Intubation

91 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

34 hafta altı invaziv solunum desteği alan prematürlerde ekstübasyon sonrası nazal yüksek frekanslı osilatuar ventilasyon (NHFOV) ile nazal aralıklı pozitif basınçlı ventilasyon (NIPPV) yöntemlerinin klinik sonuçları ve yakın kızılötesi spektroskopisi (NIRS) ile beyin oksijenizasyonuna etkisinin araştırılması

Bu çalışmada esas amacımız 34 hafta altı prematürelerde ekstübasyon sonrası NHFOV ve NIPPV yöntemlerinin ekstübasyon başarısı ve yeniden entübasyon oranları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. İkincil amaçlarımız ise ekstübasyon sonrası beyne giden oksijen miktarının non-invaziv bir yöntem olan NIRS cihazı ile değerlendirilmesi ve NHFOV ile NIPPV uygulanan bebeklerde oluşabilecek komplikasyonların sıklığının belirlenmesidir. Ocak 2024 - Aralık 2024 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde yürütülen bu prospektif, randomize kontrollü çalışmaya toplam 80 bebek dahil edilmiştir. Ekstübasyon sonrası ilk 72 saatte yeniden entübe olmayan hastalar başarılı ekstübasyon olarak kabul edilmiştir. Hastalar, postmenstürel (PM) 36. haftaya veya taburculuk gününe kadar takip edilmiştir. Beyin oksijenasyonunu değerlendirmek için ekstübasyon öncesi ve sonrası hastaların alnına oksimetre probu yerleştirildi ve 30 dakika boyunca her 5 dakikada bir NIRS cihazından elde edilen serebral rejyonel oksijen satürasyonu (SrSO₂) değerleri ile nabız oksimetreden alınan SpO₂ değerleri kaydedildi. Serebral dokunun fraksiyone oksijen ekstraksiyonu (SFOE) her 5 dakika için ayrı olarak hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Çalışmada, yeniden entübasyon oranı NHFOV grubunda NIPPV grubuna göre anlamlı olarak daha düşük bulundu (p ≤ 0,01). Yeniden entübasyon süreleri NHFOV grubunda 27,0 saat (3,0-62,0), NIPPV grubunda ise 10,5 saat (5,0-16,0) olarak saptanmıştır (p≤0,01). NIPPV grubunda PM 36. haftada non-invaziv mekanik ventilasyon ihtiyacı olan hasta sayısı daha fazlaydı. Ekstübasyon öncesi ve sonrası SpO2, serebral FOE ve serebral rSO₂ değerleri açısından gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p ≥ 0,96). NHFOV yöntemi, invaziv solunum desteği alan prematürlerde komplikasyon sıklığını artırmadan yeniden entübasyon oranını azaltmasıyla güvenilir bir sekonder ventilasyon modu olarak değerlendirilebilir. Ayrıca, NIPPV yöntemine kıyasla başarılı ekstübasyon oranının daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Ancak, PM 36. haftada anlamlı bir farkın olmaması ve beyin oksijenasyonuna etkisinin gösterilememesi nedeniyle, daha geniş vaka serileri içeren çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ekstübasyon başarısı, NHFOV, NIPPV, serebral oksijenasyon, NIRS.

BeyinEkstübasyonEntübasyon+3
Meysa Öncel Aydoğan
Sanko University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal tüpe bağlı basınç yaralanması görülme oranlarının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırma yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal tüpe bağlı basınç yaralanması görülme oranının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anestezi, Dahili ve Cerrahi Yoğun Bakım Üniteleri'nde Mart 2021-Haziran 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal entübasyon uygulanan 146 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği", "Nutrisyonel Değerlendirme Testi" ve "Endotrakeal Tüpe Bağlı Basınç Yaralanması Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Hastalar endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi açısından 24 saatte bir değerlendirilmiştir. Her bir hasta için en az 2, en fazla 14 gözlem yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Pearson Ki Kare Testi, Mann Whitney U Testi, Student T Testi ve Binary Logistic Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hastaların %80,14'ünde endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması geliştiği belirlenmiştir. Endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanmasının %56,41 oranla 3-4. günlerde geliştiği ve basınç yaralanması gelişme süresinin ortalama 4,42±1,72 gün olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları, beden kitle indeksinin endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, endotrakeal entübasyon yapılan hastaların endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi açısından değerlendirilmesi ve basınç yaralanmalarını önlemeye yönelik stratejilerin uygulanması önerilmektedir.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealHemşireler+3
Cansu Cambaz
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Videolaringoskopi uygulanan hastalarda başarısızlığı etkileyen parametrelerin belirlenmesi

Videolaringoskopi (VL) zor hava yolu öngörülen hastaların yönetiminde sık kullanılan yöntemlerden biridir. Preoperatif hava yolu değerlendirme testleri ile zor hava yolu öngörüsünde bulunulan hastalarda endotrakeal entübasyon başarısını artırdığı görülmüştür. Bu testlerde, zor direkt laringoskopi için birtakım parametreler belirlenmiştir. VL başarısızlığını öngörmek için ise, risk faktörleri henüz netleşmiş değildir. Bu çalışma ile, klinik uygulamada VL başarısızlığını etkileyen parametreleri belirlemek amaçlanmıştır. Etik kurul onayı alındıktan sonra prospektif, gözlemsel olarak Şubat 2018-Mart 2020 tarihleri arasında, genel anestezi altında cerrahi geçirecek olan hastalar izlendi, VL uygulanan hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastanın yaşı, vücut ağırlığı, boyu, cinsiyeti gibi antropometrik bilgileri; ağız açıklığı, tiromental mesafe, modifiye Mallampati skorlaması, boyun hareket açıklığı, üst dudak ısırma testi gibi zor hava yolu prediktif değerleri; zor entübasyon öyküsü ve yapılan ameliyat kayıt altına alındı. Videolaringoskopi kullanım sebebi, kullanılan bleyd tipi, entübasyonun başarılı olup olmadığı, başarısız ise kullanılan alternatif yöntem, entübasyonu yapan uygulayıcının deneyimi kaydedildi; tüm bu parametrelerin VL başarısına etkisi değerlendirildi. Şubat 2018-Mart 2020 tarihleri arasında videolaringoskopi uygulanmış olan 1159 hasta vardı. Hastaların %98,5'inde videolaringoskopi ile entübasyon başarılı iken, %1,5'inde (n:17) videolaringoskopi ile entübasyon yapılamamıştı. Pediatrik hastalarda başarısız VL oranı daha fazlaydı (p=0,033). VL'nin başarılı ve başarısız olduğu hastalarda ağız açıklığı, mallampati skorlaması, tiromental mesafe, boyun hareketi kısıtlılığı, üst dudak ısırma testi, bilinen zor entübasyon öyküsü olması ve eşlik eden sendromik hastalıklar açısından fark saptandı. Başarısızlıkta en etkili parametreler ağız açıklığının 2 cm altında olması (odds oranı:14,49), boyun hareketi kısıtlılığı (odds oranı:6,25) ve üst dudak ısırma testinin sınıf ≥ 2 olması (odds oranı:5,84) olarak saptandı. Cormack-Lehane (CL) dereceleri, entübasyon deneme sayısı ve daha deneyimli uygulayıcı tarafından işlem yapılma oranı arttıkça videolaringoskopi başarısızlık oranı da artmıştı. Videolaringoskopinin, direkt laringoskopi ile CL 3. ve 4. derece olarak sınıflanan hastaların glottik görünümlerini yüksek oranda CL 1. ve 2. derece olarak iyileştirdiği tespit edildi. Kullanılan bleydler arasında Storz C-MAC D bleyd en yüksek başarı oranına sahipken; pediatrik bleyd çeşitleri arasında Miller bleydin, pediatrik Storz C-MAC D bleyde kıyasla daha başarısız olduğu gözlendi. Pediatrik hastalarda ise VL'nin başarısız olduğu grupta düşük vücut ağırlığı ve kısa tiromental mesafe istatistiksel olarak anlamlı fark görülen parametrelerdi. Videolaringoskopi başarısızlığına neden olan parametreler literatürde net olarak tanımlanmış değildir. Çalışmamızda ağız açıklığının <2 cm olması, boyun hareketlerinin kısıtlı olması ve üst dudak ısırma testinin sınıf ≥2 olmasının videolaringoskopi başarısızlığını predikte eden en güçlü faktörler olduğu bulundu. Zor hava yolu öngörülen hastalarda, özellikle bu üç bulgu varlığında, videolaringoskopinin de başarısız olabileceği göz önünde bulundurularak alternatif hava yolu teknikleri ve uyanık yöntemlerin kullanımı düşünülmelidir.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealLaringoskopi+2
Sevilay Kıvrakoğlu
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Standart pediatrik endotrakeal entübasyon maketinde; laringoskopi esnasında farklı bleydler ile orofaringeal dokulara uygulanan kuvvetlerin karşılaştırılması

