeleri ve Türkiye için emeğin gelir payının incelenmesi
Dünya genelinde emeğin gelir payı 1980 yılından beri bir azalma eğilimi içerisindedir ve bu azalışın nedenleri üzerinde ise hala bir fikir birliği sağlanamamıştır. Bu azalışın nedenleri üzerine çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Fakat, bildiğimiz kadarıyla, yapılan çalışmalarda Avrupa Birliği gibi entegrasyonun yüksek olduğu ülkeler için mekânsal etkileşimlerin göz ardı edildiği görülmektedir. Ayrıca, Türkiye için de makro dinamiklerin emek gelir payı üzerinde etkisinin incelenmediği görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı da, AB-15 ülkelerinde ülke ve bölge düzeyinde mekânsal etkileşimin emek gelir payı üzerindeki etkisini incelemek ve Türkiye'nin emek gelir payının makro dinamikleri araştırmaktır. Çalışma sonucunda edilen bulgulara göre, emeğin gelir payı AB-15 ülkeleri ve Türkiye'de zaman içerisinde azalma eğilimindedir. AB-15 ülkelerinde küreselleşme ve entegrasyon sürecinin emek gelir payı üzerindeki etkisi negatiftir. Ayrıca, AB-15 ülkelerinde mekânsal etkileşimin emeğin gelir payı üzerindeki etkisi negatif olup, Tek Piyasa Programı ile bu negatif etkide artış gözlenmiştir. Ayrıca, toplam faktör verimliliği, sermaye çıktı oranı ve dışa açıklığın emek gelir payı üzerindeki etkisi de negatiftir. Bununla birlikte, AB-15 ülkelerinde bölgesel düzeyde, tarım ve sanayi sektör paylarının emek gelir payı üzerindeki etkisi negatifken, hizmet sektörünün payının etkisi pozitiftir. Sanayi ve hizmet sektöründe ülkeler arası etkileşim negatifken, tarım sektöründe pozitiftir. Ayrıca Türkiye'de ekonomik büyümenin ve enflasyonun emek gelir payı üzerindeki etkisinin negatif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Küreselleşme, politik istikrarsızlık ve gelir eşitsizliği: Türkiye örneği
Küreselleşme günümüzde sıklıkla kullanılan bir kavramdır. 1980'li yıllardan itibaren küreselleşme gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik yönlerden etkilemiştir. Politik istikrarsızlık, siyasi yapıdaki istikrarsızlık ile birlikte değişen yapısal koşullar olarak tanımlanabilir. Politik istikrarsızlığın ekonomik büyüme, fiyat düzeyi, gelir dağılımı, dış denge ve istihdam ile etkileşimi bulunur. Gelir dağılımı ise bir ülkede üretilen ürünlerin belli bir zaman diliminde o ülkenin bireyleri arasında nasıl dağıldığını gösterir. Bu üç kavram aslında sürekli kendi aralarında etkileşim içerisindedir. Bu çalışmanın temel amacı küreselleşme, gelir dağılımı ve politik istikrarsızlık arasındaki bağlantıyı hem kavramsal hem de ampirik olarak incelemektir. Bu amaçla Türkiye için 2002-2021 döneminde küreselleşme, gelir dağılımı ve politik istikrarsızlık ilişkileri VAR modeli çerçevesinde ortaya konulmuştur. Çalışmanın bulgularına bakıldığında Türkiye'de 2002-2021 döneminde diğer kontrol değişkenlerinin (dışa açıklık ve enflasyon) etkileri kontrol edildikten sonra gelir eşitsizliğinde en etkili değişkenin politik istikrarsızlık olduğu görülmüştür. Dolayısıyla, Türkiye ekonomisi için politik istikrar ve gelir dağılımında eşitliğin birbirine bağlı olduğu söylenebilir. Diğer değişkenler açısından bakıldığında küreselleşme veya dışa açıklık oranı ve enflasyon arttıkça gelir eşitsizliğinin azalacağı bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Politik İstikrarsızlık, Gelir Eşitsizliği, VAR Analizi, Türkiy
Two essays on informality
The first part of this study intends to give a detailed account on the recent literature of economics of informality. In particular, we focus on effects and determinants of informality as well as measurement of informal activity. We present both theoretical and empirical papers that employ a variety of methods to study informality. In the second part of the paper we ask whether informal economy acts as a barrier to growth of GDP per-capita. This has been a contentious subject in the literature. Cross-country panel regressions for the period between 1960 and 2012 including 160 countries provide evidence for a robust negative relationship between size of informal economy and relative per capita income. Building on this evidence we simulate a simple two-sector (formal and informal) dynamic general equilibrium model and show that under the presence of an informal sector a larger fraction of the observed per capita income differences across countries can be accounted for.
