Natriuretic agents

97 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Siirt yöresinde neonatal kuzu ishallerinde D-dimer, NT-proBNP ve kardiyak enzimlerin ölçülmesi ve aralarındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, neonatal dönemdeki kuzularda ishalin, kardiyak enzimler, bazı biyokimyasal ve hematolojik parametreler üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Yeni doğan ishalli kuzuların kalp parameterlerini değerlendirmek için ELISA yöntemiyle kardiyak biyobelirteçlerden olan serum DD, NT-proBNP, cTn-I, CK, CK-MB, AST ve CRP konsantrasyonları ölçüldü. Bu araştırmanın hayvan materyalini, Siirt Hayvan Sağlığı Uygulama ve Araştırma Hastanesine getirilen 0-28 gün aralığındaki ishalli 50 kuzu hasta grubu, aynı yaş aralığındaki klinik olarak sağlıklı ve hızlı ishal test kitleriyle etken yönünden negatif olan 20 kuzu kontrol grubu olmak üzere toplam 70 adet kuzu oluşturdu. Hızlı test kitleriyle dışkıda belirlenen etkenlerden Clostridium perfringens %38, Clostridium perfringens ve Epsilon birlikte %22, Cryptosporidium parvum %16, Clostridium perfringens ve Cryptosporidium parvum birlikte %14, Epsilon toksini ise %6 oranında bulundu. Ayrıca 3 etkenin birlikte seyrettiği iki hasta kuzunun birinde Clostridium perfringens, Cryptosporidium parvum ve Epsilon toksini bulunurken diğerinde ise Clostridium perfringens, E. coli ve Rotavirüs miks olarak seyrettiği görüldü. Hematolojik muayene yönünden kontrol ve hasta grubu arasında yapılan karşılaştırmada kontrol grubuna kıyasla hasta grubundaki WBC ve MCHC değerlerinde önemli (p<0,01, p<0,001) derecede artış saptandı. Buna karşılık RBC, HGB, HCT, MCV, PLT ve PCT değerlerinde kontrol ve hasta grupları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Kontrol ve hasta grupları arasında serum AST, CK, CK-MB, cTn-I, D-Dimer ve NT-proBNP düzeyleri bakımından önemli bir fark tespit edilmedi. Ancak CRP aktivitelerinde kontrol grubuna kıyasla hasta grubunda önemli (p<0,05) derecede yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, hasta kuzularda biyokimyasal parametreler, CRP dışında her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı bulunmasa da sağlıklı kuzulara kıyasla hasta kuzularda gözle görülebilir bir artış olması kalp hasarının varlığının ortaya konulması açısından önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca ishalli neonatal kuzularda yapılan bu çalışma, literatür taraması neticesinde, bu anlamda bir ilk olma niteliğinde olması ve daha sonraki yapılacak çalışmalara ışık tutması yönünden önemli olabileceği kanısına varılmıştır.

BiyobelirteçlerD-dimerDiyare+7
Vedat Baldaz
Siirt University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil serviste akut koroner sendrom tanısı alan hastalarda ölçülen BNP düzeyi ile mortalite arasındaki ilişki

Bu çalışmada acil servise başvuran akut koroner sendrom (AKS) hastalarındaki BNP düzeylerinin farklı zamanlardaki mortalite oranları üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmış olup sonuçların AKS hastalarının acil ve uzun dönem tedavi stratejilerine katkı sağlaması planlanmıştır. Retrospektif gözlemsel bir çalışma olarak dizayn edilen bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin Acil Servisine 01 Ocak 2015 – 31 Aralık 2019 tarihleri arasında başvuran, AKS tanısı alan ve BNP değeri bakılan 582 hastanın verileri analiz edilmiştir. Hastaların %76,6'sının (n=446) erkek, yaş ortalamalarının ise 62±12,6 (en küçük 28, en büyük 93) olduğu saptanmıştır. Kadınlarda hastane, 6.ay ve 1.sene mortalite oranları ile yaş ortalamalarının daha yüksek olduğu görülmüştür. Bilinen hastalıklar ile hastane mortaliteleri arasında ilişki saptanmazken; KY, DM, KAH ve KBH için 1.sene mortalitesinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. Düzenli sigara içicilerinde 1.sene mortalite oranının anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmış olup, BNP düzeyinin düzenli sigara içicilerinde en düşük olduğu görüldü. STEMİ hastalarında hastane içi ve 1.ay mortalite oranlarının diğer AKS gruplarına göre daha yüksek olduğu saptandı ancak 6.ay ve 1.sene mortalite oranlarında AKS tanı grupları arası anlamlı fark saptanmadı. Başvuru BNP düzeyinin ise NSTEMİ grubunda en yüksek olduğu görüldü. BNP ile en güçlü korelasyon ilişkisinın GRACE 2.0 puanı ile olduğu görüldü. Hastane, 1.ay, 6.ay ve 1.sene mortalite analizlerinde exitus olan hastaların başvuru BNP düzeylerinin yaşayan hastalara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı. Hastane mortalitesi için başvuru BNP kesim noktası değeri ROC eğrisinde %73,3 duyarlılık , %76,1 seçicililik ile 311.1 pg/ml olarak kabul edildi (%95 GA=0.68-0.85). Başvuru BNP'si 311.1 pg/ml'nin üzerinde olanlarda hastane mortalite riskinin 8.75 kat fazla olduğu bulunmuştur (%95 GA=4.6-15.8). Bu bulgular AKS hastalarında acil serviste bakılan BNP düzeyinin, hastane ve yakın dönem mortalite öngörüsü amacıyla kullanılabileceği hipotezini desteklemektedir. NSTEMİ ve USAP hastalarının ilk başvurusunda BNP değerinin yüksek olması, erken invazif tedavi seçeneği için yol gösterici olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Acil Tıp, BNP, Akut Koroner Sendrom, Mortalite

Acil servis-hastaneAcil tıpAkut koroner sendrom+3
Nurullah Yuca
Hacettepe University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Fenilketonüride öğrenme bellek mekanizmasının dişi ve erkek sıçanlarda CAMP/PKA/CREB/BDNF Yolağı Üzerinden İncelenmesi

Fenilketonüri, fenilalanin hidroksilaz enzim eksikliği ile karakterize nadir görülen bir kalıtsal metabolik hastalıktır. Bu enzimin yokluğu kan fenilalanin seviyesini yükselterek, beyinde fenilalanin birikmesine ve geri dönüşümsüz nörolojik hasar oluşması ile öğrenme ve belleği olumsuz yönde etkilemektedir. Hipokampus, öğrenme ve bellek gibi beyin fonksiyonlarında önemli roller oynar. cAMP /PKA /CREB/BDNF yolağının yapılan çalışmalar ile uzun süreli öğrenme ve bellek ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu tez kapsamında fenilketonüride bozulan öğrenme bellek mekaniz- masının dişi ve erkek sıçanlarda cAMP/PKA/CREB/BDNF yolağı ile ilişkisi incelendi. Fenilketonüri modeli oluşturmak için feninalanin hidroksilaz enzim inhibitörü 4-Cl-fenilalanin ve fenilalanin subkutan enjeksiyon ile 6 günlük sıçan yavrularına uygulandı. Lokomotor aktivite, yeni nesne tanıma ve pasif sakınma testleri yapıldı. Hipokampal dokuda cAMP /PKA /CREB /pCREB/BDNF metabolit miktarları, protein ifadeleri ve RT-qPCR ile PKA, CREB, BNDF, AChE ve BChE'ın mRNA ifadeleri analiz edildi. Cinsiyete göre analizlerde erkek PKU sıçanların dişi PKU sıçanlara göre lokomotor aktivitesinin azaldığı bulundu. PKU grubu erkek sıçanlar AChE, BChE, CREB ve BNDF mRNA seviyeleri, dişi PKU sıçanlarda CREB ve BNDF seviyelerinin azaldığı belirlendi. PKU erkek sıçanların PKA aktivitesi azalırken, dişi PKU sıçanların arttığı bulundu. pCREB/CREB oranı ise PKU dişilerde azaldığı tespit edildi. Sonuç olarak PKU modelinde BNDF yolağı ve kolinerjik sistem elemanlarının seviyelerinin cinsiyete göre farklılık gösterebileceği saptandı.

BellekFenilketonüriFenilketonüri+6
Çiğdem Çiçek
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Galectin-3 ve diğer kardiyak belirteçlerin ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğini belirlemedeki rollerinin vitamin D durumu ile ilişkisi

D vitamini kalsiyum ve fosfor üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileriyle kalp kasının kasılmasını etkilemektedir. Bu konuda bir çok araştırma yapılmış, ağırlıklı olarak koroner arter hastalığı ve sistolik kalp yetmezliğinin vitamin D eksikliği ile ilişkisi incelenmiştir. Bu çalışmada sistolik fonksiyonu korunmuş kalp yetmezliği olan hastalarda N-Terminal Pro-Brain Natriuretic Peptide (NT-ProBNP), High sensitive Troponin-I (HsTpn-I), Galectin-3(Gal-3), Fibroblast Growth Factor-23(FGF-23), Suppression of tumorigenesis-2 (ST2) belirteç düzeyleri ve vitamin D düzeyi ölçülmüştür. Vitamin D ile ilişkisi ve kardiyak etkileri nedeni ile Paratiroid hormon(PTH) da çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın amacı vitamin D durumunun, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğinde bu belirteçlerin kalp yetmezliğini saptama düzeylerine olan etkisini araştırmaktır. 71 ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği(HFpEF) tanısı koyulan hasta ve 61 kalp yetmezliği tanısı olmayan sağlıklı kişi başlangıç için iki grup oluşturmuştur. Vitamin D durumunun, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliğinde bu belirteçlerin kalp yetmezliğini saptama düzeylerine olan etkisi Mann Whitney U, ROC analizi ve lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Yapılan analiz sonucunda Vitamin D hasta grubunda daha düşük, NTproBNP, Gal-3,PTH, ST2 düzeyi ise hasta grubunda daha yüksektir. Bu dört belirtecin ROC analizindeki AUC (eğri altında kalan alan) değerleri ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği teşhisi için anlamlıydı. HsTpn-I ve Galectin-3 ise iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Lojistik regresyon analizinde Vitamin D'de bir birimlik azalış hastalık yakalama şansını 1,084 kat artırırken vitamin D'deki 10 birimlik kategorik azalış hastalık yakalama riskini 2,27 kat artırmaktaydı. Biz de farklı Vitamin D gruplarında ROC analizi değerlerini tekrarladık. Vitamin D>20 ng/ml olduğunda NTproBNP, Gal-3, ST2, PTH'un HFpEF teşhisinde başarı şansını artırmaktadır. Sonuç olarak NTproBNP, Gal-3, ST2, PTH Ejeksiyon Fraksiyonu Korunmuş Kalp Yetmezliğini belirlemede Vitamin D durumu ile İlişkili bulunmuştur. D vitamini eksikliği saptanan olgularda D vitamini replasmanı yapılmasınınn bu belirteçlerin HFpEF vakalarını saptamadaki güçlerini değiştirip değiştirmeyeceğini anlamak için ileri prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Vitamin D, Galectin-3, N-Terminal Pro-Brain Natriuretic Peptid, Suppression of tumorigenesis-2 (ST2), Paratiroid Hormon, ejeksiyon fraksiyonu korunmuş kalp yetmezliği

