Proprioception
85 theses under this subject heading
Farklı klasmanlardaki futbol hakemlerinin denge, propriosepsiyon ve fiziksel performans parametrelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; farklı klasmanlardaki futbol hakemlerinin propriosepsiyon ve denge değerleri ile bazı fiziksel performans değerlerinin ilişkilerinin incelenmesidir. Araştırmaya; Türkiye Futbol Federasyonuna bağlı olarak hakemlik yapan 60 erkek futbol hakemi gönüllü olarak katılmıştır. Hakemler klasmanlarına göre 3 gruba (klasman hakemleri n=20, il hakemleri n=20, aday hakemler n=20 ayrılmıştır. Futbol hakemlerine; antropometri, propriosepsiyon (omuz eklemi 30°, 80°, 130°) denge, esneklik, sıçrama ve çeviklik testleri uygulanmıştır. Verilerin analizi için One Way Anova testi uygulanmıştır. Post hoc Tukey testi ile gruplar arası farkın hangi gruptan kaynaklandığı araştırılmıştır. Klasman hakemlerinin hakem ve yardımcı hakem arasındaki farkları Mann Whitney U testi ile incelenmiştir. Esneklik testi değeri klasman hakemleri için 27.43±10.95, il hakemleri için 28.40±7.64 ve aday hakemler için 34.85±6.05 olarak bulunmuştur. Aday hakemler, il hakemleri ve klasman hakemlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha esnek bulunmuştur (p=0.015*). Çeviklik testi değeri klasman hakemleri için 2.44±0.10, il hakemleri için 2.58±0.13 ve aday hakemler için 2.51±0.14 olarak bulunmuştur. Klasman hakemleri, il hakemlerinden istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha çevik bulunmuştur (p=0.004*). Boy uzunluğu ile yaş arasında (r=0.343**, p=0.007), vücut ağırlığı ile boy uzunluğu arasında (r=0.581**, p=0.000), vücut ağırlığı ile vücut kütle indeksi arasında (r=0.839**, p=0.000), vücut ağırlığı ile vücut yağ yüzdesi arasında (r=0.714**, p=0.000), vücut ağırlığı ile antrenman yaşı arasında (r=0.264*, p=0.042), vücut ağırlığı ile yaş arasında (r=0.394**, p=0.002), vücut kütle indeksi ile vücut yağ yüzdesi arasında (r=0.811**, p=0.000), antrenman yaşı ile kinestetik denge arasında (r=0.286* p=0.027), antrenman yaşı ile yaş arasında (r=0.702**, p=0.000) istatistiksel olarak pozitif yönlü ilişki vardır. Vücut ağırlığı ile esneklik arasında (r=-0.292*, p=0.024), vücut yağ yüzdesi ile esneklik arasında (r=-0.278*, p=0.032), yaş ile esneklik arasında (r=-0.409**, p=0.000) istatistiksel olarak negatif yönlü ilişki vardır. Sonuç olarak çeviklik ve reaksiyon egzersizlerinin daha çok uygulanması ve antrenman içeriğinin bir parçası olması sonucuna bağlı olarak klasman hakemlerinde daha iyi çeviklik sürelerine ulaşılmıştır. Propriosepsiyon yaralanmaları önleme programında etkili bir yöntemdir. Propriosepsiyon egzersizleri ile hakemin çevre kontrolü ve saha algısının da gelişebileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Futbol hakemliği, propriosepsiyon, kinestetik denge, çeviklik.
Futsal oyuncularına uygulanan proprioseptif nöromüsküler fasilitasyon germe egzersizlerinin denge, dolaşım parametreleri ve motorik adaptasyonlar üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, 6 haftalık proprioseptif nöromüsküler fasilitasyon germe egzersizlerinin, 14-17 yaş grubu erkek futsal oyuncularının denge, dolaşım parametreleri ve motorik adaptasyonlar üzerine olan etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 14-17 yaşları arasında futsal antrenmanlarına düzenli olarak katılan, herhangi bir kronik hastalığı olmayan gönüllü toplam 36 futsal oyuncusu dahil edilmiştir. Katılımcı sayılarının belirlenmesinde G-power analizi yapılarak uygun sayı belirlenmiştir. Futsal oyuncuları PNF grubu (n=12), antrenman grubu (n=12), ve kontrol grubu (n=12) olmak üzere eşit sayılarda üç gruba ayrılmıştır. PNF grubuna altı hafta, haftada üç gün PNF germe egzersiz programı futsal antrenmanı ile birlikte uygulanmıştır. Antrenman grubu ise sadece futsal antrenmanlarına düzenli olarak devam etmiştir. Kontrol grubuna herhangi bir antrenman programı uygulanmamıştır. Bütün gruplardan yaş, boy, kilo, nabız, tansiyon, satürasyon, denge, şınav, mekik, dikey sıçrama, yatay sıçrama, otur – uzan esneklik testi ve 30 metre sprint testi ölçümleri yapılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, PNF ve antrenman gruplarında sistolik kan basıncı, şınav, mekik, dikey ve yatay sıçrama ile 30 metre sprint testinde deney grupları lehine anlamlılık tespit edilmiştir (p<0.05). PNF grubunun dolaşım parametreleri ölçümlerinde ön test ve son testleri arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulunamazken (p>0.05), gruplar arası karşılaştırmada PNF grubu lehine anlamlılık bulunmuştur (p<0.05). Futsal oyuncularına uygulanan PNF egzersizlerinin, denge, mekik, şınav, dikey ve yatay sıçrama ile sprint performansı üzerine olumlu etkilerinin olduğunu söyleyebiliriz.
Gerilim tipi baş ağrılı hastalarda fasyal distorsiyon modelinin ağrı şiddeti, servikal postür ve eklem pozisyon hissi üzerine etkisi
Bu çalışma gerilim tipi baş ağrılı hastalarda fasyal distorsiyon modelinin ağrı şiddeti, servikal postür ve eklem pozisyon hissi üzerine etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Gerilim tipi baş ağrısı olan bireyler basit rastgele yöntemle kontrol (n=15) ve çalışma grubu (n=15) olarak ikiye ayrıldı. Çalışma grubuna haftada 1 seans, 30 dakika olmak üzere toplamda 4 hafta boyunca fasyal distorsiyon model uygulaması yapıldı. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmadı. Değerlendirmeler tüm bireyler için başlangıçta ve 4 hafta sonra olmak üzere 2 kere yapıldı. Bireylerin ağrı şiddeti VAS ve McGill Ağrı ölçeği ile, servikal postür için kraniovertebral açı ve omuz pozisyonu Posturescreen Mobile uygulaması ile, eklem pozisyon hissi lazer imleç yardımlı açı tekrarlama testi ile değerlendirildi. Çalışmadan elde edilen bulgulara bakıldığında fasyal distorsiyon modeli uygulamasının ağrı şiddetini azalttığı, servikal postür ve eklem pozisyon hissini geliştirdiği belirlendi (p<0.05). Kontrol grubunda tüm parametrelerde ilk ve son değerlendirme arasında anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Fasyal distorsiyon modeli gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerin ağrısını azaltmada ve servikal postürü ve servikal eklem pozisyon hissini geliştirmede farklı bir tedavi seçeneği olarak kullanılabilir. Yöntemin yalnızca ağrıyı gidermek ve normal eklem hareket açıklığının kazanılmasında değil postür ve propriyosepsiyon gibi farklı amaçlarla da kullanılabileceği bu çalışmada gösterilmiştir. Teknik, klinikte zamanın etkin kullanılması açısından fizyoterapistlere avantaj sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Ağrı şiddeti, Fasyal distorsiyon modeli, Gerilim tipi baş ağrısı, Postür, Propriosepsiyon
Voleybolcularda derin fasyal uyarımının propriosepsiyon algısı üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, foam roller ile üst ekstremiteye uygulanan derin fasyal uyarımın voleybolcularda omuz maksimal kuvvetlerine ve propriosepsiyonlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 14-20 yaş aralığında Manisa ilinde ikamet eden ve Türkiye Voleybol Federasyonu Kadınlar Voleybol 2. Liginde müsabakalara katılan dört kulüpten toplamda 47 kadın sporcu gönüllü olarak katılmıştır. Katılımcıların önce maksimal izometrik istemli kasılma (MVIC) seviyeleri omuz eklemi fleksiyonu sırasında ölçülmüş, daha sonra %50 MVIC hedef kuvvet değeri belirlenmiş ve bu değerle ikişer denemeli kuvvet algısı (FS) testi yapılmıştır. Hedef kuvvet değeri, bilgisayar ekranından görsel geri bildirim ile değerlendirilmiştir. SPSS for Mac 28.0 paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, eşleştirilmiş t-testi ve Wilcoxon işaretli sıralar testi uygulanmıştır. İstatiksel anlamlılık düzeyi p< 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçları incelendiğinde MVIC değerlerinde sontestte ön teste bir artış gözlenmiş ve bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. FS değerlerinde ise bir iyileşme gözlemlenmiş ancak bu durumun herhangi bir istatistiksel anlamı olmadığı tespit edilmiştir. Sonuçlar: Sonuç olarak, FR ile üst ekstremiteye uygulanan SMR egzersizlerinin, omuz eklemi maksimal kuvvetine olumlu yönde bir etkisi bulunurken, omuz propriosepsiyonunda istatistiksel olarak anlamı olmasa da iyileşmeye yol açtığını söyleyebiliriz.
