Language development
88 theses under this subject heading
İki dil testinin (tedil ve todil) tipik ve atipik dil gelişimi gösteren çocuklarda ayırt ediciliğinin incelenmesi
Bu çalışmada Türkiye'de kullanılan iki farklı dil gelişimi testi için veri tabanlı ayırt etme ölçüt puanı belirlenmesi ve bu testlerin tekdilli ve ikidilli normal gelişim gösteren ve tek dilli dil bozukluğu olan gruplarda ayırt etme düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL: n=1431) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL: n=1252) testleri için toplam 2683 çocuktan toplanan veri kullanılmıştır. Veri tabanlı ölçüt puanını belirlemeye yönelik yapılan analiz sonucunda TEDİL ve TODİL alt testleri ve bileşke puanları için ölçüt tanı puanı olarak -1.00 SS yani 85 standart puan belirlenmiş ve çalışmanın analizleri bu puan temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Diğer yandan, bir ölçme aracının tanısal doğruluğu incelenirken sadece duyarlılık ve özgüllük değerlerine başvurmanın yanlış sonuçlar verebileceği bilinmektedir. Bunu gidermek için daha nesnel sonuçlar verebilen pozitif veya negatif olasılık oranlarının asgari düzeyde olması ve duyarlılık ve özgüllük arasındaki farkın minimum düzeyde tutulması gibi unsurlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu amaçla bu çalışmada tek bir ölçüte göre karar verilmemiş; birden fazla ölçütün birarada bulunması göz önünde bulundurulmuştur. Çalışmada elde edilen bulgulara göre, öncelikle TEDİL ve TODİL testleri dil ve konuşma bozuklukları alanında kullanılacak ölçme araçları için gerekli asgari psikometrik niteliklere sahip ve tanısal doğruluk değerleri açısından incelenmeye uygun nitelikte bulunmuştur. Belirlenen veri tabanlı ölçüt puanla incelenen TEDİL ve TODİL'in farklı dil bozuklukları alt gruplarının yüksek derecelerde ayırt edicilik oranlarına sahip olduğu belirlenmiştir. Bu iki testin, normal dil gelişimi gösterdiği düşünülen ikidilli popülasyonlarda özgüllük değerlerine bakıldığında ise her iki testin de beklenenin oldukça altında bir özgüllüğe sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Diğer deyişle, bu bulgulara göre TEDİL ve TODİL testleri normal gelişim gösteren birinci dili Türkçe olmayan ikidilli bireyleri doğru olarak ayırt etmede mevcut bulgulara göre beklendik düzeyin altındadır.
Kitâbu'l- Hurûf'dan hareketle Fârâbî'de dil düşünce ve mantık ilişkisi
Bu çalışmada Fârâbî'nin Kitabu'l-Huruf adlı eseri baz alınarak; dil, düşünce ve mantık konuları ve bunların birbirleriyle olan ilişkisi incelenmektedir. Bu çalışma giriş bölümü, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde İslam Felsefesinin kurucu metni olarak Fârâbî'nin İlimlerin Sayımı adlı eserin tahlili yapılmıştır. İkinci bölümde Fârâbî'nin Hayatı, Eserleri, İlmi Kişiliği ve İlimleri Tasniflemesi hakkında bilgi verilmiş-tir. Üçüncü bölümde ise Fârâbî'de Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi alt başlıklar halinde; Kavramsal Temellendirme, Fârâbî'de Dil Kavramı, Fârâbî'de Akıl ve Düşünce Kavramı, Fârâbî'de Mantık Kavramı, Mantık İlminin Tarihi, Mantık – Gramer İlişkisi, Fârâbî'nin Felsefe Kurgusunda Dil, Düşünce ve Mantık İlişkisi,Fârâbî'de Dil ve Gelişimi, Fârâbî'de Düşünce ve Gelişimi ve son olarak Fârâbî'de Mantık ve Felsefe İrtibatının Kurgulanışı98 şeklinde incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise bireyin akıl ve ruh sağlığının korunması ve gelişmesi bağlamında, dil, düşünce mantık ilimlerinin ifade ettikleri 1anlama dikkat çe-kilmiştir.
Türkiye'de yabancı dil öğretiminde 'Anlıyorum ama konuşamıyorum' sorunsalının öğretmen deneyimleri üzerinden çözümlenmesi (Bingöl örneği)
Türkiye, eğitim sisteminde yabancı dil öğretimine erken yaşlardan başlamasına rağmen, 2019 istatisiklerine göre yabancı dil öğretiminde 87 ülke arasında dünyada 79. sırada yer almıştır. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de dil öğrenme yeteneğiyle çocuklar doğar. Dil öğretme noktasında, Türkiye çok gerilerde kalan bir ülke görüntüsü vermiştir. Literatürde bu konuyu çeşitli yönleriyle sorgulayan birçok araştırma mevcuttur. Bu çalışmada ise 'Anlıyorum ama Konuşamıyorum' teması üzerinden Bingöl örnekleminde 20 İngilizce öğretmeni katılımcıyla yürütülen saha çalışmasında, yabancı dil öğretiminde ne gibi eksiklikler ve zorluklar olduğu sorunsallaştırılmaya çalışılmıştır.Dil insanlar tarafından etkileşimi gerçekleştiren en önemli araçtır. Nitel araştırma deseni üzerinden yürütülen bu çalışmada, sosyal bir sorun haline gelen yabancı dili konuşma sorunsalının üzerinde durulmuştur.Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve maksimum çeşitlilik yöntemi ile öğretmenlerin görüşleri alınmıştır.Bu çalışmanın sonucunda öğrencilerin dile maruz kalmamasının ve grammar ağırlıklı(dilbilgisi) öğretimin,bazı okullardaki alt yapıdaki eksikliklerin yabancı dil pratiği yapılmasının önüüne geçildiği görülmüştür. Bu durumda yabancı dil öğretimininde gereken verimin alınması öğrencilerin yabancı dile maruz bırakılmasının önemi vurgulanmıştır ve İngilizce öğretmenlerinin sınıflarda İngilizce konuşarak eğitim vermesinin önemi üzerinde durulmuştur.Çalışmanın sonucunda dile yabancı dilde konuşma becerisinin gelişmesini etkileyen temel unsur dile maruz bırakarak yabancı dili kullanmalarını sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Yabancı Dil Öğretimi, Dil Gelişimi, İletişim
The acquisition of Turkish by a bilingual child: A case study
