Interior architecture
90 theses under this subject heading
Psikiyatri kliniklerinde deneyimsel tasarımın hastalar üzerine etkileri: Özel Boylam Hastanesi örneği
Sağlık mekânlarında kullanıcıların sosyal ve psikolojik gereksinimlerini karşılayabilecek tasarım anlayışına yönelik farkındalığın artması ile destekleyici tasarım yaklaşımlarının önemi giderek yaygınlaşmaktadır. Özellikle psikiyatri kliniklerinde hastaların mekânsal deneyime dayalı psikolojik gereksinimlerini karşılayan fiziksel-çevresel faktörler ve tasarım yaklaşımları hastaların iyileşme sürecinde önemli bir rol oynamaktadır. Deneyimsel tasarım, sağlık mekânlarında doğru uygulandığında hastalara güven ve memnuniyet sağlayabilen, tedaviyi destekleyici ve psikolojik olumlu etkileri barındıran bir unsurdur. Bu tezde; (1) deneyimsel tasarım kavramının tanımına ve sınıflandırılmasına, (2) sağlık mekânlarında deneyimsel tasarımın işlevine, (3) psikiyatri kliniklerinin deneyimsel tasarım yaklaşımlarına yer verilmiş ve (4) iyileşme sürecinde deneysel tasarımın etkilerini araştıran bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda ortaya çıkan bulgular ışığında, psikiyatri kliniklerinin iç mekân tasarımında deneyimsel tasarımın sağlık mekânı deneyiminde hastaların mekân algısı ve buna bağlı olarak iyileşme sürecini destekleyen yönleri ele alınmıştır. Bu bağlamda tezin, deneyimsel tasarım kriterleri bağlamında psikiyatri kliniklerinin mekân tasarımına ışık tutması ve katkı sağlaması hedeflenmiştir.
İçmimarlık öğrencilerinin tasarım yaklaşımının sinematik iç mekân analizleri ile desteklenmesi: Sineiçmekân ders modeli örneği
Bu çalışma, içmimarlık öğrencilerinin sinema filmi iç mekânlarını analiz etmeyi öğrenerek iç mekânda atmosfer tasarımı anlayışlarının ne derece gelişebileceğini araştırmak üzere yapılmıştır. Bu kapsamda Sineİçmekân adı verilen bir ders modeli kurgulanarak içmimarlık öğrencileri üzerinde araştırma yapılmıştır. Nitel araştırma modellerinden eylem araştırması yapılarak gerçekleştirilen bu çalışmada veri toplama aracı olarak mevcut durum analiz formları, mekân analiz formu, jüri değerlendirme formu, görüşmeler ve gözlem tekniği kullanılmıştır. Bu tezde; (1) sinema ve mekân ilişkisi kapsamında yapılan çalışmalara, (2) sinema ve içmimarlık disiplinlerinin etkileşimine, (3) sinemada iç mekân temsili ve bu temsilin araştırma için belirlenen kriterler ışığında nasıl incelendiğine, (4) yapım tasarımı ödüllü filmler üzerinden yapılan mekân okumalarına, (5) hazırlanan ders modelinin genel yapısı, içeriği ve sürecine, (6) araştırmanın yöntemine, (7) araştırmadan elde edilen bulgulara ve (8) bulguların yorumlanması ile araştırmadan elde edilen sonuca yer verilmiştir. Çalışmada Sineİçmekân ders modelinin içmimarlık öğrencilerinin mekân atmosferi oluşturmasına olumlu katkılarının olduğu ve ders modelinin öğrenciler ile uzmanlardan alınan dönütler doğrultusunda geliştirilebileceği tespit edilmiştir. Bu bağlamda tezin sinema ve içmimarlık disiplinlerinin etkileşimini kurmakla birlikte içmimarlık eğitimine katkı sağlaması hedeflenmiştir.
Yeniden işlevlendirme kapsamında mekan ve bellek ilişkisinin dönüşümü: Kavaklıdere Sineması örneği
Mekan ve bellek ilişkisi üzerine şekillenen bu tez çalışması, bu ilişkiyi yeniden işlevlendirme bağlamında incelemektedir. Çalışmanın odak noktasını, Mimar Nejat Tekelioğlu tarafından 1965 yılında tasarlanan ve günümüzde "Kült Kavaklıdere" adıyla bir kültür merkezi olarak yeniden işlevlendirilen Kavaklıdere Sineması oluşturmaktadır. Mekan ve bellek kavramları, birbirini etkileyen ve dönüştüren çok yönlü bir ilişki içindedir. Bellek, yapılı çevrede somutlaşırken, mekan da geçmişin izlerini taşıyarak belleği canlı tutar. Mekanın sahip olduğu soyut ve somut değerlerin korunarak gelecek aktarılması, kentin tarihsel ve kültürel katmanlarının sürekliliği ile birlikte, yeni toplumsal anlamların ve kullanım değerlerinin üretilmesi açısından büyük önem taşır. Orijinal işlevini kaybetmiş yapıların, çağın ihtiyaçlarına göre yeni bir işlev kazanması anlamına gelen yeniden işlevlendirme, bu anlamda stratejik bir müdehale biçimidir. Türkiye'de 1950-1980 yılları arasında inşa edilen sinemalar, dönemin yaşam tarzının ve tasarım anlayışının görünür olduğu yapılardır. Kentin kültürel kimliğinin inşa edildiği kamusal alanlar olarak toplumun belleğinde önemli bir yer edinmiştir. Ancak, değişen izleyici alışkanlıkları sonucunda sinema yapıları kapanmış, yıkılmış veya tarihsel bağlamından kopuk müdahalelere uğramıştır. Ankara'da, kapalı kaldığı süre boyunca başka bir işlev edinmeden korunn Kavaklıdere Sineması yaygın eğilimden ayrışmaktadır. Kentin kültürel yaşamının sembollerinden biri olan ve kentliler tarafından "festivallerin sineması" olarak anılan sineması, 16 sene kapalı kaldıktan sonra, 2023 yılında "Kült Kavaklıdere" adıyla, çok programlı bir kültür merkezi olarak yeniden işlevlendirilmiştir. Kavaklıdere Sineması'nın sosyo-kültürel değişimlerin etkisiyle geçirdiği mekânsal dönüşümler, yapının kültür, bellek ve mekan ilişkisi üzerinden incelenmesine olanak tanımaktadır. Çalışma, bu tarihi sinema yapısının yeniden işlevlendirme sürecini, işlevsel kurgu, mekânsal organizasyon ve kimlik ögeleri üzerinden değerlendirerek, mekânsal dönüşüm sürecinin bellek üzerindeki etkilerini irdelemektedir.
The influence of computational design to the process of interior architecture design: In terms of generative, parametric, performance-based and algorithmic design methods
In Architectural and Interior Design projects, in addition to classical methods, it is thought that digital approach with extensive computer use is a need to respond today's advanced needs. Looking at the bibliographies on design, especially after the 2000s it is seen that digital sciences have played an effective role on design process. The aim has been, providing fast, objective and accurate design solutions to the changing design environment. In order to address the design method hurdles, sciences such as computer technology, mathematics and systematics have to be used more in interior architecture, as they have been long time used in architecture. In other words, it has been noticed that, more numerical and mathematical approaches are needed to make objective decisions on relatively subjective topic like design. Recent studies and scientific research in the field of interior design are mostly mathematical design and engineering solutions. The concept of "mathematical design and engineering" mentioned here; is a systematic approach based on mathematical and logical approaches and processes to achieve a computer-based digital solutions. The outcome of any interior design process in recent years can often be the result of a series of mathematical and logical processes. All or certain stages of the design process require advanced mathematical calculations and its implementation requires these calculations to be resolved. The problems that arise in the design process are solved by many digital software and provide the designer with wide range of options. In this study, the use of digital tools in computational interior design were searched and the results obtained are examined. Without ignoring the traditional methods and their users; inevitably the focus was on the samples of digital design solutions, which are accepted and applied faster by new generation designers. The use of digital data has opened new horizons for interior designers in the fields of form, space and design materials by removing some traditional rules and restrictions. This new approach has brought different and fast solutions to problems at different levels by combining the human thinking process and the creativity of computational sciences. In other words, the recent developments on computational design enabled the use of computer and creativity in design solutions collectively. In this collective and interrelated process, emphasizing a systematic model is not to master computational methods and techniques, but to adopt this computational way of thinking (Çağdaş G. & Bacınoğlu, Z. Çavuşoğlu, Ö. H. ,2015). In addition to known methods in the area of interior design; Parametric design, Generative Design, Performance-Based design, Algorithmic Design, Evolutionary Design, Adaptive Design, Performative Design Biomimetic Design Dynamic Design and Kinetic Design, methods are being used. These, relatively new and computational based digital design methods' common properties are; enabling faster objective results, using common language, reaching consensus among stake holders, easy modelling, and using many components of design solutions However, it has been realized that for the use of these methods, the designer must have certain computer science skills and this creates limitations in finding wider application areas In this study, Parametric design, Generative Design, Performance-Based design, Algorithmic Design methods, which are the most researched (90%) of the above listed digital methods, are emphasized and their application examples from the perspective of interior design are examined. At the beginning of this study, the mostly researched four design methods were examined in terms of meaning and scope, and their applications in architecture, through extensive bibliography. It was seen in the bibliography scan that; while these new digital methods find intense application in architecture, they are still limited in terms of interior design applications. For this reason, the examples given for each method were approached from the perspective of interior design, and the computer-based digital method or methods used in the interior design process were investigated. Selected samples were carefully studied to ensure representing one or more digital methods. The findings are given with a sample project summary. Keywords: Computational design, parametric design, generative design, performance based design and algorithmic design.