Giriş: Videolaringoskopi zor hava yolu öngörülen hastaların yönetiminde sıklıkla kullanılmaktadır. Direkt laringoskopiyle karşılaştırıldığında daha iyi bir laringeal görüntü sunar ve başarılı entübasyon olasılığını artırır. Özellikle kullanım kolaylığı sağlaması, portabl olması ve direkt laringoskopiye olan benzerliği nedeniyle en sık tercih edilen zor hava yolu araçları arasında yer alır. Laringoskopi ve entübasyon, normal olarak dilin tabanına bir kuvvet uygulanmasını gerektirir. Çoğu durumda kısa süreli olmasına rağmen, bu baskı hastalarda nabız, kan basıncı ve katekolamin seviyelerinde artışa neden olabilir. Biz bu çalışmada standart pediatrik entübasyon maketinde dil köküne ve orofaringeal dokulara uygulanan kuvveti objektif şekilde ölçmeyi ve olası ilişkili faktörleri incelemeyi hedefledik. Yöntem ve Gereçler: 21/348 numaralı yerel etik kurul onayı alındıktan sonra; çalışmamız Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalında araştırma görevlilerinin katılımı ile gerçekleştirildi. Çalışmaya katılmayı kabul eden her bir araştırma görevlisi standart pediatrik entübasyon maketinde GlideScope LoPro T2, Storz C-MAC pediatrik D-bleyd ve direkt laringoskop Macintosh 2 bleyd ile endotrakeal entübasyon uyguladı. Dil köküne ve vallekulaya uygulanan kuvvetler bleydler üzerine yapıştırılmış olan FSR 402 basınç/kuvvet sensörleri ile kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya katılan toplam 52 katılımcı (%34,6 erkek ve %65,4 kadın) her bir laringoskopi yöntemi ile (direkt laringoskop Mac 2, GlideScope LoPro T2 ve Storz C-MAC pediatrik D-bleyd) birer defa olmak üzere toplam 156 entübasyon prosedürü icra etti. Her üç laringoskopi yönteminde ortalama entübasyon süreleri benzerdi (p=0.27). Kadın katılımcıların entübasyon süresi erkeklere göre istatistiksel olarak daha uzundu (p=0.033). Videolaringoskopik yöntemlerle direkt laringoskopiye göre daha az sıklıkta Cormack-Lehane sınıf 2 görüntü elde edilirken, sınıf 3 görüntü hiç izlenmedi (p<0.001). Entübasyon yöntemleri Cormack-Lehane alınırken (p=0.001) ve endotrakeal tüp (ETT) geçirilirken oluşan kuvvetlere (p<0.001) göre karşılaştırıldığında direkt laringoskopi ve GlideScope videolaringoskopide benzer kuvvet değerleri elde edilirken, C-MAC videolaringoskopi ile diğer iki yönteme göre anlamlı olarak daha düşük kuvvet uygulandığı gösterildi. Kuvvet parametresi olarak Cormack-Lehane alınırken ve ETT geçirilirken uygulanan bu iki kuvvetin ortalaması alındığında da benzer sonuçlar ortaya koyuldu. Sonuçlar: Videolaringoskopinin daha iyi ve geniş laringeal görüntü elde edilmesi sonucu entübasyon başarısını artırdığı ve özellikle zor hava yolu hastalarında belirgin avantajlar sağladığı bilinmektedir. Bu çalışmada da, infant boyutlarındaki pediatrik entübasyon maketinde uygulayıcıların deneyiminden bağımsız olarak glottik görüntünün iyileştiği gösterilmiştir. Genel kanı olarak, bu iyileştirilmiş görüntü esnasında videolaringoskopi ile orofaringeal dokulara daha az kuvvet uygulandığı kabul edilir. Orofaringeal dokulara uygulanan kuvvetin mümkün oldğunca azaltılması, laringoskopi esnasında görülebilecek hipertansiyon, disritmiler, intrakraniyel basınç artışı ve basıya bağlı lokal doku travmaları gibi komplikasyonlar açısından önemlidir. Erişkinlerde yapılan çalışmalar bu kanıyı desteklese de, pediatrik hasta grubu ile ilgili literatür verileri çok kısıtlıdır. Çalışmamızda, hedef CL görüntüsü elde edildiği anda ve ETT yerleştirilme anında ölçülen kuvvetler C-MAC pediatrik D-bleyd ile diğer iki laringoskopa kıyasla anlamlı olarak daha düşüktü. Sonuç olarak, çalışma verilerimiz ışığında daha iyi glottik görüntü sağlaması nedeniyle pediatrik hasta grubunda da videolaringoskopinin ilk seçenek olarak düşünülmesi ve tüm entübasyonlar esnasında uygulayıcıların orofaringeal dokulara yaptıkları kuvvetin ve bunun yol açabileceği olası komplikasyonların bilinciyle mümkün olduğunca az travmatik hareket etmesi gerektiği kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Videolaringoskopi, direkt laringoskopi, endotrakeal entübasyon, kuvvet.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealKuvvet+1
Mohammad Sevimli
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Uyanık entübasyon yapılan hastalarda memnuniyet ve deneyimlerin değerlendirilmesi

Uyanık fiberoptik entübasyon zor hava yolu beklenen hastalarda altın standart kabul edilen bir entübasyon yöntemidir. Hasta deneyimleri, uyanık entübasyon tekniğinin geliştirilmesi ve hasta bakım hizmetlerinin iyileştirmesi için önemlidir. Biz bu çalışmada çok sık uygulanmayan bir prosedür olan 'uyanık entübasyon' yapılan hastalarda postoperatif dönemdeki memnuniyet ve deneyimlerin değerlendirilmesini amaçladık. Etik kurul onayı alındıktan sonra prospektif, gözlemsel olarak Haziran 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında, uyanık entübasyon uygulanan hastalar postoperatif dönemde ilk 24 saat içerisinde serviste ziyaret edilerek hastalara demografik bilgileri, sosyo-ekonomik düzeyleri, tıbbi personele olan güvenleri, kişilik tipleri, işlem öncesi çekinceleri, işlemi yapan sağlık personeli ile olan ilişkileri, işlem anındaki hisleri, işlemi hatırlama düzeyleri ve işlem sonrası düşüncelerinden oluşan bir anket uygulandı. İşlem sırasında uygulanan sedasyon tipi, komplikasyonlar, entübasyonun oral ya da nazal olduğu, kaçıncı seferde entübasyonun gerçekleştirildiği bilgileri hasta dosyasından alındı. Haziran 2022-Temmuz 2022 tarihleri arasında uygulanan 19 hasta vardı. Hastaların uyanık entübasyon işlemi ile ilgili genel sürece verdikleri puanın ortancası (en düşük değer –en yüksek değer) 13 (6-15) idi. Hastaların uyanık entübasyon işlemine verdikleri puanın ortancası (en düşük değer –en yüksek değer) 4 (2-5) idi. Hastaların sağlık personellerine duydukları güven ile genel sürece ve uyanık entübasyon işlemine verdikleri puan arasında pozitif korelasyon bulunmuştur. Ayrıca işlemi hatırlamaktan rahatsız olmama ve işlemi tekrar kabul etme puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu belirlendi. Yumuşak başlılık ve dışadönüklük kişilik tipleri ile uyanık entübasyon işlemine verdikleri puan arasında; duygusal dengelilik kişilik tipi ile işlem öncesi çekince puanları arasında; sorumluluk kişililk tipi ile uyanık entübasyon işleminin sebebini anlama puanları arasında pozitif yönde bir korelasyon olduğu bulundu. Çalışmamızın sonucunda, uyanık entübasyonun çoğu hasta için kabul edilebilir bir deneyim olduğu gösterilmiştir. İşlemin hastalara daha iyi açıklanması, memnuniyeti artırma potansiyeline sahip önemli bir durum olarak görünmektedir. Hastaya işlemin nasıl yapılacağı ile ilgili bilgilendirici ve talimatlar içeren materyaller sunulması gibi yöntemlerle hastanın işlemle ilgili hakimiyeti artırılabileceği, işlemin hasta için daha kolay ve rahat hale getirilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Uyanık entübasyon, zor hava yolu, hasta memnuniyeti

AnesteziEntübasyonHasta memnuniyeti+1
Furkan Kaan Kes
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste entübe hastalarda ekstübasyon öncesinde diyafram kalınlığı ve hareketlerinin sonografik olarak değerlendirilmesinin ekstübasyon başarısına etkisi

Akut solunum yetmezliği, acil serviste en sık karşılaşılan durumlardan biridir. Bu hastalarda entübasyon oranları %60'lara ulaşmaktadır. Yoğun bakım ünitelerindeki hastaların yaklaşık %40'ı mekanik ventilatöre bağlı olarak takip edilmektedir ve bu hastaların %20-25'inde mekanik ventilatörden ayırma aşamasında zorluklar ile karşılaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı acil serviste ekstübasyon planlanan hastalarda, ultrasonografi ile diyafram kalınlığının ve hareketlerinin değerlendirilmesinin ekstübasyon başarısı ile ilişkisini araştırmaktır. Hastalara ekstübasyondan 0-6 saat önce yatakbaşı sonografik değerlendirme yapıldı. Diyafram kalınlığı, diyaframın inspiryum ve ekspiryum sonundaki kalınlıkları, diyafram gezintisi (Diaphragm Excursion-DE), diyafram kalınlaşma fraksiyonu (Diaphragm Thickening Fraction- DTF) ve diyafram kalınlaşma indeksi (Diaphragm Thickening Index-DTI) ölçüldü. Çalışmaya 23 hasta dahil edildi. Çalışmaya alınan 23 hastanın 18'inde (%78,3) ekstübasyon süreci başarılı sonuçlanırken, 5'inde (%21,7) başarısız sonuçlandı. Ekstübasyon süreci başarısız olan hastalarda diyafram daha kalın (3,5 mm'e karşı 3,3 mm) ölçüldü. DİSK, DE, DTF ve DTI değerleri ekstübasyon sürecinin başarılı olduğu hastalarda daha yüksek (DİSK: 4,12 mm'ye 3,45 mm; DE: 1,41 cm'ye 0,61 cm; DTF: %43'e %12; DTI: %35'e %10), DESK değeri ise başarısız olan hastalarda daha yüksek (3,08 mm'ye 2,76 mm) saptandı fakat bu farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Ekstübasyon başarısını öngörmede USG ile diyafram kalınlığı, DİSK, DESK ve DE ve DTF değerlerinin etkiliğinin ortaya konabilmesi için daha fazla hasta sayısı ile yapılacak prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatine varıldı.

