Participation
123 theses under this subject heading
Örgütsel sinizmin Y kuşağı çalışanlarına etkileri: Katılım bankaları örneği
Küreselleşme ve teknolojinin hızlı gelişmesiyle birlikte artan rekabet örgütlerde insan faktörünü çok daha önemli hale getirmektedir. İnsanın örgütle alakalı davranışlarını bilimsel yöntemler kullanarak incelemek hızla değişen dünyada örgütlere önemli avantajlar sağlamaktadır. Örgütsel sinizm çalışanların çalıştığı örgüte yönelik olumsuz davranış ve tutumları olarak tanımlanmaktadır. Y kuşağı ise doğum aralıkları arasında net bir anlaşma olmamasına rağmen 1981-2000 yılları arasında doğmuş kişiler olarak ifade edilmektedir. İş hayatının en genç ve sayıca egemen nesli olan Y kuşağı tüm dünyada ağırlıklarını hissettirerek birçok işletmenin çalışma yöntemlerini yeniden gözden geçirmelerine neden olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, örgütsel sinizmin Y kuşağı çalışanlarına etkilerini ortaya koymaktır. Araştırma ile ilgili anketlere, Türkiye'de faaliyet gösteren katılım bankalarında çalışan 202 Y kuşağı çalışanı katılmıştır. Anketlerde genel (kişilik) sinizm ve örgütsel sinizmle alakalı sorular bulunmaktadır. İşgörenlerin genel (kişilik) sinizmlerinin ölçülmesine yönelik Wrightsman'ın (1992) geliştirmiş olduğu ve 2007 yılında Türkçeye Erdost vd. tarafından çevrilen hayata bakış açılarının ölçülebilmesi için 10 soruyu kapsayan genel (kişilik) sinizm ölçeğinden faydalanılmıştır. İşgörenlerin örgütsel sinizmlerinin ölçülebilmesi amacıyla Brandes'in (1997) geliştirmiş olduğu ve 2007 yılında Erdost vd. tarafından Türkçeye çevrilen 14 soruyu kapsayan ölçekten faydalanılmıştır. Örgütsel sinizme ait ölçekte bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutlar yer almaktadır. İstatistiksel analizler, SPSS istatistik programına girilen veriler ile ulaşılan sonuçlar vasıtasıyla yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda, örgütsel sinizmin Y kuşağı çalışanlarına etkileri ortaya konmuştur.
Diparetik serebral palsili çocuklarda üst ekstremite fonksiyonel becerilerinin yaşam kalitesi ve katılım düzeyine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı diparetik Serebral Palsi (SP)'li çocuklarda üst ekstremite fonksiyonel becerilerinin yaşam kalitesi ve katılım düzeyine etkisinin belirlemektir. Çalışmaya özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde aktif tedavi alan 5-16 yaş arası SP'li çocuklar ve benzer yaş grubundaki sağlıklı akranları alındı. Çalışmaya Kaba Motor Fonksiyon Seviyesi (GMFCS) 1-3, El Becerileri Sınıflama sistemi (MACS)'ne göre 1-2 seviyesinde ve Modifiye Ashworth Skalası'na göre üst ekstremite kas tonusu <2 olan çocuklar dahil edildi. Üst ekstremite fonksiyonel becerileri Jebson Taylor El Fonksiyon Testi (JTEFT) ve Abilhand Kids ölçeği, Yaşam Kalitesi Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKO) (PedsQL), Katılım düzeyleri Pediatrik Veri Toplama Aracı (PODCİ) ile değerlendirildi. SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonel becerileri, ÇİYKO ve PODCI testleri sağlıklı çocuklara göre anlamlı düzeyde düşük bulundu (p<0,05). SP'li çocukların Abilhand ile ÇİYKO ve PODCI arasında pozitif yönde, JTEFT alt basamaklarıyla ÇİYKO sosyal işlevsellik arasında negatif yönde, JTEFT ile PODCI arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Sonuç olarak diparetik SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonel becerileri ile yaşam kalitesi alt parametreleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Diparetik SP'li çocukların üst ekstremite fonksiyonel becelerileri ile katılım düzeyleri alt parametreleri arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Anahtar Kelimeler: Diparetik Serebral Palsi; Üst Ekstremite Fonksiyonel Beceriler; Yaşam Kalitesi; Katılım.
