Human

230 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Arthur Schopenhauer ve Nurettin Topçu'da irade ve insan problemi

"Arthur Schopenhauer ve Nurettin Topçu'da İrade ve İnsan Problemi" başlıklı bu çalışma her iki filozofun felsefi sistemlerini ve bu sistemlerinde irade ve insan anlayışlarını karşılaştırmaktadır. Schopenhauer felsefesinde irade nedensiz ve amaçsız kör irade olarak varlığın sebebi ve dinamik gücüdür. İrade kendini insanda ve tabiatta nesneleşerek ortaya çıkarmaktadır. Dünyadaki acı, sefalet ve kötülüğün kaynağı yine iradedir. Çünkü irade tükenmek ve doymak bilmeyen bir isteme olarak bütün var olanları belirlemekte, bireyin değil türün sürekliliğinin korunmasını arzulamakta ve insanı acı, can sıkıntısı, aşk gibi ihtiyaçlarla kuşatmaktadır. Hayat iradenin esaretidir ve insan için en iyi yol iradeyi inkâr etmesi; sanat, merhamet ve çileci yaşam pratiklerinde kendinde iradeyi öldürmesi ve acıyla dolu yaşamdan Nirvana'nın(hiçliğin) mutlak acısızlık durumuna erişmesidir. Nurettin Topçu, Schopenhauer'in irade anlayışından hem yararlanmakta hem de eleştirmektedir. Ona göre Schopenhauer iradeye isyanında haklıdır fakat ulaştığı sonuç itibariyle insana kurtuluş olarak hiçliğe sığınmayı teklif etmesi hatalıdır. Topçu'ya göre her hareket daha mükemmel olana özlemdir ve her isyan karşısına aldığı düzene karşılık yeni bir düzen getirmelidir. Topçu'da irade kaynağını sonsuzluktan alır ve yine sonsuzluğu arzular; insan kendinden başlayarak aile, toplum, devlet, insanlık gibi hareket sahalarında Mutlak iradeye iştirak ederek sonsuzluğa ulaşmanın talibi olmalıdır. Gerçek isyan iradenin inkârı değil onu kademe kademe yükselterek evrensel ve sonsuz olanı istemektir. Schopenhauer iradeyi inkâr etmekle insanı hiçliğe sürüklemiş, onun sonsuzluk boyutunu ıskalamıştır. Oysa irade kaynağını sonsuzluktan alan bir çağrıdır ve inkâr edilerek değil ona iştirak edilerek yaşanmalıdır. Schopenhauer'de kötülüğün kaynağı olan ve kurtuluşun ancak onun inkârıyla mümkün olduğu irade; Topçu'da insanı hiçliğe değil Sonsuzluğa ulaştıracak bir imkân ve evrensel nizamdır. Anahtar kelimeler: Schopenhauer, Topçu, irade, hareket, insan, isyan ahlakı, hiçlik, sonsuzluk, personalizm

Action felsefesiAhlak felsefesiFelsefi düşünce+6
Sinan Kösedağ
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan-mekân ilişkisi bağlamında 'Yaşlı dostu mekânlar'

Mekân, genel kanının aksine; durağan ve statik değil, değişken ve dinamik bir olgudur. Sosyal aktörlerin talepleri, etkileri ve katılımlarıyla birlikte sürekli olarak kendini yeniden üretebilen bir kavramdır. Kent, içinde barındırdığı mikro ve makro mekânlarla birlikte bireylerin, toplumsal hayat, etkileşim ve iletişimlerinin gerçekleştirilmesine fırsat veren büyük bir sahnedir. Bu sahnede yaşayan tüm bireylerin gereksinim duyduğu, toplumsal ve mekânsal hayata katılım düzeylerinde sağlanması gereken fırsat eşitliği ve ulaşılabilirlik birçok araştırmanın bulguları arasında yer almıştır. Demografik yapı içinde artan yaşlı nüfus oranlarıyla birlikte; toplumsal hayatın önemli aktörlerinden olan yaşlılar da; sosyal politika çalışmalarının odak noktası hâline gelmiştir. Tüm bireyler gibi yaş almakta olan bireyler için de, temel hak olan sosyal katılım ve iletişimin desteklenmesinin yanı sıra psikolojik, mekânsal, kültürel ve sosyo-ekonomik açılardan da güçlendirmesini öngören aktif yaşlanma kavramı, son zamanlarda öne çıkarak, sosyal politikanın olduğu kadar sosyoloji, gerontoloji, sağlık, sosyal hizmetler gibi diğer disiplinlerin de yönlendirici bir kavramı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, mikro ve makro kentsel tasarım öğeleriyle birlikte aktif yaşlanmayı destekleyen ve sosyal hayat içinde yaşlı katılımının maksimum düzeye yükseltilmesinine imkan veren öneriler doğrultusunda, ortaya konulan 'yaş dostu mekân'ların tasarlanması ve üretilmesine dikkat çekmektir. Bunu gerçekleştirebilecek analizler için yapılan nitel araştırmada; 15 tasarımcı, 21 sosyal disiplin uzmanı ile kurum bakımda olan 16 yaşlı ve bu kuruluşlarda hizmet veren 13 sosyal hizmet uzmanı olmak üzere, toplamda konuyla teması olan 65 bireyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda ortaya çıkan temalar ışığında literatür ve kavram çalışması, mekân ve insan ilişkilerinin dönüşüm tarihçesi incelenmiş ve gerçekleştirilen görüşme analizleriyle birlikte konu ele alınarak öneriler oluşturulmuştur. Çalışma için hazırlanan öneriler; mikro ve makro mekân düzeyi olmak üzere iki ana başlıkta ele alınarak, sınıflandırılmış ve mekânsal modelleme önerileri sunulmuştur. Yaş dostu mekânların üretilmesi için hazırlanan makro mekân önerileri; kentsel dönüşümle birlikte dış mekânlar, ulaşım ağları, kamusal alanlar, alışveriş mekânları, parklar ve sağlık hizmetleriyle ilgili iyileştirmeler olarak yer alırken, mikro mekânlarla ilgili olarak ise; kapalı alışveriş mekânları, aile yanında ve kurum bakımında yaşayan yaşlı bireyler için konut ve barınma önerileri, yaşlı kullanım referansıyla yapılacak imar düzenlemeleri yer almaktadır. Önerilerin yaşlı ve yaş alan bireyler için engelsiz bir sosyal hayatın kurgulanmasına yönelik yapılması gereken sosyal ve mekânsal planlama düzenlemelerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu bağlamda konuya açıklık getirebilmek üzere, barınma konusunda yaşlı mikro mekân önerilerine ilişkin mimari tasarım görselleri de hazırlanmıştır. Çalışmanın kendisinden sonra 'yaş dostu mekân'ların hayata geçirilmesi için kentsel yenileme ve dönüşüm planlamalarına zemin hazırlarken; aynı zamanda sosyal politikalara katkı sunması ve mekânsal tasarım çalışmalarına da yön vermesi hedeflenmektedir.