Fibroblast büyüme faktörüGalektin-3Kalp+7
Mehmet Erdevir
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Senkop sebebi ile acil servise başvuran çocuk hastalarda amino n-terminal pro beyin natriüretik peptid (NT-PROBNP)'nin kardiyak ve nonkardiyak senkop ayırıcı tanısındaki rolü

Amaç: Kardiyak nedenli senkop çocuklarda hayatı tehdit eden bir durumdur ve tespitinde natriüretik peptidlerin rolü üzerine yapılan çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bu çalışmanın amacı, kardiyak ve nonkardiyak senkop hastalarının ayırıcı tanısında N-terminal pro-B tipi natriüretik peptid (NT-proBNP) konsantrasyonlarının tanısal değerini ve klinik önemini değerlendirmektir. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Acil Servisine 01 Ekim 2018– 01 Kasım 2019 yılları arasında senkop (ani ve geçici bilinç kaybı) sebebi ile başvuran 3-18 yaş arasındaki çocuklar prospektif olarak çalışmamıza alındı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Pediatri polikliniğine başvuran, 3-18 yaş arasında kronik hastalığı olmayan, sağlıklı 50 çocuk kontrol grubu olarak seçildi. Hastaların demografik özellikleri (yaş, cinsiyet), anamnez bilgileri (kronik hastalığı olup olmadığı, kullandığı ilaçlar), başvuru sırasındaki vital bulguları ve fizik muayene bulguları kaydedildi. Çalışmaya alınan tüm hastalar çocuk acil uzmanı ve çocuk sağlığı ve hastalıkları asistanı tarafından değerlendirildi. Anamnez (eforla senkop, göğüs ağrısı, geçirilmiş hastalıklar öyküsü vb.), soygeçmiş (ailede ani kardiyak ölüm vb.), fizik muayene özellikleri (anormal kalp sesleri, nörolojik defisit, anormal solunum sesleri vb.) doğrultusunda uygun görülen hastalardan temel laboratuvar testleri (tam kan sayımı, kan elektrolitleri (sodyum, potasyum), kan glukozu, karaciğer fonksiyon testleri (AST,ALT), böbrek fonksiyon testleri (üre, kreatinin)) ve kardiyak belirteçler (kreatinin kinaz-MB (CK-MB), troponin), telekardiyografi ve elektrokardiyografi (EKG) tetkikleri yapıldı. Senkop hastalarının tümüne nörolojik değerlendirme için elektroensefalografi (EEG) çekimi yapıldı. Tüm hastalara ekokardiyografi (EKO) yapıldı ve çocuk kardiyoloji hekimi tarafından değerlendirildi. Çocuk kardiyoloji hekiminin uygun gördüğü hastalara tilt testi ve 24 saat holter uygulandı. Senkop olgularının tümünün NT-proBNP konsantrasyonları belirlendi. Kontrol grubuna alınan olguların demografik özelllikleri ve NT-proBNP konsantrasyonları kaydedildi. Çalışmamız Ege Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Projesi (BAP) TTU-2019-20289 numarası ile desteklendi. Bulgular: Çalışma süresi içinde acil servise toplam 197 hasta senkop ile başvurdu. Çalışmamıza katılan senkop olgularının %68,5'u (135) kız, %31,5'u (62) erkekti (Kız/Erkek oranı: 2,9/1). Senkop olgularının medyan yaşı 12,8 (3-17) yıldı. Aynı dönemde genel pediatri polikliniğinde değerlendirilen toplam 50 hasta (K/E) kontrol grubu olarak seçildi. Kontrol grubunun %50'i (25) kız %50'si (25) erkekti. Kontrol grubunun medyan yaşı 10.6 (3-17 yıl) yıldı. Etyolojilerine bakıldığında %8,6'sı (17) kardiyak kökenli, %91,4'ü (180) nonkardiyak kökenli senkop olduğu tespit edildi. Toplam 131 kişinin (%66,5) kreatinin kinaz-MB (CK-MB) değerlerine bakıldı. Kardiyak kökenli senkop grubunda ortalama CK-MB değeri 4,5 µg/L (min-max: 0,8-14,2), nonkardiyak kökenli senkop grubunda ise 1,9 µg/L (min-max: 0,5-20,1) idi (p=0.022). Senkop olgularından 196 kişinin (%99,5) troponin değerlerine bakıldı ve kardiyak grupta ortalama 49,2 µg/L (min-max: 13-519), nonkardiyak grupta ortalama 13 µg/L (min-max: 13-13) olarak sonuçlandı (p=0.000). QTc mesafesi kardiyak kökenli senkop grubunda ortalama 0,42 saniye (min-max: 0.34-0.51), nonkardiyak kökenli senkop grubunda ise ortalama 0,39 saniye (min-max: 0.32-0.44) olarak ölçüldü. İki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcuttu (p=0.008). EKO bulguları açısından değerlendirildiğinde ise toplam 17 hastadan oluşan kardiyak kökenli senkop grubunda anormal EKO oranı %47 (n=8) iken nonkardiyak grupta bu oran %3,9 (n=7) olarak bulunmuştur (p=0.000). Bunun yanısıra kardiyak gupta 5 kişide (%71,4) anormal Holter EKG bulguları mevcut iken nonkardiyak grupta da 5 kişide (%15,6) anormal holter EKG bulguları olduğu görüldü (p=0.007). Hasta grubu ve kontrol grubunda plazma NT-proBNP sonuçları incelendiğinde; kontrol grubunun ortalama NT-proBNP değeri 49,5 ng/L iken; hasta grubunda kardiyak kökenli senkop olanlarda 437,4 ng/L, nonkardiyak kökenli senkop olanlarda ise 44,5 ng/L, olarak saptandı. Senkop ve kontrol grubundaki çocuklardaki NT-proBNP değerleri karşılaştırıldığında, kardiyak kökenli senkop grubundaki NT-proBNP değerleri nonkardiyak ve kontrol grubundakilere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek saptandı (sırasıyla, p=0.000, p=0.001). Nonkardiyak grup ile kontrol grubu arasında ise NT-proBNP değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=1,000). Sonuç: Çalışmamız, senkop nedeni ile çocuk acil servise başvuran hastalarda artmış plazma NT-proBNP konsantrasyonlarının senkopun kardiyak kökenli olduğunu öngörmede ve dolayısıyla da prognozun öngörülmesinde kullanışlı bir biyobelirteç olduğunu gösterdi.

Acil servis-hastaneAcil tıpBiyobelirteçler+5
Sinem Özdemir
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji bölümüne başvuran hastaların takip verilerinin hastaneye başvuru ve mortalite öngördürücülüğünün değerlendirilmesi açısından retrospektif analizi

Giriş: Dekompanse kalp yetersizliği ile hastaneye başvuran hastalarda erken dönemde tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riski oldukça yüksek olup; pulmoner konjesyonun değerlendirilmesinde ve hastaların takibinde kullanılabilecek biyobelirteçler ile ilgili veriler sınırlıdır. Amaç: DKY hastalarında taburculuk sonrası hastaneye tekrar başvuru ve mortalite riskini öngörmede kullanılabilecek biyobelirteçlerin saptanması ve bu biyobelirteçlerin konjesyonla korelasyonunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Metot: Çalışma gözlemsel araştırma olarak planlandı. Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji kliniğine yatışı yapılan ve en az 6 aydır düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği tanısı olan hastalar dışlama kriterlerine göre değerlendirildikten sonra, uygun bulunan 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların bazal ekokardiyografisine ek olarak akciğer ultrasonunda 28 zon metodu kullanılarak B çizgi sayıları hesaplandı. Hastaların ultrason ve laboratuar bulguları dekompanse kalp yetersizliği (DKY) anında ve taburculuk anında değerlendirildi, değişim miktarı yüzde olarak hesaplandı. Hastaneye tekrar başvuru ve mortalite için bağımsız risk faktörleri çok değişkenli cox regresyon modeli ile değerlendirildi ve modele everest skoru, kreatinin, NT pro-BNP, B çizgi ve VCI ekspiratuar çap düzeyleri dahil edildi. Bulgular: DKY anında NT pro-BNP, B-çizgi ve VCI ekspiratuar çapı taburculuk anına kıyasla anlamlı olarak azalma gösterdi (p<0,001). Tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riskinde; hem DKY anında hem de taburculukta NT pro-BNP ve B-çizgi düzeyleri bağımsız prediktörler olarak saptandı. Çok değişkenli analizlerde diğer risk faktörlerinin etkileri göz önüne alındığında VCI ekspiratuar çapının anlamlılığını yitirdiği gösterildi. Mortalite riskini öngörmede NT proBNP ve B-çizgi düzeylerindeki yüzde değişimin yüksek tanısal performans sergilediği gösterildi. Sonuç: Araştırmamızda NT-pro BNP ve B-çizgi düzeyleri DKY hastalarında güçlü prognostik faktörler olarak saptandı. Ayrıca biyomarkerlerin ardışık olarak izlemi ve kombine halinde değerlendirilmesinin tanısal ayırımda daha güçlü olacağı yönünde bulgular gösterilmiştir. Klinik uygulamada bu bulguların geçerliliği için daha geniş randomize kontrollü prospektif araştırmalara ihtiyaç vardır.

