Kalsitonin

59 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

P maddesi ve kalsitonin gen-ilişkili peptid'in çeşitli analitik yöntemlerle ölçülmesi

Bu çalışmada sıçan beyin, beyin sapı dokusunda P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid'in Sıvı Kromatografisi-Tandem Kütle Spektrometrisi ve Enzim Bağlı İmmunosorbent Analiz yöntemiyle analizi gerçekleştirilmiştir. C8 kolon (150x2.1 mm, 3.5 µm) ve %0.2 formik asit içeren su-asetonitril gradiyent hareketli faz sisteminde ayrılan P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid için kütle spektrometri optimizasyon parametreleri belirlenmiş, ardından yöntemin validasyonu gösterilmiştir. P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid için pozitif polaritede elde edilen kütle spektrumu ve sırasıyla m/z 674.3→[600+254.4] ve 952.2→1214.0 iyon geçişleri kullanılmıştır. Doğrusal aralık P maddesi için 5.85-438.52 ng/mL, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için 0.21-155.28 ng/mL'dir. Yöntemin tayin sınırları P maddesi için 5.85 ng/mL, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için 0.21 ng/mL'dir. Yöntemin doğruluğu P maddesi için %98'den büyük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %87'den büyük geri kazanım ile, tekrar edilebilirliği ise gün içi ve günler arası P maddesi için %15'den küçük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %11 bağıl standart sapma ile gösterilmiştir. Bu yöntem sıçan beyin ve beyin sapı dokularına uygulanmıştır. Yöntemin beyin dokusundaki doğruluğu P maddesi için %97'den büyük geri kazanım ile, kesinliği ise %7'den küçük bağıl standart sapma ile gösterilmiştir. Beyin sapı dokusundaki doğruluğu P maddesi için %98'den büyük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %95'den büyük geri kazanım ile, kesinliği ise Substance P için %7'den küçük, Kalsitonin gen-ilişkili peptid için %13'den küçük bağıl standart sapma ile gösterilmiştir. Doku numunelerinin (n=6) analizine göre, beyin sapı dokusundaki P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid bazal endojen derişimler sırasıyla 415.10±124.80 ng/g, 132.07±196.77 ng/g olarak, beyin dokusundaki P maddesi derişimi ise 57.95±38.01 ng/g olarak hesaplanmıştır. Beyin dokusunda Kalsitonin gen-ilişkili peptid düzeyi yöntemin tayin sınırının altında kaldığı için hesaplanamamıştır. Enzim Bağlı İmmunosorbent Analiz yöntemiyle, P maddesi ve Kalsitonin gen-ilişkili peptid için kit prosedürleri kullanılarak beyin ve beyin sapı dokusundaki derişimleri incelenmiştir. P maddesi düzeyi beyin ve beyin sapında belirlenememiştir. Kalsitonin gen-ilişkili peptid düzeyi ise beyin sapında 2351.24±292.49 ng/g, beyinde 1567.96±55.47 ng/g olarak belirlenmiştir.

Enzime bağlı immünosorbent testiEnzime bağlı immünosorbent testiKalsitonin+7
Neva Alasağ
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda mezenşimal kök hücrenin implantasyon bölgesindeki laminin, kalsitonin ve AVβ3 integrine etkisi

Uterusa embriyonun tutunmasıyla birlikte implantasyon gerçekleşir. İmplantasyon sırasında uterusta yapısal ve morfolojik olarak bir takım olaylar meydana gelir. Bağ dokusu bileşenlerinden olan lamininin, embriyonik gelişim ve plasenta oluşumunda rol oynadığı bilinmektedir. Tiroit bezinden salgılanan kalsitonin hormonunun, implantasyon sırasında uterusta otokrin ve parakrin etki gösterdiği bilinmektedir. Endometriyumun luminal epitelinde en iyi karakterize edilen hücre adezyon molekülü αVβ3 integrindir. Bu verilerden yola çıkarak bu çalışmada sıçanlarda mezenşimal kök hücrenin implantasyon bölgesindeki laminin, kalsitonin ve αVβ3 integrine etkisini immunohistokimyasal yöntemle göstermeyi amaçladık. Çalışmamızda 16 erişkin "Wistar Albino" dişi rat gebeliğin 10. Gününde deney ve kontrol olmak üzere 2 farklı gruba ayrıldı. Sıçan kemik iliğinden elde ettiğimiz MKH'ler 8 sıçana verildi. Kontrol grubunda olan 8 sıçana Phosphate Buffered Saline (PBS) verildi. Aynı işlemler 21 günlük gebe sıçanlar içinde yapıldı. Çalışmaya dahil edilen toplam 32 adet "Wistar Albino" dişi ratın implantasyon bölgeleri ve plasentaları çıkarıldı. Tespit edildikten sonra bu örnekler laminin, kalsitonin ve αvβ3 integrin için immunohistokimyasal yöntemlerle gösterildi. 10 günlük gebe sıçanlarda; lamininin immünlokalizasyonunda, deney ve kontrol grubu arasında anlamlı bir farkın olmadığı görüldü. Kalsitoninin immünlokalizasyonuna bakıldığında, deney grubunda desidual hücrelerin etrafında zayıf immünreaktivite gösterirken, kontrol grubunda orta şiddette immünreaktivite göstermiştir. αVβ3 integrinin immunolokalizasyonunda, damar duvarı ve bez epitelinin etrafında kontrol grubunda orta şiddette immünreaktivite gözlenirken, deney grubunda zayıf şiddette immünreaktivite görüldü. 21 günlük gebe sıçanlarda; laminin immünlokalizasyonu deney grubunda bez epitelinde zayıf şiddette immünreaktivite gösterirken, kontrol grubunda orta şiddette immünreaktivite gözlenmiştir. Kalsitonininin ve αVβ3 integrinin immünlokalizsayonunda, deney ve kontrol grubu arasında anlamlı bir farkın olmadığı gösterilmiştir. Sonuç olarak; 21 günlük gebe sıçanlarda, deney grubunda, laminin immünlokalizsayonunda bez epiteli zayıf şiddette immünreaktivite göstermesine karşın 10 günlük gebe sıçanlarda orta şiddette immünreaktivite göstermiştir. Kalsitonin immünlokalizasyonu gebeliğin 21. gününde stromal hücrelerde orta şiddette immünreaktivite gösterirken, gebeliğin 10. gününde stromal hücrelerde zayıf şiddette immünreaktivite göstermiştir. 21 günlük gebe sıçanlarda, αVβ3 integrinin immünlokalizsayonunda ise, trofoblastik dev hücreler zayıf immünreaktivite göstermiştir. Gebeliğin 10. gününde, αVβ3 integrinin immünlokalizasyonuna bakıldığında, trofoblastik dev hücrelerde orta şiddette immünreaktivite görüldü. Anahtar Kelimeler: İmplantasyon, Mezenşimal Kök Hücre, Laminin, Kalsitonin, αVβ3 integrin

Embriyo implantasyonuKalsitoninKök hücreler+4
Gülfem Ersoy
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kronik ürtiker hastalarında serum kalsitonin gen ilişkili peptid, substans P, nöropeptid Y ve interlökin-31 düzeylerinin omalizumab tedavisi sonrası değişim

Giriş ve Amaç:Günümüzde hala kronik spontan ürtiker (KSÜ) tanısı ve omalizumab tedavisinin takibinde rutin olarak bakılması önerilen bir kan parametresi bulunmamaktadır.Çalışmamızı KSÜ patofizyolojisini daha iyi aydınlatabilmek ve omalizumab tedavi yanıtını daha iyi değerlendirebilmek amacı ile gerçekleştirdik. Gereç ve Yöntem:Çalışmamıza Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine Ekim 2021-Mart 2022 arasında başvuran omalizumab başlanması planlanan 30 KSÜ hastası ve 20 sağlıklı gönüllüdâhil edildi.Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından onaylandı. Hastalara 300 mg omalizumab 28 günde bir enjeksiyon ile 6 doz uygulandı. Hastalardan tedavi başlanmadan önce, tedavinin 3. ve 6. ayında vesağlıklı gönüllülerden ise sadece bir kere10'ar cc kan alındı. ELISA yöntemi ile serum Substans P (SP), Kalsitonin Gen İlişkili Peptid(CGRP), Nöropeptid Y(NPY) veİnterlökin-31(IL-31) seviyeleri ölçüldü. KSÜ hasta grubunun kontrollerde ÜAS7 ve ÜKT skorları hesaplandı. Bulgular:Çalışmaya katılanların cinsiyet dağılımı hasta grubunda 24 kadın, 6 erkek vekontrol grubunda 10 kadın, 10 erkek idi.Hasta grubunun yaş ortalaması ve standart sapması 39,83 ± 11,67 iken, kontrol grubununki 31,85 ± 6,77'ydi. Hasta grubunda 8 (%26,67) hastada eşlik eden hastalık mevcuttu.Ortalama hastalık süresi ve standart sapması 59,97 ± 77,51 aydı. 19 (%63,33) hastaya anjioödem eşlik ediyordu. Hasta grubunda ÜAS7 ve ÜKT skorlarında tedavi sonrasıistatistiksel olarak anlamlı farklılık belirlendi. Hasta grubunda, kontrol grubuna göre serum SP, CGRP, NPY ve IL-31 düzeylerinin tamamı istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük gözlendi (p<0,05).Hasta grubunda tedavi öncesinde, tedavinin 3. ve 6. ayında bakılan serum SP ve CGRP düzeylerinde omalizumab tedavisi sonrası istatistiksel olarak anlamlı artış gözlenmiştir(p<0,05).Serum NPY düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir (p 0,872). Serum IL-31 düzeyinde ise istatistiksel olarak anlamlı azalma gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç:Serum CGRP ve SP düzeylerinde omalizumab tedavisi sonrası gözlenen istatistiksel olarak anlamlı yükselme, SP ve CGRP'nin mast hücrelerini degranüle edemediği gösterebilir.KSÜ hastalarında NPY düzeyinin düşük olarak tespit edilmesi ancak omalizumab tedavisi ile değişmemesi, NPY'nin mast hücre degranülasyonundan bağımsız yolaklarla kaşıntıda rolü olabileceğini gösterebilir. Serum IL-31 düzeyinde omalizumab ile gözlenen azalma, omalizumabın immünolojik cevabı ve T hücre yanıtını etkileyerek de etki edebileceğini gösterebilir. Anahtar Kelimeler: Kronik spontan ürtiker, Omalizumab, Kalsitonin Gen İlişkili Peptid, Substans P, Nöropeptid Y, İnterlökin-31