MekanMekan tasarımıMekansal özellikler+3
Nihal Arda Akyıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sevinç Çokum'un romanlarında mekân-insan ilişkisi

Mekân, insanın konumlandığı yerdir. Bu mekânlar kimi zaman eve, yuvaya vs. dönüşür. İnsanın yaşadığı yere konumlanma ihtiyacından dolayı mekân arayışı içerisine girer. Bu sebeple insan ile mekân arasında bir etkileşim kurulur. Kişinin mekânla olumlu veya olumsuz ilişki kurması ona değişik anlamlar yüklemesine neden olur. Bu bağlamda geniş ve dar mekânlar Sevinç Çokum'un romanlarında mekân-insan ilişkisine göre inceleneceği bu çalışmada, romanlardaki insanın mekânı algılayışı ve mekânın ardındaki görüntüsü asıl unsur olan insanı anlamaya çalışmak amaçlanmıştır. Temelde üç ana bölüm halinde düzenlenen çalışmanın birinci bölümünü yazarın hayatı ve eserleri oluşturmuştur. İkinci bölümde, Çokum'un toplamda on beş romanının incelemesi yapılmıştır. İnsanı merkeze alan yazarın romanları yine bu bağlamda yorumlanmıştır. Romanlarında olaylar başta İstanbul olmak üzere Anadolu'dan Kırım'a kadar çeşitli yerlerde geçmiştir. Olaylarda insanların kendilik değerleriyle bezenmiş mekânlara tutunuşu var olma mücadelesi anlatılır. Sonuç bölümünde ise romanlarından yola çıkılarak varılan sonuçlardan bahsedilmiştir. Anahtar kelimeler: Sevinç Çokum, mekân, insan, kentleşme.

KentleşmeMekanRoman+4
Yasemin Yalçınkaya
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Refik Halit Karay'ın romanlarında mekan-insan ilişkisi

Refik Halit Karay, eserlerinde değişik karakter özelliklerine sahip birçok "tip" oluşturur. Romanlarını kadın-erkek ilişkisi üzerine kurgulayan yazar geniş ruh çözümlemelerine de yer verir. Onun eserlerinde "mekân" karakterlerin aynasıdır. Mekân ve insan daima birbirini tamamlayan iki unsurdur. Avcılık-toplayıcılık yapan insandan, yerleşik düzene geçerek yaşamını sürdüren insana kadar her süreçte insan mekânı, mekân da insanı şekillendirmiştir. Birçok alanda inceleme konusu olan mekân, edebi eserlerde de çok büyük bir öneme sahiptir. İncelenen eserlerde olaylara yön veren karakterlerin duygu durumlarını, eserde gerçekleşen olaylarla özdeşleştirebilmek için etkileşimde oldukları mekânları doğru bir şekilde yorumlamak gerekmektedir. Örneğin; bir odadan, bir köşeden, bir çatı katından bahsedildiği zaman fiziksel görünümün yanı sıra bu mekânların insan üzerindeki psikolojik, sosyolojik etkilerini de beraber düşünmek gerekir. Bu olgulardan yola çıkılarak Refik Halit Karay'ın romanlarındaki mekân-insan ilişkisi ve bu ilişki sonucunda ortaya çıkan durumlar araştırılıp açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma sırasında, çalışmaya konu olan Refik Halit Karay'ın romanları detaylı bir şekilde incelenerek, romanlarda kullandığı mekânlar tespit edilip karakter(ler) üzerindeki etkileri psikoloji, sosyoloji, felsefe ve mitoloji gibi diğer bilim dallarından da faydalanılarak açıklanmaya çalışılmıştır.

Karay, Refik HalidMekanRoman+3
Melike Salman
Osmaniye Korkut Ata University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tarım ve gıda etiği bağlamında insan-doğa ilişkisinin yeniden kurgulanması

İnsanlar var olduğu günden bu yana doğa ile iç içe olmuşlar ve doğaya bağımlı yaşamışlardır. Başlangıçta tanrısal bir doğa anlayışı içerisinde, avcılık ve toplayıcılık paradigmasının hâkim olduğu beslenme modelinde, yaşamlarını kendilerini çevreleyen doğa içindeki koşulların değişimine bağlı olarak değiştirmek zorunda kalan insan, doğayı anlamaya ve tanımaya çalışmıştır. Bu dönemin paradigması bağlamında yamyamlık, kölelik, kabilelerin hareket kabiliyetini sınırlaması nedeniyle yaşlıların ve fazla çocukların istenmemesi gibi etik sorun alanları gözlenmiştir. İlk bilimsel ve teknolojik devrim olarak kabul edilen yerleşik yaşama geçiş ile başlayan bitkisel ve hayvansal üretim yeni bir tarımsal üretim paradigması yaratmıştır. Bu paradigma bağlamında, yeni tarımsal üretim modeli ilk mülkiyet formalarının ortaya çıkmasına, ilk hukuk kurallarının belirmesine, sosyal sınıfların doğmasına, tarımsal amaçlı astronomi gözlemlerine, geometrik ve aritmetik hesaplamalarda ilerlemelere, bina, alet, sanat eserlerinin yapıma kadar sayısız tekniğin gelişimine yol açmıştır. Ardından sanayi devrimi ile başlayan süreçte, bilim ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak yoğun tarımsal üretim paradigmasına geçilmiştir. Bu dönemde, organik doğa anlayışından mekanik doğa anlayışına geçilmiştir. Mekanik doğa anlayışı içerisinde, insanın merkezli yaklaşımla, doğayı anlama tanıma ve onunla yaşama düşüncesinin doğaya hâkim olma düşüncesine dönüşmüş olduğu görülmektedir. Yoğun tarımsal üretim paradigması başlangıçta, gıda kıtlığını engellemede başarılı olurken dünya nüfusu hızla artmış, kimyasal gübre kullanımı dört kat, pestisit kullanımı otuz iki kat, fosil yakıt kullanımı dört kat artarak tarım ve gıda etiği konusunda yeni sorun alanlarını ortaya çıkarmıştır. Bugün, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocuk işçiliği, gıda güvenliği ve güvencesi, hayvan hakları, yoğun kimyasalların kullanımına bağlı geri dönülemez çevre sorunları, tarım ve çevrenin sürdürülebilirliği, tarımsal üretime ait büyük verinin sahipliği gibi etik sorun alanları dikkate alındığında, insan merkezli bakış açısı ve mekanik doğa anlayışına dayalı insan doğa ilişkisinin, tarım ve gıda etiğinde gözlenen sorunları çözmekten uzak olduğu gözlenmektedir. Çalışma, değişen insan-doğa anlayışı çerçevesinde, tarımsal üretim paradigmalarına bağlı olarak gözlenen etik sorun alanlarını ortaya koyarken, tarım ve gıda etiği bağlamında insan doğa ilişkisinin yeniden kurgulanması gerektiği savını ortaya koymayı ve bu bağlamda temellendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde felsefe ve etiğin periferinde kalmış görünen tarım ve gıda etiğinin kavramsal çerçevesi ortaya konmaya, ikinci bölümünde zaman içinde değişen tarımsal üretim paradigmalarına bağlı olarak insan doğa ilişkisi tarım ve gıda etiği bağlamında ele alınmaya, üçüncü bölümünde ise tarım ve gıda etiğinde gözlenen sorun alanlarının mekanik insan doğa anlayışına bağlı salt bilimsel ve teknolojik çözümlerle mümkün olmayacağı, ekosistemi göz önüne alan bütüncül (holistik) insan doğa anlayışının kurgulanmasının gerekliliği savı ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise insanın doğadaki diğer türler gibi ekosistemin sıradan bir üyesi olarak görüldüğü ve bağlantısal bir bütünsellik içinde ele alınan bütüncül insan doğa ilişkisinin etik bağı tarım ve gıda etiği bağlamında kurgulanmasının gerekliliği savı temellendirilmeye çalışılmıştır. Zaman içerisinde değişen insan-doğa ilişkisi, kuşkusuz olarak sadece insanlar tarafından tek yönlü olarak ifade bulur. İnsan bilinci tarafından deneyimlenen doğanın değişik zaman akışı içinde sosyal, kültürel, ekonomik ve etik değerlerin değişimine bağlı olarak farklı şekillerde anlamlandırılması, doğanın gerçekliğini göreli bir gerçeklik kılar. Bu yönüyle doğa "orada" duran, ortaya çıkarılması gereken evrensel yasaları olan sabit bir gerçeklik olmaktan ziyade insan ve diğer türler tarafından ortaya konan ilişkiler ağı içerisinde dönemsel olarak yeniden üretilen bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde hazırlanan tez çalışmasının fenomenolojik bir araştırma denemesi olduğu söylenebilir.

