Neck
79 theses under this subject heading
Boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; boyun ağrısı olan ve omuz impingement tanısı alan olgular arasındaki postüral değişkenlerin spinal mouse ile değerlendirmek ve sonuçları karşılaştırmaktır. Mayıs-Ekim 2018 tarihleri arasında yürütülen bu çalışmaya, yaşları 23-65 arasında olan, boyun ağrılı 25 olgu ( Boyun Ağrısı Olan Grup) ile omuz impingement tanılı 25 olgu (Omuz İmpingement Tanılı Grup) dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcılar, ağrı şiddeti (VAS), yaşam kalitesi (SF-36), üst ekstremitenin bedensel etkinlikleri ve hastalık belirtileri (DASH) yönünden değerlendirildi. Omurgadaki total eğrilikleri, omurganın şeklini ve hareket açılarını sagital planda tespit etmek amacıyla Spinal Mouse (SM) kullanıldı. Ayrıca sosyodemografik özellikleri sorgulandı. Tüm ölçümler fizyoterapist tarafından yapıldı ve değerlendirildi. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, yalnızca beden kitle indekslerinin iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p=0,03). Her iki grubun torasik kifoz açıları normal değerlerin üzerinde bulunmuştur. İki grup arasında torasik eğim dereceleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Torasik mobilite değerleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar vardır (p=0,02). Omuz impingement tanılı grupta torasik eğim açısı ile SF-36'nın fiziksel fonksiyon, canlılık, ruhsal sağlık ve sosyal fonksiyon alt parametreleri arasında güçlü korelasyonlar bulunmuştur (p<0,05). İki grup arasında VAS, DASH ve SF-36 değerleri üzerinde istatistiksel olarak fark yoktur (p>0,05). Torasik kifoz açısı normal değeri 20˚-40˚ aralığında kabul edilmektedir. Çalışmamızda torasik kifoz açıları, SM ile gerçekleştirilen ölçümlere göre omuz impingement tanılı grupta ortalama 45˚±8,8˚, boyun ağrısı olan grupta ortalama 44,32˚±9,5˚'dir. Sonuç olarak; torasik kifoz açısının fazla olmasının, boyun ve omuz bölgesinde ağrı meydana getirebileceğini ve kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: boyun ağrısı, omurga, omuz impingement sendromu, spinal mouse, torakal postür.
Kronik boyun ağrısı olan bireylerde egzersiz programına ek olarak uygulanan konnektif doku masajının ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam doyumu üzerine etkisi
Kronik boyun ağrısı olan bireylerde egzersiz programına ek olarak uygulanan konnektif doku masajının ağrı, eklem hareket açıklığı ve yaşam doyumu üzerine etkisi araştırmak amacıyla, yaş ortalaması 39,6 olan gönüllü 56 kronik boyun ağrılı kadın ve erkek bireyler çalışmaya dâhil edildi. Çalışmada, ağrı şiddetini değerlendirmek için Visüel Analog Skalası, eklem hareket açıklığını tespit etmek için Gonyometre, boyundaki özürlülüğü sorgulamak için Boyun Özürlülük sorgulama Anketi ve yaşam ile ilgili beklentilerini ölçmek için Yaşam Doyumu Anketi gibi geçerliliği ve güvenirliliği kanıtlanmış olan ölçekler kullanıldı. Bireyler deney grubu ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı ve deney grubuna haftada 2 gün fizyoterapist tarafından konnektif doku masajıuygulandı ve izometrik boyun egzersizleri verildi. Konnektif doku masajı toplam 8 seans uygulandı. Kontrol grubuna ise haftada 2 gün fizyoterapist tarafından sadece izometrik boyun egzersizleri verildi. Egzersizler her iki grup içinde 4 hafta boyunca 8 seansı fizyoterapist eşliğinde, kalan 22 gün yapılacak egzersizler ise ev programı olarak verildi. Günde 3 defa 10 tekrarlı yapmaları söylendi. Çalışma aşamasında elde edilen veriler SPSS 24 programı ile analiz edildi. Bulgulara göre tedavi sonrası VAS ölçüm düzeylerinin deney ile kontrol grupları arasındaki farkın %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir olduğu görülmüştür (p<0,05). Deney grubunda egzersiz grubuna kıyasla ağrıda azalma daha fazlaydı. Tedavi sonrası servikal eklem hareket açıklığı ekstansiyon ölçüm düzeylerinin deney ile kontrol grupları arasındaki farkın %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubundaki katılımcıların tedavi sonrası servikal eklem hareket açıklığı ekstansiyon ölçüm düzeylerinin deney grubundaki katılımcılara göre daha yüksek düzeyde olduğu belirlenmiştir. Diğer ölçüm parametrelerin tedavi sonrasındaki ölçü düzeylerinin gruplar arasındaki farkların anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0.05).
Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmada kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi uygulamasının ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonel durum üzerine etkisinin araştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma İstanbul İli Bakırköy ilçesi İncirli semtinde bulunan Özel EKA-FİT Merkezinde gerçekleştirildi. Çalışmaya kronik boyun ağrısı tanısı konulmuş 40 hasta dahil edildi. Hatalar tek grup olarak değerlendirildi. Çalışmada Hasta Değerlendirme Formu, Normal eklem hareketi (NEH), Bournemouth Boyun Ağrısı Anketi, VAS, Boyun Özürlülük Sorgulama Anketi ve WHOQOL-BREF yaşam kalitesi anketi kullanıldı. Bulgular: Araştırmada katılımcıların % 55'i 31-40 yaş ve % 45'i ise 41-50 yaş aralığında olduğu, % 67,5'i kadın ve % 32,5'i erkek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %70'inde kronik hastalık varlığı bulunmadı. Kronik boyun ağrısı olan bireylerin BBA skalası ve VAS skalası değerlendirilmesinde Tedavi öncesi ve sonrası VAS ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandığı (p≤0,05), yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutu puan ortalamalarının Tedavi öncesi ve sonrasında puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farkın olduğu, (p≤0,05), Manuel terapi tedavisi sonrasında boyun ağrılı hastalarda özürlülük puanlarında azalma olduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamları arasındaki istatistiksel farkın olduğu (p≤0,05), Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapi sonucunda fleksiyon, ekstansiyon, sağ rotasyon, sol rotasyon, sağ lateral fleksiyon ve sol lateral fleksiyon açılarında hem pasif hem de aktif tarafta artış bulunduğu ve tedavi öncesi, tedavi sonrasında puan ortalamaları arasındaki istatistiksel farkın olduğu saptanmıştır (p≤0,05). Sonuç: Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin fonksiyonel durum üzerinde etkisi saptandı. Kronik boyun ağrılı hastalarda manuel terapinin ağrı düzeylerini azaltması ve fonksiyonel durumu iyileştirdiğinden dolayı hastaların yaşam kalitesini arttırdığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kronik boyun ağrısı, Manuel terapi, ağrı, yaşam kalitesi
Kronik boyun ağrısında boyun farkındalığı ile eklem pozisyon hissi, baş postürü ve kas enduransı arasındaki ilişki
