Income tax
76 theses under this subject heading
Vergi Hukuku açısından düz oranlı vergi sistemi
Ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişmelerine göre tarihsel bir gelişmenin sonucu olarak oluşan vergi sistemlerinin, toplumların ekonomik, sosyal, siyasal yapısı değişim göster-dikçe zamanla reforma tabi tutulması kaçınılmaz hale gelmektedir. 1980'li yıllarda hü-kümetler bir yandan kamu harcamaların baskısını kontrol altına alabilmek, bir yandan da vergi sistemlerini daha rekabetçi bir yapıya kavuşturmak ihtiyacı ile reformlar yapmaya yönelmişlerdir. Bu reformlar kapsamında Robert Hall ve Alvin Rabushka tarafından günümüz düz oranlı vergi sisteminin temelleri atılmıştır. Dünya'da düz oranlı vergi sis-temi 1947'de Hong Kong'ta uygulamaya girdikten sonra 1980'li yıllardan itibaren bazı ülkelerin gündemine oturmaya başlamıştır. Bu çalışmada vergi hukuku açısından düz oranlı vergi sistemi araştırılmıştır. Birinci bölümde vergi sistemleri, vergileme ilkeleri ve vergi tarifeleri incelenmiştir. İkinci bölümde düz oranlı verginin tanımı, tarihsel gelişimi, işleyişi ve esasları, yararları ve eleştirileri ele alınmış, düz oranlı vergi sisteminin optimal vergileme ilkeleri kapsamında artan oranlı vergi sistemi ile karşılaştırılması yapılarak, anayasal iktisat perspektifiyle düz oranlı vergi sistemi anlatılmıştır. Daha sonra zekât kurumu ile düz oranlı vergi sisteminin benzer yanları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, düz oranlı vergi sistemini uygulayan ülkeler tek tek araştırılmıştır. Türkiye'de uygulanan gelir vergisi ve kurumlar vergisi tarifeleri, barındırdıkları muafiyet, istisna ve indirimler anlatılarak Türk vergi sisteminde vergi reformunun gerekliliği ortaya konulmuştur.
Elektronik ticaret ve elektronik ticaretin vergilendirilmesi
Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle globalleşen dünyada coğrafi sınırlar ve mesafeler önemini yitirmiş, pazar dünya çapında büyü¬müş; uluslararası fuarlara, sergilere ve diğer tanıtım etkinliklerine katılmak ya da uluslararası iş gezileri düzen¬lemek imkanına sahip olmayan küçük ve orta ölçekli işletmeler internet ile dünya pazarlarına açılma fırsatı bu¬lmuşlardır. Elektronik ticaret olarak isimlendirdiğimiz bu yeni oluşum, tüm işletmelerin küresel rekabet ortamına çıkmasına imkan sağlamış, daha önce hayal edilmesi bile müm¬kün olmayan sektörlerin oluşmasına, varolanların dönüşüm geçirmesine veya yok olmasına sebep olmuştur. Bir web sayfasında binlerce çeşit ürünün görüntülenmesini, ürün hakkında bilgi edinilmesini ve ürünün satışını mümkün kılan e-ticaret, geleneksel ticarete oranla maliyetlerinin çok düşük olması nedeniyle işletmelere rekabet avantajları sağlamıştır. Elektronik ticaretin dünya ticaret hacmi içindeki payı hızla artmakla birlikte internet ortamında teslim edilebilen dijital malların devletlerde meydana getirdiği vergi kayıpları bu ye¬ni ticaret biçiminin nasıl vergilendirileceği sorusunu hem ulusal hem de uluslar arası düzeyde önemli bir tartışma konusu haline getirmiştir. Unutulmaması gerekir ki global nitelik taşıyan bu vergisel sorunların çözümü uluslararası diyalog ve uzlaşıyla yine global nitelikte olmalıdır. Aksi halde bu uzlaşmazlıktan karlı çıkanlar devletler değil off-shore merkezleri, serbest bölgeler ve vergi cenneti ülkeler olacaktır.
Vergi gelirlerini belirleyen faktörlerin bölgesel analizi: Türkiye örneği
Devletin asli ve diğer görevlerini yerini getirebilmek amacıyla ihtiyaç duyduğu finansman kaynaklarının başında vergiler gelmektedir. Vergiler sadece bir kamu geliri olmayıp aynı zamanda siyasi, mali, sosyal ve iktisadi açıdan etki yaratan önemli bir araçtır. Bu açıdan devletin hem gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan hem de ekonomik ve diğer sahalarda etkili bir role sahip olan vergi gelirlerinin hangi faktörlerden etkilendikleri ve belirlendikleri ülkeler açısından büyük önem arz etmektedir. Nitekim bir çok ekonomik olgu ya da olayın nedeni veya sonucu olan aynı zamanda devletin en önemli finansman aracı olan vergi gelirlerini Türkiye temelinde incelemek ve analiz etmek bu çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de vergi gelirlerini belirleyen faktörleri belirleyerek bu faktörlerin vergi gelirleri üzerindeki etkilerini analiz etmektir. Bu kapsamda çalışmada Türkiye'de vergi gelirleri ve vergi gelirlerini etkileyen temel faktörler coğrafi görselleştirmeler ile incelendikten sonra panel veri yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz Türkiye'de veri kısıtı nedeniyle, 1990-2001 yılları arasında iller bazı temelinde, 2004-2011 yılları arasında ise 26 Kalkınma Bölgesi temelinde kategorize edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, Türkiye'de kişibaşına milli gelir düzeyi, sanayi sektörünün milli gelir içerisindeki payı, hizmetler sektörünün milli gelir içerisindeki payı ve ticari dışa açıklık derecesi vergi gelirlerini olumlu yönde etkilemektedir. Tam tersine Türkiye'de tarım sektörünün bölgesel açıdan verimli olarak vergilendirilmediği ve vergi gelirlerini negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Benzer