Doğa felsefesiEtikFelsefe+5
Burçin Çokuysal
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güner Sümer'in Küçük İnsanı

Güner Sümer'in sanatçı kişiliği tüm kalem faaliyetlerinde ana problematiği oluşturan toplumculukla biçimlenmiştir. Sümer, yaşadığı dönemde toplumsal problematiğin ezdiği insanlardan biriyken sivrilerek bu grubun sözcüsü durumuna geldi. Güner Sümer, dramatik yazarlığının odağına yerleştirdiği küçük insan temiyle toplumsal problematiği yansılamıştır. Nitekim Sümer'e göre bir dramatik yazarın asli görevi toplumsal problematiğe karşı duyarsızlaştırılmak istenen insanı bilinçlendirmektir. Bir yazarı başarılı kılan nitelik küçük insanın yükselişine tanık olmasıdır. Bundan ötürüdür ki bir yazar topluma yüksek bir kuleden bakan olamaz. Aydınlar grubu, kimliği ne olursa olsun tüm ezilen insanların bilinçlenmesine tanıklık etmelidir. Toplumsal problematikle savaşan insanın ihmali dramatik yazarın kendini kandırması anlamına gelir. Bu tezin yazılmasındaki amaç, Güner Sümer'in dramatik metinlerinin çekirdeğini oluşturan, çaresizlikleriyle mücadele eden ve yaşam koşulları ağırlaşan orta halli tiplerini dönemin politik, toplumsal ve ekonomik problematiği bağlamında ele almaktır. Metinlerdeki kahramanların her biri farklı bir toplumsal sorunu sembolize eder. Güner Sümer, bu sorunları tipik durumlar halinde ve tipler aracılığıyla yansılamıştır. Tiplerin karşıt ve koşut şekillerde çizilmesi bir dinamizm oluşturma amacıyladır. Dramatik metinlerin bir diğer özelliği tarihsel aile kurumunda geçmeleridir. Toplumsal problematiğin aileye etkileri bocalayan insan eliyledir. Aile dışındaki bireyler kötücül özellikleriyle acımasız dış dünyayı sembolize ederler. Dramatik metinlerin aile kurumu odaklı yapısı toplumun en küçük yapı biriminin sahne tekniği ve yapısına uygunluğuyla açıklanabilir. Sahneden beklenen, dramatik metinlerdeki bocalayan insanı yansılamasıdır. İzleyici, bocalayan insanın üzerine düşen gölgesiyle toplumsal problematiği içselleştime sürecine girer. Tiyatro salonundan bilinçlenerek çıkan izleyici, toplumsal değişim ve dönüşümün bel kemiğini oluşturacaktır.

AileSümer, GünerTipler+3
Gökhan Teker
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Haris el-Muhâsibî'de Tanrı insan ilişkisi

İnsan ile Tanrı arasındaki ilişki, tarih boyunca düşünce dünyasının en temel meselelerinden biri olmuştur. Bu çalışmada, İslâm düşüncesinin önemli isimlerinden Haris el-Muhâsibî'nin (ö. 243/857) Tanrı–insan ilişkisine dair görüşleri, akıl, kalp ve nefis kavramları çerçevesinde felsefî ve tasavvufî bir bakış açısıyla incelenmektedir. Muhâsibî'nin Kur'ân merkezli yaklaşımı, psikolojik derinliği ve ahlâkî sorumluluğa verdiği önem, onun düşüncesini yalnızca dönemine özgü değil, aynı zamanda evrensel düzeyde dikkate değer kılmaktadır.Tez üç ana bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, Muhâsibî'nin yaşadığı dönemin tarihî, kültürel ve entelektüel arka planı ele alınmış; dönemin kelâmî ve tasavvufî problemleri bağlamında onun düşünsel yönelimi değerlendirilmiştir.İkinci bölümde, akıl, kalp ve nefis kavramları merkeze alınarak Muhâsibî'nin insan anlayışı ayrıntılı biçimde incelenmiş; bu kavramların Tanrı–insan ilişkisine nasıl temel oluşturduğu tartışılmıştır.Üçüncü bölümde ise bu üçlü yapının metafizik bütünlüğü, özellikle marifetullah ve ahlâkî sorumluluk bağlamında ele alınmış; Batı düşüncesiyle karşılaştırmalı bir analiz yapılmıştır.Bu çalışma, Muhâsibî'nin insanı çok katmanlı bir varlık olarak ele almasının, onun Tanrı ile kurduğu ilişkiye nasıl yön verdiğini ortaya koymaktadır. Aklın muhasebesi, kalbin arınması ve nefsin terbiyesi gibi unsurlar yalnızca bireysel bir arınmanın değil, aynı zamanda ilahî hakikate yönelen bir bilme ve olma sürecinin temel taşlarıdır.

AhlakAkılAllah+4
Nigar Yıldız
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan doğa ilişkisi bağlamında 1960 sonrası sanatta doğaya yönelimler

1960 sonrası Arazi Sanatı ve Ekolojik Sanatın çıkış noktası ve temelleri doğa felsefesine dayandırılmıştır. Bu sanatların doğa ile kurmuş olduğu bağların çözümünde, doğada süregelen ilişkilerin tümünü kapsayan doğa felsefesinden yararlanılmış, doğa tanımı ile bağlantılı olan, çevre ve ekoloji tanımları yapılmış, insanın doğada yaratmış olduğu tahribatın etkilerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde, tarihsel süreçte insan ve doğa ilişkilerinin temelleri çevre sosyolojisi çerçevesinde araştırılmış ve incelenmiştir. Bu araştırmada, tarihsel süreçte toplum ve doğa ilişkilerinin arka planında yer alan üç genel toplumdan söz edilmiştir. Bu toplumlar; avcı toplayıcı (ilkel toplumlar), tarım toplumları (uygar toplumlar) ve endüstriyel toplumlar (modern toplumlar) olarak tanımlanmaktadır. Toplumsal hiyerarşinin doğa algısını nasıl şekillendirdiği ve insan merkeziyetçi toplum düzeninin doğayı nasıl araçsallaştırdığı ortaya çıkmıştır. Derin ekoloji felsefesinde yer alan insan merkeziyetçi bakış açısından yola çıkılarak, insanın doğa üzerinde sömürü ve tahribatıyla paralellik olduğu saptanmıştır. Derin ekoloji, insan ve doğa ilişkisine dair çevre krizleri ve ekolojik felaketleri vurgulayan bir yaklaşım sunmuştur. İlksel değerlere dayanan bu tutum, insan merkeziyetçi yaklaşım ve tek tanrılı dinlerin söylemleriyle ekolojik krizlere dayandırılmıştır. Sanatsal uygulamalara esin kaynağı olan ve birçok kültürün temelinde yatan doğa, toplumsal yaşam biçimleriyle birlikte değişime uğramıştır. 1960 sonrası gelişen sanat anlayışı ve formları doğanın ve insanın sömürülmesine karşı tepkisel bir tutumla şekillenmiştir. Sanatçılar, yeryüzünde farkındalık yaratmak, iyileştirmeler yapmak adına bu eylemlerini doğa üzerinde çalışmalar yaparak gerçekleştirmişlerdir. Bu dönemin toplumsal hareketleri, doğanın bir bütün olduğu bir sistem olarak, çevreye duyarlı kültür ve sanat formlarının bir araya gelmesinde etkili olmuştur. Anahtar Sözcükler: Arazi Sanatı, Ekolojik Sanat, Doğa Felsefesi