Acil servis-hastaneDiyaframEkstübasyon+2
Dilek Sarıoğlu
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Morbid obez hastaların hava yolu yönetiminde videolaringoskopinin yerinin ve öneminin belirlenmesi

Giriş-Amaç: Obezite multifaktöriyel bir sağlık sorunudur ve anestezi pratiğinde zor hava yolu yönetimi açısından risk taşımaktadır. Obezitenin derecesi, hastanın yaşı ve cinsiyeti gibi demografik özellikleri, obstrüktif uyku apnesi (OSAS) gibi eşlik eden komorbiditeler bu riskleri etkilemektedir. Zor veya başarısız hava yolu yönetimi sonucunda morbidite ve mortalite artmaktadır. Anestezi öncesi hava yolu muayenesi ile zor hava yolu açısından belirleyici özelliklerin araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması hastayı korumakta oldukça önemlidir. Hava yolu yönetiminde maske ventilasyonu ve endotrakeal entübasyon için farklı seçenekler mevcuttur. Tercih edilecek yöntem ve araçlar başarılı hava yolu yönetimi için kritik rol oynamaktadır. Bu çalışmada; genel anestezi altında cerrahi operasyon geçiren ve vücut kitle indeksi (VKİ) ≥30 kg/m² olan hastaların hava yolu yönetimi açısından incelemesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Etik kurul onayı alındıktan sonra Ocak 2014 - Aralık 2018 tarihleri arasında genel anestezi altında elektif cerrahi geçirmiş olan hastalardan VKİ ≥30 kg/m² olan 375 hastanın dosyaları arşivden temin edilerek zor maske ventilasyonu varlığı, çift el ile maske ventilasyonu ve oral airway kullanımı, zor entübasyon varlığı, hangi yöntemle ve kaçıncı denemede endotrakeal entübasyon gerçekleştirildiği kaydedilmiştir. Obezite derecesi, Modifiye Mallampati skoru, cinsiyet, yaş, OSAS varlığının zor hava yolu yönetimine etkisi değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda; obezite derecesi artıkça zor maske ventilasyonu ve çift el ile maske ventilasyonunun arttığı ancak VKİ değerindeki artış ile zor endotrakeal entübasyon görülme oranında artış olmadığı gözlenmiştir. Mallampati skorunun artması ile zor maske ventilasyonu, çift el maske ventilasyonu, oral airway kullanımı ve zor entübasyon görülme insidansının artış gösterdiği saptanmıştır. Erkek hastalar ile kadın hastalar arasında maske ventilasyonu açısından fark izlenmezken; zor endotrakeal entübasyonun erkeklerde daha fazla olduğu izlenmiştir. OSAS tanılı hastalarda zor maske ventilasyonu ve zor endotrakeal entübasyon görülme insidansının arttığı, ilk denemede entübasyon başarısının düştüğü izlenmiştir. Videolaringoskop ile entübe edilen hastaların vücut ağırlığı ve VKİ değerlerinin direkt laringoskopi ile entübe edilen hastalardan anlamlı düzeyde yüksek olduğu izlenmiştir. Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre obezite zor hava yolu yönetimi için bağımsız bir risk faktörüdür. VKİ ve Mallampati skoru artışı hava yolu yönetiminde zorlukla ilişkilidir ve dikkatli olmayı gerektirir. Özellikle OSAS tanılı hastalarda ise hava yolu yönetimine dair değerlendirilen tüm parametrelerde zorluk izlenmiştir. Erkek cinsiyette zor entübasyon sıklığının artmış olması da akılda tutulmalıdır. Çalışmamızda VKİ, mallampati skoru, OSAS varlığı ve erkek cinsiyetin prediktif değerini işaret eden daha eski çalışmalara benzer sonuçlar bulduk. Verilerimizin anestezi uzmanlarının obez hastalarda olası zor hava yoluna daha dikkatli bir şekilde hazırlanmasına yardımcı olabileceğini umuyoruz. Anahtar Kelimeler: Obezite, zor hava yolu, zor maske ventilasyonu, zor endotrakeal entübasyon, videolaringoskopi

AnesteziEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+5
Sevinç Buyurgan
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezistler ve diğer hekimlerin zor hava yolunu öngörebilme yetenekleri ve zor hava yoluna yaklaşımlarının karşılaştırılması

Spontan solunumun devam ettirilemediği durumlarda hayatın devamı için yardımcı araçlar ve teknikler ile hava yolunun devamı ve solunumun sağlanması gerekmektedir. Böyle bir durumda hangi alanda çalışıyor olursa olsun her hekimin hava yolunu sağlaması hayati öneme sahiptir. Biz de bu çalışmada temel olarak anestezistler ile diğer hekimler arasında zor hava yolunu öngörebilme ve acil hava yolu yönetimi gerektiren durumlarda doğru müdahale edebilme becerileri arasında farklılık olup olmadığını araştırmayı amaçladık. İkincil amacımız ise bu farklılığı etkileyen parametreleri tespit etmekti. Etik kurul onayı alındıktan sonra, Türkiye'nin çeşitli hastanelerinde Dahili, Cerrahi, Yoğun Bakım, Acil Servis, Aile Sağlık Merkezi ve Temel Bilimlerde halen çalışmakta olan doktorlara 1 Temmuz 2019 - 1 Haziran 2020 tarihleri arasında internet üzerinden anket formları ulaştırıldı. Anket formu hava yolu yönetim stratejileri, hava yolu araçları, zor hava belirteçleri, zor hava yoluna yaklaşım, entübasyonu kolaylaştırıcı ve aspirasyonu engelleyici yöntemler, end-tidal karbondioksit kullanımı ve zor hava yolu algoritmaları ile ilgili sorular içermekteydi. Çalışmamız sonucunda beklendiği üzere anestezistlerin diğer hekimlere kıyasla daha fazla hava yolu uyguladığı görüldü. Diğer branş hekimlerinin sadece %26'sı yılda 35'ten fazla hava yolu yönetimi yapmaktaydı. Hava yolu yönetimi genelde KPR ve solunum sıkıntısı durumlarında yapılmaktaydı. Diğer branş hekimlerinin, hava yolu eğitiminin tıp fakültesinde alınan eğitimle sınırlı olduğu görüldü. Anestezist dışı hekimlerin %60,5'i hava yolu tanımını bilememiş, çoğunluğu zor hava yolu tanımına sadece zor entübasyonu katmış, zor maske ventilasyonunu zor hava yolu olarak tanımlamamıştır. Anestezistlerin beklendiği üzere diğer hekimlere kıyasla zor hava yolu belirteçlerini tanıma ve zor hava yolunu öngörme becerileri daha iyi olarak saptandı. Branştan bağımsız olarak hekimlerin çoğunluğu erken yardım çağıracağın ve üçten fazla deneme yapmayacağını belirrti. Zor hava yolu ile karşılaşıldığında anestezist olmayan hekimlerin LMA ve videolaringoskop kullanım oranı anestezistlere kıyasla düşük bulundu. Anestezist olmayan hekimlerin Sağlık Bakanlığı'na bağlı düzenlemelere göre kliniklerinde bulunması beklenen hava yolu araçlarına bile yok demesi, hekimlerin bu araçları tanımaması ya da yerlerini bilmemesi olarak yorumlanmıştır. Anestezist olmayan hekimlerin entübasyonu kolaylaştırıcı ve aspirasyonu engelleyici yöntemleri ve entübasyon teyiti ve diğer alanlarda etCO2'i kullanma oranı anestezistlere kıyasla daha azdı. Anestezist olmayan hekimlerin zor hava yolu algoritmaları konusundaki farkındalıkları da daha düşüktü. Genel olarak, tüm hekimler tarafından en çok başvurulan algoritma Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği'nin zor hava yolu algoritması idi. Hava yolu yönetimi her hekimin iyi bilmesi gereken bir müdahaledir. Temel hava yolu becerilerinin yanlış ya da eksik uygulanması durumunda hayatı tehdit edici sonuçlarla karşılaşılabilir. Çalışmamızdan yola çıkarak hekimlere hava yolu yönetimi ve zor hava yolunun tanınması hakkında devamlılık gösteren hem teorik hem pratik eğitimler sağlanması, LMA, videolaringoskop ve etCO2 kullanımının yaygınlaştırılması ve ulusal zor hava yolu algoritmalarının güncellenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Hava yolu yönetimi, zor hava yolu

