Kıkırdak

59 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel sıçan osteoartrit modelinde UCMA'nın anti-osteoartritik etkisinin hyaluronik asit ve kortikosteroidler ile karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmada, deneysel rat osteoartrit modelinde UCMA'nın anti-osteoartritik etkisinin hyaluronik asit ve kortikosteroidlerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kırk adet erişkin erkek Wistar Albino rat 8'erli rastgele gruplara ayrıldı. Gruplar; kontrol, MIA, MIA+kortikosteroid, MIA+Hyaluronik asit, MIA+UCMA şeklinde belirlendi. Ratların sağ dizlerine intra-artiküler MIA injeksiyonu yapılarak OA modeli oluşturuldu. Üç günde bir olmak üzere, tedavi gruplarına toplamda 7 defa sağ dizlerine intraartiküler injeksiyon yapıldı. Deneylerin sonunda ratlar sakrifiye edilerek sağ diz eklem bölgeleri histopatolojik ve immünohistokimyasal analizler için alındı. Histopatolojik olarak Hematoksilen-Eozin Boyama, Safranin O & Fast Green FCF boyama, Toluidine Blue Boyaması yapılmıştır. İmmünohistokimyasal olarak BMP-2 ve Nf-κB boyaması yapılmıştır. Dejenerasyon seviyesi belirlenmesi amacıyla Mankin Skor Derecelendirme Sistemi kullanılmıştır. Bulgular: Kontrol grubuna kıyasla MIA grubunda Mankin skoru istatistiksel olarak anlamlı derecede arttığı belirlenmiştir (p< 0.05). Histopatolojik olarak UCMA, HA ve Betametazon asetat+betametazon disodyum fosfat gruplarında ise eklem kıkırdağının yapısında dejenerasyonların izlendiği fakat MIA grubuna kıyasla daha hafif seyrettiği gözlendi. UCMA, HA ve Betametazon asetat+betametazon disodyum fosfat uygulanan tedavi gruplarında Mankin skoru MIA grubuna kıyasla anlamlı derecede azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). UCMA, HA ve Betametazon asetat+betametazon disodyum fosfat uygulanan gruplarda BMP-2 ve Nf-κB immünreaktivitesi MIA grubuna kıyasla anlamlı derecede azaldığı belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmada hem makroskopik hem de mikroskobik düzeyde elde edilen bulgular, OA'nın tedavisinde UCMA'nın efektif bir tedavi edici ajan olabileceğini göstermektedir. UCMA'nın bu terapötik etkisi hyaluronik asid ve kortikosteroidlerle karşılaştırıldığında, HA ve kortikosteroidle UCMA'nın benzer etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, yapılacak ileri çalışmalar UCMA'nın bu etkisinin daha iyi anlaşılmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Anahtar Kelimler: UCMA, Osteoartrit, Kıkırdak Dejenerasyonu, Deneysel OA Modeli, MIA.

Adrenal korteks hormonlarıBüyüme plağıHayvan deneyleri+4
Cemil Emre Gökdemir
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tavşanlarda kıkırdak grefti iyileşmesinde doku yapıştırıcısı (n-butyl cyanoacrylate) ile sütür materyalinin (5.0 nylon) karşılaştırılması

AMAÇ: Bu çalışmada tavşan kulak kıkırdakları üzerinde tek kat,çift kat ve üç katlı kıkırdak greftlerinde doku yapıştırıcısı (N-Butyl-2-Cyanoacrylate) ve sütür materyali (5.0 Nylon) makroskopik ve histolojik olarak karşılaştırıldı.MATERYAL VE METOD: 18 adet her iki cinsten beyaz, 3000-3400 gram arasında (ortalama:3200 gram), yaşları 13-14 aylık Yeni Zellanda tavşanı kullanıldı. Tüm tavşanların kulaklarından kıkırdak grefti alındı. Alınan kıkırdak greftleri grup 1 de tek kat halinde sütür materyali ile, grup 2 de tek kat halinde doku yapıştırıcısı ile, grup 3 de iki kat halinde sütür materyali ile, grup 4 de yine iki kat halinde doku yapıştırıcısı ile, grup 5 de üç kat halinde sütür ile ve grup 6 yine üç katlı olarak doku yapıştırıcısı ile aynı kulak kıkırdağı üzerine tespit edildi. Tüm işlemler aynı cerrah tarafından gerçekleştirildi. Tüm guruplardaki tavşanlar 12 hafta sonra yüksek doz ketamin hidroklorid sonrası intrakardiyak potasyum klorür (%7,5 KCL) verilerek öldürüldü ve uygulama yapılan bölgeyi içeren doku örnekleri alındı. Alınan doku örnekleri histopatolojik inceleme için patoloji labaratuarına gönderildi. Histopatolojik incelemelerde; Yabancı cisim reaksiyonu, inflamasyon derecesi, angiogenez (damarlanma), nekroz, fibrozis, fragmantasyon (parçalanma) ayrı ayrı değerlendirilerek skorlandı.BULGULAR: Gurup 1 ve grup 2 deki tavşanların kulaklarındaki kıkırdak greftleri incelendiğinden makroskopik olarak farklılık olmadığı görüldü. Kıkırdaklar yerleştirilmeden önceki ebatlarında ve renk olarak benzer özellikteydi. Grup 3 deki tavşanların sağ kulağında değişiklik gözlenmedi. Grup 4 deki tavşanların kulaklarındaki doku yapıştırıcı ile tespit edilen kıkırdaklarda alttaki kıkırdakta hafif yumuşama olduğu gözlendi. Grup 5 deki tavşanlara yerleştirilen kıkırdaklarda değişiklik gözlenmedi. Grup 6 da kulakta altta ve ortada kalan kıkırdaklarda yumuşama,sarımsı renk değişikliği ve hafif pürülan akıntı mevcuttu. Doku yapıştıcısının erimediği kristalleşmiş halde durduğu görüldü.Histolojik olarak özellikle çok katlı kıkırdak kullanılan ve doku yapıştırıcısı ile tespit edilen tavşanlarda yabancı cisim reaksyonu, inflamasyon, nekroz ve fragmantasyonun arttığı gözlemlendi.SONUÇ: Sonuç olarak, operasyon süresini kısaltması ve güçlü yapıştırıcı özelliğinin olmasından dolayı n-butil siyanoakrilat rinoplasti ve çeşitli fasial operasyonlarda ancak tek kat kullanılması uygundur. Çok katlı kıkırdak tespitlerinde kullanıldığı takdirde, kıkırdak nekrozu ve yabancı cisim reaksiyonu oluşabileceği ayrıca n-butil siyanoakrilat'ın erimeden kaldığı bu çalışmada gösterilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Siyanoakrilat, 5.0 Nylon, kıkırdak

Doku yapıştırıcılarKıkırdakSiyano akrilatlar+3
Ömer Elmas
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periferik sinir yaralanmalarında sinir, damar ve kıkırdak greftlerinin kullanıldığı rekonstrüksiyon metodlarının karşılaştırılması ve yeni bir tekniğin analizi

107 ÖZETGenellikle travmaya bağlı olu?an periferik sinir yaralanmaları; tümörler, inflamatuar hastalıklar, konjenital nedenler, enfeksiyon ve cerrahi giri?imler gibi nedenlerle de olu?abilmektedir. Yaralanmadan sonra yapılacak cerrahi i?lem, yaralanmanın etyolojisine, ?ekline ve anatomik bölgesine göre deği?mektedir. Sinir yaralanmalarının tedavisinde ana amaç yaralanmanın distalinde duyu ve motor kayba bağlı olarak olu?an fonksiyon kaybını en aza indirmektir. Yaralanmanın nedeninden bağımsız olarak sinir dokusunda iyile?menin tam olmaması veya sinirin anormal rejenerasyonu, sıklıkla fonksiyonel kayıp ve ağrı ile sonuçlanmaktadır.Periferik sinir yaralanmalarında ideal olan proksimal ve distal uçların kar?ılıklı olarak gerilimsiz ?ekilde yeterli koaptasyonun sağlanması ve nörotrofik faktörlerin onarım hattında korunmasıdır. Sinir defekti olu?an durumlarda altın standart otogreft olmasına rağmen donör alandaki denervasyon, skar ve nöroma olu?umu gibi istenmeyen sonuçlar nedeniyle periferik sinir kayıplarında onarım için morbiditesi daha az, daha kolay ve daha iyi fonksiyonel sonuçlar sağlayacak yöntemler ile ilgili birçok çalı?ma yapılmaktadır.Çalı?mamızda; 1 cm lik defekt olu?turulmu? rat siyatik sinirinde grup-1: otogref, grup-2: allojen aort grefti, grup 3: allojen aort grefti içine doğranmı? kartilaj greft ve grup-4: tübülarize kartilaj kullanılarak onarım yapılmı? ve özellikle kartilaj dokunun sinir iyile?mesi üzerine olan etkileri fonksiyonel ve histomorfolojik yöntemler ile değerlendirilmi?tir.Otogreft kullanılarak onarım yapılan grup 1, kontrol grubuna en yakın grup olarak değerlendirilmi?, allojen aort grefti kullanılan grup 2 deki ve allojen aort grefti içine doğranmı? kıkırdak konulan grup 3 deki miyelinizasyon ve schwan hücre oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamı?tır. Grup 4 de myelinizasyonun ve schwan hücreleri gösterilmesine kar?ın diğer gruplara oranla daha seyrek ve düzensiz olarak değerlendirilmi?, bunun nedeninin özellikle artmı? fibrozis olduğu dü?ünülmü?tür.Tüm gruplarda farklı oranlarda sinir rejenerasyonun olduğu fonksiyonel ve histomorfolojik olarak gösterilmi?tir. Bu çalı?mayla kıkırdak dokunun sinir iyile?mesi üzerinde olumlu etkisi olduğu gösterilmi?tir.