KalsitoninNöropeptidlerOmalizumab+4
Çağdaş Boyvadoğlu
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Febril nötropenide adrenomedullin, C-reaktif protein ve prokalsitoninin ile değerlendirilmesi

Hematolojik malignite tanısıyla takip edilen hastaların FN'nin erken tanımlanması, olası etiyolojik ajanların bilinmesi, FN'ye bağlı morbidite ve mortalite önlenmesinde biyobelirteçler önemli rol oynar. Bu çalışmada biyobelirteç olarak, serum adrenomedullinin (ADM) FN'de rolünü değerlendirilmesi, C-reaktif proteinle (CRP) ve prokalsitonin (PCT) ile karşılaştırılması amaçlandı. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji Bölümünde mart-ekim 2022 tarihleri arasında hematolojik malignite nedeniyle takip edilmiş 31 hastanın, 33 febril nötropenik atağın prospektif çalışmasıdır. Febril nötropeni durumunda kan örnekleri alınmış olup, serum adrenomedullin düzeyleri, C-reaktif protein (CRP) ve prokalsitonin (PCT) ile karşılaştırıldı. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı [(ort±Standart Sapma (min-maks)] 38,45 ± 14,96 (18 -65 ) yıl olan 31 hastada (kadın /erkek:1/2) toplam 33 FN atağı çalışıldı. Hastaların hematoloji malignite tanıları; ALL (%42), AML (%39) ve MM (%9), AA (%3), MDS (%3), HL (%3) idi. Hastaların servise yatışının ortalama 18. gününde (min 2-maks 52) FN atakları oldu. Kemoterapiden ortalama 8 (min:0- maks:34) gün sonra FN atak meydana geldi. Hastaların nötropenide kalış süresi ortalama 17 (min: 2-maks: 50) gün oldu. Febril nötropeniyi enfeksiyonun ciddiyetine ve ateşli nötropeni kılavuzlarına göre üç guruba ayırdık (CDI, FUO MDI). Çalışmamızda CDI, FUO MDI grupların yüzdeleri sırasıyla %33, %39, %30 idi. Çalışma süresi boyunca 18 hasta(%54) hayatını kaybetti. MDI grubunda CRP'nin 3. gün ve 7. gün değerleri arasında pozitif yönlü, yüksek derece ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). PCT için ise MDI grubun 0. gün, 3. gün ve 7. günlerinde değerler arasında pozitif yönlü, yüksek derece ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). FN'nin 0. gün, 3. gün ve 7. gün bakılan CRP ve PCT ölçümleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Adrenomedullin FN'nin MDI, FUO gruplarında anlamlı bir ilişki saptanmazken, CDI grubun 7. gün ADM düzeyi 0. gün ADM düzeyinden yüksek saptandı. Aynı zamanda ADM' nin serumdaki düzeyi ile CRP ve PCT düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptandı (p<0,05). FN takibinde biyobelirteç olarak CRP ve PCT'nin tanımlanmış enfeksiyon grubunda yüksek derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. FN'nin başvuru anından (0. gün), 7. güne kadar CRP ve PCT düzeyleri yüksek ve anlamlı seyretmekte ve aynı zamanda CRP ve PCT düzeyleri arasında pozitif korelasyon vardı. Mevcut bilgiler ışığında CRP ve PCT'nin febril nötropenik hastalarda enfeksiyon varlığının tespitinde, hastanın tanı ve tedavi takibinde kullanılabilecek parametreler olduğu göstermektedir. Adrenomedullin FN'nin MDI, FUO gruplarında anlamlı bir ilişki saptanmazken, CDI grubun 7. gün ADM düzeyi 0. gün ADM düzeyinden daha yüksek saptandı. Aynı zamanda ADM'nin serumdaki düzeyi ile CRP ve PCT düzeyleri arasında pozitif korelasyon saptandı. Sonuç olarak adrenomedullin ile ilgili literatürde çok az çalışma mevcut olup, FN takibinde serum ADM düzeyi ile serum CRP ve PCT arasında korelasyon olması ve ADM'nin FN'de CDI grubunda anlamlı olması, enfeksiyon öngörmede kullanılabilecek bir biyobelirteç olduğunu desteklemektedir. Tanımlanış enfeksiyon varlığında; CRP, PCT ve ADM'nin FN şiddetini belirlemede önemli birer biyobelirteç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Ancak hasta sayısının kısıtlı olması nedeni ile daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Adrenomedullin (ADM), Febrilnöntropeni (FN), C-reaktif Proteinle (CRP), Prokalsitonin (PCT)

AdrenomedüllinC reaktif proteinFebril nötropeni+2
Erdal Tanyıldız
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lipid profili ile COVİD-19 arasındaki ilişki

Amaç: İlk olarak Çin'in Wuhan bölgesinde tespit edilen ve ardından hızlıca tüm dünyayı etkisi altına alarak Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmesine sebep olan COVİD-19, halihazırda birçok ülke için ciddi bir sağlık sorunudur. Çalışmamız Covid-19 hastalarında lipid profillerini değerlendirerek, diğer laboratuvar parametreleriyle olan ilişkisini ve bunların prognoza etkisini göstermeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Covid-19 enfeksiyonunun Türkiye'de ilk tanı konulduğu 11 Mart 2020 ile Haziran 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatarak tedavi gören, PCR sonucu pozitif olan hastalar alınarak retrospektif şekilde hazırlanmıştır. Çalışmamızda hastaların ilk yatışı esnasında alınan anamnez bilgileri, vital bulguları, laboratuvar parametreleri ve BT bulguları retrospektif olarak incelenmiş, çalışmamıza uygun parametreleri içermeyen hastalar çalışmadan çıkarılmıştır. Ayrıca hastaların takipleri sonucu taburculuk durumları, yoğun bakım ünitesi ihtiyacı olup olmadığı da çalışmaya eklenmiştir. İstatistiksel analiz için SPSS (versiyon 21) yazılımı kullanılmıştır. Değişkenlerin normal dağılıma uygunluğuna Kolmogrov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile Q-Q plot ve histogram grafikleri ile bakıldı. Analiz sonucunda normal dağılan değişkenler ortalama ± standart sapma ile normal dağılmayanlar ortanca (minimum- maksimum) olarak gösterildi. Kategorik veriler frekans (yüzde) ile gösterildi. Sürekli verilerde iki grup karşılaştırmaları veriler normal dağıldığında Bağımsız örneklem t testi, normal dağılmadığında Mann Whitney U testi ile, üç grup karşılaştırması normal dağıldığında Tek Yönlü Varyans Analizi testi, normal dağılmadığında Kruskal Wallis testi ile yapıldı. Kategorik veriler Fisher'in kesinlik testi ile karşılaştırıldı. Sürekli veriler arası ilişki, veriler normal dağılmadığı için Spearman korelasyon ile bakıldı. Anlamlılık için p<0,05 değeri kabul edildi. Bulgular: Çalışmada incelenen 147 hastanın 67 (%45,6)'si kadın, 80 (%54,4)'i erkekti. Hastaların yaş aralığı 19 ile 88 arasında, yaş ortalaması 53,7  15,9 olarak saptandı. Tüm hastaların lipid profilleri incelendiğinde; total kolesterol değeri en düşük 86 mg/dl iken en yüksek 297 mg/dl ve ortalaması 167,11  39,21 mg/dl olarak saptandı. Trigliserit değeri en düşük 45 mg/dl iken en yüksek 393 mg/dl ve ortalaması 126,57  66,69 mg/dl olarak belirlendi. LDL değeri en düşük 42 mg/dl iken en yüksek 269,1 mg/dl ve ortalaması 111,0  38,51 mg/dl olarak hesaplandı. HDL değeri en düşük 18,8 mg/dl iken en yüksek 76 mg/dl ve ortalaması 40,67  12,32 mg/dl olarak hesaplandı. HDL değeri ortalamaları sırasıyla; steroid tedavisi alan hastalarda 32,48  6,66 mg/dl, steroid tedavisi almayan hastalarda 40,67  12,58 mg/dl'idi. Bulunan fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). HDL medyan değerleri sırasıyla; oksijen tedavisi alan hastalarda 42 (18,8-76) mg/dl, oksijen tedavisi almayan hastalarda 32,9 (20,4-62,8) mg/dl idi. Bulunan fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,027). Trigliserid değeri ile CRP ve hastane yatış süresi arasında pozitif korelasyon bulundu. Trigliserit ile CRP r=0,178 (p<0,05) çok zayıf ilişkili, trigliserit ile hastane yatış süresi r=0,276 (p<0,01) zayıf ilişkili bulundu. HDL değeri ile CRP, prokalsitonin, ferritin, LDH ve hastanede yatış süresi arasında negatif yönlü korelasyon tespit edildi. HDL ile CRP r=-0,263 (p<0,01) zayıf ilişkili, HDL ile prokalsitonin r=-0, 245 (p<0,01) çok zayıf ilişkili, HDL ile ferritin r=-0,351 (p<0,01) zayıf ilişkili, HDL ile LDH r=-0, 253 (p<0,01) çok zayıf ilişkili ve HDL ile hastane yatış süresi r=-0, 301 (p<0,01) zayıf ilişkili olduğu görüldü. Sonuç: Çalışmamızda lipid parametrelerinden HDL kolesterol değerleri ile CRP, prokalsitonin, ferritin ve LDH arasında negatif kolerasyon saptanmıştır. Negatif korelasyon saptanan CRP, prokalsitonin, ferritin ve LDH değerlerinin yüksekliğinin genellikle Covid-19'un kötü prognozuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle HDL'nin düşük değerlerinin kötü prognozu tahmin açısından fikir verebileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Covid-19, HDL, CRP, Prokalsitonin, LDH