AnesteziAnesteziyolojiDoktorlar+3
Yasemin Kılıç Oluklu
Hacettepe University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Genel anestezi uygulanan hastalarda erken dönemde verilen soğuk buhar uygulamasının ve buz parçaları emdirmenin entübasyona bağlı gelişen boğaz ağrısı ve ses kısıklığına etkisi

Araştırma genel anestezi uygulanan hastalarda erken dönemde verilen soğuk buhar uygulamasının ve buz parçaları emdirmenin entübasyona bağlı gelişen boğaz ağrısı ve ses kısıklığına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, randomize kontrollü deneysel tipte bir çalışmadır. Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin Genel Cerrahi Kliniğinde 1 Nisan 2017 – 1 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmada kontrol ve uygulama gruplarına alınacak hastalar randomizasyon yöntemi ile belirlenmiştir. Gruplar; kontrol grubu, soğuk buhar grubu, buz parçaları emdirilen grup, soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen grup olmak üzere 4 gruptan oluşmuştur. Her bir gruba 30 kişi olmak üzere toplam 120 kişi çalışmaya alınmıştır. Veriler veri toplama formları, Amerikan Anestezi Uzmanları Derneği (American Society of Anesthesiologists-ASA) sınıflaması, mallampati sınıflaması, hasta tanıtım formu, Ramsay Sedasyon Skalası, Vizüel Analog Skala (VAS ) ve Stout's Ses Kısıklığı Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Uygulama gruplarındaki hastalara; ameliyattan sonra 2. saatte, soğuk buhar uygulama grubuna 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış, soğuk buhar uygulamadan önce ve sonra hastaların boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiş, buz parçaları emdirilen gruba ve soğuk buhar ile birlikte buz parçaları emdirilen gruba uygulama yapılmamış sadece boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Ameliyattan sonra 6. saatte uygulama grubundaki hastaların uygulama öncesi boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiş ve soğuk buhar grubuna 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış, buz parçaları emdirme grubuna buz parçaları emdirilmiş, soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen gruba önce 15 dakika boyunca soğuk buhar uygulanmış hemen ardından buz parçaları emdirilmiştir. Tüm uygulama gruplarının 6. saatte uygulamadan sonra boğaz ağrısı ve ses kısıklığı tekrar değerlendirilmiştir. Ameliyattan sonra 0. ve 24. saatlerde uygulama gruplarına herhangi bir uygulama yapılmamış sadece boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Kontrol grubunda yer alan hastalara herhangi bir işlem veya girişim yapılmayıp sadece ameliyat sonrası 0. 2. 6. ve 24. saatlerde hastaların boğaz ağrısı ve ses kısıklığı değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi bilgisayar ortamında ve SPSS istatistik paket programında (Version 15, Chicago IL, USA) gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; Pearson Ki-Kare, One-Way ANOVA, General Lineal Model, Paired- Sample T Testi, Cochran's Q, Mc Namer Testi, Fisher's Exact Testi kullanılmıştır. İstatistik önemlilik düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırma sonucunda; hastaların yaş ortalaması, Beden Kitle İndeksi (BKİ), cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, sigara kullanma durumu, kronik hastalık varlığı ve ameliyat öyküsü dağılımları incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası 2. saatte soğuk buhar uygulanan hastaların ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesi 4.40±1.78, uygulama sonrası 2.86±1.80 olarak bulunmuştur. Soğuk buhar uygulanan hastaların uygulama sonrası ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. saatte soğuk buhar uygulanan, buz parçaları emdirilen ve soğuk buhar uygulaması ile birlikte buz parçaları emdirilen gruplardaki hastaların uygulama sonrası ağrı (VAS) puan ortalamaları uygulama öncesine göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Ameliyat sonrası 6. saatteki uygulama sonrası ağrı (VAS) puanının bütün uygulama gruplarında düştüğü ve ağrı (VAS) puan ortalamaları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Ameliyat sonrası bütün gruplarda ses kısıklığının zamanla azaldığı fakat gruplar arasında anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bu çalışma sonucunda; soğuk uygulamanın boğaz ağrısını azaltmada etkili olduğu, ses kısıklığı üzerine etkisinin olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Endotrakeal Entübasyon; Boğaz Ağrısı; Ses Kısıklığı; Soğuk Buhar; Buz Uygulama; Hemşirelik.

AnesteziAnestezi-genelAğrı+6
Muazzez Şahbaz
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zor havayolu senaryosu oluşturulmuş hastalarda klasik®, fleksible® ve proseal® laringeal maskelerin karşılaştırılması

Çalışmamızın amacı; boyunluk takılarak zor hava yolu senaryosu oluşturulan hastalarda supraglottik hava yolu aygıtları olan klasik laringeal maske (LMA), proseal LMA ve fleksible LMA'nın havayolu sağlamadaki performanslarını karşılaştırmaktır. Etik kurul onayı ve hasta onamları alınan 18-80 yaş arası, Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) I-III grubunda 90 hasta çalışmaya dahil edildi. Randomize olarak hastalar 3 farklı gruba ayrıldı. Birinci gruba proseal laringeal maske (PLMA) (Grup I), ikinci gruba fleksible laringeal maske (FLMA) (Grup II) ve üçüncü gruba klasik laringeal maske (cLMA) hasta kilosuna uygun olarak, üretici firmanın önerileri doğrultusunda standart teknikle yerleştirildi. Zor entübasyon senaryosu boyunluk kullanılarak oluşturuldu. Yerleştirme öncesinde hastaların maksimum ağız açıklığı, tiromental mesafe, sternomental mesafe ve tiroid kıkırdak hizasından boyun çevresi ölçüldü. Gruplar arasında demografik veriler bakımından anlamlı bir farklılık yoktu. Yerleştirme süresi, girişim sayısı, yerleştirme kolaylığı, orofaringeal kaf kaçak basıncı, fiberoptik bronkoskop görüntü derecelendirilmesi ve komplikasyonlar her üç grup arasında da benzer bulundu (p>0,05). Her üç cihazın da ilk yerleştirme başarısı yüksekti. Sonuç olarak tüm laringeal maske türlerinin zor entübasyon şartlarında benzer klinik performanslara sahip oldukları ortaya konulmuştur. Birinci ve ikinci jenerasyon supraglottik havayolu araçlarının boyun immobilizasyonuna bağlı sınırlı servikal hareketi bulunan hastalarda ilk tercih bakımından birbirlerine üstünlükleri olmadığı sonucuna varılmıştır.

AnesteziEntübasyonLaringeal maskeler+4
Ergül Yıldız
Demiroğlu Bilim University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Mikrolaringoskopilerde Remifentanil ile Suksinilkolinin entubasyon koşullari

Mikrolaringoskopilerde Remifentanilin Entubasyon Kosullari

AnestetiklerAnesteziEntübasyon+3
Sevgi Topal
İnönü University
2011
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

