İşsizlik
281 theses under this subject heading
Tükiye'de 1980 sonrası liberalleşmenin işsizlik üzerindeki etkisi
24 Ocak Kararları ile Türkiye ekonomisinde önemli bir dönüşüm süreci başlamıştır. 1980 öncesi dönemde planlı kalkınmadan beklenen kararlı bir ekonomik büyümedir ancak kalkınma planları değişen konjonktürün de etkisiyle, beklenenin aksine büyük ekonomik bunalımları beraberinde getirmiştir. Bu ekonomik bunalımlara çözüm olarak ve dünyadaki gelişmelere paralel yeni politika kararları ile 1980-88 yılları arasında dışa açılma ve 1989 sonrası finansal serbestlik süreçleri başlamıştır. Bu yeni ekonomi politikalarının pek çok makroekonomik değişkene etkisi olmuştur. Bu makroekonomik değişkenlerin en önemlilerinden bir tanesi ise işsizlik olmuştur. İşsizlik olgusu bu dönüşüm sürecinden sonra daha dikkat çeken bir boyut kazanmıştır. Bu çalışmada 1980 sonrası gerçekleşen liberalleşmenin işsizlik üzerine etkisi incelenecektir. Bu amaçla ilk olarak emek piyasası ve işsizlik ile ilgili temel yaklaşımlar ele alınacaktır. Bu temel yaklaşımlar ele alınırken konu farklı okulların görüşleri çerçevesinde değerlendirilecektir. İkinci bölümde ise 1980 sonrası Türkiye ekonomisinde yaşanılan dönüşümün emek piyasasına etkisi incelenecektir. Bu bölümde ilk olarak 1980 dönüşümünün Türkiye için ne anlama geldiği kısaca anlatıldıktan sonra Türkiye'deki emek piyasasının yaşadığı değişim sendikalar, eğitim, cinsiyet ayrımcılığı ve esnek istihdam yapıları perspektiflerinden ele alınacaktır. Üçüncü bölümü oluşturan Türkiye'de işsizlik konusu incelenirken sayısal verilerden yararlanarak işsizlik konusunda Türkiye'nin Dünya ülkeleri arasındaki konumu araştırılacaktır. Çalışma genel bir değerlendirme ve Türkiye'nin işsizlik konusuna ilişkin politika önerileri ile sonuca ulaşmaya çalışacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihdam, işsizlik, Emek Piyasası, Türkiye, Liberal Politikalar
Küreselleşme sürecinde Türkiye'de yoksulluk sorunu
Bu tezin amacı, küreselleşme ile yoksulluk arasındaki ilişkiyi ortaya koymak ve küreselleşme süreci ile birlikte Türkiye'de derinleşen eşitsizlik ve yoksulluk sorununu rakamsal verilerle irdelemektir. 1980 sonrasında küreselleşme paralelinde gelişen piyasa ve rekabet odaklı iktisadi yapı, Türkiye'de yoksulluğu arttırıcı etkiler meydana getirmiştir. Sıcak paraya dayalı büyüme politikaları, ithalat odaklı üretim stratejisinin hâkim olması, dış ülkelerle yoğun ticari ve finansal ilişkilerin artması işgücü piyasalarını olumsuz yönde etkilemiştir. İşgücü piyasalarının esnekleşmesi ve üretimin yapısında ortaya çıkan değişimler sonucu reel ücretler ve istihdam kapasitesi önemli ölçüde düşmüştür. Üretim ve işgücü maliyetlerinin düşürülmesi gelir dağılımının bozulmasına yol açmıştır. Ayrıca neo-liberal dönüşüm süreciyle birlikte reel ekonomiden transfer ekonomisine geçilmesi, yurtiçi kaynakların üretken alanlarda kullanılamamasına ve gelir eşitsizliğinin artmasında etkili olmuştur. Teknolojideki devasa gelişmeler nitelikli işgücü talebini arttırarak, nitelikli ve niteliksiz işgücü arasındaki ücret farklılıklarının açılmasına neden olmuştur. Tarımsal istihdam olanaklarının azalması sonucu kırdan kente göçün artmasıyla bu durum daha da belirgin bir hâl almıştır. Diğer taraftan, yabancı ülkelerden gelen göçmenlerin etkisiyle kentlerdeki nüfus artmış ve kayıt dışı istihdam yaygınlık kazanmıştır. Özelleştirme ve taşeron uygulamalarının artması sendikaların etkinlik alanlarının büyük ölçüde daralmasına yol açmıştır. Küresel düzen, iktisadi dengeleri altüst etmiş ve ülke ekonomisinde bir işsizlik-yoksulluk sarmalı oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Yoksulluk, İşsizlik, Gelir Dağılımı, Sendikalar
İstihdam yaratmayan büyüme: Türkiye örneği
Bu çalışmanın amacı; 2000'li yıllarda Türkiye ekonomisinin sergilemiş olduğu ekonomik büyüme ile birlikte gerçekleşen işsizlik oranındaki artışın incelenmesidir. Dünya ve Türkiye ekonomisinde gerçekleşen ekonomik büyüme, işsizlik ve istihdam oranları grafik ve tablolar yardımıyla analitik olarak değerlendirildi. Çalışmada Türkiye ekonomisinde istihdam yaratmayan büyümenin varlığı 2006:Q1-2018:Q4 dönemleri için RGSYİH ve işsizlik oranları kullanılarak analiz edildi. Çalışmanın birinci bölümünde ekonomik büyüme, istihdam, istihdam türleri, işsizlik ve işsizlik çeşitleri incelendi. İkinci bölümünde büyüme modelleri, istidam teorileri ve Okun Yasası anlatıldı. Daha sonra Türkiye'de ve dünya ekonomisinde gerçekleşen ekonomik büyüme ve işsizlik oranları grafik ve tablolar yardımıyla açıklandı. Ayrıca konuyla ilgili geçmişte yapılan ampirik çalışmalara da yer verildi. Üçüncü bölüme uygulamada kullanılan serilerin birim kökleri incelenerek başlandı. Durağanlığın incelenmesi amacıyla ADF ve PP testleri yapıldı. Testlerin sonucunda serilerin birinci dereceden durağan I(1) olduğu görüldü. Daha sonra Johansen Yöntemi kullanılarak eşbütünleşme analizi yapıldı ve serilerin eşbütünleşik olduğu tespit edildi. Bu seriler arasında uzun dönemli denge ilişkisi olduğunu gösterdi. Son olarak Etki Tepki ve Varyans Ayrıştırması Analizleri yapıldı. Etki tepki analizi sonucunda; işsizliğin işsizliğe tepkisi azalan oranlarda pozitiftir. LRGDP'nin işsizliğe etkisi ise, 9.döneme kadar negatif sonra ise sıfır düzeyine gelerek pozitif olmaktadır. İşsizliğin LRGDP'ye etkisinde, ilk 2 dönem negatif etki artarken daha sonra git gide azalmaktadır ve 10 dönem boyunca etkisi negatiftir. LRGDP'nin LRGDP'ye etkisi 10 dönem boyunca pozitiftir. Varyans Ayrıştıması sonucunda; işsizlikteki bir değişim büyük oranlar en fazla kendisine gelen şoklardan kaynaklanmaktadır. LRGSYİH ise, değişimde ilk dönem işsizliğin etkisi yüzde 18 iken gecikmeli olarak bu etki 3. döneme kadar artmakta ve yüzde 30'a kadar yükselmektedir.
