Proprioception
109 theses under this subject heading
Menopoza bağlı proprioseptif duyu değişimleri
Menopoz, kadının önemli bir geçiş dönemidir. Kadın cinsiyet hormonları güçlü bir nöroprotektif role sahiptir ve menopozal geçiş nörofizyolojik değişikliklerle ilişkilidir. Menopozla ilişkili hormonal değişiklikler kadınları hareket güçlüğü ve düşmeye bağlı kırıklara yatkın hale getirir. Kadınlarda düşmelerin ilk olarak menopoz döneminde artış gösterdiği saptanmıştır. Propriosepsiyon, postüral dengenin sürdürülmesinde temel olan, merkezi sinir sistemine motor aktivitelerin seviyesi hakkında bilgi sağlayan bir duyudur. Çalışmamızın amacı, kadınlarda menopoza bağlı proprioseptif duyu değişimlerini incelemektir. Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Menopoz Polikliniği tarafından takip edilen 45-52 yaş arası toplam 37 kadın gönüllü (14 premenopozal, 12 postmenopozal ve 11 menopozal geçiş evresi) çalışmaya dahil edildi. Kadınların menopozal durumu, STRAW +10 evreleme kriterlerine göre belirlendi. Proprioseptif duyu, diz ve ayak bileği ekleminde pozisyon duyusu ölçüm yöntemlerinden olan aktif "açı yeniden oluşturma (AYO)" ve "eklem pozisyonu eşleştirme (EPE)" testleri ile değerlendirildi. Ölçümlerde evrensel gonyometre kullanıldı. Görsel uyaranların katkısını engellemek için katılımcıların gözleri göz bandı ile kapatıldı. İstatistiksel analizde tanımlayıcı istatistik (ortalama ± standart sapma), gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik veriler için Anova, non-parametrik veriler için Kruskal-Wallis testleri yapıldı. Korelasyon analizlerinde Pearson testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alındı. Ayak bileği AYO sapma değerleri premenopoz, perimenopoz, postmenopoz gruplarında sırasıyla 1,2±0,9; 2,5±1,7; 3,5±2,0 bulundu (p=0,005). Ayak bileği EPE sapma değerleri ise premenopoz, perimenopoz, postmenopoz gruplarında sırasıyla 1,2±0,6; 3,0±2,1; 2,7±1,2 bulundu (p=0,004). Menopozun kadınlarda propriosepsiyon açısından ön planda ayak bileği eklemini etkileyebileceği düşünüldü. Ayak bileği propriosepsiyon değerlendirmesinde, AYO testi postmenopoz evresinde daha olumsuz etkilenmişken EPE testinin perimenopozal evrede daha olumsuz etkilendiği görüldü. Premenopozal grup ise tüm değerlendirmelerde hedef açıdan en az sapmayı gösterdi. Sonuç olarak, menopoza geçişte özellikle ayak bileği proprioseptif performansının bozulduğu, diz ekleminin bu süreçten daha az etkilendiği görüldü. Bu sonuç menopoz sürecindeki kadınlarda postüral dengenin bozulması ve düşme riskiyle ilişkili olması bakımından önemlidir. Ayrıca menopozal süreçteki kadınlarda egzersiz programlarına denge ve propriosepsiyon egzersizlerinin dahil edilmesinin önemini vurgulamaktadır.
Genç futbolcularda proprioseptif antremanın yüksek yoğunluklu eylemler ve beceri üzerindeki etkisi
Araştırmada genç futbolculara uygulanan proprioseptif antrenmanların futbolcuların yüksek yoğunluklu eylemlerine ve futbola özgü becerilerine ne düzeyde etki ettiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubu, bir spor kulübünün futbol altyapısında spor yapan 30 erkek futbolcudan (Yaş = 15,86 ± 0,69) oluşmaktadır. Katılımcıların ön testlerine ait değerler göz önünde bulundurularak hipotez testleri yardımı ile tüm parametrelerin değerlendirilmesi sonucunda iki farklı ve homojen özelliklere sahip gruplar oluşturulmuştur. Bu gruplar; proprioseptif antrenman grubu (PAG) ve kontrol grubu (KG) olarak adlandırılmıştır. Araştırmada uygulanan testler, ölçümler ve antrenman protokolü pandemi sürecinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma başlangıç aşamasında on beşer sporcudan oluşan iki grup oluşturulmuştur. Katılımcıların boy uzunluğu ve vücut ağırlığına yönelik antropometrik ölçümler gerçekleştirilmiştir. Yüksek yoğunluklu eylemler adı altında tanımlanan el-göz koordinasyonu, dikey sıçrama, sürat, çeviklik ve kor kuvveti dayanıklılığını belirlemeye yönelik testler katılımcılara uygulanmıştır. Katılımcıların aynı zaman dinamik denge performansları da belirlenmiştir. Futbola özgü becerilerinin belirlenmesinde pas, top kontrolü ve top sürme gibi özellikleri uluslararası testler ile ölçülmüştür. Araştırma bulguları neticesinde; KG ve PAG'ın yüksek yoğunluklu eylemler açısından yapılan karşılaştırmasında gruplar arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Hem dominant hem de dominant olmayan ayakların dinamik denge performansının karşılaştırmasında da anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Futbola özgü beceriler içerisinde pas isabet oranı ve top kontrol sayısı değişkenlerinde PAG grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar belirlenmiştir (p<0,05). Pas süresi ve top sürme becerine ait değerlerde KG ve PAG arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, futbol antrenmanlarına ilave olarak yaptırılan proprioseptif antrenmanların futbol temel becerileri içerisinde gösterebileceğimiz pas isabeti ve top kontrolü gibi becerilerin gelişimine olumlu yönde katkı sağladığı ifade edilebilir. Anahtar kelimeler: Beceri, futbolcu, proprioseptif egzersiz, yüksek yoğunluklu eylem.
Erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma erişkinlerde vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde yaşayan 100 sağlıklı birey oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik bilgi formundan elde edildi. Vücut farkındalığını değerlendirmek için Vücut Farkındalık Anketi (VFA), üst ekstemite becerisini değerlendirmek için O'Connor Parmak Beceri testi ve Kutu Blok Testi (KBT) kullanıldı. Testler dominant ve dominant olmayan tarafa yapıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shaphiro-Wilk Testi ile test edildi. Sayısal değişkenlerin 2 grupta karşılaştırılmasında Student t (normal dağılan değişkenler için) ve Mann Whitney U (normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. Sayısal değişkenlerin 2 den fazla grupta karşılaştırılmasında Tek yönlü Anova (normal dağılan değişkenler için) ve Kruskal Wallis-Dunn çoklu karşılaştırma normal dağılmayan değişkenler için) testleri kullanıldı. İstatistiksel analizlerde SPSS for windows version 24 programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda VFA toplam puanı ile O'Connor parmak beceri testi ve KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). O'Connor parmak beceri testinin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). KBT'nin dominant ve dominant olmayan ölçümleri arasında anlamlı bir fark saptandı (p<0,05). VFA toplam puanı ile yaş, cinsiyet, VKİ arasında anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Sonuç olarak; çalışmamızda vücut farkındalığı ile üst ekstremite becerisi arasında anlamlı bir fark bulunamadı. Bu konunun daha farklı parametrelerle araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz.