Arazi sanatıDoğaHeykel+5
Gizem Türkdoğan
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Başlangıcından M.Ö. I. bin ortalarına kadar eski Anadolu sanatında boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları ve tasvirleri

Hayvan-insan karışımı varlıklar, Üst Paleolitik Çağ'dan beri bilinmektedir. Mezopotamya, Elam, Kuzey Suriye ve Mısır sanatında ise yoğun olarak, M.Ö. 3. Bin yıldan itibaren görülür. M.Ö. 2. Bin yılbaşlarında, Anadolu ile Mezopotamya ve Kuzey Suriye arasındaki ticari, sosyal ve kültürel ilişkiler artmıştır. Bu ilişkiler sonucunda, Anadolu sanatına Suriyeli, Mısırlı ve Mezopotamyalı sanat ve üslup özellikleri etki etmiştir. Boğa-insan ve aslan-insan karışık varlıkları tasvirli sanat eserlerinde ortaya çıkmaya başlamıştır. Bunlar özellikle Assur Ticaret Kolonileri Çağı'nın bütün silindir mühür üsluplarında ve damga mühür baskılarında görülür. Çatalhöyük'ten açığa çıkartılmış olan insan ve boğa başı tasvirli kap aslında, boğa-adam karışık varlığının çok daha erken bir zamanda Anadolu'daki varlığına işaret edebilir. Tek örnek olmakla birlikte boğa-insan olgusunun insan karışık varlıkları: aslan-adam, kanatlı aslan-adam, bir başı insan diğeri aslan olan adam ve çift aslan başlı adam olmak üzere dört ana tiptedir. Tasvirli sanat eserlerinde her iki mitolojik karışık varlık tipi yüceltme, savaşçı, koruma (bekçilik), ibadet eden veya tapınılan figürler olarak ortaya çıkar. Anahtar Sözcükler: Anadolu, boğa-insan, aslan-insan, mitoloji, karışık varlık.

AnadoluAslanBoğalar+6
Malik Ejder Demirtaş
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İmam Mâtürîdî ve Kâdî Abdülcebbâr'a göre hikmet kavramının karşılaştırılması

Hikmet kavramının Kur'an'da birçok defa kullanılması ve Allah'ın hakîm ismiyle hikmet sıfatının birlikteliği hikmet ve ilâhî fiiller arasındaki ilişkiyi gündeme getirmiştir. Hikmet kavramı yargıda bulunmak, karar vermek anlamında "hükm" mastarından isimdir. Yine ""sakındırmak, engellemek, gem vurmak, alıkoymak" gibi anlamlara gelen "ihkam" masdarıyla anlam ilişkisi vardır. Istılâhı manası genel olarak ""sözde ve fiilde isabet etmek, isabet, her şeyin yerli yerince yapılması," demektir. Hikmetin anlam dünyasının bu denli geniş olması ayrıca kavramın anlamı, kapsamı, çeşidi, gibi hususlar üzerinde geniş şekilde düşünülmesine etki etmiştir. Bu sebeple birinci bölüm hikmet kavramının etimolojik tahlilini ve farklı ilmi disiplinlerde hikmetin; önemini, tarifini, ilmi disiplinlerde kullanımını, benzerlik ve farklılıkları, neyi kapsadığını, araştırdığımız bir niteliğe kavuştu. İkinci bölüm ise ilk bölümde hikmete dair bulgu ve çıkarımlar tezimizin konusunu oluşturmuştur. Yine ikinci bölümde kelâm ilminde hikmetin kullanımı ve hikmete dair Eş'arî, Mâtürîdî ve Mu'tezile mezheplerinin konuya dair genel yaklaşımları ortaya koyulmuştur. Sonrasında ise tezimizin amacını oluşturan İmam Mâtürîdî (ö. 333/944) ve Kâdî Abdülcebbâr'ın (ö. 415/1025) hikmete dair görüşlerini alt başlıklar halinde karşılaştırmalı olarak incelemeye, benzerlik ve farklılıklar gösterilmeye çalışılmıştır. Mâtürîdîler de ilâhî fiillerde hikmetin olduğunu ama hikmetin Allah'ın fillerine etkisi konusunda Mu'tezile'den ayrılırlar. Mâtürîdîler ilâhî fillerde bulunan hikmetin veya herhangi bir şeyin Allah'a vâcib olmayacağı görüşündedirler. Çalışmamızda yöntem olarak veri tarama tekniği olan belgesel kaynak derlemesi tekniği kullanılmış ve konumuza ilişkin literatür incelenmiştir. Tasnif edilen bu bilgiler objektiflik ilkesi çerçevesinde sosyal bilimlerin deskriptif (vasıflandırıcı) metodu kullanılarak yazılmıştır. Hikmet kavramına dair literatürde pek çok çalışma görülmektedir. Fakat İmam Mâtürîdî ve Kâdî Abdülcebbâr'ın hikmete dair görüşlerini karşılaştırmalı olarak inceleyen müstakil bir çalışma bizim ulaşabildiğimiz kadarıyla yoktur. Bu yönüyle tezin alana katkı sunması hedeflenmektedir. Hikmet kavramının birçok farklı ilmi disipline konu olması ve üzerinde çalışmaların yapılmasının nedeninin hikmet ve ilahi fiiller arasındaki ilişki olduğu düşüncesi olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında ayet ve hadislerde sık sık hikmete dair vurguların olması da bir başka etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Kâdî Abdülcebbâr, hikmet kavramını vücub aleallah bağlamında ele almış ve Allah'ın fiillerinin mutlaka bir fayda ve maslahat içermesini gerektiğini ifade etmiştir. Bu zorunluluğu tüm konularda geçerli olmadığını yalnızca dini konularla sınırlı olduğunu ifade etmiştir. Mâtürîdî, Allah'ın fiillerinde hikmetin bulunduğunu, onun hikmetinin her şeyi yerli yerine koymak olduğunu bu nedenle Allah'ın fiillerinin hikmetsiz olamayacağını savunmuş. Allah'ın fiillerindeki hikmetin asla onu bir şeye mecbur eden dışarıdan bir etki olarak görmeyip aksine bunu bizzat Allah'ın kendi kendine kural olarak koyduğunu ifade etmiştir. Anahtar Kavramlar: Kelam, Hikmet, Âlem, Ebû Mansûr el- Mâtürîdî, Kâdî Abdülcebbâr

AlemDinHikmet+6
Muhammet Bulut
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisine katkıları