Cerrahi-plastikKıkırdakPeriferik sinirler+3
Yılmaz Geyik
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer ve pulse elektromanyetik alan tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmayı diz osteoartritinde yüksek yoğunluklu lazer (HILT) ve pulse elektromanyetik alan (PEMA) tedavisinin klinik ve sonografik parametreler üzerine etkinliğini belirlemek ve karşılaştırmak amacıyla yaptık. Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniklerine başvuran bilateral primer diz osteoartriti tanısı konulmuş 40-75 yaş arası 88 hasta alındı. Birinci grup 30 hastaya 2 hafta boyunca haftada 5 gün toplam 10 seans HILT, ikinci grup 30 hastaya yine 2 hafta boyunca haftada 5 gün olmak üzere toplam 10 seans PEMA tedavisi uygulandı. 28 hasta kontrol grubu olarak değerlendirildi. Her 3 gruba da 20 dakika hotpack ve diz eklem hareket açıklığı, germe, güçlendirme egzersizlerini içeren ev egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS (Vizüel Analog Skala), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algofonksiyonel diz indeksi ve ultrasonografi ile diz femoral kıkırdak kalınlığı (medial, lateral ve interkondiler) ölçülerek değerlendirildi. Gruplar arasında demografik veriler açısından istatistiksel anlamlı fark yoktu. Tüm gruplarda tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS skoru, WOMAC ağrı ve WOMAC toplam puanlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüşler ve her iki dizde kıkırdak kalınlığı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı artışlar saptadık. WOMAC sertlik puanlarında hiçbir grupta istatistiksel olarak anlamlı düşüş olmadı. Grup zaman interaksiyon değerlerine bakıldığında WOMAC fiziksel fonksiyon puanı, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi skoru ve sol diz medial femoral kondil değerlerinde HILT ve PEMA grubunda kontrol grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı iyileşme saptadık. Ancak HILT ve PEMA grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu. Sonuçta HILT ve PEMA tedavisinin diz osteoartritinde ağrıyı azalttığı, fiziksel fonksiyonu iyileştirdiği ve kıkırdak rejenerasyonunu artırdığı fakat birbirlerine üstünlükleri olmadığını tespit ettik. Çalışmamızın sonuçları diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olabilir ancak bu konuda daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz Osteoartriti, Lazer, Manyetik Alan, Femoral Kıkırdak Kalınlığı

Elektromanyetik alanlarFemurKıkırdak+3
Fatih Ulu
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

L-tiroksin'in in vitro osteoartrit modeli üzerine etkileri

Osteoartrit, artiküler kıkırdak kaybıyla karakterize olmasıyla bilinen engellilik nedenlerinden biridir. OA'nın patofizyolojisine bakıldığında, hasarlı kıkırdakta rejeneratif kapasitenin sınırlı olduğu görülmektedir. Bu nedenle yapılacak müdahale kritik önem arz etmektedir. Herhangi bir dokuda hücrelerin metabolik aktivitesinde ana rol oynayan ana hormonlardan biri olan tiroid hormonları, rejeneratif tıpta büyük bir odak noktası olabilir. Tiroid hormonlarının kemik, kas ve eklem kıkırdağının anahtar regülatörü olarak birçok araştırmada ortaya çıkmıştır. Kondrositlerin ardışık kıkırdak dejenerasyonu ile terminal farklılaşmasını önlemek için, kıkırdak hücresinin lokal T3 mevcudiyetinin hücre içi deiyodinaz sistemi tarafından tam olarak düzenlenmesine bağlıdır. T3 hormonu OA patogenezinde önemli bir role sahip olabilir. Çalışmamızda L-Tiroksinin bütün bu rejeneratif etkilerine dayanarak osteoartritik insan kondrosit kültürü olarak stimüle edilmiş osteoartritik ortamda LTiroksin hormonunun kondrojenez yeteneği sorgulandı. İlk aşamasında OA hastalığı nedeniyle Total Diz Protezi ameliyatı olan hastaların, bu ameliyat sonucunda oluşan atık dokusu kullanıldı. Atık kıkırdaktan primer hücre kültürü elde edildi. Ana kontrol grubunda, kültüre hiçbir şey eklemeden normal bir şekilde bırakıldı. Negatif kontrol grubunda, yanıt beklenmeyecek olan hanks dengeli tuz çözeltisi karışımındaki oranı %10'u olacak şekilde eklendi. Deney grubunda ise L-Tiroksin, T4 12.5ng/ml, 25 ng/mL, 50ng/ml, 100ng/ml olarak 4 farklı grupta hücrelere eklendi. Sonuç olarak; 3 farklı plakla çalışılan her gruptaki kondrosit sayıları Toplam alt bölümün ortalama puanları sırasıyla kontrol grubu için 9.33 ± 1.15, HBBS grubu için 12.66 ± 1.52, 12.5 ng/ml grubu için 5 ± 2. 25 ng/ml grubu için 4.33 ± 1.52, 50 ng/ml grubu için 6.66 ± 0.57 ve 100 ng/ml grubu için 8.66 ± 1.15 olarak bulunmuştur. Kontrol grubu ile HBBS grubu (p:0.039), 12.5 ng/ml grubu (p: 0.031), 25 ng/ml grubu (p:0.011) ve 50 ng/ml grubu (p: 0.039) arasında anlamlı sonuçlar görülmüştür. Sonuç olarak L-Tiroksinin OA'lı hücre kültürüne anlamlı etkileri gözlendi.

KıkırdakOsteoartritRejenerasyon+2
Azize Akıncı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İleri-kıyılmış kartilajın tek başına, trombositten zengin plazma ve konsantre büyüme faktörü ile karıştırılmasının canlılığa ve rezorbsiyona etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ileri-kıyılmış kartilajın, trombositten zengin plazma ve konsantre büyüme faktörü gibi otobiyolojik çeşitli kılıflarla sararak canlılığını deneysel hayvan modelinde histopatolojik olarak araştırmaktır. Ayrıca her iki materyalin kıkırdak doku iyileşmesi ve rezorbsiyonu üzerine olan etkilerini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Deney Hayvanları Etik Kurulundan alınan onay sonrasında 12 haftalık, ortalama 3,5 kg, yetişkin 14 adet Yeni Zelenda tavşanı, 3 gruba ayrıldı. Her bir tavşandan 20 cc venöz kan alındı. Daha sonra 10 cc kan trombositten zengin plazma (PRP) diğer 10 cc kan ise konsantra büyüme faktörü (CGF) elde etmek için kullanıldı. Sonrasında her bir tavşanın kulağından alınan kıkırdaktan ileri-kıyılmış kartilaj elde edildi. Bu ileri-kıyılmış kartilaj üçe bölünerek birinci grup yalnız başına, ikinci grup trombositten zengin plazma ile karışıtırlmış, üçüncü grup ise konsantre büyüme faktörü karıştırılmış şekilde hazırlandı. Bu üç greft tavşanda paraspinal bölgeye yerleştirildi. Üç ay sonra tavşanların sırtındaki greftler çıkarıldı ve histopatolojik incelemeye alındı. Mikroskobik incelemelerde kıkırdak dokusundaki histopatolojik değişimler ile ilgili olarak laküna içerisindeki kondrosit kaybı, inflamasyon, fibrozis, kıkırdak fragmantasyonu ve kalsifiye alan oluşumları semi-kantitatif olarak değerlendirildi. Bunun yanında kıkırdak doku canlılığı ve rejenerasyon göstergesi olarak kıkırdak dokuda periferal hücre proliferasyonu, bağ dokusu içerisinde vaskülarizasyon, kıkırdak doku matriksinde proteoglikan artışı ve kıkırdak doku parçaları arasında oluşan bağ dokusu miktarı semi-kantitatif olarak değerlendirildi. Değerlendirme parametreleri her bir gruptaki tüm ölçümlerin ortalaması alınarak 0 ile 4 arasında (0= %0-1 yok, 1= %1-25 az, 2= %26-50 orta, 3= %51-75 orta-şiddetli, 4= %76-100 şiddetli) belirlendi. Ölçümler sonucunda histopatolojik değişimler ile ilgili ölçümler kendi arasında gruplanarak "histopatolojik skor" olarak, doku canlılığı ve rejeneratif kapasite ile ilgili ölçümler kendi arasında gruplanarak "rejeneratif skor" olarak belirlendi. Bulgular: Gruplar arasında yapılan histopatolojik skor karşılaştırmasında yalnız başına ileri-kıyılmış kartilaj grubuna kıyasla CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0001) ve PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0275) gruplarında istatistiksel olarak anlamlı azalmalar görülmüştür. CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj ve PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj grupları arasında ise histopatolojik skor açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p<0.1605). Gruplar arasında yapılan rejeneratif skor karşılaştırmasında ise yalnız başına ileri-kıyılmış kartilaj grubuna kıyasla CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0001) ve PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj (p<0.0159) gruplarında istatistiksel olarak anlamlı artışlar görülmüştür. PRP ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj grubuna kıyasla CGF ile karıştırılmış ileri-kıyılmış kartilaj grubunda, istatistiksel olarak anlamlı (p<0.0137) bir rejeneratif skor artışı görülmüştür. Sonuç: Çalışmamız, ileri-kıyılmış kartilajı deneysel hayvan modelinde inceleyen ilk çalışmadır. İleri kıyılmış kartilajın CGF veya PRP ile karıştırılmasının kıkırdak canlılığını arttırdığını ve kıkırdak rezorbsiyonunu azalttığını göstermiştir.

