Macroeconomic effects
89 theses under this subject heading
Döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik etkileri: Türkiye örneği
1973 yılında Bretton Woods sisteminin çökmesiyle birlikte ülkeler esnek döviz kuru sistemine geçmişlerdir. Esnek döviz kuru sisteminin sonuçlarından olan döviz kuru belirsizliği ülkeler için önemli bir iktisadi sorun haline gelmiştir. Döviz kurlarında görülen bu belirsizlik enflasyon, faiz, ödemeler dengesi ve ekonomik büyüme gibi makroekonomik göstergeleri etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, döviz kuru belirsizliği ve döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik değişkenlere olan etkileri teorik ve ampirik olarak incelenmiştir. Çalışmanın Türkiye ekonomisi için döviz kuru belirsizliğinin makroekonomik etkilerini sınamak amacıyla 1991:Q4-2020:Q1 dönemi döviz kuru belirsizliği, tüketici fiyat endeksi, reel sanayi üretim endeksi, mevduat faiz oranı ve cari işlemler dengesi değişkenleri kullanılmıştır. Döviz kuru belirsizliği ile makroekonomik değişkenler arasındaki olası ilişkileri ortaya koymak amacıyla Pesaran vd. (2001) tarafından geliştirilen sınır testi yaklaşımı kullanılmıştır. Bu amaçla öncelikle kısıtlanmamış hata düzeltme modeli kullanılmıştır. Son olarak aralarında koentegre ilişkisi olduğuna karar verilen seriler arasındaki uzun dönemli ilişkinin yönünü ve büyüklüğünü belirlemek amacıyla, gecikmesi dağıtılmış otoregresif model oluşturulmuştur. Çalışmada döviz kuru belirsizliği ile reel sanayi üretim endeksi hariç, enflasyon, faiz oranı ve cari işlemler dengesi arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmuştur. Ancak uzun dönem ilişkinin yönü ve büyüklüğü sadece faiz oranı için ortaya konulabilmiştir. Anahtar kelimeler: Döviz Kuru Belirsizliği, Sınır Testi Yaklaşımı, ARDL Modeli, Kısıtlanmış Hata Düzeltme Modeli
Ekonomik politika belirsizliği ve politik istikrarsızlığın makroekonomik değişkenler üzerine etkisi
İktisat biliminde belirsizlik, teorik olarak gerçekleşen onca gelişmelere rağmen hala üzerinde tartışılan bir kavram olarak yerini korumaktadır. Belirsizliğin bu kadar çok tartışılmasının arkasında yatan unsur ise belirsizlik kavramının soyut iktisadi düşüncede sahip olduğu anlamsal ölçütlerin kavramsallaştırılamaması değil, belirsizlik kavramı ile ilgili bir fikir birliğinin oluşturulamamasından kaynaklanmaktadır. Belirsizlikle ilgili bir fikir birliğinin olmayışı ise bu kavramla ilgi farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çalışmada diğer belirsizlik indeksleri ile karşılaştırıldığında daha güçlü ve politik unsurları da içermesi nedeniyle Baker, Bloom ve Davis (2015)'in Amerika Birleşik Devletleri için geliştirmiş oldukları ekonomik politika belirsizliği (EPB) indeksi kullanılmaktadır. ABD'deki EPB'nin yanında gelişmekte olan ülkelerdeki politik istikrarsızlık göstergeleri de dikkate alınmaktadır. Çalışmada Keşfedici Faktör Analizi'yle 17 politik istikrarsızlık göstergesi kullanılarak politik istikrarsızlığın üç farklı boyutu ortaya çıkarılmıştır. Bu boyutlar şiddet ve gerilim, hükümet karşıtlığı ve protesto ve rejim içi istikrarsızlıktır. Dinamik Panel Sistem Genelleştirilmiş Momentler Metodu kullanılarak gelişmekte olan ülkelerdeki politik istikrarsızlığın ve ABD'deki EPB'nin gelişmekte olan ülkelerdeki makroekonomik değişkenler üzerine etkisi incelenmektedir. Çalışmanın bulguları ABD'deki EPB'nin ve gelişmekte olan ülkelerdeki politik istikrarsızlığın üç farklı boyutunun enflasyon oranı ve doğrudan yabancı yatırımlar üzerinde farklı etkileri olduğunu ortaya koyarken bu değişkenlerin gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme oranı üzerinde güçlü ve negatif bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Ekonomik politika belirsizliği, Politik istikrarsızlık, Enflasyon,Büyüme, Doğrudan yabancı yatırımlar
Çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algısı üzerindeki etkileri: OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için panel veri analizi
Bu çalışmada, literatür ışığında yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olarak, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergiler (dolaylı vergiler) gibi çeşitli sosyoekonomik ve makroekonomik değişkenlerin yolsuzluk algı endeksi üzerindeki etkilerini OECD'ye üye Avrupa ülkeleri için sabit etkiler modelinin kullanıldığı bir panel veri analizi ile araştırılmaktadır. Bu çalışmanın ampirik bulguları, gelir eşitsizliği, kişi başına düşen GSYH, insani gelişme endeksi, kamu harcamaları ve dolaylı vergilerin istatistiksel olarak yolsuzluğun çeşitli belirleyicileri olduğuna işaret etmektedir. Bu analiz ile, kişi başı GSYH, insani gelişme endeksi ve mallar ve hizmetler üzerindeki vergilerin (dolaylı vergiler) yolsuzluk algı endeksi üzerinde pozitif etkileri olduğu (yani yolsuzluğu azalttığı) ve gelir eşitsizliği ve kamu harcamalarının yolsuzluk algı endeksi üzerinde negatif etkilerinin olduğu (yani yolsuzluğu arttırdığı) tespit edilmiştir. Bu çalışmayla, kullanılan veri seti ve kapsadığı ülkeler açısından yolsuzluk konusunda yapılan çalışmalara yeni bir boyut kazandırılmaya çalışılmıştır.