Serebral palsili çocuklarda 3 metre geri yürüme testinin propriosepsiyon, gövde kontrolü ve kas kuvveti ile ilişkisi
Bu çalışma, serebral palsili çocuklarda 3 metre geri yürüme testinin (3MGYT) propriosepsiyon, gövde kontrolü ve kas kuvveti ile ilişkini araştırmak amacıyla yapıldı. Çalışmaya Haziran 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında Gaziantep Engelsiz Yaşam Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde tedavi alan Gaziantep sınırları içersinde yaşayan, yaş ortalamaları 10.43±2.76 olan 30 serebral palsili çocuk dahil edildi. Dahil edilme kriterleri, İletişim Fonksiyon Sınıflama Sistemi (CFCS) ≤ 3 olması, Modifiye Ashworth Skalası (MASH)'na göre alt ekstremite kaslarının tonusunun ≤2 olması, Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemine (GMFCS) göre Seviye-I ve II olması, bilinen herhangi bir görme problemi olmaması, iletişime engel olacak düzeyde zihinsel geriliği olmadan sözel komutları takip edebilmesi, epileptik nöbeti olmamasıydı. Dahil edilen çocukların demografik ve hastalık bilgileri kaydedildi. Geri yürüme becerileri 3MGYT ile değerlendirildi. Propriosepsiyon değerlendirmek için dijital gonyometre kullanıldı. Gövde kontrolü değerlendirmek için Gövde Kontrol Ölçüm Skalası (GKÖS), kas kuvveti için digital kas dinamometresi (Power Track II), yürüyüş değerlendirmesi için Gilette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi (GFYDA) kullanıldı. Veri analizi sonucunda GMFCS'lerine seviye I ve II olan çocukların spastisiteleri karşılaştırıldığında; hamstring, gastro-soleus, gastrocnemius spastisitelerinde seviye I lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). 3MGYT, GKÖS, GFYDA sonuçları karşılaştırıldığında ise seviye I lehine anlamlı fark bulundu (p<0.05). 3MGYT ile alt ekstremite propriosepsiyonu, gövde kontrolü ve yürüyüş arasındaki ilişki incelendiğinde, anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). 3MGYT ile GFYDA arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki bulundu. 3MGYT ile alt ektremite kas kuvvetleri arasındaki ilişki incelendiğinde, ikisi arasında anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). SP'li çocukların alt ekstremite propriosepsiyonu ile alt ekstremite kas kuvvetlerinin ilişkisi incelendiğinde yalnızca kalça ekstansiyon propriosepsiyonu ile iliopsoas kas kuvveti arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p=0.023). GFYDA ile alt ektremite kas kuvveti arasındaki ilişki incelendiğinde, ikisi arasında anlamlı ilişki bulunamadı (p>0.05). Sonuç olarak SP'li çocuklarda ileri yürüme fonksiyonu iyileştikçe geri yürüme becerisinin de arttığı; ancak propsiosepsiyon, gövde kontrolü ve kas kuvvetinden etkilenmediği bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Serebral Palsi;3 Metre Geri Yürüme; Propriosepsiyon; Gövde Kontrolü; Kas kuvveti
Hemiparetik ve diparetik serebral palsili çocuklarda somatoduyusal algı ve propriosepsiyonun üst ekstremite fonksiyonel becerilerine etkisi
Çalışmamızın amacı hemiparetik ve diparetik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda somatoduyusal algı ve propriosepsiyonun üst ekstremite fonksiyonel becerilerine etkilerini belirlemektir. Çalışmaya yaş ortalamaları 10,71± 4,09 olan, GMFCS 1-2 ve 3 ile MACS 1-2-3 düzeyindeki 15 hemiparetik SP'li çocuk, 15 diparetik SP'li çocuk ve 15 sağlıklı çocuk (24 erkek/21 kız) dahil edildi. Tüm çocukların demografik bilgileri kaydedildi. Değerlendirmeler dominant ve nondominant üst ekstremitede yapıldı. Somatoduyusal algı SIPT'in alt parametreleri olan kinestezi, dokunma uyarısının lokalizasyonu, çift dokunma uyarısı lokalizasyonu, parmak tanıma ve sağ-sol ayırımı testleriyle değerlendirildi. Propriosepsiyon değerlendirmesi için omuz, dirsek, el-el bileğine gonyometrik ölçümü yapıldı. Üst ekstremite fonksiyonel becelerileri Jebsen Taylor El Fonksiyon Testi (JTEFT) değerlendirildi. SP'li çocuklar ile kontrol grubu arasında somatoduyusal algı ile propriosepsiyonun farklı olduğu ve bu parametrelerin de el becerileriyle anlamlı olarak ilişkili olduğu bulundu (p<0.05). Kontrol grubunun somatoduyusal algı ve propriosepsiyonlarının her iki SP'li gruba göre anlamlı düzeyde daha iyi olduğu bulundu (p<0.05). SP'li çocukların somatoduyusal algı, propriosepsiyon ve JTEFT testlerinde; hemiparetik grubun diparetik gruba göre anlamlı düzeyde daha iyi olduğu bulundu (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Hemiparetik Serebral Palsi; Diparetik Serebral Palsi; Somatoduyusal Algı; Propriosepsiyon; El Fonksiyon Becerisi
Kronik boyun ağrılı hastalarda propriosepsiyon ve taktil doğruluk eğitiminin, eklem hareket açıklığı, ağrı, propriosepsiyon, taktil doğruluk ve dizabilite üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışma kronik boyun ağrılı bireylerde taktil doğruluk eğitimi ile proprioseptif eğitimin, ağrı, dizabilite, taktil doğruluk, eklem hareket açıklığı ve propriosepsiyon üzerine olan etkilerini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 20-60 yaş arasında kronik boyun ağrısı olan toplam 57 birey dahil edilmiştir. Bireyler yaşa göre (20.0-34.9 yıl ve 35.0-60.0 yıl) tabakalandırıldıktan sonra rastgele yöntem ile Taktil Doğruluk Eğitimi (TDE) Grubu (n=19), Propriosepsiyon Eğitimi (PE) Grubu (n=19) ve Kontrol (K) Grubu (n=19) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. TDE Grubu'nda yer alan bireylere taktil doğruluk eğitimi, PE Grubu'nda yer alan bireylere proprioseptif eğitim, haftada üç gün, dört hafta süre ile uygulanmıştır. Kontrol Grubu'na ise herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. Tüm bireyler tedavi öncesi ve 4 haftalık tedavi sonrası değerlendirilmiştir. Bireylerin ağrı şiddetini değerlendirmek için "Sayısal Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Basınç ağrı algı eşiği, mekanik ağrının zamansal sumasyonu ve şartlandırılmış ağrı modülasyonu "Algometre" ile bilateral üst trapez kas gövdesinden ölçülmüştür. Ayrıca basınç ağrı algı eşiği dominant taraf tibialis anterior kas gövdesi üzerinden de ölçülmüştür. Taktil doğruluk duyusu, "Kaliper" ile, eklem hareket açıklığı ve proprisepsiyon (eklem pozisyon hissi) "Dijital Gonyometre" ile ölçülmüştür. Dört haftalık eğitimin sonunda Kontrol Grubu'na göre TDE Grubu'nda ağrı şiddeti, tibialis anterior kasının basınç ağrı algı eşiği ve ağrılı bölgedeki taktil duyuda daha fazla (p<0,05), PE Grubu'nda ise ağrı şiddeti, dizabilite, diğer bölgedeki taktil doğruluk duyusu ile ağrılı bölgedeki servikal lateral fleksiyon ve rotasyon eklem pozisyon hissinde daha fazla gelişme olduğu görülmüştür (p<0,05). PE Grubu'nda TDE Grubu'na göre ağrı şiddetinde ve ağrılı bölgedeki servikal lateral fleksiyon ve rotasyon hareketlerinin eklem pozisyon hissinde daha fazla gelişme olduğu (p<0,05), TDE Grubu'nda PE grubuna göre tibialis anterior kasının basınç ağrı algı eşiğinde daha büyük gelişme olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronik boyun ağrısının yönetiminde ağrı şiddetinde daha fazla azalma için proprioseptif eğitim, ağrıda sistemik bir etki elde etmek için taktil doğruluk eğitimin tercih edilmesi gerektiği kararına varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Somatosensoriyel Eğitim, Propriosepsiyon, Hiperaljezi, Rehabilitasyon.