OECD ülkelerinde kentleşme ve gelir eşitsizliği
Ülkelerin temel problemlerinden biri olan gelir eşitsizliğini etkileyen faktörlerin tespiti, uygulanacak politikaların belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Gelir eşitsizliği üzerinde etkili olan çok sayıda faktör ilgili literatürde ampirik olarak ele alınmıştır. Bu faktörlerden biri de kentleşmedir. Dünya nüfusunun yarısından fazlasının kentlerde yaşadığı dikkate alındığında, kentleşmenin gelir eşitsizliği üzerindeki olası etkilerini incelemek önem arz etmektedir. Bu bağlamda çalışmanın temel amacı OECD ülkelerinde 2003-2019 döneminde kentleşme ve gelir eşitsizliği arasındaki ilişkinin panel regresyon yöntemi ile incelenmesidir. Sabit etkili Driscoll Kraay tahmincisinden elde edilen bulgular, kentleşme ile gelir eşitsizliği arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Yoksulluk, gelir eşitsizliği ve ekonomik büyüme: OECD ülkeleri üzerine bir inceleme
Gelir eşitsizliği ve yoksulluk ülkelerin temel problemleri arasında yer almaktadır. Her ülkenin temel makroekonomik hedeflerinin başında ekonomik büyümenin olduğu dikkate alındığında,gelir eşitsizliği ve yoksulluğun ekonomik büyümeyi nasıl etkilediğinin tespit edilmesi uygulanacak politikaların belirlenmesinde önemli bir husustur. Bu bağlamda çalışmanın amacı, OECD ülkelerinde gelir eşitsizliği, yoksulluk ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin 2004-2019 dönemini içeren verilerle Sabit etkili Driscoll-Kraay tahmincisi ile incelenmesidir. Elde edilen ampirik bulgular, gelir eşitsizliği ve yoksulluğun ekonomik büyüme üzerinde negatif bir etkisi olduğunu göstermektedir.
Birincil bölüşüme devlet müdahalesi
Bu çalışmanın amacı devletin birincil bölüşümdeki rolü ve müdahale araçlarını tartışmak ve devletin iktisadi bölüşümdeki rolünün yeniden bölüşüm olarak sınırlandırılmasını sorgulamaktır; zira bu tür bir sınırlama, devletin ilk elden piyasaların kurucusu ve düzenleyicisi olarak birincil bölüşüm alanında yaptığı müdahaleyi göz ardı etmek anlamına gelmektedir. Bu amaç çerçevesinde öncelikle farklı iktisat okullarının bölüşüm ve ücret teorileri ile devletin ekonomideki rolüne ilişkin yaklaşımları incelenmektedir. Sonrasında ise emek piyasalarına yönelik devlet düzenlemelerinin on dokuzuncu yüzyıldan günümüze kadar olan kısa bir tarihsel gelişimi ele alınmaktadır. Temel yaklaşımımız birincil bölüşümün üretim ilişkileri öncesinde ve sınıfsal çatışmanın sonucu olarak belirlendiğidir. Emek ve sermaye arasındaki sınıf çatışmasının ortaya çıktığı alan emek piyasalarıdır ve devlet bu piyasaların oluşumu ve işleyişine çeşitli düzenlemelerle müdahale etmektedir. Çalışmada bu düzenlemelerin ücret payları üzerindeki etkisi regresyon analizi yöntemi ile 1990-2020 yılları arasında 34 OECD ülke verisi kullanılarak, imalat sektörü ücret payı için araştırılmış, özellikle asgari ücretin düzeyinin ve bu bağlamda asgari ücret düzenlememelerinin ücret payları üzerinde önemli ölçüde olumlu etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bir diğer önemli bulgumuz yedek işgücü ordusunun ücret payları üzerindeki olumsuz etkisidir. Bu bulgular hükümetlerin, asgari ücret gibi emek piyasasına yönelik emek yanlısı politikalarla ve işçileri işsizlik tehdidi karşısında koruyan ya da istihdam olanaklarını genişleten düzenlemeler ve politika uygulamalarıyla; etkili ve kalıcı bölüşüm politikaları uygulayabileceklerini göstermektedir.