Katılım bankalarının kullandırdığı fonların makro iktisadi göstergelere etkisi: Türkiye örneği
Türkiye'de katılım bankaları ve katılım bankacılığına verilen önem son dönemde giderek artmaktadır. Dünyada 20. y.y.'ın ikinci yarısından sonra finansal sistemde kendisine yer bulan faizsiz bankacılık Türkiye'de de son 20 yılda giderek artan payı ile finansal sistemdeki yerini almaya başlamıştır. Buradan hareketle bu çalışmada Türkiye'de ve dünyada katılım bankacılığının gelişimi ve Türkiye'de panel veri analiz yöntemiyle 2010-2017 yılları arası 3'er aylık dönemlere ilişkin veriler kullanılarak katılım bankalarınn kullandırdığı fonların reel makroekonomik göstergeler üzerindeki ( ithalat, ihracat, faiz oranı, ekonomik büyüme, gayrisafi yurt içi hasıla, istihdam, hane halkı tüketim harcamaları ve yatırımlar) etkileri analiz edilmiştir. Analiz sonuçları göstermiştir ki katılım bankalarının kullandırdığı fonlar Türkiye ekonomisinin dış ticaretini, istihdamını, arz ve talep cephesine ilişkin göstergeleri pozitif yönde etkilemektedir.
Kamu borç yönetiminde etkinliğin OECD ülkelerinin makroekonomik performansına etkisi
Küreselleşme sonrası sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, kamu borç portföyünün risklere karşı duyarlılığını arttırarak makroekonomik denge üzerinde bir risk oluşturmuştur. Ekonomik ve finansal istikrarsızlıkları tetikleyen böylesi bir yapı, kamu borç yönetiminde daha profesyonel ve etkin bir yaklaşım sergileme çabalarını teşvik etmiştir. Kamu borç yönetiminde etkinlik, kamunun finansman ihtiyacını düşük maliyet ve kontrol edilebilir risk düzeyinde karşılamak amacıyla oluşturulan strateji geliştirme ve yürütme sürecidir. Etkinlikten uzak ve yasal bir çerçeveye oturtulmayan borç yönetimi politikalarının varlığı kamu maliyesi üzerinde baskı yaratırken, artan borçlanma eğilimi ise makroekonomik dengede bozulmalara yol açmaktadır. Bu çalışmada, 35 OECD ülkesi için 1995-2017 ve 26 OECD ülkesi için 2004-2017 dönemleri baz alınarak kamu borç yönetiminde etkinlik kriterlerinin makroekonomik performans üzerindeki etkisi panel veri analizi ile incelenmiştir. Ekonometrik analiz sonuçlarına göre, kamu borç yükündeki artışın ekonomik büyümeyi negatif etkilediği, işsizlik, enflasyon ve bütçe açığını ise arttırdığı tespit edilmiştir. Ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etki yaratan faiz yükündeki artış, enflasyonu düşürücü yönde bir baskı yaratırken işsizlik oranı ve bütçe açığını arttırmıştır. İşsizlik hariç diğer tüm makroekonomik göstergeler ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye sahip olmayan kamu borçlanmasında uzun vadeli faiz oranları ve işsizlik ilişkisine bakıldığında, uzun vadeli faiz oranlarındaki artışın işsizlik üzerinde azaltıcı etkisi tespit edilmiştir. Borçlanmada kısa vadeli faiz oranları ile makroekonomik göstergeler arasındaki ilişkiye bakıldığında kısa vadeli faiz oranlarındaki artışın enflasyon ile bütçe açığını arttırdığı, ekonomik büyümeyi negatif etkilediği ve işsizliği düşürdüğü sonucuna ulaşılmıştır. Kamu dış borç yükü ile makroekonomik göstergeler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamış ve bütçe dengesindeki iyileşmenin büyüme ve istihdamı pozitif etkilediği görülmüştür. Ayrıca, Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel Granger nedensellik testinden elde edilen bulgular, değişkenler arasında tek ve çift yönlü nedensellik ilişkisinin varlığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kamu Borç Yönetimi, Borç Yönetiminde Etkinlik, Panel Veri Analizi, Makroekonomik Performans Göstergeleri
Uluslararası rekabet gücünün teşvikinde devletin rolü: Türkiye örneği
Uluslararası rekabet gücü kavramı, bir ülkenin sahip olduğu firmaların uluslararası piyasalarda başarılı olma yeteneği ile birlikte devletin vatandaşlarının yaşam standartlarını ve yaşam kalitesini artırması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda devletler ülkelerinin rekabet gücünü artırmak ve bu artışı sürdürülebilir bir hale getirmek için firma destekli ve piyasa ekonomisi tabanlı politikalar izlemelidir.Çalışmanın birinci bölümünü teorik çerçevede uluslararası rekabet gücü kavramı ve uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörler oluşturmaktadır. İkinci bölümde ise uluslararası rekabet gücünün teşvikinde devletin izlemesi gereken roller açıklanmaktadır.Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise uluslararası rekabet gücünü belirleyen makro-ekonomik faktörler ile Türkiye ve seçilmiş olan ülkeler arasında karşılaştırma yapılmakta olup çalışmanın üçüncü bölümünün son kısmında ise Türkiye'de devletin uluslararası rekabet gücünü artırmaya yönelik izlemesi gereken politika önerileri sunulmaktadır. Türkiye hukukun üstünlüğünü benimsediği ve uyguladığı, makro ekonomik istikrarı sağladığı, ekonomik ve teknolojik altyapı yatırımlarını ve kalitesini artırdığı, kayıtdışı ekonomi ve kayıtdışı istihdamı daralttığı, inovasyon gelişimini artırdığı, KOBİ'lerin rekabet gücünü artırmaya yönelik stratejiler oluşturduğu ve eğitimin kalitesini artırdığı takdirde uluslararası rekabet gücünü de artıracağı sonucuna varılmıştır.