Büyüme faktörleriKulak kıkırdaklarıKıkırdak+2
Yasin Kulaksız
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde farklı egzersiz uygulamalarının femoral kartilaj kalınlığı üzerine etkisinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Diz Osteoartritinde Farklı Egzersiz Uygulamalarının Femoral Kartilaj Kalınlığı Üzerine Etkisinin Ultrasonografi ile Değerlendirilmesi

DizDiz eklemiEgzersiz tedavisi+5
Ayşe Bahşi
Gaziantep University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinde ultrasonun farklı yoğunluklarının klinik ve sonografik parametreler üzerine etkisi

Bu çalışma diz osteoartritinde ultrasonun farklı yoğunluklarının, klinik ve sonografik parametrelere etkinliğini karşılaştırmak amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya primer diz osteoartriti tanısı konulan, 45-70 yaş arası 90 hasta alındı. 30 kişilik üç gruba ayrılan hastalar 3 hafta süreyle, haftada 5 gün, toplamda 15 seans tedaviye alındı. Tüm hastalara her iki dize 20 dakika hotpack, 20 dakika transkutanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS) ve 5'er dakika sürekli ultrason (birinci gruba 1 MHz, 1 W/cm2; ikinci gruba 1 MHz, 1.5 W/cm2; üçüncü gruba 1 MHz, 2 W/cm2) tedavisi uygulandı. Tüm hastalara izometrik egzersiz programı verildi. Hastalar tedavi öncesi, tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda vizuel analog skala (VAS), WOMAC (Western Ontario and McMaster Universities Arthritis Index), Lequesne algo-fonksiyonel diz indeksi ve ultrason eşliğinde femoral kıkırdak kalınlığı ölçümü ile değerlendirildi. Çalışmaya alınan gruplar arasında demografik veriler açısından anlamlı fark bulunmadı. Her üç grupta tedavi öncesine göre tedavi sonrası ve tedavi sonrası 1. ayda VAS ağrı (p=0,001), WOMAC ağrı, sertlik ve fiziksel fonksiyonellik (p=0,001) ile Lequesne indeksi skorlarında (p=0,001) anlamlı bir azalma, femoral kıkırdak kalınlığı ölçümlerinde ise anlamlı bir artış tespit edildi (p=0,001). Gruplar arası değerlendirmelerde anlamlı bir farklılık saptanmadı. Grup*interaksiyon değerlendirmelerine bakıldığında, 2 W/cm2 yoğunlukta ultrason tedavisi uygulanan grupta diğer gruplara göre, femoral kıkırdak kalınlığı ölçümlerinde anlamlı artış saptandı (p<0,05). Sonuç olarak; diz osteoartritinde sürekli ultrason tedavisinin farklı yoğunluklarının klinik ve fonksiyonel parametreler üzerine iyileştirici, kıkırdak rejenerasyonunu arttırıcı etkisi gözlendi. Bu sonuçların, diz osteoartriti tedavisinde yol gösterici olacağı düşüncesindeyiz. Anahtar kelimeler: Diz, Osteoartrit, Ultrason, Femoral Kartilaj Kalınlığı

DizDiz eklemiFemur+4
Şeyma Büyükkömürcü
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Talusun osteokondral lezyonlarında artroskopik drilleme sonuçlarımız

Talus osteokondral lezyonlu hastalar sıklıkla genç ve aktiftirler.Uygun tanıyı hızlı bir şekilde koyup gerekli tedaviyi hızla başlatmak gereklidir. Şu an elimizde multipl tedavi modaliteleri mevcuttur ve farklı klinik durumlar için en iyi tedavi seçeneği maalesef açık değildir. Yakın zamanda makaleler gözden geçirilmiş ve biyomateryaller ve kök hücre araştırmaları da ayrıca not edilmiştir.Talusun osteokondral lezyonları erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde ayak bileği artritiyle sonuçlanabilir.Bu araştırma Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji kliniğinde Talus'ta osteokondral lezyon nedeniyle opere olmuş lezyon iyileşmesini uyarıcı artroskopik drilleme yöntemi uygulanan 37 hasta değerlendirilerek yapılmıştır.Hastaların 29'u erkek, 8'i kadındı(n=37).Ortalama yaş 36,51 (16 - 63) idi.Ortalama takip süresi 43,30 ay (12 - 120) idi. İlk yaralanmadan ameliyat olunan güne kadar geçen ortalama süre 35,22 ay (2- 276) ; şikayetlerin başlangıcından ameliyat olunan güne kadar geçen ortalama süre 13,43 ay (1- 120) ; ameliyat öncesi konservatif tedavi denenen hastalarda uygulanan konservatif tedavi ortalama süresi 2,19 ay (1- 4) idi.23 hastada (%62,2) sağ, 14 (%37,8) hastada sol ayak bileği lezyonu vardı.9 hastada anterolateral (%24,3), 12 hastada anteromedial (%32,4), 12 hastada posteromedial (%32,4), 4 hastada talar kubbe (%10,8) bölgele talar lezyonu vardı.Hastaların 27'sinde major bir travma öyküsü vardı (%73). Lateralde konumlanmış 9 lezyonun hepsinde travma öyküsü mevcuttu(%100). Hastaların lateral talar lezyonu olanlarının 9' u da erkekti, bunu erkeklerin daha fazla travmaya maruz kalışıyla ilişkilendirdik ancak yaptığımız istatistiksel çalışmada erkeklerde lateral lezyon görülmesi istatistiksel olarak ilişkisiz çıktı (p=0,156).Ayrıca lateral lezyon konumuyla, öyküde majör travma maruziyeti varlığı istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,039). Ancak ameliyat sonrası takiplerinde ayak bileği artrozu gelişen 8 hasta değerlendirildiğinde bunların istatistiksel olarak majör travmayla ilişkisi anlamsız bulundu (p=1,000).Hastaların yalnızca 5 tanesinde (%13,5) bir ek hastalık mevcuttu.Ancak bunların 3'ünde ameliyat sonrası dönem takiplerinde artroz gelişmesi ilginç bir sonuç olarak göze çarptı. İstatistiksel incelemede anlamlı sonuç çıkmadı (p=0,057), ancak bu sınırda bir değerdi ve örneklem büyüklüğü biraz daha fazla olsa anlamlı bir sonuç beklenebilirdi.Hastaların vücut kitle indeksleri hesaplandı. Artroz gelişen 8 hastanın ortalama değeri 28,319 (en düşük 25,04; 35,95) idi. Diğer 29 hastanın ise ortalama değeri 26,3953 (en düşük 20,20; 33,26) idi. Artroz gelişimi ile vücut kitle indeksinin büyüklüğü arasında da anlamlı istatistiksel ilişki çıkmadı, bu değer sınırda bir değerdi (p= 0,055). Biz örneklem büyüklüğü biraz daha fazla olsa anlamlı sonuç çıkabileceğini düşündük.Yaptığımız çalışmaya dahil ettiğimiz 37 hastanın 4 tanesi hariç tümünde klinik skorlama sistemlerinde (AOFAS, Freiburg) ve göreceli skorlama sistemi olan VAS skorunda iyileşme yani skorda artış saptadık. Buna paralel olarak radyolojik evreleme sisteminde de yine iyileşme yani evrede düşme saptadık. İstatistiksel olarak da ameliyat öncesi ve sonrası döneme ait bu parametrelerde iyileşme ile istatistiksel olarak net bir ilişki saptadık (p=0,0000). Bu bizim için yapılan girişimin hasta memnuniyeti açısından olumluluğunu yansıtmaktadır. Ancak 8 hastada ameliyat sonrası takip dönemlerinde herhangi bir zamanda ve sıklıkla ileriki yıllarda yani geç dönemde ayak bileği artrozu gelişti. Bunların klinik ve göreceli skorlama sistemleriyle ve radyolojik evrelemeyle ameliyat sonrası dönem ile değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar çıktı; yani artroz gelişen hastaların genellikle klinik ve göreceli skorları düştü, radyolojik evreleri arttı.Ayak bileğinde artroz gelişen 8 hastanın tüm parametrelerini istatistiksel olarak karşılaştırdığımıza hiçbirinde neden-sonuç ilişkisi yaratabilecek anlamlı bir sonuç bulamasak da; sınırda değer olarak gelen vücut kitle indeksinin yüksekliği, kadın cinsiyet ve ek hastalık varlığı bizi uyarmaktadır. Ve artroz gelişen 8 hastanın 4 tanesinde posteromedial talar lezyon varlığının olması her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı çıkmasa da lezyona artroskopik olarak ulaşma ve yaklaşım zorluğunu akla getirmektedir.