In this study, a sequential bilingual child?s language development was observed in the second language (Turkish) which she started acquiring at a point after the ?first? language (English) had already started to be established. In this study, we investigated the acquisition of subject pronouns, questions, negation and case markers in Turkish.The participant of the study was born in England and stayed there for three years and spent summer holidays in Turkey for two months in the first and second years. In the third year, the family moved to Turkey. 3 months after their arrival, the spontaneous speech data between the participant and the researcher was collected for 7 months in Turkish.Our aim of this study was to shed light on the issue of bilingualism (English-Turkish) in the frame of the morphosyntactic development of two typologically different languages. The investigation of distribution of morphosyntactic forms to evaluate the extent to which domains at the interface between syntax and pragmatics were vulnerable to cross-linguistic influence in bilingual acquisition and the developmental path of the acquisition of some structures were inquired.As a conclusion of this study, we asserted that the bilingual children mainly followed the developmental paths of monolingual children; however, cross-linguistic structures were found in the use of subjects and negated elements. Turkish is a pro-drop language while English is non-pro-drop language. In Turkish, there are three ways for negating constructions one of which is by adding a negative marker between the stem and the other markers like tense and person. As this requires more analysis of the structure compared to the other lexical elements, the bilingual child uses the English structure at the beginning of her acquisition with a universal vocalized negation element which is observed only for a month; after that, she uses the target-like structures in her production. In questions and case markers, the bilingual child gradually developed the cognitive patterns required for competence in linguistic domains.Keywords: The Competition Model, Cross-Linguistic Influence, Sequential Bilingualism, Morphosyntax, Developmental Path.
Interlingual development of Turkish adult learners of English: L1 vs. L2-Based communication strategy use
Interlanguage (IL) is accepted as being developed by fossilizing L1 or L2 items, thus utterances produced in IL generally contain erroneous forms. These erroneous forms cause idiosyncrasies surfaced by communication strategies (CSs) which learners resort to when their linguistic repertoire does not allow them to communicate flawlessly in the target language (TL). As errors in learner language provide considerable information about second language acquisition (SLA), this issue has been one of the main focuses of SLA research. This research is designed as a developmental study aiming to investigate possible effects of exposure to the TL on the use of CSs in both speaking and writing in English. In this study, 20 Turkish learners of English were observed throughout the 2011-2012 academic year to investigate whether CS employment in speaking and writing is affected by TL exposure. The participants were chosen from beginner level, and they designated their own topics they would speak and write about. Their oral and written performances on the topics were tested at the beginning prior to instruction, in the middle and at the end of the academic year to observe whether types and functions of CSs altered over time. The findings of this study show that participants resorted to different types of CSs in their speaking and writing tasks. As the nature of speaking is different from writing, total numbers of CS employment in speaking and writing tests indicate a significant difference. The comparison of CS employment in each test shows that learners? CS preferences changed over time in both speaking and writing. The results also indicate that use of L2-based CSs increased while L1-based CSs decreased as a result of exposure to the TL. Therefore, it is concluded that exposure to the TL may have a significant effect on the preference of CSs in terms of type and function. Despite not receiving any specific CS training, learners can make use of L2-based CSs according to their needs as long as their TL repertoire allows. The findings of this study have important implications for teaching English as a foreign language in reference to effects of language exposure on the use of CSs in both oral and written performances of L2 learners.
Okul öncesi eğitim kurumuna devam eden 48-60 ay ve 61-72 ay grubu çocuklarının ana dil gelişimleri ile ikinci dil öğrenmeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Dünya çapında ikinci dil öğrenmenin önemi ve yararı yadsınamaz. Okul öncesi dönemin de ikinci dil öğrenmek için oldukça elverişli bir dönem olduğunu araştırmalar göstermiştir. Bu çalışma ?Okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 48-60 ay ve 61-72 ay grubu çocukların ana dil gelişimleri ile ikinci dil öğrenmeleri arasında ilişki olup olmadığını , öğrenmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Adana ilinin, Çukurova ilçesinde, okul öncesinde İngilizce eğitimi veren bir özel okula devam eden 59 çocuk ile yürütülmüştür. Çocukların ana dil gelişimlerini belirlemek için Portage Gelişim Tarama Envanterinden yararlanılarak hazırlanan dil testi ve düz anlatım yöntemine dayalı dil etkinliği uygulanmıştır. Uygulanan dil etkinliğinin ses kayıtları alınmıştır. Çocukların ikinci dil öğrenme başarısını belirlemek için ise, beş ay boyunca İngilizce öğretmeni tarafından İngilizce eğitimi alan çocuklara araştırmacı tarafından İngilizce başarı testi uygulanmıştır. Aynı zamanda çocukların ailelerine kişisel bilgi formu gönderilmiştir. Araştırma sonucunda Portage Gelişim Envanterinden yararlanılarak hesaplanan dil testi puanları ile İngilizce başarı testinden alınan puanlar arasında 48-60 ay yaş grubunda yüksek düzeyde pozitif anlamlı bir ilişki olduğu, 61-72 ay yaş grubunda ise orta düzeyde pozitif anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Çocukların hikaye anlatımlarında kullandıkları toplam sözcük sayıları ile İngilizce başarı testi puanları arasında; 48-60 ay grubunda orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu, 61-72 ay grubunda ise yüksek düzeyde pozitif anlamlı bir ilişki; ayrıca çocukların hikaye anlatımlarında serim, düğüm ve çözüm bölümlerinden elde ettikleri toplam puanlar ile İngilizce başarı testi puanları arasında; 48-60 ay ve 61-72 ay yaş grubunda orta düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur.