Bu çalışma kronik boyun ağrısı olan bireylerde boyun farkındalığının eklem pozisyon hissi, baş postürü, kas enduransı ile ilişkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmamızda ek olarak boyun farkındalığı ile vücut farkındalığı ve psikososyal faktörler arasındaki ilişki de araştırıldı. Çalışmaya 20-50 yaş arasında, istirahat boyun ağrısı Numerik Ağrı Skalası'na göre 3 ve üzeri olan, Boyun Özür Anketi'ne (BÖA) göre 5 ve üzeri puan alan, nonspesifik boyun ağrısı tanısı almış 30 birey dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi, boyun farkındalıkları Fremantle Boyun Farkındalık Anketi (FreBFA), servikal eklem hissi Servikal Eklem Pozisyon Hissi Hata (SEPHH) testi, baş postürü Kraniovertebral Açı (KVA) ölçümü, servikal endurans zamanlı endurans testi, vücut farkındalıkları Vücut Farkındalık Anketi (VFA), servikal eklem hareket açıklıkları gonyometre, yaşam kalitesi Nottingham Sağlık Profili (NSP), emosyonel durum Hastane Anksiyete ve Depresyon Anketi, hareket korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği ile (TKÖ) değerlendirildi. Bireylerin boyun farkındalığı ile servikal eklem pozisyon hissi fleksiyon ve rotasyon yönünde orta-zayıf kuvvette negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (sırasıyla r: -0,471, r: -0,518, r: -0,362, r: -0,409 r: -0,399; p<0,05). Boyun farkındalığı ile boyun özür seviyesi, yaşam kalitesi arasında orta kuvvette (r:0,632, r:0,411) ; boyun farkındalığı ile anksiyete, hareket korkusu arasında zayıf kuvvette (r:0,384, r:0,387) pozitif yönde anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Boyun farkındalığı ile baş postürü, servikal kas enduransı, ağrı şiddeti/süresi, vücut farkındalığı, servikal eklem hareket açıklığı ve depresyon düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktu (p>0,05). Çalışmamızda kronik boyun ağrılı bireylerde pozisyon duyusunda değişme, boyun özür seviyesi ve bazı psikososyal faktörlerin boyun farkındalığını etkileyen faktörler olduğu belirlenmiştir. Kronik boyun ağrısı olan bireylerde boyun farkındalığına yönelik değerlendirme yapılmasının gerekli olduğu düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kronik boyun ağrısı, Boyun farkındalığı, Eklem pozisyon hissi, Postür, Kas Enduransı
Okçuluk sporcularında stabilizasyonun ve stabilizasyonla ilişkili parametrelerin atış performansına olan etkisinin servikal, lumbal ve skapular seviyede incelenmesi
Bu çalışmanın amacı okçuluk sporcularında stabilizasyonun ve stabilizasyonla ilişkili parametrelerin atış performansına olan etkisinin servikal, lumbal ve skapular seviyede incelemekti. Çalışmaya 10-18 yaş aralığında en az 1 yıldır profesyonel olarak okçuluk sporuyla uğraşan 23 makaralı, 17 klasik yay kullanan toplam 40 okçuluk sporcusu dahil edildi. Sporcuların demografik bilgileri ve kas iskelet sistemi değerlendirmeleri kaydedildi. Sporcuların performansları Üst Ekstremite Kapalı Kinetik Zincir Stabilite Testi, El Kavrama Kuvveti testi ile; skapular diskinezi varlığı Lateral Skapular Kayma Testi ile değerlendirildi. Servikal seviye stabilizasyon Kranioservikal Fleksiyon Testi, skapular seviye stabilizasyon Skapular Kas Endurans Testi ile, lumbal seviye stabilizasyon Abdominal İçe Çekme Testi ve Sahrmann's Core Stabilite Testi ile değerlendirildi. Stabilizasyonla ilişkili parametreler olarak postür Corbin Postüral Değerlendirme Ölçeği ile; denge Stork Denge Testi, Üst Ekstremite Y Denge Testi ile; ağrı Omuz Ağrı ve Özürlülük İndeksi ile değerlendirildi. Atış Performansları 72 ok atışı ile 720 puan üzerinden attıkları puan olarak kaydedildi. İstatistiksel analizler için performansın iyi ve kötü olduğu gruplar arasında farkın analizi için Student-t Test, Mann-Whitney U testi, atış performansına etkili olan faktörlerin belirlenmesi için yapısal eşitlik modelinin farklı bir formu olan ikinci dereceden doğrulayıcı faktör analizi kullanıldı. Çalışmanın sonucunda modelde etkili bulunan dominant olmayan üst ekstremite uzunluğu (λ=5,185) ve dominant el kavrama kuvvetinin (λ=6,503) atış performansını iyileştirdiği bulundu (p<0,01). Skapular, servikal ve lumbal seviyelerin tamamında stabilizasyonun atış performansına etkisi olduğu bulundu. Skapular seviyenin, servikal ve lumbal seviyeye göre atış performansına etkisi daha büyük bulundu. Abdominal İçe Çekme Testi'nin yüzüstü ve sırtüstü test pozisyonları atış performansı bakımından gruplar arasında anlamlı bulundu (p<0,01). Gruplar arasında özür seviyesi, denge, postür, skapular diskinezi bakımından farklılık bulunmadı (p>0.05). Bu sonuçlara göre atış performansı geliştirilmesi için tüm seviyedeki stabilizatör kaslara yönelik egzersizlerin okçuluk sporcuların antrenman programlarında yerleştirilmesi ve okçuluğa başlanıldığı andan itibaren skapular stabilizasyona özel programların uygulanması önerilmektedir.
Nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyonu ile disfaji şiddeti arasındaki ilişkinin incelenmesi.
Bu çalışmanın amacı, nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyonun disfaji şiddeti ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 26 nörolojik tanılı hasta dahil edildi. Hastaların disfaji şiddeti Modifiye Baryum Yutma Çalışması sonucuna göre puanlanan Penetrasyon Aspirasyon Skalası (PAS)'na göre belirlendi. Hastalar PAS'a göre disfajisi olan (n=15) ve olmayan (n= 11) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların boyun normal eklem hareketi (NEH) ve kas kuvveti ölçümü yapıldı. Servikal bölge propriyosepsiyon ölçümü hastaların kafasına yerleştirilen laser işaretleyici ile yapıldı ve orta hedeften sapma miktarı santimetre cinsinden not edildi. Baş ve boyun farkındalığını belirlemek için Fremantle boyun farkındalık anketi kullanıldı. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, boy, kilo, tanı, boyun NEH açıklığı ve kas kuvveti açısından fark yoktu (p>0,05). Disfaji şiddeti ile boyun fleksiyon, ekstansiyon ve sol rotasyon propriyosepsiyon ölçüm sonuçları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulundu (sırasıyla, r=0,48, p=0,01; r=0,58, p=0,002; r=0,42, p=0,02). Gruplar arasında boyun fleksiyon, ekstansiyon ve sol rotasyon propriyosepsiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,05). Disfaji şiddeti ile boyun farkındalığı arasında ilişki tespit edilmedi (p=0,72). Gruplar boyun farkındalığı açısından benzer bulundu (p=0,65). Sonuç olarak; nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyon etkileniminin olduğu ve disfaji yönetiminde baş ve boyun propriyosepsiyonun göz önünde bulundurulması gerektiği düşünüldü.
İdiyopatik parkinson hastalarında servikal mobilizasyonun denge ve yürüyüş üzerine akut etkisinin incelenmesi
Çalışma, idiyopatik Parkinson hastalarında servikal mobilizasyonun denge ve yürüyüş üzerine akut etkisini incelemek amacıyla yapıldı. 33 idiyopatik Parkinson hastası (Modifiye Hoehn-Yahr Evreleme Ölçeğine göre evre 2-3 arasındaki) rastgele çalışma ve kontrol gruplarına ayrıldı. Kontrol grubuna herhangi bir müdahale yapılmazken çalışma grubuna tek seanslık (10 dakikalık) servikal mobilizasyon uygulandı. Birleşik Parkinson Hastalığı Değerleme Ölçeği (BPHDÖ) ile hastalık şiddeti belirlendi. Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT), Tandem Pozisyonunda Durma Testi (TPDT), Duyusal İntegrasyon ve Dengenin Klinik Değerlendirmesi Testi (CTSIB), Dinamik Yürüme İndeksi (DYİ), Dinamik Yürüme İndeksi-Baş puanı (DYİ-Baş puanı) ve statik postürografi ile denge ve yürüyüş değerlendirildi. Hastalara bir hafta ara ile iki kez değerlendirme yapıldı. Çalışma grubundaki hastaların ikinci değerlendirmesi servikal mobilizasyonun hemen sonrasında gerçekleştirildi. Çalışma sonunda, her iki grup da FUT ve DYİ'de ilerleme gösterdi (p<0.05). DYİ-Baş puanı, CTSIB salınımı ve CTSIB süresi ise sadece çalışma grubunda iyileşti (p<0.05). Bununla birlikte ikinci değerlendirme sonuçlarının gruplar arası analizinde, CTSIB salınımında ve DYİ-Baş puanında çalışma grubu lehine fark olduğu saptandı (p<0.05). Statik postürografi sonuçları karşılaştırıldığında, çalışma grubunda Stabilite Sınırları Testi'nin reaksiyon zamanı, maksimum ekskürsiyon ve son nokta ekskürsiyonu parametrelerinde anlamlı gelişme gözlendi (p<0.05). Ayrıca Düz Yürüme Testi hızında, Tandem Yürüme Testi son nokta salınımında ve Adım Alma/Hızlı Dönüş Testi dönüş salınımında çalışma grubu lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, servikal mobilizasyonun propriyoseptörleri ve vestibüler yapıları uyarması ve tonusu regüle etmesiyle denge ve yürüyüşü olumlu yönde etkilediği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: İdiyopatik Parkinson hastalığı, servikal mobilizasyon, denge, yürüyüş.