Hasta başvurusuHasta başvurusu-tekrarHasta takibi+5
Yeşim Bayazıt Candemir
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol ventrikül destek cihazı implantasyonu yapılan son dönem kalp yetmezliği hastalarında dolaşımdaki neprilisin molekül düzeyinin belirlenmesi

GİRİŞ: Kalp yetmezliğiyle nörohormonal mekanizmalar aktive olmakta ve dolaşımda fibrozisi artırıcı, natriüretik peptitleri yıkarak diürezi engelleyici neprilisin'in düzeyi artmaktadır. Sol ventrikül destek cihazı (LVAD) implantasyonundan sonra norohumoral aktivasyon çoğunlukla azalmaktadır ancak normale dönüp dönmediği bilinmemektedir. Bununla birlikte, LVAD implantasyonu sonrası neprilisin plazma seviyesinde ki değişiklikler daha önce incelenmemiştir ve ayrıca LVAD implantasyonu öncesi yükselmiş neprilisin seviyeleri ve bunun kısa dönem sonuçlarla ilişkisiyle ilgili veriler eksiktir. AMAÇ: Çalışmamızda dolaşımdaki neprilisin molekülü düzeyinin sol ventrikül destek cihazı implantasyonu sonrası değişimini ve implantasyon öncesi neprilisin düzeyinin kısa dönem mortalite ve morbiditeyle ilişkisini belirlemeye çalıştık. METOD : prospektif olarak Ocak 2017 ile Ekim 2017 arasında LVAD implantasyonu uygulanmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Ameliyat öncesi ve sonrası 3. ayda plazma neprilisin düzeyleri ölçüldü. Hastalar; mortalite, inme, pompa trombozu, gastrointestinal kanama ve sağ ventrikül yetmezliği gibi advers olaylar için ilk 3 ayda gözlemledi. BULGULAR: toplamda 47 hasta (40:erkek, ortalama yaş: 54±11yıl, BMI: 25,70±3,89 kg/m2) çalışmaya dahil edildi. %42,6(n:20) hasta kalp yetmezliği açısından iskemik etiyolojiye sahipti. 3.ayın sonunda operasyon öncesine göre neprilisin düzeylerinde anlamlı düşüş izlendi. (75,28 pg/ml – 75,30 pg/ml p:0,007) 3 aylık izlemde 7 hasta exitus oldu, bu hastaların operasyon öncesi neprilisin düzeyleri yüksek saptanmasına rağmen istatiksel anlamlılığa mortalite az olduğu için ulaşmadı( 1798,51 ± 1935,5pg/ml, 371,59 ± 506,68pg/ml p:0,134). Neprilisin düzeyleri yaş,cinsiyet, BMI, kalp yetmezliği etiyolojisi ve renal fonksiyonlarla ilişkisiz bulundu. Operasyon öncesi neprilisin düzeylerinde 431pg/ml; ilk 3 aydaki advers olaylar açısından %71 sensitivite, %77 spesifiteyle sınır değer olarak saptandı(EAA:0,682; %95 CI:0.387-0.977; p:0,128). Operasyondan sonraki 3 ay içinde komplikasyon gelişenlerin 3.aydaki neprilisin düzeyi, gelişmeyenlere göre daha yüksek bulundu.(p:0,05) SONUÇ: LVAD implantasyonu sonrası nörohormonal sistem aktivasyonu azalsa da normale dönmemektedir. Ameliyattan sonra 3 ay içinde komplikasyon gelişen hastalarda halen yüksek nörohormonal aktivasyon saptandı. Bu nedenle, LVAD implantasyonundan sonra halen yüksek neprilisin seviyelerine sahip hastalarda optimal tıbbi tedaviye devam edilmesi önerilmektedir.

Kalp destek cihazlarıKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+3
Elif İlkay Yüce
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer sirozu hastalarında terapötik parasentezin pro-BNP ve troponin üzerine etkileri

Giriş ve Amaç: Karaciğer sirozunun portal hipertansiyona bağlı gelişen en sık karşılaşılan komplikasyonu olan asit, önemli bir morbidite ve hastaneye yatış sebebidir. Yüksek volümlü parasentez dirençli refrakter asitte sık kullanılan bir tedavi seçeneğidir. Kardiyak musküler yapının gerilimine bağlı salınan BNP ve kardiyak iskemi göstergesi olarak hstroponin gibi belirteçler günümüzde sıklıkla kullanılmakta olup karaciğer sirozunda yükseldikleri gösterilmiştir. Çalışmamızda yüksek volümlü parasentezle dinamik değişikliklerin kardiyak ön yük ve iskemi üzerindeki etkisini prospektif olarak pro-BNP ve hs-troponin ile değerlendirimeyi amaçladık. Materyal ve Metod: Çalışmamıza 33 kompanse sirozlu ve 25 terapötik parasenetez ihtiyacı olan dekompanse siroz hastası dahil edilmiştir. Kardiyovasküler hastalık öyküsü, ileri derece astım-KOAH, hipotiroidi, evre 3 ve üzeri kronik böbrek hastalığı, aktif enfeksiyon veya aktif siroz komplikasyonu olan, transplantasyon öyküsü veya hepatoselüler karsinom dahil malignitesi olan, 18 yaş altı hastalar ve gebe hastalar ölçülen pro-BNP ve hs-troponin değerlerini etkilelememesi için çalışmadan dışlanan hasta gruplarıdır. Hastaların demografik özellikleri, laboratuvar değerleri, pro-BNP, hs-troponin seviyeleri, masif terapötik parasentez (MTP) grubunda parasentez sonrası 6. , 48. saat ve 7. gün pro-BNP değerleri ve rutin biyokimyasal parametreler, MTP sonrası 6.saatte hstroponin değeri ölçülmüştür. MTP grubunda yapılan parasentez miktarları, albümin kullanımı ve ölçüm saatlerindeki arteriyel tansiyon değerleri de takip edilmiştir. Çalışma BAP desteğiyle etik kurul onayı alınarak yapılmıştır. Çalışma sonuçları değerlendirmesinde ağırlıklı olarak non-parametrik testlerden Wilcoxon signed rank test kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmamızın sonucunda MTP grubunda asiti olmayan hastalara göre bazal proBNP ve hs-troponin değerleri anlamlı yüksek bulunmuştur. MTP grubunda bazal pro-BNP değerleriyle 6. saat, 48. saat ve 7. gün ölçülen pro-BNP değerleri arasında istatiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Parasentez öncesi hs-troponin değeri ile 6.saatte ölçülen hstroponin değeri arasında da anlamlı fark bulunmamıştır. Sonuç: Pro-BNP ve hs-troponin prognoz göstergesi olarak sirozun şiddeti ile koreledir. Yüksek volümlü parasentezin hastalarda kardiyak ön yük ve kardiyak iskemi üzerinde anlamlı etkisi olmadığı ve hem kardiyak hem renal fonksiyonlar açısından güvenli olabileceği saptanmıştır.

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKaraciğer sirozu+3
Hakan Bilgen
Necmettin Erbakan University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Plevral sıvı analizinde biyolojik belirteçlerin kullanımı

ÖZETGİRİŞPlevral efüzyonun nedenine yönelik yapılan incelemelerde her zaman etiyoloji aydınlatılamamaktadır. Bu amaçla alternatif testlere ihtiyaç duyulmaktadır. Biz de çalışmamızda farklı plevral efüzyon gruplarında, transuda-eksuda ayrımında, yeni biyobelirteçlerin pro-brain natriüretik peptid (proBNP), tümör nekrozis faktör alfa (TNF- ?), C-reaktif protein (CRP), prokalsitonin (PCT) plevral efüzyon etiyolojisiyle ilişkisini araştırmayı planladık.MATERYAL-METODProspektif yapılan çalışmamızda, çalışmaya Ağustos 2011- Şubat 2012 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran 50 hasta dahil edildi. Hastalardan eşzamanlı plevral sıvı ile venöz kan alınarak, LDH ve protein değerlerine bakılarak, `'Light Kriterleri'ne'' göre transuda ve eksuda ayrımı yapılarak gruplandırıldı. Torasentez ile alınan 2 cc'lik efüzyon örnekleri -80°c `de stoklandı.Analiz için çözülen sıvılarda; Kemilüminesan İmmunassay methodu ile pro-BNP, İmmunfloresan yöntem ile PCT, İmmunometrik Sandviç enzim İmmunassay tekniği ile TNF- ? ve İmmuntribidimetrik yöntem ile CRP değerlendirildi.BULGULARÇalışmamızda elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler SPSS 17.0 paket programı kullanılarak yapıldı. Verilerin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi ve ROC eğrileri kullanıldı. Çalışmamızdaki 50 plevral sıvının; 28'i eksuda, 22'si transuda olarak belirlendi. Yapılan analizler sonucunda pro-BNP'nin transuda ?eksuda ayrımında %79.9 oranıyla transuda lehine anlamlı ayırıcılığı tespit edilmiştir. CRP'nin de eksuda lehine % 77.1 oranıyla anlamlı olduğu sonucu elde edilmiştir. Yapılan çalışmamızda TNF- ?, PCT biyobelirteçlerinin transuda- eksuda ayrımında istatistiksel anlamlılığı tespit edilmemiştir.Anahtar Kelimeler: Plevral efüzyon, Transuda ve Eksuda, Yeni Biyobelirteçler

BiyobelirteçlerC reaktif proteinKalsitonin+3
Tuğçe Kasapoğlu Hürkal
Demiroğlu Bilim University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek doz metilprednizolon alan akut trombositopenik hastalarda yüksek doz steroidin kardiyovasküler etkileri