2001 krizi öncesi ve sonrasında Merkez Bankası bağımsızlığının Türkiye'de makroekonomik göstergelere etkisi
Kriz, kavramı beklenmedik ve ani bir biçimde gelişen, mali piyasalarda tahrip gücü yüksek dalgalanmalardır. Kriz kavramı tarihte ekonominin olduğu her alanda vardır. Yıllar boyunca krizle mücadele edebilmek için çeşitli yöntemler uygulanmış fakat kriz yönetimi konusunda yetersiz kalınmıştır. Bir ülke için merkez bankası, bu kriz yönetiminin tam ortasında bulunmaktadır.Merkez bankalarının kuruluşu genelde, ticari bankaların tek başına banknot ihraç imtiyazını elde etmesiyle devlet bankası olma unvanını elde ederek gerçekleşmiştir. Uygulanan her türlü para politikasının kaynağı olan merkez bankaları şu anda dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile farklı statülere sahiptir. Bu gün Avrupa'nın ileri gelen ülkeleri incelendiğinde merkez bankalarının hükümete bağlı hatta hükümet bünyesinde olduklarının görülebilmektedir. Türkiye'de ise Şubat 2001 kriziyle birlikte TCMB yapısal anlamda tam bir değişime gitmiştir. Bu çalışmada 1990-2009 yılları arasındaki parasal ve ekonomik veriler kullanılarak çoklu regresyon analizi tekniğiyle parasal değerlerin makro ekonomik göstergeler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Regresyon analizlerinin sonucunda; TCMB'nin yapısında meydana gelen söz konusu değişim makro ekonomik göstergeleri pozitif yönlü etkilediği gözlemlenmiştir. Yani merkez bankasının fiyat istikrarı odaklı ve bağımsız bir yapıya sahip olması makro ekonomik göstergeler açısından pozitif yönlü etkisi bulunmaktadır.Bağımsız ve fiyat istikrarı odaklı yeni dönem (2001 sonrası), TCMB'nin makro ekonomik göstergeler üzerinde meydana getirdiği pozitif etki göz önüne alındığında merkez bankasının tek amacının fiyat istikrarı olması ve bağımsız bir yapıya sahip olması için gerekli düzenlemelerin gerçekleştirilmesi ülke gelişimi açısından çok büyük önem arz etmektedir.Anahtar Kelimeler: TCMB, Kriz, Çoklu Regresyon Analizi, Yapısal Dönüşüm, Fiyat İstikrarı
Politik pazarlama kapsamında makroekonomik göstergelerin Türkiye'deki seçmen davranışlarına etkisi
Günümüzde siyasi partiler politik pazarlama kanalları ile fikirlerini ve ideolojilerini daha kısa sürede daha çok seçmene ulaştırarak seçmenlerin siyasi tutum ve davranışlarını etkilemektedirler. Seçmenlerin siyasi tutum ve davranışları birçok faktörden etkilenmekte fakat bunlar arasında seçmenlerin en çok etkilendiği faktör ekonomik faktörlerdir. Ekonomik faktörlerin seçmen davranışını etkilediği görüşü, literatürde ekonomik oy verme teorisi olarak adlandırılmaktadır. Bu teoriye göre seçmenler siyasal iktidarların cari ve geçmiş dönemlerini değerlendirip kendilerine en çok fayda sağlayan ve temel ekonomik sorunların üstesinden gelebilen partilere oy vermektedirler. Politik pazarlama kapsamında seçmen tercihlerinin önemini ortaya koyarak seçmen davranışlarında etkili olan makroekonomik faktörleri Türkiye özelinde tespit etmek bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda oluşturulan ekonometrik model ile makroekonomik faktörlerin oy oranları üzerindeki etkileri 1977–2019 dönemi arasında Türkiye'de yapılan genel seçimler kapsamında araştırılmıştır. Araştırmada ilk olarak değişkenlerin durağanlık derecelerini belirlemek için ADF ve Carrion-i-Silvestre kırılmalı birim kök testleri kullanılmıştır. Eşbütünleşme ve değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem ilişkilerini tespit etmek için çoklu yapısal kırılmalar altında Maki eşbütünleşme testi ve ARDL sınır testinden yararlanılmıştır. Son olarak değişkenler arasındaki nedensellik ilişkilerini tespit etmek için Toda-Yamamoto Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda uzun dönemde kişi başı gayri safi yurt içi hasıla oranının oy oranı üzerindeki etkisi pozitif, enflasyon ve işsizlik oranının oy oranı üzerindeki etkisinin negatif olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte kısa dönemde faiz oranının oy oranını negatif etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak yapılan nedensellik testi sonucunda işsizlik, enflasyon ve kişi başı gayri safi yurt içi hasıla oranlarından oy oranına doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğu tespit edilirken faiz oranından oy oranına doğru bir nedensellik ilişkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, çalışma kapsamında Türkiye'de seçmenlerin makroekonomik faktörlerdeki değişimlerden etkilendiği ve siyasi tutum ve davranışlarını bu doğrultuda şekillendirdiği tespit edilmiştir.
2003-2020 dönemi için Irak'ta işsizlik olgusu üzerinde bazı makroekonomik göstergelerin etkisinin analizi
İşsizlik sorunu, hem ekonomisi güçlü olan gelişmiş ülkelerde hem de ekonomisi zayıf gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan küresel bir olgu haline gelmiştir. Büyük petrol gelirlerine sahip olan Irak ekonomisi, işsizlik sorununu tamamen ortadan kaldırılmasına izin vermemiştir. Bu araştırma, Irak'taki mevcut ekonomik duruma odaklanarak işsizliğin teorik çerçevesini sunmayı ve tartışmayı, bununla birlikte makroekonomik göstergelerin Irak'taki işsizlik olgusu üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu hedefler doğrultusunda hareket ederek işsizliğin gayri safi yurtiçi hasıla üzerindeki etkisi, işsizliğin enflasyon üzerindeki etkisi, işsizliğin devlet harcamalarına üzerindeki etkisi olmak üzere, üç önemli göstergeyle Irak ekonomisini mercek altına aldık. Bu değişkenler arasındaki ilişkiler sadece 2003-2020 dönemi arasında sınırlı tutularak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Bu çalışma kapsamında elde ettiğimiz verileri kategorilere ayırıp analiz ettikten sonra şu sonuçlara vardık: Irak'ta işsizlik olgusu, gayri safi yurtiçi hasıla, kamu harcamaları ve enflasyon oranından etkilenen bir dizi makroekonomik göstergelerden etkilenmektedir. Bu çalışma kapsamında elde edilen bulgulara göre, Irak ekonomisi incelemeye tabi tuttuğumuz dönemdeki işsizlik oranlarında önemli ölçüde gözle görülür bir iyileşmeye tanıklık etmiştir. Anahtar Kelimeler: İşsizlik, Irak'ta işsizlik, kamu harcamaları, enflasyon.