C reaktif proteinCOVID 19HDL+4
Mert Çeliktaş
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser tedavisi alan febril nötropeni atağı ile gelen hastalarda akut faz reaktan degerlerinin klinikle korelasyonu

Amaç: Bu çalışmada kanser tedavisi alan febril nötropeni atağı ile gelen hastalarda akut faz reaktan değerlerinin klinikle uyumu araştırılmıştır. Materyal ve Metod: araştırmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji servisine son 5 yılda kanser tedavisi sonrası febril nötropeni tanısı ile yatan hastalar dahil edildi. Çalışmada, 2017-2021 arası dönemde hastanemizde kanser tedavisi gören hasta dosyaları taranarak, veriler retrospektif olarak elde edilmiştir. Febril nötropeni tanısıyla yatan hastalara ilişkin nötropenik atak sayıları, febril nötropeni süreleri, son aldıkları kemoterapiden sonra geçen süre, nötropenik atak sırasında ve sonrasındaki CRP ve prokalsitonin (PCT) değerleri, kan kültürü, idrar kültürü, kateter kültürü sonuçları, akciğer grafi sonuları, Toraks bilgisayarlı tomografi (BT) sonuçları ile tedavi rejimlerine ilişkin bilgiler kaydedildi. Bulgular: Çalışma kapsamında toplam 101 hasta değerlendirilmiştir. Hastalardan 70'i (%69.3) erkek, 31'i ise kız çocuktu. Çalışma sonucunda hastanede yatış süresiyle ateşin düştüğü gün sayısı arasında pozitif yönde, trombosit (PLT) ile Htc arasında pozitif yönde, zayıf şiddette, Total beyaz küre (WBC) ile Htc ve PLT arasında pozitif yönde, zayıf, mutlak nötrofil sayısı (MNS) ile WBC arasında pozitif yönde, orta şiddete, lenfosit ile WBC arasında pozitif yönde ve orta şiddette anlamlı ilişki saptandı. Mukoziti olan kanser hastalarının ateş düştükten sonraki CRP değerlerinin mukoziti olmayanlardan anlamlı şekilde yüksek olduğu saptandı. Ayrıca her ne kadar mukoziti olan hastalarda FN atak sayısı, ateşin düştüğü gün sayısı ve hastanede yatış süresi daha yüksek bulunsa da gruplar arasındaki fark anlamlı değildi. Mevcut çalışmada atak sırasındaki CRP ile galaktomannan arasında pozitif yönde, hastanede yatış süresi ile atak sırasındaki PCT arasında pozitif yönde, ateşin düştüğü gün sayısı ile atak sırasındaki PCT arasında pozitif yönde, hastanede yatış süresi ile galaktomannan arasında pozitif yönde, ateşin düştüğü gün sayısı ile galaktomannan arasında pozitif yönde ilişki saptandı. Atak sırasındaki CRP ve PCT değerinin, ateş düştükten sonraki CRP ve PCT değerleri arasındaki farkın istatistiksel açıdan anlamlı olduğu görüldü. Sonuç: TEKRAR BAK Her ne kadar çalışmamızda enfeksiyon varlığı ile FN atak sayısı, hastanede yatış süresi ve ateşin düştüğü gün sayısı açısından anlamlı fark saptanmamış olsa da konuyla ilgili çalışmalarda enfeksiyon varlığının FN atak sayısı, hastanede yatış süresi ve ateşin düştüğü gün sayısında artışa neden olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızdan elde edilen bu sonucun ortaya çıkmasında hasta sayısının az olmasının etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Kanser, Febril Nötropeni, Akut Faz Reaktanları

Akut faz reaksiyonuFebril nötropeniKalsitonin+4
Nazlı Ahmadova
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The assessment of biochemical marker of corrected calcium, phosphorus with procalcitonin level in patients with chronic renal failure

Renal failure in case of complications is characterized as a sudden decline in glomerular filtration rate (GFR) arising from ischemia or toxic insult to the kidney. Calcium, as well as phosphorus metabolism issues, are prevalent in chronic renal disease. This case-control study included a hundred participants, sixty patients with renal failure, and forty served as age-matched healthy controls. During this study, various biochemical kidney functions were assessed, including calcium, blood urea, procalcitonin, albumin, phosphorus, glomerular filtration rate, and haemoglobin. There was a significant increase in the mean serum level of procalcitonin, albumin, creatinine and phosphorous with a significant statistical difference in patients compared to the healthy group; on the other hand, there was an apparent decrease in the value of both GFR in addition to haemoglobin, in addition to that, there was no difference Significant in respect to the level of calcium between the two groups. In conclusion, the lack of any significant difference in the level of calcium between the group of patients and healthy subjects, as well as the decrease in haemoglobin level in addition to GFR, compared to the increase in other biochemical concentrations, is a clear indication of the extent of damage in the kidneys as a result of the inflammatory process as well as progression in the stage of renal failure.

BiomarkersKidney diseasesKidney failure+4
Sadeq Khamees Hammad Hammad
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sekonder peritonit prognozunda prokalsitonin, CRP ve tiroid hormonlarının yeri

Amaç: Prokalsitonin 116 aminoasitlik bir glikopeptit olup kalsitonin hormonunun prekürsörüdür. Son yıllarda prokalsitonin bakteriyel enfeksiyonlara spesifik, viral ve sistemik enflamatuar cevap sendromundan etkilenmeyen yeni bir enfeksiyon göstergesi olma özelliği ile dikkat çekmektedir. Tiroid hormon seviyelerinin sepsis ve ağır bakteriyel enfeksiyonlarda belirgin şekilde düşmesi hastalığın prognozu hakkında fikir vericidir. Biz bu çalışmamızda sekonder peritonit tanı ve prognozunda prokalsitonin, CRP ve tiroid hormonlarının yerini araştırmayı amaçladık.Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2008-Ocak 2010 tarihleri arasında, Çukurova üniversitesi tıp fakültesi genel cerrahi ana bilim dalında sekonder peritonit nedeniyle opere olan 84 hasta üzerinde yapılan prospektif bir çalışmadır. Hastaların preoperatif, postoperatif 1-3-5-7-14 günlerinde CRP, prokalsitonin ve tiroid hormon seviyeleri incelenmiştir. Veriler SPSS 15.0 programında analiz edilmiştir.Bulgular: Çalışmaya aldığımız hastaların postop dönemde komplikasyon gelişen ve gelişmeyen hastaların CRP, PKT ve tiroid hormon değerlerinin karşılaştırıldığı peptik ülser perforasyonlu hastaların preop PKT (p=0,043), postop 3. gün T4 (p=0,003), postop 3. gün PKT (p=0,019), postop 5. gün T4 (p=0,031), postop 5. gün PKT (p=0,031), postop 7.gün PKT(p=0,013), ince barsak perforasyonlu hastaların postop 1. gün T3 (p=0,025), postop 1. gün TSH (p=0,031), postop 7. gün T4 (p=0,027), postop 14. gün T3 (p=0,028), postop 14. gün PKT (p=0,050), kolon perforasyonlu hastaların postop 1. gün TSH (p=0,035), postop 5. gün PKT (p=0,015), postop 7. gün T3 (p=0,009) değerleri komplikasyon gelişen ve komplikasyon gelişmeyen hastalar arasında istatiksel olarak anlamlıdır.Çalışmaya aldığımız taburcu ve eksitus olan hastaların CRP, PKT ve tiroid hormon değerlerinin karşılaştırıldığı tabloda da görüldüğü gibi peptik ülser perforasyonlu hastaların postop 3. gün T4 (p=0,002), postop 3. gün PKT (p=0,010), postop 5. gün T4 (p=0,039), postop 7. gün T4 (p=0,019), ince barsak perforasyonlu hastaların preop T3 (p=0,042), postop 1. gün T3 (p=0,026), postop 3. gün T4 (p=0,012), postop 3. gün CRP (p=0,036), postop 7. gün T4 (p=0,023), kolon perforasyonlu hastaların postop 1. gün TSH (p=0,020), postop 3. gün TSH (p=0,006) değerleri taburcu ve eksitus olan hastalar arasında istatiksel olarak anlamlıdır.Sonuç: Prokalsitonin enflamatuar yanıttan etkilenmemesi ve enfeksiyona daha hızlı cevap vermesi ile mevcut enfeksiyon parametrelerinden üstün olduğu söylenebilir. Sekonder peritonin tablosu ne kadar ağırsa tiroid hormon seviyelerinin o derecede düşmesi hastalığı prognozu açısından önemli bir parametre olacağı kanaatindeyiz.Anahtar sözcükler: Tiroid hormonları, CRP, Prokalsitonin, Sekonder peritonit