Katılımcı mekân tasarım sürecinde sanal gerçekliğin kullanımı
Bilgisayar teknolojilerinde yaşanan gelişmeler birçok alanı olduğu gibi mimari tasarımı da etkilemiştir. Bilgisayar destekli tasarım yazılımları, sayısal simülasyonlar ve sanal gerçeklik uygulamaları, tasarım süreçlerinin hızını artırmakta, tasarım seçeneklerinin kolaylıkla değerlendirilebilmesine zemin hazırlamaktadır. Bunun yanı sıra, bu teknolojiler katılımcı tasarım süreçlerinde de faydalı olmakta, tasarımcılar, müşteriler ve diğer paydaşlar arasında daha etkin bir iletişim ve iş birliği olanağı yaratmaktadır. Özellikle sanal gerçeklik uygulamaları, mekânsal algıyı ve kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye taşıyarak, projelerin daha ayrıntılı bir şekilde incelenmesine ve anlaşılmasına olanak sağlamaktadır. Bu durum, tasarım sürecinin sadece teknik bir uygulama olmaktan çıkıp, etkileşimli ve demokratik bir sürece dönüşmesini kolaylaştırmaktadır. Bu bağlamda tez çalışması, sanal gerçekliğin katılımcı bir mekân tasarım süreci içerisine nasıl entegre edileceğine dair nitel bir saha araştırmasından elde edilecek bulgularla bir uygulama modeli önerisi sunacaktır. Katılımcı tasarım için önemli bir uygulama alanı olan kentsel dönüşüm projelerinden bir örneğin ele alınacağı çalışmada, hak sahiplerine oturacakları konut hem iki boyutlu görseller hem de sanal gerçeklik ortamı aracılığıyla gösterilecek ve ardından yarı yapılandırılmış görüşmelerle kendilerinin fikir ve görüşleri alınacaktır. Elde edilen veriler nitel araştırma yöntemleri ile analiz edildikten sonra bir uygulama modeli önerisine ulaşılması hedeflenmiştir. Çalışma, alanyazın taramalarında yeni gelişen bir alan olan sanal gerçeklik ve mimari tasarım ilişkisine dair detaylı bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Kültür yapılarında biçim ve mekân analizi: CSO Ada
Kültür yapıları, kent kültürünün biçimlendiği ve sosyal yaşamda etkileşimlere olanak ve ortam sağlayan kamusal mekânlar olarak, toplumun kollektif değerlerine ve ilişkilerine hükmeden, onu sembolleştiren mekânlardır. Bu semboller, insan kavrayışında somutlaşarak dışavurumsal formlar oluştururlar. Kamusal anlamda bu dışavurumun yansıma ortamı ise genellikle dini yapılar ve kültür yapılarıdır. Resmi yapı kimliğine sahip olan bu mekânlar, aynı zamanda ait oldukları ülkeler için de temsili ve anlamsal değerlere sahip olduğundan, ülkelerinin başkentlerinde konumlanmakta ve simge haline gelmektedir. Bu tez çalışmasında, yaşamı ve mekânları şekillendiren "kültür" kavramı, kültür-mekân ile etkileşimi, kamusal mekân statüsündeki "kültür yapısı" kavramları incelenmiştir. Ardından, literatür taraması yapılarak, ait oldukları ülkelerin başkentlerinde inşa edilmiş, tez konusu yapıya eşdeğer özellikteki kültür merkezi, müze, kütüphane, tiyatro, opera, orkestra binası vb. simgesel nitelikteki kültür yapılarının, tarihsel süreçteki durumları bilim, teknoloji, kültür ve sanat alanındaki değişim ve gelişimler paralelinde değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, ülkemizde Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, kültür ve sanatın toplum tarafından ulaşılabilir olması amacıyla hayata geçirilen düzenlemeler sayesinde varlık bulan, başkent Ankara'da inşa edilmiş ve günümüzde de simgesel değerini koruyan kültür yapılarına yer verilmiştir. Bu bağlamda, çalışmada ülkemizin başkenti Ankara'da son dönemde inşa edilen "CSO ADA" kültür yapısının, kamusal ve simgesel anlamda karşılık bulmasını sağlayan özellikleri ile yapı gurubunun ana omurgasını oluşturan ana fuaye ve konser salonlarının, simgesel niteliğini oluşturan etkenleri sınamak amacıyla, "tasarım ilkeleri" çerçevesinde biçim ve mekân analizine yer verilmiştir. Anahtar kelimeler: CSO ADA, Kültür Yapısı, Kamusal Mekân, Vitrivius, Tasarım İlkeleri, İç Mekân
Mimari mekan tasarımlarında yer alan grafik tasarım öğelerinin anlamsal analizi
Çeşitli ürünlerin ve markaların bulunduğu mekan olan Alışveriş Merkezleri hem mimari hem de grafik tasarım alanında kesişim noktası olmaktadır. Bu bağlamda AVM'lerde tercih edilen grafik tasarım öğelerinin mekan içerisinde nasıl uygulandığı önem arz etmektedir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, AVM'lerde yer alan, kolon giydirmelerinde, yönlendirme levhalarında, bilboardlar da, zemin uygulamalarında ve yanı sıra aydınlatmalarda kullanılan grafik tasarım uygulamalarının, mekana kattığı anlamsal boyutu ortaya çıkarmaktır. Alan çalışması, Şişli bölgesinde bulunan, ödül almış üç farklı AVM üzerinden yapılmıştır. Birincisi Trump AVM, tasarım ödülü, ikincisi Kanyon AVM, mimari ödülü, üçüncüsü ise ÖzdilekPark AVM, çevrecilik ödülü almış, AVM'ler üzerinden gerçekleşmiştir. Araştırmada, bütüncül çoklu durum deseninde nitel araştırma yöntemi kullanılarak AVM'lerde yer alan grafik tasarım öğeleri illüstrasyon, tipografi, piktogram ve renk unsurları bakımından incelenmiştir. Her AVM kendi içinde başlıklar altında analiz edilmiştir. Bu bağlamda Trump görsel grafik öğelerinin niteliği yönünden, Kanyon AVM, teknik anlamda mimari tasarımsal unsurların yerine getirilmeye özen gösterildiği ve standartları bir üst seviyeye çıkaran mimari özellikleri bakımından, Özdilek AVM'de Çevreye gösterdiği duyarlılık bakımından her biri kendi alanlarında ödüle layık görülmüştür. Trump AVM, Kanyon AVM ve ÖzdilekPark AVM her biri farklı alanlarda gösterdikleri özen ve deneyimi ortaya koyarak mekanlara kazandırdıkları anlam ve mimari mekan tasarımına kattıkları boyut ile diğer yapılara öncülük etmektedirler.