Makroekonomik nicel göstergelerin yabancı yatırım üzerindeki etkisinin ölçülmesi 2003'ten 2018'e Irak vaka çalışması
Yabancı yatırım, özellikle küresel ticaretin serbest hale getirilmesine ilişkin yasaların çıkartılması, iletişimde devrim sayılan gelişmelerin yaşanması ve sermaye hareketinin kolaylaşması sonrasında dünyanın çoğu ülkesi için acil bir gereklilik haline gelmiştir. Buna ek olarak birçok ülke, dış ticaret açılımlarını gerçekleştirmek ve ticaretin serbestleştirilmesi (özellikle gümrük kanunları) gibi hususlarda uyum sağlayabilmek adına Dünya Ticaret Örgütü'ne girme çabasındadırlar. Bu çalışmanın amacı, Irak'taki yabancı yatırımları etkilediği düşünülen, döviz kuru, enflasyon ve GSYH değişkenleri ile yabancı yatırım arasındaki ilişkiyi göstermektir. Araştırmada yöntem olarak zaman serisi grafiklerinden faydalanılmıştır. Sonuçlar Irak ekonomisinde doğrudan yatırımların ekonomik parametrelerden çok güven ve istikrar ile alakalı olduğunu göstermiştir.
Sağlık sektörünün yoğunlaşma analizi ve ekonomik etkileri: E7 ve G7 ülkeleri üzerine bir inceleme
Çalışmada gelişmekte olan ülkelerde (E7) ve gelişmiş ülkelerde (G7) sağlık sektöründeki yoğunlaşma düzeyinin ve bu yoğunlaşmaların ekonomik etkilerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. 2000 ile 2020 yılları arasını kapsayan çalışmada, E7 ve G7 ülkelerinde önce sağlık sektörü yoğunlaşmaları ölçülmüş, bu yoğunlaşmaların ekonomik etkilerini belirleyebilmek adına panel veri yöntemi kullanılmıştır. Yoğunlaşmaların analizi için Ticaret Yoğunlaşma Endeksi (CR), Herfindahl-Hirschman Endeksi (HHI) ve Entropi Endeksi kullanılmıştır. Coğrafi yoğunlaşma analizlerinde sağlık sektörüne ilişkin ihracat düzeylerini belirlemek için Standart Uluslararası Ticaret Sınıflandırması (SITC) 2 haneli tıp ve eczacılık ürünleri ihracat değerleri esas alınmıştır. Yoğunlaşma değerleri hesaplandıktan sonra belli makroekonomik göstergeler üzerindeki ekonomik etkilerini (GSYH büyüme, enflasyon, işsizlik ve dış açıklık oranı) analiz edebilmek için "Dinamik Panel Veri" yöntemi uygulanmıştır. Bu bağlamda, Arellano-Bond İki Aşamalı Genelleştirilmiş Momentler Tahmincisi (GMM) kullanılmış ve analiz edilmiştir. Sağlık sektöründeki coğrafi yoğunlaşma analiz sonuçları, E7 ülkelerinde G7 ülkelerine göre daha yüksek bir yoğunlaşma seviyesi olduğunu göstermektedir. E7 ülkelerinin genel olarak yüksek seviyede ihracat yoğunlaşması söz konusu iken, G7 ülkelerinde nispi olarak daha düşük düzeyde (orta düzeyde) yoğunlaşma bulunmaktadır. Yoğunlaşmanın ekonomik etkilerini analiz edebilmek için yapılan GMM tahmincisi, her iki ülke grubunda birbirinden farklı sonuçlar vermiştir. Analiz sonuçlarına göre, E7 ülkelerinin sağlık sektörü yoğunlaşması büyüme, işsizlik ve dış açıklık üzerinde etkili iken, yoğunlaşmanın enflasyon üzerinde herhangi bir etkisi gözlemlenmemiştir. G7 ülkelerinde ise sağlık sektörü yoğunlaşması büyüme, enflasyon, işsizlik ve dış açıklık üzerine etkilidir.
Real exchange rate misalignment and macroeconomic performance in open economies: Analysis on selected emerging market economies
Traditional view acknowledges the detrimental impact of Real Exchange Rate (RER) misalignment on the macroeconomic performance of open economies from the long-term perspective. Findings of the earlier studies on the impact of RER misalignment on macroeconomic performance could be misleading as they typically rely on panel data methods in deriving misalignment series which is highly criticized for its strong homogeneity assumption. Moreover, they mostly investigate the growth performance of open economies in response to RER misalignment while dynamics in fundamentals like trade balance, the aggregate level of domestic consumption and domestic investment are also important to draw more inclusive decision. The study first estimates the equilibrium RER and RER misalignment of selected emerging market economies (EMEs) distinctly adopting single equation approach to confirm the heterogeneity of RER behavior in the long-run through 1980-2016 and then examines its impact on macroeconomic performance of the EMEs together with the respective impact of undervaluation and overvaluation employing Blundell & Bond's (1998) System Generalized Method of Moments (SGMM) estimation approach. Results suggest that RER misalignment and its two opposing components- undervaluation and overvaluation hurt the growth of EMEs. Again, the anti-growth effect of undervaluation is later supported by consumption regression as it finds that undervaluation dries up aggregate consumption. The impacts of undervaluation and overvaluation on the trade balance and domestic investment are in line with theoretical claims- undervaluation stimulates trade surplus and domestic investment while overvaluation erodes them. However, RER misalignment helps recover trade imbalances and promotes aggregate domestic investment. Considering the implications of RER misalignment on economic activity, avoiding distortion in RER from its long term equilibrium level is a crucial policy concern for emerging economies. Keywords: Real Exchange Rate Misalignment, Single Equation Approach, SGMM, Emerging Market Economies.