şekilde kamu harcamaları da bölgesel açıdan vergi gelirlerini negatif etkilemektedir. Çalışmada ayrıca dağılım haritaları ve değerlendirmeler sonucunda, vergi gelirleri ve vergi gelirlerini belirleyen faktörlerin Türkiye'de bölgesel açıdan ciddi bir şekilde farklılaştıkları görülmektedir. Bunun yanında, dağılım haritalarındaki değerlendirmeler sonucunda kişi başına milli gelir düzeyi, sanayi ve hizmetler sektörünün milli gelir içerisindeki payı, ticari dışa açıklık derecesi, şehirleşme oranı, eğitim seviyesi ve demokrasi seviyesinin vergi gelirlerini pozitif yönde etkiledikleri, tam aksine tarım sektörünün milli gelir içerisindeki payı, enflasyon oranı, kamu harcamaları, nüfus yoğunluğu ve terörün ise vergi gelirlerini negatif yönde etkilediklerine dair önemli işaretler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Vergi Gelirleri, Vergi Gelirlerinin Belirleyen Faktörler, Vergileme, Panel Veri Analizi, Bölgesel Vergi Analizi, Türkiye
Marka şehirlerin ülke turizmine ve vergi gelirlerine etkisi
Bu çalışmanın amacı kent markalaşmasının, ülke turizmini ve vergi gelirleri üzerinde oluşturduğu etkilerin değerlendirilmesidir. Ulusal ve uluslararası örnek ve verilerle küresel turizm rekabetinin ortaya çıkarmış olduğu 'marka şehir' kavramının, ülkemizde ve dünyada turizm ekonomisi üzerinde oluşturduğu neticeler değerlendirilmeye çalışılmıştır. Marka şehir kavramının daha iyi anlaşılması adına kentlerin markalaşmasına yön veren faktörlerin derlendiği ilk bölümde, ağırlıklı olarak literatür taramasına yer verilmiştir. Konu üzerine, çoğu uluslararası olan, çeşitli kaynak ve ampirik çalışmalardan faydalanarak, kent markalaşması algısı ve içeriği ifade edilmiştir. 2. bölümde, Türkiye Turizm Stratejisi 2023 eylem planı dahilinde oluşturulan marka şehirlerin sahip oldukları zenginlik ve değerlere yer verilmiş, her şehir ayrı ayrı incelenmiştir. Projenin amaç ve hedeflerinin de yer aldığı bu bölümde, ağırlıklı olarak şehirlerin turizmini geliştirmek adına sağlanan kamu yatırım ve teşviklerine yer verilmiştir. Son bölüm olan 3. bölüm de ise kent markalaşmasının ülke turizmine ve spefisik olarak vergi gelirlerine nasıl etki ettiğini değerlendirebilmek için turizm ekonomisine değinilmiştir. Turizmin; gelir, istihdam ve ödemeler dengesi üzerindeki etkileri incelenmiş, vergiler üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine ağırlık verilmiştir. Bölüme; ülkemiz ve dünyadan, farklı şehirlerin vergi performansları, çeşitli güncel turizm bilgileri, bazı öneri ve değerlendirmelerle son verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Marka Şehir, Vergi Gelirleri, Turizm Ekonomisi, 2023 Turizm Stratejisi.
Türkiye`de gelir den alınan vergilerin tahsilinde vergi idaresinin başarısının değerlendirilmesi
ÖZET Günümüzde kamu harcamalarımı büyük boyutlara ulaşması kamu finansmanı konusunun öneminin artmasına neden olmuştur. Söz konusu durum, vergilerin tahsilini ve vergi idaresinin basan durumunu gündeme getirmiştir. Bu düşünce ile, ülkemizde gelirden alman vergilerin tahsilini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmada gelir ve kurumlar vergisi 1983-92 dönemi esas alınarak; mükellef sayısı, kaynaklarına göre yapısı, tahakkuk ve tahsilatı açısından istatistik veriler ışığında incelenemektedir. Ayrıca vergi idaresinin daire ve personel sayısı, idarenin maliyeti ve vergi denetimi konularına yer verilerek, gelirden alınan vergilerin tahsilinde idarenin başarı durumu ele alınmaktadır. Ülkemizde vergi yönetimi ile görevli olan vergi idaresinin örgüt yapısının Osmanlı Devletine dayandığı görülmektedir. Çalışmada, idarenin mevcut örgüt yapısından kaynaklanan ve başarısını etkileyen sorunları ele alınmaktadır. Sözkonusu sorunların çözüm yolları konusunda da önerilere yer verilmektedir. Tahsilatın başarısını olumsuz yönde etkile yen unsurların; personelin nitelik açısından yetersizliği, çağdaş teknoloji eksikliği, mevcut örgüt yapısı konularında toplandığı görülmektedir.
Türkiye'de Gelir Vergisi Kanunu'na göre tarımsal kazançların vergilendirilmesi
öz YÜKSEK LİSANS TEZİ TÜRKİYE' DE GELİR VERGİSİ KANUNU' NA GÖRE TARIMSAL KAZANÇLARIN VERGİLENDİRİLMESİ Kemalettin TAŞDAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ TARIM EKONOMİSİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof. Dr. Şinasi AKDEMİR Yıl: 1997, Sayfa: 135 Jüri: Prof. Dr. Şinasi AKDEMİR Doç. Dr. Necat ÖREN Yrd. Doç. Dr. İbrahim YILMAZ Gelişmekte olan ülkelerde tanım sektörü ekonomik gelişmeye diğer sektörlere kaynak aktarımı yolu ile katkı yapmaktadır. Kaynak aktarımının çeşitli yolları vardır. Bunlardan birisi de tarımsal vergiler, özellikle de tarımsal gelir vergileridir. Türkiye' de tarımsal kazançlar vergilendirilmektedir ve tarımsal gelirlerin vergilendirilmesinde yasal açıdan olduğu kadar teknik ve ekonomik açıdan da önemli sorunlar bulunmaktadır. Bu çalışmada, gelir vergisi kanunu içerisinde tarımsal gelirler ile ilgili mevzuat incelenmiş, sorunlar üzerinde durulmuş ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Vergi, Tarımsal Vergi, Muafiyet, Stopaj.