C reaktif proteinKalsitoninPeriton hastalıkları+4
İdris Akçay
Çukurova University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kordon kanında hematolojik parametrelerin apgar ile korelasyonu ve sepsisin değerlendirilmesi

Sepsis, yenidoğan mortalite ve morbiditesi oldukça yüksek olan, multisistemik tutulum yapan bir hastalıktır. Kesin tanısı kan kültüründe bakteri üretilmesi ile konmaktadır. Yenidoğan sepsisinde tanı koymayı sağlayacak spesifik bulgu ve belirtecin olmaması, duyarlılığı yüksek olan belirteçlerin maliyetinin fazla olması nedeniyle, düşük maliyetli, her hastanede değerlendirilebilecek belirteçleri kordon kanında değerlendirerek erken tanı ve tedaviyi sağlamak amacıyla çalışmamız yapılmıştır. Kan tetkiklerinin, klinik bulgu ve APGAR ile korelasyonu değerlendirilmiştir. Çalışmamız Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde doğan yenidoğanlarda prospektif olarak Ağustos 2018 ve Ağustos 2019 tarihlerinde yürütülmüştür. Çalışmaya 100 yenidoğan dahil edildi. 31 yenidoğana yatış yapıldı. 22'sinde sepsis saptandı. Annede koryoamniyot olan, erken membran rüptürü öyküsü olan, canlandırma ihtiyacı, fetal distress, asfiksi, majör anomalisi, intrakraniyal kanaması olan yenidoğanlar dahil edilmedi. Veri analizi SPSS, Mann Whitney U, T testi kullanılarak yapılmıştır. T testine göre sepsisle ilişkili görülen APGAR 5. dakika skoru, gebelik haftası, RBC, kordon kan gazı pH'ı ve hemotokrit değerleri BLR analizinde önemli bulunmamıştır. Sepsis olma riski açısından prokalsitonin ile APGAR 1. dakika skoru, glukoz ve hemoglobine göre daha önemli bulunmuştur. APGAR 1. ve 5. dakika skoru arasında çok güçlü bir ilişki görülmüştür. APGAR 1. ve 5. dakika skorları ile HCO 3 ve BE arasında doğrusal yönde, PO 2 ve laktat arasında zıt yönde ilişki görülmüştür. APGAR 1. ve 5. dakika skorları ile Hemotokrit arasında, APGAR 5. dakika skoru ile RBC arasında ilişki görülmüştür. Yenidoğan sepsisi, APGAR skoru ve hematolojik parametrelerin birbiri ile ilişkili olduğu görülmüştür. Çalışmamıza göre herhangi bir risk faktörü olmayan yenidoğanlarda dahil olmak üzere özellikle riskli yenidoğanlarda kordon kanındaki hemoglobin, glukoz ve prokalsitonin ve APGAR düzeyinin ilişkilendirilmesinin sepsisin erken tanısında anlamlı olduğu görülmüştür. Kordon kanında bakılan hematolojik parametrelerde yükseklik saptanan hastalarda sepsis açısından ileri tetkik planlanması önerilir. Ayrıca sepsis açısından riskli olan hastalarda kordon kanından yapılacak prokalsitonin sonucu ile erken tanı ve tedavinin başlanmasını sağlayacaktır. Daha büyük çalışma gruplarında, yüksek riskli hastalarda, asfiksi öyküsü olanlarda, prematürelerde, annede ek hastalık olan yenidoğanlarda yapılacak çalışmaların bu parametreleri netleştirmeye faydası olacaktır.

Apgar puanıBebek-yenidoğmuşC reaktif protein+5
Zeynep Çilsal
Yozgat Bozok University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut apandisit tanısı veya şüphesi olan vakalarda alvarado skorlamasının görüntüleme yöntemleri ve CRP, prokalsitonin değerleriyle desteklenmesi

ÖZET Akut Apandisit Tanısı Veya Şüphesi Olan Vakalarda Alvarado Skorlamasının Görüntüleme Yöntemleri ve Crp, Prokalsitonin Değerleriyle Desteklenmesi Akut apandisit tüm yaş gruplarında en sık görülen akut karın nedenidir. Akut apandisit şüphesi olan hastalarda amaç negatif apendektomiyi ve buna bağlı komplikasyonları azaltmaktır. Alvarado Skoru 1986 yılında tanımlanmış bir skorlama sistemidir. Hastanın semptomları, fizik muayene bulguları ve laboratuar değerlerinden oluşur. Bu çalışmanın amacı, Alvarado Skorunun akut apandisit tanısı koymadaki değerine diğer tanısal yöntemlerin etkisini saptamaktır. Çalışmaya Mayıs 2012 ile Mayıs 2013 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Acil Servisi ve Genel Cerrahi polikliniğine başvuran, akut apandisit şüphesi olan 133 hasta dahil edildi. Hastaların seçimi konusunda herhangi bir kısıtlama getirilmedi. Hastaların tedavisinin planlaması çalışmadan bağımsız olarak hastayı izleyen hekim tarafından yapıldı. Yüz otuz üç hastanın 20'si (%15) gözlem sonrası taburcu edildi. Yüz on üç hasta (%85) ameliyat edildi. Doksan dört hastaya (%83,2) histopatolojik olarak apandisit tanısı kondu. On dokuz hastada (%16,8) apendiks normal idi. Tüm hastalardan rutin laboratuar tetkikleriyle birlikte serum CRP ve PCT değerleri istendi. Tüm hastalara başvuru anında karın USG yaptırıldı. Klinik olarak şüpheli ve ayırıcı tanı gerektiren hastalara oral ve IV kontrastlı BT çekildi. Tüm bu sonuçların Alvarado skorunun tanı koymadaki etkinliğini arttırıp arttırmadığı araştırıldı. Bu çalışmada Alvarado skorunun duyarlılığı %85, özgüllüğü ise %46 olarak bulundu. CRP ve PCT'nin Alvarado skoruyla beraber kullanılması durumunda skorlamanın tanı koymadaki başarısını arttırdığı ancak BT ve USG'nin aynı etkiyi Alvarado skorlaması üzerinde gösteremediği saptandı. Bu sonuç özellikle radyologların klinik deneyimlerinin farklı olması ile açıklandı. Sonuç olarak hiçbir ek tanısal yöntemin tek başına akut apandisit tanısını koyamayacağını düşünüyoruz. Bununla birlikte Alvarado Skoru düşük olan vakalarda ek tanısal yöntemlerin kullanılmasının klinisyene yol gösterici bir araç olduğu kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Akut apandisit, Alvarado Skoru, CRP, PCT, BT, USG

ApandisitC reaktif proteinKalsitonin+4
Ahmet Çağlar Bozkurt
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ağır sepsisin erken tanısında c-reaktif protein, prokalsitonin ve interlökin-6 düzeylerinin tanısal değeri

Ağır Sepsisin Erken Tanısında C-Reaktif protein, Prokalsitonin ve İnterlökin-6 Düzeylerinin Tanısal Değeri Amaç: Sepsis, ağır sepsis, septik şok, Sistemik İnflamatuar Yanıt Sendromu ve bakteriyel enfeksiyon tanısı alan hastalarda yapılan bu çalışmada ağır sepsisin erken tanısında plazma C-reaktif protein, Prokalsitonin ve Interlökin-6 düzeylerinin erken tanıdaki yerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya 100 hasta alınmıştır. Bu hastalar kliniğine göre 26 çocuk sepsis (Grup I), 17 çocuk ağır sepsis (Grup II), 22 çocuk septik şok (Grup III), 9 çocuk SIRS (Grup IV) ve 14 çocuk bakteriyel enfeksiyon (Grup V) ve 12 çocuk kontrol (Grup VI) grubunu oluşturdu. Hastaların yaş, cinsiyet, başvuru şikayetleri, fizik muayene bulguları, tam kan sayımı, akciğer grafisi bulguları, kültür bulguları, uygulanan tedavi biçimleri ve tedavi sonrası nihai durumları kaydedildi. Hastaların serum örneklerinden plazma PCT, CRP ve IL-6 düzeylerine bakıldı. Bulgular: Tüm hasta gruplarında ortalama serum PCT düzeyleri kontrol grubuna göre yüksek bulundu. CRP değerleri bakımından, gruplar arasında fark saptanmadı. Ortalama IL-6 düzeyleri kontrol grubuna göre hasta gruplarında daha yüksek bulundu. Sonuç: Prokalsitonin, İnterlökin-6 ve C-reaktif protein gibi birçok biyobelirteçlerin ağır sepsisin erken tanısında ve tedavinin takibinde kullanılabileceğini gösteren birçok çalışma mevcut olup, biz çalışmamızda hastaların erken tanısında PCT'nin CRP ve IL-6'ya göre daha güçlü bir biyobelirteç olduğu sonucuna ulaştık. Anahtar Kelimeler: Sepsis, Ağır sepsis, Septik şok, SIRS, Bakteriyel enfeksiyon, İnterlökin-6, Prokalsitonin ve C-reaktif protein