İsmet Altıkardeş'in din sosyolojisi üzerine yapılan bu çalışma, düşünürümüzün din sosyolojisine katkılarını detaylı bir şekilde ortaya koymayı amaçlamaktadır. Altıkardeş'in çalışmaları, İslam'ın insan hayatını nasıl düzenlediği ve sosyal sorumluluklara nasıl önem verdiği konusuna dair önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Bu çalışma, Altıkardeş'in bu konudaki görüşlerinin derinlemesine analizini sağlayarak din sosyolojisi alanına katkıda bulunacaktır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisinin temel kavramlarını, yani insan, toplum ve din kavramlarını inceleyerek başlamaktadır. Çalışmada, bu kavramları detaylı bir biçimde ele alarak Altıkardeş'in bu temel yapıları nasıl değerlendirdiğini açıklamayı hedeflemektedir. Din sosyolojisine katkıları bağlamında Altıkardeş'in, eğitim olgusuna yaklaşımı, sosyal meselelere bakışı, din anlayışı, Müslümanların çağdaşlaşması konusundaki görüşleri ve iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olma kriterlerine dair düşünceleri bu çalışmanın odak noktasını oluşturur. Altıkardeş, eğitimin insan kalitesini yükseltmede önemli bir rol oynadığına inanmaktadır. Kaliteli bir eğitimin, insanların bilgi ve becerilerini nasıl geliştirdiği, bireylerin kendilerini nasıl tanımalarına yardımcı olduğu ve topluma faydalı bireyler olmalarını sağladığı konularını analiz etmektedir. Altıkardeş, sosyal meselelerde ortaya çıkan sorunların çözümünün İslam'ın temel prensiplerine bağlı kalarak sağlanacağına inanmaktadır. Tez, Altıkardeş'in sosyal sorunlara yaklaşımını ve bu sorunların İslam'ın prensiplerine nasıl uygun bir şekilde çözülebileceği konusundaki düşüncelerini ele alarak, günümüz toplumunun karşılaştığı sosyal zorluklara değerli bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Altıkardeş, dinin sadece bireysel bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumu düzenleyen ve ahlaki bir çerçeve sunan bir sistem olduğunu savunmaktadır. Tez, Altıkardeş'in din anlayışını ve dinin çağdaşlaşma sürecinde nasıl bir rol oynadığına dair görüşlerini inceleyerek, dinin toplumsal dinamiklere etkilerini incelemektedir. Araştırma sürecinde nitel araştırma yönteminde kullanılan literatür taraması ve yorumlayıcı paradigma, Altıkardeş'in bakış açısını derinlemesine anlamak ve analiz etmek için uygun bir çerçeve sağlamıştır. Altıkardeş'in kitapları, makaleleri ve birebir görüşmeler, tezde ana kaynak olarak kullanılmıştır. Ayrıca, Altıkardeş'in düşüncelerini destekleyen ayetler ve hadisler de tezde kullanılmıştır. Bu çalışma, Altıkardeş'in din sosyolojisine dair özgün ve önemli katkılar sunan bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Çağdaş bir Müslüman bireyin temel sorunu Altıkardeş'e göre, kendi içsel varlığıdır. Bu bağlamda, çağdaşlık ideali, bilinçli bir zihin, mantıklı düşünce, seçme yeteneği, araştırıcılık, dürüstlük ve ahlaki davranışların birleşimini gerektirir. Altıkardeş'in bu konulardaki düşünceleri, günümüz toplumunun dini ve sosyal dinamiklerine dair değerli bir perspektif sunmaktadır.

DinDin sosyolojisiEğitim+4
Büşra Ilıca
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Orta okul öğrencilerinin insani değerleri ile okul tükenmişlikleri arasındaki ilişki ve bir araştırma

Bu araştırma ortaokul öğrencilerinin insani değerleri ile okul tükenmişlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır.Çalışma evreni 2014–2015 eğitim öğretim yılında İstanbul ili Üsküdar İlçesinde bulunan ortaokul öğrencileridir. Örneklemimiz 500 kişiden oluşmaktadır.Araştırmada, ortaokul öğrencilerinin insani değerlerin sorumluluk, dostluk, arkadaşlık. barışçı olma, saygı, dürüstlük alt boyutlarında okul tükenmişliği ile ilgili ilişkisel boyutu üzerinde durulmuştur. Araştırma sonucuna göre katılımcıların demografik özelliklerine bakıldığında; babaların en fazla lise düzeyinde en az doktora düzeyinde eğitim aldıkları, annelerin en fazla ilkokul en az doktora düzeyinde eğitim aldıkları sonucuna varılmıştır.Katılımcıların babalarının mesleki durumu olarak en fazla işçi en az işsiz oldukları, annelerin ise büyük çoğunluğunun ev hanımı çok az bir bölümünün ise memur olduğu sonucuna varılmıştır. Aylık gelir durumlarının ise 2000 TL'nin üstünde olduğu tespit edilmiştir. İnsani değerler boyutunda cinsiyet, anne, baba eğitim, anne, baba meslek durumu ve aylık gelir bakımından bir farklılık görülmezken, sınıf düzeyinde insani değerlerin 6. Sınıfta en yüksek, 7. Sınıfta en düşük olduğu gözlenmiştir. Okul tükenmişliği boyutunda bakıldığında erkeklerin öğrencilerin tükenmişliklerinin kız öğrencilerden daha düşük olduğu, sınıf sayısı yükseldikçe okul tükenmişliğinin düştüğü gözlenmiştir. Babaların eğitim durumunda anlamlı bir fark gözlenmezken annelerin eğitim durumlarında yüksek lisans mezunlarının okul tükenmişlikleri düzeyinin düşük, doktora öğrencilerinin okul tükenmişlik düzeyinin yüksek olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İnsani Değerler, Okul Tükenmişliği, Ortaokul Öğrencileri

DeğerlerDeğerler eğitimiOkul hayatı+6
Elif Özbakır
Yeditepe University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Fuzûlî'nin Türkçe divanında insan psikolojisi unsurları

Klâsik edebiyatın en önemli şâirlerinden Fuzûlî, yüzyılardır gerek sanatı, gerek poetikası, gerekse şahsiyetiyle araştırmacıların ilgi odağı olmuştur. Şiirindeki kudret, kendinden sonraki şâirleri etkilemiştir, etkilemeye devam etmektedir. Fuzûlî' nin şiirleri kadar kendisi de merak konusu olagelmiştir. Araştırmacılar şiirlerinde söylemek istediklerini, betimlediği duyguları değişik açılardan halen irdelemektedirler.Bu çalışmada Fuzûlî'nin şiirlerinde karşımıza çıkan insana dair bir takım his ve hasletlerin, insan psikolojisi unsurlarının incelenmesi söz konusudur. Öncelikle Fuzûlî'nin Türkçe Divanı taranmış, karşımıza çıkan ruh halleri tespit edilmiştir. Şâirin bu ruh hallerini işlerken yaklaşımı, divanın tamamından örneklerle ortaya konulmuştur.Çalışmada ele alınan ruh halleriyle ilgili temel bilgiler, tanımlar, izahlar söz konusu ruh hali işlenirken öncelikli olarak verilmiştir. Başka araştırmacıların söz konusu maddelerle ilgili değerlendirmeleri ile konuyla ilgili bilgiler zenginleştirilmeye gayret edilmiştir. Çalışmada ele alınan ruh halleri alfabetik olarak şöyledir: Ağlamak-gözyaşı dökmek-üzülmek, ah etmek, aşk, can vermek-fedakârlık, cefa çekmek-haksızlığa uğramak, huzur-huzursuzluk, insaf etmek-hoşgörülü olmak, gam-ıstırap çekmek, melâmet, pişmanlık, sabır, şükür, sevinç-mutluluk, utanma, ümitli olmak, vefa.Anahtar Kelimeler: Fuzûlî, Divan, Psikoloji, İnsan, Ağlama, Göz yaşı, Aşk, Acı çekmek.