Üst ekstremite yanık hastalarında proprioseptif nöromusküler fasilitasyon ve ayna tedavisinin eklem hareket açıklığı, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma akut üst ekstremite yanıklarına uygulanan Standart tedavi(ST) ve Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (Standart+PNF) ve ayna terapisinin (Standart+AT) eklem hareket açıklığı (EHA), ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amacı ile yapıldı. ST, PNF ve AT grubu olmak üzere 3 grup ve toplam 48 birey çalışmaya dahil edildi. Bireylerin demografik bilgileri ve yanığa özgü değerlendirmeleri yapıldı. Egzersiz eğitimi 6 hafta süreyle haftada 5 gün olarak uygulandı. Egzersiz eğitimi öncesi ve sonrasında gonyometrik ölçüm, Görsel Analog Skalası, Kol, Omuz ve El Sorunları Hızlı Anketi (QuickDASH), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ve Yanığa Özgü Sağlık Skalası ile değerlendirme yapıldı. ST, PNF ve AT gruplarında yaş ortalaması sırasıyla 38,44±7,62 yıl, 43,38±11,27 yıl ve 40,00±13,51 yıldı. Grupların demografik özellikleri arasında fark yoktu (p>0,05). Tedavi öncesi ve sonrası EHA değişim yüzdesi, ağrı , QuickDASH, TKÖ skorları ve Yaşam kalitesi ölçeği skorları açısından gruplar benzerdi (p>0,05). Bununla birlikte her üç grupta da tedavi öncesi ve sonrası ağrı skorları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edildi(p<0,05). Tedavi öncesi ve sonrası farklarda ağrı ve fonksiyonellik açısından AT grubunun; kinezyofobi skorunda PNF grubunun; yaşam kalitesi ölçeğinde ise ST grubunun lehine sonuçlar elde edildi. Sonuç olarak, üst ekstremite yanıklarında uygulanan standart tedavi, PNF ve AT'nin EHA, ağrı, fonksiyonellik, kinezyofobi ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu etkileri olduğu gösterildi. Bu çalışma üst ekstremite yanıklarında rehabilitasyon hedeflerine ulaşılması amacıyla akut dönemde bireyselleştirilmiş farklı tedavi yaklaşımlarının egzersiz yöntemleri ile birlikte uygulanabilmesine ilişkin kanıtlar sunmaktadır. Klinik ve akademik çalışmalarda yol gösterici olacaktır.
İnmeli hastalarda Bobath eğitimine ek olarak uygulanan gövde propriosepsiyon eğitiminin denge, yürüyüş ve gövde pozisyon hissi üzerine olan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı inmeli hastalarda gövde odaklı Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitiminin, gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge, yürüme fonksiyonu, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesi üzerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 27 inmeli birey dâhil edildi. Bireyler randomize olarak iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki bireylere rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri ile birlikte propriosepsiyon eğitimi uygulandı (Grup 1), ikinci gruptaki bireylere ise rutin fizyoterapiye ek olarak gövde odaklı Bobath egzersizleri uygulandı (Grup 2). Propsioseptif eğitim olarak gövdenin posterio-lateral bölgesine TENS ve foam stick uygulamaları yapıldı ve gövde repozisyon egzersizleri kullanıldı. Rutin tedaviye ek olarak uygulanan egzersizler her iki grupta da 8 hafta, haftada 3 gün ve günde 40 dakika süre ile uygulandı. Bireyler tedavi öncesi ve tedavi sonrası olmak üzere iki defa değerlendirildi. Gövde fonksiyonları, Gövde Bozukluk Ölçeği; gövde pozisyon hissi, gövde repozisyon hatası (GRH); denge ve yürüme performansı, Berg Denge Ölçeği, Fonksiyonel Uzanma Testi ve 2 dakika yürüme testi; motor fonksiyonlar ve mobilite, İnme Rehabilitasyonu Hareket Değerlendirme Ölçeği ve Fugl Meyer Değerlendirme Ölçeği; günlük yaşam aktiviteleri, Barthel İndeksi ve yaşam kalitesi İnmeye Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Çalışmaya katılan hastalardan 1. Grupta yer alan 11 hastanın yaş ortalaması 63.1±13.6 iken 2. Gruptaki 12 hastanın yaş ortalaması 62.3±10.2 yıl idi. Tedavi öncesi ve tedavi sonrası yapılan grup içi analizler sonucunda gövde fonksiyonları, gövde pozisyon hissi, denge ve yürüme performansı, motor fonksiyonlar ve mobilite, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesinde her iki grupta da istatiksel olarak anlamlı gelişmeler olduğu bulundu (p<0,05). Tedavi sonrasında GRH parametresi dışındaki tüm değerlendirilen parametrelerde gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı bulundu (p>0,05). Grup 1'deki katılımcıların tedavi öncesi ve tedavi sonrası GRH değerlerinin farklarının ortalaması Grup 2'ye göre anlamlı derecede daha düşük bulundu (p<0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Bobath egzersizleri gövde fonksiyonlarının yanı sıra gövde pozisyon hissinin geliştirilmesinde de etkilidir. Bunun yanında Bobath egzersizlerine ek olarak uygulanan propriosepsiyon eğitimi gövde pozisyon hissinin daha fazla gelişmesini sağlamıştır. Gövdeye ve/veya farklı vücut bölümlerine uygulanacak, farklı içerikli duyu eğitimlerinin etkinliği araştırmak için yeni çalışmalar planlanması gerektiğini düşünmekteyiz.
Propriyosepsiyon ve denge kontrolü ile el ikinci ve dördüncü parmakların uzunluk oranı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hamilelik döneminde fetüsün maruz kaldığı testosteron hormonunun beynin gelişimsel farklılaşmasında önemli rol oynadığı bilinmektedir. El ikinci ve dördüncü parmakların uzunlukları oranı (2D:4D) prenatal testosteron maruziyetini ortaya koymak için kullanılan indirekt bir yöntemdir. Düşük 2D:4D oranı yüksek prenatal testosteron seviyesine maruz kalındığını göstermektedir. Literatürdeki birçok çalışma 2D:4D parmak oranı ile spor performansları arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bu çalışmaların büyük bir kısmı mücadele, motivasyon, risk alma ve maksimal oksijen tüketimi gibi alanlarda yoğunlaşmıştır. Diğer taraftan hemen hemen tüm spor dallarında önemli rol oynayan denge kontrolü ve propriyosepsiyon hakkında 2D:4D parmak oranı ile olan ilişkiye yönelik bir çalışmaya rastlanmamıştır.Tüm bu bilgiler doğrultusunda tasarladığımız çalışmada, prenatal testosteron maruziyetinin indirekt göstergesi olan 2D:4D parmak oranı ile propriyosepsiyon ve denge kontrolü arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmamızda aktif sporla uğraşmayan, 20-26 yaş aralığında sağlıklı 40 erkek gönüllü öğrenci ile çalışılması planlanmaktadır. Gönüllülerin 2D:4D oranını belirlemek için elleri bir tarayıcı aracılığıyla taranacak ardından sırasıyla sabit denge, dinamik denge ve propriyosepsiyon testleri uygulanacaktır.