Uluslararası muhasebe standartları kapsamında ertelenmiş vergi ve vergi oranlarındaki değişikliğin işletme karlılığına etkisi: Borsa İstanbul'da kayıtlı işletmeler üzerine bir araştırma
Dönem faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan, ancak zamanlama ve ölçüm farklarından dolayı gelecekteki ödenecek vergiyi etkileyecek olan ertelenmiş vergi, Uluslararası Finansal Raporlama Standartları'na (UFRS) göre hazırlanmış finansal tablolarda yer almaktadır. Ertelenmiş verginin finansal durum tablosunda ve işletme kar zarar tablolarında yer alması verginin mali analizdeki etkisini artırmıştır. Çalışmada, vergi oranlarındaki değişimin neden olacağı TMS 12 Gelir Vergileri standardına göre hesaplanarak muhasebeleştirilen ertelenmiş vergideki farklılaşmanın işletme karlılığına etkisi ele alınmıştır. Bu kapsamda finansal tabloları UFRS'ye göre oluşturulan ve Borsa İstanbul (BİST) 100 endeksinde yer alan şirketler, ertelenmiş vergi yapılarına göre sınıflandırılmış ve farklı vergi oranlarında oluşan Öz kaynak Karlılığı (ROA), Varlıkların Karlılığı (ROE) ve Satışların Karlılığı (ROS) oranları hesaplanmış ve analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular, işletmelerin vergi oranlarındaki değişimden ertelenmiş vergi yapıları nedeniyle farklı şekillerde etkilenebileceğini göstermektedir. Vergi oranlarındaki artış, net ertelenmiş vergi gelirine sahip işletmelerin oluşturduğu sınıfın karlılık oranlarını artırmış, net ertelenmiş vergi giderine sahip işletmelerin oluşturduğu sınıfın ise karlılık oranlarının azalmasına neden olmuştur. Vergi oranlarındaki azalış ise tam tersi etkiler yaratmıştır.
Vergi adaleti açısından ücret gelirinin beyan usulü vergilendirilmesi: Gelişmiş ülke uygulamaları ve Türkiye için öneriler
Bu tezin amacı, ücret gelirinin nihai olarak tevkifat usulüyle vergilendirilmesiyle diğer gelir unsurları aleyhinde maruz kaldığı vergi adaletsizliklerini ortaya çıkararak ücret gelirinde beyanname usulünü farklı yöntemlerde uygulayan gelişmiş ülke incelemelerinde Türkiye için adaleti sağlayıcı öneriler sunmaktır. Bu amaç kapsamında tezin ilk bölümünde vergi adaleti ve ücret kavramları ve ücretin vergilendirme yöntemleri olan beyan ve tevkifat usulünde vergilendirme hem mükellef hem de vergi dairesi açısından bazı vergi ilkeleri çerçevesinde olumlu ve olumsuz sonuçları incelenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de ücret gelirinin vergilendirilmesi, üçüncü bölümde ise ABD, İsviçre ve Almanya uygulamaları detaylı olarak incelenmiştir. Ülke incelemeleri seçiminde beyanname verme yöntemleri dikkate alınarak seçilmiştir. Bu üç ülke ücret gelirinde beyan usulünü farklı şartlarda uygulaması nedeniyle seçilmiştir. Ülke uygulamalarının oluşturulması sırasında ilk kaynaklar olan kanun ve mevzuat incelemeleri yapılmıştır. Üçüncü bölümün devamında Türkiye'de nihai olarak uygulanan tevkifat usulü ile ücret gelirinin vergilendirilmesinde beyan usulünü, tevkifatın yanında zorunlu beyan, yalnızca zorunlu beyan ve tevkifatın yanında gönüllü beyan olarak uygulayan bu üç ülke uygulamaları çeşitli istatistiki verilerle karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucunda gelir vergisinin tevkifat usulüyle nihai olarak vergilendirilmesinin beyan usulüyle vergilendirilmesinin karşısında vergi adaletsizliği oluşturduğu anlaşılmıştır. Nihai olarak tevkifat usulüyle vergilendirilen ücret gelirinin beyan usulünde olduğu gibi gelirden harcamaların düşülmesi imkânının olmaması sınırlı ölçüde kesintilerin bulunması asıl ödeme gücüne ulaşılmasını engellediği görülerek vergi yükünün ücret gelirinde kalmasına neden olmaktadır. İncelenen ülke uygulamalarında beyanname ile tamamlanan tevkifat usulünün ücret geliri elde eden mükellef için ödeme gücüne ulaşmasını sağlayarak vergileme yönteminde eşitlik oluşturduğu ortaya konulmuştur. Bu sonuç doğrultusunda Türkiye'de vergi yükünü taşıyan, tevkifat usulünün nihai uygulama olması nedeniyle asıl ödeme gücüne ulaşılamayan ücret geliri elde eden mükelleflerin tevkifat usulünün yanında beyan usulüyle vergilendirilmesi önerisi getirilmiştir. Tüm bu araştırmalar karma araştırma yöntemleri kullanılarak yapılmıştır.
Yıllara sari inşaat ve onarım işlerinin vergilendirilmesi ve muhasebe uygulamaları
Muhasebe Sistemi Genel Tebliğinde dönemsellik ilkesi, "İşletmenin sürekliliği kavramı uyarınca sınırsız kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanmasıdır. Gelir ve giderlerin tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi; hasılat, gelir ve karların aynı döneme ait maliyet gider ve zararlarla karşılaştırılması ...." şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca, gerek Türk Ticaret Kanununda gerekse de Vergi Usul Kanununda dönemsellik kavramına paralel olarak düzenlemeler yapılmış ve işletmelerin belli dönemler için değerlendirilmeleri zorunluluğu getirilmiştir. VUK' nun 174'üncü maddesinde yasal defterlerin hesap dönemi itibarıyla tutulacağı ve hesap dönemlerinin normalde takvim yılı olacağı, ancak 12' şer aylık özel hesap dönemlerinin de tayin edilebileceği belirtilmiştir. Bunlara paralel olarak, Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 6. maddesinde kazancın hesap dönemleri itibarıyla tespit olunacağı aynı şekilde Gelir Vergisi Kanunu'nun 1. maddesinde de gerçek kişilerin bir takvim yılı içerisinde elde ettikleri kazanç ve iratların gelir vergisinin konusunu oluşturacağı belirtilmiştir. Kural hesap dönemi olmakla birlikte, GVK' nın 42, 43, ve 44. maddelerinde düzenlenen ticari kazanç niteliği bulunan yıllara sari inşaat taahhüt ve onarım işlerinde yıllık hesap döneminden, dolayısıyla dönemsellik ilkesinden sapma olmuştur. Bu nedenle Gelir Vergisi Kanunu'nun 42, 43 ve 44'üncü maddelerinde düzenlenen ve Kurumlar Vergisi Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca, kurumlar vergisi mükelleflerine de uygulanan özel bir vergileme rejimi öngörülmüştür.