APACHE II Skoruna göre trakeotomi zamanlaması

Amaç: Trakeotomi uzun süre mekanik ventilasyon ihtiyacı olan kritik hastalarda havayolu sağlamak için kullanılan bir yöntemdir. Translaringeal entübasyon ile kıyaslandığında avantajları olmasına rağmen birçok ciddi komplikasyonları mevcuttur. Bir çok çalışmada trakeotomi zamanlaması ile ilgili tartışmalı sonuçlar elde edilmiştir. Bu çalışmada hastaların trakeotomi zamanlamasını yoğun bakıma kabullerinde hesaplanan APACHE II skorlarına göre belirlemeyi amaçladık.Gereç ve yöntem: Solunum sıkıntısı olan 90 erişkin yoğun bakım hastası çalışmayaalındı. Trakeotomi ihtiyacı ilk gün hesaplanan APACHE II skorlarına göre belirlendi. Elektif cerrahi geçiren ve kısa süreli mekanik ventilasyon ihtiyacı olan hastalarla, Griggs yönteminin kontrendike olduğu hastalar çalışmaya alınmadı. Hastalar yoğun bakım ünitesine kabullerinden ve acil klinik sorunları kontrol altına alındıktan sonra hesaplanan APACHE II skorlarına göre üç gruba ayrıldı. Grup I (n=30) ilk gün APACHE II skoru < 25 (8-14. günlerde trakeotomi), grup II (n=30) ilk gün APACHE II skoru ? 25 (1-7. günlerde trakeotomi), grup III (n=30) ilk gün APACHE II skoru ? 25 (8-14. günlerde trakeotomi). Hastaların ilk gün ve girişim günü APACHE II skorları, yoğun bakımda ve hastanede kalış, entübasyon ve mekanik ventilasyon süreleri ve 28 günlük mortaliteleri kaydedildi.Bulgular: Demografik veriler ve klinik koşulları kabul edilebilir sınırlarda olan ilk gün APACHE II değerlerine göre üç gruba ayırdığımız hastalarımızın 28 günlük mortalite, entübasyon ve hastanede yatış süreleri açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark bulundu (p < 0,05). İlk gün ve girişim günü arasında APACHE II değerleri açısından grup II ve III'te istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p < 0,05). Gruplar arasında erken trakeotomi kararı verdiğimiz grup II'de mortalite oranlarının yüksek olması nedeniyle hastanede yatış süreleri kısa bulundu. Bütün gruplarda girişim süre ve deneme sayısı açısından istatistiksel anlamlı fark bulunmadı.Tartışma ve sonuçlar: Solunum yetmezliğine sahip yoğun bakım hastalarında ilk gün APACHE II skorlarına göre erken trakeotomi açılan hastalarda 28 günlük mortalite oranları diğer gruplara oranla yüksek bulundu. Gruplar arasında ilk gün ve girişim günü APACHE II değerleri karşılaştırıldığında grup II ve III'te istatistiksel anlamlı fark bulunması göreceli olarak daha ağır hastalara sahip bu gruplarda tedavimizin etkinliğini göstermede fikir vermektedir. Girişim deneme süre ve sayıları değerlendirildiğinde kullandığımız Griggs yöntemi yatak başında uygulanabilen, kolay ve pratik bir yöntem olarak bulunmuştur.

APACHE skorlama sistemiEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+2
Süsen Banazılı
İnönü University
2011
30
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel anestezi uygulamasında hastaların stop-bang skorları ile uyku apne riskinin belirlenerek postoperatif komplikasyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Perioperatif komplikasyonlarla yakın ilişkisi gösterilmiş Obstrüktif Uyku Apne Sendromlu (OUAS) hastalarla, anestezi uygulama öncesi tanı almamış şekilde sıklıkla karşılaşılmaktadır. Tanıda altın standart polisomnografi olmakla birlikte, yoğun emek gerektirmesi, maliyetli ve zaman alıcı olması nedeniyle kullanımı sınırlıdır. Çalışmamızda; cerrahi hastalarda preoperatif dönemde STOP-Bang anket uygulamasının, OUAS tanı ve zor havayolu/komplikasyon öngörüsünde yararlılığını göstermeyi amaçladık. Prospektif çalışmamız elektif cerrahi planlanan genel anestezi altında entübe edilecek, ≥ 18 yaş, rastgele-ardışık 1000 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar, iki adımlı, sekiz sorudan oluşan STOP-Bang anketi ile düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrıldı. Demografik veriler, anestezi - havayolu özellikleri, komplikasyonlar, derlenme ünitesinde kalış süreleri ve plansız yoğun bakım (YB) gereksinimleri kaydedildi. Yüksek ve orta risk grubu, düşük risk grubuna göre ve yüksek risk grubu, orta risk grubuna göre zor maske ventilasyon/entübasyon, peroperatif komplikasyon ve plansız YB gereksinim sayıları ve derlenme ünitesinde kalış süreleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu (tüm değişkenler için p˂0,001). STOP-Bang anketiyle OUAS açısından yüksek riskli hastalarda zor havayolu ve postoperatif komplikasyon belirleyebilme açısından tanısal performans; sırasıyla zor entübasyon için duyarlılık %77,9, özgüllük %87,4 pozitif prediktif değer (PPV) %28,0 / postoperatif pulmoner komplikasyon için ise duyarlılık %71,0, özgüllük %88,0 PPV %32,9 olarak belirlendi. Geniş hasta serili çalışmamızda; STOP-Bang anketine göre OUAS açısından, orta ve yüksek riske sahip hastaların zor maske ventilasyon/entübasyon ve postoperatif komplikasyonlarla yakın ilişkisi gösterildi. Preoperatif STOP-Bang anket uygulamasıyla, olası OUAS tanı ve risk seviyesinin belirlenmesinin anestezi yönetimi açısından yararlı olacağı kanısındayız.

AnesteziAnestezi-genelAnketler+7
Tuğba Doruk
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi ameliyathanesinde karşılaşılan zor hava yolu vakalarının retrospektif incelenmesi

Hava yolu kontrolünde oluşabilecek zorlukları önceden tahmin ederek, hava yolu açıklığının sağlanması, ventilasyonun uygun şekilde yönetimi anestezi ile ilişkili komplikasyonların önlenmesinde hayati önem taşır. Çalışmamızda Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ameliyathanesi'nde Ağustos 2010-Temmuz 2020 dönemindeki zor hava yolu hastalarının kritik olay kayıtları retrospektif olarak incelenmiş, hastaların demografik özellikleri, preoperatif test sonuçları, hava yolu yönetiminde kullanılan gereç ve teknikler saptanmıştır. Demografik veriler ile kategorik veriler sıklık (n), yüzde (%) olarak verilmiştir. Kategorik verilerin ilişki analizi için ki kare, sayısal verilerin ilişki analizi için spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Genel olarak zor maske ventilasyonu oranı %46,3, tüm hastalarda hava yolu sağlama başarı oranı %98,7'dir. Hastaların %83,2'si sorunsuz ekstübe edilmiştir. Kayıtlarına eksiksiz ulaşılan 613 hasta, 18 yaş altı, 18 yaş ve üzeri olarak gruplandırılmıştır. Tüm yaş gruplarında erkek cinsiyet oranı yüksek (%63,1) bulunmuş, erişkin hastaların %61,1'inin vücut kitle indeksleri 18,5-29,9 aralığında saptanmıştır. Erişkinlerde baş boyun bölgesi maligniteleri, 18 yaş altındakilerde ise konjenital sendromlar zor havayolunun en sık saptanan patolojik nedenler, erişkinlerde anterior larenks (%31,1) ve kısa kaslı boyun (%29,7), 18 yaş altında ise küçük çene (%38,0) en sık saptanan anatomik özelliklerdir. Hastaların %69,8'inde Modifiye Mallampati sınıfı 3-4 iken, %64,8'inde tiromental mesafe ≥6 cm, %68,6'sında ağız açıklığı ≥3cm, %64,7'sinde üst dudak ısırma testi sınıf 1 saptanmıştır. Vücut kitle indeksi artmış hastalar ile erkek cinsiyet, Modifiye Mallampati sınıf 3-4, tiromental mesafe <6 cm olması ile zor maske ventilasyonu arasında anlamlı istatistiksel ilişki bulunmuştur. Hastaların %91,6'sının Cormack-Lehane değeri 3-4'dür. Cormack Lehane değerlendirmesi ile Modifiye Mallampati sınıflaması, üst dudak ısırma testi ve ağız açıklığı mesafesi arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç olarak, vücut kitle indeksi artmış erkek hastalarda Modifiye Mallampati testinin sınıf 3-4 ve tiromental mesafenin <6 cm olması zor maske ventilasyonu olasılığını düşündürmelidir. Modifiye Mallampati testi ve üst dudak ısırma testi sınıfı arttıkça, ağız açıklığı mesafesi kısaldıkça zor laringoskopi olasılığı akla gelmelidir. Zor hava yolu yönetiminde ameliyat öncesi dönemde hastaların iyi bir anamnez ve muayeneyle değerlendirilmesi, çözümlerin belirlenebilmesinde önemlidir.

EntübasyonLaringoskopiPreoperatif dönem+4
Didem Alemdar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trakeal entübasyon gerektiren erişkin hastalarda videolaringoskopa karşı macintosh laringoskopun karşılaştırılması

Amaç: Elektif cerrahi olması planlanan erişkin hastalarda genel anestezide videolaringoskopinin Macintosh laringoskopiye göre entübasyonu kolaylaştırıp kolaylaştırmadığının, komplikasyonları azaltıp azaltmadığının prospektif olarak gözlemlenmesi amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Genel anestezi uygulanacak erişkin 200 hastanın; 100'ü videolaringoskop, 100'ü Macintosh laringoskopla entübe edildi. Hastaların hangi laringoskopla entübe edilmiş olduğu, yaşı, cinsiyeti, ASA skoru, boyu, kilosu, vücut kitle indeksi, sigara ve alkol kullanım durumu, ek hastalık, boyun çevresi, takma, protez veya kayıp diş durumu kaydedildi. Hastaların ayrıca ağız açıklığı, tiromental mesafe, Mallampati skoru, boyun hareket durumu, prognat yeteneği, vücut ağırlığı, zor entübasyon öyküsü parametrelerinden oluşan El Ganzouri Risk İndeks skoru hesaplanarak kaydedildi. Entübasyon süreleri kaydedildi. Entübasyon sonrasında girişim sayısına, zor entübasyon olup olmadığına, Cormack-Lehane skoruna, travma ve komplikasyon durumuna bakıldı. Bulgular: Entübasyon süresinde, videolaringoskop kullanılan grupta ortalama süresi Macintosh laringoskop kullanılan gruba göre anlamlı olarak daha düşük ölçüldü. Glottisin görüntüsünü değerlendirmek için baktığımız Cormack-Lehane skoru zor entübasyon hasta sayısı fazla olmasına rağmen videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha düşük cıktı. Entübasyona bağlı komplikasyonda videolaringoskop kullanılan grupta Macintosh laringoskop kullanılan grubuna göre daha az görüldü. Sonuç: Genel anestezi için endotrakeal entübasyon uygulanacak hastalarda videolaringoskopun glottik görünümü arttırması, entübasyon sürelerini kısaltması ve entübasyonu daha kolay hale getirmesi nedeniyle daha az travmaya neden olması Macintosh laringoskopa üstün olduğu sonucuna varıldı.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealLaringoskopi+1
Haydar Bektaş
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri hava yolu yönetiminde macintosh laringoskop ve gum elastik buji uygulamalarının karşılaştırılması