Tweet circle: Effects of twitter on EFL students' writing skill development
Despite the fact that the concept of utilizing social networking sites [SNS], micro blogging in specific, in foreign language learning process is a relatively new field in the literature, SNS are well appreciated among our students who are 'digital natives' as Prensky (2001) coined the term. In fact, SNS currently turn into an indispensable part in the lives of today's learners. Social media has now widespread participants among students who manage to access and express themselves almost anywhere and anytime of the day. Taking into consideration of contemporary situations, ever changing educational technologies and emerging social media sites, the current experimental study deals with the possible effects and outcomes of using Twitter - a micro blogging and social networking site- on students' writing performances. Enrolling from university's different faculties to OKU Prep classes, 63 EFL students in total who had 24 English course hours per week, constituted the experimental and the control groups. The students in the experimental group were asked to follow instructions, 'Twitter hashtags' which were given by the teacher in the light of the courses covered in the class. For example, with #DreamJobs heading, the students were required to write English sentences about their dream jobs, and throughout the study, the teacher provided immediate feedback to those sentences. The control group students continued their standard learning process without any intervention of Twitter usage. Writing achievement test was implemented to both the experimental and the control group at the beginning and end of the term, and a motivation questionnaire was applied to the experimental group. In addition, retrospective interviews were done with some of the students in the experimental group and they were asked about their feelings and opinions about Tweet Circle activity. The results emerged at the end of the study revealed substantial effects of Twitter usage on EFL students' overall success in writing courses. According to the results, it is suggested that Twitter usage in writing classes may be integrated into the curriculum.
Artırılmış gerçeklik ile zenginleştirilmiş mevsimler materyallerinin okul öncesi dönem çocuklarının dil ve kavram gelişimine etkisi
Bu araştırmada artırılmış gerçeklik ile zenginleştirilmiş mevsimler materyallerinin okul öncesi dönem çocuğunun dil ve kavram gelişimine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında nicel-deneme modellerinde ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. 2017–2018 eğitim öğretim yılında Kırşehir il merkezinde bulunan Necati Taner Yüksel Anaokulu'nda dört farklı şubede eğitim gören deney grubu (n=34) ve kontrol grubu (n=34) olmak üzere 68 çocuk araştırmanın çalışma örneklemini oluşturmaktadır. Bu araştırmada Mevsim Kavramları Algılama Testi veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Elde edilen verilerin SPSS 22.00 paket programında yapılan analizi sonucunda Cronbach's Alpha güvenilirlik katsayısı 0.87 olarak bulunmuştur. Uygulamalar sonucu 10 soruluk ve dört bölümden oluşan güvenilir bir test geliştirilmiştir. Deney ve kontrol grubunda yer alan çocukların ön test ve son test puanları arasındaki farkları incelemek için Bağımsız Örneklem t-Testi; deney ve kontrol grupları arasındaki farkı belirlemek için, Eşleştirilmiş Örneklem t-testi kullanılmıştır. Farkın anlamlılık düzeyi için p <,05 kabul edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, deney grubunun ve kontrol grubunun Mevsim Kavramları Algılama Testi puanları arasında ortaya çıkan farklılıklar, deney grubu lehine anlamlı farklılık göstermiştir. Artırılmış gerçeklik ile zenginleştirilmiş mevsim materyallerinin uygulanması sonucu elde edilen bulgularda deney grubunun dil ve kavram gelişimi üzerinde etkili olduğu görülmüştür.
Erken çocukluk dönemindeki çocuklarda öykü anlatımına göre dil gelişimlerinin incelenmesi
Bu araştırmada erken çocukluk dönemindeki normal gelişim gösteren çocukların dil gelişimlerinin detaylı incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada okulöncesi eğitim kurumuna devam etmekte olan herhangi bir tanı almamış 4-5-6 yaşındaki çocukların dil gelişimleri yaş, cinsiyet, sosyoekonomik durum, anne-baba eğitimi, kardeş sayısı ve doğum sırası gibi değişkenler göz önünde tutularak incelenmiş ve duygusal ifadeleri araştırılmıştır. Araştırma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu ve Çocuk Algı Testi kullanılarak elde edilmiş, çalışma grubunu İstanbul'da bir anaokulunda öğrenim gören 30 çocuk oluşturmuştur. Her çocuktan kartlara bakarak 10 hikâye anlatması istenmiş olup, toplamda 300 hikâye incelenmiştir. Verilerin analizinde, betimsel analiz ve içerik analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda on üç tema oluşturulmuştur. Bu temalar; sevgi ve şefkat, sevmeme, hoşlanma, şaşkınlık, mutluluk/sevinç, üzüntü, tiksinti ve olumsuz izlenim, sitem ve pişmanlık, korku, heyecan, öfke, kendilik bilinci duygular ve abartılı anlatım içeren duygusal ifadeler olarak belirlenmiştir. Bu temalar çocukların öykülerindeki sözcüklere göre uygun kodlara ayrılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların sesbilgisel özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, farklı dil düzeylerine sahip Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocuklarda sözel dil performansları ile sesbilgisel özelliklerin ilişkisinin incelenmesidir. Yaşları 2;0 - 7;11 arasındaki OSB olan 36 çocuğun dil düzeylerini belirlemek için Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL), sesbilgisel özelliklerini belirlemek için Ankara Artikülasyon Testi (AAT) uygulanmıştır. TEDİL sonucunda sözel dil performansı çok zayıf 15, zayıf 5, ortalama altı 6, ortalama 9, ortalama üstü 1 çocuk saptanmıştır. AAT sonucunda sesbilgisel becerilerde çocukların %83,33'inin yaş düzeylerinin altında, %5,56'nin yaş düzeyinde veya yaş düzeyine yakın, %11,11'ünün yaş düzeyinin üstünde performans gösterdikleri saptanmıştır. Çocukların sözel dil performansları ve sesbilgisel düzeyleri arasında orta düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (r= 0.495, p <0.01). Hedef sesin atılması, yerine başka ses konması şeklinde hatalar yapıldığı belirlenmiştir. Hata yapılan ses birimlerin sıklıkları da incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda genel dil düzeyi daha iyi olan OSB olan çocukların sesbilgisel performanslarının da daha iyi olduğu saptanmıştır.