Divan edebiyatıEdebiyatEski Türk edebiyatı+5
Zafer Karafil
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İtalya ve Türkiye'de göçmen kaçakçılığı

Göç, en basit tanımıyla insanların yer değiştirme hareketidir. Göçün bir çeşidi olan uluslararası göç olgusu son zamanlarda gündemde olan göç konularının başında gelmektedir. Zira uluslararası göçmen sayısı son yıllarda şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yüksek sayıya ulaşmıştır. Uluslararası göçün yasadışı çeşidi olan göçmen kaçakçılığı konusu da son yıllarda medyada geniş bir şekilde yankı uyandırmıştır. Bu çalışma göçmen kaçakçılığı konusunu Akdeniz ve Ege üzerinde deniz yoluyla gerçekleşen kaçakçılık özelinde incelemektedir. Özellikle son yıllarda Akdeniz ve Ege'de meydana gelen Aylan bebek gibi ölümler, konunun akademik araştırılmasının göçmen mağduriyeti açısından gerekliliğini belirtmektedir. İtalya, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa'da en fazla sorunla karşılaşan ülke konumundadır. Zira Avrupa'ya deniz yoluyla ulaşan 3 büyük göçmen kaçakçılığı rotası içerisinde en fazla ölüm oranına sahip olan ülke İtalya'dır. İtalya'da göçmen kaçakçılığını engellemek adına; Avrupa Birliği (FRONTEX'le), İtalya hükümeti ve bazı Sivil Toplum Kuruluşları faaliyet göstermektedir. Bununla birlikte, tüm bu çalışmalara rağmen ölüm oranları azalmamakta ve mağduriyetler yaşanmaya devam etmektedir. Türkiye, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı noktasında İtalya kadar eski bir tarihe sahip değildir. Türkiye transit noktada bulunmasıyla, deniz yoluyla göçmen kaçakçılığı açısından Avrupa için çok önemli bir konuma sahiptir. Türkiye'de 2000'li yıllarda başlayan kaçakçılık serüveni 2006 yıllarda artmaya başlamış ve 2009 yılında maksimum seviyeye ulaşmıştır. Ardından 2010 yılında operasyonların başlaması ve sonrasında geri kabul anlaşmasıyla beraber düşme eğilimine girmiştir. Bu araştırmanın amacı, göçmen kaçakçılığı kavramını İtalya ve Türkiye özelinde, iki ülkenin kaçakçılıkla ilgili tarihi, hukuki, siyasi durumlarını karşılaştırmalı inceleyerek iki ülkeye gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığı rotalarına ayrıntılı bakarak, İtalya ve Türkiye'nin bölgede hem devlet hem de Sivil Toplum Kuruluşları eliyle yürütmüş oldukları faaliyetin göçmen mağduriyetlerini ne şekilde etkilediğini araştırmaktır. Anahtar Kelimeler: Arama Kurtarma Operasyonları, Göç, Göçmen Kaçakçılığı, İtalya, Türkiye, Yasadışı Göç.

GöçlerGöçmenlerKaçakçılık+5
Yusuf Halit Çaykara
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İslam düşüncesinde insanın varlık nedeni

İnsan, tüm varlıklar içinde en değerli ve en değişken varlıktır. Olumlu veya olumsuz yönde hem kendisini hem de çevresini sürekli değiştirir. İnsanın sebep olduğu birçok şey varken, insanın sebepsiz olması makul değildir. Çünkü insan tüm varlıkların içinde en seçkin olanıdır. İnsanın yaratılış gayesi hakkında daha önce bazı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmada onlardan farklı olarak kavramları öne çıkaran bir inceleme yaptık. Kavramlara da öncelikle ayetlerden başladık. Ayetleri incelemek için tefsir kaynaklarından, hadisleri değerlendirmek için hadis ile ilgili bazı eserlerden, kelime veya kavramları incelemek için sözlük ve ansiklopedilerden faydalandık. İçerik zenginliği ve muteber olması açısından bir kısmı kelam klasiği olan bazı kitaplardan da yararlandık. Ayrıca kavram veya konumuzla ilgili bazı eserlerden ve daha önceden çalışılmış eserlerden de faydalandık. Varlığa anlam yüklemesi açısından; konu ile ilgili kitap, makale ve tezlerden benzer çalışmaları paylaşmakta fayda gördük. Anahtar Kelimeler: insan, varlık, gaye, anlam, fayda

GayeVarlıkİnsan+2
Cüneyt Kuzlak
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İnsanın anlam ve mutluluk arayışında inancın rolü

Bu çalışmada, insanın anlam ve mutluluk arayışı, Logoterapi ve anlam arayışı, Logoterapi ve teoloji, nihaî anlam arayışında inanç ve dinin rolü konuları ele alınıp araştırılmıştır. İnsanın anlam arayışı ve anlamsızlık, mutluluk arayışı ve mutsuzluk ile ilgili konulara dair görüşler incelenmiş olup, anlam-anlamsızlık ve mutluluk-mutsuzluk olgularının yapısal niteliklerine açıklama getirilmiştir. Logoterapinin, anlam arayışındaki insana sunduğu yanıtlar ve teolojiye bakışı ele alınmıştır. Tanrı inancı, dinî inanç ve ebedîyet inancının, insanın anlam-nihaî anlam arayışındaki rolü araştırılıp incelenmiştir. Logoterapinin, bir psikoterapi ekolü olarak bulduğu tekniklerle ve sunduğu yanıtlarla, insanın anlam arayışına katkıda bulunduğu saptanmıştır. Tanrı inancı, dinî inanç ve ebedîyet inancının, anlam ve nihaî anlam arayışındaki inanan insana, nihaî bir dünya görüşü ve kalıcı anlamlar sunarak rehberlik ettiği ve destek olduğu sonucuna varılmıştır.

Anlam arayışıDin psikolojisiLogoterapi+6
Arzu Öztan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kapitalizm ve insan: Tüketim toplumunda yaşam pratikleri

1970'lerden itibaren kapitalist üretim tarzındaki değişimlerin yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve kültürel alanlar üzerindeki etkileri sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinde de üzerine yoğunlaşılan konulardan olmuştur. Esnek üretim tarzının yanında teknolojinin gelişiminin de etkisiyle ürünlerin nasıl üretileceğinden ziyade, nasıl pazarlanacağı kapitalist sistem için asıl sorun haline gelmiştir. Buna bağlı olarak kapitalist sistemin odak noktası üretimden satışa yani tüketime kaymıştır. Çeşitli adlandırmalarla karşımıza çıkan; çalışmada kapitalizmin yeni bir evresi olarak ele aldığımız ve yeni kapitalizm, esnek kapitalizm, yeni ekonomi, post-modern ekonomi olarak ifade edilen dönemde belirgin olan husus, esneklik ve tüketimin önemli bir rol almış olmasıdır. Üretimin her şeyden daha çok pazarlama imkânlarına göre gerçekleştirildiği ve çeşitli araçlar vasıtasıyla tüketimin teşvik edildiği bu toplum yapısı tüketim toplumu olarak adlandırılmaktadır. Çalışmada yeni kapitalizm ve tüketim toplumu tartışmalarına yer veren literatürden hareketle, kapitalist üretim tarzının dönüşümlerinin etkisinden yola çıkarak ve esnek üretim tarzının yeni normlarının sonuçlarıyla birlikte toplumun bir tüketim toplumuna dönüşümü ve tüketim toplumunda yaşayan insanların yaşam pratikleri araştırılmıştır. Bu anlamda kapitalizm ve insan ilişkisi ekseninde çalışmada, esnek üretim tarzının ön plana çıkardığı tüketim odaklı düzenlemelerin insanı hem üretim hem de tüketim alanında nasıl etkilediği konusu üzerine yoğunlaşılmıştır. Çalışmada tüketim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda yaşayan insanın hayatının her anında tüketim yönlendirmesi ile karşılaştığı tespit edilmiştir. Tüketim araçlarının aynı zamanda bireylerin denetlenmesinin bir aracı olduğu iddia edilmiştir. Kapitalist sistemin kendini yeniden gerçekleştirmesi adına bir zorunluluk olan tüketimin devamlılığının sağlanması için, sistemin tüketiciler olarak ele aldığı insanlar için de tüketimin en önemli amaç haline getirilmekte olduğu görülmektedir. Kapitalist sistemin tüketimi arttırmak kaygısı ile kullanıma soktuğu çeşitli araçların insanların yaşamını derinden etkileyen sonuçlara sebebiyet verdiği ve bunun yanında tüketim toplumunun giderek bir borçlular toplumuna dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeni Kapitalizm, Esneklik, Tüketim, Tüketim Toplumu, Borçlular Toplumu