Türkiye'de dolaysız vergilerle gelir dağılımı arasındaki ilişki: Gelir vergisi örneği
Devletlerin gelir dağılımında adaleti sağlaması aşamasında hangi politikaları kullanacakları ve vergi mimarisinde oluşturulacak yapının bu verilecek olan karardaki önemi oldukça yüksektir. Gelişmekte olan ülkelerin mevcut sosyal yapıları içerisinde adaletten uzak gelir yapıları en önemli sorunlarından bir tanesidir. Bu adaletsiz yapıyı düzeltmek, mevcut durumdaki çarpıklıkları en aza indirmek ve sosyal adaleti sağlamak devletlerin vatandaşlarına sunacakları en önemli kamu hizmetlerinden başında gelmektedir. Vatandaşlar adil bir şekilde yaşamlarına devam ettiklerini düşünmeleri sosyal patlama riskini azaltacak ve verginin tabana yayılarak direnç görmeden tahsil edilmesini sağlayacaktır. Çalışmanın ilk bölümünde vergilemeyle ilgili temel kavramlara yönelik açıklamalara yer verilmiştir. Gelir dağılımının ölçüm yöntemleri ve çeşitleri üzerinde durulacaktır. Çalışmanın konusu gereği vergilendirme türleri içerisinde gelir vergisi özelinde gelir vergisinin yapısının ve düzenlemelerinin ayrıntılı çeşitlerinden söz edilmiştir ve gelir dağılımını etkileyen faktörler ile bağlantıları açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde amacına uygun şekilde Türkiye özelinde 2000 ve 2017 dönemleri arasında toplam vergi gelirleri içerisinde dolaysız vergilerin ve gelir vergisinin önemini gösteren ekonomik göstergeler irdelenerek yıllar kendi içerisinde kıyaslanmıştır. Ardından seçilmiş ülke örnekleri kapsamında ülkelerin gelir vergisi tahsilat yöntemleri ve politikaları birbirleri ile kıyaslanarak ne gibi etkilere sebep olduğu ortaya çıkarılmıştır. Son olarak 2000 ve 2017 yılları analizleri ve seçilmiş ülke örneklerinin kıyaslanmasından hareketle gelir dağılımında adaletin sağlanması noktasında dolaysız vergilerden gelir vergisinin nasıl şekillendirilmesi gerektiği ve vergi mimarisi içerisinde yerinin nasıl oluşturulması gerektiği hususlarına yer verilmiştir.
Vergilemede bir dönüşüm: Blockchaın temelli vergileme ve Türk vergi sisteminde uygulanabilirliği
Günümüzde, vergi alanında pek çok dijital dönüşüm çalışmaları yapılmaktadır. Bu dönüşümlerin büyük bir çoğunluğu, mükellefler ile ilgili verilerin elde edilmesi ve bu verilerin vergisel işlemlerde kullanılmak üzere bir veri tabanında izlenmesi şeklindedir. Merkezi bir veri tabanında mali verilerin kaydedilmesi, bu veri tabanını kötüniyetli kişilerin saldırılarına hedef haline getirmektedir. Blokzincir teknolojisi, bu tür verilerin dağıtılmış bir ağ yapısında merkeziyetsiz olarak saklanması fırsatı sunarak bu soruna önemli bir çözüm getirmiştir. Blokzincir teknolojisi, işlemlerin kriptografik olarak şifrelendiği ve bloklar halinde bir ağ üzerinde kaydedildiği dağıtık bir defter teknolojisidir. Bu yönüyle veriler ağda yer alan ve düğüm olarak adlandırılan her bir bilgisayarda saklanabilmekte ve veri bütünlüğü ve değişmezliği garanti altına alınmaktadır. Verilerin zincirde yer alan bloklara işlenmesi ağdaki düğümlerin uzlaşısı ile gerçekleştirildiğinden merkezi bir otoriteye veyahut aracıya ihtiyaç duyulmamaktadır. Dolayısıyla bu teknolojinin getirdiği avantajlar, verilerin değişmezliği, şeffaflık ve izlenebilirlik, aracısızlaşma ve etkinlik olarak ortaya çıkmaktadır. Çalışmamız bu teknolojinin tanımı, özelliklikleri, avantaj ve dezavantajları ve kullanım alanlarına değinilerek başlamaktadır. Blokzincir teknolojisinin vergisel işlemlere uygulandığı ülke örnekleri de çalışmamızda yer almaktadır. Devamında, bu teknolojinin Türkiye'de vergisel işlemlere uygulanabilirliği hususuna değinilmiştir. Bu kapsamda vergi kanunları açısından bu teknolojinin potansiyel uygulama alanlarına değinilmiştir. Ayrıca bu teknolojinin Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, KDV, ÖTV ve Damga Vergisi gibi vergi türlerinde yaşanan sorunlara yönelik potansiyel çözüm önerilerine de değinilmiştir. Blokzincir teknolojisinin vergi ile ilişkilendirildiği çalışmalar incelendiğinde, bu çalışmaların çoğunlukla kripto paraların vergilendirilmesi üzerine yapıldığı görülmektedir. Oysa ki bu teknoloji kripto paraların da temelini oluşturan ve kapsamı oldukça geniş olan bir teknolojidir. Çalışmamızın özgünlüğü, bu teknolojinin Türk Vergi Sisteminde yer alan Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu, KDV, ÖTV ve Damga Vergisi Kanunları açısından potansiyel kullanım alanları ve önerilerle detaylandırılmış olmasıdır. Bu kapsamda bu vergi türleri açısından görülen bazı sorunlara da çözüm önerileri getirilmeye çalışılmıştır.