Die didaktisierung der literaturgattungen 'witz' und 'anekdote' durch 'die fremdsprachenwachstumsmethode'
Im Unterricht Deutsch als Fremdsprache geht es um die vier Fertigkeiten; hören, lesen, schreiben und sprechen. Um diese vier Fertigkeiten zu entwickeln, gibt es zahlreiche Methoden, eins davon ist die 'Fremdsprachenwachstumsmethode'. Die Methode ist eine alternative Methode und zielt besonders auf die Entwicklung der Hör- und Lesefertigkeiten. Kurz gesagt, es ist eine Methode, die speziell für Lese- und Hörfähigkeiten im Fremdsprachenunterricht verwendet wird. In der Türkei gibt es nicht viele Studien, die mit den alternativen Methoden durchgeführt sind, dabei ist auch ein großes Problem, wie eine Fremdsprachenmethode im Fremdsprachenunterricht in einem anderen Bereich verwendet werden kann. Aus diesem Grund wurde in dieser Studie einer der alternativen Methoden, und zwar die 'Fremdsprachenwachstumsmethode' des Fremdsprachenunterrichts für die Lehre der Literaturgattungen in der Fremdsprache verwendet. Es wurde eine angewandte Studie durchgeführt, wie man die literarischen Gattungen lehren kann, wie man die Dauerhaftigkeit des Wissens gewährleistet und wie man die Eigenschaften der literarischen Gattungen mit Hilfe von 'Fremdsprachenwachstumsmethode' enthüllt. In dieser Studie wurde gezielt, dass die Lernenden ihre eigene Kompetenz und Kreativität in der Lehrphase einsetzen können. Diese Studie wurde mit zwei Gruppen durchgeführt: Kontrollgruppe und Untersuchungsgruppe. In der Kontrollgruppe wurde mit traditionellen Methoden und der Untersuchungsgruppe mit der alternativen Methode 'Fremdsprachenwachstum' gearbeitet. Ziel ist es zu entdecken, mit welcher Methode die Lernenden die literarischen Gattungen Anekdote und Witz effektiver gelernt haben. Es wurden Texte verwendet, die den zwei literarischen Themen entsprechen und die für das Sprachniveau der Lernenden geeignet sind. Darüber hinaus wurde an die Gruppen ein Vor- und Nachtest angewendet, und die Ergebnisse wurden verglichen, um den Nutzen der Methode darzustellen.
Etkileşimli kitap okuma programının 48-66 aylık Suriyeli çocukların alıcı dil gelişimine etkisi
Bu çalışmada etkileşimli kitap okuma programına dâhil edilen 48-66 aylık Suriyeli çocukların alıcı dil gelişimlerinin desteklenmesi amaçlanmış ve deneysel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Gaziantep ili Nizip ilçesindeki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı anaokullarına devam eden 48-66 aylık Suriyeli çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu; ön test-son test deney ve kontrol gruplu seçkisiz desen kullanılarak oluşturulmuş; 16'sı deney 16'sı kontrol grubu olacak şekilde 32 Suriyeli çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çocukların alıcı dil gelişim düzeyleri Peabody Resim Kelime Testi (PRKT) ile belirlenmiş, demografik özelliklerine ilişkin bilgilere ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak ulaşılmıştır. Deney grubundaki çocuklar 4 kişi olacak şeklinde gruplara ayrılıp her gruptaki çocuklara haftada 1 kez 1 saat olmak üzere 5 hafta boyunca etkileşimli kitap okuma programı uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS for Windows 22.0 istatistik programı kullanılmış, deney grubunda yer alan Suriyeli çocuklara uygulanan etkileşimli kitap okuma programına yönelik eğitiminin alıcı dil gelişimlerini desteklediği, buna karşın kontrol grubuna dâhil edilen Suriyeli çocuklara uygulanan geleneksel okul öncesi eğitim programının alıcı dil gelişimi için yeterli olmadığı belirlenmiştir. Ayrıca yaş ve cinsiyet açısından Peabody Resim Kelime Testinin ön test ve son test puanları arasında anlamlı bir fark olmadığı sonucuna da ulaşılmıştır.
Okul öncesi dönemde iki dilli çocukların ana dillerinde dil beceri düzeylerinin incelenmesi: Dijital etkinlikler örneği
Bu çalışmada, okul öncesi̇ dönemde bulunan i̇ki̇ di̇lli̇ çocukların ana di̇lleri̇ndeki di̇l gelişim düzeyleri̇ dijital etkinlikler örneği üzerinden i̇ncelenmiştir. Bu araştırma, deneysel desende yer almakta olup deneme modellerinden olan deneme öncesi modellerden tek gruplu öntest-sontest modelindedir. Araştırmanın örneklemi Belçika ülkesi Flaman Bölgesi Ghent şehrinde yaşayan 42-72 aylık, okul öncesi dönemde bulunan ana dili Türkçe ikinci dili Felemenkçe olan 18 iki dilli çocuktan oluşmaktadır. Çocukların ana dillerinde dil gelişimleri Türkçe Erken Dil Gelişimi Testi (TEDİL) ile ölçülmüştür. Çocuğun demografik bilgilerine ilişkin verilere Kişisel Bilgi Formu üzerinden ulaşılmıştır. Araştırmada çocukların dil gelişimlerini desteklemek amacı ile Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim programında yer alan dil gelişimi alanı ile ilgili kazanım ve göstergelerden yola çıkarak dokuz adet dijital etkinlik hazırlanmıştır. Araştırma grubunun demografik bilgilerine ait veriler ve dijital etkinlikler öncesi ve sonrası mevcut dil becerileri yüzde (%) ve frekans (f) değerleri şeklinde tablolarda verilmiştir. Cinsiyet ve anne-baba eğitim durumu faktörlerine göre dil becerilerinin incelenmesinde Fisher'ın Kesin Olasılık Testi kullanılmıştır. Dijital etkinlikler öncesi ve dijital etkinlikler sonrası dil gelişim düzeylerinin karşılaştırılması için parametrik olmayan istatistiklerden Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi yapılmıştır. Analizlerden elde edilen veriler bulgular bölümünde tablolarda verilmiştir. Sonuçlara göre; anne ve babanın eğitim durumu yönü ile çocukların sahip oldukları dil gelişimleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmaz iken çocukların cinsiyetleri ile sahip oldukları dil gelişim düzeyleri arasında anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. İki dilli çocukların dil gelişimlerini desteklemek amacı ile oluşturulan dijital etkinlikler öncesi ve sonrası çocukların sahip oldukları dil becerileri arasında önemli ölçüde farklılık olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İki Dillilik, Okul Öncesi Dönem, Dil Gelişimi, Dil Edinimi