Makroekonomik değişkenlerin borsa ile ilişkisi; Türkiye ekonomisi üzerinden yapısal kırılmalı testler ile ekonometrik bir analiz
Milli gelir, enflasyon, işsizlik, büyüme gibi tüm ülkenin sosyo-ekonomik yapısını ilgilendiren makroekonomik göstergeler, başta yatırımcılar ve politika üreticileri olmak üzere ülkede faaliyet gösteren tüm birimleri önemli derecede etkilemektedir. Gerek üreticiler gerekse finans piyasaları bu göstergelere göre pozisyon almaktadırlar. Aralarında güçlü bir korelasyon olan finans ve imalat sektörleri, makroekonomik göstergeler üzerinden doğru tahminler ile katma değer yaratmaktadırlar. Bu nedenle, bir ülkenin makroekonomik göstergelerindeki istikrar, küresel piyasalarda dahi önemli bir rekabet unsurudur. Tez çalışmasında makroekonomik göstergelerin borsa ile ilişkisi incelenmektedir. Menkul kıymet borsaları, finans piyasaları arasında en büyük potansiyele sahip alandır. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise ağırlıklı yabancı sermayenin elinde olduğu için borsa endeksini etkileyen faktörlerin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. "Seçili makro ekonomik göstergeler ile borsa arasında uzun dönemli ilişki vardır" şeklinde kurgulanan çalışmanın hipotezi yapısal kırılmaya izin veren ekonometrik testler ile analiz edilmektedir. Bu kapsamda öncelikle ADF ve PP testlerinin yanı sıra tek yapısal kırılmaya izin veren Zivot Andrews testi ile serilerin durağanlığı test edilmiştir. Devamında ise değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkinin tespiti için ARDL sınır testi ve değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin tespiti için ise Toda-Yamamato Nedensellik testleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda borsa ile seçili makro ekonomik değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisi görülmüştür. Nedensellik testlerine göre ise borsadan faiz oranlarına doğru tek yönlü ve borsadan işsizliğe doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi yakalanmıştır.
Kredi hacminin makroekonomik göstergeler üzerindeki etkisi
Büyüyen ve gelişen ekonomik sistem içerisinde özellikle fon arz edenlerle fon talep edenlerin bir araya geldiği finansal piyasalar bilgi sistemlerinin de gelişmesiyle birlikte sadece kurumların değil bireylerinde kolaylıkla erişim sağlayabildiği piyasalar olmuşlardır. Bu piyasanın en önemli aktörlerinden olan bankalar ise özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonominin temel göstergelerine doğrudan veya dolaylı etkilerde bulunmaktadırlar. Fon açığı olanlarla fon fazlası olanları buluşturan örgütlenmiş kuruluşlar olan bankaların sağlıklı bir şekilde işleyişinin ülkelerin gayri safi yurt içi hâsıla (GSYİH), enflasyon ve para arzı gibi makro değişkenleri üzerinde etkileri bulunmaktadır. Bu çalışmada ihtiyaç kredileri özelinde Türkiye'de bulunan üç kamu bankasının 2006-2018 yılları dönemi için ihtiyaç kredileri hacimlerinin aynı yıllarda ülkemizdeki büyüme, enflasyon ve para arzı üzerindeki kısa ve uzun dönem etkileri ARDL sınır testi yaklaşımı ile analiz edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişkinin yönü de Toda-Yamamoto nedensellik testi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre Türkiye'de kısa dönemde ekonomik büyüme ile kredi hacmi arasında, uzun dönemde de enflasyon ile kredi hacmi arasında istatiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Toda-Yamamoto nedensellik testi sonucunda ihtiyaç kredilerinden enflasyona doğru tek yönlü, ekonomik büyümeden ihtiyaç kredilerine doğru nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Ayrıca para arzından enflasyona doğru da tek yönlü ilişkinin mevcudiyeti tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kredi hacmi, ekonomik büyüme, enflasyon oranı, para arzı.
Mali kural uygulamalarının makroekonomik değişkenler üzerine etkileri
Ekonomik piyasalarda kamu müdahalesi ile ilişkili olan teoriler zaman içinde farklılık göstermişlerdir. 1990'larda kamu harcamaları ve bütçe açıklarında yaşanan artışlar, kamu finansmanı alanında bazı yeniliklere ihtiyaç duyulması nedeniyle mali kural kavramını gündeme getirmiştir. Bu çalışma; 24 gelişmiş ekonomi için dengesiz panel veri analizini kullanarak işsizlik oranı ve ekonomik büyüme oranının dahil edildiği makroekonomik değişkenlere mali kural uygulamalarının etkilerini ampirik olarak ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu amaçla, sözkonusu ekonomilerde 1985-2012 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Çalışmada bağımlı değişkenler olarak işsizlik oranı ve ekonomik büyüme değişkenleri kullanılırken; mali kural ölçüsü olarak harcama kuralı ve bütçe dengesi kuralı olmak üzere iki temel bağımsız değişken kullanılmıştır. Bununla birlikte; enflasyon oranı, faiz oranı, GSYH içindeki kamu borcu oranı, GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı ve GSYH içindeki vergi gelirlerinin oranı gibi diğer bağımsız değişkenlerde modele dahil edilmiştir. Yapılan analiz sonuçlarına göre; ekonomik büyüme, GSYH içindeki kamu borcunun oranı ve GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı değişkenleri işsizlik oranı üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahipken; harcama kuralı ve enflasyon oranı negatif ve istatistiksel olarak anlamlı etkiye sahiptir. Diğer taraftan, ekonomik büyüme değişkeni üzerinde işsizlik oranı ve GSYH içindeki vergi gelirlerinin oranı pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı iken bütçe dengesi kuralı, GSYH içindeki kamu borcu oranı ve GSYH içindeki kamu harcamalarının oranı değişkenleri negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olmuştur.