Kronik boyun ağrısı olan kişilerde sanal gerçeklik uygulamalarının etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma kronik boyun ağrısı olan kişilerde sanal gerçeklik uygulamasının etkinliğinin incelenmesi amacıyla planlandı. Çalışmaya nörolojik defisiti bulunmayan ve en az 3 aydır boyun ağrısı devam eden 34 hasta dahil edildi. Hastalar basit randomizasyon yöntemiyle motor kontrol egzersizlerine ek olarak sanal gerçeklik uygulayan grup (SG grubu) (n=17) ve motor kontrol egzersizleri grubu (kontrol grubu) (n=17) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalar haftada 3 gün ve toplamda 6 hafta tedavi programı aldı. Çalışmaya katılan tüm bireylerin, ağrı seviyesi, ağrı eşiği, eklem hareket açıklığı (EHA), eklem pozisyon hissi (EPH), kas performansı, postür, denge, özür seviyesi, anksiyete/depresyon, kinezyofobi ve yaşam kalitesi tedavi öncesinde ve sonrasında toplam 2 kez değerlendirildi. Çalışma sonrasında da tüm bireyler 1 aylık süreyle takip edilerek egzersiz sürdürülebilirliği belirlendi. Her iki grubun da tedavi sonrasında ağrı şiddeti, ağrı eşiği, EHA, EPH, kas performansı, postür, dengenin bazı parametrelerinde, fonksiyonel limitasyon, kinezyofobi ve yaşam kalitesi açısından gelişim gösterdiği bulunurken (p<0,05); servikal lordoz açısında (postür) ve dengenin bazı parametrelerinde gelişim göstermediği saptandı (p>0,05). SG grubu, C1-C2 ve C5-C6 ağrı eşiği, EPH, dengenin vestibüler komponenti, anksiyete/depresyon ve kinezyofobi açısından daha etkiliyken, kontrol grubu postür açısından daha etkiliydi (p<0,05). SG grubunun, bir aylık takip süresi içinde egzersiz yaptıkları gün sayıları daha fazlaydı (p<0,05). Bu sonuçlar, SG'nin motor kontrol egzersizlerine ek olarak uygulanmasının ağrının, fonksiyonel limitasyonların, anksiyete/depresyonun ve kinezyofobinin azaltılması, EPH ve dengenin vestibüler komponentinin geliştirilmesinde ve egzersiz sürdürülebilirliği açısından daha etkili olabileceğini, SG'nin kronik boyun ağrılı bireylerde tedavi programına ek olarak kullanılabileceğini gösterdi.
Baş boyun kanserli hastalarda radyoterapinin boyun, omuz fonksiyonları ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Giriş: Baş boyun kanseri tedavisi kompleks bir süreçtir. Tedavisinde cerrahi, radyoterapi (RT) ve kemoterapi yöntemleri tek başına veya kombine olarak kullanılabilmektedir. Baş boyun kanserli hastalarda tedaviye bağlı olarak pek çok komplikasyon gelişebilmektedir. Literatürde RT'nin boyun, omuz fonksiyonu ve ağız açıklığı üzerine etkilerinin birlikte ve prospektif olarak değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada, baş boyun kanseri nedeniyle RT alan hastalarda boyun, omuz fonksiyonlarını ve ağız açıklığını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 22.06.2020 - 15.06.2021 tarihleri arasında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalına başvurup, baş boyun kanseri tanısı ile RT alması planlanan, 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastalar RT öncesi, sonrası ve RT'den 3 ay sonra değerlendirildi. Tüm hastaların demografik ve klinik bilgileri kaydedildi. Aktif, pasif boyun ve omuz eklem hareket açıklığı (EHA), ağız açıklığı ölçümleri yapıldı. Boyun, omuz ve orofasiyal ağrı şiddetini değerlendirmek için Vizüel Analog Skala (VAS) kullanıldı. Algometre ile belirli noktalardan basınç ağrı eşiği (BAE) ölçümü yapıldı. Boyun ve omuz disabilitesi sırasıyla Boyun Disabilite İndeksi ve Omuz Ağrı ve Disabilite İndeksi ile değerlendirildi. Bulgular: Analizler üç değerlendirmeyi de tamamlayan 20 hasta üzerinden yapıldı. Hastaların yaş ortalaması 54,6±12,5 yıl (aralık, 35-91) idi. RT'den 3 ay sonra, RT sonrasına göre boynun hem aktif (p=0,008) hem de pasif (p=0,03) fleksiyonu istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. RT'den 3 ay sonra, RT öncesine göre sadece sol omuz aktif fleksiyonunun daha az olduğu görüldü (p=0,01). RT öncesine kıyasla, RT sonrası ve 3 ay sonraki kontrolde boyun disabilite (sırasıyla, p=0,009, p=0,02) ve omuz disabilite skorlarının (sırasıyla, p=0,002, p=0,01) ortalama değerleri istatiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti. RT sonrası yapılan ölçümlerde baş boyun bölgesinde BAE değerlerinin azalmaya başladığı ve 3 ay sonra bu farkın istatiksel olarak anlamlı düzeye ulaştığı saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada baş boyun kanserli hastalarda RT'den hemen sonra boyun ve omuz fonksiyonlarında, maksimum yardımlı ve yardımsız ağız açma değerlerinde azalma meydana geldiği ve bu durumun RT'den 3 ay sonra da devam ettiği tespit edilmiştir. Bu olumsuz etkileri azaltmak için yüksek riskli hastalara rehabilitasyonun gecikmeden başlanabilmesi oldukça önemlidir. Dolayısıyla baş boyun kanserli hastalarda boyun, omuz disabilitesi ve trismus gelişiminde rol oynayan risk faktörlerinin belirlenmesi amacıyla daha fazla hastanın dahil edildiği ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Yaşlı bireylerde spinal postür, çiğneme performansı ve yutma fonksiyonu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, yaşlılarda görülen spinal postüral değişiklikler ile çiğneme performansı ve yutma fonksiyonu arasında ilişkinin olup olmadığının belirlenmesidir. Çalışmaya Keçiören Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğünde kalan 65 yaş üstü 68 birey dahil edildi. Bireylere diş durumu, çiğneme performansı (çiğneme yeteneği ve çiğneme süresi), yutma fonksiyonu [yatak başı su içme testi ve EAT-10 (Yeme Değerlendirme Aracı)], postür (tragus açısı, torakal kifoz, lumbal lordoz, postür skalası), kognitif fonksiyon, yaşam kalitesi ve depresyon durumu değerlendirmeleri yapıldı. Daha sonra öncelikle spinal postür değerlendirmeleri olmak üzere diğer değerlendirme parametreleri ile çiğneme ve yutma fonksiyonu sonuçları karşılaştırıldı ve aradaki ilişkiler araştırıldı. Çalışma sonucunda, spinal postürün çiğneme performansı ve yutma fonksiyonu ile ilişkili olduğu bulundu (p<0,05). Başı önde olan ve torakal kifozu artan, postür skalasından da yüksek puan alan bireylerin, çiğnemede zorluk yaşadığı, çiğneme sürelerinin uzun olduğu ve postür değerlendirme skalasından yüksek puan alan bireylerin aynı zamanda yutma fonksiyonunu değerlendiren EAT-10'dan da yüksek puan aldığı belirlendi (p<0,05). Çiğneme performansı yetersiz olan bireylerin kognitif fonksiyonlarının ve yaşam kalitelerinin daha düşük, depresyon puanlarının da yüksek olduğu görüldü (p<0,05). Eğitim düzeyi düşük kişilerin çiğneme performansı ise düşük, kognitif durumları ve yaşam kaliteleri de daha kötüydü (p<0,05). Çalışmanın sonunda; hayati önem taşıyan beslenme ve yaşamın devamı için en önemli fonsiyonlardan olan çiğneme ve yutma fonksiyonlarının postürle olan ilişkisinin, yaşlı kişilerde tedavi ve rehabilitasyon programlarının planlanmasında, interdisipliner ekip tarafından öncelikle ele alınması gereken bir problem olduğu, bu alanda yapılan hem değerlendirme hem de tedavi ile ilgili çalışmaların arttırılması gerekliliği sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Çiğneme, Yutma, Spinal Postür, Baş Önde Postür, Yaşlılar