Akondroplazisi olan kişilerin fiziksel erişilebilirliği konusunun konutlar üzerinden incelenmesi
Erişilebilirlik kavramı, kişinin sosyal hayata katılabilmesi ve daha hızlı adapte olabilmesi için gerekli bir unsur olup, engelli kişiler için oldukça önemli bir yere sahiptir. Engelli kişiler sosyal yaşama, çevreye, kültürel aktivitelere, eğitime ve hatta bunlardan önce kişisel hayatlarına adapte olma konusunda zorlanmaktadırlar. Günümüzde engelli kişiler için yapılan sosyal aktivite ve yardımlaşma kampanyaları ne kadar önemli bir yere sahip olsa da, bu çalışmalar henüz yeterli kalmamaktadır. Engelli grubunda yer alan Akondroplazi, diğer adıyla anormal derecede boy kısalığı hastalığı olan kişiler, konutlarında yaşadıkları fiziksel zorluklar yüzünden sosyal hayata ve çevreye odaklanamayıp içe kapanık bireyler haline gelmektedirler. Yapılan bu çalışma, literatür taramasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Yedi bölümden oluşan bu tezin amacı, akondroplazisi olan kişilerin fiziksel erişilebilirliğinin konutlar üzerinden incelenmesi olarak açıklanmıştır. Seçilen konu örneği üzerinden akondroplazisi olan kişiler için ulusal ve uluslararası engelli standartlarının konutlara nasıl yansıtıldığının ortaya konulması hedeflenmiştir. Giriş bölümünde tezin amacı, yöntemi ve kapsamı belirtilmiştir. İkinci bölümde, engelli tanımı, engelli sınıflandırılması ve engelliler ile ilgili düzenlenen mevzuatlar incelenmiştir. Üçüncü bölümde akondroplazi tanımı yapılmıştır. Dördüncü bölümde konut tanımı ve tipleri, konutların iç mekan özellikleri ile alakalı yapılan akademik çalışma ve kaynaklar incelenmiştir. Beşinci bölümde, fiziksel erişilebilirlik tanımı, önemi, kapsamı, mevzuatları ve kavramları incelemiştir. Altıncı bölümde ise engellilerin konutta fiziksel erişilebilirliği ile alakalı akademik çalışma ve kaynaklar incelenmiştir. Yedinci ve son kısımda yapılan literatür araştırması sonucunda elde edilen bilgiler ışığında, akondroplazisi olan kişilerin konut yaşamını erişilebilir kılacak öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: akondroplazi, konut, erişilebilirlik, engelli, fiziksel erişilebilirlik, konut erişilebilirliği, iç mekan tasarımı
5-11 yaş grubundaki otizmli çocukların eğitim mekanlarının fiziksel ve psikolojik konforunun sağlanması için iç mekan tasarımı
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) bireyi ve yakın çevresini doğrudan etkileyen, sözlü ve sözsüz iletişim, sosyal etkileşim ve ilişkilerde çeşitli belirtiler gösteren, spektrum bozukluğu olarak tanımlanmıştır. İlk çocukluk döneminde, farkedilen OSB, yapılı çevre ile doğrudan ilişkidedir. Tasarlanan mekanların, OSB li bireye uygunluğu, bireyin fiziksel ve psikolojik konforunu desteklemesi OSB nin etkileriyle etkin bir şekilde baş etmeyi sağlar. Özellikle, örgün eğitimin başladığı 5-11 yaş grubundaki OSB lilerin eğitim mekanlarının tasarımı, bireyin gelişimi için önemlidir. Mekan tasarımı, eğitim mekanlarının tasarımı ve OSB ile ilgili çalışmalar dünya literatüründe yer alsa da, ülkemizde bu konuyla ilgili çalışma çok azdır. Bu çalışma, OSB li bireylerin kendilerine uygun mekanlarda eğitim görmesi ve literatürde oluşmuş olan büyük boşluğun giderilebilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nde gerçekleşmiştir. Araştırmada, farklı örneklem gruplarından (Türkiye ve ABD'deki OSB li bireylerin özel eğitim öğretmenleri, Türkiye'deki OSB li bireylerin aileleri) anket yoluyla okul tasarımı ile ilgili görüş alınarak, mekan tasarımında bireyi olumsuz etkileyen veya mekanda eksik, zayıf olan öğeler belirlenmiştir. Araştırmanın diğer aşaması olan, Ball State Health and Environmental Design Lab'de OSB li bireylerin davranışı ve ışık rengi ilişkisiyle ilgili araştırma yapılmıştır. Araştırma, TÜBİTAK yurt dışı doktora sırası araştırma bursu desteğiyle gerçekleşmiştir. Araştırmanın farklı ülkelerde, farklı örneklem gruplarıyla yapılması konuyu birçok yönden ele almayı ve detaylı önerilerin verilmesini sağlamaktadır. Böylelikle, üretilen yeni bilgi, OSB li bireylerin eğitim mekanlarındaki fiziksel ve psikolojik konforunu sağlamaktadır. Ayrıca, bundan sonra yapılacak çalışmalar için de bir adımdır.
Dijital tasarım yöntemlerinin tasarım sürecine etkilerinin incelenmesi
Tasarım sürecinde tasarımcının düşüncelerini ve birikimlerini ifade etme araçları, yöntemleri geçmişten günümüze gelişerek çoğalmıştır. Tasarımcı tüm verilerini yaratıcı bir biçimde ortaya koyduğu bu süreçte, düşünme tasarlama araçları ve dijital tasarım yöntemleriyle bilişsel sürecini verimli bir şekilde aktarmayı hedeflemektedir. Düşünme tasarlama araçlarının çeşitlenmesi ve dijital tasarım yöntemlerinin tasarım sürecinin tüm aşamalarında olması bu çalışma için bir araştırma konusu olmuştur. Tasarım süreci içerisinde kullandığımız "Düşünme Tasarlama Araçları" ile "Dijital Tasarım Yöntemleri" birlikte ve ayrı başlıklar altında incelenerek sürece olan etkileri ele alınmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde konuya yaklaşım, amaç, kapsam, yöntem ve literatür taraması yapılmıştır. Konuyla ilgili yaklaşımlar ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde "Düşünme Tasarlama Araçları 'Yaparak Öğrenme'" başlığı altında tasarımcının ifade yöntemlerine yer verilmiştir. Tasarım sürecinde etkin bir şekilde kullanılan araçlar ve yöntemler tanımlanmış, tasarımcı için önemine değinilmiştir. Araştırmaların odağı tasarım süreci ve tasarımcı olarak belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde tasarım sürecinde "Düşünme Tasarlama Araçları" nın sürece olan etkileri incelenmiştir. Bu bölümün alt başlıklarında düşünme tasarlama araçları ve dijital tasarım yöntemleri birlikte ve ayrı ayrı düşünülerek çözümlemeler yapılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde "Dijital Tasarım Yöntemleri" alt başlıklarıyla birlikte incelenmiş ve sürece olan etkileri ortaya konmuştur. Okuyucu için bilgilendirmeler yapılmış dijital tasarım yöntemleri ve tasarım süreci ile ilgili çözümlemeler sunulmuştur. Çalışmanın beşinci bölümünde edinilen tüm bilgiler tasarımcı örneği üzerinden analiz edilmiş ve incelenmiştir. Önceki bölümlerde ele alınan tüm konular için çıkarımlar ve çözümlemeler yapılmıştır. Tasarım sürecinin en yaratıcı eylemlerinden olan "Düşünme Tasarlama", "Dijital Tasarım Yöntemleri" için veriler elde edilmiştir. Elde edilen veriler sonuç bölümünde ifade edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Düşünme Tasarlama, Yaparak Öğrenme, Yaparak Düşünme, Dijital Tasarım, Bilgisayar Ortamında Tasarım
Endüstri yapılarının yeniden işlevlendirme sürecinde iç mekan analizi: Mudanya gar binası