Rotator manşet sendromu olan bireylerde proprioseptif egzersizlerin etkinliği
Bu araştırma konvansiyonel egzersiz ve fizik tedavi programına eklenen, propriosepsiyon egzersizlerinin rotator manşet sendromunun tedavisindeki etkinliğinin araştırılması amacı ile yapılmıştır. Araştırmamıza 20-55 yaş arasında rotator manşet sendromu tanısı olan ve fizik tedavi yöntemleri ile tedavi edilmemiş olan, daha önce omuz cerrahisi geçirmemiş ve omuz pasif eklem hareketleri açık olan hastalar dahil edildi. 80 hasta kapalı zarf yöntemiyle randomize edilerek 40'ar 2 grup oluşturuldu. Birinci gruba konvansiyonel fizyoterapi, Codman egzersizleri ve Theraband ile kuvvetlendirme egzersizleri verildi, ikinci gruba ise bunlara ek olarak omuz propriosepsiyon egzersizleri verildi. Hastalar çalışma öncesinde ve egzersizlerin bitirildiği zaman olan 8. hafta kontrollerinde; hasta demografik bilgileri, VAS (Visual Analog Scale) ile ağrı düzeyleri, kas kuvveti ölçümü, aktif ve pasif eklem hareket açıklığı, eklem pozisyon hissi ölçümü, fonksiyonel durum için DASH (Disabilities of the arm shoulder and hand) ve SPADI (Shoulder pain and disability index) indeksi değerleri açısından değerlendirilmiştir. Tedavi öncesi yaş, cinsiyet, beden kitle indeksi, etkilenen taraf, dominant taraf, eğitim durumları ve meslek bulguları açısında bir fark bulunmadı (p>0,05). Her iki grubunda grup içerisinde tedavi sonrasındaki ağrı düzeyleri, eklem hareket açıklıkları, fonksiyonel düzeyleri, eklem pozisyon hisleri ve kas kuvveti ölçümlerinde tedavi öncesine göre anlamlı fark bulundu(P<0,05). Propriosepsiyon egzersizlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacı ile konvansiyonel fizik tedavi alan grup ile ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grubun karşılaştırılmasında; ağrı düzeyinde azalma, eklem pozisyon hissinde artış, pasif fleksiyon ve aktif-pasif eksternal rotasyon dışındaki eklem hareket açıklığı ölçümlerinde artış, fonksiyonel düzeydeki değişim, ekstra propriosepsiyon egzersizleri yapan grupta konvansiyonel fizik tedavi alan gruba göre daha anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmamızın sonunda rotator manşet sendromu tedavisinde konvansiyonel fizyoterapi programına eklenen proprioseptif egzersizlerin; ağrının azaltılmasına, eklem hareket açıklıklarının arttırılmasına, eklem pozisyon hassasiyetinin geliştirilmesine ve fonksiyonel durumun geliştirilmesine ek katkı sağladığı saptanmıştır.
Sağlık bireylerde izometrik ve izokinetik kuvvetlendirme yöntemlerinin omuz pik tork, esneklik, propriosepsiyon duyusuna etkinliğinin incelenmesi
Çalışmanın amacı sağlıklı bireylerde izometrik ve izokinetik kuvvetlendirme egzersizlerinin omuz pik tork, esneklik ve propriosepsiyon duyusuna etkinliğinin izokinetik sistemde incelemektir. Yaşları 15-35 olan sağlıklı 16 erkek ve 14 kadın üzerinde non-dominant omuzda yapılmıştır. 15 kişilik izometrik ve izokinetik çalışma grubundan oluşmuştur. Katılımcıların başlangıç değerlerini belirlemek amacıyla esneklik değerlendirilmesi, izokinetik sistemde omuz internal ve ekstarnal pik tork kuvvet testi ve internal rotasyon 30° ve 60°; eksternal rotastyon 30° ve 60° açılarında pasif ve aktif eklem pozisyon hissi testi yapılmıştır. Katılımcılara 3 gün/hafta olarak 6 hafta boyunca egzersiz uygulanmıştır. Çalışma sonrasında, çalışma öncesi uygulanan testler tekrar edilmiştir. Bulgulara göre izometrik egzersiz grubunda egzersiz öncesine göre egzersiz sonrasında omuz internal rotasyon (p=0,002) ve eksternal rotasyon esneklik ölçümünde (p=0,009) artış görüldü. İzokinetik egzersiz grubunda egzersiz öncesine göre egzersiz sonrasında omuz internal rotasyon (p=0,002) ve eksternal rotasyon esneklik ölçümünde (p=0,009) artış görüldü. İzometrik egzersiz grubunda internal rotasyon pik tork (p=0,001) ve eksternal rotasyon pik tork değerinde (p=0,001) ve izokinetik grupta internal (p=0,001) ve eksternal (p=0,001) rotasyon pik tork değerinde artış görüldü. İzometrik egzersiz grubunda aktif eklem pozisyon hissi tüm açılarda istatitistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p=0,940). İzometrik egzersiz grubunda pasif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,002). İzokinetik egzersizde aktif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (0,085). İzokinetik egzersizde pasif eklem pozisyon hissi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (0,015). Sonuç olarak; omuz yaralanmalarını önlemek, nöromuskuler kontrolün gelişmesini sağlamak, kuvvet performanslarını değerlendirmek amacıyla izokinetik sistemde yapılan egzersizlerin omuz pik tork, esneklik, aktif ve pasif eklem pozisyon hissi değerlerini artırabileceği gözlendi.
İlköğretim çağındaki öğrenciler üzerinde yapılan unilateral pliometrik antrenmanın dinamik denge ve diz proprisepsionu üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; unilateral pliometrik antrenmanın dinamik denge ye-tisi ve diz propriosepsiyon duyusu üzerine etkisinin olup olmadığını, etkiliyse ne derecede etkili olduğunu incelemektir. Çalışmaya 12-14 yaş aralığında 16 kadın voleybol sporcusu katıldı. İlköğretim çağındaki bireylerden rastgele seçilen bu 16 sporcu 8'i deney grubu, 8'i kontrol grubu olmak üzere ikiye ayrıldı. Deney grubu-na, 8 hafta boyunca unilateral pliometrik antrenman programı uygulandı. Kontrol grubu, normal voleybol antrenmanlarına devam etti. Araştırma öncesi ve sonrası ön test ve son test ölçümleri alındı. Ölçümlerde dinamik denge için Y denge testi, diz propriosepsiyonu için dijital gonyometre ile diz eklemi 30°, 45° ve 60° eks-tansiyon ölçümleri alınmıştır. Veriler SPSS 25 paket programı ile analiz edilmiştir. Grupların normal dağılım gösterdiği tesbit edilmiş olup 2'li değişkenler için Inde-pendent Samples T testi, ikiden fazla gruplar için One-Way Anova testi uygulan-dı. Bulgular incelendiğinde deney grubunda Y Denge sol ön/son test sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Y denge sol son test sonuçları anlamlı derecede yüksektir. Y Denge sağ ön/son test so-nuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Y denge sağ son test sonuçları anlamlı derecede yüksektir. Diz propriosepsiyon 45°ön/son test sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulun-maktadır (p<0,05). Diz propriosepsiyon 45° son test sonuçları anlamlı derecede yüksektir. Diğer değişkenlerin ön/son test düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır (p>0,05). Sonuç olarak, araştırmada elde edilen bulgular ışığında ön testlerde tespit edilen dinamik denge ve diz proprio-sepsiyon ölçüm sonuçlarının son testlerde gelişmeler göstermesiyle, unilateral pliometrik antrenman protokolünün, dinamik denge ve diz propriosepsiyonu üze-rinde etkili olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar sözcükler: pliometrik antrenman, propriosepsiyon, dinamik denge, uni-lateral.