ArtroskopiKıkırdakKıkırdak hastalıkları+3
Yetkin Doğan
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Shear wave elastografi ve t2* haritalamanın erken evre troklear kıkırdak hasarı tanısına katkısı

Amaç: Erken diz patellofemoral osteoartrit hastalarında femoral troklear kıkırdağı MR T2* haritalama ve ultrason shear wave elastografi yöntemlerini kullanarak incelemek ve bu iki tekniğin tanıya katkısını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Teknik değerlendirmeler Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda Siemens marka 3T MRG cihazı (Siemens Magnetom Skyra, Germany) ile herhangi bir nedenle klinik branşlar tarafından istenilen diz MRG incelemeleri üzerinden prospektif olarak yapıldı. MRG'de troklear kıkırdak yapısı değerlendirilerek normal bulguları olan 41 olgu ve erken kartilaj hasarı bulguları olan 41 olguya MRG T2* haritalama, gri skala ultrason ve VTQ/ARFI yöntemiyle shear wave elastografi yapıldı. Troklear kıkırdakta T2* haritalamada relaksasyon zamanı ölçümleri aksiyel planda medial kondil (MK), lateral kondil (LK) ve interkondiler (İK) alandan olmak üzere 3 bölgeden 5 mm2 ROI'ler kullanılarak aynı kesit alanından 3 değer ölçülerek ortalamaları kaydedildi. Shear wave elastografi yönteminde troklear kıkırdak shear wave hız ölçümleri aksiyel planda MK, LK ve İK alandan olmak üzere 3 bölgeden önceden belirlenmiş 5x5 mm'lik ROI'ler kullanılarak aynı kesit alanından 3 değer ölçülerek ortalamaları kaydedildi. Her iki inceleme için de troklear kıkırdağın MK, LK ve İK bölgeden kalınlıkları ölçüldü. Bulgular: Ultrasonda kıkırdak kalınlıkları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık saptandı. Kıkırdak kalınlıklarının çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,002), İK (p=0,002) ve LK'de (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek değerler oldukları gözlendi. MRG incelemede kıkırdak kalınlıkları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık saptandı. Kıkırdak kalınlıklarının çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,003), İK (p=0,001) ve LK'de (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek değerler ölçüldü. Shear wave hız değeri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık izlendi. Shear wave hız değerinin çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,023), İK (p=0,001) ve LK'de (p=0,753) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük değerler ölçüldü. T2* haritalama değeri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklılık gözlendi. T2* haritalama değerinin çalışma grubunda normal gruba göre MK (p=0,001), İK (p=0,001) ve LK'de (p=0,001) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek değerler oldukları tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda erken kartilaj hasarı bulguları olan grupta hem gri skala ultrason hem de MRG'de kıkırdak kalınlığında artış izlenmiştir. Patolojik grupta kıkırdaktaki yumuşamaya sekonder shear wave hız değerlerinde düşüş ve T2* haritalamada transvers relaksasyon zamanında uzama görülmüştür. Shear wave elastografi ve MRG T2* haritalama tekniklerinin diz OA hastalarında özellikle erken evrede troklear kıkırdaktaki değişiklerin değerlendirilmesinde güvenilir yöntemler olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, Shear wave elastografi, Troklear kıkırdak, T2* haritalama, MRG

ElastografiKıkırdakManyetik rezonans görüntüleme+2
Meral Kaplan
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Omuz MR artrografide glenoid labrum patolojilerine eşlik eden kartilaj defektlerini saptamada VIBE sekansının tanıya katkısının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmamızda, konvansiyonel ve volümetrik manyetik rezonans artrografi (MRA) yöntemlerini bilgisayarlı tomografi artrografi (BTA) ile karşılaştırarak labrum patolojilerine eşlik eden glenoid kartilaj defektlerinin tanı ve evrelemesine olan katkılarını araştırmayı amaçladık. Materyal ve metod: Kasım 2021 – Mayıs 2022 tarihleri arasında anamnez, fizik muayene ve omuz konvansiyonel MRG bulguları ile labrum patolojisi düşünülen 79 hastaya MRA ve BTA yapıldı. BTA görüntüleri kas-iskelet radyolojisi alanında deneyimli radyolog tarafından, konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA, iki ayrı radyolog tarafından birbirinden bağımsız olarak değerlendirilerek glenoid kartilaj defekti olup olmadığı ve var ise defektin evresi ile lokalizasyonu belirlendi. Dokuz ayrı bölgeye ayrılan glenoid kartilajda defektler evresine göre 3 gruba ayrıldı. Kartilaj defekti %50'den az (evre 1), %50'den fazla ancak kemik etkilenimi yok (evre 2) ve tam kat kartilaj defekti ile birlikte kemik etkilenimi var (evre 3) olarak kategorize edildi. Konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA için ayrı ayrı sensitivite, spesifite, pozitif prediktif değer, negatif prediktif değer ve tanısal doğruluk oranları hesaplandı. Gözlemciler arası uyum istatistiki olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya 58'i erkek, 21'i kadın toplam 79 olgudan elde edilen konvansiyonel ve T1 volümetrik MRA incelemeleri dahil edildi. MRA yapılan tüm hastalar aynı zamanda BTA görüntülerine de sahipti. BTA artrografi referans standart olarak kullanıldı. Glenoid labrum patolojisi bulunan 79 olguya ait BTA'nın, 48'inde (%60,75) kartilaj defekti saptandı. Konvansiyonel MRA'nın iki gözlemci için sensitivite, spesifite ve tanısal doğruluk oranları sırasıyla, %17-%19, %100-%100, %49-%51, T1 volümetrik MRA'nın sırasıyla sensitivite, spesifite ve tanısal doğruluk oranı %58-%65, %90-%97, %71-%77 olarak bulundu. Gözlemciler arası uyum hem konvansiyonel MRA hem de volümetrik MRA'da tanı ve lokalizasyon için mükemmel düzeydeydi. Sonuç: T1 Volümetrik MRA'nın glenoid labrum patolojisine eşlik eden kartilaj defektlerinde yüksek hassasiyet, özgüllük ve mükemmel gözlemciler arası uyum ile doğru bir şekilde tanı koyduğunu gösterdik. Anahtar Kelimeler: Artrografi, Bilgisayarlı Tomografi, Glenoid Labrum, Kartilaj Defekti, Manyetik Rezonans Artrografi, Omuz, VIBE

ArtrografiGlenoid labrumKıkırdak+5
Ayşe Gökçe
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tavşanlarda tübülerize edilmiş kulak kıkırdağının vasküler defektlerin onarımında biyolojik stent olarak kullanımı