Erken ve geç dönemde koklear implant uygulanan çocukların genel gelişim profili, sosyal-duygusal uyum becerileri ve alıcı dil becerilerinin incelenmesi
Pediatrik koklear implant (Kİ) uygulamasında, dil gelişimine etki eden en önemli faktörlerden birinin uygulamanın yapıldığı yaş olduğu ve Kİ uygulama yaşının hem bilişsel hem sosyal-duygusal gelişimi de etkilediği bilinmektedir. Bu nedenle geç dönem pediatrik Kİ kullanıcılarının, gelişim performanslarında gecikmeler görülebileceği düşünülmektedir. Bu amaçla çalışmamızda; Kİ kullanıcıları, implantasyon yaşına göre erken (≤24 ay) ve geç (>24 ay) dönem olarak iki gruba ayrılmıştır. Kİ uygulama yaşı ile birlikte işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ kullanım süresi ve aldıkları toplam eğitim süresi değişkenlerinin; çocukların gelişim düzeyleri, alıcı dil ve sosyal uyum becerileri üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmaya; Gaziantep Üniversitesi KBB Anabilim Dalı tarafından Kİ ameliyatı gerçekleştirilen ve odyolojik takibi yapılan 31 çocuk dahil edilmiş olup çocuğa ve ailesine ait bilgilerin yer aldığı Genel Bilgi Formu doldurulduktan sonra veri toplama araçları olarak Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Peabody Resim Kelime Testi (PRKT) ve Marmara Sosyal-Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılmıştır. Çalışma sonucunda iki gruptaki çocukların AGTE, PRKT ve MASDU puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca çocukların AGTE, PRKT ve MASDU puanları ile işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ uygulama yaşı, Kİ kullanım süresi ve alınan eğitim süresi ile arasında korelasyon bulunmuştur. Sonuç olarak; işitme kaybı tanısının konulma zamanı, Kİ uygulama yaşı, Kİ kullanım süresi ve alınan eğitim süresi; çocuğun genel gelişim düzeyi, dil becerileri ve sosyal-duygusal uyum düzeyi üzerine anlamlı olarak etki etmektedir. Bu nedenle erken yaşlarda yapılan implant uygulamaları, çocukların gösterdikleri performanslarda daha başarılı olmalarını sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Dil gelişimi, Gelişim değerlendirmesi, İşitme kaybı, Koklear implant, Sosyal-duygusal uyum
Erasmus+ değişim programından yararlanan öğrencilerin görüşlerinin yönetimsel açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışmada erasmus+ değişim programının programdan yararlanan öğrenciler üzerinde kişisel gelişim, mesleki gelişim ve dil becerileri açısından katkısı olup olmadığını tespit etmek ve yönetimsel açıdan eksiklikleri ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Araştırmaya 2015-2018 yılları arasında Düzce Üniversitesi'nde kayıtlı (mezun olmamış) ve erasmus+ değişim programından lisans veya yüksek lisans düzeyinde faydalanmış 30 öğrenci katılım sağlamıştır. Araştırmada derinlemesine bilgi edinmek adına nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve veriler görüşme tekniği kullanılarak yüz yüze veya mail ortamı üzerinden elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre programa katılım sağlayan öğrenciler programa daha çok "dil geliştirmek", "yeni insan ve kültürler tanımak", "eğitim ve kariyer", "yeni yerler görmek", "farklı bir ülkenin deneyimini yaşamak", "ufku genişletmek" amacıyla katılım sağlamışlardır. Programın bu katkılarından dil gelişiminin özellikle "okuma gelişimi" "dinleme gelişimi" "konuşma gelişimi" "yazma gelişimi" yönünde olduğu ve edinilen bu dil gelişiminin öğrencilerin sosyal ilişkilerinde de fayda sağladığı belirlenmiştir. Öğrenciler edindikleri dil becerileri sayesinde "uluslararası arkadaş edinme sosyal ilişkilere katkı" "iş ağı bağlantıları kurmada katkı" "akademik alana katkı" gibi başlıklarda da ön plana çıkabildiklerini belirtmişlerdir. Erasmus+ programı ile kazanılan "dil yeterliliği", "iş bulma ", "mesleki yeterlilik ve tecrübe", "sosyal vi ilişkiler" gibi tecrübelerinin gelecek planlarında kendisini "mesleki düşünce", "yurt dışında çalışma ve yerleşme" ve "akademik alana katkı" gibi alanlarda göstermiştir. Erasmus+ Değişim Programına yönelik öğrencilerin yaşadığı zorlukların başında "yabancı bir dili etkili konuşamama", "yaşam şartları", "kültürel, sosyal ve kişisel farklılık" ve "eğitim" gelmektedir. Yaşanılan bu zorluklar öğrencilerin "öz güvende artış", "sağduyulu ve sabırlı olma", "farklı bir kültüre ve topluma bakışını değiştirme", "kendi potansiyelini keşfetme", "zorluklarla başa çıkma" ve "sorumluluk alabilme" gibi kişisel ve mesleki gelişimlerine de ayrıca katkı sağlamıştır. Erasmus+ programının özellikle "işleyişinin iyileştirilmesi", "hibe desteğinin iyileştirilmesi", "iletişimin iyileştirilmesi", "adaptasyon için eğitim desteğinin verilmesi", "ders eşleştirebilirliği" ve "olanakların yeterlilikleri" gibi alanlarında iyileştirmeye gerek olduğu belirlenmiştir.