Amaç: Bu tez çalışmasında ITP tanısı almış ve tedavilerinde yüksek doz metilprednizolon kullanılacak hastalarda yüksek doz intravenöz steroid tedavisinin kardiyovasküler sisteme olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Steroit tedavisi sırasında klinik izlem de bir çok hastada asemptomatik bradikardi görülmesi nedeniyle bu etkinin daha çok steroit tedavisi sırasında gelişen hipertansiyon ve/veya volüm ekspansiyonuna yanıt olarak salgılanan natriüretik peptilere bağlı olduğunu düşündüğümüzden dolayı tez çalışmasında steroid tedavisi sırasında NT-proBNP düzeylerindeki değişimin incelenmesi ve bunun meydana gelen kardiyak değişikliklerle ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.Gereç ve yöntemler: Akut ITP tanısı alan ve kardiyak patolojisi olamayan, tedavisinde yüksek doz metilprednizolon kulanılan, yaşları 0,5 ile 16 (6,42 ± 4,17yıl) arasında değişen 19 çocuk hasta alındı. Kontrol grubu olarak sistemik bir hastalığı bulunmayan pediyatrik kardiyoloji polikliniğine masum üfürüm veya göğüs ağrısı şikayeti ile başvuran ve kardiyak patolojisi tespit edilmeyen, herhangi bir hastalığı olmayan yakın zamanda ilaç kullanmamış 23 çocuk dahil edildi. Akut ITP'li hastaların tedavi öncesi ve tedavinin üçüncü. ve onuncu gününde elektrokardiyografi (EKG) çekildi. Elektrokardiyografik değerlendirmede ritm, kalp hızı ve aritmi varlığı değerlendirildi. Yine hastaların tedavi öncesi ve tedavinin üçüncü. ve onuncu gününde ekokardiyografik inceleme tek bir pediyatrik kardiyoloji uzmanı tarafından VIVID Pro 7 Dimension (GE, USA) cihazı kullanılarak gerçekleştirildi Hastaların tümünden tedavi öncesi, 3. Gün, 10. Gün ve kontrol grubundan periferik kandan NT-proBNP (Brain Natriüretik Peptid), Na, Ca, K, Cr, spot idrarda Na, Ca, K, kreatinin düzeyleri çalışıldı. Elde edilen veriler ölçülebilir değişkenlerin gruplar arası karşılaştırılmasında unpaired T testi, grup içi değişimlerin test edilmesinde paired testi, değişkenler arası ilişki Pearson korelasyon analizi ile test edildi. Kategorik verilerin değerlendirilmesinde Pearson chi-square kullanıldı.Bulgular: Kontrol grubu ve hasta grubunun 3. gün, hasta grubunun 0. gün ve 3. gün, NT-proBNP(pg/ml) ortalaması karşılatırıldığında aralarında istatistiksel anlamlı artış tespit edildi (p:0,002,P:0,011). Hasta grubunun 3. gün ve 10. gün NT-proBNP(pg/ml) ortalaması karşılaştırıldığında aralarında anlamlı düşme görüldü (p:0,009). Kontrol grubu ve hasta grubunun 3. günü, sıfırıncı. gün ile 3. gün kalp hızı ortalamaları karşılatırıldığında hasta grubunun kalp hızı ortalamalarında anlamlı düşme görüldü (p:0,006, p:0,0001). Üçüncü gün ve 10. gün kalp hızı ortalamaları karşılaştırıldığında aralarında istatiksel anlamlı artış görüldü. Hasta grubunun 3. gün kan basıncı ölçümlerinde hastaların 10'nunda (% 52,6) kan basıncı yüksekliği görüldü. 9' unda ise kan basıncı yüksekliği görülmedi (% 47,4). Onuncu gün hastaların 18'de kan basıncı yüksekliği görülmedi. Bir hastada ise kan basıncı yüksekliği görüldü. Üçüncü gün sodyum ortalamalarında artış görüldü. Ancak sıfırıncı güne göre anlamlı fark saptanmadı(p:0,109). Hasta grubunun 0. gün ile 3. gün ve plazma K ortalaması karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel anlamlı düşme tespit edildi (p:0,003). Onuncu gün plazma K ortalamasında üçüncü güne göre anlamlı artış görüldü (p:0,007). Hasta grubunun plazma Ca ortalaması karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Hasta grubunun 0. gün ve 3. gün plazma kreatinin ortalamaları karşılaştırıldığında aralarında istatiksel anlamlı artış görüldü (p: 0,045). Hasta grubunun üçüncü gün FeNa ortalamasında artış saptandı. Ancak sıfırıncı günle karşılaştırıldığında anlamlı değildi (p:0,083). Ancak sıfırıncı gün ve 10. gün FeNa ortalaması karşılaştırıldığında anlamlı artış saptandı (p: 0,049). Hasta grubunun üçüncü gün FeK ortalamasında artış görüldü. Sıfırıncı günle karşılaştırıldığında anlamlı fark tespit edilmedi (p:0,295). Ancak 3 gün ile 10. gün FeK ortalaması karşılaştırıldığında anlamlı artış görüldü (p: 0,014). Hasta grubunun 0. gün ve 10. gün Ca/kretinin ortalamaları karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı artış tespit edildi (p: 0,009). Ekokardiyografi değerlendirilmesinde sol ventrikül sistolik ve diyastolik fonksiyonlar açısından hasta ve kontrol grubu arasında fark saptanmadı. Sol ventrikül duvar kalınlıkları ve çapları, vena kava inferiyor çapları arasında istatiksel anlamlı fark görülmedi. Sol atriyum, vena kava süperior, izovolumetrik kontraksiyon zamanı, Sistolik ejeksiyon süresi ortalaması gruplar arasında karşılaştırıldığında kontrol ile hasta grubunun 10. gün ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı düşme saptandı (p:0,049, p:0,029, p:0,013, p:0,006) Hasta grubunun 3. ve 10. günlerdeki E/A oranı açısından istatistiksel olarak anlamlı artış saptandı (p:0,0001). Izovolumetrik kontraksiyon zamanı ortalaması gruplar arasında karşılaştırıldığında kontrol ile hasta grubunun 3. Gün ve 10.gün ortalamaları arasında anlamlı artış görüldü (p:0,004). Hasta grubunun Sistolik ejeksiyon süresi, Mitral E? ortalamaları 3. gün ile 10. gün ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı düşme saptandı (p:0,02, p:0,03) Hasta ve kontrol grubunun 24 saatlik holter monitörizasyonun değerlendirilmesinde tüm hasta ve kontrol grubundaki çocuklarda normal sinüs ritmi saptandı. Ortalama, minumum kalp hızı ortalaması karşılaştırıldığında kontrol ve hasta grubu 3. Gün kalp hızı ortalaması arasında anlamlı düşme görüldü (p:0,01,p:0,002). Maksimum kalp hızları ortalaması, kontrol ve hasta grubu 3. günü arasında istatiksel olarak anlamlı değildi (p:0,62). SDNN, SDANN index SDNN index, RMSSD, PNN50 ortalamaları kontrol ve hasta grubu 3. Günü arasında karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı artış görüldü (p<0,05). Kontrol ve hasta grubunun max QTc ortalamaları karşılaştırıldığında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05) Hasta grubunun kalp hızı ortalamaları ve üçüncü gün kan basıncı yüksekliği ile NT-proBNP ortalamaları arasında ilişki saptanmadı. Hasta grubunun 10. Gün tansiyon yüksekliği olan ve olmayan grubun NT-proBNP ortalamaları aralarında istatistiksel anlamlı ilişki saptandı ( p:0,003). Ejeksiyon fraksiyonu, kısalma fraksiyonu, izovolumik relaksasyon zamanı, Mitral A, Mitral E, E/A ortalamaları ile NT-proBNP ortalamaları karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilemedi (p>0,05) Sol atriyum, aort, vena kava inferior minumum, vena kava inferior maksimum, vena kava superior çap ortalamaları ile NT-proBNP değerleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). IVSD, LVPWD, IVSs, LVIDs, LVPWs, SV, LV mass, ortalamaları ile NT-proBNP ortalamaları karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0,05). Hasta grubunun 3. gün bakılan NT-proBNP değerleri ile 3. Gün LVIDd /mm2 ortalaması arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı kuvvetli bir korelasyon saptandı (r: 0,530 p: 0,020). Holter parametreleri ile NT-pro BNP değerleri karşılaştırıldığında; SDNN, SDANN index, SDNN index, RMSSD, PNN50, ile NT-proBNP ortalamaları karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05) Plazma Na, K, Ca, idrar Ca, idrar kreatinin ortalamaları ile NT-proBNP (pg/mL) ortalamaları arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05).Sonuç: Çalışmamızda yüksek doz intravenöz metilprednizolonun akut kardiyovasküler etkilerinden olan kalp hızında düşme ve hipertansiyon saptandı. Ancak hiç bir hastada semptomatik bradikardi izlenmedi. Yüksek doz metilprednizolonun kardiyovasküler etkilerini açıklamak üzere baktığımız NT-proBNP'de 3. günde akut artış gürülürken tedavinin sonunda düşme saptandı. NT-proBNP; kalp hızı, holter, plazma ve idrar elektrolitleri arasında ilişki görülmedi. Kalp hızındaki düşme ile NT-proBNP arasında istatiksel anlamlı ilişki saptamamakla beraber kalp hızındaki düşmenin daha çok hipertansiyon ve/veya volüm genişlemesine seconder olrak salgılanan natriüretik peptidlerin salınımına bağlı olduğunu düşünmekteyiz.

Kardiyovasküler sistemMetilprednizolonNatriüretik ajanlar+2
Melek Tunç
İnönü University
2011
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol sağ şantlı doğumsal kalp hastalıklarına bağlı kalp yetersizliği tedavisinde digoksin etkinliğinin serum NT-PRO BNP düzeyi ile değerlendirilmesi

GİRİŞSoldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığına sekonder kalp yetersizliği tanısı almış ve tedavide digoksin, enalapril ve furosemid ya da enalapril ve furosemid şeklinde iki farklı ilaç kombinasyonu verilen hastalarda tedavinin etkinliğini klinik olarak Ross puanı ile ve NT-pro BNP düzeyi ile değerlendirmek.GEREÇ VE YÖNTEMLERÇalışmamız, İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında 2010?2011 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Pediyatri polikliniğine başvuran ve yapılan muayene ve tetkikler sonucunda soldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığına sekonder kalp yetersizliği tanısı alan, yaşları 10 gün ile 24 ay arasında değişen 37 hasta (grup-1 ve grup-2) ve 20 sağlıklı çocuk (grup-3) kontrol grubu olarak belirlenerek prospektif olarak değerlendirildi. Fizik muayene ve ekokardiyoğrafi bulgularına göre KY bulguları olan 19 hastaya (grup 1) digoksin, enalapril ve furosemid; 18 hastaya (grup 2) enalapril ve furosemid tedavisi verildi. Hastalar yaklaşık bir ay sonra tekrar değerlendirildi. Hastalardan tedavi öncesi ve sonrası NT-proBNP çalışıldı. Yine tedavi öncesi ve sonrası ekokardiyografik verileri ve Ross klasifikasyonuna göre evreleri kaydedildi.BULGULARGrup 1, 6 (%31,6) kız, 13 (%68,4) erkek; Grup 2, 10 (%55,6) kız, 8 (%44) erkek hastadan oluşuyordu. Grup 3 ise 9 (%45,0) kız, 11 (%55,0) erkek sağlıklı çocuktan oluşuyordu. Grup I'de bulunan hastaların yaş ortalaması 3,7 ± 4,4 ay, grup II'de bulunan hastaların yaş ortalaması 3,4 ± 3,5 ay, grup III'de bulunan hastaların yaş ortalaması ise 5 ± 3,7 ay bulunduKontrol grubunda yaşa ve cinsiyete göre NT-proBNP değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmedi. Hasta grubunda tedavi öncesi ve tedavi sonrası ölçülen NT-proBNP düzeyleri karşılaştırıldığında NT-proBNP'nin düşüş sergilediği görüldü. Her iki gruptaki NT-proBNP düşüşü arasında fark saptanmadı (p=0,372). Grup 1 ve grup 2'nin tedavi sonrası NT-proBNP düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında grup 1 ile istatiksel olarak anlamlı fark (p=0.045) saptanırken kontrol grubunun grup 2 ile istatiksel olarak anlamlı farkı (p=0,003) olmadığı tespit edildiSONUÇÇalışmamızdaki bulgulara göre soldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığına sekonder kalp yetersizliği tanısı alan, digoksin, enalapril ve furosemid ya da enalapril ve furosemid tedavisi verilmiş çocukların tedavi sonrası değerlendirilmelerinde NT-proBNP düzeyi açısından iki grup arasında farklılık saptanmadı. Her iki tedavi de etkin bulunmuş olup, digoksinin bu hastalarda kullanılmasının ek bir yarar getirmediği görüldü.Anahtar Kelimeler: Soldan sağa şantlı doğumsal kalp hastalığı, kalp yetersizliği, NT-proBNP, çocuk, tedavi