18. yüzyılda İngiltere'de doğan ve kısa süre sonrasında tüm dünyayı etkisi altına alan Endüstri Devrimi, teknolojik, ekonomik, sosyolojik ve siyasi yönlerden insanlık tarihini önemli ölçüde etkilemiştir. Endüstri Devrimiyle birlikte gelişim gösteren endüstri yapıları da bu dönemde kullanılan makinelerin boyut, biçim ve işlevlerine göre inşa edilmiştir. Endüstrinin gelişmesinde yakından ilişkili olan demiryolları da ulaşım ve taşımacılık alanlarında yenilikçi gelişimlerle teknolojinin hızla gelişmesine ve yayılmasına olanak sağlamıştır. Ancak zaman içerisinde endüstri alanlarının üretim biçiminin değişmesi, sanayi yapılarının yerleşim bölgelerinin dışına taşınması, artan rant değerleri, ulaşım sektöründe hızlı ve ucuz farklı taşıma sistemlerinin üretilmesiyle, hızla gelişen teknolojiye ayak uyduramayan bu yapılar kullanım dışı kalmışlardır. Bu sebeplerden endüstri ve demiryolu mirası olarak nitelendirilen mirasın günümüzde korunması için yeniden işlevlendirilmesi söz konusu olmaktadır. Yukarıdaki gerekçeler doğrultusunda yeniden işlevlendirme uygulamalarının irdelenmesi amacıyla bu tez çalışması Osmanlı Dönemi'nde Bursa-Mudanya Demiryolu hattı içerisindeki Mudanya Gümrük ve Gar Binası olarak inşa edilen ve günümüzde Montania Otel olarak yeniden işlevlendirilen yapı grubu korunması gereken demiryolu mirası kapsamında ele alınmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak veriler; gözlem, görüşme ve doküman analizi ile toplanmış, elde edilen bilgiler ışığında yapıya ait mimari çizimler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda tarihi yapıların yeniden işlevlendirilme aşamaları ve sonrasında iç mekana yönelik müdahaleleri, çeşitli uluslararası koruma ölçütlerinin maddeleri referans alınarak özgün dokunun korunması adına kriterler belirlenerek değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın tarihi yapıların iç mekanlarının korunmasına yönelik bir metod önerisi olarak bundan sonraki yeniden işlevlendirme çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Teknolojik gelişmelerin etkisi ile yüzeylerde malzeme kullanımı: Akıllı malzemeler
Mimari ve iç mimari tasarım ile malzemeler arasındaki ilişki, Sanayi Devrimi'ne kadar oldukça basit olarak yorumlanabilmektedir. Bu döneme kadar, yapı malzemeleri, kullanılabilirlik ve uygunluk açısından pragmatik olarak ve/veya görünümleri ve dekoratif nitelikleri açısından biçimsel olarak düşünülerek, genellikle yerel kaynaklardan seçilmiştir. Örneğin, yerel olarak mevcut taş, temelleri ve duvarları oluşturmuş ve mermerler genellikle kaba yapıyı kaplayan ince kaplamalar olarak kullanılmıştır. Mimari ile ilgili kararlar, malzeme seçimini belirlemiştir. Bu nedenle, 19. yüzyılın başında malzemenin tasarımda kullanımının, işlev ve forma bağlı olduğu düşünülebilmektedir. Bununla birlikte, bu dönemde malzemelerin standart olmayışı dolayısıyla, tasarımcılar özelliklerini ve performansını dışsal bir anlayışa dayandırmak zorunda kalmışlardır. Özünde, malzeme bilgisi, deneyim ve gözlem yoluyla elde edilmiştir. Mevcut malzemeler ile çalışmak için gerekli olan bu bilgi ve becerileri, çoğunlukla deneme yanılma yoluyla edinmişlerdir. Endüstri Devrimi'nin ortaya çıkığı ile malzemelerin rolü çarpıcı biçimde değişmiştir. Tasarımcılar, malzeme özelliklerini ve performansını, sezgisel ve ampirik olarak anlamaya bağlı olmak yerine, tasarlanmış mühendislik malzemeleri ile karşı karşıya kalmaya başlamıştır. Nitekim, modern mimarlık tarihi, neredeyse yapı malzemeleri tarihinin merceğinden izlenebilmektedir. 19. yüzyılda çeliğin yaygın olarak tanınmasıyla başlayarak, geniş açıklıklı ve çok katlı bina formlarının ortaya çıkmasına yol açan malzemeler, modern öncesi çağın mimari ihtiyaçlara bağlı rollerinden, fonksiyonel olarak performansı arttırmak ve yeni biçimsel yanıtlar bulmak için bir araç haline gelmeye geçiş yapmıştır. Cam üretiminin sanayileşmesi, çevresel sistemdeki gelişmelerle birlikte, Şeffaf bir mimarinin her iklimde ve herhangi bir bağlamda yer alabilmesine olanak tanımıştır. Perde duvar sistemlerinin yaygınlaşması, cephe malzemesini faydacı işlevlerden kurtararak, cepheyi formal bir unsur haline getirmiştir. Teknolojilerdeki gelişmeler sayesinde, alüminyum ve titanyum gibi mühendislik malzemeleri artık yapı kaplamaları olarak tasarım çeşitliliğine imkan vererek, etkili ve kolay bir şekilde kullanılabilir olmuştur. Malzemeler, binanın hem iç hem dış temsili üzerinde, en direkt görünür olarak, ve böylece en uygun tasviri sağlayacak biçimde ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, bugünün mimar ve iç mimarları, malzemeleri genellikle tasarım paletinin bir parçası olarak düşünebilmektedir; buradan materyaller seçilebilmekte ve kompozisyonel ve işlevsel yüzeyler olarak uygulayabilmektedir. Bu düşünce biçiminden yola çıkılarak, akıllı malzemelerin kullanımına yaklaşılabilmektedir. Birçok yüzyıl boyunca ahşap ya da taş gibi standart bir malzemenin özelliklerini kabul etmek ve malzemenin sınırlamalarını karşılamak üzere tasarlamak zorunda kalınmıştır. Teknolojik gelişmelerle, özel olarak tanımlanmış bir ihtiyacı karşılamak için yüksek performanslı bir yapı malzemesinin özellikleri seçilebilmekte ya da düzenlenebilmektedir. Bunun yanında, akıllı malzemeler özelliklerini geri dönüşümlü olarak değiştirerek geçici ihtiyaçlara da cevap vererek, tasarım isteklerini karşılayabilmektedir. Tek bir durum için optimize edilmek yerine çoklu duruma yanıt verme yeteneği, yapıların ve mekanların değişen koşullarla karşı karşıya kaldıkları durumu düşünüldüğünde, akıllı malzemeleri tasarım paletinde çekici hale getirmektedir. Sonuç olarak, akıllı malzemelerin daha geleneksel yapı malzemelerin yerini almaya nasıl başlayabileceğine dair birçok öneri oluşmaya başlamıştır. Maliyet ve bulunabilirlik, genel olarak, akıllı malzemelerin geleneksel malzemelerin yerine geçmesinin yaygınlaşmasını kısıtlamasına karşın, uygulamalar, 'yeni' malzemelerin genel olarak mimaride tanıtılması, başlangıçta göstermeye değer belirli parçalar (termokromik sandalye sırtları vb. endüstriyel tasarım) üzerinde kullanımı yoluyla olmaktadır. Son gelişmeler ile birçok mimar ve iç mimar, mekan yüzeylerini, akıllı malzemeler ile kaplamayı hayal edebilmektedir. Etkileşim ve dönüştürülebilirlik gibi terimler için gerekli malzeme ve teknoloji çoğu tasarım projesinin ekonomik ve pratik gerçekliğinin ötesinde olsa bile, mimarlık sözlüğünün standart terimleri haline gelmiştir. Tasarımcılar, kavramsal olarak akıllı malzemeleri geleneksel yapı malzemeleri ile birlikte standart uygulamalarına entegre etmeye çalışmaktadırlar. Ancak akıllı malzemeler, standart yapı malzemelerinden radikal bir ayrımı temsil etmektedir. Standart yapı malzemeleri tasarımda yapı yüklerine (kuvvetlerine) dayanacak Şekilde statik iken, akıllı malzemeler enerji alanlarına yanıt vererek dinamiktirler. Mekan tasarımda normal temsil araçlarımız statik malzemeyi ayrıcalıklı kıldığından, bu önemli bir ayrım olmaktadır. Bunun yanında, akıllı bir malzeme ile tasarım yapıldığında nasıl görünmesi ve ne yapmasını istendiğine odaklanmak gerekmektedir. Akıllı malzemelerin anlaşılmasında, sadece malzeme özelliklerinin anlaşılmasının öncesinde, tasarımcının aynı zamanda malzemenin çevresindeki ortam ile olan etkileşimlerinin temel fizik ve kimyası hakkında bilgi sahibi olması gerekmektedir. Bahsedilen çerçevede hazırlanmış tez kapsamında; birinci bölümde, mekan tasarımdaki duvar, zemin, tavan bileşenleri yüzeylerinde kullanılmakta olan standart ve yaygın yapı malzemeleri incelenmiştir. Çağdaş tasarımda malzemeden beklenen nitelikler konusu irdelenerek yeni malzeme türleri belirlenmiştir. İkinci bölümde, yeni malzemelerden akıllı malzemeler grubu ele alınmış, çeşitleri ve özellikleri araştırılmıştır. Üçüncü bölüm olarak, bir önceki bölümde özellikleri ve çeşitleri belirlenen akıllı malzemelerin ürün olarak ve/veya sistemler içerisinde yapı yüzeylerinde kullanımları örnek projeler ile açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise edinilen bilgiler ışığında, yüzeylerde standart yapı malzemelerine öneri olarak kullanılabilecek akıllı malzeme ürün ve sistemleri tablo halinde analiz edilerek, konunun değerlendirilmesi sunulmuştur.