Eklem pozisyon duyusunun isabet oranına etkisi
Amaç: Eklem pozisyon duyusunun (EPD) pas / şut isabeti ile ilişkisi daha önce hiç araştırılmamıştır. Bu çalışma takım oyunlarında eklem pozisyon duyusunun atış isabeti keskinliğine etkisini incelemeyi amaçladı. Gereç ve Yöntem: Amatör ve elit düzeyde sporcu ve sedanterlerden oluşan 90 (55 erkek 35 kadın) katılımcı üzerinde EDP ve isabet hatası testleri yapıldı. Katılımcılar cinsiyetlerine ve katıldıkları test branşlarına göre ayrı ayrı incelendi. Basketbol için göğüs pası testinde dirsek eklemi, voleybol için manşet pas testinde omuz eklemi ve futbol için ayak içi pas testinde kalça eklemi analiz edildi. Bulgular: Pearson korelason analizi eklem pozisyon hatası ile isabet hatası arasında anlamlı bir ilişki bulunmadığını gösterdi. Cinsiyet ve branş değişkenlerinin isabet hatası değişkenine olan etkisini incelemek için yapılan çift yönlü varyans analizinde cinsiyet değişkeninin isabet hatasına anlamlı bir etki yapmadığı, branş değişkeninin isabet hatasına anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur [F(2,84) = 12.82, p = .000, η2 = .234]. Cinsiyet ve branş değişkenlerinin pozisyon hatası değişkenine olan etkisini incelemek için yapılan çift yönlü varyans analizi cinsiyet değişkeninin pozisyon hatasına olan etkisi anlamlı bulunmuştur [F(1,84) = .22, p = .641, η2 = .003]. Öte yandan, branş değişkeninin pozisyon hatasına olan etkisi anlamlı bulunmamıştır. Sonuçlar: Bu çalışmada pozisyon hatasının isabet hatasıyla bir ilişkisinin olmadığı ortaya konmuştur. İsabet hatasının propriyosepsiyonun diğer alt bileşenleri olan kuvvet ve hareket hızı ile olan ilişkileri açısından da incelenmesi gerekir. Anahtar Kelimeler: Eklem pozisyon duyusu, isabet oranı, takım oyunları
Tip 2 diyabetli hastalarda kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pozisyon hissine etkisi
Tip 2 Diyabetes Mellitus (DM)'lu bireyler sağlıklı bireylere oranla 2 veya 3 kat daha fazla azalmış sensorimotor sinyalizasyona sahip oldukları bildirilmiştir. Tip 2 DM'li bireyler ile yapılan bu çalışma ise tip 2 DM'li bireylerde propriosepsiyonun bozulduğunu gösterildiği bildirilmiştir. Proprioseptif duyu etkilenimi nedeniyle omuz kaslarında nöromüsküler kontrol değişimleri görülür. Birey, uygun nöromüsküler koordinasyon olmadan uygun bir kas aktivasyonu gerçekleştiremez. Omuz stabilizasyonu ve uygun hareketlenmesi için aktif eklem stabilizatörlerinin istemli olarak kasılması çok önemlidir. Böylece DM ve omuz propriosepsiyonu arasında ilişki olduğu görülmektedir. Çalışmamıza; 18-65 yaş arası değişen 38 tanesi kadın ve 22 tanesi erkek 60 gönüllü tip 2 diyabetik birey alınmıştır. Hasan Kalyoncu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü'nde gerçekleştirilen çalışmaya, Adıyaman ilinde yaşayan tip 2 diyabetli bireyler dâhil edilmiştir. Çalışma iki gruptan oluşmaktadır. Grup I (n= 30): Çalışma grubunu oluşturmaktadır. Bireyler omuz, kol ve el bölgesindeki kaslara 8 hafta, haftada 3 gün, 2 set ve 12 tekrar kuvvetlendirme egzersizleri yapmıştır. Grup II (n=30): Kontrol grubunu oluşturmaktadır. Bireylere egzersiz verilmeden gerekli değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler çalışma grubundaki egzersizler sonlandıktan sonra da bireylere uygulanmıştır. Çalışmada; çalışma grubundaki bireylere haftada 3 gün egzersiz uygulandı. Haftada bir defa ise egzersizden önce ve sonra kan şekeri değerlerine bakılmıştır. Aynı zamanda el ve parmak kuvvetini, ağrı şiddetini ve kas kuvvetlerini değerlendirdiğimiz bu çalışmada anlamlı farklılıklar ve birtakım benzerlikler bulunmuştur. Araştırmamızda pozisyon duyusunda egzersiz yapan grupta anlamlı olarak sapma miktarında düşüş olduğu gözlemlenmiştir. (p<0,05) El ve parmak ve kas kuvvetlerinde anlamlı yükseliş olduğu görülmüştür. Ağrı değerlendirmelerinde ise anlamlı düşüş gözlenmiştir. Bu sonuç tip 2 diyabetli bireylerde kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pozisyon hissine olumlu etkisinin olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabetes Mellitus, Propriosepsiyon, Kuvvetlendirme Egzersizi, Kavrama Kuvveti.
Migren tanısı almış kadın hastalarda fasiyal proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon tekniklerinin ve konnektif doku masajının ağrı, uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Migren genellikle tek taraflı, bazen çift taraflı olan şiddetli ağrı olarak tarif edilir. Çalışmamız, 18-65 yaş arasındaki hekim tarafından kronik aurasız migren tanısı almış kadın hastalar ile gerçekleştirildi. Kronik aurasız migrene sahip 40 birey randomize olarak iki gruba ayrıldı. Bireylerin demografik bilgileri kaydedildi. Bireylere Vizüel Ağrı Skalası (VAS), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) uygulandı. Basınca dayalı ağrı eşiğini değerlendirmek için algometre cihazı ile ölçüm alındı. Birinci gruba konnektif doku masajı uygulandı. İkinci gruba proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon teknikleri uygulandı. Tüm katılımcıların yaş ortalaması 35.07±9.83 yıldır. Her iki tedavi sonrası ağrıda azalma ve uyku kalitesinde artış gözlemlendi (p<0.05). Ağrı (VAS) ve uyku açısından sonuçlar gruplar arası karşılaştırıldığında tedavi öncesi ve tedavi sonrası sonuçlar benzer bulundu (p>0.05). Her iki grupta tedavi sonrası basınca dayalı ağrı eşiği değerlerinde artış gözlemlendi (p<0.05). Gruplar arası basınca dayalı ağrı değerleri karşılaştırıldığında her iki grubun tedavi öncesi ve sonrası sonuçları benzerdi (p>0.05). Hastalar yaşam kalitesi açısından değerlendirildiklerinde tedavi öncesi ve sonrası SF-36 değerlerinin alt parametrelerinin çoğunluğunda (fiziksel fonksiyon ve genel sağlık algısı alt parametreleri hariç) her iki grupta da artış gözlemlendi (p<0.05). Tedavi öncesi ve sonrası gruplar arası değerler karşılaştırıldığında SF-36'nın alt parametrelerinden sadece emosyonel rol güçlüğü parametresi açısından fark bulundu (p<0.05). Konnektif doku masajı ve proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon tekniklerinin migren ağrısı, uyku ve yaşam kalitesi üzerine olumlu etkileri bulunmaktadır. Migren tedavisine yönelik girişimlerde bu iki tedavi birbiri yerine uygulanabilir veya farklı tedavilerle kombine edilerek uygulanabilir.