Kronik boyun ağrılı bireylerde manuel tedavinin solunum parametreleri, ağrı, postür ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, kronik boyun ağrılı bireylerde manuel tedavinin solunum parametreleri, ağrı, postür ve yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmaktır. Kronik boyun ağrılı 46 hasta blok randomizasyon yöntemi ile Servikal Mobilizasyon+Egzersiz Grubu (SM+E G, n=15, yaş:32,06±2,79), Torakal ve Servikal Mobilizasyon+Egzersiz Grubu (TM+SM+E G, n=16, yaş 31,86±2,98) ve Egzersiz Grubu (E G, n=15, yaş:32,73±3,23) olarak üç gruba ayrılmıştır. Manuel tedavide Maitland mobilizasyon yöntemleri uygulanmış; egzersiz programında stabilizasyon egzersizleri, boyun ve skapulo-torasik kuvvetlendirme egzersizleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan tüm hastalar haftada 2 seans, 6 hafta süre ile tedaviye alınmış; tedavi öncesi ve sonrasında değerlendirilmiştir. Ağrı şiddeti Görsel Analog Skalası (VAS) ile, servikal hareket açıklığı universal gonyometre ile, boyun derin fleksör kas enduransı (DFK) basınçlı Biyofeedback ile, postür (başın anterior tilti) fotoğraflama yöntemi ile değerlendirilmiştir. Yaşam kalitesi ve özür için Kısa-form 36 (SF-36) ve Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) kullanılmıştır. Torakal ekspansiyon mezura ile, solunum fonksiyonları spirometre ile ölçülmüştür. Maksimum inspiratuvar (MIP) ve ekspiratuvar basınç (MEP), ağız basınç ölçüm cihazı ile değerlendirilmiştir. Tedavi sonrası Egzersiz Grubu hariç, her iki manuel tedavi grubunda solunum fonksiyonlarının geliştiği; aksillar ekspansiyonun ise hiçbir grupta gelişmediği görülmüştür. Üç grupta, solunum parametreleri dışındaki tüm parametrelerde anlamlı düzeyde gelişmeler olmuştur. TM+SM+E Grubu'nun, MIP, MEP, solunum fonksiyonları, subkostal ekspansiyon, aktivite ağrısı, boyun sol lateral fleksiyon ve sağ rotasyonu, anterior tilt, DFK enduransı, BÖİ, SF-36 açısından en etkili yöntem olduğu görülmüştür (p<0.05). TM+SM+E ile SM+E Grubu'nun, istirahat ağrısı, MIP ve subkostal ekspansiyonu geliştirme açısından benzer olduğu bulunmuştur (p>0.05). SM+E Grubu'nun, solunum fonksiyonları, MIP, subkostal ekspansiyon, istirahat ve aktivite ağrısı, sağ rotasyon ve sol lateral fleksiyon, anterior tilt ve DFK enduransı açısından E Grubu'ndan daha etkili olduğu; DFK kuvveti, MEP, BÖİ ve SF-36 açısından ise E Grubu ile benzer etkiye sahip olduğu gözlenmiştir (p>0.05). Çalışmamızda, kronik boyun ağrılı hastalarda her üç tedavinin de bazı yararları olduğu; ancak özellikle torakal bölgeyi de içeren manuel tedavinin, solunum fonksiyonları başta olmak üzere en etkili yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kronik boyun ağrısı, manuel tedavi, solunum fonksiyonları, yaşam kalitesi
Musculus splenius capitis'in motor giriş noktalarının belirlenmesi
Musculus Splenius Capitis'in Motor Sinir Giriş Noktalarının Belirlenmesi Amaç: Boyun ve çevresindeki spazm ve ağrı ile karakterize çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan ajanların enjeksiyonunda bölgedeki kasların motor giriş noktalarının belirlenmesi tedavinin daha etkin, doğru ve kolay biçimde yapılabilmesi için gereklidir. Servikal distoni ve "whiplash" yaralanmaları gibi rahatsızlıklarda en çok etkilenen kaslardan biri olan musculus splenius capitis'e (MSC) Botulinum Toksin (BT) enjeksiyon uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulamalarda ilacın yan etkilerinin azaltılması, çevre yapılara zarar verilmemesi ve tedavinin daha etkin yapılabilmesi için MSC'nin motor giriş noktalarının bilinmesi gerekmektedir. Bu kadavra çalışmasının amacı boyun kaslarının spazmı ile seyreden çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde yer alan ajanların enjeksiyonuna yönelik MSC özelinde, hedef bölgelerin belirlenmesidir. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı envanterine kayıtlı, eğitim ve araştırma amacıyla ilgili yasalar doğrultusunda temin edilmiş ve %10 formalin solüsyonu ile tespit edilmiş 10 erişkin insan kadavrasının ense bölgeleri (toplamda 20 taraf) diseke edilerek incelendi. Diseksiyonların ardından anatomik kılavuz noktaları belirlendi ve aralarındaki mesafeler ölçüldü. Cilt ve cilt altı yapıları korunmuş kadavralarda motor giriş noktalarının derinliği ölçüldü. Musculus splenius capitis'e sinirlerin giriş yaptığı noktalar (motor giriş noktaları-MGN) tespit edildi ve işaretlendi. Tespit edilen motor giriş noktalarının anatomik kılavuz noktalarına uzaklığı ölçüldü ve kaydedildi. Bulgular: Diseksiyonların ardından MSC'ye ait, altı kadavrada sağ ve sol taraflarda ikişer MGN; iki kadavrada sağ ve sol taraflarda üçer MGN; bir kadavrada sağ ve sol taraflarda birer MGN; bir kadavrada ise sağ tarafta üç, sol tarafta bir adet MGN saptandı. Anatomik kılavuz noktaları arasındaki mesafeler ise, X ekseni için ortalama 88,48 mm (±7,66 mm), Y ekseni için ortalama 127,77 (±15,41 mm) olarak bulundu. Bütünlüğü bozulmamış beş kadavrada cilt, cilt altı doku ve m. trapezius'un kalınlığı ense bölgesinde ortalama 12,16 mm (± 2,04 mm) olarak bulunmuştur. Musculus splenius capitis'in ortalama kalınlığı ise 2,58 mm (± 0,76 mm) olarak bulunmuştur. X eksenine en yakın MGN olan 1. MGN'lerin, X eksenine ortalama uzaklığı 46, 41 mm (± 10,48 mm) ve Y eksenine ortalama uzaklığı 40,87 mm (±10,26 mm) olarak bulunmuştur. X eksenine en uzak MGN olan, 3. MGN'lerin, X eksenine ortalama uzaklığı 56,28 mm (± 12,44 mm) ve Y eksenine ortalama uzaklığı 33,72 mm (± 9,21 mm) olarak bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda MSC'ye yapılacak olan enjeksiyon uygulamaları için anatomik kılavuz noktaları ve MGN'ler belirlenmiştir. Elde ettiğimiz verilerin bu bölgede uygulama yapacak olan klinisyenlerin daha doğru ve güvenli hareket etmesine yardımcı olacağını ve bu alanda yapılacak diğer çalışmalar için rehberlik edeceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: m. splenius capitis; botulinum toksin; motor giriş noktası; enjeksiyon uygulamaları; servikal distoni; anatomik kılavuz noktaları
Genç yetişkinlerde boyun çevresi, viseral adipozite indeksi ve lipit birikim ürünü indeksinin prehipertansiyon ile ilişkisi
Amaç: Boyun çevresi, klasik antropometrik ölçümler olan bel çevresi, kalça çevresi ve bel-kalça oranından bağımsız olarak birçok kardiyovasküler, metabolik ve endokrin patolojilerle ilişkilendirilen yeni bir antropometrik ölçümdür. Dünyada örnekleri mevcut olsa da ülkemizde henüz bu yeni ölçümle ilgili çalışmalar kısıtlıdır. Viseral adipozite indeksi (VAİ), adipoz doku disfonksiyonuna işaret eden hem laboratuvar hem antropometrik ölçümleri bir arada kullanan bir formülasyondur. Lipit birikim ürünü indeksi (LAP), obeziteyi sadece ağırlık artışı olarak değerlendirmek yerine lipitlerin aşırı birikimi ile ilişkilendiren bel çevresi ve kan trigliserid düzeyi kullanılarak hesaplanan bir indekstir. Bu çalışmanın amacı boyun çevresi, viseral adipozite indeksi ve lipit birikim ürünü indeksinin prehipertansiyonla ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve yöntem: Bu araştırmaya Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 18-45 yaş aralığında 528 hasta dâhil edildi. Çalışma kriterlerine uyan hastaların sosyodemografik verileri hastalara çalışmacı tarafından sorularak anket