BakteriyemiC reaktif proteinKalsitonin+5
Neslihan Özcan
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda takip edilen hastalarda yeni bir biyomarkır supar

Amaç: Bu çalışmada yoğun bakım ünitesinde takip edilen SIRS kriterlerini sağlayan hastalarda suPAR, APACHE II, C-reaktif protein (CRP), prokalsitonin (PCT), laktat değerlerinin mortalite oranları ile olan ilişkilerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma prospektif ve tek merkezli olarak Şubat 2013- Ekim 2013 tarihleri arasında yoğun bakım ünitelerinden seçilen hastalarda yapıldı. Yirmi dokuzu Dahiliye Yoğun Bakım ünitesinden ve 29'u Reanimasyon ünitesinden olmak üzere toplam 58 hasta çalışmaya dahil edildi. En az 2 SIRS kriterinin sağlanması, ≥18 yaş, yoğun bakım ünitesinde ≥72 saat yatan hastalar çalışmaya dahil edildi. Ayrıca terminal dönem kanser hastaları, masif kan transfüzyonu yapılmış olanlar ve gebeler çalışma dışı bırakıldı. İlk 24 saatteki en kötü değerlerden oluşan APACHE II skoru, birinci ve beşinci gün suPAR, CRP, PCT, laktat değerleri belirlendi.Kan örnekleri sabah 8 ile 10 saatleri arasında alındı. Bulgular: Hastaların 26'sı (%44,8) erkek, 32'si (%55,2'si) kadın ve genel yaş ortalaması 57,54±18,15 olarak tespit edildi. Hastaların yoğun bakım ünitesindeki ilk 24 saatte bakılan APACHE II skoru, suPAR, CRP, PCT, laktat ve WBC değerlerine ait ROC eğrileri incelendiğinde AUC en fazla APACHE II'de (AUC:0,824) sonrasında suPAR1 (AUC:0,673), PCT1 (AUC:0,628), laktat1 (AUC:0,528), CRP1 (AUC:0,526) şeklinde idi. Beşinci gün bakılan suPAR, CRP, PCT ve Laktat değerlerine ait ROC eğrileri incelendiğinde AUC PCT5 (AUC:0,769), laktat5 (AUC:0,733), suPAR5 (AUC: 0,687) ve CRP5 (AUC:0,648) tespit edildi. Sonuç: Yoğun bakımda yatan hastaların mortalite hızını öngörmede en etkiliyöntem APACHE II skorlaması iken PCT5, laktat5, suPAR5, suPAR1 değerlerinin sırasıyla en etkin olan diğer biyomarkırlar olduğu bulundu.

APACHE skorlama sistemiC reaktif proteinKalsitonin+6
Selçuk Nazik
Çukurova University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ventilatör ilişkili pnömonide presepsinin rolü

Giriş: Yoğun bakım ünitelerinde, akut solunum yetmezliği tedavisinde mekanik ventilasyon önemli bir yere sahiptir. Mekanik ventilasyonun en korkulan komplikasyonlarından birisi olan ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) yatış sürelerini ve maliyeti arttırması yanısıra, morbidite ve mortalite için de önemli bir risk faktörüdür. Bu durum agresif tedavi gerektiren yüksek riskli VİP hastalarının erken tanımlanması ihtiyacını doğurur. Amaç: Bu çalışmanın amacı, yoğun bakımdaki VİP tanısı almış hastaların APACHE II skoru hesaplanarak, yeni bir biyomarkır olan Presepsin ile birlikte rutinde kritik hastaların takibinde bakılan WBC, CRP, PCT ve Laktat değerlerinin, hastaların erken tanısı ve mortalitelerine olan etkilerini değerlendirerek hastalığın prognozu hakkında öngörüde bulunmaktır. Materyal ve Metod: Bu çalışma prospektif olarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurul izni alındıktan sonra Kasım 2015-Temmuz 2016 tarihleri arasında Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde ve Dahiliye Anabilim Dalı Yoğun Bakım Kliniğinde yapıldı. Çalışmamıza yoğun bakım ünitesinde 120 saatten fazla yatan 18 yaş ve üzeri VİP tanısı almış 60 hasta dahil edildi HIV enfeksiyonu olan, aktif tüberkülozu olan, immün supresif tedavi alan, postsplenektomili hastalar ve nötropenik hastalar ise çalışmaya dahil edilmedi. VİP tanısı konulan ilk gün içerisinde APACHE II skorunu oluşturan değişkenlerin en kötü değerleri alınarak APACHE II değeri hesaplandı ve kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 1. 3.ve 7. gününde Presepsin, WBC, CRP, PCT ve Laktat değerlerini bulmak için kan örnekleri alındı. Çalışmaya dahil edilen hastalar 28. Güne kadar takip edildi ve şifa, takibe devam veya exitus olarak kayıt edildi. Sonuç: VİP tanısı almış hastalarda Presepsinin diagnostik bir özelliğinin olmadığı, APACHE II değerlerinin ise bu hastalarda prognostik özelliklere sahip olduğunu ve artmış sonuçlarının mortalite ile ilişkili olduğu kanısına vardık. Anahtar Kelimeler: APACHE II, Presepsin, Ventilatör İlişkili Pnömoni, WBC, CRP, PCT, Laktat.

APACHE skorlama sistemiC reaktif proteinKalsitonin+5
Ramazan Kara
Çukurova University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Febril konvülziyonda prokalsitonin, CRP ve tam kan sayımının değerlendirilmesi

Amaç: Genel çocuk polikliniklerine, çocuk nöroloji polikliniğine ve çocuk acil servise başvuran febril konvülziyonu olan hastalarda bakteriyel enfeksiyonun göreceli iyi bir belirteci olan prokalsitonin düzeylerini ölçerek ateşi olan fakat nöbet geçirmeyen cinsiyet ve yaş uyumlu kontrol grubuyla kıyaslamayı amaçladık. Ayrıca bu hastaların CRP ve tam kan sayımı değerlerinin de iki grup arasında kıyaslanması planlandı. Bu çalışmada nöbet geçiren hastalardaki enfeksiyonun viral ve/veya bakteriyel orjinli olup olmadığının araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma betimleyici tipte prospektif olarak Aralık 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine ve Çocuk Aciline başvuran 0-6 yaş arası 88 hasta ile yürütülmüştür. Araştırmaya dahil edilen bireylerin yaşları, cinsiyetleri, nöbet şekli, son nöbet süresi, nöbet sayısı, başka nöbet geçirme öyküsü, ailede epilepsi varlığı, konvülziyonu tetikleyen ilaç kullanımı, ek hastalık varlığı sorgulandı. Yaşları 0-12 ay, 13-36 ay ve 37-72 ay olmak üzere 3 grupta değerlendirildi. Viral ve bakteriyel ayrımı açısından PCT değerleri 0,15< ve ≥0,15 olacak şekilde hastalar 2 grupta incelendi. Bulgular: Araştırmaya dahil edilen bireylerin %48,9'u(n=43) febril konvülziyon geçirmiş(çalışma grubu), %51,1'i(n=45) ise febril konvülziyon geçirmemiştir(kontrol grubu). Bireylerin %45,5'i(n=40) kız, %54,5'i(n=48) erkek cinsiyetteydi. Prokalsitonin değerlerine göre hasta grupları arasında CRP ile prokalsitonin değerleri açısından anlamlı fark tespit edildi. CRP ile prokalsitonin ilişkisini gösteren ROC eğrisinde cut-off değeri 37,76 bulundu, ateş ile nöbet geçirme ilişkisi açısından bakılan ROC eğrisinde cut-off değeri 39,15 ºC bulundu. Sonuç: Febril konvülziyon erkek çocuklarda daha sık görülmektedir. Febril konvülziyonların çoğu ateşli bir hastalığın erken dönemlerinde ortaya çıkarlar ve sıklıkla ilk bulgudurlar. Febril konvülziyonlu katılımcıların ailelerinde epilepsi öyküsü, kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Febril konvülziyonlu çocuklarda jeneralize tonik klonik nöbetin ilk sırada olduğu tespit edilmiştir. Febril konvülziyonda ateş, % 80 viral nedenlere bağlıdır ve daha çok viral hastalıklarda febril konvülziyon görülmektedir. Araştırmamızda %67,0 oranında lökosit yüksekliği saptanmış olup, febril konvülziyonlu grupta beyaz küre sayısının daha yüksek olduğu ancak bu yüksekliğin anlamlı olmadığı tespit edilmiştir. Febril konvülziyonlu hastalarda viral ve bakteriyel ayrımı yapılabilmesi için prospektif ve daha geniş çaplı araştırmalar yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Ateş, Nöbet, Yaş

AteşBakteriyel enfeksiyonlarC reaktif protein+7
Hüseyin Ertan Güler
Gaziantep University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında akut böbrek yetmezliğinin erken tanısında presepsinin rolü