Obstetrik brakial pleksus yaralanması olan çocuklarda postür, denge ve propriyosepsiyon egzersizlerinin gövde fonksiyonlarına etkisi
Bu araştırmanın amacı, Obstetrik Brakial Pleksus Yaralanmalı (OBPY) çocuklarda postür, denge ve propriosepsiyon egzersizlerinin gövde fonksiyonlarına olan etkisinin incelenmesidir. Araştırma, özel eğitim merkezlerinde OBPY tanısı alan 5-17 yaş aralığındaki (Narakas klinik sınıflama sisteminde Tip 1, 2 ve 3 grubunda) toplam 23 çocuk, grup I (n=12), grup II (n=11) olarak iki gruba ayrıldı. Grup I'deki çocuklara klasik brakial pleksus tedavisi (8 hafta boyunca haftada 2 gün), grup II 'deki çocuklara klasik brakial pleksus tedavisine ek olarak postür, denge ve propriosepsiyon egzersizleri 8 hafta süresince hafta 2 gün uygulanmıştır. Üst ekstremite fonksiyonları Mallet Sınıflandırması, Narakas Sınıflaması, Aktif Hareket Skalası, El Becerisi Sınıflandırma Sistemi (EBSS) ile, denge Tek Ayak Üstünde Durma Testi (TAÜD), Fonksiyonel Uzanma Testi (FUT) ile, gövde fonksiyonları Gövde Kontrol Testi (GKT) ve Gövde Bozukluk Ölçeği (GBÖ) ile tedaviden önce ve tedaviden sonra değerlendirildi. Fonksiyonel Uzanma Testi, Tek Ayak Üzerinde Durma Süresi, Gövde Bozukluk Ölçeği, Gövde Kontrol Testi, El Beceri Sınıflama Sistemi değerlendirme parametrelerinde eğitim öncesinde grupların benzer olduğu (p>0,05), Aktif Hareket Skalası değerinde gruplar arasında farklılık olduğu belirlendi (p<0,05). Sekiz haftalık eğitim sonunda grup I' de fonksiyonel uzanma, aktif hareket skalasında artış saptanırken (p<0,05), gövde fonksiyonlarında, TAÜD, EBSS parametrelerinde değişim bulunmadı (p>0,05). Grup II'de gövde fonksiyonlarında, denge değerlerinde, aktif hareket skalasında artış gözlemlenirken (p<0,05), EBSS'de değişim saptanmadı (p>0,05). Gruplar arası farklar karşılaştırıldığında denge ve gövde fonksiyonlarındaki artış Grup II'de daha fazla olduğu (p<0,05), diğer parametrelerde ise farkların benzer olduğu gözlemlendi (p>0,05). OBPY'lı çocuklarda postür, denge ve propriosepsiyon egzersizlerinin gövde fonksiyonları ve denge üzerine etkili olduğu ve rehabilitasyon programlarına eklemesinin fayda sağlayacağını düşünüyoruz.
Lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisi
Bu çalışma, lumbar disk hernisi olan bireylerde kronik dönemde core stabilizasyon egzersizlerinin denge ve yaşam kalitesine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 45-65 yaşlarında en az bir yıl önce lumbar disk hernisi tanısı almış 40 hasta alındı. Randomizasyon yapılarak tedavi ve kontrol grubu olmak üzere 20 kişilik 2 gruba ayrıldı. Hastalara ait demografik bilgiler için kendi hazırladığımız bir form, ağrı değerlendirmesi için McGill Ağrı Ölçeği ve Vizüel Ağrı Skalası, statik denge değerlendirmesi için Diasu Yürüme Analizi Cihazı ve Berg Denge Ölçeği, dinamik dengeyi değerlendirmek için Zamanlı Kalk Yürü Testi, Y Denge Diyagramı, Fonksiyonel Uzanma Testi, düşmeyi değerlendirmek için Tinetti Düşme Etkinlik Ölçeği, yaşam kalitesini ve fonksiyonelliği değerlendirmek için Oswestry Bozukluk Ölçeği ve Nottingham Sağlık Profili kullanıldı. Proprioseptif duyuyu değerlendirmek için ayakbileği eklem pozisyon hissine ayakta, nötral pozisyonda (0˚) ve 10˚ dorsi fleksiyonda açısal ölçüm yapılarak bakıldı. Tüm anketler ve ölçümler tamamlandıktan sonra hastalar programa alındı. Kontrol grubundaki hastalar rutin yaşamlarına devam ederken, tedavi grubu hastalarına core stabilizasyon odaklı modifiye pilates egzersiz programı 8 hafta, haftada 2 gün 50 dakika şeklinde uygulandı. Tedavi süreci tamamlandıktan sonra anketler ve ölçümler tekrarlandı. Tedavi grubunda dinamik denge, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinde gelişme sağlandı (p<0,05). Statik denge açısından incelendiğinde istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Tedavi grubunda proprioseptif ölçümlerinde gelişme sağlanırken (p<0,05), kontrol grubunda anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Core stabilizasyon eğitiminin proprioseptif duyu, denge ve yaşam kalitesini iyileştirmek için etkili bir yöntem olduğu belirlendi. Modifiye pilates eğitiminin, lumbar disk hernisi olan bireylerde denge ve yaşam kalitesini artırmak için destekleyici ve koruyucu fizyoterapi modeli olarak ileri yaş gruplarında kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar Kelimeler: Lumbar Disk Hernisi, Kronik Dönem, Denge, Core Stabilizasyon, Propriosepsiyon
Adölesan idiyopatik skolyozda gövde propriyosepsiyonunun ve farklı egzersiz yöntemlerinin etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışma, adölesan idiyopatik skolyozlu (AİS) bireylerde gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunu araştırmak, farklı egzersiz eğitimlerinin; gövde ve pelvis propriyosepsiyonu, Cobb açısı, gövde rotasyonları, ağrı, gövde esnekliği, kozmetik deformite algılaması, vücut asimetrisi, yaşam kalitesi, dinamik denge ve egzersiz kapasitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya 21 AİS'li birey (çalışma grubu) ve 10 skolyozu olmayan yaşıt birey (kontrol grubu) dahil edildi. AİS'li bireyler randomizasyon ile Schroth (n=10) ve vestibüler egzersiz grubuna (n=11) ayrıldı. Bireylere ait demografik bilgiler kaydedildikten sonra, ilk değerlendirmeye çalışma ve kontrol grubundaki bireyler dahil edilirken, ikinci değerlendirme haftada 2 gün 12 haftalık egzersiz eğitiminden sonra çalışma grubundaki bireylere yapıldı. Postero-anteriyor radyografi yardımıyla Cobb açıları, öne eğilme testinde gövde rotasyon dereceleri, GyKo (Microgate, İtalya) sistemi kullanılarak aktif eklem pozisyon reprodüksiyonu testi ile gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyon değerlendirmeleri yapıldı. Ayrıca McGill Ağrı Ölçeği-Kısa Formu ile ağrı, yana eğilme ve otur-uzan testi ile esneklik, Walter Reed Görsel Değerlendirme Skalası'na (WRVAS) göre birey, ebeveyni ve fizyoterapistin kozmetik deformite algılaması, Spinal Görünüm Anketi (SAQ) ile birey ve ebeveyninin kozmetik deformite algılaması, Posteriyor Gövde Asimetri İndeksi (POTSI) ile vücut asimetrisi, Scoliosis Research Society- 22 (SRS-22) Anketi ile yaşam kalitesi, Fukuda-Untenberger Adımlama Testi (FAT) ile dinamik denge ve 6 dakika yürüme testi (6DYT) ile egzersiz kapasitesi değerlendirildi. Çalışma sonuçları, AİS'li bireylerin gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonu değerlendirmesinde hedef açıdan sapma miktarlarının kontrol grubuna göre fazla olduğunu göstermiştir (p<0,05). Schroth ve Vestibüler egzersiz eğitimleri ile gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunda her iki grupta da iyileşme elde edildi. Tüm skolyozlu bireylerin sonuçları incelendiğinde lumbar Cobb açısında azalma kaydedildi (p<0,05). Gövde rotasyonu Schroth grubu (torakal, lumbar, total) ve vestibüler grupta (torakal, torakolumbar, lumbar ve total) azalmış (p<0,05), ağrı ve esneklik verilerinde Schroth grubunda değişiklik gözlenmezken (p>0,05), vestibüler grubunda ağrıda iyileşme, yana eğilmede gövde esnekliğinde azalma tespit edilmiştir (p<0,05). Her iki grupta da fizyoterapistin WRVAS skoru azalmış (p<0,05), AİS'li birey ve ebeveyninin WRVAS ve SAQ skorunda fark görülmemiştir (p>0,05). POTSI'ye göre gövde asimetrisinde Schroth grubunda azalma görülürken (p<0,05), vestibüler grubunda değişiklik görülmemiştir (p>0,05). SRS-22 anketine göre yaşam kalitesi sonuçları incelendiğinde; Schroth grubunda mental sağlıkta, vestibüler grubunda genel yaşam kalitesinde iyileşme elde edilmiştir (p<0,05). AİS'li bireylerin egzersiz kapasitesi (6DYT) ve dinamik dengesinde (FAT) tedavi sonrası fark görülmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak; gövde propriyosepsiyonu ve pelvis oryantasyonunun AİS'li bireylerde yaşıtlarından farklı olduğu, propriyoseptif duyunun İS'de etkilendiği literatür verileri ile desteklenerek çalışmamızda sunulmuştur. Schroth egzersizleri ile aksiyal gövde rotasyonunda, gövde ve pelvis yeniden konumlandırma hatalarında, gövde asimetrisinde, fizyoterapiste göre kozmetik deformite algısında azalma ve mental sağlıkta iyileşme elde edildiği gösterilmiştir. Schroth egzersizlerine eklenen vestibüler egzersizlerin, aksiyal gövde rotasyonunu, gövde ve pelvis yeniden konumlandırma hatalarını, fizyoterapiste göre kozmetik deformite algısını azalttığı ve bireyin yaşam kalitesini iyileştirdiği ortaya konulmuştur.