Propriosepsiyon antrenmanlarının profesyonel kadın futbolcularda bazı seçilmiş motorik özellikleri üzerine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, propriosepsiyon egzersizlerinin profesyonel kadın futbolcular üzerinde uygulanması sonucu dikey sıçrama, sürat, çeviklik ve denge parametreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Araştırma grubumuzu Kadın Futbol Süper ligi İstanbul ili Fatih Vatan Spor Kulübü'nde faal futbol oynayan 22 kadın futbolcu oluşturmuştur. Futbolcular, yansız atama ile propriosepsiyon (n=11) ve kuvvet (n=11) grubu olarak iki gruba ayrılmıştır. Katılımcılara, fiziksel ve kondisyonel performanslarını değerlendirmek için vücut ağırlığı, boy uzunluğu, statik denge, illinois çeviklik, 30 m sürat ve dikey sıçrama testleri ön test olarak uygulandıktan sonra 8 hafta boyunca haftada 2 gün olmak üzere kuvvet grubuna sadece kuvvet antrenman programı uygulatılırken, propriosepsiyon grubuna kuvvet antrenman programına ek olarak propriosepsiyon antrenman programı uygulanmıştır. Çalışma süresi sonunda son testler tekrarlanmıştır. Çalışma sonunda elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Kişilerin ön test-son test ölçüm skorlarının parametrik ve nonparametrik dağılım durumlarına, dağılım eğrilerine ve çarpıklık-basıklık (Skewness-Kurtosis) değerlerine bakılmıştır. Çıkan sonuçlara göre istatistiksel işlem olarak, antrenman gruplarının zamandaki (ön ve son test) etkisini belirlemek için iki yönlü tekrarlı ölçüm (Two-way Repeated Anova) analizi kullanılmıştır. Çıkan sonuçlar incelendiğinde propriosepsiyon egzersizlerini uygulayan grubun dikey sıçrama, sürat, çeviklik ve denge parametreleri üzerinde grup içi ön ve son test değerlerinde anlamlı farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Gruplar arası yapılan karşılaştırmada tüm parametrelerde herhangi bir anlamlılık bulunamamıştır (p>0,05). Uygulanan antrenman programının propriosepsiyon grubu üzerinde geliştirici etkiye sahip olduğu ifade edilebilir. Sonuç olarak, propriosepsiyon egzersizleri pozitif yönlü bir etki göstermiş olduğu söylenebilir. Buna bağlı olarak antrenman programlarının içinde yer verilmesi sonucu sporcularımız üzerinde performans gelişimine yönelik fayda oluşturacağı görülmektedir.
Taekwondonun Poomsae ve Kyorugi kategorilerinde yarışan sporcuların dinamik, statik dengelerinin ve propriosepsiyon duyularının karşılaştırılması
Bu tezin amacı taekwondonun kyorugi ve poomsae kategorilerinde yarışan sporcuların denge duyularını ölçmek, denge türlerini saptamak, karşılaştırmak ve varsa aradaki farklılıkları tespit etmektir. Çalışma grubu İzmir iline bağlı Bayraklı Belediyesi Spor Kulübü ve Kimdooman Taekwondo Spor Kulübü bünyesinde ulusal ve uluslararası dereceleri bulunan toplam 28 sporcunun katılımıyla oluşturulmuştur. Araştırmada katılımcıların yaş boy ve kiloları tespit edilmiş, dinamik dengeyi ölçmek için Yıldız Denge Testi, statik dengeyi ölçmek için Flamingo Denge Testi Propriosepsiyon duyusunu ölçmek için BESS testi kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 28.0 istatistik programından faydalanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analizinde, normal dağılım gösterip göstermediklerini belirlemek adına Shapiro-Wilk Testi uygulanmış olup verilerin normal dağılımı üzerine araştırmaya katılan katılımcıların demografik özellikleri için frekans analizi ve tanımlayıcı istatistikler hesaplanmıştır. Sonrasında poomsae ve kyorugi gruplarındaki katılımcıların Flamingo Denge Testi, Yıldız Denge Testi ve BESS testindeki skorları arasındaki farkın belirlenebilmesi amacıyla bağımsız örneklem ''t testi'' kullanılmıştır. Yapılan ölçümler ve istatistiksel analiz sonucunda taekwondonun poomsae kategorisinde ve kyorugi kategorilerinde yarışan sporcuların statik denge yetileri arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunduğu, taekwondonun poomsae ve kyorugi kategorilerinde yarışan sporcuların dinamik denge yetileri arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmadığı, taekwondonun poomsae ve kyorugi kategorilerinde yarışan sporcuların propriosepsiyon duyuları arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunduğu, ölçümler ve istatiksel analiz ile saptanmıştır.
Nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyonu ile disfaji şiddeti arasındaki ilişkinin incelenmesi.
Bu çalışmanın amacı, nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyonun disfaji şiddeti ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 26 nörolojik tanılı hasta dahil edildi. Hastaların disfaji şiddeti Modifiye Baryum Yutma Çalışması sonucuna göre puanlanan Penetrasyon Aspirasyon Skalası (PAS)'na göre belirlendi. Hastalar PAS'a göre disfajisi olan (n=15) ve olmayan (n= 11) olmak üzere iki gruba ayrıldı. Hastaların boyun normal eklem hareketi (NEH) ve kas kuvveti ölçümü yapıldı. Servikal bölge propriyosepsiyon ölçümü hastaların kafasına yerleştirilen laser işaretleyici ile yapıldı ve orta hedeften sapma miktarı santimetre cinsinden not edildi. Baş ve boyun farkındalığını belirlemek için Fremantle boyun farkındalık anketi kullanıldı. Gruplar arasında cinsiyet, yaş, boy, kilo, tanı, boyun NEH açıklığı ve kas kuvveti açısından fark yoktu (p>0,05). Disfaji şiddeti ile boyun fleksiyon, ekstansiyon ve sol rotasyon propriyosepsiyon ölçüm sonuçları arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki bulundu (sırasıyla, r=0,48, p=0,01; r=0,58, p=0,002; r=0,42, p=0,02). Gruplar arasında boyun fleksiyon, ekstansiyon ve sol rotasyon propriyosepsiyon ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,05). Disfaji şiddeti ile boyun farkındalığı arasında ilişki tespit edilmedi (p=0,72). Gruplar boyun farkındalığı açısından benzer bulundu (p=0,65). Sonuç olarak; nörojenik disfajili hastalarda baş ve boyun propriyosepsiyon etkileniminin olduğu ve disfaji yönetiminde baş ve boyun propriyosepsiyonun göz önünde bulundurulması gerektiği düşünüldü.