Amaç: Böbrek yetmezliği kritik hastalarda önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir. Bu nedenle kritik hastaların bakımında böbrek hasarının tanınması amacıyla RIFLE VE AKI sınıflamaları geliştirilmiştir. Yoğun bakımlardaki böbrek hasarı genellikle sepsis zemininde gelişir. Presepsin sepsis tanısında kullanılan yüksek sensitivite ve spesifiteye sahip yeni bir biyomarkerdır. Ancak literatürde böbrek yetmezliğinde presepsin düzeylerinin rolünü gösteren yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada böbrek yetmezliği olan kritik hastalarda idrar ve kan presepsin düzeylerinin tanıdaki rolünün araştırılması hedeflendi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Çukurova üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon A.D. ve Etik Kurul onayı ile hastalardan bilgilendirilmiş rıza onam formu alınarak yapıldı.Çalışmaya yoğun bakımda yatmakta olan, yaşları 18-75 arasında erişkin 60 hasta alındı. Hastalar iki grupta incelendi. Grup 1(n=30) yoğun bakıma kabülünde böbrek yetmezliği mevcut olmayan, Grup 2 (n=30) yoğun bakıma kabülünde böbrek yetmezliği mevcut olan hastalar olarak belirlendi. Böbrek hasarı değerlendirmesi RIFLE sınıflaması ile yoğun bakım hastalık şiddeti ise APACHE II ve SOFA skorlama sistemi ile yapıldı. Nötropenik olan, HIV enfeksiyonu olan, kronik böbrek yetmezliği olan, hemodiyaliz uygulanan ve septik şokta olan hastalar çalışma dışı bırakıldı.Yoğun bakıma yatışın 1. 2. ve 7.günlerinde kan ve idrarda presepsin, kanda Hb, Htc, WBC, platelet, PCT, CRP, biluribin, Na, K, üre, kreatinin, laktat düzeylerine bakıldı. Veriler SPSS 17.0 programı ile kayıt altına alınarak Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyoistatistik AD tarafından analiz edildi. Bulgular: Hastaları demografik özelliklerine göre incelediğimizde; grup 2'deki hastaların yaş ve APACHE II skorlarının, grup1'e göre anlamlı olarak daha yüksekti.(p <0,05). Gruplar arasında SOFA ve cinsiyet dağılımları arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). 7. gün kan Presepsin, WBC ve CRP değerleri grup 2'de anlamlı olarak yüksek bulundu. Grupların zaman içindeki kan presepsin değerlerindeki değişim incelendiğinde; grup1'in değerleri zaman içerisinde azalırken; grup 2'de arttığı saptanmıştır (p=0.001). PCT değerleri grup 2'de anlamlı olarak yüksek bulundu (p <0,005). Her iki grupta da hastaların PCT değerleri zaman içinde azaldı (p<0,05). Üre ve sKr düzeyleri grup 2'de grup 1'e göre anlamlı olarak yüksek bulundu (p <0,0001). Grup1'in kreatinin değerleri zaman içerisinde azalırken; grup 2'de arttığı saptandı (p=0.001). Grup 2'de GFR düzeyleri grup 1'e göre anlamlı olarak düşük bulundu. Kan ile idrar presepsini arasındaki ilişki karşılaştırıldığında ikisi arasında anlamlı bir korelasyon saptandı (p <0,0001, r=0,65). Kan ve idrar presepsini ile PCT arasındaki ilişki karşılaştırıldığında ikisi arasında negatif korelasyon saptandı. Sonuç: Yoğun bakımda yatan akut böbrek yetmezliği tanısı alan hastalarda olmayanlara göre presepsin ve prokalsitonin konsantrasyonları kanda belirgin olarak yüksek görülmektedir. Ancak idrar presepsin düzeylerine bakıldığında akut böbrek yetmezlikli hastalarda olmayanlara göre fark yoktur. Akut böbrek yetmezliği olan hastalarda kan presepsin konsantrasyonu ile hastalık şiddeti ilişkilidir.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-akutKalsitonin+6
Fatma Kubat
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanılı hastalarda nötrofil CD-64, CRP ve prokalsitonin düzeylerinin tanı değerlerinin kıyaslanması

Sepsis erken tanı ve tedavi gerektiren, yüksek mortalite ve morbidite oranına sahip bir halk sağlığı problemidir. Kesin tanısı kan kültüründe bakteri üremesinin gösterilmesi ile konulur. Fakat kan kültürlerinin sonuçlanmasının zaman alması ve yanlış negatif sonuçlanabilmesi gibi problemler tanıyı güçleştirmekte ve tedavide gecikmeye neden olmaktadır. Erken tanı amacıyla yaygın kullanılan biyobelirteçler C-reaktif protein (CRP) ve prokalsitonindir (PCT). Bu çalışmada yaygın olarak kullanılan bu biyobelirteçlere ek olarak yeni bir biyobelirteç olan nötrofil CD64 düzeyinin sepsis tanısındaki yeri ve önemini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmaya, 2020-2022 yılları arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Pediatri Bölümü'ne başvurmuş, sepsis şüphesi gösteren, yenidoğan dönemi hariç pediatrik yaş grubunda olan 77 hasta dahil edilmiştir. Hastalardan gönderilen periferik kan örnekleri prospektif olarak değerlendirilmiştir. Kontrol grubu olarak polikliniklere başvuran sağlıklı 25 çocuktan alınan kan örnekleri kullanılmıştır. Alınan örneklerden, BACTEC FX (Becton Dickinson) hemokültür cihazı kullanılarak kan kültürü çalışılmıştır. Üreme olan örneklerin katı besiyerlerine ekimi yapılarak mikroorganizmaların Biomeriux VİTEK 2 otomatize tanı sistemi ile identifikasyonu yapılmıştır. Biyokimyasal tetkiklerden CRP düzeyi immunnefelometrik yöntemle kantitatif olarak belirlenmiş, PCT düzeyi ise elektrokemiluminesans yöntemiyle çalışılmıştır. CD64 düzeyinin belirlenmesi flowsitometrik yöntemle NAVİOS, Beckman Coulter/France cihazı ile CD45 KO, CD64 APC A750 monoklonal antikorları kullanılarak yapılmıştır. Nötrofil CD64 indeksinin sepsis tanısında duyarlılığı %94,4 ve seçiciliği %100, eğri altında kalan alan 0,981, youden indeksi 0,986 p değeri 0,001 olarak bulunmuştur. CRP için duyarlılık %93,5 seçicilik %100, eğri altında kalan alan 0,978, youden indeksi 0,935 p değeri 0,001'dir. PCT için ise duyarlılık %90,9, seçicilik %92, eğri altında kalan alan 0,952, youden indeksi 0,829 p değeri 0,001'dir. Çalışmamızda, pediatrik sepsis tanısında, nötrofil CD64 düzeyi, CRP ve PCT düzeylerine göre daha yüksek tanısal doğruluk oranı göstermiştir. Sepsis tanısında, nötrofil CD64 düzeyinin tek başına veya diğer biyobeliteçlerle birlikte kullanılması erken tanı olanağı sağlayan değerli bir parametre olarak görülmektedir. Ancak pediatrik yaş grubunda yapılan çalışmaların sayısı sınırlıdır ve daha çok sayıda hasta içeren çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.

C reaktif proteinKalsitoninKan kültürü+3
Tolga Toyran
Çukurova University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Preeklamptik ve eklamptik hastalarda Prokalsitonin ve Endotelin -1 düzeyleri

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız; preeklampsi, eklampsi ve kontrol grubunda prokalsitonin (ProC) ve endotelin -1 (ET -1) düzeylerini karşılaştırarak preeklampsi etyopatogenezindeki rollerini değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: 01/02/2009 -01/10/2009 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğine yatırılan başka metabolik problemi bulunmayan , >38 C ateş ve lökositozu olmayan 22 preeklampsi, 5 eklampsi ve 22 normal gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Plazma ET -1 düzeyleri ELİSA, ProC düzeyleri ise ELFA yöntemiyle değerlendirildi. Normal doğum yapan hastaların travayı başladığında, sezaryen olanların ise ameliyathaneye çıkmadan hemen önce umblikal dopler değerlendirmeleri yapıldı. Doğum sonrası umblikal arter pH'ı, 1. ve 5. dakika Apgar skorları rutin olarak değerlendirildi. Prokalsitonin değerleri ile Apgar 1. dakika skorları karşılaştırıldı.Bulgular: Preeklampsi ve eklampsi grubunda kontrole göre ProC düzeyleri anlamlı olarak yüksek bulundu. Gruplar arasında ET -1 düzeyleri açısından anlamlı fark saptanmadı. Apgar 1. dakika değerleri eklampsi grubunda preeklampsi ve kontrole göre; preeklampsi grubunda ise kontrole göre daha düşük olarak değerlendirildi. Prokalsitonin yüksekliği olan grupta Apgar 1. dakika değerleri düşük değildi.Sonuç: Eklampsi ve preeklampsi grubundaki ProC yüksekliği, etyopatogenez de inflamatuar faktörlerin yer aldığını ve bakteriyel sepsis açısından yüksek duyarlılık ve özgünlükle kullanılan ProC'in preeklampsi için bir belirteç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Endotelin -1 düzeylerinin eklamptik ve preeklamptiklerde artmaması, bize bu hastalıkta etyolojik değil tamamlayıcı rolü olduğunu düşündürmektedir. Prokalsitonin yüksekliğinin kötü fetal durumla ilişkisi olmadığı saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Preeklampsi, Eklampsi, Prokalsitonin, Endotelin -1