formuna kaydedildi. Hastaların boyun, bel ve kalça çevresi ölçümleri, sistolik ve diyastolik kan basıncı ölçümleri yapıldı ve kaydedildi. Açlık kan şekeri ve kan lipit profili değerleri hasta kayıtlarından bakılarak yazıldı. Elde edilen bulgular SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 20.0 programı kullanılarak analiz edildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %56,6'sı (n=299) kadın, %32,7'si (n=173) 18-24 yaş arasında, %36,4'ü (n=192) 25-34 yaş arasında, %30,9'u (n=163) 35-45 yaş arasındaydı. Çalışmada katılımcılar tansiyon değerlerine göre incelendiğinde, %67,8'si normotansif (n=358), %17,2'si prehipertansif (n=91), %15'i hipertansif (n=79) olarak bulundu. Boyun çevresi ve sistolik kan basıncı erkeklerde (r=0,272 ve p<0,001) ve kadınlarda (r=258 ve p<0,001) pozitif ilişkiliydi. Normotansif bireylerde boyun çevresi ortalaması 36,7 cm iken, prehipertansiflerde 37,7 cm idi ve aralarında anlamlı fark vardı (p=0,034). VAİ ortalaması normotansiflerde 2,2 iken, prehipertansiflerde 2,3'tü ve aralarında anlamlı bir fark yoktu (p=0,06). LAP indeksi ortalaması normotansiflerde 43,2, prehipertansiflerde 53,6, hipertansiflerde 71,2 idi. Normotansif ve prehipertansif grup arasında anlamlı bir fark bulunmadı fakat hipertansif ve normotansif grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,001). Sonuç: Sunulan çalışmada, VAİ ve LAP indeksi prehipertansiyon ile ilişkili bulunmazken, boyun çevresi yüksekliği prehipertansiyon ile ilişkiliydi. Bu çalışmanın sonucuna göre boyun çevresi prehipertansiyonu öngörmede yeni bir antropometrik ölçüm olarak kullanılabilir. Ayrıca boyun çevresi, VAİ ve LAP indeksi birbiri ile ilişkili üç parametre olarak dikkati çekmektedir. Anahtar kelimeler: Prehipertansiyon, Boyun Çevresi, Viseral Adipozite İndeksi, Lipit Birikim Ürünü İndeksi
Kronik mekanik boyun ağrılı hastalarda konvansiyonel fizik tedavi ile birlikte servikal manipülasyonun ağrı şiddeti, yaşam kalitesi ve eklem hareket açıklığı üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı kronik mekanik boyun ağrılı olgularda fizik tedavi uygulamalarına servikal manipülasyon eklenmesinin etkinliğinin incelenmesidir. Araştırmada hastalar Fizik tedavi (n=20) ve Fizik tedavi + Servikal manipülasyon (n=20) uygulanacak şekilde iki gruba ayrılmıştır. Araştırma kapsamında olgularda ağrı (VAS), boyun disabilite (BDI), eklem hareket açıklığı (EHA) ve yaşam kalitesi parametreleri değerlendirilmiştir. Araştırma grupları arasında yaş, cinsiyet, eğitim durumu, sağlık durumu ve egzersiz durumu gibi sosyodemografik verilerin gruplar arsında farklılık göstermediği bulunmuştur(p≥0,05). Fizik tedavi yöntemleri uygulanan grupta VAS, eklem hareket açıklığı, boyun disabilite indeksi, yaşam kalitesi, canlılık, sosyal işlevsellik, ağrı ve genel sağlık algısı alt boyut puanlarının tedavi öncesi ve sonrasında farklılık gösterdiği saptanmıştır (p≤0,05). Fizik tedavi ve kayropraktik uygulanan grupta VAS, BDI, EHA ve yaşam kalitesi alt boyut düzeylerinin tedavi öncesi ve sonrasında farklılık gösterdiği saptanmıştır(p≤0,05). Ayrıca gruplar arsında tedavi sonrasında VAS, BDI, EHA ve yaşam kalitesi alt boyut düzeylerinin farklılık gösterdiği saptanmıştır(p≤0,05). Kronik boyun ağrılı olgularda fizik tedavi + kayropraktik uygulamasının sadece fizik tedavi uygulamasına göre daha etkin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kronik, Boyun Ağrısı, Fizik Tedavi, Kayropraktik
Servikal disk patolojisi olan hastalarda benign paroksismal pozisyonel vertigo varlığının değerlendirilmesi
Servikal Disk Patolojisi Olan Hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo Varlığının Değerlendirilmesi Servikal bölgedeki disk patolojilerinden dolayı servikal bölgenin normal duruşu, pozisyon algısı ve başın anatomik pozisyonu etkilenmektedir. Ağrı ve servikal bölgedeki pozisyon değişikliği, iç kulaktaki semisirküler kanalların pozisyonunu da etkileyecektir. Çalışmamızın amacı, servikal disk patolojili hastalarda Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV) varlığını araştırmaktır. Bu çalışmanın, BPPV etyolojisine katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Çalışmamıza servikal disk patolojisi olan 20-65 yaş arasında 75 (19 erkek, 56 kadın) gönüllü yetişkin birey dahil edildi. Hastaların demografik bilgileri kaydedildi. Gonyometre ile servikal bölge normal eklem hareket açıları, posterior tanjant yöntemiyle direk grafiden lordoz açıları ve Boyun Özürlülük İndeksi (BÖİ) ile hastaların yaşam kalitesi değerlendirildi. Hastaların vertigosu sorgulanıp, şiddeti visüel analog skala ile belirlendi. Vertigosu olan hastalar videonistagmografi test bataryası ile değerlendirildi. Olgularımızın yaş ortalaması 45.09 yıl ve servikal lordoz açısı 15.24 derece olarak bulundu. Vertigosu olan ve olmayan olgularda servikal lordoz açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p=0.692). Vertigosu olan ve olmayanlarda ağrı şiddeti karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.004). Vertigosu olan ve olmayanlarda servikal bölge eklem hareket açıları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). BÖİ toplam skoru ortalama 16.74'dü ve olguların %57.3 ü orta ve şiddetli özre sahipti. Vertigosu olan ve olmayan olguların BÖİ toplam skorları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (p=0.001). Vertigo şikayeti olan olgularda yapılan Videonistagmografi (VNG) testlerinde olguların %2.3 oranında sol posterior kanal BPPV ve %2.3 oranında sağ posterior kanal BPPV'ye rastlanıldı. Sonuç olarak, servikal disk patolojisi olan hastalarda BPPV prevelansı %2.6 ile çok düşük bulundu. Vertigolu bireylerde, servikal lordoz açısı ve servikal bölge eklem hareketliliğinin BPPV gelişiminde etkili olmadığı görüldü. Vertigonun, servikal disk patolojili hastalarda günlük yaşam aktivitelerini olumsuz yönde etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Servikal Disk Patolojisi, Boyun Özürlülük İndeksi, Servikal Lordoz Açısı
Baş ve boyun dermatitisi bulunan kedilerde feline dermatit yaygınlık ve şiddet indeksi (FEDESI) ile görsel analog skorlaması'nın gözlemciler arası güvenirliğinin araştırılması
Amaç: Bu çalışmada kedilerde dermatolojik lezyonların sınıflandırılmasında ve kaşıntının değerlendirilmesinde kullanılan skorlamaların gözlemciler arasındaki uyumluluğunun belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Kaşıntı şikayetinin yanında baş ve boyun dermatiti de bulunan farklı yaş aralıkta, her iki cinsiyette ve farklı ırkta 40 tane kedi değerlendirildi. Hasta sahibi ve veteriner hekim tarafından görsel analog skorlama, veteriner hekimler tarafından ise FEDESI skorlamaları gerçekleştirildi. Bulgular: FEDESI skorlamaraının gözlemciler arası uyumunun r=0,98, GAS nın ise r=0,41 düzeyinde korelasyon gösterdiği belirlendi. Sınıf içi korelasyon katsayısının ise FEDESI skorlamasında 0,97 düzeyinde GAS skorlamasında ise 0,93 düzeyinde uyum gösterdiği belirlendi. Sonuç: FEDESI ve GAS skorlama yöntemlerinin gözlemciler arasında gerçekleştirilen değerlendirmesinde her iki skorlamanın farklı gözlemciler tarafından gerçekleştirildiğinde birbiri ile yüksek korelasyonda uyum içerisinde olduğu belirlendi.