İşsizlik, stres ve dini başa çıkma
Bu çalışmanın amacı, işsiz bireylerin işsizlik sürecinde kullandıkları dini başa çıkma tarzları ile algıladıkları stres düzeyleri arasındaki ilişkinin çeşitli demografik değişkenler de göz önüne alınarak incelenmesidir. Bu amaçla, 2019 yılı Ekim ayı içerisinde Çorum Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne iş aramak için başvuruda bulunan bireyler içerisinden seçilen 192 erkek ve 208 kadın olmak üzere toplam 400 kişiden oluşan örneklem grubuna, sözlü onayları alındıktan sonra, sosyo-demografik özellikleri, hissettikleri sosyal dışlanma ve stres durumlarının tespiti için araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu, algıladıkları stres düzeylerinin ölçülebilmesi için Algılanan Stres Ölçeği ve dini başa çıkma tarzlarını ve düzeylerini belirlemek için Dini Başa Çıkma Tarzları Ölçeği uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulguların istatiksel analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Çalışmada, çeşitli değişkenlerin bireylerin dini başa çıkma düzeyleri ve algılanan stres düzeyleri üzerinde etkisinin olduğu, ayrıca dini başa çıkma tarzları ile algılanan stres düzeyleri arasında anlamlı bir ilişkinin bulunduğu görülmüştür. Ulaşılan sonuçlar bulgular ve yorumlar bölümünde ayrıntılı olarak verilmiştir. Anahtar Kavramlar: Çalışma, işsizlik, stres, başa çıkma, din, dini başa çıkma
Emek piyasasında ayrıştırılmış verinin önemi: Türkiye için Beveridge Eğrisi tahmini
Bu çalışmanın amacı Türkiye'de işgücü alt gruplarında yapısal ve konjonktürel işsizliğin Beveridge eğrisi yaklaşımı ile araştırılmasıdır. Çalışmada ayrıca işgücü alt gruplarında yapısal sorunların genel işsizlik oranındaki artışa etkileri de araştırılmıştır. Türkiye emek piyasası Beveridge ilişkisi ile toplam düzeyde araştıran çok sayıda çalışma bulunmasına karşın alt gruplar üzerine çalışmalar az sayıdadır. Araştırma 01/2009:04/2018 dönemini kapsamaktadır. Araştırmada TÜİK ve İŞKUR verileri kullanılmıştır. Çalışmanın ampirik analizinde Beveridge eğrisi DOLS yöntemi ile tahmin edilmiştir. Sonuçların görselleştirilmesinde u-v uzayı kullanılmıştır. Bu görselleştirme bu alandaki uluslararası geleneklere uygundur. Analizlerde kullanılan temel değişken işsiz/açık iş (u/v) oranıdır. Bu değişken konjonktüreldir ve GSYH ile aynı yönlü dalgalanmaya sahiptir. Yapısal değişme bir sabit parametre ve zaman içerisinde Beveridge eğrisinde kaymayı gösteren trend değişkeni ile ölçülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgulara göre erkek, 24-35 ve 35 yaş ve üstü yaş aralıkları, yükseköğrenim altı eğitim işgücü alt gruplarında işsizlik oranının v/u'ya göre esnekliği genel işsizlik oranının esnekliği ile benzer veya daha yüksektir. Kadın,15-24 yaş aralığı ve yükseköğrenim alt gruplarında ise esneklik daha düşük tahmin edilmiştir. Buna göre bu alt gruplarda ekonomik genişleme dönemlerinde konjoktürel işsizlik oranı daha yavaş azalmaktadır. Türkiye'de genel olarak yapısal işsizlik artmaktadır. Benzer şekilde, işgücü içerisinde payı düşük ve azalan birkaç alt gruplar dışında, tüm alt gruplarda yapısal işsizlik artmıştır. Yapısal işsizliğin en hızlı artış gösterdiği alt gruplar ise kadın ve 24-35 yaş grubudur. Bu gruplar genel olarak işgücü içerisinde payları artan gruplardır. Bu nedenle, eğer yapısal işsizliği azaltmaya yönelik emek piyasası politikaları hayata geçirilmezse yakın gelecekte yapısal işsizlik artışı devam edebilecektir.
Genç işsizliği sorunu:Türkiye-AB karşılaştırması
Eğitimli işsizlik günümüzde gençler arasında yaygınlaşan ve çözüm üretilmesi gereken önemli bir sorundur. Genel olarak işsizlik Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin değil, gelişmiş AB üyesi ülkelerin veya pek çok gelişmiş dünya ülkelerinin de en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. Türkiye OECD ve Avrupa Birliği ülkeleri arasında diplomalı işsizlerin yüksek düzeyde olduğu bir ülke olarak dikkat çekmektedir. Türkiye'de işsizliğin azaltılmasında eğitimin rolü büyüktür. İşsizlik sorunu için yapılan çalışmalar, işsizliği bir miktar azaltmaya yönelik adımlar atılmasını sağlasa da işsizliğin tam olarak bir çözüme kavuşturulması sağlanamamıştır. İşsizlik konusunun gündeme gelmesinin sebebi işsizliğin toplumsal ve ekonomik etkileridir. İşsizliğin özellikle topluma olan ekonomik etkisi büyük önem taşımaktadır. Bir ülkenin gelişmişlik seviyesine bakılırken değerlendirilen en önemli ölçütlerden biri de eğitimdir. Eğitim tüm ülkeler açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan çalışmalar eğitim ile işsizlik arasında bir bağlantı olduğunu göstermektedir. Öyle ki eğitim, işsizlik riskini düşürerek ekonominin geneline olumlu bir katkıda bulunmaktadır. Eğitimle ilgili yanlış kararlar pek çok ciddi sonuçlara neden olabileceği gibi eğitime yapılan doğru yatırımlarda büyümeyi destekleyerek daha fazla iş potansiyeli yaratabilir. Çalışmada eğitim ile işsizlik arasındaki ilişki değerlendirilmiş olup, eğitimli genç işsizliğe neden olan faktörler ve ortaya çıkan ekonomik sosyal ve toplumsal sorunları ve bu sorunları önlemek için uygulanan ekonomi politikaları incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise Türkiye ile Avrupa Birliği eğitimli işsizliğin karşılaştırmasına yer verilmiştir. ANAHTAR KELĠMELER: ĠĢsizlik, Genç ĠĢsizliği, Aktif ve Pasif Ġstihdam Politikaları.