EklampsiEndotelinlerKalsitonin+1
Sultan Buğday
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsisin erken tanısında ve izleminde sTREM-1 ve prokalsitonin düzeylerinin değerlendirilmesi

Sepsis, günümüzde modern tıp alanında yapılan tanı ve tedavideki gelişmelere rağmen halen önemli morbidite ve mortalite nedenlerinden biridir. Bu nedenle tanıyı destekleyecek doğru ve hızlı sonuç veren laboratuar incelemelerine gereksinim vardır. Bu çalışma, prokalsitonin ve sTREM-1 gibi immünolojik göstergelerin, sepsis ve SIRS olgularının ayırıcı tanısındaki değerini ölçmek ve sepsisli hastaların prognozunu belirlemedeki önemini araştırmak amacıyla planlanmıştır.Prospektif olarak planlanan bu çalışmaya Haziran 2008 - Ağustos 2009 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) hastanesinde yatarak tedavi gören, 18-80 yaş arası ve en az iki tane SIRS kriteri bulunan hastalar ile sepsis hastaları dahil edilmiştir. 41'i SIRS ve 33'ü sepsis tanısı alan toplam 74 hasta çalışmaya alınmıştır. SIRS hastalarından 0. ve 3. günde, sepsis hastalarından ise 0., 3., 4., 7., 14., 20. günlerde kan örnekleri alınmış ve klinik olarak SOFA skorlama sistemine göre değerlendirmeleri yapılmıştır.Bulguların istatistiksel olarak değerlendirilmesi sonucunda, hem SOFA skorlama sisteminin hem de prokalsitonin ve sTREM-1'in sepsis ve SIRS hastalarının ayırıcı tanısında anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Prokalsitonin ve sTREM-1 için kesme değerleri sırasıyla 1.63 ng/ml ve 199,72 pg/ml alındığında, her iki gösterge için duyarlılık %81,8, özgüllük ise %73,2 olarak saptanmıştır.Sepsisli hastaların prognozunu belirlemede klinik ve laboratuar göstergelerinin değeri istatistiksel olarak incelendiğinde, SOFA skorlama sisteminin en anlamlı gösterge olduğu belirlenmiştir. Prognozu kötü olan olgularda prokalsitonin düzeyleri dalgalanma gösterirken, sTREM-1 düzeylerinde progressif bir artış olduğu gözlenmiştir. Göstergelerin izlem süresi uzadıkça, duyarlılık ve özgüllük oranlarının da arttığı saptanmıştır.Sonuç olarak, hem sepsis ve SIRS ayırımında, hem de sepsisli hastaların prognozunun değelendirilmesinde prokalsitonin ve sTREM-1 düzeylerinin önemli olduğu vurgulanmıştır.Anahtar Sözcükler: Sepsis, SIRS, SOFA, sTREM-1, Prokalsitonin

KalsitoninSOFA skorlama sistemiSepsis+4
Halim Bayram
Manisa Celal Bayar University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Septik ve nonseptik hastada APACHE II ve SOFA Skorlama Sistemleri, prokalsitonin mortalite ile ilişkisinin retrospektif değerlendirilmesi

Tıptaki tüm gelişmelere karşın Yoğun Bakım Ünitesinde sepsis mortalitesi hala yüksek bir klinik durumdur. Yoğun bakım ünitesinde skorlama sistemleri, mortalite ve morbidite tahmini, hastaların tanımlanması ve tedavisinin planlanarak izlenmesini kolaylaştırmaktadır. Ciddi enfeksiyonlar ile enfeksiyöz nedenlere bağlı olmayan sistemik inflamasyonların oluşturdukları klinik tablolar birbirine çok benzemektedir. Bu iki durumun ayırıcı tanısının yapılabilmesi, hastalara gereksiz antimikrobiyal tedavi uygulanmasını önleyerek, uygun tedavi yaklaşımlarında bulunulmasını sağlayacaktır. Böylece morbidite, mortalite ve bakım maliyetlerinin de azalması mümkün olabilecektir. ProCT ciddi bakteriyel infeksiyonların tanısında ve yine bakteriyel infeksiyonları nonbakteriyel infeksiyonlardan ayırt etmede önemli parametredir.Çalışmamızda ProCT'nin septik hastalarda mortalite tahminindeki yerinin önemi; SOFA, APACHE II skorlama sistemlerinin mortaliteyi tahmindeki yeri ile ilişkisi değerlendirilmiştir.Çalışmamıza 53 yoğun bakım hastası dahil edilmiştir. Hastaların verileri arşivden retrospektif olarak temin edilmiş. Giriş ve çıkış günü APACHE II, SOFA ve ProCT değerleri kaydedilmiştir. Hastalar ACCP/SCCM uzlaşı kriterlerine uygun olarak septik ve nonseptik olarak ayrılmıştır. Alt gruplar yaşayan ve ölenler şeklinde belirlenmiştir.Gruplar arası anlamlılıklara bakılınca, septik ölen hastalarda çıkış SOFA, APACHE II skorları ve giriş, çıkış ProCT değerleri anlamlı bulunmuştur. Mortalite tahmininde ProCT değerinin de anlamlı bir belirteç olabileceği kanısına varılmıştır.Sonuç olarak ProCT'nin septik olgularda infeksiyonu göstermede duyarlı bir parametre olduğu ve sepsiste mortalite ilişkisini değerlendirmede skorlama sistemleri gibi anlamlı bir parametre olabileceği çalışmamızla gösterilmek istenmiştir.

APACHE skorlama sistemiKalsitoninMortalite+4
Gülseda Dede
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Normal gebelik ve missed abortus şeklinde komplike olmuş gebeliklerde serum prokalsitonin, MPV (Mean platelet volum), fibrinojen düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Missed abortus etyolojisinde trombotik ve enfeksiyon faktörleri aydınlatmak amacıyla normal gebeliklerle missed abortuslarda serum MPV(mean platelet volum), prokalsitonin, fibrinojen değerleri karşılaştırılacaktır.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Celal Bayar Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümüne başvuran, gebeliğin boşaltılması kararı verilmiş olan yada olmayan missed abortus tanılı 30 hasta ve yine kliniğimizde gebelik takibi yapılan 20. gebelik haftası altında, mevcut gebeliği komplike olmamış, kronik hastalığı olmayan 30 gebe alınmıştır. Missed abortus tanısı alan hastalara tanı anında, normal gebeliğe sahip hastalardan 20. gebelik haftası altında bir haftada kan örneği alınarak, serumlarında MPV (mean platelet volum), fibrinojen, prokalsitonin bakılmak üzere Hematoloji ve Klinik Biyokimya laboratuarlarına gönderildi. Her iki grup hastanın yaş, gravida, obstetrik öykü, özgeçmiş, soygeçmiş özellikleri kaydedildi. Sonuçlar her iki grupta SPSS-17 programında istatistiksel olarak karşılaştırıldı.Bulgular: Missed abortus grubundaki 30 olgunun ortalama yaşı 30 iken normal gebelik grubundaki 30 olgunun ortalama yaşı 27 dir. Çalışmaya kabul edilen 30 missed olgusundan 12 olgu, 30 kontrol grubundan 11 olgu nullipardır. Obstetrik özgeçmiş bakımından her iki grup arasında anlamlı fark yoktur. Missed ve kontrol grubu olgularının hiçbirinde akraba evliliği yada Rh uyuşmazlığı yoktur. Missed grubu hastaların ortalama gebelik haftası 10, kontrol grubunun ise 13. gebelik haftasıdır. Laboratuvar sonuçlarından prokalsitonin ortalama değerleri missed grubunda 0,035±0,016, kontrol grubunda 0,030±0,017, fibrinojen ortalama değerleri ise missed grubunda 399±104, kontrol grubunda ise 317±124 dür. Prokalsitonin ve fibrinojen değerleri missed grubunda yüksek olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı. (sırasıyla p:0,110 ve p:0,090). Sonuçlardan MPV düzeyi missed grubunda ortalama 8,95±1,42,kontrol grubunda ise 7±1,95 idi ve missed grubunda trombotik faktör olarak değerlendirdiğimiz MPV değerinin missed grubunda istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu saptadık (p<0,00001).MPV ile birlikte değerlendirdiğimiz trombosit düzeylerinin ortalama değerleri missed grubunda 235±82, kontrol grubunda 197±50 idi ve missed grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu bulduk (p:0,005).Sonuç: Missed abortus olgularında sağlıklı olan gebeliklere göre MPV değerinin yüksek olması, missed abortus etyolojisinde trombotik süreci yansıttığı düşünülebilir. Protrombotik-trombotik faktör dengesi değiştiğinde yada enfeksiyöz bir durumda gebelik kayıpları yaşanabilir. Sağlıklı bir gebeliğin oluşumu ve devamı için trombotik, enfeksiyöz faktörlerden uzak bir maternal durum esastır.Anahtar Kelimeler: Missed abortus, MPV(mean platelet volum), prokalsitonin, fibrinojen

AbortusFibrinojenGebelik+2
Serçin Ordu
Manisa Celal Bayar University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma Hastanesinde Enfeksiyon Hastalıkarı Servisinde takip edilen COVID-19 hastalarının yatış süresine etki eden faktörler