Impacts of Brexit on The United Kingdom's internatonal politics and macroeconomic rates
Britain's decision to exit the European Union, which is abbreviated as Brexit, is a culmination of events in the history of EU-UK relations and this process will have crucial consequences on both continental and global scale. Therefore, this study focuses on determining the impacts of BREXIT on the United Kingdom's international politics and macroeconomic indicators through analysing the United Kingdom-European Union relations from a global perspective regarding the historical background, political aspects, and economic matters. From the perspective of historical background, the impacts of it on the UK's international politics will be shown by the fact that Brexit has its roots in its close history. In this regard, from Winston Churchill to Theresa May, the UK governments' approach to the EU will be examined. Furthermore, by using the data sets such as Gross Domestic Product (GDP), Total Investment (TI), Inflation Rate (IR), Unemployment Rate (UR), General Government Total Expenditure (GGTE), General Government Net Debt (GGND), and Current Account Balance (CAB) between 2006-2023 obtained from International Monetary Fund Outlook Database and t-Test: Paired Two Sample for Means, a statistical method, the impacts of Brexit on UK's macroeconomic rates will be determined. In conclusion, the results of t-Test analysis has shown that Brexit decision is expected to bring an important advantage to the UK because Brexit significantly affects 4 macroeconomic indicators out of 7 macroeconomic indicators discussed in the thesis. However, even if the current situation looks positive, it is still difficult to determine the impacts of Brexit on the macroeconomics of the UK because the studies on Brexit are mostly based on estimated values. Therefore, it is also expected that the ongoing Brexit negotiations between the EU and the UK might cause serious political and economic negativeness and uncertainties in the near future.
Döviz kurunun makro iktisadi göstergeler üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Döviz kuru ülke ekonomilerinin en önemli makro iktisadi göstergeleri arasında yer almakta, aynı zamanda faiz oranları, enflasyon, cari işlemler açığı, işsizlik, gayri safi yurt içi hasıla gibi birçok diğer makro iktisadi büyüklük ile de yakın etkileşim içerisinde bulunmaktadır. Bu anlamda, döviz kurunda piyasa yapıları tarafından beklenmeyen ani hareketlilikler ekonomide önemli sorunlar yaratabilmekte ve diğer iktisadi göstergeler üzerinde istikrarsızlığa yol açabilmektedir. Özellikle son yıllarda Türkiye'de aşırı döviz kuru oynaklıklarından dolayı enflasyon ile döviz kuru arasındaki ilişki hem siyasetçilerin ve politika yapıcıların hem de sıradan vatandaşların çok fazla ilgilendiği alanlardan biri durumuna gelmiştir. Bu açıdan döviz kurunun istikrarlı ve öngörülebilir bir yapıda olması ve diğer iktisadi büyüklükler üzerindeki etkisinin ölçümlenebilmesi ülke ekonomisi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Kendi tez çalışmamızda döviz kurunun bu şekilde diğer başlıca makro iktisadi göstergeler üzerindeki etkisinin incelenmesine çalışılmaktadır. Bu amaçla çağdaş iktisat yazınındaki gelişmelerden de faydalanılarak kuramsal temelli olarak aktarılan bilgi içeriği izlenmiş ve döviz kurunun ekonomi üzerinde yarattığı etkiler uygulamalı bir deneme şeklinde zaman serisi çözümlemeleri ile araştırılmıştır.Elde ettiğimiz bulgular neticesinde pozitif döviz kuru şoklarının diğer makro iktisadi değişkenler üzerinde önemli etkileri olduğu gözlemlenmiştir.
Seçimlerin makroekonomik etkileri: Türkiye üzerine bir uygulama
Bu çalışmada seçim dönemlerinin ekonomi üzerindeki etkileri kamu tercihi teorisi kapsamında ele alınmak istenmiştir. Seçimlerin kamu tercihi teorisi kapsamında ele alındığı çalışmaların odaklandığı değişkenler arasından ihracat, Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, Toptan Eşya Fiyat Endeksi, işsiz sayısı, takipteki krediler seçilmiş ve bu değişkenlerin içsel değişken olarak ele alındığı eşanlı modeller kurulmuştur. Bu modellerde genel ve yerel seçimler için kukla değişkenler kullanılmış ve araştırma dönemi 2002:04-2020:04 olarak belirlenmiştir. Kurulan ekonometrik modellerin katsayıları Engle-Granger ve Dinamik En Küçük Kareler yöntemleri ile tahmin edilmiştir. Analiz sonuçları seçimlerden önce alınan manipülatif kararların ve ayarlamaların her zaman iş çevrimi yaratmayacağını göstermektedir. Seçim dönemlerinde yapılan harcamalar sistemde kalıcı bir yük haline gelir ve seçim dönemlerindeki ekonomik ayarlamalar politik iş çevrimi yaratmayabilir. Ayrıca iktidarların politika amaçlarını manipüle etmeleri, politika araçlarını manipüle etmelerine göre daha zordur. Çünkü kamu harcamaları, para arzı gibi politika araçları büyük oranda iktidarın kontrol alanındayken Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, ihracat, enflasyon ve işsizlik gibi göstergelere iktidarın müdahalesi daha kısıtlıdır.
Tam dolarizasyon tartışmaları: Ekvador ekonomisi açısından bir değerlendirme (2000-2020)
Bu çalışma, tam dolarizasyonun alternatif para rejimleri içerisindeki yerini belirlemek ve Ekvador makroekonomik göstergelerinin tam dolarizasyondan nasıl etkilendiğini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma deseni tercih edilmiş, yansıtıcı ve açıklayıcı bir model benimsenmiştir. Tam dolarizasyonun Ekvador ekonomisi üzerine etkilerini incelemek için ekonomik büyüme, enflasyon, işsizlik, cari açık, reel efektif döviz kuru, dış borç ve faiz göstergelerinden istifade edilmiştir. Tam dolarizasyon sonrasında Ekvador enflasyon oranlarının ABD oranlarına yaklaştığı, faiz oranlarında keskin bir düşüşün sağlandığı ancak büyümedeki istikrarsızlığın devam ettiği belirlenmiştir. Petrol ihracatına bağımlı bir büyüme modelinde ısrar edilmesi, sürekli artırılan kamu harcamaları için dış borçlanmanın bir telafi biçimi olarak tercih edilmesi ve alınan dış borcun katma değeri yüksek alanlara tahsis edilememesi; büyümedeki istikrarsızlığın temel kaynakları olarak değerlendirilmiştir. Aynı sebeplerin cari açığın kaliteli bir şekilde sürdürülebilmesi hususunda engel oluşturduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak elde edilen bulgular, yapısal reformların tam dolarizasyondaki önemine işaret etmiş ve tam dolarizasyon rejiminin makroekonomik istikrarı sağlayabilmek açısından tek başına yeterli olamayacağını göstermiştir.