Geç dönem ven grefti başarısızlığın temel nedenlerinden birisi olan intimal hiperplaziyi (İH) önlemek amaçlı ven grefti etrafına eksternal stent (ES) uygulaması birçok deneysel araştırmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada, otojen kıkırdak dokusunun ven greftinde oluşan İH' yi önlemek için eksternal stent olarak kullabilirliğini araştırdık.Çalışmada toplam 24 adet erişkin erkek Yeni Zelanda tavşanı kullanıldı. Tavşanlar 8'erli gruplar halinde 3 gruba ayrıldı. Femoral arterde oluşturulan 3 cm'lik damar defekti Grup 1 ve Grup 2'de femoral ven grefti ile onarıldı. Grup 2'de ven grefti aurikular kıkırdaktan oluşturulan bir kıkırdak tüp ile sarıldı. Grup 3'de aurikuladan alınan kıkırdak dokusu femoral ven etrafını sarılarak tüp haline getirildi ve üç haftalık prefabrikasyon sonrası kıkırdak konduit kaplı ven grefti alınarak defekt onarımı için kullanıldı.Postoperatif 1. ayda bütün gruplarda ven greftlerinin açıklık oranı %100 idi. Greftler histopatolojik inceleme amaçlı çıkarıldı. Ven grefti intima ve media kalınlıkları ölçüldü, intima / media oranları hesaplandı.Verilerin değerlendirilmesinde Kruskal Vallis varyans analiz testi ve Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi kullanıldı. Grup 2 ve Grup 3'te tespit edilen intimal kalınlıkların kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edildi (p?0.001). Grup 2 ve Grup 3'ün medial kalınlıklarının Grup 1 ile kıyaslandığında anlamlı düzeyde daha düşük olduğu tespit edildi (p ? 0.001). İntima/media oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0.005).Tavşanlarda ven grefti etrafına otojen kıkırdak dokusunun ES olarak uygulanmasının ven greftinde İH gelişimini engellemede etkin olduğu saptandı.

KıkırdakStentlerVenler
Mahmut Sunay
Gaziantep University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda deneysel osteokondral defektlerde intraartiküler hyalüronik asid ve ESWT (Extracorporeal Shock Wave Therapy) uygulamalarının karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Eklem kıkırdağının düşük tamir yeteneği nedeniyle osteokondral defektlerin tedavisi pratikte zor bir konudur ve iyileşme mekanizması çok iyi bilinmemektedir. Ancak tedavi edilmezlerse lezyonların iyileşmesinde yetersizlik görülür. Hyalüronik asidin, in vitro çalışmalarda lökosit fonksiyonlarını azalttığı ve antiinflamatuvar etki gösterdiği, eklem içinde sürtünmeyi azalttığı ve ağrı kesici etkileri gösterilmiştir. Ekstrakorporeal şok dalga tedavisi (ESWT) çeşitli muskuloskeletal sorunların tedavisinde kullanılmaktadır. Etki mekanizması çeşitli büyüme faktörlerinin sentezini artırarak neovaskülarizasyonun artırılması ile mezenşimal kök hücrelerin migrasyon, proliferasyon ve diferansiasyonlarının artırılmasıdır. Bu çalışmada ratlarda deneysel oluşturulan osteokondral defektlerde intraartiküler HA ile ESWT uygulamasının etkinliklerinin karşılaştırılarak, osteokondral defektte ESWT'nin olumlu etkisini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntemler: Çalışmada her grupta 10 olmak üzere toplam 30 Wistar albino rat kullanılmıştır. Ratların sağ dizlerinde patellofemoral eklemin femoral yüzüne anestezi altında 1,5 mm çapında ve 2 mm derinliğinde silindirik tam kat osteokondral defekt dril ile oluşturulmuştur. 1. grupta (kontrol) ratlara herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. 2. grupta (HA grubu) ratların dizlerine bir hafta arayla 3 kez intraartiküler 50 µg HA uygulanmıştır. 3. grupta (ESWT grubu) ratların dizine bir hafta arayla 3 kez ESWT (0,16 mJ/mm2 enerji yoğunluğunda 1000 puls) uygulanmıştır. Tedaviden 4 hafta sonra ratlar sakrifiye edilerek elde edilen preparatlar histopatolojik olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: HA ve ESWT uygulanan tedavi gruplarının histopatolojik sonuçları tedavi edilmeyen kontrol grubuyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardır. HA ve ESWT gruplarının histopatolojik sonuçları karşılaştırıldığında iki grubun etkinlikleri arasında anlamlı farklılık yoktur.Sonuç: ESWT, osteokondral defektlerin tedavisinde kullanılabilecek noninvaziv, yan etki ve komplikasyonu az, maliyeti düşük, tekrarlanabilir, cerrahi yöntemlere alternatif bir metod olabilir.Anahtar Kelimeler: ESWT, osteokondral defekt, hyalüronik asit, şok dalgası, rat.

ESWLEklemlerHyalüronik asit+5
Barış Erbil
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Statin tedavilerinin iskelet kası, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Hiperlipidemi tedavisinde özellikle de LDL kolesterolün düşürülmesinde en etkili, en yaygın kulanılan Hidroksimetilglutaril-koenzim A inhibitörlerin (statinler)çok sayıda çalışmada koroner arter hastalığında mortalite ve morbiditeyi azalttığı,son çalışmalarda da inmeyi önlemede faydalı olduğu bulunmuştur. Kontrollü klinik çalışmalara göre statinler oldukça iyi tolere edilebilmekle birlikte, miyalji, kramp,güçsüzlük gibi semptomlardan kas kuvvet kaybı, rabdomiyolize kadar ilerleyebilen miyopatiye neden olabilmektedir. Ancak statin tedavisi alan hastalarda müskülerperformansın incelendiği çok az sayıda çalışma vardır.Çalışmamızın amacı iki farklı statin tedavisinin diz izokinetik kas gücü,anksiyete, depresyon, yaşam kalitesi üzerine ve müsküler yan etkilerini araştırmaktır. Hiperkolesterolemi tanılı 63 hasta üç ay süreyle 20 mg/gün atorvastatin ve 20mg/gün rosuvastatin tedavisi almak üzere iki gruba randomize edildi. Tedavi öncesi ve sonrası hastaların dominant dizin izokinetik kas kuvvet ölçümleri yapıldı. Müsküler yan etkiler, serum kreatin kinaz, karaciğer fonksiyon testleri, anksiyete,depresyon ve yaşam kalitesi ölçekleri değerlendirildi.Atorvastatin grubunda %12.5, rosuvastatin grubunda %9.6 oranında müsküler yan etki saptadık. Diz izokinetik kas gücü ölçümlerinde; atorvastatin grubunda 60°/s hızda fleksiyonda ve ekstansiyonda total iş ve 180°/s hızda ekstansiyon pik torkdeğerlerinde, rosuvastatin grubunda ise 60°/s hızda fleksiyonda ve ekstansiyonda total iş değerlerinde istatistiksel anlamlılıkta azalma belirledik. Her iki grupta diz izokinetik kas gücünde azalma saptanan hastaların % 8-10'unda müsküler semptom bulduk. Beck Anksiyete, Beck Depresyon ve Nottingham Sağlık Profili ölçekleri ile değerlendirilen her iki grup hastalarda tedavi öncesi ve tedavi sonrası arasındaistatistiksel anlamlılıkta fark yoktu. Sonuç olarak statin tedavisi alan hastalarda risk faktörleri, müsküler şikayetler ve serum kreatin kinaz yüksekliği olmasa da düzenli kontrollerle kas gücü değerlendirmesi yapılmasının faydalı olacağı bu nedenle statin tedavisi alan hastaların tedavileri başlamadan önce ve tedavileri devam ederken en az üçer aylıkperiyotlarla fiziyatristler tarafından da takip edilmesi gerektiği sonucuna vardık.

AnksiyeteAntikolesteremik ajanlarESWL+7
Ali Erdem Baki
Düzce University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Patellofemoral artritin infrapatellar yağ dokusu hacmi ve popliteal arter intima media kalınlığı ile ilişkisinin diz MRG ile değerlendirilmesi

Patellar kondromalazinin patofizyolojisini anlamak, toplum sağlığı açısından önemli olan bu hastalığı önlemede ve yeni tedavi stratejileri geliştirmede önemli rol oynayabilir. Bu çalışmanın amacı, patellar kondromalazi ile obezite, infrapatellar yağ yastıkçığı hacmi (İNFPYYH) ve popliteal arterdamar duvar kalınlığı arasında ilişkiyi değerlendirmek ve karşılaştırmaktır.Bu çalışmaya, farklı derecelerdeki 54'ü erkek 80'i kadın toplam 134 patellar kondromalazi olgusu ve 54'ü erkek, 67'si kadın toplam 121 normal olgu dahil edildi. Olgular cinsiyet, yaş, vücut yüzey alanı (VYA), vücut kitle indeksi (VKİ) ve patellar kondromalazi sınıflamasına göre gruplandırıldı. Bütün ölçümler3T MR cihazında gerçekleştirildi. Kıkırdak hacmi ve infrapatellar yağ yastığı hacmi için sagittal planda sırasıyla DESS ve DIXON sekansları kullanıldı. Damar duvar kalınlığını değerlendirmede, puls tetikleyici aksiyel proton dansitegörüntüleri kullanıldı. Patellar kıkırdak, modifiye Outerbridge sınıflamasına göre derecelendirildi ve kıkırdak volüm ile VKİ, VYA, İNPYYH ve damar duvar kalınlığı arasındaki ilişki istatistiksel olarak değerlendirildi.Damar duvar kalınlığı ile kıkırdak defekt prevalansı ve İNPYYH arasında bağımsız bir ilişki saptandı (p?0,001). Buna ilaveten, VKİ ile İNPYYH arasında da anlamlı ilişki bulundu. Fakat farklı kondromalazi grupları arasında İNFYYH fark bulunamamadı. İNPYYH değerlerini VKİ ve VYA değerlerine tek tek oranladığımızda, kontrol ve ileri kondrolmalazi grupları arasında pozitifkorelasyon bulundu (p?0,001).Bu çalışma, obezite, İPYYH, PAİMK ve kıkırdak hacmi ile ilişkiyigösterdiği gibi, obezite ile ilişkili inflamatuar mediatörlerin kondromalazinin başlangıcında ve ilerlemesinde altı çizilecek potansiyel önemini vurgulamaktadır. Bu noktadan hareketle patellar kondromalazi önlenmesi ve daha etkin tedavisi için bu potansiyel döngünün anlaşılması önemli olabilir.