Daha önce entübasyon deneyimi olmayan tıp fakültesi intern öğrencilerinin acil rotasyonları döneminde, maket üzerinde endotrakealentübasyon (ETE) yöntemlerinden olan Macintosh (MAC)laringoskop ilegum elastik buji (GEB)uygulamasında entübasyon başarılarının karşılaştırılması. Çalışma prospektif, crossover olarak yürütülmüştür. Gaziantep Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı' na eğitim amaçlı rotasyona gelen intern doktorlara öncellikle teorik olarak birer saat kardiopulmonerresusitasyon (CPR) ve Macintosh laringoskop ile entübasyon ve Gumelastic bujiile entübasyon pratik olarak anlatılıp, örnek modelde gösterilecektir. Daha sonra çalışmaya katılan her bir intern doktora en az 3'er kez her iki teknik uygulatılacaktır. İntern doktorların teorik ve pratik eğitimleritamamlandıktan sonra her bir intern doktora her iki teknik tekrar üçer kez uygulatılacaktır. Araştırmacıların oluşturduğu kontrol listesindeki kriterlere göre (entübasyonun süresi, entübasyon girişimi/komplikasyonu, dentalfraktür, manipülasyon ihtiyacı sayısı, kullanım kolaylığı ve ilk girişim başarı oranı, genel başarı oranı) her iki yöntem uygulanması değerlendirilip kayıt altına alınacaktır. Çalışmaya gönüllü 150 (%81)intern doktor dahil edilmiştir. Yaş ortalaması 24,7, %52' si erkektir. Girişim sayısına göre ortalama uygulama süresi GEB'de anlamlı oranda düşük tespit edilmiştir (p<0,05). GEB ile başarılı trakealentübasyon oranı (365 (%81,11); 317 (%70,44); sırasıyla), MAC' a göre istatistiksel olarak fazladır (p: 0,001). MAC ile özefagialentübasyon (112 (%24,89); 71 (%15,78); sırasıyla) ve dentalfraktürü (143 (%31,78);102 (%22,67); sırasıyla) oranı GEB' e göre istatiksel açıdan anlamlı olarak fazladır (p: 0,001). İlk entübasyon girişim başarı oranı karşılaştırıldığında GEB'in daha üstün olduğu saptanmıştır (%78; %64; sırasıyla) (p: 0,001). GEB (45 (%10); 120 (%26,67); sırasıyla) ile yapılan endotrakealentübasyondalaringeal manipülasyon istatiksel açıdan anlamlı olarak daha az sıklıkla uygulanmıştır (p:0,001). Her iki tekniğin genel entübasyon başarı oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı tespit edilmiştir (p:0,125). GEB ile ETE yönteminin gerek intern öğrencilerin gerekse hastane öncesi ve hastane içi entübasyon uygulayan sağlık çalışanlarının eğitim modellerine eklenmesi ileentübasyon başarı oranının artması, kısa sürede gerçekleşmesi, eksternallaringeal manipülasyon ihtiyacının da daha az olması ve komplikasyonların az olması gibi katkıları olabilir.

EntübasyonEntübasyon-intratrakealKardiyopulmoner reanimasyon+2
Adil Karabacak
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik elektif cerrahilerde videolaringoskopi ile direk laringoskopinin karşılaştırılması

Çalışmamızda zor havayolu olması beklenmeyen 10-40 kg arası pediatrik elektif cerrahilerde videolaringoskopinin direk laringoskopiye göre entübasyon süresi, anteriorlaringeal bası, entübasyon girişim sayısı ve hemodinamik değişiklikler açısından avantajlı olup olmadığını göstermeyi amaçladık. Çalışmaya genel anestezi altında operasyon planlanan 0-18 yaş arası ASA I-II-III risk skoruna sahip 100 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı, cinsiyeti, boyu, kilosu, VKİ(vücut kitle indeksi), Mallampati skoru, ASA skoru, cerrahi tipi kaydedildi. Hastalarrandomizasyon yöntemi ile iki gruba ayrıldı. 50 hasta video laringoskopi ile 50 hasta ise direk laringoskopi ile entübe edildi. Hastaların entübe edilmeden önce ve sonra nabız sayıları, sistolik kan basınçları(SAB), diyastolik kan basınçları(DAB), ortalama kan basınçları(OAB), SPO2 değerleri kaydedildi. Hastalarda entübasyon süresi, anteriorlaringeal bası, entübasyon girişim sayısı, ilk denemede entübasyon başarısı, entübasyon başarısı, komplikasyonlar ve CormackLehanne skoru bakıldı. Videolaringoskopi grubundaki hastaların entübasyon süreleri istatistiksel olarak anlamlı yüksek, anteriorlaringealbasıihtiyacı ve ilk denemedeki entübasyon başarı oranı ise istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu. Grup içi değerlendirmede her iki grupta da nabız, SAB, DAB ve OAB entübasyon sonrasında entübasyon öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulundu ancak SPO2 değerinde anlamlı fark görülmedi. Gruplar arası değerlendirmede ise videolaringoskopi grubunda direk laringoskopi grubuna göre nabız değişimi, DAB değişimi ve OAB değişimi istatistiksel olarak anlamlı yüksekti ancak SAB ve SPO2 değişiminde anlamlı fark görülemedi. Sonuç olarak pediatrik hastalarda videolaringoskopide daha az anteriorlaringeal basıya ihtiyaç duyulurken entübasyon için daha fazla süre ve girişim sayısı gerekmektedir. Normal havayoluna sahip pediatrik vakalarda videolaringoskopinin bir avantaj sağlamadığı gösterilmiştir.

CerrahiEntübasyonEntübasyon-intratrakeal+3
Tuncer Yavuz
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Hekimler arasında prone kardiyo pulmoner resüsitasyon hakkında bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

GİRİŞ: Prone KPR özellikle son dönemde COVID-19 pandemisiyle birlikte önemi bir kat daha artan bir müdahale biçimidir. Prone pozisyonda takip edilen entübe hastalarda ya da prone pozisyonda opere edilen hastalarda gelişen arrestin yönetilmesinde ön plana çıkan bir müdahale şeklidir. Entübe hastaların takip edildiği acil servis ve yoğun bakımlarda çalışan hekimlerin bu konuda özellikle bilgi sahibi olması önem arz etmektedir. Bu çalışmada acil servis ve yoğun bakım hekimlerinin bu konudaki bilgi düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE YÖNTEM: Çalışmamız Aralık 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Acil Servis ve Yoğun Bakımlarında çalışan hekimlerin katılması amaçlanan bir anket çalışmasıdır. Katılımcılara 18'i demografik bilgiler ve eğitim durumlarını sorgulayan, 6'sı teorik bilgi ölçen toplamda 24 soruluk anket yöneltilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS 16.0 for Windows programında gerçekleştirilmiş ve anlamlılık değeri p < 0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya toplam 112 hekim katıldı. Katılımcı dağılımı 85 asistan hekim ve 27 uzman hekim ve eğitim görevlisi şeklinde oldu. Katılımcıların 101'i acil serviste çalışırken 11'i yoğun bakımda çalışmaktadır. Verilen yanıtlar incelendiğinde katılımcıların çoğunluğunun daha önce Prone KPR ile ilgili eğitim almadığı ve prone KPR yapmadığı görüldü. SONUÇ: Acil tıp ve yoğun bakım hekimlerinin prone KPR hakkında yeterli bilgisinin olmadığı tespit edildi. Prone KPR ile karşılaşması muhtemel bu iki branş hekimlerinin durumu gelecek eğitim programlarında, müfredat değişikliklerinde ve yan dal eğitim süreçlerinde göz önünde bulundurulmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: prone KPR, Reverse CPR, Bilgi Düzeyi

Bilgi düzeyiCOVID 19Doktorlar+3
Murat Genç
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Zor entübasyonun öngörülmesinde radyolojik belirteçlerin geleneksel yöntemlerle karşılaştırılması: Prospektif çift kör, gözlemsel çalışma