Bankacılık sektöründe sermaye düzenlemelerinin makroekonomik etkileri: Türk bankacılık sektörü üzerinden bir inceleme
İktisat politika belirleyicilerinin temel hedefi düşük enflasyon oranı ile istikrarlı ve kabul edilebilir bir büyüme oranını yakalamaktır. Bu hedef doğrultusunda para politikası ekonomik politikalar içinde önemli bir yere sahiptir. Para politikasının en azından kısa vade ekonomik faaliyet üzerinde belirgin etkileri olduğu konusunda bir fikir birliği söz konusu olmakla birlikte etkilerin boyutları farklılık arz etmektedir. Nitekim birçok araştırmacı bu etkileşim kanalının detaylarını ve işleyiş mekanizmasını merak etmiş incelemiştir. Bu kapsamda en geniş haliyle parasal aktarım mekanizması çerçevesi oluşmuştur. Bu çerçevenin içinde ise farklı alt kanalların gözlemlerle veya kuramsal olarak kurulduğu görülmektedir. Bu farklı kanalların ayrıştırılmasına duyulan ihtiyaç ise esas olarak finansal piyasaların yapısı, gelişmişliği gibi farklılaşmalardan kaynaklanmaktadır. Nitekim bankacılık sektörünün finansal sistem ve ekonomi içindeki rolü, kredi kanalı olarak adlandırılan kanalın öne çıkmasına neden olmuştur. Kredi kanalının varlığı ise klasik politika araçlarının etkilerinin artmasına neden olmaktadır. Klasik kredi kanalında bankacılık sektörünün etkili bir biçimde ekonomik sistem içinde yer aldığı, ancak bankacılığın pasif yapısının sisteme tanıştırılmadığı görülmektedir. Bankacılık sektörünün pasifleri üzerinden ekonomiye olan etkileri, iktisat politikasından uzak bir biçimde kredi sıkışması ve banka sermaye düzenlemeleri yazınlarında irdelenmiştir. Bu çalışmada kredi sıkışması ve banka sermaye düzenlemeleri yazınındaki unsurlardan yararlanarak, kredi kanalının hem tek kalemli olarak ele alınan yükümlülüklerine sermaye kalemi eklenerek, kredi kanalının sermaye kanalı ile yeniden tesisi yapılmıştır. Buradan elde edilen çerçeve de Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren 31 adet mevduat bankası için sınanmıştır. Elde edilen ekonometrik sonuçlar söz konusu sermaye kanalının istatistikî olarak anlamlı olmadığı sonucunu verirken, bu sonuçların, ekonomik konjonktürdeki değişimle ve küresel borçlanma olanaklarındaki farklılaşma ile değişeceği düşünülmektedir. Ayrıca Türk Bankacılık Sektörünün yasal alt sınırların üzerinde sermaye yeterliliğine sahip olduğu bu konjonktürün, banka sermaye düzenlemesine yönelik yeni küresel eğilimlere bağlı olarak değişecek olması, bu kanalın etkililiğini artırması beklenmektedir. Nitekim ekonometrik sonuçlarda ilgili değişkenin işareti hep beklenen yönde elde edilmiştir. Ayrıca diğer bir önemli sonuç, bankacılık sektörünün pasif yapısına ilişkin daha detaylı bilgilerle, modelin daha geliştirilebileceği ve bankacılık sektörü aktifinin de daha detaylandırılmasıyla sermaye düzenlemeleri kavramının küresel eğilimlere paralel bir biçimde makro sağlamlılık düzenlemeleri olarak genişletilmesine fayda görülmektedir. Bu sınamaların yapılması için uygun veri ve perspektifin gelişmesi gereklidir.
Vergi affı uygulamaları ile makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki: Türkiye'de 1980 sonrası dönemin analizi
Devletlerin artan kamusal ihtiyaçlarını giderebilmek için yöneldiği en önemli kaynakların başında vergiler gelmektedir. Vergi gelirlerinin tam ve düzenli bir şekilde tahsil edilebilmesi için, etkin ve adil bir vergi sisteminin oluşması gerekmektedir. Kamu gelirlerinden olan vergiler, devletler açısından incelendiği zaman ciddi bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Devletler azalmış olan vergi gelirlerini telafi etmek ve kamu gelirlerinin yükseltmek amacıyla vergi aflarına başvurmaktadır. Böylece vergi afları vergi sistemi içerisinde önemli bir uygulama noktası haline gelmiştir. Vergi gelirlerini artırmak ya da tahsil edilemeyen vergileri toplamak için vergi afları Türkiye'de olduğu gibi birçok ülkede de uygulanmaktadır. Kısa vadede vergi gelirlerini artırmak, ilgili vergi kurumlarının ve bu konudaki anlaşmazlıklar ya da yaptırımlar sebebiyle yargının yükünü azaltmak yönüyle önemli katkıları olan vergi aflarına Türkiye'de hem ekonomik hem de siyasi nedenlerle sıkça başvurulmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak vergi affı uygulamasının teorik tanımı yapılmıştır. Ardından vergi affı uygulaması ile ilgili ortaya atılan görüşlere yer verilmiştir. Daha sonra Dünya'da ve Türkiye'de uygulanan vergi afları ele alınmıştır. Ardından da çalışmanın son bölümünde Türkiye'de 1980-2019 yılları arasında uygulanan vergi afları ile seçilmiş makroekonomik değişkenler arasındaki ilişki ampirik olarak Vektör Otoregresyon Modeli (VAR) ile analiz edilmiştir. Çalışmada kurulan modelde bağımlı değişken olarak Vergi Affı değişkeni belirlenirken, vergi affını açıklayıcı değişkenler olarak ise Büyüme Oranı, Enflasyon Oranı, İşsizlik Oranı ve Vergi Gelirlerinin Gayri Safi Milli Hasılaya Oranı değişkenleri belirlenmiştir. Analizlerden elde edilen bulgulara göre; vergi afları ile işsizlik oranı ve vergi affı değişkeni (yani kendisi) arasında istatistiki açıdan anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Buna göre ekonomide istihdam kaybı olduğu durumlarda ortaya çıkan gelir kaybı nedeniyle vergi ödemelerinde de olumsuz bir sonucun ortaya çıkabileceği ve çıkartılan vergi affı uygulamalarının aslında bir sonraki muhtemel vergi affına bir beklenti oluşturabileceği sonuçlarına varılmıştır.