Adipoz dokuArtritFemur+3
Mehmet Kurt
Gazi University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Anadolu toplumunda erişkinlerde kostokondral kalsifikasyonun yaş ve cinsiyet ile ilişkisinin pa akciğer grafisi ile değerlendirilmesi

Kostokondral kalsifikasyon, arteriosklerosis, tüberküloz ve diğer enfeksiyonlar, beslenme, metabolik mineral değişimi ve endokrin hastalıkları gibi olgularla ilişkilendirilen kostal kıkırdakta meydana gelen kireçlenmelerdir. Bu kireçlenmeler, bireyin yaşam kalitesini düşürmektedir, ancak hem teşhisi, hem de tedavisi konusunda günümüzde literatürde yeterli bilgi mevcut değildir. Son yıllarda radyoloji alanındaki ilerlemeler sayesinde, kostokondral kalsifikasyonların görüntülenmesi olanakları daha da artmıştır. Bu amaçla, Orta Anadolu'da bulunan Çorum ilindeki 2226 erişkin hastanın PA akciğer grafileri incelenerek, kalsifikasyon dereceleri ve şekillerinin yaş ve cinsiyete göre değişimi incelenmiştir.Çalışma sonuçlarına göre; yaş ilerledikçe kalsifikasyon derecelerinin arttığı, yaş gruplarına göre bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Kalsifikasyon şekli de yaşa göre şekilsizden çizgisele doğru değişmekte olup, yine gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Cinsiyete göre ise kadınların erkeklere kıyasla daha düşük kalsifikasyon derecelerine sahip olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0,05). Yine kadınlarda kalsifikasyon şekli daha çok noktasal ve şekilsiz olarak görülürken, erkeklerde çizgisel kalsifikasyon çoğunluktadır. Gruplar arasındaki bu fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). Kalsifikasyon dereceleri ve şekillerinin cinsiyete göre bu farklılığının ilişkisel tarama modeline göre testinde ise; kalsifikasyon şekilleri ile dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ve ters yönde ilişki bulunmuştur (r=-0,233; p<0,01).Anahtar Kelimeler: Kostokondral kalsifikasyon; Kalsifikasyon; Kostal Kıkırdak.

Cinsel kimlikKalsifikasyonKıkırdak+2
Zekeriya Lek
Gazi University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erken ve geç evre diz osteoartriti olan hastalarda sistemik ve subkondral kemik mineral yoğunluğu ile femoral kartilaj kalınlığı arasındaki ilişki

Bu çalışmanın amacı Dual Energy X-ray Absorptiometry (DEXA) kullanılarak ölçülen femurun medial ve lateral subkondral kemik mineral yoğunluğunu ve ultrason ile ölçülen femoral kartilaj kalınlığını; erken ve geç evre diz osteoartriti olan bireyler arasında karşılaştırmak ve aralarında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Çalışmaya diz ağrısı ile başvuran ve American College of Rheumatology kriterlerine göre diz osteoartrit tanısı konulan 100 hasta alındı. Kellgren Lawrence sınıflamasına göre evre 1 ve evre 2 olan hastalar erken diz osteoartriti evre 3 ve evre 4 olan hastalar geç evre diz osteoartriti olarak kabul edildi. Diz osteoartriti olan hastaların 50'si erken, 50'si de geç evrede idi. Tüm hastaların boy ve kilo ölçümleri yapılarak vücut kitle indeksleri (VKİ) hesaplandı ve 100 metre yürüme süreleri ölçüldü. Hastalarda ağrı, hastanın ve doktorun global değerlendirmeleri için Vizüel Analog Skala (VAS), fonksiyon ve disabilitenin değerlendirilmesi için Western Ontario ve McMaster Üniversiteleri Osteoartrit İndeksi (WOMAC), Lequesne Algofonksiyonel Diz Ölçeği, yaşam kalitesi değerlendirmesi için genel sağlık ölçütü Kısa Form-36 (KF-36) ve Nottingham Sağlık Profili (NSP), anksiyete ve depresyon durumlarını değerlendirmek için Hastane Anksiyete ve Depresyon ölçeği (HADÖ) kullanıldı. Tüm hastaların iki yönlü diz grafilerinin değerlendirilmesi için Kellgren-Lawrence (K-L) radyolojik evreleme skalası kullanıldı. Hastaların lomber bölge (L2-4), sol femoral bölge (femur boyun, torakanter, wards ve total) ve her iki diz subkondral bölge (femurun medial ve lateral subkondral kemik mineral yoğunluğu (sKMY) 10 mm'lik bir yüksekliğe sahip subkondral yüzey kullanılarak ölçüldü) kemik mineral yoğunluğu (KMY) ölçümü için DEXA, her iki dizde femoral kıkırdak kalınlığının (medial, lateral ve interkondiler) ölçümü için ultrasonografik görüntüleme (USG) kullanıldı. Geç evre diz osteoartritli hastalarda 100 metre yürüme süresi ve tüm VAS skorları erken evredeki hastalardan anlamlı derecede yüksek bulundu. Hastaların WOMAC indeksi toplam puanları ve alt boyutlarındaki (ağrı, sabah sertliği ve fiziksel aktivite) puanları geç evre hasta grubunda erken evreden anlamlı derecede yüksek bulundu. Geç evre hasta grubunun NSP skorları, Lequesne algofonksiyonel diz indeksi toplam skorları erken evredeki hasta grubundan anlamlı derecede yüksek bulundu. Yine aynı şekilde KF-36 fiziksel fonksiyon, rol kısıtlılığı ve genel sağlık algısı skorları geç evre diz ostoartritli hastalarda istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulundu. Erken evre ve geç evre diz osteoartritli hastalar arasında tüm femur, lomber ve her iki diz KMY değerlerinde ve USG ile ölçülen her iki diz femur kartilaj kalınlığı değerlerinde anlamlı bir farklılık yoktu. Geç evre diz osteoartriti olan hastalarda VKİ değerleri, erken evredeki hastalardan anlamlı derecede yüksek bulundu. Tüm hastalarda VKİ'nin lomber, femur ve diz KMY değerleri ile pozitif yönde ilişkili olduğu görüldü. Tüm hastaların değerlendirildiği korelasyon analizinde sağ diz, sol diz ve total femoral kartilaj kalınlığının femoral KMY değerleri ile pozitif yönde ilişkili olduğu tespit edildi. Sonuç olarak bu çalışmada osteoartritli hastalardaki vücut kitle artışının osteoporoz için koruyucu etki yaptığı saptanmıştır. Fakat diz osteoartritinde obezitenin önemli bir risk faktörü olduğu da göz ardı edilmemelidir. Ayrıca bu çalışmaya göre diz osteoartritinde yüksek femur KMY değerlerinin diz ekleminde kıkırdak kaybına karşı koruyucu olabileceği düşünüldü. Sonuç olarak osteoartritin hem önlenmesinde hem de tedavisinde eşlik eden osteoporozun da tedavi edilmesi kıkırdak kaybının önlenmesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Osteoartrit, osteoporoz, femoral kıkırdak kalınlığı, Ultrasonografi.