Türkiye'de eğitim istihdam ilişkisi ve genç işsizliği sorunu
Genç işsizliği özelde ise eğitimli genç işsizliği sorunu günümüzün önemli makro ekonomik problemlerinin başında gelmektedir. Küreselleşmeyle birlikte nitelikli işgücü ekonomik gelişmenin en önemli unsuru haline gelirken, eğitim sistemine ise talep edilen nitelikte işgücü yetiştirme sorumluluğu yüklenmiştir. Eğitim ve istihdam arasındaki ilişki 1960'lı yıllarda Beşerî Sermaye Teorisi çerçevesinde şekillenmiştir. Teoriye göre eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltması, istihdamı kolaylaştırması beklenmektedir. Fakat günümüzde bazı ülkelerde eğitim seviyesindeki artışın işsizliği azaltamadığı görülmektedir. Bu durum eğitim ve istihdam arasındaki ilişkiyi tartışmalı hale getirerek, durumun geçerliliğini ve varsa sorunun tespit edilmesini gerektirmiştir. Çalışmada Türkiye'de 1988-2020 döneminde genç işsizliğini etkilediği düşünülen temel makroekonomik göstergeler ve yükseköğretim ile genç işsizliği arasındaki ilişki ARDL sınır testi aracılığıyla incelenmiştir. Yapılan ekonometrik analizler sonucunda yükseköğretim brüt okullaşma oranı, yükseköğretim harcamalarının GSYH içerisindeki payı ve reel ekonomik büyüme ile genç işsizliğini arasında pozitif ilişki tespit edilmiştir. Genç işsizliği ile genç işgücüne katılım oranı ve dışa açıklık arasında negatif ilişki tespit edilirken, enflasyon ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Genç İşsizliği, Yükseköğretim, ARDL sınır testi
Türkiye'de merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamaları,ekonomik büyüme ve işsizlik ilişkisi: 2006-2017 dönemi analizi
Bu çalışmada, Türkiye'de 2006Q1-2017Q3 dönemleri arasında merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamalarının, ekonomik büyümeye ve işsizlik oranlarına ne tür bir etkide bulunduğu ekonometrik olarak analiz edilmiştir. Araştırmada; özellikle merkezi yönetim kapsamındaki faiz dışı kamu harcamalarının işsizlik oranları üzerindeki etkisinin ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda serilerin durağan hale getirilmesi için Augmented Dickey Fuller (ADF) ve Phillips-Perron (PP) birim kök testleri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi çok yönlü görmemizi sağlayan eşbütünleşme analizi ve VAR analizi uygulanmıştır. Granger nedensellik testi Varyans Ayrıştırması ve Etki-Tepki analizi ile desteklenmiştir. Araştırmanın ampirik sonuçlarında; Türkiye'de 2006Q1-2017Q3 dönemlerinde merkezi yönetim faiz dışı kamu harcamaları ve gayrı safi yurtiçi hasıladaki artışların işsizlik oranları üzerinde azaltıcı etkide bulunduğu, ayrıca kamu harcamaları ve GSYH' dan işsizlik oranına; kamu harcamalarından GSYH' ya doğru gerçekleşen nedenselliğin tek yönlü olduğu sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlara ilaveten; nedenselliğin sonuçları kamu harcamalarından GSYH' ya doğru tek yönlü ilişki ortaya çıkardığından Keynesyen Yaklaşımı, varyans ayrıştırması analizi sonuçları ise kamu harcama türlerinin ekonomik büyümeye etkisini inceleyen Wagner'in ve Keynes'in görüşlerinin her ikisini de destekleyici nitelikte bir sonuç ortaya çıkarmıştır.
AB entegrasyonu sürecinde Türkiye'nin sosyal politikasındaki dönüşüm ve uyum analizi
Ekonomik bir birlik olma fikrinden yola çıkan, zamanla siyasi ve kültürel bir birlik haline gelen AB, genişleyerek ?çeşitlilik içinde birlik, birlik içinde farklılık? sloganıyla entegrasyonu derinleştirme çabası içerisine girmiştir. Sözü geçen derinleşmenin ve toplumsal boyutun vurgulandığı en önemli politikalar, hiç kuşkusuz sosyal politikalardır. 2005 sonu itibarıyla üyelik müzakerelerini başlatan Türkiye'de AB Komisyonunun yayımladığı Katılım Ortaklığı Belgesine Ulusal Programı ile cevap vermiş, kısa ve orta vadede yapacağı reformları taahhüt altına almıştır. Sosyal politika uyumunun en temel kriteri olan Maastricht Kriterleri önemli ölçüde gerçekleştirilmiş, özellikle çalışma hayatı, ILO Sözleşmesi başta olmak üzere, yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır.Toplumun genel durumuna yönelik sosyal ilişkilerin bütünü olan sosyal politika; toplumda sosyal barış, adalet, sosyal denge ve yaşama koşullarının iyileştirilmesine yönelik devletlerin sosyal sorumluluğunu oluşturur. AB'de sosyal politikalar, ekonomik ve sosyal hedefler ile beraberce yürütülür. Sosyal politikalar yaşama koşullarının iyileştirilmesi, sosyal denge, sosyal adalet, sosyal refah, demokrasi ve insan hakları ile Avrupa Toplum Modelinin değerlerini yansıtır. AB sosyal politikası sadece müktesebat ile sınırlı kalmayıp Avrupa Sosyal Modelinin dayanaklarını, sendikal hakları da kapsar. AB'ne üye olmak isteyen Türkiye'nin sosyal politikalarının Birliğe uyumlu olması, Türkiye'nin de sosyal durumunda iyileştirme sağlayacak, Türkiye'nin önemli toplumsal problemlerin çözümü içinde destek yaratacaktır. Türkiye bu yönde çeşitli mevzuatlarında değişiklikler yaparak, yeni mevzuatlar getirerek, Anayasa değişiklikleri ve uyum programları ile çalışmalarını yoğunlaştırmaktadır.Bu bağlamda çalışma, AB sosyal politikalarını tüm detayları ile sosyo-politik bir analize tabi tutmakta ve Türkiye'nin bu politika alanı ile ilgili fotoğrafını çekerek, üyelik sürecinde sosyal politikanın kapsamına giren alanlarda gözlemlene değişim ve dönüşümü karşılaştırmalı olarak sunmayı hedeflemektedir. Siyasi ve hukuki entegrasyon tartışmaları, tabiatıyla, çalışmanın dışında tutulmuştur.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam üzerine etkisi: 1970-2005 Türkiye üzerine bir uygulama