Lateral epikondilitli bireylerde ağrı, dirsek eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel düzeyin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, lateral epikondilitte (LE) ağrı, dirsek eklem pozisyon hissi ve fonksiyonel düzeyin incelenmesidir. Çalışmaya yaşları 18-40 yıl arasında değişen, unilateral evre II lateral epikondilit tanısı konulan toplam 26 kişiden oluşan çalışma grubu ile, 36 sağlıklı bireyden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplam 62 birey dahil edildi. Bireylerin dirsek eklem taşıma açıları ve eklem pozisyon hissi değerlendirmeleri dijital gonyometre, ağrı şiddeti değerleri görsel anolog skalası (VAS), basınç ağrı eşikleri dijital algometre, üst ekstremite kas kuvvetleri el-el bileği dinamometresi, kavrama kuvveti hidrolik el dinamometresi, günlük yaşam aktiviteleri Kol, Omuz ve El Sorunları Anketi ile ve fonksiyonel düzey Hasta Bazlı Önkol Değerlendirme Anketi ile değerlendirildi. Eklem pozisyon hissi 30° fleksiyon açısında, LE grubunda hem etkilenen hem de etkilenmeyen dirsekte kontrol grubuna göre düşüktü (p<0.01, p<0.05). Biseps braki kas kuvveti ise LE grubunda etkilenen dominant tarafta azalmıştı (p<0.05). LE'li bireylerin basınç ağrı eşiklerinin düşük (p<0.01), ağrı şiddetlerinin fazla olduğu (p<0.01), günlük yaşam aktiviteleri ve fonksiyonel düzeylerinin azaldığı (p<0.01) tespit edildi. İncelenen diğer parametreler olan taşıma açısı ve kavrama kuvveti açısından gruplar arasında farka rastlanmadı (p>0.01). LE' li bireyler için ağrı, kuvvet ve fonksiyonel yetersizliklerin yanısıra eklem pozisyon hissi kayıplarının olduğu göz önünde bulundurularak; proprioseptif eğitimin dahil edildiği fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarının yararlı olacağı ve lateral epikondilitli bireylerde klinik değerlendirmenin kapsamlı bir şekilde yapılması gerektiği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler : Dirsek, lateral epikondilit, eklem pozisyon hissi, propriosepsiyon, fonksiyonel düzey
Chiari malformasyonu tip 1'li hastalarda farklı egzersiz programlarının etkilerinin incelenmesi
Bu çalışma Chiari Malformasyonu Tip 1'li (CM Tip 1) hastalarda Semptomlara Yönelik Egzersiz (SYE) ve Servikal Spinal Stabilizasyon Egzersiz (SSSE) programlarının ağrı, propriyosepsiyon, denge, koordinasyon, yutma fonksiyonları, günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesine etkilerini incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya CM Tip 1 tanısı almış ve cerrahi endikasyonu bulunmayan 16 hasta dahil edildi. Hastalar CM Tip 1'de "küçük posteriyor fossa" ve "atlantoaksiyal instabilite" teorilerinin temellerine göre "SYE Grubu" (n=8) ve "SSSE Grubu" (n=8) olmak üzere iki farklı egzersiz grubuna ayrıldı. Her iki egzersiz grubundaki hastalara, haftada 3 gün ve toplam 6 hafta SYE veya SSSE programları uygulandı. Tüm değerlendirmeler, hastalar egzersiz programlarına başlamadan hemen önce ve 6 haftalık egzersiz programı sonrasında olmak üzere toplam 2 defa yapıldı. Çalışma sonuçlarında, her iki egzersiz grubundaki CM Tip 1'li hastaların ağrıları azalırken, propriyosepsiyon duyuları, dengeleri ve yaşam kalitelerinin arttığı belirlendi (p<0,05). CM Tip 1'li hastaların koordinasyonları yalnızca SYE grubunda gelişirken (p<0,05), SSSE grubunda değişiklik görülmedi (p>0,05). Diğer yandan, CM Tip 1'li hastaların postürleri yalnızca SSSE grubunda düzeldi (p<0,05). CM Tip 1'li hastaların, yutma fonksiyonları ve günlük yaşam aktivitelerinde ise her iki egzersiz programıyla da değişiklik olmadı (p>0,05). Bu bulgular, cerrahi endikasyonları olmayan CM Tip 1'li hastalara özgü egzersiz programlarının, rutin kontrollerine ve medikal tedavilerine yardımcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini gösterdi. Sonuç olarak; çalışmamızda cerrahi endikasyonu olmayan rutin kontrollerle takip edilen CM Tip 1 hastalarının, medikal tedavilerine ek olarak uyguladığımız, farklı teoriler temelinde oluşturulan her iki egzersiz programından da fayda gördüğü ve hastaların bulgularına göre egzersiz programına ilaveler yapılabilmesinin yaralı olabileceği düşünüldü. Bununla birlikte bu faydaların uzun dönemdeki etkilerinin belirlenebilmesi için egzersiz programı sonrası takip çalışmalarına ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.
Omuz protraksiyonu olan masa başı çalışanlarda ofis egzersizlerine ek olarak verilen omuz stabilizasyon egzersizlerinin skapular diskinezi, kas kuvveti, postür ve proprioseptif duyu parametreleri üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada omuz protraksiyonu olan masa başı çalışanlarda ofis egzersizlerine (OE) ek olarak verilen omuz stabilizasyon egzersizlerinin (SE) skapular diskinezi, kas kuvveti, postür ve proprioseptif duyu parametreleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Yaşları 25-35 yıl arasında değişen 60 birey tabakalı örnekleme ile iki gruba ayrıldı. Her iki gruba OE verilirken, çalışma grubuna ayrıca bireysel omuz SE uygulandı. Tüm bireyler başlangıçta, 8. hafta ve 12. hafta sonunda değerlendirildi. Çalışma alanı ve ergonomik risk analizi yanı sıra omuz protraksiyonu, pektoralis minör uzunluğu, toplam skapula mesafesi ve skapular diskinezi kaliper ile; pasif omuz mobilitesi elektronik gonyometre ile; aktif omuz mobilitesi mezura ile; omuz poterior gerginliği ve skapula yukarı rotasyonu elektronik inklinometre ile; postür analizi fotoğraflama yöntemi ile; kas kuvveti hand-held dinamometre ile; propriosepsiyon izokinetik dinamometre ile; vibrasyon duyusu vibrometre ile ve üst esktremite performansı Kapalı Kinetik Zincir Üst Ekstremite Stabilite Testi ile değerlendirildi. Çalışma grubunda incelenen tüm parameterlerde 8 ve 12. haftanın sonunda anlamlı gelişmeler bulunurken, kontrol grubunda ergonomik risk düzeyinde azalma, omuz mobilite ve esnekliğinde, dominant ekstremite üst trapez ve pektoral, dominant olmayan ekstremitede ön deltoid, serratus anterior ve infraspinatus kas kuvvetinde ve üst ekstremite fiziksel performansında gelişme olduğu saptandı (p<0.05). Gruplar arası karşılaştırmada özellikle postür, kas kuvveti, propriosepsiyon ve vibrasyon duyusunda çalışma grubu lehine anlamlı fark olduğu ve gelişmelerin takip döneminde devam ederek daha kalıcı bir etki meydana getirdiği bulundu (p<0,05). Postür ve vücut mekaniğindeki gelişmeler ile birlikte proprioseptif duyunun uzun dönemdeki yaralanmalardan koruyucu etkisi düşünüldüğünde, masa başı çalışanlarında OE'ne ek olarak verilecek SE'nin birbirini tamamlayan bir yaklaşım olarak özellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde kullanılmasının yararlı olacağı düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Omuz, vibrasyon, propriosepsiyon, egzersiz, ergonomi.
Açık karpal tünel gevşetme cerrahisi uygulanan bireylerde aktivite temelli propriyoseptif duyu eğitiminin aktivite limitasyonu, elin fonksiyonel kullanımı ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, açık karpal tünel gevşetme cerrahisi sonrası aktivite temelli propriyoseptif eğitimin, aktivite limitasyonu, el fonksiyonları ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş arası, 3-10 gün önce cerrahi uygulanmış 30 birey dahil edildi. Bireyler, minimizasyon yöntemine göre aktivite temelli propriyoseptif eğitim (PE) ve geleneksel rehabilitasyon (GR) olarak iki gruba ayrıldı. Değerlendirmeler müdahale öncesi ve sonrası yapıldı. Fonksiyonel düzeyin belirlenmesinde, Rosen Skoru; propriyosepsiyon duyusunun değerlendirmesinde, gonyometrik ölçüm; kinestezi duyusunun değerlendirmesinde, Ayres Kinestezi Değerlendirmesi; kaba kavrama kuvvetinin değerlendirilmesinde, el dinamometresi; çimdikleyici kavrama kuvvetinin değerlendirilmesinde, pinchmetre; el fonksiyonlarının değerlendirilmesinde, Purdue Pegboard Test; semptom şiddetinin değerlendirilmesinde, Boston Karpal Tünel Anketi; yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde, EQ-5D ve aktivite limitasyonunun değerlendirilmesinde, Hastaya Özgü İşlev Ölçeği kullanıldı. Bireyler haftada 2 kez, her seans ortalama 45-60 dk. süren 12 haftalık müdahale programına dahil edildi. GR grubundaki bireylere, temel el rehabilitasyonu uygulandı. PE grubundaki bireyler ise, Hastaya Özgü İşlev Ölçeği'nde belirtilen aktiviteleri temel alan, yoğun propriyosepsiyon duyusu odaklı müdahale programına dahil edildi. Müdahale sonrası PE grubundaki bireylerin el fonksiyonları (p<0,01) ve duyusal fonksiyonlarındaki (p<0,05) gelişmenin ve semptom şiddetindeki (p≤0,05) azalmanın, diğer gruptaki bireylere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptandı. Cerrahi sonrası uygulanan PE; aktivite limitasyonu, ağrı ve semptom şiddetinin azaltılması; duyusal fonksiyonlar, kavrama kuvveti, el fonksiyonları ve yaşam kalitesinin geliştirilmesini sağlamaktadır. Anahtar kelimeler: Karpal tünel sendromu, propriyosepsiyon, oküpasyon, günlük yaşam aktiviteleri.