Kronik boyun ağrılı akademisyenlerde spinal mobilite ve boyun farkındalığı
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kronik boyun ağrılı akademisyenlerde spinal mobilite, servikal lordoz, boyun farkındalığı, boyun özür düzeyi ve hareket korkusunu araştırmaktır. Yöntem: Tanımlayıcı çalışmamız, Türkiye'de bir üniversitenin fakülte ve yüksekokullarda görev yapan 74'ü kadın 32'si erkek, 25-57 yaş aralığında, 106 kronik boyun ağrılı akademisyenin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Öncelikle katılımcılara tanımlayıcı bilgi formları verilerek kişisel bilgileri alınmıştır. Ardından Fremantle Boyun Farkındalık Anketi uygulanarak boyunlarını nasıl algıladıkları ve proprioseptif farkındalıkları değerlendirilmiştir. Kişilerin hareket ve yaralanma korkusu Tampa Kinezyofobi Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Servikal lordoz flexible ruler ile değerlendirilmiştir. Spinal mobiliteyi değerlendirmek için gonyometrik ölçüm yapılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde bağımsız gruplarda t-testi ve tek yönlü ANOVA parametrik testleri kullanılmıştır. Sonuçlar: Katılımcıların boyun özür düzeylerinin hafif olduğu görülmektedir. Boyun farkındalığı hafif düzeyde azalmıştır. Akademisyenlerin kinezyofobisinin yüksek olduğu ve kinezyofobinin ağrı şiddeti ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda artan yaş ile fleksiyon hariç servikal bölgenin tüm yönlerdeki hareket açıklığında anlamlı bir azalma olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin servikal lordozunun normal kabul edilen aralıklarda yer aldığı ve ağrı şiddeti ile servikal lordoz arasında bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Servikal lordoz açısının cinsiyetten etkilenmediği ve yetişkin yaş grupları arasında önemli bir farklılık göstermediği bulunmuştur (p<0,05). Tartışma: Kronik boyun ağrısı, kadın akademisyenlerde daha yaygın görülmektedir. Şiddetli ağrı, boyun propriosepsiyon ve algısını etkileyerek farkındalığını azaltmaktadır. Hareket korkusu, ağrı şiddeti ile pozitif yönde ilişkilidir. Ağrı şiddeti ile servikal lordoz arasında ise ilişki olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kronik boyun ağrısı, boyun farkındalığı, spinal mobilite, servikal lordoz, akademisyen.
Mekanik boyun ağrısı olan bireylerde servikal ve skapular egzersizlerin ağrı, yaşam kalitesi ve skapular diskineziye etkisi
Bu çalışmanın amacı; mekanik boyun ağrısı olan bireylerde servikal bölge odaklı konvansiyonel fizyoterapi ve rehabilitasyon yaklaşımının yanında servikal bölgeye ilave olarak skapular bölgeyi de içeren iki farklı egzersiz programının etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya mekanik boyun ağrısıyla başvuran yirmi dört (n:24) birey dahil edildi. Çalışmamız Özel Bostancı Tıp Merkezi'nde yapıldı. Çalışmaya katılanlar rastgele 2 gruba ayrıldı ve Grup 1 ve Grup 2 şeklinde adlandırıldı. Her iki gruba konvansiyonel fizyoterapi ile birlikte servikal egzersizler uygulandı, Grup 2'ye ilave olarak skapular egzersizler verildi. Egzersizler 5hafta boyunca haftanın 3 günü fizyoterapist tarafından yaptırıldı. Çalışmaya başlamadan önce sosyodemografik bilgi formu hastalar tarafından doldurulup; Görsel Analog Skala, Boyun Disabilite İndeksi, SF-36, Skapular Diskinezi Testi, Lateral Skapular Kayma Testi ve Pektoralis Minör İndeksi'ne bakıldı. Aynı testler 5 haftanın sonunda tekrar edildi. Elde edilen veriler nonparametrik ve parametrik testler kullanılarak analiz edildi. Çalışmamızın sonucunda her iki tedavi grubun da ağrı ve Boyun Özürlülük Anketi skorlarında tedavi öncesine göre anlamlı gelişme gösterdi (p<0.05). Her iki grupta da yaşam kalitesinde artış oldu. Fakat GAS, BDİ ve SF-36 yaşam kalitesinde gruplar arası ölçümlere bakıldığında Grup 2'de Grup 1'e göre daha fazla pozitif yönde bulgular elde edildi. Skapular diskinezi ve pektoralis minör kas boyu Grup 1'de değişme göstermezken, Grup 2'de anlamlı bir değişme gösterdi (p<0.05). Sonuç olarak mekanik boyun ağrısında her iki grupta da ağrı ve yaşam kalitesinde değişimler gözlenirken tedavi programına skapular bölgenin de dahil edilmesi ve bu sayede grup 2'de skapular diskinezide kişi sayısında değişim sağlaması, boyun ağrısının tekrarlama riskinin ve vücutta diğer bölümlerin etkilenmesinin önüne geçilebileceği düşünüldü. Anahtar kelimeler; ağrı, yaşam kalitesi, skapular diskinezi, egzersiz, pektoralis minör
Papiller tiroid kanseri boyun metastazını saptamada FDG PET etkinliğinin değerlendirilmesi
Son yıllarda popülaritesinin artmasıyla birlikte FDG PET çeşitli malign hastalıklarda tanısal yöntem olarak sıklıkla başvurulan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bizim çalışmamızda papiller tiroid kanseri tanılı vakalarda boyun lenf nodu metastazlarını saptamada FDG PET etkinliğini değerlendirmeyi amaçladık. Bu retrospektif çalışmamızda Ocak 2012-Mayıs 2021 yılları arasında kliniğimize başvuran, tiroid bezinde papiller kanser tanısı histopatolojik olarak doğrulanmış olan ve boyun lenf nodlarına yönelik cerrahi girişim yapılmış 68 hasta dahil edildi. Hastalarımızın operasyon öncesinde çekilen FDG PET görüntülemeleri ve raporları incelendi. Histopatolojik tanı ile FDG PET görüntülemeleri ve raporları eşleştirildi. Çalışmamıza dahil edilen 68 hastanın 56'sı histopatolojik olarak papiller kanser tanısı almış olup 12 hastanın histopatolojisi negatif olarak raporlanmıştır. Histopatolojisi pozitif olan 56 hastanın 49'unda FDG PET tutulumu mevcut olup, negatif gruptaki 12 hastanın 3'ünde tutulum gözlenmemiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre servikal metastazları saptamada FDG PET'in sensitivitesi %87.5 ve spesifitesi %25 olup boyun metastazının saptanmasında diğer tetkiklerle birlikte önemli bir yol göstericidir.