Sıcak-kuru iklim geleneksel konutlarında iklime duyarlı tasarım
Doğal kaynakların korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi, fosil kaynaklarının tüketiminin azaltılması ve doğayla iç içe var oluşu İran'ın çöl mimarisinin ilkeleridir. Yıllarca böyle sert bir iklimde yaşayan yerliler, sıcak-kuru iklime ait iklim şartlarını önemli ölçüde azaltmak için çözümler bulmuşlardır. Geleneksel çöl mimarisinin incelenmesi, hava sıcaklığı ve ikliminin sorunlarını çözmek için bazı yöntem ve teknikleri ortaya koymuş ve modern mimaride kullanılabilen sürdürülebilirlik kalıplarının geliştirilmesine yol açmıştır. Geleneksel pasif sistemler bu çalışmanın temel hedefidir. Pasif soğutma sistemleri İranın sıcak-kuru, yerel mimarisinde önemli bir eleman olarak karşımıza çıkmaktadır. Yıllar boyunca İran'ın özel hava iklimine ve hava koşullarına göre tasarlanmış kentlerden biri olarak Yezd kenti örnek alınmış ve bu çalışmada açıklanmıştır. Modern mimarı yaygınlaştıktan sonra iç konfor sağlamak için mekanik sistemler kullanılmaya başlanmış dolaylısıyla binalarda iklimsel tasarım giderek azalmaya başlamıştır. Günümüzde fosil yakıtlarından aşırı kullanımıyla ortaya çıkan kriz ve çevre kirliliği nedeniyle iklimsel tasarıma yeniden önem verilmiş ve geçmişimizde kullanılan pasif sistemler yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Bu araştırma Bu kalıplardan bazıları üzerinde açıklamalar yapılmaktadır. Bu bakış açısıyla, İran'ın Yezd kentinde kullanılan geleneksel pasif sistemleri detaylı olarak incelenmiş ve Lariha Konut'tu örneği üzerinden Revit bilgisayar programı kullanılarak uygulanan sistemlerin analizi yapılmıştır. Anahtar sözcükler Çöl mimarisi, enerji verimliliği, pasif soğutma sistemleri, iklimlendirme, Revit.
Bir çeviri nesnesi olarak mekân ve "Biçem alıştırmaları" metni üzerinden disiplinlerarası bir çeviri araştırması
Bu çalışmada çeviri kavramına, hem dil disiplinleri kapsamındaki tartışmalar ışığında, hem de daha geniş bir perspektiften, yaratıcılığın söz konusu olduğu tüm alanlarda var olan bir yeniden üretme eylemi olarak bakılmıştır. Bu bağlamda, çeviri eyleminin yaratıcı yönünü tasarlama eylemiyle yan yana getirerek, bir tasarım nesnesi olan mekânı bir çeviri nesnesi olarak yeniden tanımlamak amaçlanmıştır. 1960'ta Fransa'da kurulmuş bir oyun kulübü olan Oulipo (Potansiyel Edebiyat Atölyesi) grubunun deneysel üretimleri, çeviriyi bir iletişim problemini çözmenin ötesinde yazma eylemindeki yaratıcılığı geliştiren bir eylem olarak ön plana çıkarmaktadır. Ayrıca Oulipo grubunun kendine özgü teknikleri, disiplinlerarası çevirilerle edebiyat haricindeki alanlara da uyarlanmıştır. Raymond Queneau'nun bir hikâyenin 99 çeşitlemesiyle dilin olanaklarını araştıran, çeviri ve yaratıcılıkla güçlü bağlar kuran Exercices de Style (Biçem Alıştırmaları) adlı Oulipocu metni, bu çalışmada bir kaynak metin olarak incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde, başka dillere ve başka disiplinlere pek çok kez çevrilmiş olan bu eserin mekânsal bir çevirisi denenmiştir. Bu önermede üretilen 33 çeşitlemeyle Oulipo'nun mekânsal üretim ortamındaki potansiyeli araştırılmıştır.
Yeni nesil ofislerin tasarım kriterleri ve örnekler üzerinden analizi
Değişen çalışma kültürüne ve alışkanlıklarına ofislerin de uyum sağlaması ihtiyaç haline gelmeye başlamıştır. Yeni nesil ofisler, çalışanlara farklı çalışma koşullarına uyum sağlama imkânı sunan esnek alanlara sahiptir. Aynı zamanda, toplantılar, eğitimler veya sosyal etkinlikler gibi farklı amaçlar için kullanılabilen çok amaçlı odalar bulunmaktadır. Ergonomik mobilyalar, aydınlatma ve havalandırma gibi unsurlar, çalışanların sağlığını ve refahını desteklemektedir. Yeni nesil ofisler, iş birliğini artıran ve iletişimi kolaylaştıran modern teknolojilere sahiptir. Açık planlı tasarım ve paylaşılan alanlar, çalışanların etkileşimini teşvik etmekte, ortak çalışma alanları, yaratıcılığı ve iş birliğini artırırken, aynı zamanda ekip ruhunu güçlendirmektedir. Yeni nesil ofislerin tasarımı, çalışma kültürünün ve iş yapış şekillerinin değişmesiyle birlikte önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu ofisler, çalışanların verimliliğini artırmak, iş birliğini teşvik etmek ve çalışanların refahını desteklemek amacıyla özenle planlanmaktadır. Bu tasarımlarda genellikle açık plan konseptli çözümlerle departmanlar ve çalışanlar arasında iletişim ve etkileşim kolaylaşmaktadır. Bu araştırma, modern dönemden itibaren çalışma mekânlarının tarihsel süreç içinde nasıl şekillendiğini ve "yenilikçi" olarak tanımlanan mekânların nasıl ortaya çıktığını ele almayı hedeflemektedir. Ayrıca yaşam tarzlarının iç mekânlara nasıl yansıdığını incelemeyi amaçlamaktadır. Yeni nesil anlayışına uygun ofis iç mekânların kullanıcılar tarafından nasıl değerlendirildiğini ve bu mekânların mekânsal gereksinimlere ne kadar uyumlu olduğunu belirlemeyi hedeflemektedir. Çalışma mekânlarının evrimini anlamak, çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl yenilikçi çözümler üretilebileceğini belirlemek ve çalışma alanlarındaki değişen trendleri değerlendirmek bu ortamların daha verimli ve sürdürülebilir hale getirilmesine yardımcı olabilir. Bu çalışmada değişen dünya şartları içerisinde çalışma mekanları ve ofis tasarımında yeni ihtiyaç ve istekleri dikkate alarak detaylandırılması, aynı zamanda genel ofis tasarım sürecinde karşılaşılabilecek sorunları çözerken yardım alınabilecek bir yol haritası oluşturması amaçlanmıştır.
Emergence of nanomaterials in architecture and interior architecture and their use in patient rooms in healthcare domain
By playing a significant role in the field of architecture and interior design, materials not only affect buildings form and functional performance, but also perform immense impacts on environment as well as human's health. Earlier times, materials appear as simple followers of the functional and formal configuration of space, however reciprocally affecting the form language of the design output due to their characteristics. But with the technological advancements and rapid developments in the realm of material sciences, which further paved the way to the emergence of new design practices i.e. from modern architecture to nano-architecture. This shift has also triggered the development of novel synthetic materials, such as composites and nanomaterials, whereas these novel materials has begun to play an active role in both early phases of design process, as well as the thought of architecture and the way how architects think. Materials that are made out of nano-matter, which are the substances that possess extraordinary physical and chemical characteristics in the nano-meter scale, in terms of intrinsic and extrinsic capacities. These differences of characteristics cause the differentiation of the nanomaterials in type. This study, describes and analyzes particularly these different types of nanomaterials, and discusses their impact within the architecture and interior architecture realm first generally, then specifically through the contemporary cases from health-care facilities and limiting its focus on the use of nanomaterials in the patient rooms. Doubtlessly, the manufactured nanomaterials (MNMs) or nano-composites, which are produced by manipulating their physical and chemical properties have been deployed in diverse fields recently. These materials in construction and design industries are mostly utilized as coatings, like insulators and air-purifying surfaces; or in furniture and related products' manufacture, which enhances flexibility, physical durability and strength of the materials; or in the implementations related with the maintenance like energy conservation, self-cleaning and anti-bacterial properties. Therefore, nanomaterials opens up a brand new page in design, both by being a reliable and sustainable alternative for natural materials, as well as for the environmental sustainability in global terms in the presence of counter and indirect relations of consumption and maintenance facilities. Due to this grate amount of interest in nanotechnology and nanomaterials, the objective of this thesis is to focus on the potentials of nanotechnology and nanomaterials in the field of architecture and interior design discipline, by mapping out the contemporary use of nanomaterials in the realized designs, on behalf of outlining the material capacities of the nanomaterials. This study aims to reveal the frequency of the nanomaterial use in interior architecture, particularly in the milieu of healthcare centers, in terms of comparing the design,implementation, maintenance and heat insulation, water and humidity prevention and total energy efficiency through hygiene, heating, indoor air quality, while also trying to shed light up on the transfiguring language of design form. This study deploys case-based research methodology by selecting the contemporary hospital examples from Istanbul, where both nanomaterials and conventional materials are utilized, in order to set the material performance comparisons. In this regard, LİV Hospital-Istanbul, Kolan Hospital-Istanbul and Medicana Hospital-Istanbul have been selected as the case-studies, to dismantle the use of nanomaterials in the patient rooms; the material characteristics, the frequency of the material use, and the financial dimension of the material use, in order to give a perspective to the interior architects that may deploy nanomaterial in their designs as well as following researchers that may use this study as a primary text to start their studies.