Diyabetik bireylerde üst ekstremiteye yönelik geliştirilen fizyoterapi programının el becerisi, propriosepsiyon ve fonksiyonelliğe etkisi
Bu çalışmanın amacı diyabetik bireylerde görülen üst ekstremite problemlerine yönelik oluşturulan fizyoterapi programının el becerisi, el bileği propriosepsiyonu ve üst ekstremite fonksiyoneliğine etkisinin incelenmesiydi. Çalışma randomize kontrollü olarak gerçekleştirildi. Araştırmaya 56 tip 2 diyabetli hasta (n=28 protokol, n=28 kontrol grubu) ve 19 sağlıklı birey dahil edildi. Değerlendirmeler 12 haftalık tedavi programının başında ve sonunda gerçekleştirildi. Ağrı değerlendirmesi 6. haftada tekrarlandı. Protokol grubuna diyabetik bireylere özgü geliştirilmiş fizyoterapi programı, kontrol grubuna ise aerobik ve kuvvetlendirme egzersizleri uygulandı. 9 Delikli Tahta Çivi Testi (9DTÇT) ile el becerisi, gonyometre ile el bileği eklem pozisyon hissi (EPH), Semmes-Weinstein Monofilaman Testi ile hafif dokunma duyusu, diskriminatör ile statik ve dinamik iki nokta ayrımı, Jamar Dinamometre ve pinçmetre ile kavrama kuvveti, MyotonPRO ile tenar ve hipotenar kasların viskoelastik özellikleri, Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (Q-DASH) ve Michigan El Sonuç Anketi (MHQ) ile üst ekstremite fonksiyonelliği, Beck Depresyon Anketi ve Beck Anksiyete Anketi ile depresyon ve anksiyete düzeyi, Kısa Form-36 ile yaşam kalitesi, Görsel Analog Skalası, Numerik Ağrı Skalası, McGill Ağrı Anketi Kısa Formu ve Nöropatik Ağrı Anketi Kısa Formu ile ağrı değerlendirmesi yapıldı. 9DTÇT sonuçları sağlıklı grupta sağ ve sol el için protokol (p<0,001) ve kontrol grubundan (p<0,001) daha iyiydi. Tedavi sonrası 9DTÇT sonuçlarında protokol (p<0,001) ve kontrol grubunun (p<0,001) sağ ve sol el skorlarında iyileşme gözlendi. Sağ el bileği fleksiyonu EPH'de tedavi sonrası protokol grubunda kontrol grubundan daha iyiydi (p=0,027). Tedavi sonrası protokol ve kontrol grubunda Q-DASH, MHQ parametrelerinde iyileşme gözlendi (p<0,05). Geliştirilen fizyoterapi protokolünün el becerisi, EPH ve üst ekstremite fonksiyonelliğini iyileştirmede etkili olduğu ve diyabetli bireylerde rehabilitasyon programı olarak kullanılabileceği sonucuna varıldı.
Patellofemoral Ağrı Sendromu'nda ısı uygulamasının dizin propriyoseptif düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı sıcak uygulamanın PFAS'da propriyosepsiyona olan etkisinin değerlendirilmesidir.Gereç ve Yöntem: Klinik olarak tek taraflı PFAS tanısı almış 40 hasta ve 20 normal gönüllüden oluşan dış kontrol grubu çalışmaya alındı. Hastalar 20'şer kişilik iki gruba ayrıldı. İlk muayene sırasında her iki gruptaki hastaların dört farklı açı (15º, 30º, 45º, 60º) için aktif EPD ve Vibrasyon ile alınan propriyosepsiyon ölçümleri normal kontrol grubunun ölçümleri ile karşılaştırıldı. Daha sonra bir gruba sadece egzersiz(grup 1), diğer gruba egzersiz+sıcak uygulama(grup 2) tedavisi 6 hafta süreyle verildi. Hastaların 3'er hafta arayla ilk muayenede yapılan ölçümleri tekrarlandı. Aynı zamanda hastaların klinik gidişi de ilk muayene, 3. ve 6. hafta kontrollerinde doldurulan modifiye Lysholm diz skoru ve görsel ağrı skalası ile izlendi. Grupların kendi içlerindeki karşılaştırmalarda Wilcoxon signed rank test kullanıldı. İki grubun yapılan ölçümlerinin birbiriyle karşılaştırılmasında ise Mann-Whitney U test kullanıldı. Çalışmanın güç analizleri NCSS 2004/PASS 2002 kullanılarak yapıldı.Bulgular: Hastalar patolojik dizlerine anlık sıcak uygulama sonrasında, sıcak uygulama öncesine göre EPD(15º, 30º, 45º, 60º) ile yapılan ölçümlerde daha az yanıldılar ve vibrasyon ile titreşimi daha uzun süre hissettiler. Bu durum dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindi. Karşı dizin ileri fleksiyon derecelerinde de EPD ile daha az yanılma saptandı. 6 hafta süreyle tedavi (egzersiz veya egzersiz+sıcak) verilmesi ile her iki grubun 3 hafta arayla ölçülen EPD ve vibrasyon değerlerinde patolojik dizde iyileşme olduğu saptandı. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindi. Karşı dizlerde de EPD ile dizin ileri fleksiyon derecelerinde iyileşme olduğu saptandı. Egzersiz+sıcak uygulama tedavisi verilen grupta sözü edilen iyileşmeler, sadece egzersiz verilen gruba göre anlamlı derecede daha fazla oldu. Klinik patellofemoral ağrılı olguların takiplerinde, patolojik dizlerinde vibrasyon ile yapılan propriyosepsiyon ölçümleri ile elde edilen sonuçlar, EPD ile birebir paraleldir.Sonuçlar: Klinik PFAS'lu olgularda anlık sıcak uygulama patolojik dizde propriyosepsiyonu iyileştirir. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha fazla olur. Anlık sıcak uygulama karşı dizde de ileri fleksiyon derecelerinde iyileşme sağlar. Egzersiz veya egzersiz+sıcak uygulama da patolojik dizde propriyosepsiyonu iyileştirir. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindir. Karşı dizde de ileri fleksiyon derecelerinde propriyosepsiyonda iyileşme olur. Aralıklı sıcak uygulama patolojik dizde propriyosepsiyonu iyileştirir. Bu iyileşme dizin ileri fleksiyon derecelerinde daha belirgindir. Karşı dizde de ileri fleksiyon derecelerinde propriyosepsiyonda iyileşme olur. Vibrasyon diz ekleminde propriyosepsiyon ölçümleri için kullanılabilecek iyi bir ölçüm yöntemidir.