Tevkifat uygulamasının vergi kayıplarını önlemedeki rolü ve AB ülkeleri ile bir karşılaştırma
Tevkifat yöntemi gelirin elde edilmesi ile vergilendirilmesi arasındaki zamanı en aza indiren vergi tahsil yöntemidir. Verginin tevkifat yoluyla alınması gelirin kaynağında vergilendirilmesini ifade eder.Tevkifat yöntemi zaman içerisinde tahsil yöntemi olmanın yanı sıra bir vergilendirme tekniği olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Bu hallerde tevkifata tabi tutulan gelirler dolayısıyla beyanname verilmemekte hatta başka gelirler dolayısıyla beyanname verilse bile bu gelirler beyana dahil edilmemektedir.Tevkifat yöntemi tahsilâtta kolaylık sağlaması, vergi idaresinin işini kolaylaştırması, mükellefleri şekli yükümlülüklerden kurtarması ve vergi kayıplarını önlemesi gibi nedenlerle tercih edilen bir uygulama olmuştur. Bu nedenlerle uygulama alanı yapılan düzenlemeler ile devamlı genişletilmiştir.Küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak ülkeler vergilendirme alanında sorun yaşamaktadırlar. Bu süreçte meydana gelen yeni olanaklar mükelleflere vergiden kaçınma veya vergi kaçırma imkanları yaratmaktadır. Bu durum günümüzde hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin gündeminde önemli bir sorunu teşkil etmektedir. Ülkeler vergi kayıplarıyla mücadele amacıyla aldıkları çeşitli vergi güvenlik önlemlerinin yanı sıra tevkifat uygulamasını da bu amaç doğrultusunda kullanılabilmektedir.Sağladığı bir çok kolaylık nedeniyle günümüzde tevkifat uygulaması Türkiye'deki kadar geniş bir biçimde olmasa da Avrupa Birliği ülkelerinin vergi sistemlerinde de yer almaktadır.
- Negatif gelir vergisi özelinde- zekâtın modern vergi teorisi ile mukayesesi
Zekât, vergi ve negatif gelir vergisi fonksiyonları, ilkeleri ve unsurları itibariyle birbirleriyle bağlantılı kavramlardır. Ayrıca fakir ve muhtaçların sağlık, eğitim, sosyal güvenlik gibi hizmetlerinin büyük bir kısmı hem zekâtın hem de negatif gelir vergisinin harcama kalemleri arasında yer almaktadır. Çalışmamızda bu konuların, klasik ve güncel kaynaklardan yararlanılarak yorumlanması amaçlanmıştır. Zekât ve negatif gelir vergisinin çağdaş iktisadi sistemlerde bulunan gelir dağılımındaki eşitsizlik ve yoksullukla mücadelede oluşan boşluğu, adaletli gelir dağılımı ve yoksullukla mücadele problemine karşı sağladığı katkıya vurgu yapılmıştır. Bu çerçevede zekât ve negatif gelir vergisinin, temel prensipler ve ilkeler bağlamında benzer ve farklı yönleri üzerinde durulmuştur. Zekâtın, teşrî sürecinden başlayarak Emevi ve Abbasi dönemlerine kadar devlet eliyle toplanıp ayette belirtilen sarf yerlerine dağıtılan önemli gelir kaynaklarından biri olduğu bilinen bir husustur. Ancak Hz. Osman'ın hilafeti döneminde zekât kapsamında olan malların zahirî ve batınî olarak ayrılması, batınî malların zekâtının mükelleflere bırakılması, zekâtın daha sonraki dönemlerde yavaş yavaş devlet elinden çıkarak, mükelleflerin yaptığı gönüllü malî bir yardıma dönüşmesi açısından kırılma noktası olmuştur. Bu durum mükelleflerin zekâtlarını dağıtıp dağıtmama hususunda özgürce hareket etmesine zemin hazırlamıştır. Sonraki dönemlerde de zekâtın dağıtımı günümüzde olduğu gibi tamamen mükellefin irade ve vicdanına bırakılmıştır. Bu çalışmada ilk dönemlerde olduğu gibi ülkemizde de zekâtın kurumsallaşmasının önemine vurgu yapılarak yeni bir model önerisinde bulunulmuştur. Önerilen bu model ile sistemli bir organizasyon ile var olan zekât potansiyelinden daha geniş kitlelerin pay almasının sağlanması hedeflenmektedir. Böylelikle zekât zengin ve fakir arasındaki gelir farkının azalmasında ve yoksullukla mücadelede daha etkin bir rol üstlenmiş olacaktır. Ayrıca zekâtın devlet tarafından organize edilmesi durumunda harcama kalemlerinden olan âmil, müellefe-i kulûb, ibni sebil ve fî sebilillâh sınıflarının da dağıtılan zekâttan pay alma imkânı sağlanmış olacaktır. Anahtar Kelimeler: Zekât, Vergi, Negatif Gelir Vergisi, Kurumsallaşma, Sosyal Güvenlik.
Karşılaştırmalı Türk gelir vergisi sistemi
Türk vergi sisteminde, toplam vergi gelirleri içerisinde en büyük paya sahip olan vergi, gelir vergisidir. Gelir vergisi modern anlamda 1950 yılında düzenlenerek yürürlüğe girmiş ve ilk defa 1951 yılı kazançlarına uygulanmıştır. 1998 yılında 4369 sayılı kanunla değişiklik yapılana kadar, gelir vergisinin ilk düzenlenişi sırasında yapılan vergilendirilebilir gelir tanımlaması üzerinde hiç durulmamıştır. 4369 sayılı kanunla gerçekleştirilen düzenlemeden sonra vergilendirilebilir gelirin ne olması gerektiği konusu gündeme gelmiştir. Vergiler tarih boyunca kamu giderlerinin finansmanını karşılamada en önemli gelir kaynağı olmuştur. Kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli finansmanı sağlamak, vergi sisteminin temel fonksiyonu olmakla birlikte, tasarrufların ve sermaye birikiminin artırılması yoluyla ekonomik büyümenin teşviki de, vergi sisteminin üstlendiği bir fonksiyondur. Ayrıca tek bir Avrupa pazarının yaratılabilmesi için, üye ülkeler arasında işgücünün ve sermayenin serbest dolaşımının sağlanması gerekir. Bu bağlamda üye ülkelerin dolaysız vergileri arasındaki farklılıklar, işgücünün ve sermayenin serbest dolaşımını engelleyen önemli unsurlardan biridir. Bu tez çalışmasında, Türk gelir vergisi sistemi ve AB ülkelerinin gelir vergisi sistemleri karşılaştırılarak, Türkiye'nin AB'ne katılma sürecinde vergi uyumlaştıııııası konusunda neler yapılabilir sorusuna cevap aranmıştır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Gelir Vergisi, Uyumlaştınna, Türk Gelir Vergisi Sistemi. Bilim Dah Sayısal Kodu: EKON 590
TMS-12 Gelir Vergileri Standardı kapsamında ertelenmiş vergiler: Bir araştırma
Bu tezin amacı, muhasebe meslek mensuplarının TMS 12 Gelir Vergileri Standardı kapsamında ertelenmiş vergilere bakış açılarını tespit ederek, ertelenmiş vergi hakkında ayrıntılı bilgiler vermektir. Çalışmanın temel çıkış noktası Türkiye Muhasebe Standartlarının muhasebe meslek mensupları tarafından her geçen gün uygulama sıklıklarının artmasıdır. Bu standartlardan bir tanesi olan TMS 12 Gelir Vergileri Standardı, muhasebe uygulamaları açısından yeterince anlaşılması ve açıklanması gerekmektedir. Çalışmada, Batı Akdeniz Bölgesinde faaliyette bulunan muhasebe meslek mensuplarının TMS 12'ye bakış açılarını tespit etmek amacıyla anket yapılmıştır. Bu araştırma sonucunda çeşitli bulgulara ulaşılmış ve öneriler getirilmiştir. Ayrıca ertelenmiş verginin muhasebeleştirilmesi de örnekler yardımıyla açıklanmıştır. Bu araştırmanın daha önce ülkemizde yapılmamış olması nedeniyle literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Çalışmanın bulgularına bakıldığında, ankete katılan muhasebe meslek mensuplarının, TMS 12 Gelir Vergileri Standardı kapsamında Ertelenmiş Vergiler ile ilgili genel tanımlamalar hakkında bilgi sahibi oldukları, ertelenmiş vergiye neden olan işlemler ve bu işlemlerin muhasebeleştirilmesiyle ilgili az bilgi sahibi oldukları saptanmıştır.