Kalp defektleri-konjenitalKalp yetmezliğiMalformasyonlar+3
Ayşe Sandıkkaya
İnönü University
2011
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rezidüel böbrek fonksiyonları olan periton diyalizi hastalarında serum n-terminal probrain natriüretik peptit (NT-proBNP), nötrofil gelatinase-associated lipocalin ilişkili protein (NGAL) ve fibroblast growthfactor (FGF23) ilişkisi

Amaç ve metod: Kronik kalp yetmezliği olan ve glomerüler filtrasyon oranıhafif derecede azalmış olan hastalarda Gelanitase lipocalin ilişkili protein (NGAL)düzeylerinin arttığı bildirilmiştir. Bu durum böbrek interstisyelinde kronik olarak basınçartışına ve böbrek hasarına bağlı olabilir. Kalp yetmezliği hastalarında serum Nterminal-pro brain natriuretic peptide (NT-proBNP) düzeyleri artmaktadır. Bu pilotçalışmada rezidüel böbrek fonksiyonu olan ve NT-proBNP yüksek olan ayaktan peritondiyalizi hastaları (PD) ile rezidüel böbrek fonksiyonu olan ve NT-proBNP düzeyleridaha düşük hastaların çalışmanın başlangıcında ve 3 ay sonraki ölçümlerde serumNGAL düzeyleri yönünden karşılaştırılmasını amaçladık. Yaş, cinsiyet yönünden farklıolmayan 20 ayaktan periton diyalizi hastasında ve 20 sağlıklı kontrol grubunda serumNT-proBNP, NGAL ve fibroblast growth faktör 23 (FGF23) ölçüldü.Sonuçlar: Hastalarda serum NT-proBNP, NGAl ve FGF 23 düzeyleri anlamlıolarak hastalarda daha yüksekti (p <0.05). NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml üzerindeolan (10 hasta: hipervolemik grup) hastalar ile NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/mlaltında olan hastalar (10 hasta) arasında yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi, serumkreatinin, Parathormon, NGAL, FGF23 kan ure azotu (BUN), idrar volümü, Cockroft-Gault ve Modification of Diet in Renal Disease Study formulüne göre hesaplananglomerüler filtrasyon oranı ve ekokardiyografik incelemede sol ventrikül diyastol sonuçapı, sol atrium çapı, aort kökü genişliği yönünden çalışma başlangıcındaki ve 3 aysonraki değerlendirmede bir farklılık saptamadık (p>0,05). NT-ProBNP düzeyleri 1000pg/ml üzerinde olan (hipervolemik grup) hastaların ortalama NT-proBND düzeyleri13323,3±11235,9 pg/ml, NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml altında olan hastaların ise456,1±266,7 pg/ml idi. NGAL düzeyleri ile ekokardiyografik incelemede sol ventriküldiyastol sonu çapı, sol atrium çapı, aort kökü genişliği, rezidü idrar miktarı arasında dabir ilişki saptayamadık. NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/ml üzerinde olan hastalar ileNTProBNP düzeyleri 1000 pg/ml altında olan hastaların 3 ay sonraki 2. ölçümlerindeNT-ProBNP düzeyleri ilk ölçümlerine göre istatistiksel olarak anlamlı olarak(13323,3±11235,9 pg/ml den 9667,3±9483,2 pg/ml) azaldı (p<0.05). NGALdüzeylerinde ise anlamlı bir değişiklik saptanmadı. NT-ProBNP düzeyleri 1000 pg/mlaltında olan hastalar 3 ay sonraki 2. ölçümlerinde serum NT-ProBNP ve NGALdüzeylerinde anlamlı bir değişiklik bulamadık. Her iki grup arasında hastaların 3 aysonraki değerlendirilmelerinde Cockroft-Gault ve Modification of Diet in Renal DiseaseStudy formülleri ile hesaplanan tahmini glomerüler filtrasyon hızı yönünden fark yoktu.Serum NGAL ilk ölçümünün belirleyicilerini saptamak amaçlı multivariate regresyonanalizinde modele grup 1 (hipervolemik grup) olmak, yaş, serum albumin ve NTproBNP alındığında NGAL'in bağımsız belirleyicisi olarak albumini saptadık. SerumNGAL ikinci ölçümün belirleyicilerini saptamak amaçlı multivariate regresyonanalizinde modele grup 1 (hipervolemik grup) olmak, yaş, serum albumin ve serum NTproBNP düzeyleri arasındaki değişiklik alındığında NGAL in bağımsız belirleyicisiolarak albumini saptadık. Diğer faktörlerin ise bir etkisi olmadığını saptadık.Sonuç olarak hasta grubunda sağlıklı kontrollere göre serum NT-ProBNP,NGAL ve FGF 23 düzeyleri anlamlı olarak yüksekti. Periton diyalizi hastalarında vücutvolüm durumunun bir göstergesi olarak değerlendirilen serum NT-ProBNP ile NGALdüzeyleri arasında bir ilişki yoktu. Periton diyalizi hastalarında albumin gibi diğerfaktörler serum NGAL düzeylerinin belirleyicisi olarak görünüyor.

BöbrekBöbrek fonksiyon testleriBöbrek yetmezliği-kronik+6
Derya Şahin
İnönü University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SAPD hastalarında plazma ve diyalizat NtproBNP düzeyleri ve klinik önemi

GİRİŞBrain Natrüretik peptid(BNP) ve N-TerminalproBrain Natriüretik Peptid(NTproBNP) aynı molekülün alt parçaları olup kana eşit molar konsantrasyondasalınırlar. Her iki molekül de kalp hastalıklarının tanısında ve hastaların risk durumununbelirlenmesinde kulanılırlar.AMAÇBu çalışma, öncelikli olarak, PD hastalarında, plazma ve diyalizat NTproBNPilişkisini, ikincil olarak da palzma ve diyalizat NTproBNP konsantrasyonlarınınhastaların klinik ve laboratuar verileriyle ilişkisini araştırmak amacıyla düzenlendi.YÖNTEMTurgut Özal Tıp Merkezi Nefroloji kliniğinde takip edilen 44 periton diyalizhastasından (19 erkek 25 kadın ) eşzamanlı olarak alınan plazma ve diyalizatörneklerinde NTproBNP tayini yapıldı. Diğer klinik ve laboratuar veriler hastadosyalarından alındı. Veriler standart istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi.BULGULARBütün plazma ve diyalizat örneklerinde NTproBNP tespit edilebildi. Medianplazma NTproBNP 3327, diyalizat NTproBNP 510 ve plazma/diyalizat (P/D)NTproBNP oranı ortalama 5.5±0.5 olarak bulundu. Deneklerdeki P/D oranları sabitdeğildi; her ölçümde farklı bulundu. Log10plazma ve Log10diyalizat NTproBNPdüzeyleri arasında yüksek düzeyde korelasyon tespit edildi (r = 0,928, p=0001, R2 =0,861). Plazma NTproBNP düzeyi 300 pg/mL'den düşük olan hasta oranı %6,8, 2000- 28 -pg/mL'den büyük olan hasta oranı %64 idi. Median plazma ve diyalizat NTproBNPdüzeyleri membran geçirgenliğine göre, büyükten küçüğe doğru şu şekilde idi: Yüksekgeçirgen (YG)>yüksek orta geçirgen (YOG)>düşük orta geçirgen (DOG). YG ve DOGgurupları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Log10plazmaNTproBNP veLog10diyalizat NTproBNP düzeyleri ile ortalama arter basıncı, serum sodyum vealbümin arasındaki korelasyon katsayılarıve istatistiksel önemlilik düzeyleri benzerdi.SONUÇDiyalizat NTproBNP, kendi plazma eşdeğerinin sağladığı yararların tamamınısağlama potansiyeline sahiptir. Yüksek geçirgenliğe sahip membran yapısındakihastalarda NTproBNPkonsantrasyonu daha yüksek bulunmuştur; bu bulgu, peritondiyaliz hastalarında alt guruplardaki risk durumunu belirlemede faydalı olabilir.