EsneklikKapitalizmTüketim+2
Nermin Kılıç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Heidegger'ın 'Varlık ve Zaman' adlı eserinde insan varlığının varoluşsal özellikleri

Bu çalışma Heidegger'in Nazilerle olan ilişkisini, onun bitmemiş başyapıtı 'Varlık ve Zaman'dan hareketle değerlendirmek ve Heidegger'in neden Nazizmi benimsemiş olamayacağını, Varlık ve Zaman için "Nasyonal Sosyalizme hizmet eden bir eser" denemeyeceğini Varlık ve Zaman'da temellendirilen Dasein'ın varoluşsal özelliklerinden hareketle ispatlamak amacındadır. Bu sebeple ilk bölümde Heidegger'in temel soru(n) olarak gördüğü "Varlık Sorusu" ile neyi kast ettiğini açıklamaya çalışacağım. İkinci bölümde ise bu soru(n) ile ilgili çözüme gidecek varlığın neden Dasein olduğunu gösterip, Dasein'ın eksistensiyal özelliklerini açıklamaya çalışacağım. En son bölümde ise Dasein ile anlatılmaya çalışılanın dünya-içinde olan bir varlık olmasını ve bu sebeple hergünkülük ve zaman içersinde olduğunu açıklayacağım. Sonuç bölümünde ise Heidegger'in temel problemi olan Dasein'ın, yine onun problemine getirdiği yaklaşımdan kaynaklı, neden Nazi düşüncesine hizmet etmediğini göstereceğim. Anahtar Kelimeler: Dasein, varlık, varolan, ihtimam-göstermeklik, hergünkülük, dünya-içinde-olma, birlikte-olma.

FelsefeHeidegger, MartinVaroluşçuluk+1
Zafer Gündüz
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Kelâm ekollerinin Allah tasavvurunda insan unsuru

ÖZET KELÂM EKOLLERİNİN ALLAH TASAVVURUNDA İNSAN UNSURU Nail KARAGÖZ Yüksek Lisans Tezi, Temel İslâm Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd.Doç.Dr. İsmail YÖRÜK Temmuz 2004, 138 sayfa Bu çalışmada kelâm ekollerinin Allah tasavvurunda insana verdikleri yer tartışılmaya çalışılmıştır. Şurası muhakkak ki Allah, kelâmın en önemli konularından biridir. Hem Kur'an hem de kelâmcılar Allah'ı değişik usullerle tanıtmışlardır. İslâm inancının merkezinde olan Allah'ın muhatap aldığı tek varlık olan insanın konumu ve değerini ortaya koymak, çalışmamızın esasım oluşturmaktadır. Kur'an'da Allah, hem sonsuz gücü olan-hem merhametli, hem ulaşılmaz-hem kullarına çok yakın, hem insana yetki veren-hem de sorumluluklarını hatırlatan bir yüce yaratıcı olarak tanıtılır. İnsanın bu yüce yaratıcıya, kendisine ve evrene karşı olan sorumluluklarının yer aldığı ayetler, Kur' an' in çok geniş bir kısmını kapsar. Kelâmcıların Allah tasavvurları da Kur'an paralelinde gelişmiştir. Ancak zamanla onun kullanmadığı kavram ve yöntemler kelâmın malzemeleri arasına girmiştir. İnsan ise kelâm için bir konu olarak ancak Allah tasavvurları ile ilgili tartışmalar sırasında ele alınmıştır. Bu noktada Kur'an ile kelâmın farkı ortaya çıkar. Zira Kur'an'da her ne kadar Allah, merkezi bir yere sahipse de O'nun muhatap aldığı varlık olma balonundan insana yapılan vurgu kelâmdakinden daha belirgindir. Konuyu, kelâmın ilahiyat ve insanın fiilleri konulan çerçevesinde inceledik. Bu iki konudaki düşüncelerin birbirlerini nasıl etkilediklerini belirlemeğe çalıştık. Çalışma, literatür taraması yoluyla, ekollerin Uderlerinin görüşleri çerçevesinde yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Allah, insan, kelâm ekolleri, yaratma.

AllahKelamKur'an-ı Kerim+2
Nail Karagöz
Çukurova University
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Bölgemizde gebe kadınlarda parvovirus b19 infeksiyonu ve fetusa etkisi

ÖZET Bölgemizde Gebe Kadınlarda Parvovirus B19 İnfeksiyonu ve Fetusa Etkisi Bu çalışma bölgemizde gebe kadınlarda parvovirus B19 infeksiyonunu araştırmak ve nonimmun hidrops fetalis(NIHF), spontan abortus ve intrauterin fetal ölüm(İUFÖ) vakalarında B19 infeksiyon insidansını tespit etmek için yapılmıştır. B19 infeksiyonunun tanısında B19 DNA tespiti için B19 spesifik nested PCR ve B19 spesifik IgM ve IgG antikorları için ELISA testi kullanıldı. NIHF (n=33) vakalarına ve spontan abortus (n=19) vakalarına ait parafine gömülü fetal ve plasental doku örnekleri ile kontrol olarak gebeliği zamanında sonlanan 40 normal gebe kadının plasental doku örneklerinde B19 DNA nested PCR testi ile analiz edildi. NIHF vakalarının 14'de(%42.4) ve spontan abortus vakalarının 6'da(%31.5) B19 DNA varlığı tespit edildi, oysa kontrol plasental dokularının hiçbirinde tespit edilmedi. Çalışmanın diğer serisinde NIHF (n=9), spontan abortus (n=27), İUFÖ (n=5) ve kontrol grubu olarak 47 sağlıklı gebe kadının serum örnekleri PCR ve ELISA ile test edildi. NIHF vakalarının 4'de(%44), spontan abortus vakalarının 9'unda(%33) ve İUFÖ vakalarının 1'inde(%20) hem PCR hem de ELISA testi ile B19 infeksiyon tanısı kondu. Ayrıca, kontrol grubunda B19 IgG prevalansı %51 bulundu ve bu örneklerden 4'de IgM tek başına veya IgM ve IgG antikorlarının birlikte olması, %8.3'lük bir oranla geçirilmekte olan B19 infeksiyonunu gösterdi ki, bu bölgemizde çalışma sırasında epidemik bir periyodu yansıtabilir. Sonuç olarak, bulgularımız B19 ile ilişkili NIHF insidansının oldukça yüksek olduğunu gösterdiğinden hidrops fetalis görülen gebe kadınlarda B19 infeksiyonunun erken tanısında nested PCR ve ELISA testlerinin birlikte kullanılması gereklidir. Anahtar Sözcükler: Parvovirus B19, Gebelik, Hidrops fetalis, Polimeraz zincir reaksiyonu (PCR), B19 IgM antikoru, B19 IgG antikoru

Parvovirüs enfeksiyonlarıİnsan
Ebru Korkmaz
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu ve batı'da hümanizm/insan sevgisi: Örtüşüp ayrıştığı kısımlar