Gelir üzerinden alınan vergilerde kanunen kabul edilmeyen giderler ve analizi
Bu tezin amacı, Türk vergi hukukunda gelir üzerinden alınan vergiler bakımından, matrahın tespitinde kanunen kabul edilmeyen giderleri analiz ederek, bu alanda yaşanan problemleri tespit etmek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Tezin kapsamı gelir vergisi ve kurumlar vergisinde indirimi kabul edilmeyen ödemelerle sınırlıdır. Tezde çeşitli ülkelerde geçerli olan bazı kanunen kabul edilmeyen gider örneklerine de yer verilmekle birlikte, bu bilgiler Türk vergi hukukundaki düzenlemelerin uluslararası uygulamalarla uyumu konusunda fikir sahibi olmak amacıyla sınırlıdır. Tezde kazanç türleri itibariyle gelir vergisi ve kurumlar vergisi bakımından kanunen kabul edilmeyen giderler, tüm yönleriyle ele alınmıştır. Verginin üzerinden alındığı kazancın, ödeme gücünü en iyi şekilde yansıtması kanunen kabul edilmeyen giderlerin doğru şekilde tanımlanabilmesine bağlıdır. Ülkemizde bu tanımlamanın çok geniş tutulması, gerçek ödeme güçleri üzerinden vergi ödemek isteyen mükellefleri kayıtdışı faaliyette bulunmaya teşvik etmektedir. Bu durumun belge düzeni üzerinde yapacağı olumsuz etki, vergi matrahını aşındırmamak gerekçesiyle belirlenen kanunen kabul edilmeyen giderlerden kaynaklanacak vergi miktarından fazla olabilir. Bu çerçevede, vergi mevzuatında yapılacak kapsamlı bir genel gider tanımı ile gelir vergisi mükelleflerinin kazançlarından ve kurum kazancından indirilebilecek giderlerin çerçevesi genişletilmeli ve kanunen kabul edilmeyen giderlere ilişkin hükümler yeniden gözden geçirilerek uygulamaya yön verilmelidir.
Makedonya'da ve Türkiye'de gelir vergisinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi ve değerlendirilmesi
130 ÖZET Makedonya'da, 1993 yılının sonuna kadar Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti'nde uygulanan sedüler gelir vergisi sistemi devam etmiş, bu sistemde konusu gelir olan bir çok vergi yer almıştır. Bu uygulama vergide adalet ilkesinin gerçekleşmesine imkan vermediği gibi vergi önünde eşitlik ilkesinin gerçekleşmesini de sağlamamıştır. 1994 yılında yürürlüğe giren Makedonya Gelir Vergisi Kanunu ile üniter sistem esas alınarak gelirin geniş kavranmasına çalışılmıştır. Ancak bazı şahsi gelirlerin kurumlar vergisi kapsamına alınmasıyla daha ağır vergi yükü altında kalmışlardır. 2001 yılında yapılan değişikliklerle gelir ve kurumlar vergisi arasındaki sınırlar yeniden düzenlenmiş, istihdamı, tasarrufları ve yatırımları teşvik etmek amacıyla vergi oranlan indirilmişti. Makedonya gelir vergisi uygulamasında, Türk gelir vergisi uygulamasından farklı olarak ticari faaliyetler, profesyonel ve entelektüel hizmetler, kadastro gelirini önemli ölçüde aşan bir takım zirai faaliyetler ve gelir getirici diğer faaliyetler, bağımsız faaliyetler unsurunun kapsamını oluşturmaktadır. Gerek Makedonya, gerekse Türk gelir vergisi uygulamasında iktisadi, mali ve sosyal amaçlı bir çok muafiyet, istisna ve indirim uygulamalarına yer verilmiştir. Bir çok sosyal amaçlı konular Türk gelir vergisinde istisna olurken, Makedonya gelir vergisi uygulamasında vergi dışı tutulmuştur. Ayrıca Makedonya Gelir Vergisi Kanunu'nda sistematik ve açık olmayan ile gerekliliği tartışılabilir nitelikte olan birtakım uygulamalarda söz konusudur. Prensip olarak her iki sistemde gelir vergisine tabi kazanç ve iratlar beyannamede birleştirilmektedir. Ancak bazı gelirler her iki sistemde beyan dışı tutulmaktadır. Türk gelir vergisi uygulamasından farklı olarak Makedonya gelir vergisi uygulamasında istisna hadlere yer verilmemektedir. Makedonya'daki iktisadi ve siyasi sistem yeni olduğundan, gelir vergisi uygulamalarının zaman içinde gelişeceği düşünülmektedir.