Böbrek hastalıklarıDiyalizNatriüretik ajanlar+3
Süleyman Köz
İnönü University
2013
20
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Son dönem böbrek yetmezliği nedeni ile periton diyalizi alan hasta grubunda hipertansif retinopati ile plazma BNP düzeylerinin ilişkisi

AMAÇ: SDBY nedeni ile periton diyalizi alan hasta grubunda hipertansif retinopati ile plazma BNP düzeylerinin ilişkisini araştırmak. GEREÇ ve YÖNTEM: SDBY nedeni ile PD uygulanan 29 hasta ve kontrol grubu olan 29 hasta çalışma kapsamına alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, diyalize girdikleri süre, KBY süresi, sistolik ve diyastolik kan basınçları, idrar miktarı kaydedildi. Tüm hastaların görme keskinliği, göz içi basınç değerleri ve fundus muayeneleri yapıldı. Fundus muayenesinde Keith, Wagener and Barker sınıflamasına göre hipertansif retinopati değerlendirildi. Ek olarak kan örneklerinde NT-proBNP düzeyleri değerlendirildi. NT-proBNP düzeyleri İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Biyokimya Laboratuvarında İmmulite 2000 hormon analizör cihazında çalışıldı. Yöntem olarak, immunoassey yöntemlerden olan kemiluminesans kullanıldı. BULGULAR: Ortalama yaşları 53±15,7 olan SDBY nedeni ile PD alan 29 hasta değerlendirildi. Ortalama 5 yıl (3-20 yıl) süre ile KBY tanısıyla takip edilen hastalar ortalama 4 yıldır (7 ay-14 yıl) KBY nedeni ile PD tedavisi görmekteydiler. Ortalama idrar miktarı 400cc ( 0-1500cc) idi. Ayrıca hasta grubunda ortalama sistolik kan basıncı 140±24 mmHg ve diyastolik kan basıncı 80±13 mmHg olarak değerlendirildi. Hasta ve kontrol gurubu arasında yaş ve cinsiyet bakımından anlamlı fark yoktu. BNP düzeyleri bakımından hasta ve kontrol grubu arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edildi. Kontrol gurubunda ortalama plazma NT-proBNP düzeyi 42,80(20-468) pg/ml iken periton diyalizi hastalarında 5921(300-35000) pg/ml olarak değerlendirildi. Çalışmaya dahil edilen 29 periton diyalizi hastasının 58 gözü hipertansif retinopati açısından 3 gruba ayrıldı. 1.Grup, hipertansif retinopatisi olmayan; 2.Grup, grade I hipertansif retinopatisi olan; 3.Grup, grade II hipertansif retinopatisi olan hastalardan oluşmakta idi. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, KBY süresi, idrar miktarı ve sistolik kan basınçları bakımından anlamlı fark tespit edilmedi. Grup 1 ,2 ve 3?de sırası ile diyaliz süresi 6±4 yıl, 5±4 yıl, 3±2 yıl idi. Grup1?de diyaliz süresi en uzun iken grup 3?de diyaliz süresi en kısa tespit edildi. Diyaliz süresi bakımından grup 1 ile 3 ve grup 2 ile 3 arasında anlamlı fark vardı. Grupların diyastolik kan basınçları ise sırası ile 76±11 mmHg , 77±11 mmHg , 90±14 mmHg idi. Diyastolik kan basınçları bakımından grup 2 ve 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark belirlendi. Grup 1,2 ve 3?de ortalama NT-proBNP değerleri sırası ile 1854, 2775, 10565 pg/ml idi. Grup 1?de BNP değeri en düşük iken grup 3?de en yüksek değer tespit edildi. BNP değerleri bakımından gruplar arası istatistiksel anlamlı fark izlenmedi. SONUÇ: SDBY hastalarında artmış volüm yükü nedeni ile ortaya çıkan hipertansiyon ile hipertansiyona sekonder gelişen sol ventrikül hipertrofisi ve azalmış renal NP klirensi plazma BNP düzeylerinde artış ile sonuçlanmaktadır. SDBY nedeni ile periton diyalizi alan hastalarda serum NT-proBNP düzeylerinin kontrol grubuna kıyasla anlamlı oranda yüksek tespit ettik. Bu sonuç daha önceki çalışmalarla uyumlu olarak, KBY bulunan diyaliz hastalarında görülen serum BNP düzeyi artışını desteklemektedir. SDBY hastalarında KKY morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Prevalansının hipertansif retinopati ile korele olduğu düşünülürse, bu hasta grubunda fundoskopik muayenenin erken dönemde, HT?un derecesi ve end organ hasarını belirlemede büyük önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Ayrıca non-invaziv bir yöntem olan serum BNP düzeyi ölçümünün kardiyorenal hastalıkların değerlendirilmesinde yeni bir bakış açısı kazandıracağı, tanısal değerine ilişkin daha detaylı çalışmalarla klinik tanı koymada yararlı bilgi sağlayacağı kanısındayız.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliğiDiyaliz+4
Tuğba Kandi
İnönü University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

İntraserebroventriküler propiyonik asit ile oluşturulan rat otizm modelinde bor'un öğrenme ve davranış bozuklukları üzerine etkilerinin araştırılması

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) yaşamın ilk yıllarında görülen öğrenme, sosyal etkileşim ve tekrar eden hareketlerle karekterize nörogelişimsel bir bozukluk olup medikal tedavisi henüz bulunmamıştır. Bu çalışmada Propiyonik asitle (PPA) deneysel otizm modeli oluşturulmuş ratlarda bor'un öğrenme, sosyallik, biyokimyasal ve histopatolojik etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Spraque-Dawley ırkı 40 adet erkek ratlar kontrol, otizm, otizm+4 mg/kg bor, otizm+16 mg/kg bor ve otizm+risperidon olmak üzere 5 gruba ayrıldı. Hayvanlara deneysel modelleme öncesi davranış testleri yapıldı ve ardından intraserabroventriküler yolla beyin içi uygulamalar yapılarak otizm oluşması için beklendi. Otizm sonrası borik asit ve risperidon uygulamaları 28 gün süre ile uygulandı ve ardından davranış testleri tekrar edildi. Çalışmanın son günü ratlar anestezi altında ötenazi yapılarak beyin dokusu örnekleri alındı. Beynin sol hipokampüsünde BDNF, proinflamatuvar sitokinler (TNF-α, IL-1β, IL-6), sağ hipokampüs ve serebellumda histopatolojik analizler yapıldı. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında deneysel otizm oluşturulan gruplarda davranış testlerinden öğrenme ve direk sosyal etkileşim becerilerinin bozulduğu tespit edildi (p<0.05). Tedavi amaçlı 4 ve 16 mg/kg dozunda bor uygulanan gruplarda otizmin neden olduğu davranış bozukluklarının sadece 4 mg/kg dozunda bor uygulanan grupta daha pozitif yönde iyileşmeler olduğu belirlendi. Beyin dokusu BDNF düzeylerinin kontrol ve deneme grupları arasında istatistiksel bir farklılık belirlenmedi (p>0.05). Proinflamatuvar sitokinlerden TNF-α, IL-6 ve IL-1β düzeylerinde kontrol grubuna göre otizm grubunda artışlar görülürken bor tedavilerinin bu parametreleri iyileştirdiği görüldü (p<0.05). Serebellum purkinje hücre sayılarının kontrol grubuna göre otizm grubunda azaldığı (p<0.05), serebellum ve hipokampüste mikroglia (CD11b) ve astrosit (GFAP) aktivasyonunun ise otizm grubunda arttığı belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak bu çalışmada, deneysel OSB modellemesinde öğrenme ve sosyal etkileşim gibi davranış bozuklukları, beyin dokusu biyokimyasal parametreler ve histopatolojik analizler sonucunda 4 mg/kg dozunda bor tedavisinin referans ilaç olan risperidona kıyasla daha olumlu iyileşmeler sağladığı belirlendi.

BorDavranış bozukluklarıHayvan deneyleri+7
Nur Akman Alacabey
Fırat University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Erkek üreme sisteminde C-tipi natriüretik peptid ve reseptör protein NPR-B ifadesinin analizi

Erkek Üreme Sisteminde C-Tipi Natriüretik Peptid ve Reseptör Protein NPR-B İfadesinin Analizi Literatürde yer alan çalışmalar, natriüretik peptitlerin (NP'ler) testisteki steroidogenezin ve spermatogenezisin düzenlenmesinde önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Bu bilgiler ışığında; gelişimin farklı evrelerinde spermatogenezis süreci ve özellikle seminal sıvının üretimine katkı sağlayan organlardaki rollerine açıklık getirmek amacıyla CNP ve NPR-B proteinlerinin ekspresyonları İmmünohistokimya, Western blot, Real Time RT-qPCR, ve ELISA yöntemleriyle analiz edilmiştir. Neonatal 1. Gün ve postnatal 5. gün fare testislerinde CNP ve NPR-B proteinlerinin ekspresyonu izlenmediği gözlenirken, postnatal 15, 35, ve 50 günlük fare testis dokularında CNP ve NPR-B proteinlerinin ekspresyonu gözlemlenmiştir. CNP protein ekspresyonu sadece postnatal 15 günlük fare epididimis dokusunda, NPR-B proteinin ekspresyonu ise sadece 50 günlük fare epididimis dokusunda gözlemlenmiştir. Postnatal 15, 35 ve 50 günlük fare prostat ve seminal vezikül dokularında CNP ve NPR-B protein ekspresyonu gözlemlenirken, vas deferens dokularında ekspresyon gözlemlenmemiştir. Neonatal 1 gün, postnatal 5, 15, 35 ve 50 günlük erkek fare genital sistem doku ekstratlarında ELİSA çalışmalarıyla NT-proCNP düzeyleri karşılaştırıldığında tüm gruplarda, immünohistokimyasal bulguları destekleyen sonuçlar gösterilmiştir. Postnatal 50 günlük fare testis, seminal vezikül ve prostat dokularında western blot analizi ile CNP ve NPR-B proteinin ekspresyonu doğrulanmıştır. Tüm gruplara ait dokularda CNP ve NPR-B genlerinin ekspresyon sonuçları ile protein ekspresyon sonuçları tamamen uyumlu olarak bulunmamıştır. Sonuç olarak diyebiliriz ki; çalışmamızda elde edilen sonuçlarsperminmotilite kazanmasında ve spermatogenezis sürecinde CNP/NPR-B yolağının önemli olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler:CNP, infertilite, NPR-B, üreme sistemi.

Enzime bağlı immünosorbent testiGen ifadesiGenitalia-erkek+5
Hazal Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği hastalarında yeni bir oksidatif belirteç olan tiyol/disülfid homeostazı

Amaç: Kalp yetersizliği hastalarında miyokard disfonksiyonun, artmış oksidatif strese bağlı membran değişikliklerinden kaynaklanabileceği ileri sürülmektedir. Tiyol/disülfid homeostazı yeni bir oksidatif stres göstergesidir. Bu çalışmanın amacı korunmuş ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği (KEF-KY) olan hastalarda serum tiyol düzeyleri ile tiyol/disülfid homeostazını değerlendirmektedir. Materyal ve metot: Çalışmaya Kasım 2016 ile Şubat 2018 tarihleri arasında polikliniğimize başvuran, yapılan transtorasik ekokardiyografide sol ventrikül sistolik fonksiyonları normal olup SV konsantrik hipertrofi saptanan hipertansiyon tanısı almış, kilolu veya obez olan 84 hasta dahil edildi. NT-pro-BNP düzeyi normal sınırlarda olan (≤125), asemptomatik 42 kişi kontrol grubunu, NT-pro-BNP düzeyi yüksek olan (˃125) ve kalp yetmezliği semptomları olan 42 kişi KEF-KY grubunu oluşturdu. Bulgular: Hasta grubunun %52,4'ü (n=22), kontrol grubunun ise %54,8'i (n=23) kadındır. Hasta grubunun yaş ortalaması (66,44±10,11), kontrol grubunun yaş ortalaması ise (63,11±5,78)'dir. Hasta grubunda native tiyol, total tiyol ve disülfid değerlerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük olduğu saptandı (p değerleri sırasıyla 0,001; ˂0,001; 0,041). Native tiyol ve total tiyol değerleri ile NTproBNP değeri arasında anlamlı negatif korelasyon saptandı. Native tiyol ve total tiyol değerleri ile CA-125 değeri arasında anlamlı negatif korelasyon saptandı. Sonuç: KEF-KY hastalarında literatürde bildiğimiz kadarıyla ilk olan çalışma ile KEY-KY hastalarında nativ, total tiyol ve disülfid değerlerinin düşük olduğu ve native, total tiyol değerleri ile NT-proBNP, CA-125 değerleri arasında negatif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. KEF-KY hastalarında oksidan/antioksidan dengesinin bozulduğu ve bunun tespiti ile tanı, tedavide kullanılabilmesi için daha büyük, randomize, prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.