Sıcak ve soğuk uygulamaların dirsek eklemi eklem pozisyon duyusuna etkisi
Amaç: Spor yaralanmalarıyla ilgilenen bilim dallarında propriosepsiyon kavramının önemi her geçen gün biraz daha fazla anlaşılmaktadır. Propriyoseptif egzersizlerle tedavi sonuçları daha iyi hale getirilebilmekte, yeniden yaralanma riski azaltılabilmektedir. Ayrıca yaralanma öncesi propriyoseptif eğitimle, yaralanma sıklığının da azaltılabildiğine inanılmaktadır. Bandajlama, breysleme, kas yorgunluğu, egzersiz ya da cerrahi tedavi gibi birçok faktörün propriosepsiyonu etkilediği gösterilmiştir. Sportif rehabilitasyonda sık kullanılan sıcak ya da soğuk uygulamalarının propriyosepsiyona etkileri ise bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı, sıcak ve soğuk uygulamanın Tegner aktivite düzeyi 5-8 arasında olan sağlıklı bireylerin dirsek eklemlerinde propriyosepsiyonu etkileyip etkilemediğini ortaya koymaktır.Gereç ve Yöntem: Yaşları 18 ile 28 arasında değişen (ort: 20.93±2.13 ), toplam 82 sağlıklı birey çalışmaya alındı. Deneklerin tümünün dominant ekstremitesi sağ taraftı ve hepsi Tegner aktivite düzeyi 5-8 arasında değişen Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu öğrencileri idi. Dominant dirseğin (sağ) propriyosepsiyonu dijital gonyometre yardımıyla aktif eklem pozisyon duyusu tekniği kullanılarak, birer hafta arayla başlangıçta, soğuk ve sıcak uygulama sonrası ölçüldü. 30 ve 60 derecelik dirsek fleksiyon pozisyonları hedef açılar olarak belirlendi. Verilerin istatistiksel analizi için GNL General Linear Model Repeated Measure, Paired Samples t-test, Pearson Correlation kullanıldı.Bulgular: Sıcak uygulama sonrasında, dirsek propriyosepsiyonunda iyileşmeyi işaret eden her iki hedef açının anlamlı derecede azalmış tekrarlama hataları saptandı (p<0.017). Soğuk uygulama sonrasında ise iki hedef açının birinde propriyosepsiyonda kötüleşme anlamına gelen anlamlı artmış tekrarlama hataları olduğu gözlendi (p<0.017).Yorum: Tegner aktivite düzeyi 5-8 arasındaki sağlıklı bireylerde, sıcak uygulama sonrasında propriyosepsiyon düzeyinin arttığı, soğuk uygulama ile propriyosepsiyonun kötüleştiğini saptadık. Bu bulgular umut verici görünmektedir ve gelecekteki başka çalışmalarla da desteklenirse spor yaralanmalarının önlenmesi ya da tedavisinde yararlı olabilir.
8 haftalık propriyosepsiyon antrenmanının çabukluk çeviklik ve ivmelenme üzerine etkisi
8 haftalık propriyosepsiyon antrenmanının çeviklik, çabukluk ve ivmelenme üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılan bu çalışmaya, yaş ortalaması 23,46 ± 2,57 yıl olan 13 beden eğitimi ve spor yüksekokulu erkek öğrencisi deney gurubu olarak katılmıştır. Yaş ortalaması 22,386 ± 1,56 yıl olan 13 beden eğitimi ve spor yüksekokulu erkek öğrencisi ise kontrol gurubu olarak katılmıştır. Bu çalışmada kullanılan propriyosepsiyon antrenman programı literatür taraması yapılarak çalışmalarda kullanılan egzersiz programlarından uyarlanmıştır. Propriyosepsiyon geliştirmeye yönelik antrenman programında anterior/posterior, lateral/medial ve saat yönü-ters saat yönünde çok yönlü hareketli eğimli denge tahtası kullanılmıştır. Sekiz haftalık Antrenman programı, günde 5 dk ısınma, 20 dk propriyosepsiyon antrenman programı ve 5 dk soğuma bölümünden oluşmakta olup toplam 30 dk ve haftada 3 gün uygulanmıştır. Çabukluk ilk 5 metre, ivmelenme 10 ve 15 metre ve çeviklik T testi ile değerlendirilmiş olup, ölçümler öntest ve sontest olarak elde edilmiştir. Deney gurubu için, antrenman öncesi ve sonrası, 5 metre çabukluk, 10 metre ivmelenme, 15 metre ivmelenme ve çeviklik değerleri sırasıyla 1,09±0,05 sn ve 1,03±0,05 sn, 1,92±0,11 sn ve 1,80±0,11 sn, 2,61±0,12 sn ve 2,48±0,08 sn, 10,69±0,64 sn ve 10,13±0,35 sn olarak tespit edilmiştir. Çabukluk, ivmelenme ve çeviklik değerleri deney gurubu bakımından karşılaştırıldığında, anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur (P<0,05). Kontrol gurubu için, antrenmanı öncesi ve sonrası, 5 metre çabukluk, 10 metre ivmelenme, 15 metre ivmelenme ve çeviklik değerleri sırasıyla 1,05±0,08 sn ve 1,04±0,05 sn, 1,88±0,05 sn ve 1,89±0,08 sn, 2,53±0,11 sn ve 2,52±0,12 sn, 10,26±0,54 sn ve 9,97±0,34 sn olarak tespit edilmiştir. Çabukluk, ivmelenme ve çeviklik değerleri kontrol gurubu bakımından karşılaştırıldığında, anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (P>0,05). Sonuç olarak, 8 haftalık proprosepsiyon antrenmanının çabukluk, ivmelenme ve çeviklik özelliklerini geliştirdiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Proprosepsiyon, çeviklik, çabukluk, ivmelenme.
Kadın sporcularda propriosepsiyon ile denge arasındaki ilişki ve motor öğrenmenin propriosepsiyon duyusuna etkisi
Bu çalışma, kadın sporcularda propriosepsiyon ile denge arasındaki ilişki ve motor öğrenmenin propriosepsiyon duyusu üzerine etkilerinin incelenmesi amacı ile yapılmıştır.Ölçümlere 20-34 yaş arasında toplam 27 sporcu (Hentbol n=14 ve Voleybol n=13) katılmıştır. Kontrol grubu olarak da aynı yaş grubu, (n=15) sedanter kadın çalışmaya katılmıştır. Deneklerin somatotip özellikleri belirlendikten sonra Fonksiyonel Squat Sisteminde; proprioseptif Test, denemesiz olarak 48 saniyelik bir zamanda alınmış ve doğru pozisyon sayısı kaydedilmiştir. Zaman kaybı olmadan dinamik denge testi için; Lafeyette marka stabiliometre de test 30 saniye üzerinden yapılmış ve bu süre içerisinde deneyin dengede kalabilme yeteneğının otomatik olarak kaydedilmiştir. Denge ölçümü sonunda; propriosepsiyon testi tekrarlanmıştır. Branşlar arasındaki farkların belirlenmesinde student T- Testi, gruplar arası farkların belirlenmesinde ise "One- Way ANOVA" uygulanmıştır. Motor öğrenmenin propriosepsiyon üzerine etkisini belirlemek için "Paired Simples T-Test" `ı kullanılmış ve Parametreler arasındaki ilişkinin tespit edilmesinde, normal dağılım gösteren değişkenlerde Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştırYapılan bu çalışmada; somatotip, birinci ve ikinci propriosepsiyon değeri arasında 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (P<0.05). Ayrıca ilk Propriosepsiyonun motor öğrenme etkisi olduğu tespit edilmiştir.Çalışmanın sonucunda, motor öğrenmenin Propriosepsiyon üzerine olumlu etkisi ve pozitif yönünde korelasyon gösterdiyi bulunmuştur.Anahtar Kelimeler: Somatotip, Propriosepsiyon, Denge, Motor Öğrenme