Aile yapısının, aile tutumlarının ve televizyonun 2 - 4 yaş arası çocukların dil gelişimine etkisinin incelenmesi (Muş ili örneği)
Araştırmanın temel amacını aile yapısının, aile tutumlarının ve televizyonun 2- 4 yaş arasındaki çocukların dil gelişimine etkisinin incelenmesi oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışma grubu, 2-4 yaş aralığında çocuğu olan 131 anne ve baba ile çocuklarından seçilmiştir. Araştırmada nicel verileri toplama aracı olarak Aile Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), Denver II Gelişimsel Tarama Testi, Peabody Resim Kelime Testi, TV İzlem Formu kullanılmıştır. Ele alınan amaçlar doğrultusunda SPSS 21 paket programı kullanılarak betimleyici istatistikler yapılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline başvurulmuştur. Araştırmada Fisher sonuçlarına göre, gelir düzeyine göre alıcı dil düzeylerinin değiştiği görülmektedir (x2= 17.172, p < 0,05). 2-4 yaş arası çocukların sosyoekonomik düzeylerine göre Denver puanları farklılaşmıştır (x2=14,828, p= 0,019). Ailelerin gelir düzeyleri ile çocukların dil gelişimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu çalışmada ebeveyn tutumlarına yönelik bulgulara bakıldığında ülkemizde bu yönde yapılmış diğer çalışmalarla bir uyum söz konusudur. Peabody Resim Kelime Testi ortalama puanları açısından değerlendirildiğinde özellikle çekirdek ailelerde çocukların alıcı dil becerilerinin daha yüksek oranda (ileri düzey) (%37) temsil edildiği anlaşılmaktadır. Denver testi ortalama puanları açısından değerlendirildiğinde özellikle çekirdek ailelerde çocukların genel dil becerilerinin daha yüksek bir oranda (%49) temsil edildiği sonucuna ulaşılmıştır. 2-4 yaş arası çocukların anne eğitim durumuna göre dil gelişimleri, alıcı dil (Peabody Resim Kelime Testi) açısından (X2= 13.584, p < 0,05) anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Anne eğitim düzeyinin alıcı dil üzerinde etkili olmasına karşılık genel dil gelişim düzeyinde etkili olmaması araştırmanın bir diğer önemli bulgusudur. 2-4 yaş arası çocukların baba eğitim durumuna göre dil gelişimleri, alıcı dil (Peabody Resim Kelime Testi) açısından (x2=12,34; p>0,05) anlamlı derecede farklılaşmaktadır. Bir başka ifade ile babanın eğitimi durumu ile çocukların alıcı dil nitelikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmada sosyoekonomik düzeyin, annenin ve babanın eğitim durumunun dil gelişimine etkisi olduğu anlaşılmıştır. Aile tiplerinden geniş aile türündeki anne ve babanın eğitim durumu ile bu ailelerin ekonomik düzeylerinin düşük olması dolayısıyla çocuklarının dil düzeylerinin daha düşük olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda örneklem grubu genişletilerek araştırmanın tekrarlanabileceği, farklı yaş grubundaki çocuklar ve aileleri ile farklı yerleşim bölgelerinde yeniden yapılabileceği önerilebilir. Kardeş sayısı ve TV'de izlenen program türlerinin dil gelişimine etkisini belirlemek amacıyla araştırma genişletilebilir. Ayrıca örneklem grubunu kırsal ve kentsel yerleşim merkezinde yaşayan çocukların oluşturduğu bir çalışmanın yapılması da düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Aile yapısı, aile tutumu, televizyon, dil gelişimi, çocuk.
Sınıf öğretmenlerinin ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin dil becerilerine ve okulöncesi eğitime ilişkin görüşleri
Bu araştırmanın amacı, ilkokul birinci sınıf öğretmenliği yapan ya da daha önceden yapmış olan öğretmenlerin, öğrencilerin dil becerilerine ve okul öncesi eğitime ilişkin görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırma, tarama modelinde olup, betimsel bir nitelik arz etmektedir. Araştırmada veriler, 44 maddeden oluşan anket formu hazırlanarak elde edilmiştir. Araştırmanın evrenini 2017–2018 eğitim-öğretim yılında Şırnak ilinin Cizre ilçesindeki ve Siirt il merkezindeki ilkokullarda görev yapan sınıf öğretmenleri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise Şırnak ilinin Cizre ilçesinde tesadüfî örnekleme yöntemi ile seçilen 117, Siirt il merkezinde yine tesadüfî örnekleme yöntemi ile seçilen 116 sınıf öğretmeni olmak üzere toplam 233 öğretmenden oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 20.0 istatistiksel paket programında analiz edilmiştir. Öncelikle her bir madde için frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Veriler; Sınıf öğretmenlerinin okul öncesi eğitime ilişkin genel görüşleri Sınıf öğretmenlerinin okul öncesi eğitiminin dil becerilerine katkısına ilişkin görüşleri Sınıf öğretmenlerinin okul öncesi eğitiminde ailenin rolüne ilişkin görüşleri Şeklinde üç boyuta ayrılarak analiz edilmiştir. Boyutlandırmayı araştırmacının kendisi yapmıştır. Bağımsız değişkenlerin öğretmenlerin görüşlerini etkileyip etkilemediğini belirlemek için iki değişkene sahip olan (görev yeri ve cinsiyet) değişkenler için t-testi ve ikiden fazla değişkene sahip olan değişkenler (kıdem, mezuniyet durumu, istihdam ve 1. sınıfları okutma sayısı) için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) hesaplanmıştır. Farklılaşmanın olduğu durumlar için post test olarak LSD testi kullanılmıştır. Ayrıca her grup için ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; araştırmaya katılan öğretmenlerin %59,2'si okul öncesi eğitimin zorunlu olması gerektiği, %50,2'si okul öncesi eğitimi almış olan öğrencilerin almayan öğrencilere göre kendilerini daha kolay ifade edebildiğini, %79,0'ı çocuğun sağlıklı gelişimi için aile eğitiminin çok önemli olduğunu düşündüğünü belirtmişlerdir. Öğretmenler; okul öncesi eğitimin, çocukların gelişim alanlarını destekleyen bir yapıya sahip olduğunu, okul öncesi eğitimin amaçları arasında yer alan "şartları elverişsiz çevrelerden ve ailelerden gelen çocuklar için ortak bir yetiştirme ortamı yaratmak" amacının gerçekleşiyor olduğunu ifade etmişlerdir. Ayrıca öğretmenler; birinci sınıf öğrencileri arasında okul öncesi eğitim alan öğrencilerin almayan öğrencilere göre dil becerileri konusunda daha başarılı olduklarını bildirmişleridir. Sınıf öğretmenleri görüşlerinde; ailelerin okul öncesi eğitim hakkında bilgi sahibi olmadıklarını, çocuğun sağlıklı gelişimi için aile eğitiminin çok önemli olduğunu ama okul öncesi eğitim kurumlarının aile eğitimine gereken önemi vermediğini belirtmişlerdir.