Hümanizm, Rönesans'tan bugüne güncelliğini koruyarak gelmiştir. Nitekim bugün hümanizm ile ilgili sürekli makale, tez, kitap çalışmaları veyahutta bilimsel toplantılar yapılmaya devam ediliyor. Ancak hümanizm kavramı ile ilgili hala bir kargaşa olduğu da tartışmasız kabul edilmektedir. Bu da göstermektedir ki hümanizm sadece bir tanıma ve anlama sahip değildir. Aslında bu tez naçizane bu kavram kargaşasını bir netliğe kavuşturmayı ve hümanizm kavramına yeni bir tanımlama yapmayı hedefleyen bir çalışmadır. Hümanizmin gelişinden önceki dönemle birlikte daha eski dönemlerde de kavramın adı ortada olmamasına rağmen anlam olarak var olduğu, sonraki dönemlere olan etkisi, yeniden yapılanması, insancılık ve insan sevgisi ile Doğu'da ve Batı'da birleşip ayrıştığı kısımlar araştırılmıştır. Araştırmanın hedefine yönelik olarak hümanizmin köklerinden gelişimine doğru bir araştırma yapılıp tarihsel gelişimi ve insan sevgisi ile ele alınan birlikteliğinin özünde ne anlam taşıdığı, örtüşüp ayrıştığı kısımlar esas alınmıştır.

FelsefeFelsefe tarihiFelsefeciler+7
Nergis Köse Uzun
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Albert Camus'de uyumsuz insan

Albert Camus 20.yüzyılın en önemli filozoflarından birisidir. Camus felsefesini edebiyatla birleştirmiş ve çağının sorunlarını insanlara, sanatıyla sunmuştur. Camus'ye göre insanın dünya ile olan iletişimsizliği uyumsuzluğun kendisidir. Bu uyumsuzluk sadece dünya ile insan arasındaki iletişimsizlikten kaynaklanır oysa dünyanın kendisinde bir uyumsuzluk yoktur. Camus'nün uyumsuz insanı, bu noktada şekil alır. Uyumsuz insan anlamsızlığın dünyada olmadığını fark eder ve anlam arayışını bırakır, ölümden sonrası için bir başka dünya inancı taşımaz, çünkü inanç umut barındırır umut ise insanı sürekli bir beklenti ve anlam arayışına sokar. Uyumsuz insan gerçeğin üzerini boyamak yerine onu açığa çıkarandır. Bu tezde ben bu doğrultuda Albert Camus'nün uyumsuz insan profilini tarif edeceğim; insanın dünya ile olan ilişkisindeki çelişkileri Camus felsefesi çerçevesinde değerlendireceğim; insanın ölüm karşısındaki durumu ve yabancılaşmasını ele alacağım ve sonuç bölümünde ise tezin tamamında anlatılmış olan insan-dünya ilişkisinin genel ifadesini vereceğim. Anahtar Kelimeler: Albert Camus, Ölüm, Yabancılaşma, Uyumsuzluk

Camus, AlbertUyumsuzlukUyumsuzluk felsefesi+3
Hasret Ertürk
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hikmet-ahlâk ilişkisi bağlamında insân-ı kâmil

İnsanlık tarihinin her döneminde, ilk insan Hz. Âdem'den itibaren insanın mana yolculuğu devam etmektedir. Bu yolculuk esnasında geçmişten bugüne kadar birçok düşünür, hakikatin künhüne vâkıf olabilmek maksadıyla çeşitli düşünce sistemleri geliştirmişlerdir. "İnsân-ı Kâmil" kavramı da bu tarz düşüncelerin doğal bir neticesi olarak hâsıl olmuştur. "Hikmet" ve "ahlâk" kavramları ise bu arayışın temel vâsıtaları konumunda bulunmaları açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, hikmet ve ahlâkın birlikteliğiyle kâmil insan olma mefkûresine nasıl erişildiği, dört bölüm üzerinden, parçadan bütüne ulaşacak şekilde sunulmaya çalışılmıştır. Farklı dînî görüşlere sahip, farklı medeniyetlere ait düşünürlere de yer verilerek, insanın gelişimine dair düşüncelere kapsamlı bir bakış açısı oluşturulmak hedeflenmiştir. "Kem âlât ile kemâlât olmaz" sözü mucibince, çalışmanın içerdiği muhtevaya uygun olarak titizlik gösterilmiş; olabildiğince farklı kaynaklardan, ele alınan düşünürlerin aslî kaynaklarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Hikmet merkezli bir ahlâk tasavvurundan yola çıkılarak; insanın kendini gerçekleştirmesi için gerekli olan sâiklerin neler olduğu, bilme ve eyleme süreçlerinin nasıl anlamlandırılacağı üzerinde durulmuştur. Kaynağında Allah(cc)'ın ilmî dayanağı olmayan, ilâhî güçten yoksun bir hikmetle hayat bulacak olan ahlâk anlayışının, insanı kâmil seviyeye çıkartmakta yeterli olmayacağı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hikmet, Ahlâk, İnsân, İnsân-ı Kâmil

AhlakDin felsefesiFelsefe+3
Lokman Göktaş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

17. yüzyılda Avrupa ve Osmanlı'da felsefe ve bilim açısından insan ve evren tasavvurları

17. yüzyıl Avrupa'sında düşünürler felsefe ve bilim alanında insan temelli bir sisteme yönelip, bu yaklaşımlar doğrultusunda modern felsefe ve bilimin temellerini atmışlardır. Felsefe ve bilimde atılan bu adımlarla evren ve kozmolojideki genel görüşler değişip yerine yeni bir sistem inşa edilmiştir. Osmanlı'da ise 17. yüzyıla kadar olan dönemde felsefe ve bilim alanlarında öncü bir role sahipken, 17. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı'nın yaşadığı siyasi ve toplumsal sorunlardan dolayı duraklama dönemine girmiştir. Dönemin durumu göz önüne alındığında felsefe ve bilim alanında çalışmalar bulunsa da geçmiş dönemlere göre azalma söz konusudur. Ayrıca medreselerde din ile felsefe- bilim çatışmasının meydana gelmesi gelişme açısından diğer bir olumsuz koşulu oluşturmaktadır. Tezimizin konusu bu dönemde felsefe ve bilim alanında Batı ve Osmanlı düşünürlerinin insan ve evren konularını düşünce ve eserlerinde nasıl konumlandığının tespitine dair fikir vermektir. Tezimizin ilk bölümünde 17. yüzyıl Batı filozofları ve bilim adamları Francis Bacon, Thomas Hobbes, René Descartes, Gottfriend Leibniz, ve Benedict Spinoza isimlerini insan ve evren tasavvurları başlığı altında incelerken devamında bilim alanını astronomi, matematik, fizik, biyoloji ve tıp başlıkları altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise, 17. yüzyıl Osmanlı felsefesinde İbn-i Haldunculuğun konumuna ve medreselerde felsefe ile bilime verilen öneme değinilmiştir. Kınalızâde Ali Efendi, Sadreddinzâde Mehmet Emin Şirvâni, Melayê Cizîrî, Mir Dâmâd ve Molla Sadrâ'nın insan ve evren görüşlerine yer verilmiştir. Bilim kısmında ise, astronomi, matematik, fizik ve tıp alanları insan ve evren tasavvurları bağlamında ele alınarak, Osmanlı ile Batı dünyasını felsefe ve bilim bağlamında bir karşılaştırması sunulmaya çalışılmıştır.

17. yüzyılAvrupaBilim+6
Eda Nur Karademir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Related subjects