Vergi entegrasyonu ve vergi alacağı: Avrupa Birliği ve Türkiye açısından bir değerlendirme
Türkiye'de kurumlar vergisi toplam vergi gelirleri içinde önemli bir role sahiptir. Sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu müesseseleri, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarından oluşan kurumlar vergisi mükellefleri kurumlar vergisine tabidir. Geliri oluşturan unsurlar kurum kazançlarını da oluşturmaktadır. Geliri oluşturan unsurlar Gelir Vergisi Kanunu'nda belirtilmiştir. Bunlar, ticari kazançlar, zirai kazançlar, serbest meslek kazançları, ücretler, menkul ve gayrimenkul sermaye iratları ile diğer kazanç ve iratlardan oluşmaktadır. Kurumlar vergisi dolaysız bir vergi türüdür. Çifte vergilendirme, vergi sistemleri ile bağlantılı olarak ekonomide yer alan önemli bir problemdir. Gelir üzerinden alman iki tür dolaysız vergi bulunmaktadır. Bunlar kurumlar vergisi ve gelir vergisidir. Gelir vergisi şahısların elde etmiş oldukları gelir üzerinden alınan bir vergidir. Bu vergide vergi yükü, vergiyi ödeyen bireyler üzerinde kalmaktadır. Diğer yandan kurumlar vergisi, kurumların elde etmiş oldukları kazanç üzerinden alman bir vergidir. Mükellefler öncelikle kurum bünyesinde kurumlar vergisine tabi tutulurlar. Bundan sonra mükellefler, bir kez daha kurumlardan elde etmiş oldukları kar payları ve benzeri kazançları üzerinden vergiye tabi tutulurlar. Çifte vergilendirme birçok ülkede, özellikle Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerin vergi sistemlerinde büyük bir sorun olarak tanımlanmaktadır. Bunu çözebilmek ve vergi yükünü hafifletebilmek için bazı Avrupa Ülkelerinde entegrasyon modelleri geliştirilmektedir. Türkiye'de vergi kanunlarında vergi alacağı müessesesi yer almaktadır. Hissedarların elde ettikleri kar paylarının beşte biri vergi alacağı olarak hesaplanmaktadır.
Gelir vergisindeki vergi harcamaları ve Türk gelir vergisindeki vergi harcamalarının değerlendirilmesi
Kamu gelirlerinin harcanma yöntemlerinden biri olarak vergi harcamaları, vergi yasalarındaki ayrıcalıklı uygulamalardan oluşmaktadır. Hemen hemen tüm vergi sistemlerinde yer alan bu uygulamalar ihracat, üretim, yatırım gibi ekonomik davranışları teşvik etmek ya da aileler, özürlüler, düşkünler, emekliler gibi bazı sosyal grupları vergi yükü açısından rahatlatmaya yöneliktir. Tasarrufları, yatırımları teşvik eden vergi harcamaları yüksek gelirlilere daha fazla fayda sağladığından, gelir dağılımı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Ancak, bu tür teşviklerle yatırımların artması sağlanabilirse, ekonomik kalkınma gerçekleştirilip, kişi başına düşen gelir yükseleceğinden, sonuçta düşük gelir gruplarına da yönelik bir fayda yaratılmış olacaktır. Genellikle, gelir vergisindeki vergi harcamaları şeklindeki ayrıcalıklı uygulamaları diğer düzenlemelerden ayırmak için, "gelir vergisinin kabul edilmiş genel yapısı" referansı gözönüne alınmakta, bu referanstan sapmalar devlete gelir kaybı da yaratıyorsa, vergi harcaması olarak nitelendirilmektedir. Gelir vergisinin genel yapısı vergilendirilecek gelirin tanımı, vergi tarifesi, indirimi zorunlu ödemeler, muhasebe düzeni, verginin yönetimiyle ilgili düzenlemelerden oluşmaktadır. İstisna, muafiyet, indirim, ayrıcalıklı vergi oranı uygulanması ve ödenecek verginin ileri bir tarihe bırakılması şeklindeki vergi ertelemeleri birer vergi harcaması unsurudur. Yarattığı gelir kaybı yanında, vergi yapısında bozulmalara sebep olabilmesi de bu uygulamaların bir maliyeti olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu maliyet, vergi harcamalarının büyüklüğüyle ilgili hesaplamalar, tahminlerin herhangi bir resmi belgede gösterilmemesi nedeniyle gizli nitelikte olmaktadır. Kamu kaynakları kullanıldığı halde büyüklüğünün bilinmemesi, bu uygulamaların isabetli ve yeterli olup olmadığı hakkında bir değerlendirme yapılamamasına, herhangi bir hizmet için sadece kamu gideri sistemindeki harcamaların dikkate alınması nedeniyle o faaliyet için harcanan toplam kamu kaynaklarının205 saptanamamasına neden olmaktadır. Üstelik bu gizli olma niteliği sebebiyle, toplumun tepkisini çekmemek amacıyla siyasi organlarca bu uygulamaların daha fazla tercih edilmesi sonucu, kamu gelirlerinin israf edilmesi de söz konusu olabilmektedir. Vergi harcaması yaklaşımı, vergi yasalarındaki ayrıcalıklı düzenlemelerin bir kamu harcaması olduğunu ve bu nedenle bütçe içinde gösterilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Başta ABD olmak üzere, çoğu gelişmiş ülke, vergi harcaması miktarını yıl sonunda bir rapor haline getirip, yasama organına sunmaktadır. Hatta ABD'de gelecek yıl bütçe tasarısına vergi harcaması tahminleri de eklenmekte, böylece bu uygulamaların gizli olma niteliği kaldırılmakta, toplumda tartışılması sağlanmaktadır. Türk gelir vergisindeki vergi harcamalarından istisna, muafiyetler çok düşük orandan bile olsa stopaja tabi tutulduğundan, tam anlamıyla vergi dışı bırakılmış olmamaktadır. Ayrıcalıklı vergi oranları ise stopajla uygulanmakta, kesilen verginin nihai vergi olması halinde, gelir unsuru üzerindeki vergi yükü stopaj oranından biraz fazla olabilmektedir. Çünkü, gayrisafi gelir üzerinden ödenen vergi, net gelir dikkate alındığında daha yüksek oranda olabilmektedir. Vergi ertelemesi olarak, araştırma-geliştirme faaliyetlerini teşvik amacıyla bir düzenleme yapılmıştır. Ayrıca 4369 Sayılı Kanunla getirilen, belirli tarihler arasında istihdam edilen sendikalı işçilerden kesilen damga ve gelir vergisinin idareye ödenmeyerek, iki yıl süreyle faizsiz kredi olarak kullanılmasına olanak sağlayan düzenleme ve amortismana tabi değerlerin satışından elde edilecek gelirin matraha dahil edilmeyip, ayrı bir hesapta tutulması da bu nitelikte uygulamalar olmaktadır. Vergi harcaması kapsamındaki düzenlemelerin devletin gelir kaybı üzerindeki etkisi, vergi dışı bırakılmış gelirlerin düşük orandan bile olsa stopajla vergilendirilmesi, vergi ertelemesine gelir vergisi mükelleflerince fazla başvurulmaması nedeniyle önemli boyutta gözükmemektedir. Gelir kaybı üzerinde en etkili olan unsur menkul sermaye iradına yönelik düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Ancak günümüzde, ülkelerin çoğunda en çok korunan, teşvik edilen gelir türü sermaye olmaktadır.