Diksiyon öğretimini lise 2. (10. sınıf) sınıflarda uygulama teknikleri üzerine bir araştırma
Araştırma 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu'na göre, Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçları da dikkate alınarak, uygulamaya konulmuştur. Bu araştırmada lise 2. sınıflarda okutulan Dil ve Anlatım dersi öğretim programı içinde yer alan Anlatım ve Özellikleri ünitesinde, bazı metinlerde diksiyon ve diksiyon teknikleri vb. hususlar, öğrencilere kavratılmaya çalışılmıştır. Diksiyon tekniklerinde önerdiğimiz etkinlikler çevresinde öğrencilerin diksiyonla ilgili bilgilerini beceri düzeyinde alışkanlık hâline getirmeleri sağlanmak istenmiştir.İstenen hedefe ulaşabilmek için seçilen metinlerden hareketle, soru-cevap metodu ve açıklama yoluyla, öğrencilere konuyla ilgili bilgi ve beceri kazandırılmıştır.Diksiyon kavramı ve teknikleri öğretmenin gözetiminde seçilen metinlerde gösterildikten sonra, öğrencilerin seçilen metinleri ,öğretmeni örnek alarak aynı şekilde seslendirmeleri ve yapılan kayıtları arkadaşlarıyla paylaşmaları sağlanmıştır. Metinlerin ifade özellikleri hakkında öğrencilere bilgi verilmiş, eğlenceli egzersiz ve resimlerle desteklenmiştir.Araştırmamızda bulunan uygulamalar 2012 yılında Ankara ili içerisinde, iki okulda, 100 lise 2. sınıf öğrencisi üzerinde yapılmış ve bulgular literatür taramasıyla desteklenmiştir.Çalışmamızın güzel Türkçemizin doğru ve etkili kullanılmasına, daha güzel ve estetik değerlerin ortaya konmasına ,milletimizin bireyleri arasındaki her türlü iletişimin daha medeni, daha verimli ve daha güzel olmasına katkı sağlamasını arzu ve ümit etmekteyiz. Bu amaçla uygulamalarda öğrenirken eğlenmek amaçlanmış, bir dizi pratiğe yer verilmiştir. Uygulamalar yapılırken öğrencilere aile, arkadaş çevresinde ve toplumda diksiyon kurallarına dikkat ederek konuştukları takdirde itibar kazanacakları, takdir toplayacakları vb. pek çok yarar anlatılmıştır. Çalışmamızın sadece avukat, öğretmen, din adamı, politikacı, spiker, ses sanatçısı, çağrı merkezi çalışanı vb. meslek gruplarını seçecek öğrencilere değil, toplumun tüm bireylerine yardımcı olacağını ummaktayız. Bu çalışmayı yaparken bir yandan lise ikinci sınıflarda okutulan ?dil ve anlatım? dersine kaynaklık edeceğini düşündük, diğer yandan da geniş halk kitlelerine ulaşmayı hedefledik .Anahtar Kelimeler : Diksiyon, Diksiyon Teknikleri, lise 2. sınıf öğrencileri .
Study abroad experience: A qualitative case study
This qualitative inquiry aims to investigate the interpretations of a female lecturer in a Turkish university on her long-term study abroad experience and how the experience contributed to her ongoing professional development and language proficiency. Using a case design with multiple data collection tools, the researcher conducted semi-structured interviews, recorded observations through informal discussions and collected retrospective e-mails from the participant. The research reveals interesting results contrary to the general ideas about the impact of study abroad on linguistic, intercultural and professional development. By analyzing the participant's voices, it was found that the experience had negative results on her language proficiency and shifted her towards the opposite direction than expected. This was the unexpected result of many factors including factors such as decision, preparation, challenges, target culture, length of stay and adaptation problems. A salient finding of the study abroad experience was that the participant ex¬pressed a commitment to her native culture and language which was shaped as a result of experiencing adaptation problems to the target culture. She expresses being tolerant and open to new things as one of the few contributions after her study abroad experience. The study is considered significant in terms of revealing several implications for foreign language educators and students as well as the researchers in the field of study. Keywords: Study abroad, target language, target culture, motivation, interaction,adaptation problems
Exploring Turkish parents' involvement in language education at an early age
The first five years of a child's life are very important in terms of social and language development. Therefore, foreign language learning at an early age has become widespread in many countries around the world, including our country. While English education starts in the second grade in public schools in our country, it starts in kindergartens in private schools. However, the environment is as important as starting language education at an early age. Parents are the first to create this environment. The purpose of this study is to investigate the extent to which parents participate in their children's language education. The study was carried out in 3 schools in Tarsus. The questionnaire was applied to the parents of preschool and primary school 1-2. grade students on a voluntary basis. The data obtained were analyzed with the SPSS program and it was concluded in a concrete way whether the demographic characteristics of the parents had an effect on their participation in English education. Afterwards, interviews were conducted with the parents. These interviews were recorded after a short briefing. The themes that emerged from the interview transcript were analyzed and read one by one and codes were extracted from them. Re-read and citations extracted, categorized and commented on to support the themes.