Inquiring limits in architecture
In architecture, the notion of limit is frequently inquired based on a substantialist approach and inquiries using this approach put an emphasis on architecture as if architecture is a substantialist entity. The basic assumptions hold sway throughout the disciplines, which beholden to the idea that fundamentals or substances come first and relations among them subsequently. Accordingly, "blurring limits in architecture" stands as an approach with an aim to inquire limits by a relational point of view. In the way that architecture is outlined by limits, or mentioning a sort of limitation that is prevailed in regard to architecture; how to inquire limits emerge as a principal discussion. Differentiated meanings of limit could be distinguished through their delineations by substantialist and transactional (relational) approaches. As an example, if we assume that there is a limit separating the fundamentals x and y from each other, both x and y stand as the reason of the other one`s becoming. Therefore, limit cannot be positioned beyond a relational context as if relations happen outside of these fundamentals. If relation is defined as a distinctive entity besides x and y, it would only appear as relational while it is essentially substantialist. In other words, when the relation between x and y is considered as a third entity, relation stands in a sort of eclecticism. That sort of inquiries are interpreted as relational, however, they should be addressed as substantialist or outlined as "pseudo-relational". In this regard, what is meant by pseudo-transactional or pseudo-relational is a sort of illusion in which a thing is not what it really is. Therefore, transactional approach is not considered only as the method but cogitated as a pivotal part of this research. Within this point of view, the research is to inquire limits in architecture according to transactional (relational) approach versus to substantialist one, referring to critical theories in regard to a trans-disciplinary understanding. The title of "Limits of the Term 'Limit'" involves a discussion on differentiated descriptions of "limit", in which some other terms such as border, boundary and bound are referred. By declaring the consequences of a trans-disciplinary approach, an online platform entitled Synoros is generated with an aim to ground a further discussion. Synoros published its first issue as "limit" and asked people to share their own ways of expressing what limit is. Afterwards, the published works at Synoros are inquired based on how they address "limit". Accordingly, two approaches are determined in regard to those works as: 1. Concentrating on the limits as stable fundamentals and 2. Mentioning what could be approached beyond a limit condition by considering its potentials. Whether Synoros is to be considered as a convenient platform for such an inquiry or not, it outlines how a trans-disciplinary approach accommodates differentiated point of views. Besides, distinguishing disciplinary boundaries involves a transactional consideration in regard to disciplines, in which an in-between positioning emerges. In this regard, what stands beyond a substantialist way of consideration is addressed by the notion of "in-between". "In-between" provides an inquiry of the relations and acts rather than concentrating on their consequences. An in-between space, in fact, is where things are undone as a part of an ongoing process. What is meant by "in-between" and what stands beyond a (substantialist) limit are interpreted by dualistic approaches. In the field of architecture, two of commonly revealed binaries could be mentioned as "inside and outside" and "interior and exterior". By considering what those binaries are referred to, it is outlined that an outside is the active poduction of an inside, deliberating a whole together. After mentioning the scope of the thesis, the chapter entitled "Blurring Limits in Architecture" involve a proposal in regard to architecture by declaring blurring as an architectural act. Blurring, as an act, seeks to undermine the well-defined limits in architecture that involve substantialist considerations. In order to understand what "blurring limit" is referred to, three exemplars are chosen, outlining three acts of blurring limits in architecture: altering, transforming and transgressing. Once a limit is altered, transformed and/or transgressed, mainstream considerations become changed to suggest a new way of thinking in architecture. Accordingly, two common properties are determined for defining the exemplars: a. Providing a trans-disciplinary point of view, and b. blurring their standing limits by using a differentiated inquiry in comparison to their contextual backgrounds. Hence, three trans-disciplinary works are chosen by way of representing three acts, which blur their established limits. Those three acts are discussed in regard to their spatial and experimental meanings, where each act involves a discussion with some other artworks, installations and/ or projects: 1. Altering: the act of modification or adjustment James Turrell`s works exemplify the act of altering by providing differentiated perceptions for an existing building or providing a new spatial experience to acknowledge an existing environment. Turrell mentions that his works do not have an object, an image or a focus instead he aims to create an experience for the visitors "looking themselves at looking". 2. Transforming: the act of a major change "Sleep No More" is a performance created by a theatre company, offering an experimental theatre where the audience and performance spaces are involved in the acting process. The spatial necessities of such an experience blurs the limits of a stage where it is transformed to be a wearable object, a mask. That performance does not only suggest an inquiry on the frequent understanding of a theatre but the changing demands of a differentiated act and its spatial responses. 3. Transgressing: the act of a radical change, infringement Transgressing involves an activist approach where an ambiguity is left for further possibilities. It might not reflect a transformation at its present time, or an alteration of an entity but a sort of future projection. It is an act to push the boundaries of a known object or space where an ambiguity is left for further approaches. The exemplars inquired by that act, in fact, are critical approaches and/or projects that provide a reversed perspective. Rachel Whiteread and her sculptures are discussed within that title, which explore the inner life of rooms and objects where the emptiness and/or spaces between the walls are filled. Thus, the sculptures of Whiteread creates an ambiguity whether to call the space as an interior or exterior one. These three acts and their relational discourse based on transactional approach can be considered as a method for inquiring limits in architecture. The acts are discussed by differentiated exemplars that are deliberated in regard to each act. Some of keywords and/or projects that are reviewed could be mentioned as: Materiality, transparency, light as a spatial medium, visuality (altering); dynamism, incomplete design, follies, Sendai Mediateque, Foundation Building (transforming) and Pompidou, Blur Building, and non-liveable house (transgressing). As discussed based on materiality, for example, transparency and its spatial reciprocity might be assumed as relational in terms of visual characteristics of the materials, while the spatial experience might exhibit a pseudo-relational condition. However, the focus should not be restricted with materiality and its visual aspects in regard to the field of architecture. As those exemplars correspondingly demonstrate, design by a transactional approach suggests inquiring the whole relations where the process, the users (as actors and actants) as well as the design itself are interrelated. Consequently, a limit involves potentials of being altered / transformed or transgressed by a relational point of view. Accordingly, a limit might stand as a repetitive notion affecting a design process, or an architectural element that is to be transformed by technological developments. Blurring that sort of limits is where a new approach, or a new material, or a new spatial understanding (et cetera) might emerge. Acknowledging architecture as the field of designing limits and prevailing within them; the aspects behind those limits remain essential. In other words, how limits are discoursed and applied in the field of architecture represent the future of the field, in which dynamic relations have become a necessity within the changing demands of today`s world.