Ağrı-aktivite paternleri ölçeği'nin Türkçe uyarlaması, geçerliği ve güvenilirliği
Çalışmanın amacı, Ağrı-Aktivite Paternleri Ölçeği (AAPÖ)'nin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenilirliğini belirlemektir. Çalışmaya kronik bel (n=153) ve boyun ağrısı olan (n=99) toplam 252 hasta dâhil edildi. Hastaların fiziksel ve demografik özellikleri kaydedildi. Katılımcıların fiziksel aktivite düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-7 (UFAA-7) ile anksiyete ve depresyon durumları da Hastane Anksiyete (HADS-A) Depresyon Skalası (HADS-D) ile değerlendirildi. Hastalar Kaçınma, Aşırıya Kaçma ve Düzene Sokma alt boyutları olan AAPÖ'yü bir hafta arayla iki kez doldurdu. Ayrıca form içerisinde katılımcıların kronik ağrı ile birlikte günlük yaşam aktivitelerinde nasıl bir davranış paterni geliştirdiğini öngörmek amacıyla 7 soruluk bir anket oluşturuldu ve bu anket hastalara uygulandı. Geçerlik analizi için iç-dış yapı geçerliği ve bilinen grup geçerliği analizleri, güvenirlik analizi için ise iç tutarlılık ve test-tekrar test analizleri yapıldı. AAPÖ'nün içyapı geçerliği Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ile DWLS (Diagonally Weighted Least Square) yöntemi ile, dış yapı geçerliği UFAA-7, HAD-D, HAD-A ölçek puanları ile ölçeğin kaçınma, aşırıya kaçma ve düzene sokma puanları Spearman korelasyon testi ile, bilinen grup geçerliği (know-group validity) değerlendirme formuna eklenen 7 maddelik anket cevabı ile AAPÖ puanlarının karşılaştırması Mann-Whitney U testi ile, iç tutarlılık Cronbach alfa değerleri ile ve test-tekrar test puanları Wilcoxon testi ile analiz edildi ve ayrıca test-tekrar test puanları için Sınıf İçi Korelasyon Katsayıları (SKK) hesaplandı. DFA'da birbiri ile ilişkili üç faktörlü yapı tanımlandı. Analiz sonucu uyum indekslerinin ve faktör yüklerinin yeterli olduğu saptandı. Kaçınma puanı ile UFAA-7 (rho=-0.328, p<0.001), HAD-D (rho=-0.163, p=0,009) ve HAD-A (rho=-0.164, p=0,009) arasında negatif yönlü zayıf ilişki olduğu görüldü. Aşırıya kaçma puanı ile UFAA-7 (rho=0.362, p<0.001), HAD-D (rho=0.309, p<0.001) ve HAD-A (rho=0.325, p<0.001) arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki gözlendi. Düzene Sokma puanı ile HAD-D (rho=-0.507, p<0.001) ve HAD-A (rho=-0.509, p<0.001) arasında negatif yönlü orta dereceli bir ilişki saptandı. Düzene sokma puanı ile UFAA-7 arasında ise negatif yönlü zayıf bir ilişki gözlendi (rho=-0.200, p=0.001). Hastaların 7 soruya verdikleri evet/hayır cevaplarına göre hangi AAPÖ alt grup puanının yüksek olacağı hakkında öngörüde bulunuldu ve sorulara verilen cevaplara göre alt grup puanları beklendiği gibi dağıldı. Kaçınma, aşırıya kaçma ve düzene sokma alt boyutları için Cronbach alfa değerleri sırasıyla 0.941, 0.917 ve 0.940 olarak elde edildi. Test-tekrar test güvenirliğinde, SKK kaçınma, aşırıya kaçma ve düzene sokma puanları için sırasıyla 0.972; 0.973 ve 0.972 olarak bulundu. Test-tekrar test puanları arasında anlamlı bir fark gözlenmedi (p kaçınma: 0.996; p aşırıya kaçma: 0.072; p düzene sokma: 0.054). Sonuç olarak AAPÖ'nün Türkçe uyarlamasının kronik bel ve boyun ağrılı hastalarda ağrı ile gelişen aktivite paternlerinin değerlendirilmesinde geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Ağrı-aktivite paternleri ölçeği, geçerlik, güvenirlik, kronik bel ağrısı, kronik boyun ağrısı
Kronik boyun ağrılı bireylerde boyun ağrı ve özür şiddeti ile üst ekstremite performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Kronik Boyun Ağrılı Bireylerde Boyun Ağrı ve Özür Şiddeti ile Üst Ekstremite Performansı Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Çalışmamız kronik boyun ağrılı bireylerde boyun ağrı ve özür şiddeti ile üst ekstremite performansı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla planlandı. Çalışmamıza 18-65 yaş arası kronik boyun ağrılı bireyler dahil edildi. Çalışmaya alınan bireylerin demografik ve fiziksel özellikleri kaydedildi. Bireylerin boyun ağrı şiddeti Görsel Analog Skala, boyun özür düzeyi Kophenhag Boyun Fonksiyonel Özür Skalası ile değerlendirildi. Üst ekstremite kuvveti için Jamar® el dinamometresi (J. A. Preston Corporation, Clifton, NJ), üst ekstremite gücü için sağlık topu fırlatma testi, üst ekstremite enduransı için kapalı kinetik halka üst ekstremite stabilite testi ve üst ekstremite reaksiyon zamanı için Nelson Görsel El Reaksiyon Testi kullanıldı. Üst ekstremite fonksiyonelliği, Üst Ekstremite Fonksiyonel İndeks-20 (ÜEFİ-20) ile ölçüldü. Çalışmamıza yaş ortalaması 43.19±12.68 yıl olan, 63 kronik boyun ağrılı gönüllü birey dâhil edildi. Değerlendirmemiz sonucunda istirahatteki boyun ağrısı ile üst ekstremite endurans ve reaksiyon zamanı arasında ilişki olduğu (rho: -0,290, r: 0,281; p<0,05); üst ekstremite kuvvet, güç ve fonksiyonellik parametreleri ile ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Aktivitedeki boyun ağrısının üst ekstremite fonksiyonelliği ile ilişkili olduğu (r: -0,422; p<0,05); üst ekstremite kuvvet, güç, endurans ve reaksiyon zamanı parametreleri ile ilişkili olmadığı belirlendi (p>0,05). Gece boyun ağrısı ile üst ekstremite kuvvet, reaksiyon zamanı ve fonksiyonellik parametreleri arasında ilişki olduğu (rho: -0,272, r: 0,258, r: -0,405; p<0,05); üst ekstremite güç ve endurans parametreleri arasında ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Boyun özür şiddeti ile üst ekstremite kuvveti ve fonksiyonelliği arasında ilişki olduğu (rho: -0,279, rho: -0,598; p<0,05); üst ekstremite güç, endurans ve reaksiyon zamanı parametreleri arasında ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Çalışmamız sonucunda kronik boyun ağrılı bireylerde ağrı ve özür şiddetine bağlı olarak sadece boyun bölgesinin değil üst ekstremite performansı ve fonksiyonun da etkilenebileceği belirlendi. Buna göre boyun ağrılı bireylerde üst ekstremitenin de değerlendirmeye alınarak, bu bölgedeki etkilenimlerin de belirlenmesinin faydalı olacağını düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Boyun, fonksiyonel performans, kronik ağrı, üst ekstremite
Temporomandibular rahatsızlığı olan bireylerde kraniyoservikal bölge biyomekaniği, kas performansı ve özür düzeyinin incelenmesi
Bu çalışmada temporomandibular rahatsızlığı (TMR) olan bireylerin kraniyoservikal bölge (KSB) biyomekaniği, kas performansı ve özür düzeyinin incelenmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılması amaçlandı. Tıbbi muayene ve tetkik sonrası TMR tanısı alan 50 birey TMR grubu olarak ve TMR'si olmayan 50 sağlıklı gönüllü kontrol grubu olarak çalışmaya dâhil edildi. KSB biyomekaniği; statik olarak lateral fotografi ve radyografi ile, dinamik olarak dijital inklinometre ile değerlendirildi. KSB'nin kas performansı Servikal Omurga Fonksiyonel Kuvvet Testi ile, özür düzeyi Boyun Özür Göstergesi ile, tüm katılımcıların TMR şiddeti ise Fonseca Anamnestik Anket ile değerlendirildi. Gruplar karşılaştırıldığında; TMR grubunda, servikal fleksiyon açısı (p<0.05) ve boyun özür göstergesi puanı (p<0.001) anlamlı düzeyde yüksek, Tragus-C7-Yatay açısı (p<0.05), servikal ekstansiyon açısı (p<0.05), sağa servikal rotasyon açısı (p<0.05), sola servikal rotasyon açısı (p<0.001) ve her bir yöndeki kas performansı değerleri (p≤0.001) anlamlı düzeyde düşük tespit edildi. TMR'li bireylerin radyografik ölçümleri normal değerler ile karşılaştırıldığında, kraniyoservikal açı (p<0.05) anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. TMR'li bireylerin % 55.1'inde C0-C1 mesafesi, % 52'sinde C1-C2 mesafesi ve % 76'sında C2-C7 lordoz açısı normal değer aralıklarının dışında yer almıştır. TMR grubu içerisinde boyun özür göstergesi puanı (ρ=0.523; p<0.001) ve her bir yöndeki kas performansı değeri (p<0.05) TMR şiddeti ile ilişkilidir. İlgili sonuçlar TMR'nin değerlendirilmesinde ve tedavisinin planlanmasında KSB biyomekaniğinin, kas performansının ve özür düzeyinin göz önünde bulundurulmasının faydalı olacağını düşündürmektedir.