Antijenler-tümör assosiye karbonhidratDisülfitlerHomeostaz+5
Zeynep Şeyma Turinay Ertop
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tavuk embriyosu koryoallantoik membran modeli kullanılarak anjiyogenez sürecinde rol oynayan moleküllerin C-tipi natriüretik peptid ile olası ilişkisinin incelenmesi

Tavuk koryoallantoik membran (CAM) modeli, anjiyogenez çalışmalarında gelişimsel süreçleri takip etmek için yaygın olarak kullanılan bir modeldir. Bu tez çalışmasında, CAM kullanılarak, embriyonik gelişimin 7. ve 20. günleri (E7 ve E20) arasında görülen anjiyogenez süreci ışık ve transmisyon elektron mikroskop analizleri ile takip edilmiştir. Ayrıca, aynı günlerde alınan CAM örnekleri kullanılarak, anjiyogenez mekanizmalarında görevli [Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF)-A ve Fibroblast Büyüme Faktörü (FGF)-2] ve reseptörlerinin [Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü Reseptörü (VEGFR)-2 ve Fibroblast Büyüme Faktörü (FGFR)-2] yanı sıra, insan C-tipi natriüretik peptid (CNP) homoloğu olan tavuk CNP-3 ve reseptörü natriüretik peptid reseptörü (NPR)-B'nin mRNA ifade düzeylerinin zamana bağımlı değişimi analiz edilmiştir. Işık mikroskobu ve elektron mikroskobu analizleri, endotel tüp benzeri vasküler yapıları yoğun olarak E7-E8 günlerinde ve koryonik mezenşim içinde bulunduğunu göstermiştir. E9-E20 günler sürecinde ise mezenşim içinde yer alan vasküler yapıların progresif gelişimi, stabilizasyonu ve kompleks dallanması gözlenmiştir. Bu vasküler gelişim sürecinde, VEGF-A ve FGF-2 mRNA ifadesi, CAM gelişiminin erken aşamalarında E7 ile E9 arasında ve E8'de pik yapacak şekilde gözlenmiştir. Bu moleküller, CAM gelişiminin geç döneminde, E16 civarında ikinci bir pik göstermiştir. CNP-3 mRNA ifadesi E16 ile E20 arasında VEGF-A ve FGF-2 mRNA ifadeleri ile eş zamanlı olarak tespit edilmiştir. VEGFR-2 mRNA ifadesi E7-E12 arasında gözlenirken, FGFR-2 mRNA ifadesi ilk pikini E7-E9 arasında ve ikinci pikini E16-20 arasında göstermiştir. NPR-B mRNA ifadesi ise en yüksek seviyesi E16'da olmak üzere E7-E20 arasında gözlenmiştir. Sonuç olarak elde edilen veriler, CNP-3'ün özellikle CAM gelişiminin geç döneminde (E16-E20 günleri sürecinde), NPR-B reseptörü aracılığıyla, ileri vasküler organizasyonda rol oynayabileceğini ortaya koymuştur.

AnjiyogenezEmbriyoNatriüretik ajanlar+2
Ekin Efe
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer sirozlu olgularımızda sirotik kardiyomiyopatiyle ilgili belirli biyokimyasal ve ekokardiyografik parametrelerin değerlendirilmesi

Giriş ve amaç: Karaciğer sirozu, dünyanın pek çok bölgesinde ve ülkemizde en önemli ölüm nedenlerinden biridir. Sirotik hastalarda, kardiak fonksiyon bozukluğu olduğu, sistolik, diastolik disfonksiyon ve elektrofizyolojik anormallikler bulunduğu bilinmektedir. Çalışmamızda karaciğer sirozu olan hastalarda bazı ekokardiyografik ve biyokimyasal parametrelerin sirotik kardiyomiyopati ile ilişkisini araştırdık.Materyal metod: Ağustos 2009 ile Mayıs 2011 yılları arasında iç hastalıkları ve gastroenteroloji polikliniğinden takipli 44 karaciğer sirozlu hasta (24 erkek ve 20 kadın) ve 30 kişi kontrol grubu (16 erkek ve 14 kadın) olarak çalışmaya alındı. Çalışmada; elektrokardiografi (EKG), ekokardiografi, Pro-BNP ve diğer biyokimyasal belirteçler değerlendirildi. Sonuçlar SPSS (SP-SPSS versiyon 16) ile istatistiksel olarak analiz edildi.Bulgular: 44 karaciğer sirozlu hastanın Child-Pugh sınıflamasına göre 24'ü (%54.5) Child-Pugh C evresindeydi. Olguların 25'inde (%56.8) sirozun etyolojisi HBV idi. Pro-BNP değeri hasta grubunda 156.41±153.56 pg/ml ve kontrol grubunda 25.71±30.11 pg/ml (p< 0.001) olarak tespit edildi. EKG'de sirozlu hastalardaki QTc: 0.40 ± 0.03 sn ve kontrol grubunda QTc: 0.38 ± 0.03 sn (p: 0.016). Ekokardiografik parametrelerden sol atriyum diyastol çapı hasta grubunda 3.98±0.54 , kontrol grubunda 3.46±0.45 olarak saptandı (p<0.001). Sağ ventrikül doku doppler incelemesinde myokardial performans indeksinin hasta grubunda 0.27±0.05, kontrol grubunda 0.23±0.06 değer olduğu görüldü ( p: 0.01 ). Septumdan alınan değerlere göre hasta grubunda hesaplanan MPİ: 0.41±0.09, kontrolde 0.36±0.07 (p: 0.02) bulundu. Buna karşın konvansiyonel yöntemlerle hesaplanan sol ventrikül MPİ değeri benzerdi. E/A, EDZ değerinde anlamlılık tesbit edilmedi. E/E' değeri hastada 10±3, kontrol grubunda 8±2 (p? 0.05 ) idi.Sonuç: Ekokardiografik olarak konvansiyonel yöntemlerle ölçülen parametreler açısından karaciğer sirozlu hastalar sol atrium çapı dışında normallerden farklı değildir. Ancak doku doppler ekokardiografi parametrelerinden IVS MPI, RV MPI ve E/E' değerlerinin karaciğer sirozlu olgularda bozulmuş oldukları belirlendi. Ayrıca sirotik hastalarda normallere göre QTc uzaması mevcuttu. ProBNP değeri de sirotik hastalarda normallere göre yüksek bulundu.. Tüm bu bulguların sirotik kardiyomiyopati ile ilgili olabileceğini düşünüyoruzAnahtar kelimeler: Siroz, kardiyomiyopati, pro-BNP, ekokardiografi, doku dopplerekokardiografi

BiyokimyaEkokardiyografiEkokardiyografi-doppler+5
Neşe Karpuz
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Cardiac marker and heart disease risk in type 2 diabetes patients

T2D has been related to poor lipid and lipoprotein metabolism and is a recognized risk factor for cardiovascular disease. NT-proBNP and soluble interleukin 1 receptor-like 1 indicators for myocardial strain and clinical risk factors in patients with type 2 diabetes are to be studied. Iraq's ALYARMOUK teaching hospital, National diabetes center and Specialized endocrinology and diabetes center provided 70 participants. Sixty people had type 2 diabetes and thirty were healthy. Each subject's blood was drawn, and serum samples were tested for NT-proBNP, sST2, and lipid profile using an ELISA Test Kit. HbA1c was also tested. Diabetes patients had 2041.12 114.65 NT-pro levels compared to control groups (793.01 156.91). Also, individuals with type 2 diabetes had higher sSt2 levels (10.79 0.73 vs. 5.01 0.74). Also, individuals with type 2 diabetes had higher HbA1c values (8.110.19) than healthy people (5.420.06). cholesterol, triglycerides, LDL, and HDL readings did not differ between patients and controls. While VLDL readings showed a greater difference between patients and controls.

Diabetes mellitus-type 2Enzyme kineticsHeart diseases+1
Ahmed Abdulsattar Alı Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yılan ısırmalarında erken dönemde klinik seyri gösteen parametrelerin değerlendirilmesi

Yılan zehirlenmeleri tropikal iklimin görüldüğü bölgelerde ciddi mortalite vemorbidite nedenidir. Çukurova bölgesi de sıcak iklimi nedeniyle yılan zehirlenmelerininsık görüldüğü bir bölgedir. Çalışmaya Nisan 2009- Mayıs 2011 tarihleri arasındaÇukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Anabilim Dalına yılan ısırması ile başvuran30 hasta dahil edildi. Yılan ısıran 30 hastanın 17'sinde (% 56,7) olay esnasında hastayakınları tarafından uygunsuz ilkyardım uygulamasında bulunulmuştur. Hastalar acilservisimize getirildiklerinde 17'si Evre 1, 8'i Evre 2 ve 5'i Evre 3 idi. Hastalara toplam47 vial antivenom uygulandı. Hastalarımızın hiçbirinde antivenoma bağlı komplikasyongelişmedi ve hiçbir hastamız ölmedi.Çalışmadaki amacımız TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerinin klinik zehirlenmeşiddetiyle olan ilişkisini araştırmaktır. Hastalar klinik bulgularına göre evrelendirildi,başvuru sırasında ve tedaviyi takiben 12. saatte TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerinebakıldı. Başvuru zamanı ve 12. saatteki TNF-?, BNP ve IL-1 düzeylerindeki artışlaristatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p< 0.05)Yılan zehirlenmesine bağlı klinik zehirlenme evresi artıkça TNF-?, BNP ve IL-1seviyelerinin arttığı görüldü. Ancak Evre 1 ile Evre 2 arasında istatistiksel olarakanlamlı bulunan bu artış, Evre 3' deki hasta sayısının yetersizliği nedeniyle Evre 2 veEvre 3' de anlamlı bulunamadı.