Günümüzde gelişmekte olan ülkelerin temel hedefi; kendi ekonomik göstergeleri ile kalkınmayı sağlamak, böylece gelişmiş ülkeler seviyesine gelerek varlıklarını sürdürmeyi amaçlamaktır. Kalkınma; düzenli yatırım, istikrarlı enflasyon yapısı ve ülkedeki işsizlik problemlerinin çözülmesiyle, yani istihdam faktörüyle sağlanabilir. Gelişmekte olan ülkelerde yüksek enflasyon, yüksek faiz, mali kaynak sıkıntıları kişileri ve kurumları çözüm arayışlarına yönlendirmiş, dışa açılma ve pazar arayışları ile birlikte yeni ekonomik alanlar bulunmaya, yatırımlar ile birlikte küresel bazda yüksek kazançlar oluşturulmaya yönelmiştir. Küreselleşen dünya düzeninde yerel şirketlerin yerini dünya şirketleri almış, dünya ortak bir Pazar haline gelmiş, şirketlerde bu pazarda yerlerini alma gayretine girmişlerdir. Küreselleşme ile birlikte yabancı sermaye yatırımlarının önemi artmıştır; bununla beraber doğrudan yabancı yatırımlarının avantajları ve dezavantajları tartışılmaya başlanmıştır.Doğrudan yabancı yatırımlarının avantaj ve dezavantajları üzerine tartışmalar yaşansa da yabancı sermaye yatırımları sürekli olarak artmaktadır. Günümüzde, az gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerde, doğrudan yabancı yatırımları finansal ve ekonomik hayatın önemli bir temel taşı olmuştur. Bu çalışmada doğrudan yabancı yatırımlarının çeşitleri, avantaj ve dezavantajları araştırılmaya çalışılmış, ülke ekonomileri üzerine etkileri özetlenmiştir.Araştırmamızın birinci bölümünde Doğrudan yabancı yatırımları'nın tanımı, kapsamı, teorileri, belirleyicileri ve etkilerinin incelemesi yapılmış, Türkiye'deki Doğrudan yatırımların tarihçesi üzerine kısa olarak değinilmiştir.İkinci bölümde İstihdam kavramı açıklanmaya çalışılmış, istihdam teorilerine ve türlerine değinilmiş, Türkiye'deki gelişimine ve genel görünümüne kısaca yer verilmiştir.Üçüncü bölüm ve son bölümde 1970-2005 yılları arasında Türkiye'deki doğrudan yabancı yatırımlarının istihdam üzerinde her hangi bir etki yaratıp yaratmadığı test edilmiştir. Çalışmada en küçük kareler yöntemi uygulanmıştır. İstihdam ve gayri safi milli hâsıladan, doğrudan yabancı yatırımlara doğru bir pozitif etkiye rastlanmıştır
İstihdam politikaları ve işsizliğin yapısal analizi: Türkiye örneği
İstihdam ve işsizlik konusu iktisat kuramında üzerinde en fazla durulan konulardan biridir. Özellikle de 1929 büyük bunalımından sonra hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin karşı karşıya kaldığı öncelikli bir sorun haline gelmiştir. Bu süreçte işsizliğin ulaştığı boyut, iktisat kuramında çözüme ilişkin farklı istihdam ve işsizlik teorilerini artırmakla birlikte, bu konu üzerinde yürütülen tartışmalar hala yoğun bir biçimde sürmektedir.İşsizlik Türkiye'nin gündemindeki en önemli sorunlar arasında bulunmaktadır. Son yıllarda yaşanan ekonomik ve sosyal olaylar yaşadığımız işsizlik sorununu biraz daha artırarak, mutlaka çözülmesi gereken öncelikli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.Çalışmamızda, Türkiye'de işsizlik ve eksik istihdam sorunu ampirik analizlerle ilişkilendirilerek, işsizlik olgusunun ekonomideki yapısal sorunlar ile ilişkisine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Bu ilişkiyi ampirik olarak analiz etmek için 1990 yılı sonrası veriler kullanılmış ve ortaya konulan modeller panel veri tekniği ile açıklanmaya çalışılmıştır.Yapılan analiz sonuçlarına göre, ücretler ve verimliliğin istihdam üzerinde negatif bir etki yarattığı, yatırım teşviklerinin ise istihdam üzerinde pozitif bir etkisinin olduğu bulgularına ulaşılmıştır.Ekonomik büyüme ile istihdam arasındaki ilişkiyi ortaya koymak için yapılan analizde ise, ekonomik büyümenin istihdam üzerinde pozitif bir etkinin olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Çocuk suçluluğunun sosyo-ekonomik sebepleri ve önlenmesi için alınması gereken tedbirler
Tezimizin amacı, çocukları suça sürükleyen sebepler dikkate alınarak, çocuk suçluluğunun en aza indirgenmesi için kamu kurum ve kuruluşların, soruşturma ve kovuşturma makamlarının yapması gerekenler, yasal anlamda yapılması gereken düzenlemeler, alt yapı eksikliklerinin neler olduğu, nasıl düzeltilebileceği konularındaki çözüm önerileri ortaya konulmasıdır.İnsan sosyal bir varlıktır. Sosyal bir çevrede doğar, büyür ve yaşadığı çevrenin şartlarına göre şekillenir.Suç çok fonksiyonlu, karmaşık sosyal bir olgudur. Diğer bir ifade ile suç değişik unsurların, farklı oran ve şekillerde etkilemesi ile oluşur.Çocuğun yetişmesinde ve kişiliğinin oluşmasında en önemli faktör, ana dilini öğrenir gibi model aldığı, izinden gittiği anne ve babasıdır. İkinci olarak yakın çevresi, arkadaş grubu ve okuldur. Bunları medya ve içinde yaşadığı toplum takip eder. Suça sürüklenen çocukların mala karşı ve hatta diğer suçları işlemelerinin ana nedenleri eğitim ve ekonomik yoksunluktur. Bu iki parametreden en önemlisi ise, suça sürüklenenin ailesinde ve kendisindeki eğitimsizliğinden kaynaklanan sonuçların daha çok ön plana çıktığını görmekteyiz.Suç teorileri ve kriminolojik araştırmalar ile suçun nedenleri tüm boyutlarıyla ortaya konulmuştur ancak; suçun önlenmesi, en azından kontrol altında tutulması için yapılması gerekenler ihmal edilmiştir. Bu konuda yapılması gerekenlerin ortaya konulabilmesi için teori ve uygulama alanın birlikte bilinmesi gerekmektedir. Bu nedenle, dünya genelinde ve ülkemizde suçun önlenmesi için yapılması gerekenlerin ortaya konulması çok önem arz etmektedir.Yetişkin suçluluğu, tesadüfi suçlar hariç çocuk suçluluğunun bir devamıdır.Çocuğu suça sürükleyen içinde bulunduğu sosyal ortamdır. Bu nedenle suça sürüklenen çocuklar, yetişkinlerden farklı mahkemelerde, farklı usuller ve ilkeler ışığında yargılanmaktadırlar.Ceza adalet politikasının birinci amacı suç, suç korkusu, bireysel ve toplumsal zararlardan kişiyi ve toplumu korumaktır. İkinci amacı, suçluyu yok etmek değil, ondaki suçluyu cezalandırırken içindeki insanı ortaya çıkarmaktır.Çocuk ceza adalet sisteminin amacı, suça sürüklenen çocuğu cezalandırmak değil, onu suça sürükleyen nedenleri dikkate alarak eğitmektir. Suça sürüklenen çocuğu ıslah etmenin yolu, onun hakkında mahkemelerin tedbire hükmetmeleri, verilen tedbir kararlarındaki amaca uygun bir şekilde eğitime tabi tutulmalarıdır. Ceza adalet politikası alanında dünyadaki eğilim, hürriyeti bağlayıcı cezaların suçluyu ıslah etmemesi nedeniyle, suç işleyene öncelikle tedbire hükmetmek ve eğitmek, tedbire uymadığı taktirde hürriyeti bağlayıcı cezaya yönelmektir.Şunu unutmayalım ki, Çocuk Koruma Kanunu ile hapis cezasının son çare olduğu ilkesini kabul etmemiz ve olması gereken de bu olmasına rağmen suça sürüklenen çocuklar hakkında, en kısa sürede koruyucu ve destekleyici tedbirlere hızlı bir şekilde karar verilmez, etkin bir şekilde tedbirler uygulanmaz, tedbirlerin uygulanması için gerekli alt yapılar hazırlanmazsa, suça sürüklenen çocuk sayısı katlanarak artar. Yetişkin suçluluğu hızla çoğalır ve yetişkinler için birçok yeni ceza evleri yapmak zorunda kalırız.