Zor havayolu ve zor entübasyon, anestezi uzmanlarının karşılaştığı en önemli sorunlardan biridir. Zor entübasyonu preoperatif olarak öngörebilmek ve önceden hazırlık yapmak, hasta sağlığı ve komplikasyonların önüne geçilebilmesi açısından vazgeçilmezdir. Mallampati ve Cormack-Lehane gibi bazı durumlarda uygulayıcıya göre değişebilen geleneksel subjektif ölçümler sensivite ve spesifitenin düşük olması sebebiyle yeterince prediktif ve güvenilir olamamaktadır. Bundan dolayı entübasyon güçlüğünü öngörmede yeni objektif parametre ve yöntem arayışları sürmektedir. Bu çalışmada, hali hazırda kullanılmakta olan Modifiye Mallampati, Cormack-Lehane skorları, tiromental mesafe, sternomental mesafe gibi geleneksel testlerin yanı sıra literatürde yeni yeni yerini almaya başlayan radyolojik belirteçlerin prediktif değerlerini araştırılması planlanmıştır. Bu çalışmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Beyin Cerrahi Anabilim Dalı tarafından genel anestezi altında elektif cerrahi için hazırlanan ve preoperatif dönemde rutin olarak bilgisayarlı tomografi (BT) ve düz grafi görüntülemesi yapılacak 70 hastanın çalışmaya alınması planlandı. Çalışmaya alınan hastaların antropometrik ölçümler, tiromental mesafe, sternomental mesafe, Cormack-Lehane ve Mallampati skorları kayıt altına alındı. Preoperatif radyolojik görüntülemelerden, cilt-vallekular mesafe, cilt-epiglottik mesafe, cilt-glottik mesafe, dil uzunluğu ve yüksekliği, epiglottis uzunluğu ve açısı ölçüldü. Sonuçta tiromental ve sternomental mesafe ile Mallampati ve Cormack-Lehane skorları zor entübasyon ile ilişkilendirilebilirken, zor entübasyon ile kolay entübasyon grubunda radyolojik indekslerin ölçümleri arasında anlamlı fark görülemedi.

AnesteziEntübasyonRadyoloji+2
Burak Cemil Balık
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Havayolu zorluğu düşünülen obez hastalarda C-MAC videolaringoskop ile MCCOY laringoskopun entübasyonlarının değerlendirilmesi

Fonksiyonel solunumu sağlamada en önemli unsur havayoludur. Obezlerde zor havayolu ve entübasyonun yapılamaması anestezi pratiğinde mortalite ve morbititenin en sık nedenidir. Son zamanlarda indirekt videolaringoskopların zor havayolunda önemi giderek artmaktadır. Bu çalışmada zor entübasyon riski olan obez hastalarda C-MAC Videolaringoskop ile McCoy laringoskopu, entübasyon başarısı ve hemodinamik yanıt üzerine etkileri açısından karşılaştırmayı amaçladık. Yaşları 18-65 arasında değişen, ASA II-III sınıflamasına giren, vücut kitle indeksi 30kg/m²'den büyük, Mallampati skorlaması 3 ve üstünde, elektif cerrahi uygulanacak 100 hasta bu prospektif randomize çalışmaya dahil edildi. Preoperatif muayenelerinde yaş, vücut kitle indeksi (VKİ), tiromental mesafe, sternomental mesafe, ağız açıklığı ve Mallampati skorları kaydedildi. Hastalar rastgele 50'şer kişilik iki gruba ayrıldı. Grup VL: C-MAC D Blade Videolaringoskop ile entübasyonu yapılan grup, Grup ML: McCoy laringoskop ile entübasyonu yapılan grup, Hastaların preoperatif rutin monitorizasyonu yapıldı. Hastalar 3 dakika % 100 O2 ile preoksijenize edildi. Standart anestezi indüksiyonu yapılan hastalarda, ventilasyon problemi olmadığı görüldüğünde 1mg/kg süksinilkolin yapıldı. Rastgele seçilen hastalar gruplarına göre C-MAC D Blade Videolaringoskop veya McCoy laringoskop kullanılarak entübe edildi. Kalp atım hızı, ortalama arter basıncı ve SpO2 değerleri giriş, entübasyon 1. ve 5. dakikalarda kaydedildi. % 40 oksijen, % 60 tıbbi hava ve % 2 minimum alveoler konsantrasyon sevoflurane inhalasyonu ve rokuronyum bromid 0,2 mg/kg kullanılarak idame sağlandı. Grup VL'de Cormack Lehane skoru 3 olan hiçbir hasta yoktu. Grup ML'de 15 hasta bu skordaydı. Çalışmamızda VL grubunda 44 (%88) hastada Cormake Lehane Skorlaması 1 ve 2a skorunda iken, ML grubunda sadece 23 (%46) hasta bu skordadır. Gruplar arası başarılı entübasyon süresi ve hemodinamik paremetreleri değerlendirildiğinde anlamlı farklılık yoktu. Ancak entübasyon deneme sayısı Grup ML'de anlamlı yüksekti. Sonuç olarak; zor entübasyon düşünülen obez hastalarda C-MAC Videolaringoskop, McCoy laringoskopa oranla daha az deneme sayısı ve daha iyi glottik görüntü sağlayarak entübasyon kolaylığını arttırmaktadır. Havayolu zorluğu düşünülen Obez hastaların entübasyonunda öncelikli olarak C-MAC Videolaringoskop kullanımını öneririz.

EntübasyonLaringoskopiObezite+1
Mehmet Murat Çelik
Gaziantep University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastalara uygulanan terapötik yaklaşımın entübasyon tepkisi, ajitasyon davranışı ve entübasyondan ayrılma süresine etkisi

Bu araştırma teröpatik iletişim aşamalarına göre ameliyat öncesinde ve sonrasında verilen eğitimin etkinliğini belirlemek amacıyla son test kontrol gruplu araştırma deseninde planlandı. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesi hastanesinde yatan açık kalp cerrahisi hastalarından 15 deney, 15 kontrol olmak üzere toplam 30 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formu, RASS (Richmond Ajitasyon Sedasyon Skalası), Entübasyon tepkileri gözlem formu ile 10.10.2022-07.01.2023 tarihleri arasında toplandı. Ameliyat öncesi her iki gruba da sayısal anksiyete ölçeği (kontrol değişkeni) uygulandı. Ameliyat öncesi ve sonrasında deney grubundaki (n=15) olgulara sürece uygun olarak yapılandırılmış terapötik iletişim sürecine dayandırılmış eğitim programı uygulandı. Kontrol grubu (n=15) ise standart bakım aldı. Her iki gruba da ameliyat sonrası RASS ve Entübasyon tepkileri gözlem formu uygulandı. Ölçümler hastaların yoğun bakımdaki sedasyon prosedüründen sonra ilk uyandıkları anda yapıldı. Verilerin analizinde araştırmaya katılan çalışanların tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde analizlerinden, ölçeğin incelenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Araştırma değişkenlerinin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek üzere Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile analiz edilmiştir. Sürekli değişkenlerin gruplara göre farklılaşması bağımsız gruplar t-testi ile analiz edilmiştir Hastaların entübasyon tepkileri deney ve kontrol gruplarına göre likert ölçümde anlamlı farklılık göstermemiştir. Ancak istatistiksel açıdan entübasyon tepkileri görüldü/görülmedi olarak değerlendirildiğinde "buruşuk yüz ifadesi" (X2=5,000; p=0,030<0.05) ve "elleriyle çarşaf toplama" (X2=6,652; p=0,013<0.05) tepkilerinde kontrol grubunun deney grubuna göre puanı anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Deney ve kontrol grupları arasında RASS puanları ve entübasyondan ayrılma süreleri açısından anlamı bir fark bulunmamıştır (p>0,05).

AjitasyonCerrahi-kardiyovaskülerEntübasyon+3
Zeynep Uyanıker
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik dakriyosistitde tedavi sonuçlarımız