Spatial language development in preterm and full-term infants: The role of object exploration and parents' spatial input
Through object exploration, infants learn features about objects, which is related to children's language learning. Object exploration and parents' verbal spatial input may lead to cascades for the development of spatial language that can differ for preterm infants and full-term infants. This longitudinal study examined whether object exploration at 14 months and parents' spatial input at 14 (Time 1) and 19 (Time 2) months were related to spatial language in preterm (Mean gestational age = 30 weeks) and full-term infants (Mean gestational age = 38.9 weeks) at 26 months. The object exploration at Time 1 and parents' spatial input at Times 1 & 2 were coded from the free play sessions. We expected that preterm infants would receive less spatial input from their parents compared to full-term infants and they would explore the objects less than full-term infants. Additionally, object exploration was associated with parents' spatial input and together they predicted children's spatial language, providing developmental cascades. Our results showed that there was no difference for object exploration and parents' spatial input based on neonatal condition. Object exploration was not uniquely associated with parents' spatial input, controlling for age and neonatal condition. However, we found that the interaction between object exploration and parents' spatial input at 14 months predicted spatial language at 26 months, regardless of neonatal status. These findings suggest that object exploration and parents' spatial input lead to a cascading effect on the development of spatial language at younger ages for preterm and full-term children.
Playing minds: Parental pretend play input and infants' pretense and vocabulary development
Early pretend play interactions with parents contribute to children's pretend play skills and vocabulary development. This longitudinal study investigated parents' pretend play input to their infants during free play when infants were 14 and 20 months. We also examined infants' pretend play skills at 14 months and vocabulary knowledge at 14 and 20 months through a parental report. Results showed that at 14 months, infants' pretend play and receptive vocabulary knowledge were related. Parental pretense input, both its quality and quantity, concurrently supported 14-month-olds' pretense over and above infants' age and parents' general language input. Furthermore, at 14 months, the interaction of parents' and infants' pretend play concurrently contributed to infants' receptive vocabulary knowledge beyond infants' age and parents' general language input. However, parents' pretense input at 14 and 20 months was negatively related to 20-month-olds' expressive vocabulary knowledge. Last, parents adjusted their pretense based on their infants' pretense at 14 months, yet this relation did not hold when infants' vocabulary was considered. Parents tailored the quality but not the quantity of their pretend play input at 20 months in response to their infants' expressive vocabulary knowledge at 14 and 20 months. These findings suggest early interactions between infants' exposure to parental pretend play input and their pretense and vocabulary development; thus, playing minds.
John M. Hull'ın "Çocuklarla Teolojik Konuşmalar: Ebeveyn ve Öğretmenler için Bazı Tavsiyeler" adlı kitabının din eğitimi açısından değerlendirilmesi
Bu tezde çocuğun gelişim alanlarından bilişsel, dil, dini duygu ve Allah tasavvuru başlıkları, çocuk teolojisi, John M. Hull'ın hayatı ve kitabının değerlendirilmesi konuları çalışılmıştır. Tez; giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın problemi, amacı, önemi ve yönteminden detaylı bir şekilde bahsedilerek çocuk teolojisi konusunun genel bir çerçevesi çizilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, çocuğun yukarıda belirttiğimiz gelişim alanları araştırılmış ve bireyin doğuştan gelen bir inanma potansiyeli ve eğiliminin olduğu tespiti yapılmıştır. Bunun yanı sıra çocuk teolojisi meselesi daha kapsamlı bir şekilde incelenmiş, söz konusu teolojinin çocuk merkezli bir yaklaşım olup çocukların kendi teolojilerini üretebilecek özgün bireyler olarak ele alınması fikrine dayandığı ifade edilmiş ve bu teolojinin takip ettiği metotla ulaşmak istediği hedefler belirtilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise ilk olarak Hull'ın hayatı ele alınmış, daha sonra kitabın niceliksel bir yöntemle ana hatları çizilmiş ve son olarak çocuk teolojisi açısından değerlendirilmesi gerçekleştirilerek bu doğrultuda diyalog örneklerinden elde edilen verilerle çocukların somut dönemlerinde Allah hakkında rahatlıkla konuştukları gözlemlenmiştir. Sonuç kısmında ise bu teolojinin hem erken çocukluk dönemindeki din eğitimi çalışmaları hem de çocukların sosyal, kişisel, kültürel gelişimleri ve kelime haznelerinin zenginleştirilmesi açısından faydalı olabileceği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler Din Eğitimi, Çocuk Teolojisi, Godly Play, Gift to the Child, John M. Hull
Çocuk evlerinde kalan korunma ihtiyacı olan çocukların dil becerilerinin değerlendirilmesi
Çocuk evlerindeki korunma ihtiyacı olan çocukların dil becerilerinin değerlendirilmesi sonucu dil bozukluklarının erken tanılanması, uygun yönlendirmelerin yapılması ve erken müdahale programı oluşturularak dil bozuklukları ile ilişkilendirilen psikososyal ve akademik becerilerde yaşanabilecek güçlüklerin önlenebilmesi amaçlanmıştır. Bunun yanında dil becerileri gelişiminin sosyodemografik bazı değişkenler ile olan ilişkisi incelenmiştir.Bu tezin çalışma grubunu yaşları 2.0 - 7.11 arasında değişen çocuk evlerindeki korunma ihtiyacı olan 35 çocuk oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak; Sosyodemografik Bilgi Formu ve Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) kullanılmıştır. Elde edilen veriler Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çocukların dil becerileri gelişim düzeylerinin ortalamanın altında olduğu görülmüştür. Türkçe Erken Dil Gelişim Testi alıcı dil, ifade edici dil ve sözel dil performansı ile yaş değişkeni arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Alıcı dil becerileri ile kuruma gelme yaşı değişkeni arasında anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ifade edici dil ve sözel dil performansı arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Cinsiyet, bilingualizm (çift dillilik), bakımverenin eğitim düzeyi, kurumda kalma süresi, kardeş sayısı ve aile bireyleri ile görüşme sıklığı değişkenleri ile TEDİL alt test puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05).