Çocuk ve suç: Marmara Bölgesi örneği
Günümüzde yaşanan en büyük sosyal sorunlardan birisi, göç ve kentleşme paralelinde suç oranlarındaki artışın, çocuk suçlular üzerindeki yansımasıdır. Çocuk suçluluğu her geçen gün artarken, hem sosyal yapının bozulmasına, hem de kültür çatışmasına neden olmaktadır. Çocuklar üzerinde aile ve sosyal çevre tarafından sürdürülen toplumsallaştırma işlevi başarılı bir şekilde tamamlanamamakta, göç, plansız kentleşme, gecekondulaşma, medya gibi faktörlerin olumsuz etkileri çocukların suça bulaşmasına neden olmaktadır.Bu tezin amacı, çocuk suçluluğuna yol açan toplumsal nedenleri, ekonomik, siyasal ve sosyolojik boyutlarıyla birlikte Marmara Bölgesi örneğinde ele alarak ortaya koymaya çalışmaktır. Bu amaçla, çocuk suçluluğuna yönelik bilimsel çalışmalar sosyolojik ve psikolojik açıdan ele alınarak teorik çerçeve oluşturulmuştur. Marmara Bölgesi'nin coğrafi konumu, sosyal ve ekonomik özellikleri, çocuk suçluluğuyla ilgili kurumlar yani sahanın genel özellikleri hakkında bilgi toplanmıştır.Suç şüphesi ile Marmara Bölgesi Çocuk Şube Müdürlüklerine getirilen 348 çocukla yapılan ankette; ailenin, göç ve kentleşmenin, işsizliğin ve eğitimin çocukların suça sürüklenmesinde önemli faktörler olduğu ortaya çıkmıştır. Kırdan kente göç edenlere yeterli sosyal ve ekonomik desteklerin sunulmamasından kaynaklanan sorunlar çocukları suça yöneltebilmektedir. Hızlı kentleşmeyle birlikte, işsizlik ve yoksulluk gibi sorunlar sonucunda artan ve çeşitlenen suçlara karşı suç oluştuktan sonra değil suç oluşmadan önce müdahale edilmelidir. Bu anlamda, uzun vadeli programlar ve politikalar geliştirilmeli özellikle kente yeni göç eden insanlar için destek ağları oluşturulmalıdır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Suç, Çocuk Suçluluğu, Göç, İşsizlik, Eğitim, Kentleşme, Aile.
Türkiye'de finansal krizlerin istihdama etkisi
Finansal kriz, ekonomik sistemdeki ani dalgalanmalar sonucu meydana gelen ekonomik darboğazdır. Krizler, tüm toplumlar için büyük sorunlara neden olan olgulardır. Öyle ki, kriz yaşayan ülkelerde hem maddi, hem de sosyal birçok sorunu beraberinde getirmektedir. Özellikle, 1990'lı yılların başından itibaren küreselleşmenin etkisiyle, ülkelerin ekonomik ilişkileri artmıştır. Ülkeler ekonomik olarak birbirlerine bağlı hale gelmişlerdir. Küreselleşmenin etkisiyle, krizlerin boyutları da değişmiştir. Ülkelerin etkileşimleri yüzünden kriz, ekonomik bağlantısı olan ülkeleri de etkilemiştir. Bununla birlikte kriz hızla diğer ülkelere yayılmış ve tüm dünyayı etkilemiştir. Ekonomistler, krizleri incelediğinde zaman her krizin nedenin farklı olduğunu görmüşler. Birinci, ikinci ve üçüncü kuşak (nesil) kriz modelleriyle de krizleri açıklamaya çalışmışlardır. Finansal krizlerin ülke ekonomilerine birçok olumsuz etkisi vardır. Örneğin, GSMH düşer, ekonomi küçülür, ülke para birimi değer kaybeder, ülkenin kırılganlığı artar, işsizlik artar. Bu etkilere daha birçok olumsuz faktör eklenebilir. Türkiye gerek ülke sorunlarından kaynaklanan, gerekse dünyada çıkan krizler nedeniyle, ekonomik ve sosyal olarak ağır yaralar almıştır. 1960 yılına kadar işsizlik sorunu yaşamayan Türkiye, bu yıldan itibaren 2000 yılına kadar işsizlik oranı hep iki haneli olan ülke konumuna gelmiştir. 2000'li yılların başında %6,5 olan işsizlik oranı 2000 ve 2001 krizleriyle birlikte yeniden artmıştır. Daha sonraki yıllarda toparlanan ekonomi sayesinde işsizlik azalma eğilimine girmiş, fakat 2008 Mali kriziyle yeniden artmıştır. 2015 yılında ise işsizlik oranı % 11,3 seviyelerinde seyretmektedir. Anahtar Kelimeler: Finansal Kriz, Küresel Kriz, Türkiye'de Yaşanan Krizler, Ekonomik Kriz Modelleri, İstihdam, İşsizlik
Yoksullukla mücadelede mikro kredi: Muş ili örneği
Yoksulluğu azaltmak, tüketen kesimden çok üreten kesimi ve gelir seviyesini artırmak amacıyla çeşitli politikalar üretilmektedir. Bu politikalar uygulanırken çeşitli araçlar kullanılır. Bu araçlar içerisinde farklı dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de uygulanan ve son yıllarda önemi daha da artan mikro kredi yöntemi önemli bir yer tutmaktadır. Mikro kredi yönteminin amacı; yoksul olan kadınların ekonomiye katılması, üreten ve gelir elde eder bireyler olmasının sağlanmasıdır. Çalışmanın amacı; mikro kredi yönteminin Doğu Anadolu Bölgesi Muş İl'inde yoksulluğu azaltmada etkin olup olmadığının incelenmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak Muş İl'inde mikro kredi kullanan iki yüz kadın ile yüz yüze anket yöntemi uygulan mikro kredinin kadınlar üzerindeki ekonomik ve sosyal etkileri incelenmiştir. Mikro kredi uygulamasının sonucunda; iş imkanlarının yetersiz ve istihdamın az olduğu Muş İl'inde hem kredi kullanan kadınların hem de bu kadınların kurdukları işlerde çalıştırdıkları diğer kadınların istihdama katıldıkları ve üreten bireyler oldukları görülmüş ve kadınların gelirlerinde görece artış tespit edilmiştir. Çalışmada mikro kredi sistemi ile sadece kredi kullanan kadınların değil, ailelerinde de aile içi toplam gelirlerde, harcamalarda ve tasarruflarda da önemli artışlar meydana geldiği görülmüştür. Bunun dışında mikro kredi kullanan kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması gerek aile içinde gerekse çevresinde kadının statüsünü artırarak özgüveninin artmasına neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda "Mikro Kredi Yöntemi Muş İl'inde Yoksulluğu Azaltmada Etkindir" şeklindeki hipotezi destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Mikro Kredi, Muş İli Örneği.