Yaşanan mekan olarak Bayrampaşa Cezaevi'ni okuma
Bireylerin yaşamlarını geçirmek için en temel ihtiyaçları olan barınma ve korunma gereksinimleri sadece fiziksel çevreyi ifade etmemektedir. Fiziksel çevrenin sınırladığı koşullar, anlam kavramı ile birlikte biçim kazanarak o yerin bütünlüğünü oluşturulmakta ve ifade kazanmaktadır. Anlam arayışıyla başlayan ve devamını mekan kavramıyla birleştiren yaşantıların izlerini okumaya çalışmak bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Mekanı oluşturan fiziksel yapı elemanlarının sınırladığı çevrede süren yaşantıların izinde, sadece temel gereksinimlerini karşılamaktan öte bazı gizli anlamlar mevcuttur. Tasarımcı için bu çevre koşullarının sınırladığı yaşamın keşfi tasarımın anlamını oluşturmaktadır. Mekanın anlamının arayışıyla başlayan bu çalışma, kendi dinamikleri içerisinde farklılaşarak kendi anlamını bulmaya çalışmıştır. Bu bağlamda anlamın kendisi yönteme dönüşmüştür. Anlamla beraber çevresinde dönüşen dil, diyalog, atmosfer, beden ve bellek ilişkileri irdelenenerek mekanın kendisi bulunmaya çalışılmıştır. Bayrampaşa cezaevi alan çalışması, bu sorgulamaların meslek pratiğinde nasıl bedene dönüşebileceğinin araştırılması ilkesine dayanır. Aşırı mekanlar üzerinden mekanın üretiminin irdelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, kullanıcı ve mekanın arasında kurulmuş olan deneyimsel ilişki üzerinden okunmak üzere Bayrampaşa Cezaevi (Sağmalcılar Cezaevi) seçilmiştir. Bu "ilişkisellik" bağlamında örnek olarak adlandırmak ya da açıklamaya çalışmak yerine "örneklem" terimini kullanıyor olmak daha belirleyici olacaktır. Bayrampaşa Cezaevi örneklemi gerek dönemsel özellikleri, gerekse zaman içerisinde şehrin çeperlerinde olan bir tutukevinden şehrin gelişmesi ve büyümesiyle birlikte şehrin tüm dinamiklerini içinde barındıran bir yaşam merkezi haline dönüşmüştür. Bu çalışmada araştırılan değişim ve dönüşüm sürecinde bedenin enerjiye dönüştüğü mekanlarda hapsolan bedenlerin ne anlama geldiklerinin sorulması ya da anlamlarını nasıl dönüştürdüklerinin okunmaya çalışılmasıdır. Çalışma, tasarımcı olarak bireylerin mekanları nasıl deneyimlediği ve bunun diğer tarafında da deneyimleyen olarak bireyin mekanı anlamlandırma çabalarını açıklamaya çalışmaktadır. Hem tasarımcının, hem de mekanı deneyimleyen bireyin mekanlarda "varolması" ndan kaynaklanan algının ilişkiler bütününde okunmaya çalışılmasıdır. Ayrıca bu etkileşim sırasında, bireylerin deneyimlediği mekanların kendi aralarındaki ilişkilerinden çıkan potansiyellerin keşfedilmeye çalışılmasıdır. Tasarım süreci, öznenin, çözümlemenin kendisinde varolan başlangıç ve bitiş noktalarını tanımlamaya çalışmasından öte, o arada geçen zaman dilimini izlediği ve yaşadığı sürecin kendi kendine dönüşerek ifade kazanmansı olarak tanımlanabilir. Özneyle mekanın sürekli hareket halinde olmasından kaynaklanan bu dinamizm farklı biçimlerde karşılaşılan durumların tümü haline dönüşür. Bu çalışmalar süresince Finlandiya'lı teorisyen Pallasmaa'nın yönelimi ve kavramları yön belirleyici olmuştur. Pallasmaa (2011) mimarlığı sadece teknik terimler içerisinde çizimler ve inşaat dünyasında ifade etmeyip, mimarlığın felsefe ve sanatla birlikte varolmasını ortaya koymaktadır. Mimarlığın temel görevinin, barındırma ve öznenin mekanla olan bütünleştimesiyle sınırlı kalmayarak bütün duyulara hitap etmesi gerektiğini savunduğu için Pallasmaa' nın yönelimi belirleyici unsur olarak seçilmiştir. Bu çalşmanın giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, ağırlıklı olarak Pallasmaa' nın kavramları okuyucuya sunulmuştur. İkinci bölümde, yazarın orayı gezerken deneyimlediği mekansal karakterler ve mekan algısı üzerinden yapmış olduğu okumalar üzerinden mekan dili (grafitiler), mekan atmosferi, bellek- mekan ve deneyim- beden ilişkileri üzerinden okumalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde, bu kavramlar üzerinden Bayrampaşa Cezaevi okuması yapılmış ve son bölüm olan sonuç bölümünde ise tez çalışmasının bütünü üzerinden bu konularla ilgili sorgulayıcı fikirler tartışmaya açılıp, çalışmanın iç mimarlık alanıyla olan ilişkileri tartışılmıştır. Bu deneyimin ya da tasarım sürecinin kazanımı da ayrıca bu ilişkiler ağında sorgulanan durumdur.
Sürdürülebilir tasarımın otel odalarının niteliklerine etkisinin incelenmesi – Türkiye'deki oteller örneği
Sürdürülebilirlik, bugünün ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin ihtiyaçlarınıda göz önüne alınarak karşılanmasıdır. Çevre dengesi ve kalitesini korumak için yapılar da sürdürülebilir olmak zorundadır. Yapılar ve yerleşimler CO2 salınımının (küresel ısınmaya sebep olan başlıca sera gazı) %40'ından sorumludur; ayrıca su kullanımının yaklaşık %12'si, atıkların %65'i ve elektrik tüketiminin de %71'inden sorumludurlar. Böyle bir tabloda tasarımların sürdürülebilir olması artık gerekliliktir. Turizm sektörü, insanları tüketime en çok yönlendiren sektörlerden biridir. 365gün 7/24 hizmet veren bu sektör kuruluşları, pazar paylarını korumak için her zaman yenilikçi olmak ve yeni ürünler sunmak zorundadır, bu da onları tüketimi desteklemeye iter. Tezin amacı tüketimin bu kadar çok olduğu turizm sektöründe, sürdürülebilirliği tasarıma entegre eden yapıların incelenmesi ve sürdürülebilir yapıların, diğerleri ile olan farklılıklarının ortaya konmasıdır.Bu amaçla Türkiye'deki sürdürülebilir turizm yapıları ele alınmıştır. İlk bölümde araştırmanın konusunun seçimine etki eden nedenler yer almakta ve araştırmanın konusu, kapsamı ve yöntemi açıklanmaktadır. Araştırmanın konusu, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde araştırmanın temeli olan sürdürülebilirlik, sürdürülebilir tasarım kavramları incelenmiştir. Sürdürülebilirlik kavramının, 1970'te ortaya çıkışından günümüze kadar olan gelişimi açıklanmış ve sürdürülebilir sertifika sistemleri ele alınmıştır. Türkiye'de en sık rastlanan sertifika sistemleri, LEED ve BREEAM, detaylı olarak incelenmiştir. Türkiye'de yer alan sertifika almış oteller LEED sertifikasına sahip olduklarından, LEED puan sistemi detaylı olarak aktarılmış ve iç mekan ile ilgili maddelerin özellikleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde otel kavramı, ilgili yönetmeliklerde otel odalarını etkileyen maddeler ele alınmıştır. Ayrıca sürdürülebilir tasarım stratejisi geliştiren oteller ve bu otellerin sürdürülebilir yaklaşımlarının detayları verilmiştir. Sürdürülebilir yaklaşıma göre tasarlanan otellerin, tasarım açısından hangi özellikleri içermesi gerektiği ayrıntılı olarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise sürdürülebilirlik sertifikası almamış 5 otel ile sürdürülebilirlik sertifikası almış olan 5 otel odaları incelenmiştir. Türkiye'de yer alan sürdürülebilir yaklaşıma göre tasarlanmış ve sertika almış oteller baz alınmıştır. Karşılaştırma yapabilmek için, sertifika almamış otellerde benzer özellikteki oteller arasından seçilmiştir. Tezin son bölümünde, dördüncü bölümde ele alınan sürdürülebilir oteller ile sürdürülebilir olmayan otellerin niteliksel özellikleri tablolaştırılmış ve oda tasarımlarının farklılıkları tespit edilmiştir. Aynı zamanda karşılaştırması yapılan bu otellerin ortak yönleri de belirtilmiştir. Bu bölümde, İlk dört bölümde incelenmiş olan konuların değerlendirilmesi yapılmış, sürdürülebilir tasarım ve sertifika sistemlerinin, otel odalarının iç mimarisine etkisi incelenmiştir.
Cami iç mekan tasarımı üzerine bir inceleme: Karacaahmet Şakirin Camisi
Ülkemizde günümüz cami mimarisi ile ilgili özgün bir tipolojinin oluşturulamaması üzerine, cami tasarımı hakkında farklı öznelerin algılama, değerlendirme ve taleplerindeki ayrımları araştırmak için bir vaka çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada, tasarımcılar ile kullanıcılar arasındaki yorum farklılıklarının eleştirel bir bakış açısıyla çözümlenmesi ile cami iç mimarisinin niteliğinin arttırılması bağlamında, cami tasarım süreçlerinde yer alacak mimarlar ve iç mimarlara yeni sorgu eksenleri açılması amaçlanmıştır. Şakirin Camisi kullanıcılarına ve tasarımcılara yapılan tasarımcı anketi olmak üzere iki ayrı katılımcı gruba anket çalışması yapılmıştır. Her iki anket çalışması da, cami iç mekânının nitelikleri, renk ve ışık, biçim, doku-malzeme, mimari eleman, ölçek-oran üst başlıkları altında incelenmiştir.