Portföy yatırımlarının makroekonomik göstergelere etkisi
Uluslararası sermaye hareketleri özellikle birçok ülkenin ekonomik anlamda liberalleşmeye başladığı 1980'li yıllardan itibaren ülke ekonomileri için oldukça önemli bir olgu haline gelmiştir. Özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomilere yönelik sermaye hareketleri bu ülkelerin birçok makroekonomik göstergesini olumlu ya da olumsuz anlamda etkilemiştir. Gerçekleşen bu sermaye hareketleri sayesinde gelişimini tamamlayamamış ülkeler kalkınmada ihtiyaç duydukları fonları elde etmiş, gelir seviyelerini yükseltmiş ve dünya ekonomisinde kendilerine yer edinmeye başlamışlardır. Uluslararası sermaye hareketlerinin bir türü olan portföy yatırımları sermaye sahiplerinin başka bir ülkenin sermaye piyasası araçlarına yapmış oldukları yatırımlardır. Finansal serbestleşmesini tamamlamış ülkelerde gerçekleşen yabancı portföy yatırımları büyüme, enflasyon, dış ticaret, faiz oranları ve ödemeler dengesi gibi birçok ekonomik göstergeyi etkilemektedir. Bu tez çalışmasında portföy yatırımlarının bir ülkenin makroekonomik göstergelerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışmada portföy yatırımlarının milli gelir, enflasyon, yatırım, kişi başı milli gelir, ithalat ve ihracat üzerindeki etkileri panel veri seti kullanılarak ekonomik olarak analiz edilmiştir.
Türk bankacılık sektöründe takipteki kredilerin makroekonomik etkileri
Fon fazlası olan bankaların fon talep edenlere sağladığı kredi, bankacılığın temel fonksiyonları arasında yer almaktadır. Ekonominin gerek arz gerekse talep yönünü etkileyen krediler, zamanında ödendiği takdirde kar getirisi yüksek olduğu gibi zamanında ödenmemesi durumunda ise bankalar açısından yüksek risk taşımaktadır. Bu sebeple kredinin takibe düşmesinin önüne geçilmesi bankalar açısından büyük önem arz etmektedir. Bankaların kullandırmış olduğu kredilerinin takibe düşme oranlarındaki artış, krediyi kullandıran banka açısından olumsuz bir durum olduğu gibi bankaların olumsuz durumlar içerisinde olması ülke ekonomisini de olumsuz etkilemektedir. Ülke ekonomisi için gösterge niteliği taşıyan makroekonomik faktörlerin kredilerin takibe düşmesindeki etkiyi araştıran çalışmada, Türkiye ekonomisi için, 2005Q1-2020Q4 çeyreklik dönemlerine ait veriler kullanılmıştır. Çalışmanın bağımlı değişkeni takipteki kredi oranı, bağımsız değişkenleri ise makroekonomik faktörler içerisinde yer alan gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYIH), enflasyon oranı, faiz oranı ve işsizlik oranı tercih edilmiştir. Veriler ARDL Sınır Testi Modeli ile test edilmiştir. Çalışmanın amacı, ülke ekonomisinin içinde bulunduğu finansal durumu analiz etmeye yardımcı makroekonomik göstergelerin takipteki kredilere etkisinin araştırılmasıdır. Yapılan çalışma sonucunda 2005Q1-2020Q4 çeyreklik verilerinin kullanıldığı analizde değişkenler arası uzun dönemde takipteki kredi oranı ile GSYIH ve enflasyon oranının kredilerle ilişkisinin olduğu, pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Faiz unsuru ve işsizlik değişkenlerinin ise takipteki kredileri uzun dönemde etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının makroekonomik istikrara etkisi: Türkiye örneği
Hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler için Doğrudan yabancı sermaye yatırımları önemli bir finansman kaynağıdır. Çalışmada, Türkiye'de istikrar kavramı ile Doğrudan yabancı sermaye yatırımları arasındaki ilişkiyi ölçmek için VAR analizi yapılmıştır. Analizde, 2003-2017 yılları incelenmiştir ve sonuçta çıkan bulgulara göre DYSY'yi en fazla etkileyen değişken yine kendisi olmuş, kendinden sonra Tüfe Bazlı Efektif Döviz Kuru en etkili olan değişken olmuştur. İktisat literatüründe, uluslararası sermaye hareketlerinin ülkelerin iç ve dış denge şartlarında ne tür etkiler yarattığı yoğun tartışılan konular arasındadır. Özellikle son 20 yılda kısa vadeli sermaye hareketlerinin yarattığı küresel krizlerin sayısında yaşanan artış ve bu hareketlerin bir ülkedeki krizi diğer ülkelere taşıma kapasitesi literatürdeki çalışmaların artışında en önemli nedenlerden biridir. Bununla beraber uzun vadeli yatırımların doğru kullanıldığı takdirde makroekonomik istikrara avantaj sağladığı araştırılmalarda sıklıkla görülmektedir. Bu çalışma, Türkiye'ye gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve makroekonomik istikrar arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, birinci bölümde doğrudan yabancı sermaye yatırımı tanımı ve türlerine ilişkin kavramsal çerçeveye yer verilecektir. İkinci bölümde makroekonomik istikrara ilişkin çeşitli sınıflandırmalar ve istikrarın yabancı sermaye yatırımları açısından önemi incelenecektir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'de makroekonomik istikrar ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin sayısal verilere yer verilecektir. Son bölümde ise doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve makroekonomik istikrar arasındaki ilişkiyi test etmek amacıyla ekonometrik analiz gerçekleştirilmiştir. Anahtar Sözcükler Doğrudan Yabancı Sermeye Yatırımı, Makroekonomik İstikrar, VAR Analizi, Finansman Kaynakları, Etkileşim.