Türkiye'de enflasyon ve işsizliğin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri
Enflasyon, işsizlik ve ekonomik büyüme kavramları ülkelerin genel ekonomik gelişimlerinin değerlendirilmesinde temel teşkil eden değişkenlerdir. Bu ekonomik değişkenlerin ekonomide yarattıkları olumsuz etkileri minimuma indirmek için politika yapıcılar birçok farklı politika geliştirmektedirler. Bu nedenle değişkenler arasındaki ilişkinin tespit edilmesi uygulanacak olan iktisat politikasına yön vermesi açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı; enflasyon ve işsizliğin farklı zaman periyotlarında ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda 1980-2020 yılları arasında enflasyon, işsizlik ve ekonomik büyüme değişkenlerine ait yıllık verilerle ekonometrik analiz yapılmıştır. Dalgacık Dönüşümü Analizi ile seriler farklı zaman periyotlarına ayrıştırılmış daha sonra ADF (Augmented Dickey Fuller) birim kök testi ile serilerin durağanlığı sınanmış ve son olarak değişkenler arasındaki ilişkiyi araştırmak için Regresyon Analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda elde edilen sonuçlara göre; tüm zaman periyotlarında enflasyon ve işsizliğin ekonomik büyümeyi ters yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. Tüm periyot sonuçları birlikte değerlendirildiğinde işsizliğin büyüme üzerindeki etkisi genel olarak enflasyonun etkisinden fazla olduğu ve düzenli olmamakla birlikte zaman periyodu uzadıkça işsizliğin büyüme üzerindeki etkisinin arttığı, enflasyonun büyüme üzerindeki etkisinin ise azaldığı gözlemlenmiştir. Aynı şekilde periyot uzadıkça işsizlik ve enflasyonun büyüme üzerindeki etkisi yani modelin açıklama gücünün arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, İşsizlik, Ekonomik Büyüme, Dalgacık Dönüşümü Analizi, Regresyon Analizi.
İstihdam teşviklerinin istihdam üzerindeki etkisinin ölçülmesi: Ankara örneği
Dünyanın farklı ülkelerindeki siyasi otoriteler ekonomik ve toplumsal anlamda önemli bir risk unsuru olan işsizliği azaltmak veya istihdamı artırmak için çaba sarf etmekte ve farklı politikaları uygulamaya koymaktadırlar. İstihdam teşvikleri de birçok ülke tarafından yoğun bir şekilde kullanılan aktif işgücü politikaları arasındadır. Bu politikalar genellikle işverenlere sağlanan sosyal sigorta prim destekleri, vergi indirimleri ve doğrudan ücret sübvansiyonu gibi destekleri içermektedir. Prim sübvansiyonları, işverenlerin maliyetlerini düşürdüğü için istihdamı artırmakta, hem de firma verimliliğini yükselttiği için ülke ekonomisini güçlendirmektedir. Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren uygulanmaya başlanan istihdam teşvikleri, bugün yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Günümüzde aktif olarak uygulanmakta olan 22 adet teşvik türü bulunmaktadır. Bu teşviklerin her birinin uygulanma şartları birbirinden faklı olmakla beraber bazı teşvik türleri ilave istihdam sağlanması yönüyle daha işlevsel konumda yer almaktadır. Tez çalışmasında; ilave istihdam sağlayan teşviklerin istihdamı ne ölçüde etkilediği ve ne kadar fayda sağladığı ölçülmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede, ilave istihdam sağlanması ve istihdamın artırılması için uygulanan 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinin istihdama olan etkileri nicel araştırma yoluyla incelenmiştir. Çalışmada, araştırma evreni olarak Ankara İlinde bulunan firmalar belirlenmiştir. Örneklem seçimindeyse, araştırma evreninde Nace kodu imalat sektörü olan ve 6111, 687 ve 7103 sayılı prim teşviklerinden yararlanan 1586 firma ele alınmıştır. Bu kapsamda, 2016–2019 yılları için SGK'dan temin edilerek süzülen ve düzenlenen veriler üzerinde SPSS yardımıyla kovaryans analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve varyans analizi uygulanmıştır. Bu doğrultuda Kovaryans analizi bulguları göstermektedir ki, Nace kodu dağılımlarına göre iş kollarının veya sektörlerin istihdam teşviklerinden yararlanmada birbirinden farklı şekilde etki gösterdiği, bununla beraber teşviklerden yararlanmanın ana faaliyet kolları bazında yıllar itibarıyla artış eğilimi içerisinde olduğu ortaya çıkmıştır. Korelasyon analizi bulgularına göre, 6111 sayılı prim teşvikinin teşvikli istihdam üzerindeki etkisinin istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve yüksek düzeyde olduğu, ancak 687 sayılı ve 7103 sayılı prim teşviklerinin ise istatistiki bakımdan anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde etkisinin olduğu bulunmuştur. Prim teşviklerinin, teşvikli istihdam ve istihdam üzerindeki etkisini ortaya koymaya çalışan çoklu doğrusal regresyon analizinde ise, ilave istihdam sağlayan prim sübvansiyonlarının, teşvikli istihdamı pozitif yönde ve istatistiki bakımdan anlamlı etkilediği, aynı zamanda istihdamı da artırdığı bulgularına ulaşılmıştır. Ayrıca, 6111 sayılı prim teşviki kapsamında alınan prim sübvansiyonunun, teşvikli istihdamı diğer iki düzenleme kapsamında alınan sübvansiyonlardan daha fazla etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Tek yönlü varyans analizi kapsamında, firmaların faaliyet yıllarına göre aldıkları teşvik tutarlarının istatistiki bakımdan anlamlı farklılaştığı, bu yönüyle firmaların mali yüklerinin azaldığı ve dolayısıyla istihdam artışının sağlandığı ortaya çıkmıştır. Çalışma sonucunda, istihdam artışı sağlamak için uygulanan istihdam teşviklerinin, teşvikli istihdamı ve istihdamı pozitif yönde etkilediği anlaşılmıştır. İşsizliğin azaltılması ve istihdamın artırılması için uygulanan istihdam politikalarında iyileştirmelerin yapılması, işgücü piyasasının yapısal dönüşümüne katkı sunacaktır.