An investigation on life center unit's design criteria in inclusive education environments: A case study on SERÇEV Accessible Vocational High School
In Turkey, disabled people's interaction with their physical environment poses many difficulties for their daily lives. For those with special needs, social integration to society should be encouraged from early ages. Increasing the level of communication and creating an inclusive environment would boost disabled people's self-confidence and help them realize their true potential. In this context, the existence of an accessible environment is highly important for the disabled in terms of increasing their interaction with the society. Accessibility in design is an approach not only embodying spatial and environmental solutions, but also promising a fair society. In this sense, access to educational facilities brings about a problem for children with special educational needs. Disability should be discussed in different context to help promote accessibility in educational environments accommodating broad and distinctive participants. Universal design, which is cultivated by existence of many other terms bringing affluence in literature for both accessibility and usability such as design for all, inclusive design, barrier free design, transgenerational design, stands on a unique position in discussion concerning the design requirements of educational environment to promote equality. In this sense, inclusive education environment should be provided through universal design principles to provide spatial equality for individuals as much as possible. Students with special educational needs can have strong relationship with their environment thanks to the increase in the efficiency and adequacy in their educational environments with a social-rehabilitation purpose. In addition, support spaces have a significant position in inclusive education environment in terms of rehabilitating and teaching fundamental life skills to students with special educational needs. Life center unit is an enterprise in Ankara Gökkuşağı Primary Schools, having a similar purpose. For this reason, some interviews and investigations were made in Ankara Gökkuşağı Primary School, which demonstrated once again the necessity of support spaces in inclusive schools open for all –including students with special educational needs- to teach them fundamental skills. Life center unit is a place where students can gain empathy and social sensibility beyond regular education and socialize. Related to this topic, the idea of accommodating diverse physical abilities in same educational environment leads to raise the accessibility and usability concerns in inclusive education environment. Social integration, one of the purpose of inclusive education environment, is only possible with support spaces to rehabilitate the abilities of students with SEN. This foresees the need of design criteria for life center unit to define spatial requirements comprehensively. According to reviews on universal design and inclusive education, assessments are made to identify life center unit in terms of user type, type of use, period of use and spatial requirements. In this research, universal design is utilized to solve spatial problems in life center units, both technically and theoretically, to put forward a design approach for future. A design guideline is prepared for further implementation of life center unit in addition to the development of a design project for life center unit of SERÇEV Accessible Vocational High School. In this context, this thesis study, which focuses on "life center unit's design criteria in inclusive education environment", is comprised of six chapters: In the first chapter, definition of the problem, scope of the thesis and methodologies used in the thesis are introduced. In the second chapter, the idea of accessibility and usability are examined with references to the literature. Terms related to the idea of accessibility and usability, are introduced in order to provide further knowledge before in depth analysis of what universal design embodies. Following the definition of the terms, universal design is discussed in terms of its conceptual framework. Disability is analyzed in the context of universal design. In the third chapter, inclusive education is introduced within the concept of special educational needs with focus on both its evolution and purposes. Inclusive education environment is also explained in terms of environmental requirements. In the fourth chapter, existing life center unit in Gökkuşağı Primary School is analyzed in terms of accessibility and usability. Further expectations from life center units are introduced with the help of the interviews conducted to identify the design approaches on life center unit. In the fifth chapter, primitive design decisions on life center units are put forward with conceptual understanding of the project of life center unit in SERÇEV Accessible High School. In the sixth chapter, concurrence between universal design and inclusive education will be discussed in order to take design decisions for inclusive education environments. Conclusion and recommendation are given for further implementations of life center units in order to raise awareness on equality and non-discrimination within an inclusive education environment.
Bir yeniden kullanım önerisi olarak Lefkoşa kent müzesi
Günümüzde, simgesel, kültürel, işlevsel, mekansal nitelikleriyle korumaya değer tarihi yapıların yeniden kullanım yoluyla sürdürebilirliğinin sağlanması, sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik açıdan önem arz ettiği gibi toplumsal bellek, kentsel, mimari ve kültürel miras açısından da dikkate değerdir. Bu tez çalışmasında inşa edildiği tarihten bu yana geçen süreçte ilk işlevini yitiren, zaman içerisinde müze olarak işlevlendirilen ve dönüştürülerek yeniden kullanılan tarihi yapılar, incelenmiş, müdahale yaklaşımları tanımlanmıştır. Çalışmalar ışığında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başkenti Lefkoşa'nın sur içi Arabahmet Mahallesi Şt. Salahi Şevket Sokak üzerinde yer alan ve Kıbrıs'ın ilk müzesi olma özelliğini taşıyan tarihi yapının "Lefkoşa Kent Müzesi" adı altında yeniden kullanım önerisi geliştirilmiştir.
Peter Zumthor'un fenomenolojik yaklaşımına dayalı deneysel ve deneyimsel bir mekan tasarımı
Mekan atmosferi deneyim ekseninde özne-nesne diyaloğu ile açığa çıkan karşılıklı ilişki durumu ile ilgilidir. Mekan atmosferinin yaratımı ve deneyim mekanının inşası, mekan tasarımcısının algı ve anlam dünyasını yansıtır. Kullanıcı ise kendi algı ve anlam dünyası doğrultusunda mekanı deneyimler. Tez kapsamında; deneyim mekanı / mekan atmosferi nasıl tasarlanır sorunsalına ilişkin bir araştırma yapılmış ve mekan kalitesini mekan atmosferi ile değerlendiren, fenomenolojik bakış açısı ile binalar / mekanlar tasarlayan mimar Peter Zumthor'un, mekan atmosferinin inşasına yönelik çalışmaları üzerine bir okuma yapılmıştır. Peter Zumthor'un hem kaleme aldığı eserleri hem de mekan tasarımına yönelik anlatımları üzerine yapılan okumalarda tasarım sürecinin nasıl ilerlediği analiz edilmeye çalışılarak Zumthor'un fenomenolojik yaklaşımı, atmosfer ve deneyim kavramları ile birlikte yan okumalarla desteklenmiştir. Tezin uygulama ayağı ve alan çalışması için, Peter Zumthor'un fenomenolojik yaklaşımı bir lens olarak kullanılarak, İstanbul kentinin önemli kent imgelerinden biri olan Haydarpaşa Tren Garı deneyimlenmiş ve avlusunda geçici bir deneysel / deneyimsel mekan tasarlanmıştır. Bu süreç; deneyim mekanının deneysel tasarım sürecinin aşamaları ve adımlarını, fenomenolojik bir okuma, anlama ve yorumlama yöntemi ile ele alarak ve Zumthor'un belirlediği mekanın atmosferini oluşturan dokuz etken faktöre göre irdelenmiştir.
Türkiye'deki iç mimarlık eğitimi: Eğitim süreci, farklı eğitim programları ve uluslararası içmimarlık ölçütlerine göre programların değerlendirilmesi
İç mekan tasarımı, 19. yüzyıl Endüstri Devrimi'nden sonra teknoloji ve sanayinin gelişimiyle hızla ilerlemiştir. II. Dünya Savaşı sonrası ?İçmimarlık? terimi kullanılmaya başlamıştır. İç dekorasyon kurslarıyla başlayan eğitim ve meslek kültürü gelişmiştir. Böylelikle ortak amaçları bilgi organizasyonu ve paylaşımı, mesleki hak ve sınırlılıkları belirlemek olan meslek kuruluşları oluşmuştur. Bu kuruluşlar sayesinde mesleki süreç analizleri, toplumsal yapının içmimarlığa etkisi, uluslararası boyutta tartışma ve eğitimde dahil olmak üzere bu süreçlerin ortaklaştırılması konularında çalışmalar yapılmıştır. Tüm bu mesleki gelişimlere paralel olarak, eğitim sürecinde farklı bakış açıları gelişmiştir. Farklı görüşlerin meslek kültürüne olan etkisiyle, eğitim kalitesi ve önemi göz önünde bulundurularak, eğitimde ortak bir yapı oluşturmak için pek çok akreditasyon kuruluşu oluşturulmuştur. Uluslararası ve ulusal kuruluşlar, eğitimde oluşan farklılıkların önlenmesi, eğitim programlarında ortak kararlara sahip olunması için bazı ölçütler belirlemiştir. Eğitimde ortak ölçütlerin oluşturulması, meslek eğitiminde belirli niteliklere ulaşmak ve doğru eğitimi verebilmek, mesleki kültürün korunmasını sağlamaktadır.Bu tez kapsamında; içmimarlık eğitim süreci, gelişimi ve toplumsal yaşama uygun nitelikte olması değerlendirilmiştir. Türkiye'de içmimarlık eğitim süreci, ders program ve içerikleri belirlenen uluslararası içmimarlık ölçütlerinin farklı üniversitelerin programlarıyla birlikte değerlendirilmesi yer almaktadır.