'Carotid body' paraganglioma ve 'carotid body' paragangliomayı taklit eden lezyonların ayırıcı tanısı
Baş ve boyun paragangliomaları, karotis bifurkasyon gibi yüksek morbidite ve mortalite risklerine neden olabilen kritik anatomik bölgelerde bulunur. Güncel literatürde boyun kitlelerinin radyolojik özellikleri ve vasküler anomaliler hakkında çok sayıda makale bulunurken, CBP'yi taklit eden lezyonlarla ilgili yayınlar çoğunlukla olgu sunumu şeklindedir. Bu kritik anatomik bölgeden kaynaklanan CBP ve diğer lezyonların ayırıcı tanısına objektif kriterlerle katkıda bulunmayı hedefliyoruz. CBP-TEL grubunda 3 VP, 1 TPK, 1 TKM, 1 ET, 1 VM, 1 AS, 1 CoP, 1 TD-YCR tanımladık. Demografik özellikler, semptomlar, bulgular, USG ve MR özellikleri, eşlik eden lenfadenopati sayısı, intraoperatif kan kaybı, operasyon süresi ve hastanede kalış süresi bakımından CBP ve CBP-TEL grubunu karşılaştırdık. Preoperatif CBP sınıflaması için ICA temas derecesi ile ilişkili MR sınıflandırmasını kullandık(TipI <180°, 180° 270°). İki grup arasında ağrı, kulak çınlaması, Fontaine bulgusu ve üfürüm açısından istatistiksel olarak önemli farklılık bulunurken salınımda, pulsasyon açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. USG'de ekojenite ve MR'da intensite özelliklerinde, Lyre işareti, tuz-biber görünümü, ICA'nın arkaya yer değiştirmesi, ECA'nın öne yer değiştirmesi, CCA temasının varlığı, eşlik eden lenfadenopati sayısı, intraoperatif kan kaybı, iki grup arasında istatistiksel anlamlı farklılık vardır. 'MR ortalama hacim- ICA temas derecesine göre sınıflandırma', 'CCA temas varlığı-ICA temas derecesine göre sınıflandırma' ve 'MR ortalama hacim-CCA temas varlığı' açısından korelasyon analizi yapıldı ve CBP-TEL grubunda korelasyon yokken, CBP grubunda istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı. CCA temasının nedenlerini ve karotid arterlerin itilme özelliklerini; CBP ve LM-CBP'nin doğal büyüme paterni hipotezi ile açıkladık. Bu bulgular sonucunda özellikle radyolojik özellikler ve semptomlardan hastanede kalış süresine kadar olan veriler bize CBP tanısı koymada objektif kriterler sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Carotid Body, Paraganglioma, Radyoloji, Lateral Boyun Kitleler
Boyun ağrılı spondiloartritli hastalarda ağrı ve fonksiyon üzerine konvansiyonel fizik tedavi modaliteleri ve kinezyolojik bantlama tedavisinin etkinliğinin değerlendirilmesi
AMAÇ Bu tez çalışmasında amaç, boyun ağrılı spondiloartrit (SpA) hastalarında egzersiz, Kinezyolojik bantlama (KB) ve konvansiyonel fizik tedavi (FT) modalitelerinin ağrı ve fonksiyonel durum açısından etkinliğinin karşılaştırılmasıdır. GEREÇ ve YÖNTEM Çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon polikliniğinden takip edilen ve inflamatuar karakterde boyun ağrısı olan 18-65 yaş arası spondiloartrit hastaları dahil edildi. Son 3 ay içerisinde mevcut medikal tedavisinde değişiklik yapılanlar, servikal disk hernisi ile uyumlu semptomları olanlar, servikal bölgeden travma veya operasyon öyküsü olanlar, malignitesi, sistemik enfeksiyonu veya bilinen psikiyatrik bozukluğu olanlar, tedavi uygulanacak olan bölgede yara veya enfeksiyonu olanlar, KB bandına karşı alerjik reaksiyonu olanlar çalışmaya dahil edilmedi. Hastalar 3 farklı gruba randomize edildi ve birinci gruba yalnızca ev egzersiz programı verildi. İkinci gruba 3 hafta sürecek şekilde 15 seans konvansiyonel FT modaliteleri uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Üçüncü gruba 3 hafta boyunca haftada iki kez değiştirilmek üzere boyun bölgesine KB tedavisi uygulandı ve ev egzersiz programı verildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası 3. hafta ve 3. ayda; Görsel Analog Skala (VAS), Boyun Ağrı ve Özürlülük Skoru (BAÖS), Kopenhag Boyun Fonksiyonel Özürlülük Skalası (KBFÖS), Spondiloartritler için Sağlık Değerlendirme Anketi (HAQ-S), Bath Ankilozan Spondilit Hastalık Aktivite İndeksi (BASDAI), Bath Ankilozan Spondilit Fonksiyonel İndeksi (BASFI), Bath Ankilozan Spondilit Metroloji İndeksi (BASMI) testleri kullanılarak ve goniometre ile boyun eklem hareket açıklıkları (EHA) ölçülerek yapıldı. BULGULAR Çalışmaya 43 hasta alındı (Egzersiz grubu:14, Konvansiyonel FT grubu:14, KB grubu:15). Çalışmaya alınan olguların demografik özellikleri karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Sadece egzersiz verilen grupta grup içi değerlendirmelerde kontroller arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. ay kontrollerinde konvansiyonel FT grubuna göre boyun ekstansiyonu ve sağ rotasyonu değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı artma saptandı. Kinezyolojik bantlama uygulanan grupta grup içi değerlendirmelerde yapılan kontrollerde anlamlı farklılık saptanmadı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS ağrı skoru değerlerinde tedavi öncesine göre azalma saptandı. Konvansiyel FT uyguladığımız grupta grup içi değerlendirmelerde 3. hafta kontrollerinde BASFI ve VAS değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. Gruplararası karşılaştırmalarda, 3. haftaki kontrollerde egzersiz grubuna göre VAS, BASDAI ve BASFI değerlerinde tedavi öncesine göre anlamlı azalma saptandı. SONUÇ SpA'lı hastaların boyun ağrısı ve kısıtlılığının tedavisinde verilen egzersiz programının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da eklem hareket açıklığı üzerine olumlu etkileri saptanmıştır. Egzersiz programına ek olarak uygulanan KB tedavisi ağrıyı azaltmada faydalı olmaktadır. Konvansiyonel FT yöntemleri ile egzersiz programı birlikte uygulandığında ise ağrı ve fonksiyonel durumda iyileşme görülmektedir. Boyun şikayeti olan SpA'lı hastalarda nonfarmakolojik yöntemler iyi birer tedavi alternatifi olabilir.