Stagflasyon kavramı, nedeni ve sonuçları Mısır örneği
OPEC üyelerinin 1973 savaşında İsrail'i destekleyen ülkelere karşı petrolü siyasi bir baskı aracı olarak kullanması, küresel ekonomik ortamda büyük etki yaratmıştı. O dönemde petrol fiyatlarında yaşanan önemli artışın ardından Phillips'in ünlü eğrisindeki işsizlik ile enflasyon arasında ters yönlü ilişki olduğu iddiası gözden düşmüştür. Sonuç olarak, işsizlik ve enflasyon ilk kez aynı anda arttığı için Keynesyen analiz önemli eleştiriler almıştır.Bu ekonomik duruma stagflasyon adı verilmiştir. Ekonomi okulları, stagflasyonun birleşik bir yorumu üzerinde anlaşmaya varmamış ve İktisatçılar arasında olguyu açıklanması, ortaya çıkış nedenleri ve ortadan kaldırma yöntemleri konusunda görüş ayrılığına varmıştır. Bu çalışmanın amacı, stagflasyon olgusunu kısaca teorik çerçevede açıklamak; ardından aynı olgunun Mısır Devleti'nde ortaya çıkışını teorik olarak incelemek vestagflasyonu, işsizlik ve enflasyonun toplamı alınarak büyüme oranı ile ilişkisi1973-2020dönemi için araştırmaktır.Çalışma,1998-2002 dönemi hariç, Mısır ekonomisinin 1979-2020 döneminde stagflasyon yaşamış olduğu sonucuna varmıştır. Mısır'da stagflasyon ilk kez 1979 yılında ortaya çıkmıştır. Bunu, 1976 yılında uygulanan ekonomik dışa açıklık politikası nedeniyle ve aynı yıl enflasyonla mücadele için faiz oranlarının yükseltilmesi yatırım ve istihdamı olumsuz etkilemiştir. Bu çalışmada, Johansen Eşbütünleşme analizine göre, değişkenler arasında uzun dönemli ilişki gözlenmiştir. Mısır'da stagflasyon oranı ile ekonomik büyüme oranı arasında ters yönlü ilişki olduğu açıktır. Stagflasyon oranı %1 arttığında ekonomik büyüme oranı %0,326 azalmaktadır.Hata düzeltme modeli (ECM) hesaplanmıştır, buna göre modele bir şok geldiğinde ilişki zaman içinde tekrar dengeye gelebilmektedir.Son olarak CUSUM kare testi yapılmıştır. Ve model kurma hatasına restlenmemiştir.
2003-2020 dönemi için Irak'ta işsizlik olgusu üzerinde bazı makroekonomik göstergelerin etkisinin analizi
İşsizlik sorunu, hem ekonomisi güçlü olan gelişmiş ülkelerde hem de ekonomisi zayıf gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan küresel bir olgu haline gelmiştir. Büyük petrol gelirlerine sahip olan Irak ekonomisi, işsizlik sorununu tamamen ortadan kaldırılmasına izin vermemiştir. Bu araştırma, Irak'taki mevcut ekonomik duruma odaklanarak işsizliğin teorik çerçevesini sunmayı ve tartışmayı, bununla birlikte makroekonomik göstergelerin Irak'taki işsizlik olgusu üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu hedefler doğrultusunda hareket ederek işsizliğin gayri safi yurtiçi hasıla üzerindeki etkisi, işsizliğin enflasyon üzerindeki etkisi, işsizliğin devlet harcamalarına üzerindeki etkisi olmak üzere, üç önemli göstergeyle Irak ekonomisini mercek altına aldık. Bu değişkenler arasındaki ilişkiler sadece 2003-2020 dönemi arasında sınırlı tutularak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Bu çalışma kapsamında elde ettiğimiz verileri kategorilere ayırıp analiz ettikten sonra şu sonuçlara vardık: Irak'ta işsizlik olgusu, gayri safi yurtiçi hasıla, kamu harcamaları ve enflasyon oranından etkilenen bir dizi makroekonomik göstergelerden etkilenmektedir. Bu çalışma kapsamında elde edilen bulgulara göre, Irak ekonomisi incelemeye tabi tuttuğumuz dönemdeki işsizlik oranlarında önemli ölçüde gözle görülür bir iyileşmeye tanıklık etmiştir. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Irak'ta işsizlik, kamu harcamaları, enflasyon.
Türkiye'de genç işsizliğinin sosyo-ekonomik belirleyicileri üzerine bir analiz
İşsizlik, dünya genelinde birçok ülkede toplumun sosyo-ekonomik düzeyini yansıtan önemli göstergelerden biridir. Genç nüfusun iş bulamama durumunu ifade eden genç işsizlik, Türkiye gibi gelişmekte olan ve yüksek genç nüfus potansiyeline sahip ülkelerde sosyo-ekonomik boyutta birçok soruna yol açmaktadır. Bu tezin temel motivasyonu, Türkiye'de genç işsizliği sorununun çözülebilmesi için genç işsizliğin sosyo-ekonomik profilinin ortaya konulmasıdır. Bu bağlamda, Türkiye'de 15-29 yaş aralığındaki gençlerin işsiz kalmalarını etkileyen sosyo-ekonomik belirleyicilerin neler olduğu ve bu faktörlerin gençlerin işsiz kalma olasılığını hangi yönde ve ne kadar etkilediğinin belirlenmesi bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasının 2013 ve 2017 yıllarına ait mikro-kesit verileri kullanılarak, genç bireylerin işsizliği üzerinde belirleyici olan faktörler logit model ile analiz edilmiştir. Elde edilen analiz bulgularına göre, genç bireylerin eğitim düzeyleri yükseldikçe işsiz olma olasılıklarının arttığı, yaş gruplarına göre gençlerin yaşları arttıkça işsiz olma olasılıklarının azaldığı, sağlık durumları kötüleştikçe ve hanenin geçinebilme durumu zorlaştıkça genç bireylerin işsiz olma olasılıklarının arttığı, genç bireylerin sosyalleşmeleri ve kültürel faaliyetlere katılmalarının işsiz olma olasılıklarını azalttığı, yaşanılan çevrede suç, şiddet ve çevresel sorunların olmasının ve gencin yaşadığı hanenin kalabalık olmasının gencin işsiz olma olasılığını artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.
Enflasyon ve işsizlikle mücadele yöntemleri ve çözüm önerileri: Türkiye örneği
Enflasyon ve işsizlik bir ekonominin belirli bir dönemdeki başarısının ölçülmesinde bakılan temel göstergelerin en önemlilerindendir. Bundan dolayı iktisat tarihinin her döneminde ekonomiler para, enflasyon, işsizlik ile yakından ilgilenmişlerdir. Bu çalışmada enflasyon ve işsizlik değişkenleri açıklanarak Türkiye'de bu sorunlarla mücadelede uygulanan ve uygulanmakta olan politikalar çerçevesinde bir değerlendirme yapılmıştır. Elde edilen bulgular sürdürülebilir bir ekonomik büyüme için enflasyon ve işsizlik oranlarının düşürülmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çalışmada Türkiye'de enflasyon (tüfe), işsizlik rakamları, reel efektif döviz kuru ve m2 para arzı değişkenleri zaman serisi analiziyle 2005:1- 2014:5 dönemi aylık verileri kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmada yöntem olarak birim kök testi yapılıp, Johansen eşbütünleşme analizi kullanılmıştır. Zaman serisinin durağan olduğu yapılan birim kök testleri sonucunda görülmüştür. Eşbütünleşme analizinde en fazla 1 de eşbütünleşme vardır. Enflasyon ile işsizlik arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki görülmüşken, enflasyon ve döviz kuru arasında istatistikî olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Enflasyon ve m2 para arzı arasında aynı yönlü anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Enflasyon, İşsizlik, İktisat Politikaları, Türkiye Ekonomisi.