DizDiz eklemiFemur+6
Mahmut Çakıllı
Fırat University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kollajen ile uyarılan deneysel artrit modelinde sorafenibin olası etkinliği

Romatoid artrit (RA), başlıca sinovyal doku, kıkırdak ve subkondral kemiği hedef alan kronik inflamatuar bir hastalıktır. Sorafenib hepatosellüler, renal hücreli ve tiroid kanserlerinde kullanılan bir multikinaz inhibitörüdür. Bu çalışmanın amacı, deneysel artrit modelinde sorafenibin potansiyel terapötik etkilerini ortaya koymaktır. Çalışmaya 43 adet, 8-10 haftalık, Wistar albino cinsi dişi rat alındı. Ratlar randomize şekilde 5 gruba ayrıldı. Grup I kontrol grubu (n=10), Grup II artrit grubu (n=7), Grup III etanersept (5 mg/kg) grubu (n=8), Grup IV yüksek (30 mg/kg) doz sorafenib grubu (n=9) ve Grup V düşük (10 mg/kg) doz sorafenib grubu (n=9) olarak belirlendi. Grup II, III, IV, V ratlara artrit oluşturmak için intradermal olarak inkomplet Freund adjuvanı ile kombine edilen tavuk tip II kollajeni (1. ve 7. günler) uygulandı. Sorafenib, grup IV ve V'deki ratlara artritin gözlendiği günden (çalışmanın 14. günü) başlayarak çalışma sonuna kadar grup V'e 10 mg/kg, grup IV'e 30 mg/kg dozunda nazogastrik sonda ile her gün uygulandı. Grup III'deki ratlara ise haftalık 5 mg/kg dozunda etanersept subkutan yolla uygulandı. Tüm ratlar 33. gün sakrifiye edilerek kan örnekleri alındı ve histopatolojik analizler için arka bacakları diz altından ampute edildi. Doku homojenatından ise VEGF, VEGFR2 (VEGF Reseptör 2) ve β-aktin (kontrol) Western Blot yöntemi ile değerlendirildi. Pençelerdeki perisinovyal inflamasyon ve kıkırdak-kemik destrüksiyonu belirlendi. Grup III, IV ve V'in 33. gün artrit skorları, kendi gruplarının 13. gün skorları ve Grup II'nin 33. gün artrit skoru ile karşılaştırıldığında düşüktü. Grup III, IV ve V'te doku VEGF ve VEGFR2 düzeyleri, Grup II ile karşılaştırıldığında düşüktü. Grup III, IV ve V ratlardan alınan eklem doku örneklerinin histopatolojik skorlamasında, perisinovyal inflamasyon ve kıkırdak-kemik destrüksiyonu skorlarında, Grup II ile karşılaştırıldığında anlamlı azalma vardı. Bu çalışma, kollajen ile uyarılan artrit modelinde, Sorafenibin kıkırdak-kemik destrüksiyonunu önlediğini gösteren ilk çalışmadır. Bu sonuçlar, RA tedavisinde sorafenibin etkili olabileceğini düşündürmüştür. Anahtar kelimeler: Romatoid artrit, sorafenib.

Antineoplastik ajanlarArtritArtrit-romatoid+4
Maşallah Çakırer
Fırat University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Propolisin ratlarda medial menisektomi sonrasında dejeneratif osteoartrit gelişimine olan etkisi

Amaç: Oral yolla verilen propolisin ratlarda medial menisektomi sonrası oluşturulan osteoartrit modelinde kıkırdağı koruyucu etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmada 28 adet Spraque Dawley cinsi dişi rat kullanılmıştır. Ratlar kontrol, MEN, P100, P200 olmak üzere 7 şerli 4 gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki ratlara sadece artrotomi uygulanırken, diğer gruplara deneysel osteoartrit modeli oluşturmak için medial kollateral bağ kesilmesinin ardından medial menisektomi uygulandı. Tüm ratların sağ dizi kullanıldı. Ratlar ayrı ayrı kafeslere koyuldu ve harekete izin verildi. Cerrahi sonrası 1. günden itibaren P100 grubuna 100 mg/kg/gün olacak şekilde ve P200 grubundaki ratlara 200 mg/kg/gün olacak şekilde 5 hafta süreyle her gün oral yoldan propolis verildi. 5. hafta sonunda tüm ratlar servikal dislokasyonla öldürüldü ve sağ dizleri alındı. Fiksasyon, dekalsifikasyon işlemi sonrası tibia medialinden uygun kesitler alındı. Safranin O - Fast Green le boyama sonrası Mankin Skorlama Sistemine göre histolojik olarak değerlendirildi. Bulgular: Grupların histolojik skorları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. P100 grubunun Mankin skorları menisektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.001). P200 grubunun da Mankin skorları menisektomi grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüktü (p<0.001). P100 ve P200 grupları arasında Mankin skorlarına göre rakamsal olarak fark olduğu fakat bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (p=0.506). Sonuç: Rat dizlerinde yaptığımız deneysel çalışmada medial kollateral bağ kesilmesi ve menisektomi sonrasında literatürle uyumlu deneysel osteoartrit modeli oluşturulabildiği görüldü. Oral propolisin deneysel osteoartrit modelinde kıkırdak koruyucu etki gösterdiği görülmüştür. Ayrıca propolisin 100mg/kg ve 200 mg/kg dozlarında kıkırdak üzerindeki etkinliğinin değişmediği görülmüştür.

KıkırdakKıkırdak hastalıklarıKıkırdak-artiküler+3
Murat Özcan
Karadeniz Technical University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Gallium aluminium arsenide diode lazerin temporomandibular eklemde oluşturulan deneysel osteoartrit üzerine erken dönemdeki biyostimülasyon etkisinin histopatolojik olarak değerlendirilmesi

Osteoartrit (OA); eklem kartilajlarını ve kemik yapılarını etkileyen kronik non-inflamatuar bir hastalıktır. Osteoartritin temporomandibular eklem (TME) tutulumunda tedaviye aşırı miktarda olan ya da tekrarlayan travmayı uzaklaştırma ile başlamak gerekmektedir. Hastalığın ilerleyen durumlarında non-steroidal anti-enflamatuar ilaç kullanımı, termal tedaviler, ultrason, kızılötesi ısı terapisi, serbest cisimlerin debridmanı, osteotomi ve protetik replasmana varan tedaviler uygulanmaktadır. Literatürde OA'nın TME tutulumunda Gallium Aluminium Arsenide diode lazer (Düşük Seviyeli Lazer) biyostimülasyonunun uygulandığı başka bir çalışma bulunmadığından tavşan eklemleri üzerinde deneysel olarak oluşturulmuş OA'ya lazer biyostimülasyonun kısa dönem histopatolojik etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu sebeple 21 adet ergin tavşan TME'sine sodyum mono iyode asetat enjeksiyonu ile bir ay sürede deneysel OA oluşturulmuştur. Çalışma Grubu 1'i oluşturan yedi adet tavşanının TME'lerine aralıksız emüsyon, 940 nm dalgaboyu, 5 W güç, 15 J/cm2 yoğunlukta, 9 sn süreyle, 48 saat arayla 14 seans lazer uygulanmıştır, Çalışma Grubu 2'i oluşturan altı adet tavşana da aynı parametreler ile 24 saat aralıklarla 28 seans lazer uygulanmıştır. Kontrol grubunu oluşturan sekiz adet tavşana ise deneysel OA oluşturup herhangi bir lazer tedavi prosedürü uygulanmamıştır. Deney prosedürü bitiminde bütün tavşanlar eş zamanlı olarak sakrifiye edilip TME'lerinin eklem kartilajları, osteokondral birleşimleri, kondrosit görünümleri ve subkondral kemikleşmeleri histopatolojik olarak değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda lazer uygulanan çalışma gruplarındaki normal doku yüzdelerinin kontrol grubuna göre daha fazla oldukları görülmüştür ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak, çalışmada kullanılan lazer biyostimülasyon protokolleri etkin bulunmamıştır. Osteoartrit tedavisinde daha etkili olabilecek lazer biyostimülasyon protokollerinin belirlenmesi için daha kapsamlı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.