Taekwon do sporcularında 8 haftalık propriyosepsiyon antrenman programının dinamik postural kontrol üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, aktif spor yapan taekwon do sporcularında dinamik postural kontrol ve diz eklemi propriyosepsiyon yetisinin tespit edilmesi ve 8 haftalık propriyosepsiyon antrenman programının diz eklemi propriyosepsiyon ve dinamik postural kontrol üzerine etkisini incelemekdir. Çalışmaya aktif olarak taekwon do yapan ve gönüllü olarak katılan 42 sağlıklı taekwon do sporcusundan 13 erkek ve 13 bayan antrenman grubuna; 8 erkek ve 8 bayan taekwon do sporcusu kontrol grubuna dahil edilmiştir. Deneklerin yaş, boy, vücut ağırlığı ve BMI (kg/m2 ) ortalamaları sırasıyla bayan deney grubu ve kontrol grubunun; 20,92±1,55 ve 20,75 ± 1,66 yıl; 166,77 ± 8,36 ve 165,62 ± 7,59 cm; 56,69 ± 6,89 ve 61,50±7,27 kg, 20,36±1,72 ve 22,41±2,40 kg/m2, 9,23±2,31 ve 6,00±1,07 yıldır. Erkek deney ve kontrol grubunda yaş, boy, vücut ağırlığı, BMI (kg/m2 ) ve sporyaşı ortalamaları sırasıyla; 20,23±2,80 ve 19,87±2,29 yıl,174,85±6,97 ve 173,75±5,06 cm, 62,80±4,95 ve 70,50±14,55 kg, deney grubu 20,58±1,94 ve 23,27±4,17 kg/m2, 8,62±2,56 ve 6,23±1,36 yıldır.Deneklerin Propriyosepsiyon duyusunun ölçümü Biodex System 3 Pro Multijoint System izokinetik test ve egzersiz sistemi cihazı ile (Biodex Medical Inc, Shirley/NY, USA) ; dinamik postural kontrol performansları ise Biodex marka (Biodex, Inc., Shirley, New York 950-302) cihazı ile analiz edildi. Ölçümler sekiz hafta ve haftada üç gün uygulanan propriyosepsiyon antrenman programı öncesinde ve sonrasında olmak üzere iki kez gerçekleştirildi.Verilerin istatistiksel olarak değerlendirilmesinde SPSS for Windows15.0 paket programı kullanıldı. Antrenman programı öncesinde ve sonrasında deney ve kontrol grupları arası karşılaştırmada Mann-Whitney U testi ve öntest-sontest arasındaki farklılıkların karşılaştırılmasında ise Wilcoxon testi kullanıldı. Sonuçlar 0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.Uygulanan antrenman programı sonrasında; deney grubu bayan ve erkek taekwondo sporcularının hem baskın hemde baskın olmayan diz eklemi 30° ve 70° propriyosepsiyon skorlarında anlamlı farklılık görülmüştür(p<0.05). Kontrol grubunun baskın ve baskın olmayan diz eklemi 30° ve 70° propriyosepsiyon skorlarında anlamlı farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Antrenman programı sonrasında; deney grubu bayan taekwon do sporcularının baskın ve baskın olmayan bacak dinamik postural kontrol testte daha yüksek performansa sahip oldukları görülürken (p<0.05); kontrol grubu bayan taekwon do sporcularının çift bacak, baskın ve baskın olmayan bacak dinamik postural kontrol skorlarında farklılık olmadığı görülmüştür (p>0.05). Deney grubu erkek taekwon do sporcularının çift bacak, baskın ve baskın olmayan bacak dinamik postural kontrol skorlarında anlamlı farklılık olduğu görülürken(p<0.05); kontrol grubu son test çift bacak, baskın ve baskın olmayan bacak dinamik postural kontrol skorlarında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05).Sonuç olarak; Propriyosepsiyon antrenman programının bayan ve erkek taekwon do sporcularının pozisyon hissi algılamasına dayanan diz eklemi propriyosepsiyon ve dinamik postural kontrol performanslarını geliştirdiği düşünülmektedir.Anahtar Kelimeler: Propriyopsepsiyon, Dinamik Postural Kontrol, Taekwondo.
Bayan voleybolcularda denge antrenmanlarının yorgunluk ortamında proprıosepsıyon duyusuna etkisi
Yapılan bu araştırmanın amacı bayan voleybolcularda uygulanan 6 haftalık denge egzersizlerinin yorgunluk denge performansına etkisini incelemektir. Çalışma Gazi Üniversitesi Spor Kulübü ile TOKİ Spor Kulübü genç takımlarında voleybol oynayan 14-16 yaş grubu; gönüllü 21 bayan voleybolcunun katılımı ile gerçekleştirilmiştir.Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 10.0 istatistik paket programı kullanıldı. Normallik sınamasına göre paired-samples T test ve Varyans ? kovaryans yapısı sabitliğine göre multivariate ve test of within-subject effect testleri kullanıldı. Tekrarlı ölçümlerde farkın hangi ölçümden kaynaklandığının tespiti için Bonferroni testi kullanıldı. Sonuçlar 0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.Statik denge testi dominant, nondominant ve çift bacak duruşlarında, dinamik denge testi ise; çift bacak duruş pozisyonunda uygulanmıştır. Denge skorları KAT 2000 stabilometre cihazı ile ölçülmüştür. Öntest ve sontest ölçümleri arasında deneklere Bruce koşu bandı protokolü %80 kalp atım hızına ulaşıncaya kadar uygulandı. Deney grubuna 6 hafta süreyle voleybol antrenmanlarının yanı sıra denge egzersizler uygulanırken, kontrol grubu sadece düzenli voleybol antrenmanlarına devam etmiştir.Altı haftalık egzersiz protokolü öncesi deney grubu çift ayak statik denge ve dinamik dengede, kontrol grubunda ise Nondominant bacak statik denge ve dinamik denge öntest?sontest değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilirken (P<0,05), egzersiz protokolü sonrası heriki grupta da öntest?sontest değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir(P>0,05).Altı haftalık egzersiz öncesi ve sonrasında uygulanan yorgunluk protokolü öntest ve son test denge değerlerinin farkları karşılaştırıldığında deney grubu için dinamik denge değerleri arasında, kontrol grubu için ise çift ayak statik denge değerleri arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (P<0,05).Varyans?kovaryans yapı sabitliğine göre incelendiğinde deney ve kontrol grubu ölçümleri arasında dinamik denge, dominant bacak statik denge, nondominant bacak statik denge, çift ayak statik denge skorlarının istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği, bu farklarında deney grubu egzersiz protokolü öncesi-sonrası pretestleri arası ve post testleri arasında görüldüğü tespit edilmiştir(P<0,05).Voleybolcularda haftada 3 kez uygulanacak denge egzersizlerinin yorgunluk sonrası denge performansına olumlu etkisi olacağı böylece de sakatlanma riskini azaltacağı düşünülmektedir.
Farklı şiddetlerdeki aerobik yüklenmelerin elit badminton oyuncularının propriyosepsiyonları üzerine etkileri
Çalışmamızın amacı farklı şiddetlerdeki aerobik yüklenmelerin elit badmintoncuların propriyosepsiyonları üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Bu amaçla araştırmaya yaş ortalaması 24.44 ± 3,47 yıl, vücut ağırlığı ortalaması 73.87 ± 11,75 kg, boy ortalamaları 178.67 ± 5,45 cm ve spor yaşı ortalamaları 10.24 ± 3,11 yıl olan elit düzeyde 14 erkek badmintoncu katılmıştırMaksimal ve submaksimal yüklenmeler için modifiye edilmiş mekik koşusu testi uygulanmıştır.Bu protokolde denekler 0 eğimde 8km/s hızla egzersize başlamış, ilk 3 dk nın sonunda hız 2km/s arttırılmış daha sonra her 3 dk da bir 1 km/s arttırılarak teste devam edilmiştir.Deneklerin propriosepsiyon ölçümleri Fonksiyonel Squat Sistem(Monitored Rehab System Co) cihazıyla yapılmıştır. Laktat ölçümleri, Roche Accutrend marka laktat analizörü kullanılarak, kalp atım hızı değerleri ise deneğin göğsüne yerleştirilen bir verici ve deneğin kolunda takılı olan polar saatlerle egzersiz süresince takip edilmiştir. Ayrıca borg skalası ile sporculardan egzersiz süresince ve sonrasında zorluk dereceleri kaydedilmiştirYapılan analizler sonucunda maksimal ve submaksimal testlerin kendi içlerinde ve aralarındaki karşılaştırmalarda maksimal test sonrası dominant bacağın 1. hareketi ile submaksimal test sonrası dominant bacağın 1. hareketi arasında ve maksimal test sonrası nondominant bacağın 2. hareketi ile submaksimal test sonrası nondominant bacağın 2. hareketi arasında anlamlı bir fark(p<0.05) olduğu tespit edilmiştir. Diğer karşılaştırmalarımızda ise anlamlı bir fark(p<0.05) bulunamamıştırAraştırma sonucunda yorgunluk nedeniyle, deneklerin kapalı kinetik sistemdeki eklem pozisyon hissi algılamalarına dayanan propriyosepsiyon değerlendirmesi beklenen düzeyde azalma ile sonuçlanan anlamlı bir değişkenlik göstermemiştir.