Gelir üzerinden alınan vergiler açısından bankacılık sektörü
"Gelir Üzerinden Alınan Vergiler Açısından Bankacılık Sektörü" adlı tez çalışmasının konusu; bankacılık sektöründe uygulama alam bulan vergileri ortaya koymak ve özel olarak banka İşletmeleri İle müşterilerinin elde ettikleri kazanç ve iratlar üzerinden alınan gelir vergilerini ayrıntılı olarak incelemektir. Konunun işlenmesi sırasında, gelir vergileri ve bu vergilerin bankacılık sektörüne etkilerinin tarihsel gelişimi de ele alınacaktır. Çalışmanın son bölümünde konunun daha somut hale gelmesi için bankaların gerçek ve teorik vergi yükleri de ortaya konulacaktır. Tezde araştırma modeli olarak, bilgi edinmeye yönelik keşfedici bir araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışma sırasında ihtiyaç duyulan verilerin büyük bir çoğunluğu literatür taraması sonucunda, bir kısmıda yetkili ve ilgili kişilerle yapılan görüşmeler sonucunda elde edilmiştir. Tez çalışmasıyla elde edilen en önemli sonuç; son zamanda önemli değişiklikler geçirmiş olan vergi mevzuatı doğrultusunda, banka işletmelerinin ve banka müşterilerinin gelir üzerinden alman vergiler açısından taşımış oldukları yükümlülüklerin komple olarak görülebilir olmasıdır.
Gelir vergisinin idari etkinliği yönünden matrah tespit usulleri
Gelir ve kurumlar vergisinde çifte vergilendirmenin önlenmesi açısından uluslararası vergi anlaşmaları
Vergi, vergiye karşı tepkiler Zonguldak ili gelir vergisi mükelleflerinin vergiye karşı tepkileri
Devletin artan kamu ihtiyaçlarını karşılamak için başvurduğu en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Mükelleflerin çeşitli zorluklarla elde ettiği gelirlerinden bir miktarını cebren devletin tasarrufuna sunması kolay değildir. Mükelleflerin bu konudaki duygularına, kişisel ve kişisel olmayan faktörler de eklendiğinde vergiye karşı tepkiler doğmaktadır. Bu çalışmada, Zonguldak ili gelir vergisi mükelleflerinin vergiye ilişkin algı ve tepkilerini öğrenmek üzere yapılan anket çalışmasıyla, mükelleflerin; vergi algısı, vergi bilinci, vergi adaleti, vergi yükü, belge düzeni, vergi kaçakçılığı ve cezaları, vergi incelemesi ve diğer mükellefler hakkındaki düşünceleri ile vergiye karşı davranış biçimlerinin ahlâkî boyutları, vergi incelemelerine duyulan güven, adil bir vergi sisteminin demokrasi inancına etkisi, vergi mevzuatı, vergi oranları, verginin karşılığı ve vergi gelirlerinin değerlendirilmesinde devlete duyulan güvene ilişkin görüşlerinin demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Mükelleflerin vergi algıları ile vergiye karşı tepkileri demografik özelliklerine göre farklılaştığı bulunmuştur. Bu farklılaşmanın ana unsurları ise; cinsiyet, yaş, eğitim, meslek, mükellefiyet süresi, kazancın tespit şekli ve vergi matrahıdır. Vergiye karşı tepkilerin en önemli sebebi verginin adil olmadığı inancıdır. Türk vergi sistemi yeniden ele alınıp, mükelleflerin algı ve tepkileri de değerlendirilerek, İdare ile mükellefleri uzlaştırıcı ve vergiye gönüllü uyumu sağlayıcı adil bir vergi sistemi oluşturulmalıdır. Tüm bireylere ve mükelleflere, eğitim ve öğretim faaliyetleriyle vergi bilinci ve ahlâkı yerleştirilmelidir. Anahtar Kemeler : vergi, vergiye karşı tepkiler, gelir vergisi mükelleflerinin vergiye karşı tepkileri
Gelir üzerinden alınan vergilerde vergi harcamalarının değerlendirilmesi
Devlet kamu harcamaları aracılığıyla bazı sektör, grup veya bireylere kolaylık sağlamaktadır. Bunu yapmak için gelire ihtiyaç duymaktadır. Gelir sağlamanın yollarından biri de vergilerdir. Devlet maliye politikasına yön verirken vergi oranlarını artırarak veya azaltarak ve yeni hükümler ekleyerek veya mevcut hükümleri değiştirerek vergi sistemini bir araç olarak kullanmaktadır. Fakat devletin uygulamak istediği politikalar bazen mükellefler açısından ek yükler oluşturmakta ve hedeflere hizmet etmemektedir. Bundan dolayı devlet güçlendirmek istediği alanlar için vergi toplayarak harcama yapmak yerine, bu alanlar için kolaylıklar sağlamayı ve özel sektörü teşvik etmeyi tercih etmektedir. Vergi gelirlerinde bir azalmaya sebep olan bu kolaylık ve teşvikler vergi harcaması olarak adlandırılmaktadır.Bu çalışmada beyannameler kullanılarak Türkiye?de gelir ve kurumlar vergisine ait vergi harcaması tutarlarının bulunması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ilk olarak vergi harcaması kavramı ele alınmıştır. Daha sonra bazı ülkelerdeki vergi harcaması uygulamaları incelenmiştir. Son olarak ise, Türkiye?de vergi harcaması listeleri ile gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri karşılaştırılmış ve bu karşılaştırma sonucunda beyannamelerdeki tutarlar dikkate alınarak devletin gelir ve kurumlar vergisi içindeki vazgeçtiği gelir hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: Vergi Harcaması, Negatif Vergi Harcaması, Vergi Harcama Analizi, Hesaplama Yöntemleri, Bütçeleme