Amaç: Kronik dakriyosistit tanısı konmuş hastalarda uygulanmış olan Eksternal ve Endoskopik DSR operasyonlarının tedavi sonuçlarını ve tüp entübasyonunun etkinliğini araştırmak amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Ana Bilim Dalı Polikliniğine Haziran 2002- Mart 2011 tarihleri arasında epifora şikayeti ile başvuran kronik dakriyosistitli 216 hastanın 251 gözü çalışmaya dahil edildi. 203'ü primer 37 si nüks 240 hastaya eksternal DSR (Dakriosistorinostomi), 11 hastaya ise KBB kliniğinden bir uzman doktor ve bir oftalmolog eşliğinde endoskopik DSR uygulandı. Hastaların 1. hafta, 1, 3 ve 6. ayda yapılan kontrol muayenelerinde lavaj yapılarak sonuçlar değerlendirildi. İzlem süresi 6 aydan daha az olan hastalar çalışmaya alınmadı.Bulgular: 172 kadın (% 79,6), 44 erkek (% 20,4) toplam 216 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların yaşları ortalaması 40,1±15,47 (6-85) idi. Çalışmaya alınan hastaların gruplara göre kadın-erkek oranları arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Kadın hastalarda kronik dakriyosistit anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur (p<0,001 ).Eksternal ve Endoskopik DSR uygulanmış 245 hastaya silikon tüp entübasyonu yapılırken, 6 hastaya hiç silikon tüp entübasyonu uygulanmadı. Silikon tüp entübasyonu yapılan 245 hastanın 12'si ilk 1 ay içerisinde tüplerini burunlarından çekerek kendileri çıkarmış olup, 47 hastanın tüpü 0-3. ayda, 186 hastanın tüpü ise 3-6. ay içerisinde tarafımızca çıkarıldı. Hiç tüp takılmayan hastalarımızda % 16,7 nüks, tüpü 1 ay içerisinde hasta tarafından çekilerek çıkarılan hastalarda nüks % 8,3, tüpü 0-3 ay içerisinde çıkarılan hastalarda nüks %10.6, tüpü 3-6 ay içerisinde çıkarılan hastalarda nüks % 16,1 oranında görülmüş olup, hiç tüp takılmayan ve tüpü 3-6 ay içerisinde çıkarılan hastalarda nüks'ün fazla olduğu görülmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı sonuç bulunamamıştır (p= 0,72).Hastalara uygulanan cerrahiler karşılaştırıldığında 240 Eksternal DSR ameliyatında % 85,4, 11 Endoskopik DSR ameliyatında % 81,8 başarı sağlanmıştır.Sonuç: Eksternal DSR ve Endoskopik DSR kronik dakriyosistitde uygulanan güncel cerrahi yöntemler olup her iki cerrahi yöntemin artıları ve eksileri bulunmaktadır. Hangi cerrahi prosüdürün uygulanması konusundaki tercihin cerrahın ve hastanın iletişimi ile belirlenmesi yönündedir. Silikon tüp entübasyonununda artı ve eksileri mevcuttur. Tüp entübasyonunun hastaya göre belirlenmesi özellikle nüks olgularında ve ön-arka flebin düzgün oluşturulamadığı olgularda mutlak kullanılması yönündedir.Anahtar Kelimeler: Dakriyosistit, Eksternal dakriyosistorinostomi, Endoskopik dakriyosistorinostomi, Silikon tüp entübasyonu, Dakriyosistorinostomi

DakriyosistitDakriyosistorinostomiEntübasyon+1
Yusuf Evcil
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda ventilasyon-entübasyon zorluk derecesini belirlemede, Mallampati ve Cormeck-Lehane, diş yapısı ve antropometrik ölçümlerin değerlendirilmesi

Genel anestezi altında opere olacak hastalarda preoperatif havayolu değerlendirmesi, anestezinin temel kurallarından biridir. Zor havayolu; anestezisti ciddi sıkıntılara sokabilmekle beraber hasta açısından da hipoksik hasar ve hatta ölüme varan riskler barındırır. Özellikle pediatrik hasta grubunda hipoksiye düşük tolerans ve hızlı klinik kötüleşme, etkin bir preoperatif hava yolu değerlendirilmesinin önemini arttırmaktadır. Çalışmamız etik kurul izni ve hasta ebeveynlerinin onamları alındıktan sonra, GAÜN Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD.'da elektif ameliyat olacak 7-15 yaş arası çocuklarda yapıldı. Genel anestezi altında endotrakeal entübasyon gerektiren ASA Ι-ΙΙ toplam 200 olgu çalışmaya dahil edildi ve Grup 1 (7-9 yaĢ n:69), Grup 2 (10-12 yaĢ n:65), Grup 3 (13-15 yaş n:66) olarak ayrıldı. Demografik veri olarak; yaş, cinsiyet, boy, vücut ağırlığı, vücut kitle indeksleri kaydedildi. Çalışmamızda çocuk ve adölesanlarda preoperatif havayolu değerlendirilmesinde; Modifiye Mallampati sınıflaması (MMC), mandibula protrüzyonu (MP), tiromental mesafe (TMM), sternomental mesafe (SMM), atlantooksipital eklem hareketliliği (AEH 1- AEH 2) testleri uygulandı ve diş anomalileri (eksik diş sayısı, çürük diş sayısı, fırlak diş ve uzun üst kesici dişlerin varlığı) gözlenerek kaydedildi. Bütün bulgular Cormeck-Lehane laringoskopik derecelendirilmesi ile karşılaştırılarak güvenilirlik araştırıldı. Havayolu değerlendirilmesi tamamlandıktan sonra hastalara standart monitorizasyon yapıldı. Uygun çaplı bir kanül ile damar yolu açılarak 0,5-1 mcg/kg dozunda fentanyl, 2 mg/kg propofol iv bolus uygulandı. Hastanın yüze uygun bir maskeyle ventile edilebildiği görüldükten sonra kas gevşemesi için 0,5 mg/kg rokuronyum i.v olarak uygulandı. Roküronyum uygulamasından 2-3 dk sonra direkt laringoskopi işlemine geçildi. Bunun için Macintosh 2, 3 veya 4 nolu laringoskop bleydleri kullanıldı. Larinksin görünümü Cormack-Lehane'in tanımlamasına göre derecelendirilerek zor havayolu öngörü testleri ile karşılaştırması yapıldı. Çalışmamızda 8 zor entübasyon olgusu tespit edildi ancak başarısız entübasyona rastlanmadı. Gruplar arasında tiromental mesafe, sternomental mesafe, ve eksik diş sayısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmış olup diğer bulgular benzerdi. Testlerin cormeck-lehane ile korelasyon analizi sonucunda duyarlılığı ve PKD en yüksek test MMC (%100, %47), özgüllüğü en yüksek test MP (%94,5) olarak bulundu. TMM ve SMM ile ilgili olarak erişkinlerde zor entübasyon öngörüsünde kullanılan 'TMM ≤6 cm- SMM ≤12cm' kriterlerinin 7-9 yaş arasında geçerli olmadığı, yaĢ ve boy ile doğru orantılı olarak değişeceği öngörüldü. TMM ve SMM ölçümlerinde 10 yaş ve üstü çocuklar için erişkin referans değerler uygunken, 7-9 yaş arası çocuklarda TMM için ≤5 cm, SMM için ≤10 cm referans değerlerin daha yararlı bilgiler sağlayacağı öngörüldü.Pediatrik hasta grubunda uygun teknik ve referans değerlerle, bu testlerin daha yol gösterici olabileceği kanısındayız.

AntropometriAğızBurun+7
Didem Yılmaz
Gaziantep University
2015
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

34 haftadan küçük respiratuar distres sendromlu preterm bebeklere ince kateter veya entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulaması

Amaç: Bu çalışmada respiratuar distres sendromu nedeniyle sürfaktan tedavisi alması gereken preterm bebeklerde, entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulama yöntemi ile ince kateterle sürfaktan uygulama yöntemini karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Şubat 2011 ile Mart 2012 arasında, hastanemizde doğan, doğum haftası >26 hafta ve 34 haftadan küçük ve sürfaktan verilmesi gereken bebekler çalışmaya alındı. Doğum odasında entübe edilmesi gerekenler, majör konjenital anomalisi olanlar, hidrops fetalis tanısı alanlar, solunum sıkıntısı olmayan 28 haftadan büyük bebekler, sürekli pozitif hava yolu basıncı ile stabilize edilip sürfaktan tedavisi gerekmeyen hastalar çalışma dışı bırakıldı. Sürfaktan 28 hafta ve altındaki bebeklere profilaktik olarak, 28-34 hafta arasındakilere ise, oksijen saturasyonunu % 86-92 arasında tutmak için gerekli FiO2?nin % 35?in üstünde olması, akciğer grafisinde aşikar respiratuar distres sendromu bulguları veya hastanın belirgin çekilmelerinin olması hallerinde 100 mg/kg/doz verildi. Bulgular: Değerlendirilen 183 bebekten 38 tanesi (% 20,7) randomize edilerek çalışmaya dâhil edildi. Her gurupta 19 hastanın sonuçları değerlendirildi. Endotrakeal tüp gurubunda hastaların % 95?inde komplikasyon gözlenmezken, kateter gurubunda hastaların % 37?sinde desatürasyon izlendi (p=0,042). Endotrakeal tüp gurubunda, pO2 dışındaki kan gazı parametreleri zaman içinde iyileşme gösterirken (p<0,05), kateter gurubunda anlamlı değişiklik yoktu. Kateter gurubunda total parenteral beslenme, lipid ve karbapenem kullanım süreleri daha uzun idi (p<0,05). Guruplar arasında ilk 72 saatte entübasyon ihtiyacı, toplam mekanik ventilasyon süresi, respiratuar distres sendromu komplikasyonları ve prognoz açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Sürfaktan replasman tedavisinde her iki yöntem de uygulanabilir olmakla birlikte ince kateter ile sürfaktan tedavisi sırasında desaturasyon daha sık görülmektedir. Kateter yöntemi uygulama zorlukları, desaturasyon riskinin nisbeten yüksek olması, klinik ve laboratuar sonuçlarının daha iyi olmaması nedeniyle entübasyon tüpü ile sürfaktan uygulama yönteminden daha üstün değildir.

Bebek-prematürBebeklerEntübasyon+2
Eren Kale Çekinmez
Çukurova University
2013
00

Related subjects