Spastik hemiplejik serebral palsili çocuklarda alt ekstremite propriosepsiyonunun incelenmesi ve aktivite ve katılım üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışma spastik hemiplejik serebral palsili (SP) çocuklarda alt ekstremite propriyosepsiyon duyusundaki etkilenimi araştırmak ve bunun çocukların motor fonksiyon ve aktivite ve katılım düzeyleri üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı ve bu amaçla, çalışmaya 4-18 yaş arası spastik hemiplejik SP'li 22 çocuk dahil edildi. Alt ekstremite propriyosepsiyonu sözel tanımlama, aynı taraf ve karşı taraf ekstremiteyle eşleme, yer doğrulama, izometrik kontraksiyon, dinamik ve statik denge ve derin tendon refleks testlerinin dahil edildiği bir protokolle değerlendirildi. Testler gözler açık ve kapalı iki koşulda etkilenen ve daha az etkilenen alt ekstremitelere uygulandı. Ayrıca çocukların alt ekstremite spastisite şiddeti Modifiye Ashworth Skalası (MAS), kaba motor fonksiyonları Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (GMFM), denge becerileri Pediatrik Berg Denge Ölçeği (PBS), yürüyüşleri Gillette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi-22 (FAQ), günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyi Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) ve aktivite-katılım seviyeleri Pediatrik Veri Toplama Aracı (PODCI) ile değerlendirildi. Çocukların gözler açık koşullara kıyasla gözler kapalı koşullarda daha fazla hata yaptıkları (p<0,05), ayrıca daha az etkilenmiş alt ekstremiteye kıyasla etkilenmiş ekstremitede daha fazla propriyosepsiyon kaybına sahip oldukları (p<0,05) tespit edildi. Çocuklardaki alt ekstremite propriyosepsiyon kaybının spastisite şiddeti, kaba motor fonksiyon, denge becerileri, fonksiyonel yürüyüş, günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyi ve aktivite-katılım seviyesi ile çeşitli düzeylerde ilişkili olduğu ortaya koyuldu (p<0,05). Spastik hemiplejik SP'li çocuklardaki alt ekstremite propriyosepsiyon kaybının motor fonksiyon ve aktivite-katılım düzeyiyle ilişkisi göz önüne alındığında propriyosepsiyon değerlendirmesinin de içinde bulunduğu kapsamlı fizyoterapi değerlendirme sonuçlarına dayalı tedavi programları ile bu çocukların tedavilerinin daha etkin hale gelebileceğini düşünmekteyiz.
Kronik boyun ağrılı hastalarda temel vücut farkındalığı terapisinin ağrı, denge ve proprioseptif duyuya olan etkileri
Bu çalışmada, kronik boyun ağrısı olan hastalarda Temel Vücut Farkındalığı Terapisi (TVFT) ile konvansiyonel tedavilerin (KT) ağrı, denge ve servikal bölgenin proprioseptif duyusu üzerine olan etkilerini karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çapraz tasarım olarak yapılan çalışmada hastalar A (n=17) ve B (n=18) gruplarına ayrılmıştır. A grubundaki hastalara 6 hafta süresince haftada 2 gün TVFT, B grubundakilere aynı gün ve sürede KT programı uygulanmıştır. Yaklaşık 5 haftalık aranın ardından A grubundakilere KT, B grubundakilere TVFT uygulanmıştır. Ağrı şiddeti; Görsel Analog Skalası (GAS), özür düzeyi; Boyun Özürlülük Ölçeği (BÖÖ), yaşam kalitesi; Kısa Form -36 (SF 36), hareket korkusu; Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ), eklem hareket açıklığı (EHA); Cervical Range of Motion Deluxe (CROM) cihazı, baş yeniden pozisyonlama testi; CROM cihazı, denge, Bilgisayarlı Dinamik Postürografi cihazı, fonksiyonel denge; Tek Ayak Üzerinde Durma Testi (TAÜDT) ile değerlendirilmiştir. Değerlendirmeler birinci ve ikinci tedavinin önce ve sonrasında yapılmıştır. İlk tedaviler sonrasında aktivite ağrı şiddeti TVFT alan A grubunda KT alan B grubuna göre daha düşük bulunmuştur (p=0,024). A grubunda TVFT'nin aktivite ağrısına etkisi sonraki tedaviye yansımıştır (p=0,038). BÖÖ puanı açısından A grubunda TVFT'nin etkisi sonraki tedaviye yansımıştır (p=0,019). Her iki tedavinin etkisi SF 36 ağrı puanı ve hareket korkusu puanı açısından sonraki tedaviye yansımıştır (p<0,05). Gruplar arasında ikinci tedavilerden sonra aktif fleksiyon ve sağ rotasyon dereceleri B grubunda TVFT alan hastalarda daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Grup içi tedaviler sonrası sonuçlar karşılaştırıldığında A grubunda TVFT sonrasında aktif fleksiyon, sağ-sol lateral fleksiyon ve sol rotasyon dereceleri daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Grup içi tedaviler sonrası pasif EHA değerlerinde A grubunda sol lateral fleksiyonda TVFT lehine, ekstansiyon ve sağa rotasyonda KT lehine, B grubunda ise sağ rotasyonda TVFT lehine fark vardır (p<0,05). TVFT'nin KT'ye göre A grubunda sagital düzlem, B grubunda transvers düzlemle olan açısal hataları azaltmada daha etkili olduğu görülmüştür (p<0,05). TVFT sonrası A grubunda Duyusal Organizasyon Testi (DOT) konum 4,5,6 ve bileşik puan sonuçlarında anlamlı bir artış görülürken, KT ile başlayan B grubunda yalnızca konum 5 puanında anlamlı bir artış görülmüştür (p<0,05). Sola hareket hızı, sola son nokta gezintisi ve sola maksimum gezinti değerleri B grubunda TVFT'si sonrasında daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Grup içinde tedaviler sonrası sonuçlar karşılaştırıldığında B grubunda sağ taraf üzerinde gözler kapalı olarak yapılan TAÜDT sonuçlarında TVFT lehine anlamlı fark görülmüştür (p=0,011). TVFT'si aktivite ağrısı, aktif EHA, proprioseptif duyu ve denge üzerinde KT'den daha etkilidir. Bedensel bilinci geliştirerek doğru vücut dizilimi ve mekaniklerini yerleştirmeyi amaçlayan TVFT'nin kas iskelet sistemiyle ilgili problemlerin tedavisinde fizyoterapistler için iyi bir alternatif yöntem olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Boyun ağrısı, eklem hareket açıklığı, farkındalık, egzersiz.