Total diz artroplastisi sonrası erken dönemde propriyosepsiyonu etkileyen faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmada, total diz artroplastisi geçirmiş katılımcılarda cerrahi sonrası 1. ayda diz propriyosepsiyonunu etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 65,54±6,37 yıl ve postoperatif 1. ayda olan 35 katılımcı çalışma grubuna ve yaş ortalaması 64,63±6,56 yıl ve dizlerinde herhangi bir rahatsızlık olmayan 35 katılımcı kontrol grubuna dahil edildi. Katılımcıların sosyodemografik bilgileri kaydedildi, her iki ekstremiteye ait eklem hareket açıklığı, çevre ölçümü, propriyosepsiyon, denge, yürüme ve kinezyofobi değerlendirmeleri uygulandı. Çalışma grubunda yer alan katılımcıların opere taraflarına ait eklem hareket açıklığı, postoperatif ödem ve propriyosepsiyonun, nonopere taraf ve kontrol grubunun tercih ettikleri taraflarına göre anlamlı fark bulundu (p<0,05). Ayrıca çalışma grubunda yer alan katılımcıların denge ve yürüme parametrelerinde azalmalar tespit edildi (p<0,05). Opere dize ait eklem hareket açıklığı kaybı ile kalça ve ayak bileği eklem hareket açıklığı kayıpları arasında orta düzey korelasyon vardı (p<0,05). Ayrıca, statik ve dinamik denge ve yürüme parametreleri arasında da orta düzey korelasyon mevcuttu (p<0,05). 40˚ diz fleksiyonu propriyosepsiyonunun; beden kitle indeksi, postoperatif ödem ve kinezyofobiden etkilendiği bulundu (p<0,05). Bu çalışmada total diz artoplastisi geçiren hastaların operatif taraflarına ait ekstremitelerinde eklem hareket açıklığı kaybı, postoperatif ödem varlığı, propriyosepsiyon kaybı, denge kaybı, yürüme bozuklukları ve kinezyofobi varlığı görülmektedir. Total diz artroplastisi sonrası 1. ayda propriyosepsiyonu etkileyen nedenler; yüksek beden kitle indeksi, postoperatif ödem ve kinezyofobi varlığıdır. Total diz artroplastisi sonrası 1. ayda devam eden rehabilitasyon programının başarısında, propriyosepsiyon kayıplarını azaltmak için öncelikle beden kitle indeksinin düşürülmesi, postoperatif ödemin azaltılması ve kinezyofobinin önlenmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: postoperatif ödem, beden kitle indeksi, kinezyofobi, propriyosepsiyon, total diz artroplastisi
Omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı omuz yaralanması geçirmiş geriatrik bireylerde kinezyofobi, propriyosepsiyon, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini ve bunların birbiriyle ilişkisini incelemektir. Çalışmaya yaş ortalaması 70,33±3,39 yıl olan toplam 24 birey dahil edildi. Bireylere propriyosepsiyon için Lazer İmleç Yardımlı Açı Tekrarlama Testi (Lİ-ATT), fonksiyonel değerlendirme için Constant Murley Skorlaması (CMS), fiziksel aktivite için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ), bilişsel fonksiyonlar için Standardize Mini Mental Test (SMMT), kinezyofobi için Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve stres düzeyleri için Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I ve STAI-II) kullanıldı. Bireylerdeki ağrı şiddetleri ise Görsel Analog Skalası (VAS) ile değerlendirildi. Katılımcılar omuz bölgesinde yumuşak doku yaralanması olan grup ve sağlıklı grup şeklinde iki gruba ayrıldı. Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında Constant Murley Skorlaması, Standardize Mini Mental Test, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği skorları açısından anlamlı fark bulundu (p<0,05). Yapılan analiz sonucunda Constant Murley Skoru ve Görsel Analog Skala arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yumuşak doku yaralanması geçiren ve geçirmeyen gruplar arasında fonksiyonel durum, bilişsel durum, kinezyofobi ve kaygı durumları arasında fark olduğu bulunurken; propriyosepsiyon ve fiziksel aktivite durumlarında fark bulunamadı. Sonuç olarak geriatrik hastalarda tedavi süreci boyunca sadece omuz fonksiyonlarına yönelik değil; kaygı, kinezyofobi ve bilişsel durumlarının da göz önünde bulundurularak tedavi süreci oluşturulması tavsiye olunur.
Sağlıklı genç bireylerde nemli sıcaklık ve kısa dalga diatermi uygulamasının denge, eklem pozisyon hissi ve kas kuvveti üzerine etkisi
Bu çalışma sağlıklı genç bireylerde nemli sıcaklık ve kısa dalga diyatermi uygulamalarının denge, propriyosepsiyon ve kas kuvveti üzerine etkilerini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmamıza 18?25 yaş aralığında, herhangi bir sistemik rahatsızlığı ve geçirilmiş diz travması olmayan, ağrı ve yorgunluğu olmayan 20 kadın 20 erkek toplam 40 sedanter olgu dahil edilmiştir. Çalışmamıza alınan olgular rastgele örneklem yöntemi ile kullanılan fizyoterapi ajanına göre hotpack (HP) ve kısa dalga diyatermi (KDD) grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Uygulamalar tek seans olmak üzere olguların dominant taraf diz eklemine, HP grubu için 20 dakika, KDD grubu için ise 20 dakika süre ile uygulanmıştır. Uygulamalara başlamadan önce çalışmaya katılan olguların tanımlayıcı özellikleri sorgulanmıştır. Uygulama öncesi ve sonrası diz eklemi için propriyosepsiyon ve fleksör/ekstansör diz kaslarının kuvveti bilgisayarlı izokinetik dinomometre kullanılarak değerlendirilmiştir. Olguların dengeleri kinesthetic ability trainer (SportKAT 3000) aleti ile test edilmiştir. Olgular çalışma başlangıcında tanımlayıcı özellikler, dominant taraf kullanımı, ağrı, yorgunluk, diz ekstansiyon ve fleksiyon kuvveti, denge ve propriosepsiyon değerleri açısından benzer özelliklere sahip bulunmuştur. Uygulama sonrası yapılan değerlendirmede; her iki grupta diz ekstansiyon ve fleksiyon kas kuvvetinde uygulamalar sonrası artış saptanmıştır (p<0.05). HP grubunda denge skorlarında uygulama sonrası istatistiksel olarak herhangi bir farklılık saptanmamıştır (p>0.05). KDD grubunda statik tek ayak denge skorunda uygulama sonrası artış bulunmuştur (p<0.05). Propriosepsiyon değerlerinde uygulamalar sonrası her iki grupta da istatistiksel olarak herhangi bir fark bulunamamıştır (p>0.05). Diz ekstansiyon ve fleksiyon kuvveti, denge ve propriosepsiyon açısından gruplar arasında herhangi bir fark bulunamamıştır (p>0.05). HP ve KDD uygulamalarının akut dönemde denge, propriyosepsiyon ve kas kuvvetinde meydana getirdikleri etki açısından birbirlerine üstünlükleri olmadığı sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: İzokinetik Dinamometre; Fizyoterapi; Rehabilitasyon; Postüral Kontrol; Fizyoterapi Ajanları.