2019 yılının sonlarına doğru ortaya çıkan ve tüm dünyada pandemiye sebep olan yeni koronavirüs hastalığı (COVID-19), 2020 yılında tüm dünyada milyonlarca insanı enfekte etmiştir. Günümüzde COVID-19 ile ilgili çalışmalar giderek artmakta ve her geçen gün bilgiler değişmektedir. Bizim de bu çalışmadaki amacımız COVID-19 tanısı ile hastanede yatan hastaların yatış süresine etki eden faktörlerin incelenmesidir. Çalışmaya Mart 2020 ve Haziran 2020 tarihleri arasında hastanemiz enfeksiyon hastalıkları servisinde yatan 102 hasta dahil edildi. Hastaların yaşı ve cinsiyeti, komorbid hastalıkları, vital bulguları, yatış esnasındaki lökosit, nötrofil, lenfosit, monosit, hemoglobin (Hb), trombosit (PLT), ortalama trombosit hacmi (MPV), aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) üre, kreatin, C-reaktif protein (CRP), fibrinojen, laktat dehidrojenaz (LDH), kreatinin, protrombin zamanı (PT), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR), procalsitonin (pct), D-dimer, ferritin, troponin, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) trombosit-lenfosit oranı (PLR), monosit-lenfosit oranı (MLR) ve MPV-lenfosit oranı (MPVLR) değerleri retrospektif olarak incelendi. COVID-19 PCR ve akciğer tomografilerindeki parankimal tutulumları sınıflandırıldı. Aldıkları antiviral, antibiyotik ve diğer destek tedavileri ve hastanede yatış süreleri kayıt edildi. İstatistiksel analiz için verilerin dağılımı Kolmogorov-Simirnov testi ile incelendi. İstatistiksel analizler SPSS v.22 paket programı ile yapıldı, anlamlılık düzeyi 0,05 olarak dikkate alındı. Çalışmamızda 51 erkek ve 51 kadın toplam 102 hasta değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 56,51±15,48 yıl olarak bulundu. Ortalama hastane yatış süresi ortalama 7,58±3,35 gündü. DM, HT ve malignitesi olan hastalarda ve favipravir, enoksaparin ve vitamin C desteği alan hastalarda daha uzun hastane yatışı olduğu görüldü. Uzun süre hastane yatışı olan hastalarda ateş, procalsitonin, AST, LDH değerlerinin kısa yatış süresi olan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı. Lenfosit sayısı ve yüzdesi, NLR, monosit sayısı, MPV/lenfosit oranı değerleri ise yedi günden uzun süre yatan hastalarda anlamlı düşük bulundu. iii Anahtar Kelimeler: COVID-19, komorbidite, yatış süresi, lenfopeni, LDH, procalsitonin, CRP, Ferritin, D-dimer

C reaktif proteinCOVID 19D-dimer+5
Yasemin Çakır
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakımda, enfeksiyöz hastalarda prokalsitonin düzeyi ile mortalite ve yatış süresi arasındaki ilişki

YBÜ?de takip edilen hastaların mortalite oranı yüksektir. Bu yüksek mortalite oranı hayatta kalan hastaların YBÜ?den taburculuğu sonrası da devam etmektedir. Enfeksiyon YBÜ?de mortaliteyi artıran nedenlerin başında gelmektedir. Hastalığın şiddetinin ve kritik hastalardaki sonucun değerlendirilmesi, mortaliteye etkili enfesiyon durumunun ve diğer risk faktörlerinin belirlenmesi klinisyen için hayati öneme sahiptir. Mortaliteyi öngörmek ve risk faktörlerini belirlemek için skorlama sistemleri ve biyomarkerlar üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma; YBÜ?ye kabul edilen hastaların, yatış gününde ölçülen serum PCT ve hesaplanan APACHE II skorunun, YBÜ?de yatış süresi ve YBÜ?de yatış sırasındaki mortalite, YBÜ?den taburculuk sonrası 30 ve 90 günlük mortalite değerleri ile ilişkisini incelemek için planlanmıştır. Çalışmada ek olarak yaş, cinsiyet, enfeksiyon odağı, ek hastalılar, hemoglobin, beyaz küre, trombosit sayısı, sedimantasyon hızı, CRP, 25-OHvitamin D, MPV, kalsiyum değeri, fosfor değeri ile YBÜ?de yatış sırasındaki mortalite, YBÜ?den taburculuk sonrası 30 ve 90 günlük mortalite ile ilişkisi incelenmiştir. Çalışmaya Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıları YBÜ?ye 1 Eylül 2011 ? 30 Ağustos 2012 tarihleri arasında enfeksiyon tanısı ile kabul edilen 52 hasta prospektif olarak alınmıştır. Bu çalışmaya gebeler ve 18 yaşın altındaki hastalar alınmamıştır. Çalışma sonunda enfeksiyon odağının YBÜ, 30 ve 90 günlük mortalite riski ile ilişkili olduğu bulundu. Yaşın yoğun bakımda mortalite için risk faktörü olmadığı fakat 30 ve 90 günlük yaşam süresine ulaşmayanlarda anlamlı risk faktörü olduğu bulundu. APACHE II skorunun hastane taburculuk sonrası 30 günlük mortalite ile ilişkili olduğu bulundu. PCT?nin YBÜ yatış süresi ve YBÜ, otuz, doksan günlük mortalite ile ilişkili olmadığı bulundu.

APACHE skorlama sistemiC reaktif proteinEnfeksiyonlar+5
Murat Erdoğan
Düzce University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Febril nötropenik hastalarda presepsin değerlerinin CRP ve prokalsitonin ile korelasyonu, kültürlerde üremeyi tahmin edebilirliğinin irdelenmesi

Febril nötropeni kanser kemoterapisinin en sık karşılaşılan yan etkisidir ve acil tedavi gerektirir. Tanı konduğunda hızlıca kültürler alınmalı, geniş spektrumlu antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Ancak nötropenik hastalarda ateş etkeni sadece bakteriyel enfeksiyonlar değildir; kemoterapötikler, hastalığın kendisi, viral ve fungal ajanlar da ateş etkeni olabilirler. Çeşitli biyomarkörler bakteriyel enfeksiyonu diğer ateş nedenlerinden ayırabilmek için denenmektedir ve bu sayede gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilmeye çalışılmaktadır. Presepsin yeni tanımlanan, bakteriyel enfeksiyonlarda kanda seviyesi yükselen bir biyomarkördür. Bu çalışmada kliniğimize febril nötropeni ile başvuran ve antibiyotik tedavisi planlanan hastalarda tedavi öncesi presepsin değerleri çalışılarak CRP ve prokalsitonin ile korelasyonu irdelenmiş, presepsin düzeylerinin kültür sonuçlarını tahmin edebilirliği değerlendirilmiştir. Belirlenen süre içerisinde toplam 24 hasta kliniğimize başvurmuştur, hastalardan bir tanesi 3 atak ile, 3 tanesi 2 febril nötropenik atak ile tekrar çalışmaya dahil edilmiştir. Yapılan çalışmanın sonunda, CRP ve prokalsitonin ile korele olarak yükselmediği saptanan presepsin, sadece hemokültür sonuçlarındaki üremeyi anlamlı olarak tahmin etmiştir.

Antineoplastik ajanlarBiyobelirteçlerC reaktif protein+3
Şebnem Kuter Yılancıoğlu
Acıbadem University
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Tip I diyabetli çocukların periodontal ve dental hastalıklarının biyokimyasal parametreler açısından değerlendirilmesi

Tip 1 diabetes mellitus (T1DM), çocuklarda pankreas organında bulunan beta hücrelerinin otoimmün ya da başka nedenlerle yıkılması sonucu gelişen insülin yetersizliği ile ifade edilen kronik bir metabolik hastalıktır. Diabetes mellitus (DM), makrovasküler hastalıklar, retinopati, nöropati, nefropati, yaralarda geç iyileşme gibi sorunların ardından periodontal hastalılar da diyabetin bir komplikasyonu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada, 6-15 yaş arası T1DM olan hasta çocuklarda, serum, tükürük salgısı ve dişeti oluğu sıvısında; neopterin, prokalsitonin düzeyleri ve glutatyon peroksidaz aktivitelerinin aynı yaş grubu sistemik sağlıklı çocuklarla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda bakteriyel enfeksiyonlarda rol üstlenen neopterin, prokalsitonin düzeyleri ve glutatyon peroksidaz aktivitesi incelendi. Serum ve tükürük salgısında diyabet ile kontrol gurubu arasındaki korelasyonlar anlamlı iken (p≤0,05), dişeti oluğu sıvısında anlamlı fark saptanamadı (p≥0,05). Bakteriyel enfeksiyon varlığını karakterize ederek neopterin ve prokalsitonin seviyelerinde diyabetli hasta çocuklarda sistemik sağlıklı çocuklara göre artış olduğu görüldü. Bakteriyel enfeksiyonda serbest radikallerdeki artış, glutatyon peroksidaz aktivitesini düşürerek diyabetli çocuklarda sistemik sağlıklı çocuklara göre glutatyon peroksidaz aktivitesinin düşük olduğu belirlendi.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Glütatyon peroksidaz+4
Özgenur Karadağ
Fırat University · Institute of Health Sciences
2020
00

Related subjects