Sinirsel bulanık mantık yaklaşımı ile öngörü modellemesi: İşsizlik oranı için Türkiye örneği
Geleceğin planlanması ve denetlenebilmesi amacıyla gerçekleştirilen öngörü modellemelerine karşı artan ilgi model çeşitliliğini de beraberinde getirmiştir. Hem nedene hem de zamana dayalı olarak gerçekleştirilen öngörü çalışmalarına alternatif olan modern öngörü tekniklerinden yapay zeka çalışmaları içerisinde önemli bir yere sahip Yapay Sinir Ağları (YSA), Bulanık Mantık ve Sinirsel Bulanık Çıkarım Sistemleri ile gerçekleştirilen çalışmalar dikkat çekicidir. Bu çalışmada bu dikkat çekici tekniklerden YSA ve YSA ile bulanık mantık tekniği birleşimi olan hibrid bir teknik Adaptif Ağ Yapısına Dayalı Bulanık Çıkarım Sistemi (ANFIS) kullanılmıştır. Amaç bu iki teknik arasında doğru ve güvenilir tahminde bulunacak en iyi tekniği belirlemektir. Ayrıca bu süreçte öngörü modellemesinde pek sık rastlanmayan bir değişken kullanılmasına da karar verilmiştir. Bu noktada amaç ise literatürde sıkça kullanılan değişkenler ve teknikler yerine en iyi tekniğin yeni bir değişken öngörülürken tespitidir. Bu nedenle kullanılan değişken, hem makroekonomik açıdan hem de işletmeler açısından bilinmesinde faydası olan fakat öngörü modellemesinde kullanımına pek rastlanmayan işsizlik oranı değişkeni olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada Türkiye İstatistik Kurumu'ndan alınan Türkiye'ye ait 2000-2012 yılları arasındaki aylık işsizlik oranı verileri kullanılarak 2013 yılına ait aylık işsizlik oranı öngörüsünde bulunulmuştur. Hem YSA hem de ANFIS ile kurulan zamana dayalı öngörü modelleri arasından her bir teknik açısından en iyi model tasarımı seçilmiş ve o modelle ilk olarak 2013 yılının ilk 6 ayına ait işsizlik oranı öngörüsü gerçekleştirilmiştir. Öngörü güvenirliliğini artırmak adına 2013 yılının ilk 6 ayının gerçekleşen değerleri ile öngörülen değerler karşılaştırılmış ve ANFIS'in YSA'ya göre istatistiki açıdan daha iyi öngörü performansına sahip olduğu tespit edilmiştir. Böylelikle 2013 yılının ikinci 6 aylık döneminin öngörüsü ANFIS ile gerçekleştirilmiştir. YSA ve ANFIS uygulamaları MATLAB programı ile yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yapay sinir ağları, adaptif ağ yapısına dayalı bulanık çıkarımsistemi (anfis), öngörü
Adana ilinde ekonomik kriz nedeniyle işsiz kalanların sosyo-ekonomik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Adana ilinde ekonomik kriz sonrasında işini kaybedenlerin sosyo-ekonomik durumunu belirlemek amacıyla yapılmıştır. Veriler anket yoluyla derlenmiştir. Anketler, Adana kentsel alanda yer alan hanelere rassal olarak uygulanmıştır. Çalışmada probit modeli kullanılmıştır. Modelin bağımlı değişkeni hanehalkı reisinin ekonomik kriz nedeniyle işini kaybetme durumudur. Modelin bağımsız değişkenleri ise hanehalkı reisinin eğitim düzeyi, medeni durumu, yaşı, yaşının karesi, iş durumu, hanehalkının göç etme durumu ve hanehalkı toplam gelirinin logaritmasıdır. Hiç evlenmemiş hanehalkı reislerinin işini kaybetme olasılığı, evli olan hanehalkı reislerinden daha yüksektir. Öğrenim düzeyi üniversite olan hanehalkı reislerinin işini kaybetme olasılığı, öğrenim düzeyi ilkokul, ortaokul ve lise olan hanehalkı reislerinden daha düşüktür. Hanehalkı reisinin yaşı ile işini kaybetme olasılığı arasında pozitif yönlü, yaşının karesiyle işini kaybetme olasılığı arasında negatif yönlü ilişki vardır. Hanehalkının toplam geliri arttıkça hanehalkı reisinin işini kaybetme olasılığı azalmaktadır. Adana'ya iş bulma ümidiyle veya zorunlu göç ederek gelen hanelerde, hanehalkı reisinin işini kaybetme olasılığı yüksektir.
Avrupa Birliği'nde işsizlik: teori, gösterge ve Portekiz ekonomisi üzerine bir ekonometrik analiz
2008 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde patlak veren kriz, kısa süre içerisinde tüm dünya üzerinde etkisini göstermiş, ilerleyen süreçte ise kendisini ciddi istihdam sorunları ile hissettirmiştir. Özellikle, 21. yüzyılın başlarında görülen kredi genişlemesinin yarattığı refah artışı, bu krizle birlikte sekteye uğramış ve devam ettirilememiştir. Buna rağmen, aynı refah düzeyini korumayı hedefleyen birçok ekonomi, bunu yapabilmek için yüksek ve uzun vadeli borç yükünün altına girmek zorunda kalmıştır. Avrupa Birliği de, bahsedilen kredi genişlemesinin sağladığı refah yıllarını yaşamış, ancak kriz sonrasında güçlü dinamiklere sahip olmayan Birlik üyelerinin yaşadıkları ile daha önce hiç görülmemiş bir şekilde borç krizi ile karşı karşıya kalmıştır. Bunun fark edilmesiyle birlikte krizi derinlemesine yaşayan ekonomiler, kamu yükünü azaltmak hedefi doğrultusunda hemen önlem politikaları izlemeye kalkışmış ancak bu girişim beraberinde devasa istihdam sorunlarını getirmiştir. İlaveten, Birlik içerisindeki dominant ekonomilerin krizdeki bölgelere yapılacak yardımlar konusunda çekimser kalması işleri daha da karmaşık hale getirmiştir. Bu çalışmanın amacı, bahsedilen gelişmeler doğrultusunda, Avrupa Birliği'nin, emek piyasası anlamında 2008 Krizi'nden nasıl etkilendiğini açıklamak olacaktır. Bunu yaparken, öncelikle emek piyasasının en büyük problemi olan işsizlik ve ardından istihdam konuları teorik olarak irdelenecek, ardından borç krizinden etkilenen ülkelerin makroekonomik gerçekleri göz önüne alınarak pratikte yer alan/alması muhtemel sonuçlar işsizlik çerçevesinde yorumlanacaktır. Ayrıca, krizin etkilerini yansıtabilmek amacıyla, Portekiz başta olmak üzere Yunanistan ve İspanya ekonomileri, genelden özele varan bir üslup ile incelenecek, gerekli makroekonomik veriler ile kriz süresinde yaşanan işsizlik artışı ekonometrik olarak açıklanmaya çalışılacaktır. Bu çalışmalar neticesinde görülecektir ki, varsaydığımız model ve durumlar Portekiz ve Yunanistan için anlamlı görünmüş, İspanya için yeterli bilgi elde edilememiştir.