Sağlıklı bireylerde mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniğinin quadriseps ve hamstring kas kuvveti, pasif eklem pozisyon hissi ve eklem hareket açıklığı üzerine olan akut etkilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma Mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniğinin eklem hareket açıklığı, diz propriosepsiyonu, diz ekstansör ve fleksör kas gruplarının kuvvetine akut etkisinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışma, 18?35 yaş arası 28 sağlıklı olgu ile Başkent Üniversitesi Hastanesi 5. Sokak Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı'nda gerçekleşmiştir. Her olguya Mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniği, üst üste üç gün ve her seansta 3 tekrarlı olarak uygulanmıştır. Olguların, ilk gün diz repozisyon hatası, ikinci gün izokinetik kas kuvveti, üçüncü gün izometrik kas kuvveti Cybex 770 Norm izokinetik dinamometre (Lumex Inc, Rankokoma, NY USA) cihazı ile uygulama önce ve sonrası değerlendirilmiştir. Ayrıca olguların düz bacak kaldırma hareket açıklıkları, üç günde de, uygulama önce ve sonrasında gonyometrik ölçümle kaydedilmiştir. Olgular uygulama öncesi ve sonrası kendi içinde değerlendirilmiştir. Uygulama önce ve sonrasında diz proprioseptif ve izometrik kas kuvvet değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Buna karşılık, izokinetik kas kuvvet (p<0,05) ve eklem hareket açıklığı (p<0,001) değerlerinde ise istatistiksel olarak anlamlı artışlar görülmüştür. Bu çalışmada, Mulligan traksiyon düz bacak kaldırma tekniğinin, izokinetik quadriseps ve hamstring döndürme momenti tepe değerlerini yükselttiği ve düz bacak kaldırma hareket açıklığını arttırdığı sonucuna varılmıştır.
Subakromiyal sıkışma sendromlu hastalarda farklı manuel terapi uygulamalarının ağrı, fonksiyonel durum, eklem hareket açıklığı, kas kuvveti ve yaşam kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı subakromiyal sıkışma sendromlu hastalarda konvansiyonel fizyoterapinin yanı sıra proprioseptif nöromusküler fasilitasyon (PNF) uygulaması ile bu uygulamaya ek olarak yapılan myofasiyal gevşetme (MG) tekniğinin ağrı, eklem hareket açıklığı (EHA), kas kuvveti, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik üzerine etkilerinin incelenmesidir. Çalışmaya katılan 30 hasta, randomize olarak PNF grubu ve PNF ile birlikte MG grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. PNF grubuna konvansiyonel fizyoterapiye ek olarak Tut gevşe tekniği ile PNF uygulaması, ev egzersiz programı ve hasta eğitimi uygulanırken; PNF ile birlikte MG grubuna tüm bu tedavilere ek olarak üst trapez kasına myofasiyal gevşetme tekniği uygulanmıştır. Olguların ağrı şiddetleri VAS ile, EHA Gonyometre ile, kas kuvvetleri el dinamometresi ile, yeti yitimi düzeyleri omuz ağrı ve dısabilite indeksi ile, fonksiyonel durumları kol, omuz ve el sorunları kısa anketi ile ve yaşam kaliteleri Nottingham Sağlık Profili ile değerlendirildi. Hastalar tedaviden önce, uygulamaların akut etkisini gösterebilmek amacıyla birinci tedavi seansından hemen sonra ve 10 seanslık tedavinin bitiminde değerlendirilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler analiz edildiğinde; her iki tedavi yöntemi ile hastaların omuz ağrılarında, EHA, kas kuvveti, yeti yitim düzeyleri ve fonksiyonel durumlarında 10 seanslık tedavi sonunda iyileşme görüldüğü gözlenmiştir. Myofasiyal gevşetme yönteminin tedaviye eklenmesi hastaların istirahat ağrısında azalmaya, EHA'larının ve kas kuvvetlerinin bazı yönlerinde artış sağladığı bulunmuştur. Tek seanslık tedavi sonunda PNF tedavisinin aktivite ağrısı yönünden daha fazla iyileşme sağladığı, MG tedavisinin ise fleksiyon, external ve internal rotasyon eklem hareket açıklığında, fleksiyon ve abduksiyon kas kuvvetinde daha fazla iyileşme sağladığı sonucuna varılmıştır. 10 seanslık tedavi sonunda PNF tedavisi, yaşam kalitesinde yalnızca ağrı boyutunda iyileşme gösterirken, MG tedavisi ile yaşam kalitesinin ağrı, fiziksel aktivite, emosyonel durum, uyku ve toplam boyutlarında iyileşme görülmüştür. Bu sonuçlara göre, subakromiyal sıkışma sendromlu hastalarda uygulanan konvansiyonel tedavi yöntemlerine ek olarak PNF ve MG tedavi yöntemlerinin kombine olarak uygulanmasının hastaların şikayetlerini hem akut olarak hem de kümülatif olarak olumlu yönde etkilediği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Subakromiyal sıkışma sendromu, Proprioseptif nöromusküler fasilitasyon, Myofasiyal gevşetme, Ağrı
Subakromial sıkışma sendromu olan kişilerde proprioseptif egzersizlerin etkinliği üzerine yapılan randomize kontrollü bir çalışma
Amaç:Bu çalışmanın amacı; subakromial sıkışma sendromlu hastalarda proprioseptif egzersizlerin eklem hareket açıklığı, ağrı, propriosepsiyon, kas gücü ve fonksiyonel testler üzerine etkinliğini değerlendirmektir.Materyal Metod:Subakromial sıkışma sendromu tanısı alan 61 hasta çalışmaya alındı. Hastalar randomize edilerek iki gruba ayrıldı. Bir gruba (n=30) Transkutanöz Elektriksel Sinir Sitimulasyonu, sıcak paket ve standart egzersiz programı, diğer gruba (n=31) bu tedaviye ek olarak proprioseptif egzersiz programı verildi ve hastalar 12 hafta boyunca izlendi. Hastaların omuz eklem hareket açıklığı (EHA) goniometre ile, istirahat, gece ve hareketle oluşan omuz ağrısı 0-10 cm'lik visüel analog skala ile, izometrik kas gücü ve 0º ve 10º'de propriosepsiyon ölçümleri (kinestezi, aktif ve pasif repozisyonlama) izokinetik dinamometre ile fonksiyonel durum Western Ontario Rotator Kaf İndeksi, The Society of the American Shoulder and Elbow Surgeons Evaluation ve Constant skorlaması (CS) ile değerlendirildi. Bu değerlendirmeler tedavi öncesi, tedavi sonrası 6. ve 12. haftalarda yapıldı.Bulgular:Tedavi öncesinde her iki grup arasında yaş, cinsiyet, meslek, eğitim düzeyi, semptom süresi, travma öyküsü, omuz magnetik rezonans görüntüleme (MRG) evresi açısından anlamlı fark yoktu ( p>0.05). Tedavi sonrasında da her iki grubun ulaştıkları egzersiz fazı, yapılan egzersiz sayısı, antienflamatuvar ilaç kullanımı açısından da anlamlı bir fark saptanmadı ( p>0.05).Her iki grupta da tedavi ile EHA, ağrı değerlerinde, kas gücünde, 0º eksternal rotasyonda (ER) kinestezi duyusunda ve fonksiyonel testlerde anlamlı düzelme saptandı (p<0.05). 0º ER pasif repozisyonlama duyusunda ise her iki grupta da anlamlı bir iyileşme gösterilemedi (p>0.05). Propriosepsiyon egzersizi almayan grupta, 10º ER kinestezi, 10º ER aktif ve pasif repozisyonlama duyularındaki değişimlerde anlamlı fark saptanmazken, propriosepsiyon egzersizi alan grupta bu ölçümlerde de anlamlı iyileşme olduğu görüldü (p<0.05).Gruplar karşılaştırıldığında ise tedavi öncesinde pasif fleksiyon ve internal rotasyon, gece ağrısı ve CS değerleri propriosepsiyon egzersizi alan grupta anlamlı olarak daha kötü (p<0.05) bulunurken diğer ölçümlerde anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Tedavi sonunda ise tüm parametrelerde gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı. Ama tedavi ile gruplarda meydana gelen değişimler karşılaştırıldığında propriosepsiyon egzersizi alan grupta pasif fleksiyon, abduksiyon ve internal rotasyon açılarında ve gece ağrısındaki düzelme anlamlı olarak daha iyi bulunurken (p<0.05), fonksiyonel testlerde, 0º ER kinestezi duyusunda ve izometrik kas gücünde meydana gelen değişimler açısından ise gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05).Sonuç:Subakromial sıkışma sendromu tanısı alan hastalarda; konvansiyonel egzersiz ve fizik tedavi programına propriosepsiyon egzersizlerinin eklenmesinin gece ağrısının azalmasında, abduksiyon, pasif fleksiyon ve internal rotasyon eklem hareket açıklığında artışa, farklı açılarda kinestezi ve repozisyonlama duyusunun gelişmesine ek katkı sağladığı bulunmuştur.