Natriüretik ajanlarTümör nekroz faktörleriYılan+2
Müge Elarslan Kara
Çukurova University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sol-sağ şantlı doğuştan kalp hastalığı olan süt çocuklarında dekonjestif tedavi öncesi ve sonrasında N Tip ProBNP düzeylerinin değerlendirilmesi

Sol-Sağ Şantlı Doğumsal Kalp Hastalığı Olan Süt Çocuklarında Dekonjestif Tedavi Öncesi ve Sonrasında N-Tip Pro-BNP Düzeylerinin DeğerlendirilmesiAmaç: Çocuklarda hayatın ilk 6 aylık döneminde en sık konjestif kalp yetersizliği nedenleri hacim yüklenmesine neden olan ventriküler septal defekt, patent duktus arteriyozus gibi sol-sağ şantlı doğuştan kalp hastalıklarıdır. BNP, artmış volüm ve basınca ikincil olarak kardiyak miyositlerden salınan, vazodilatasyon, natriürez ve diürez sağlayan bir polipeptiddir.Çalışmamızın amacı sol-sağ şantlı doğumsal kalp hastalığı olup kalp yetersizliği belirti ve bulguları gösteren bebek ve süt çocuklarında, dekonjestif tedavi başlamadan önce ve tedavinin 10. ve 30. günlerinde hastaların Ross skorlaması, ekokardiyografi bulguları ve NT-proBNP değerleri arasındaki ilişkileri araştırmak, BNP' nin dekonjestif tedavi izleminde biyolojik belirteç olarak kullanılıp kullanılamayacağını göstermektir.Gereç ve Yöntem: Sol-sağ şantlı doğumsal kalp hastalığı olan 46 bebek ve küçük çocuk prospektif olarak incelendi. Hasta seçiminde konjestif kalp yetersizliği nedeniyle dekonjestif tedavi ihtiyacının olması, daha önce dekonjestif tedavi almaması ve en az 21 günlük olması esas alındı. Hastalara fizik inceleme ve modifiye Ross skorlaması, elektrokardiyografi, telekardiyografi, ekokardiyografi uygulandı, NT-proBNP ölçümleri yapıldı. Hastalara dekonjestif tedavi olarak furosemid ve kaptopril başlandı. Tedavinin 10. ve 30. günlerinde hastalar tekrar değerlendirildi, tüm çalışmalar tekrarlandı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların 17'si erkek (%37), 29'u kız (%63) idi. Kalp anomalisi tiplerine göre en sık görülen defekt ventriküler septal defekt (%74) idi. Ventriküler septal defektli hastaların NT-proBNP düzeyleri, atriyal septal defektli hastalardan istatistiksel olarak anlamlı yüksekti. Hastaların bazal Ross skoru ortalaması 5,37 (± 2,13), bazal NT-proBNP düzeyi ortalaması 4983,4 (± 6326) pg/ml olarak bulundu. Dekonjestif tedavi ile hem Ross skorlaması, hem de NT-proBNP değerleri gerilemekle birlikte istatistiksel ilişki tedavinin 30. gününde gösterilebildi. Bazal NT pro-BNP ölçümü ile bazal sol ventrikül diyastolik çap z skoru, sistolik çap z skoru ve sol ventrikül kitle indeksi arasında pozitif korelasyonlar bulundu.Sonuç: NT-proBNP, çocuklarda doğuştan kalp hastalıklarının ciddiyetinin tespitinde, konjestif kalp yetersizliği tanısının konulmasında, tedaviye yanıtın izlenmesinde kullanılabilecek noninvaziv, hızlı sonuç alınabilecek bir biyolojik belirteçtir. Ancak erken süt çocukluğu döneminde sol- sağ şantlı doğuştan kalp hastalıklarına ikincil konjestif kalp yetersizliği varlığında NT-proBNP değerlerinde belirgin yükseklik görülmekle birlikte konjestif kalp yetersizliği şiddetinin belirlenmesinde klinik değerlendirme daha önemlidir.

Kalp hastalıklarıKalp yetmezliği-konjestifMalformasyonlar+2
Pınar Çolak
Çukurova University
2013
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Gestasyonel, tip 1 ve 2 diabetik anne bebeklerinde ve makrozomik bebeklerde troponin T ve NT ProBNP düzeyi

Amaç: Çalışmamızda, pregestasyonel ve gestasyonel diyabetik anne bebekleri ve makrozomik bebeklerde doğum sırasında alınan umblikal arter N Terminal-Pro Beyin Natriüretik Peptid (NT ProBNP), Troponin T düzeyleri ve postnatal 24. saatten sonra ekokardiografik bulguların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çalışmaya prospektif olarak Eylül 2011- Eylül 2012 tarihleri arasında hastanemizde doğan, gebelik haftası > 34 hafta olan 27 pregestasyonel diyabetik anne bebeği, 61 gestasyonel diyabetik anne bebeği, diyabetik anne bebeği olmayan makrozomik 37 bebek ve kontrol grubu olarak annede kronik veya gebelik ilişkili problemi olmayan 58 sağlıklı yenidoğan alındı. Çalışmaya alınan bebeklerde NT ProBNP ve troponin T değerleri doğum sırasında umblikal kord arteryel kandan alınan örneklerde çalışıldı. Bebeklere 24-72. saatlerinde ekokardiografi yapıldı. Ekokardiyografik çalışma sırasında M-Mode, iki boyutlu ekokardiyografi, Doppler ekokardiyografi ve ayrıca ?pulse? doku Doppler ekokardiyografi teknikleri kullanıldı. Bulgular: Umblikal arter NT ProBNP ve troponin T düzeyleri, diyabetik ve makrozomik grupta kontrol grubuna göre yüksek bulundu (hepsi için p<0.001). Üçüncü trimesterde anne HbA1c düzeyine göre diyabetik anne bebekleri iyi (HbA1c<% 6.1) ve suboptimal (HbA1c>% 6.1) metabolik kontrollü olarak ikiye ayrıldı. NT ProBNP düzeyi, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinin interventriküler septum kalınlığı (IVS) arasında pozitif korelasyon saptandı (sırasıyla r=0.536, p<0.01 ve r=0.576, p<0.01). Benzer şekilde NT ProBNP düzeyleri, iyi ve suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebekleriyle IVS/Sol ventrikül serbest duvarı oranı arasında pozitif korelasyon bulundu (sırasıyla r=0.545, p<0.01 ve r=0.563, p<0.01). Suboptimal metabolik kontrollü grupta NT ProBNP ile sol ventrikül kitle indeksi arasında pozitif korelasyon saptandı (r=0.586 p<0.01). Benzer korelasyon troponin T ile gruplar arasında gösterilemedi. Miyokard performans indeksi açısından diyabetik anne bebekleri ile kontrol grubu arasında fark yokken makrozomik grupta miyokardiyal performans indeksi kontrol grubuna göre daha düşük bulundu (p=0.017). Sonuç: Bu sonuçlar suboptimal metabolik kontrollü diyabetik anne bebeklerinde NT ProBNP düzeyi ile korele olan septal hipertrofiyi göstermesi açısından gebelikte diyabet kontrolünün önemini vurgulamaktadır.

BebeklerDiabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitus+4
Mustafa Kurthan Mert
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antineoplastik kemoterapi alan hastalarda serolojik ve non-invaziv yöntemlerle kardiyotoksisitenin prospektif olarak değerlendirilmesi

Amaç: Antrasiklin ve trastuzumab alan meme kanserli olgularda kardiyotokisitenin konvansiyonel EKO, doppler EKO, doku doppler EKO ve kardiyak biyo-belirteçler ile prospektif olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Metod: Antrasiklin ve trastuzumab alan 43 meme kanserli hasta çalışmaya alındı. Tüm hastalara tedavi öncesi, birinci ve dördüncü kür tedavileri sonrası ve tedavi başlangıcının 6. Ayında değerlendirmeler yapıldı. Her değerlendirme aşamasında hastalara EKO, dopler EKO ve doku dopler EKO yapıldı. Ekokardiyografik olarak aort ve sol atrium çapları, interventriküler septum, posteriyor duvar kalınlıkları, sol ventrikülün sistol sonu ve diyastol sonu çapları parasternal uzun aks kullanılarak hesaplandı. Mitral ve triküspit kan akım velosite hesaplamaları ve aynı zamanda sol ventrikülün lateral septal duvar ve triküspit anülüsün doku doppler incelemeleri yapıldı. Ayrıca yine her değerlendirmede tedavi uygulamasından 2 saat sonra kardiyak biyo-belirteçler için kan örneği alındı. Kan örnekleri alındıktan sonra 30 dk içinde santrifüj edildi ve plazmaları ayrılarak -70 °C'de saklandı ve toplu olarak tüm hastalardan hsTn-T, hsCRP ve pro-BNP çalışıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların ortanca tanı yaşı 52,72 yıl (Aralık 27 – 76) olarak saptandı. Çalışmamızda kardiyotoksisite gelişme oranı %18,6 (8 hasta) olarak gözlendi. Hastaların sol ventrikül fonksiyonları değerlendirildiğinde ortalama EF, E' mitral lateral anulus, E' mitral septum ve E'/A' mitral septum değerlerindeki azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hastaların E/E' mitral değeri ortalamasındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Hastaların kardiyak biyo-belirteçlerinden hsTn-T düzeylerindeki artışlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Bunlara ek olarak birinci kür tedavi sonrası pro-BNP ve hsTn-T yükselmesinin kardiyotoksisite gelişimini öngördüğü bulunmuştur. Sonuç: Antrasiklin ve trastuzumab alan hastalarda kardiyak yan etkilerin tanısında ekokardiyografik takipler konvansiyonel EKO ve sistolik fonksiyon takibiyle sınırlı kalmamalı, beraberinde doppler ve doku doppler EKO ile diyastolik fonksiyonlar da sık aralıklarla izlenmelidir. Ayrıca hsTn-T ve pro-BNP düzeylerinin takibinin kardiyotoksisitenin subklinik dönemde teşhisi için kullanılabileceği uygun görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Antrasiklin kardiyotoksisitesi, hsTn-T, pro-BNP.

Antikorlar-monoklonalAntineoplastik ajanlarAntineoplastik ajanlar+7
Osman Şahin
Çukurova University
2015
00

Related subjects