Proprioseptif nöromuskuler fasilitasyon tekniklerinin parkinson hastalarında bilişsel ve motor fonksiyona etkisi
Parkinson hastalığı (PH), alzheimer hastalığından sonra en sık görülen 2. nörodejeratif (sinir aşınmasına bağlı) hastalıktır. Genel olarak motor belirtilerle karakterize bir hastalık olsa da motor olmayan belirtilere de sık rastlanır. Bu belirtilerden bilişsel işlev bozukluğu parkinson hastalığının erken evrelerinde hafif olarak görülmekte ve ilerleyen zamanlarda demansın gelişmesine sebep olabilmektedir. Bununla birlikte yürütücü işlevlerdeki bozukluk hareket becerilerindeki bozulma ile birleşerek parkinson hastalarının düşme sayılarında artışa neden olabilmekte ve yaşam kalitesini düşürmektedir. Yürüme mesafesinin kısalması, denge bozuklukları parkinson hastaları için hareketsiz yaşama zemin hazırlamaktadır. Bu sebeplerle çalışmamıza Torbalı Devlet Hastanesinde Fizik Tedavi Rehabilitasyon ünitesinde Proprioseptif Nöromuskuler Fasilitasyon (PNF) egzersizleri ile tedavi gören ve hafif bilişsel bozukluğu olan 5'i olgu grubunda 5'i kontrol grubunda olmak üzere 10 parkinson hastasını dahil ettik. Hastalar tedavi başlamadan ve 15. Seans sonunda kontrol gruplarıda 20 gün arayla Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Montreal Bilişsel Değerlendime Ölçeği (MOBİD) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) ile değerlendirildi. Sonuçlar tekrarlayan ölçümler ANOVA kullanılarak analiz edildi. Sonuç olarak ön test ve son test arasında, tüm testlerin toplam skorlarında, MOBİD adlandırma, SMMT hatırlama, FBÖ yer değiştirme, sosyal algılama verilerinde PNF egzersizlerinden bağımsız olarak artış gerçekleşmiştir. FBÖ toplam skorlarındaki farklılıklarda cinsiyet, grup ve grup-cinsiyet etkileşimi tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler; Biliş; PNF; Parkinson Hastalığı; Egzersiz
Zumba becerisi öğrenirken aynaların propriyosepsiyon ve duygu durumu ile zumbanın performansa etkisi
Propriyosepsiyon kavramı spor bilimleri alanında önem kazanmaya henüz yeni başlamışsa da dans pedagojisi, bilim ve rehabilitasyonun daha geniş kapsam içinde bir ilgi konusudur. Düzenli bir egzersiz programı ile geliştirilebilinen eklem pozisyon hissi ile hem yaralanmaların önüne geçinilebilmekte hem de spora dönüş hızları arttırılarak yeniden yaralanma durumları ciddi oranda azalabilmektedir. Spor ve dans eğitim sınıflarının duvarlarında yer alan aynaların propriyosepsiyona olan etkisine dair kapsamlı bir çalışmaya rastlanılamamıştır. Bu bağlamda araştırmanın amacı aynalı bir ortamda zumba dans eğitiminin bilinçli ve programlı bir şekilde uygulandığında katılımcıların propriyosepsiyon ve duygu durumları ile zumbanın aerobik ve anaerobik performansa olan etkilerini incelemektir. Çalışmaya, yaşları 18-25 arasında olan 39 kadın katılmıştır. Katılımcılar randomize karşıt-dengeli olarak 3 gruba ayrıldıktan sonra 10 hafta boyunca, haftanın 3 günü, günde 1 saat olmak üzere araştırmacı tarafından zumba dans eğitimi uygulanmıştır. Ankara Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Performans laboratuvarını 4 kez ziyaret eden katılımcılara sırasıyla VKİ ölçme cihazı, kalp atım hızı, diz eklem pozisyon hissi, statik-dinamik denge, aerobik performans ve anaerobik performans testleri uygulanmıştır. Ayrıca duygu-durum (PANAS) ölçeği ise ön ve son olmak üzere iki defa uygulanmıştır. Sonuç olarak, ayna unsuru ile zumba dans eğitimi almanın propriyosepsiyonu (eklem pozisyon hissi) anlamlı derecede olumsuz etkilediği ancak duygu durumlarının olumsuz etkilenmediği ve 10 hafta düzenli zumba dans eğitiminin performanslarını anlamlı derecede arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayna kullanımına teşvik edilen katılımcıların sağ ve sol diz eklem hisleri (15°-30°-60°-90°) anlamlı derece bozulurken aynasız grubun diz eklem hisleri anlamlı derece artmıştır. Aynaların statik dengeyi bozduğu ancak dinamik dengeyi geliştirdiği gözlemlenmiştir. Deney ve kontrol grupları arasında kalp atım hızı değişkenliği parametreleri üzerinde anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Dans, Duygu Durum, Eğitim, Propriyosepsiyon, Spor, Zumba.
Hemiparetik bireylerde alt ekstremite duyu eğitiminin fonksiyonel kapasiteye etkisi
Bu çalışmanın amacı, hemiparetik bireylerde alt ekstremite duyu eğitiminin propriyosepsiyon ve fonksiyonel kapasiteye olan etkisinin incelenmesidir. Çalışmaya toplamda 42 hemiparetik birey dahil edildi. Bireyler randomize olarak Kontrol (n=21) ve Çalışma (n=21) grubu olarak ikiye ayrıldı. Tüm gruplara 4 hafta boyunca haftada 3 gün 45 dk nörogelişimsel tedavi eğitimi olan Bobath yaklaşımı uygulandı. Ek olarak çalışma grubuna duyu eğitimi verildi. Değerlendirmeler tedavi öncesi ve 4 haftanın sonunda yapıldı. Değerlendirmelerde Modifiye Rankin Skalası (M.R.S.), Hodkinson Mental Test (H.M.T.), Motrisite İndeksi (M.İ.), ayak taban duyusu için Semmes-Weinstein Monofilament Testi (S.W.M.), Alt Ekstremite Pozisyon Testi (A.E.P.T.), kinestezi için elektrogonyometrik kalça, diz, ayak bileği ölçümleri, denge için Spor-KAT 550 Portatif Bilgisayarlı Kinestetik Denge Cihazı, yürüme için BTS G-walk Yürüme Analiz Sistemi kullanıldı. Grupların tedavi sonrası karşılaştırmalarında M.I.'de, ayak taban duyusunda özellikle ön ayak bölgesinde, 22 cm'lik pozisyon duyusunda, ayak bileği kinestezi duyusunda çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme görüldü (p<0,05). Ayrıca denge değerlendirmesinde hemiparetik taraf ve toplam denge skorunda çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme vardı (p<0,05). Yürüme parametresi ölçümlerinde ise yürüme hızı, hemiparetik taraf çift adım uzunluğu, sağlam taraf adım uzunluğu ve sağlam taraf çift adım uzunluğu parametrelerinde ayrıca hemiparetik taraf pelvis propulsiyon açısında duyu eğitimi grubunda anlamlı iyileşme bulundu (p<0,05). Kontol grubunda ise hiçbir parametrede istatistiksel olarak anlamlı bir gelişme sağlanamadı (p>0,05). Çalışmamızda hemiparetik bireylere uygulanan alt ekstremite duyu eğitiminin bireylerdeki fonksiyonellik, yüzeyel ve derin duyu, denge ve yürüme açısından etkili olduğu bulundu. Çalışmamızın sonuçlarına göre hemiparetik bireylerin rehabilitasyon programlarına somatosensoriyel duyu eğitim programının eklenmesi bireylerin fonksiyonel durumlarına olumlu katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Ayak taban duyusu, denge, duyu eğitimi, propriyosepsiyon, yürüme