EnjeksiyonlarGalyumKemik ve kemikler+6
Sadi Memiş
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Trombositten zengin plazmanın temporomandibular eklem kartilajı üzerindeki yara iyileşmesine etkisi

Temporomandibular Eklem (TME) osteoartriti (OA) artiküler kartilaj ve kemiğin normal sentez ve dejenerasyonu arasında ki dengenin mekanik ve biyolojik olaylar ile bozulması sonucunda TME'de kemik, kartilaj ve eklemi destekleyen dokuları etkileyen bir hastalıktır. Trombositten zengin plazma (TZP) hastanın kendi kanından elde edilen örneğin santrifüjü ile konsantre trombosit ve ilgili büyüme faktörlerinden oluşur. Trombositten zengin plazmanın klinik kullanımı hücrelerde proliferasyon ve diferansiasyon ve doku remodelingi üzerindeki olumlu etkilerine bağlı olarak potansiyel iyileştirici özellikBu çalışmanın amacı TZP enjeksiyonunun temporomandibular eklem kartilajı ve subkondral kemik iyileşmesi üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda 16 Yeni Zelanda tavşanı, tek TZP enjeksiyon ve çoklu trombositten zengin plazma enjeksiyon olmak üzere rastlantısal olarak iki gruba ayrıldı. Literatürde belirtildiği şekilde OA modeli oluşturmak amacı ile tüm tavşanların temporomandibular eklemine bilateral olarak sodyum mono iodoasetat enjekte edildi. Sodyum mono iodoasetat enjeksiyonundan 4 hafta sonra tavşanlardan otolog kan alınarak TZP elde edildi. Trombositten zengin plazma sağ TME'ye tek enjeksiyon grubunda bir kez, çoklu enjeksiyon grubunda ise üç kez (haftada bir kez) enjekte edildi. Kontrol grubu olarak tüm hayvanların sol TME'sine her TZP enjeksiyon zamanında izotonik NaCl enjekte edildi. İlk TZP enjeksiyonundan 30 gün sonra tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çalışmanın sonunda TZP'nin TME kartilaj ve kemik yüzeylerine etkisi histopatolojik olarak değerlendirildi. Histolojk değerlendirme sonunda gruplar arasında kartilaj ve subkondral kemik rejenerasyonu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmedi. Ancak çoklu TZP enjeksiyon grubunda kartilaj ve subkondral kemikte daha fazla iyileşme gözlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda TME OA tedavisinde TZP enjeksiyonunun tek başına veya diğer tedavi modelleri ile beraber kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

EnjeksiyonlarKıkırdakKıkırdak-artiküler+4
Ümmügülsüm Coşkun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tendon otogrefti ile diz osteokondritis dissekansının tedavisi: Retrospektif çalışma

Amaç: Bu çalışmada osteokondritis dissekans (OCD) tedavisinde tendon grefti kullanılmıştır. Bu çalışmadaki amacımız diz OCD tedavisinde Kliniğimizde tendon otogrefti uygulanarak tedavi edilen hastaların sonuçlarını klinik ve radyolojik açıdan araştırarak, litaratür bilgileri ışığında değerlendirmek ve yöntemin etkinliğini diğer tedavi teknikleri ile mukayese etmektir. Gereç yöntem: Bu çalışmada 15 hastanın 16 dizi ameliyat edilmiştir. Hastaların takip süresi ortalama 45.88 ay idi. Hastalarda tendon otogrefti olarak peroneus longus tendonu kullanılmıştır. Tendon defektin şekline uygun biçime getirildi ve defekte yerleştirildi. Ameliyat sonrası dönemde silindirik alçı uygulandı. Hastalara hemen yük verdirildi. Dört hafta sonra alçı açılarak diz egzersizleri verildi. Hastalar önce 15 gün sonra aylık sonra 6 aylık sürelerle kontrole çağrıldı. Bulgular: Hastaların takiplerinde ağrılarının geçtiği eski işlerine döndükleri ve eklem hareketlerinde kısıtlılık olmadığı görüldü. Radyolojik olarak dejenerasyon bulgularının ilerlemediği görüldü. MRI'da greftin defekt doldurduğu tespit edildi. Sonuç: Tendon otogrefti OCD tedavisinde kullanılabilen, kolay, ucuz ve tek seanslı, güvenilir bir metod olduğu kanaatine varıldı. Anahtar kelimler: Diz eklemi, osteokondral defekt, osteokondritis dissekans, scaffold, tendon otogrefti

Diz eklemiKıkırdakOrtopedi+5
Sezgin Açıl
Karadeniz Technical University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rinoplasti için iki yeni greft tekniği: Tavşan modelinde deneysel çalışma

Giriş ve Amaç: Dorsum augmentasyonu rinoplastinin zor aşamalarından biridir. Günümüzde burundaki düzensizlikleri gidermek ve dorsumu augmente etmek amacıyla kullanılan kıyılmış kıkırdak greftleri oldukça popüler hale gelmiştir. Kıyılmış kıkırdakları bir arada tutmak, burna istenilen şekli vermek, görünürlüğü azaltmak ve kıkırdak kalitesini arttırmak amacıyla pek çok sarma materyali tarif edilmiştir. Son çalışmalar kıyılmış kıkırdakların fasya ile sarılması durumunda oldukça başarılı sonuçlar elde edilebileceğini göstermiştir. Dermis greftleri hem daha kısa zamanda alınabilmesi hem de çok daha az donör alan morbiditesine yol açması sebebiyle fasyaya alternatif olabilecek niteliktedir. Detaylı literatür taramasına rağmen kıyılmış kıkırdağı sarma amacıyla kullanılan dermis greftine dair veri bulamadık. Yine rinoplastide pek çok otojenik doku, greft amacıyla kullanılmasına rağmen tendon kullanımına dair bir çalışma yoktur. Bu çalışmada, rinoplastide kullanılabilmesi için kıkırdak greftine alternatif olarak tendon grefti ve kıkırdağı sarmak amacıyla dermis grefti olmak üzere tanımladığımız iki yeni greft tekniğinin yaşayabilirliğinin ve kalıcılığının değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: On altı adet Yeni Zelanda türü beyaz tavşandan iki adet lumbosakral fasya, bir adet dermis grefti, bir adet aşil tendonu alındı. Tavşanların sağ kulağı ampute edildikten sonra, cilt ve perikondriyum uzaklaştırıldı. Kulak kıkırdağı ve aşil tendonu 1 mm küplük parçalar halinde dilimlendi. Dört deney grubu oluşturuldu. Birinci grupta kıyılmış kıkırdak greftleri herhangi bir materyale sarılmadı (A grubu); ikinci grupta kıyılmış kıkırdak greftleri fasya ile sarıldı (B grubu); üçüncü grupta kıyılmış kıkırdak greftleri dermis ile sarıldı (C grubu); dördüncü grupta ise kıyılmış tendon greftleri fasya ile sarıldı. Her tavşanın sırtına dörder adet cilt altı cep oluşturuldu ve greftler ceplere yerleştirildi. On altı haftalık gözlem sonrasında tavşanlar sakrifiye edilip, greftler çıkarıldı. Deney süresince üç tavşan öldüğü için çalışmaya dahil edilmedi (n=13). Makroskobik olarak greftlerin düzenli olup olmadıklarına bakıldı ve hacim değişiklikleri ölçüldü. Histolojik inceleme için preparatlar Hematoksilen-Eozin, Masson trikrom ve Van Gieson ile boyandı. İstatistiksel anlamlılık sınırı olarak p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Canlı kalan on üç tavşanda greftlerin yerinde olduğu ve hiçbir greftte total rezorpsiyon olmadığı izlendi. Kıyılmış kıkırdak, fasya ile sarılmış kıyılmış kıkırdak ve dermis ile sarılmış kıyılmış kıkırdak gruplarında hacim artışı olduğu ve bu üç gruptaki hacim değişimi kıyaslandığında aralarında anlamlı bir fark olmadığı izlendi. Fasya ile sarılmış kıyılmış tendon grubunda ise bir miktar hacim azalması tespit edildi, ancak bu değişim istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Fasya ve dermis ile sarılmış kıyılmış kıkırdak gruplarında periferal proliferasyon daha yüksek izlendi. Fasya ile sarılmış kıyılmış tendon grubunda fibrozis, fragmentasyon ve kollajen lif miktarının daha fazla olduğu, elastik lif miktarının ise daha düşük olduğu tespit edildi. Diğer histolojik parametreler açısından gruplar arasında anlamlı fark görülmedi. Sonuç: Çalışmadan elde edilen bulgular sonucunda dermis ile sarılmış kıyılmış kıkırdak greftleri ile kıyılmış tendon greftleri başta dorsum augmentasyonu olmak üzere, rinoplasti operasyonları için iyi birer alternatif olabilir. Bu tekniklerin insanda klinik kullanımı için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

Hayvan deneyleriKıkırdakRinoplasti+4
Mehmet Özdemir
Dicle University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kollajenden zengin dokuların şekillendirilerek glutaraldehit ile tesbit edilmesi sonucu elde edilen materyalin implant olarak kullanılması

ÖZET: Gazi üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilen bu deneysel çalışmada, kıkırdak dokusu rekonstrüksiyonunda, kollajenden zengin deri, fasya ve tendon dokularının glutaraldehitle muamele edilerek implant olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Yapılan değerlendirmede, her üç dokunun glutaraldehitle muamele edilerek implant materyali olarak kullanımında belirgin bir fark olmadığı, hepsinin 12 haftalık periyod sonunda şekillerini koruyamadıkları ve büyüklükleri ile doğru orantılı reaksiyon gösterdikleri izlenmiştir. Bu deneysel model, glutaraldehitle muamele edilmiş kollajenden zengin dokuların kıkırdak dokusu yerine kullanımının uygun olmadığı izlenimini vermektedir.

GlutaralKolajenKıkırdak+2
Ahmet Torkut
Gazi University
1990
00

Related subjects