Otizm spektrum bozukluğu olan ve tipik gelişim gösteren çocuklarda işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırılması (ICF) temelli uygulanan değerlendirme sonuçlarının karşılaştırılması
Çalışmamız otizm spektrum bozukluğu (OSB) tanılı çocukların vücut fonksiyonlarını, aktivite bağımsızlık seviyelerini ve katılım düzeylerini ICF çerçevesinde bütünsel bir şekilde ele alıp tipik gelişim gösteren çocuklarla karşılaştırarak benzerlikleri, farklılıkları ortaya çıkarmak ve çocukların işlevsellik profillerini belirleyebilmek amacıyla oluşturuldu. Her iki gruba da 5-10 yaş aralığında 27 erkek çocuk dahil edildi. Grupların vücut fonksiyonları, aktivite bağımsızlık seviyeleri ve katılım düzeylerine ilişkin değerlendirmeleri ICF çerçevesi temel alınarak yapıldı. Vücut fonksiyonları Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlilik 2 Testi Kısa Formu (BOT 2-KF) ve Dunn Duyu Profili, aktivite bağımsızlık seviyeleri Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri (PÖDE) ve katılım düzeyleri Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi (ÇAKA) kullanılarak değerlendirildi. OSB'li çocukların motor yeterlilik düzeylerinin, duyusal profillerinin, aktivite bağımsızlık seviyelerinin ve katılım düzeylerinin tipik gelişim gösteren çocuklara göre daha zayıf olduğu bulundu (p<0.05). OSB'li ve tipik gelişim gösteren çocukların motor yeterlilik düzeyi arttıkça aktivite bağımsızlık seviyesi ve katılım düzeylerinin arttığı (p<0.05), çocukların duyusal profillerinin aktivite bağımsızlık seviyesini ve katılım düzeyini etkilemediği (p>0.05) saptandı. Ayrıca çocukların aktivite bağımsızlık seviyesi arttıkça katılım düzeylerinin arttığı (p<0.05) bulundu. Çalışmamız OSB'li ve tipik gelişim gösteren çocukların motor yeterlilik düzeylerinin aktivite bağımsızlık seviyesini ve katılım düzeyini önemli ölçüde etkilediğini gösterdi. OSB rehabilitasyonunda çocukların motor yeterlilik düzeylerini artırmanın aktivite bağımsızlığının sağlanmasında ve günlük yaşama katılımlarının artmasında önemli role sahip olduğu görüldü. Anahtar Kelimeler: OSB, ICF, duyu profili, motor yeterlilik, fizyoterapi ve rehabilitasyon
Okul öncesi dönemdeki serebral palsili çocukların aktivite ve katılım düzeyleri, sosyal beceri ve davranış seviyeleri ile ebeveynlerin tutumları ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışma, okul öncesi serebral palsili (SP) çocukları olan ebeveynlerin tutumu ve kaygı düzeyleri ile çocukların aktivite ve katılım düzeyi ve sosyal beceri ve davranışları arasındaki ilişkiyi ilişkiyi incelemek amacı ile planlandı. Çalışma kapsamında 3-6 yaş arası 66 SP'li çocuk ve ailesi dahil edildi. Çalışmaya katılan SP'li çocukların kaba motor fonksiyon seviyesi (Kaba Motor Fonksiyon Sınıflandırma Sistemi-KMFSS), ince motor fonksiyon seviyesi (El Becerisi Sınıflandırma Sistemi-EBSS), iletişim fonksiyon seviyesi (İletişim Fonksiyonu Sınıflandırma Sistemi-İFSS) ile fonksiyonel seviyeleri belirlendi. Çocukların kaba motor aktivite düzeyi Kaba Motor Fonksiyon Ölçütü (KMFÖ), ince motor aktivite düzeyi Üst Ekstremite Beceri Kalitesi Testi (ÜEBKT), katılım düzeyi Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi (CASP), günlük yaşam katılımı ve aktivite düzeyi Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri (PÖDE), sosyal beceri ve davranış düzeyleri Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği (PKBS) ölçekleri uygulanarak değerlendirildi. Ebeveynlerin tutumları Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), kaygı düzeyleri ise Hastane Anksiyete Depresyon Ölçeği (HADS) ile değerlendirildi. Çalışma sonunda, ebeveyn tutumları ile çocukların kaba ve ince motor aktivite düzeyleri total puanları arasında (sırasıyla p=0.001, r=-0,403, r=-0,392); katılım ve günlük yaşam katılım ve aktiviteleri arasında (sırasıyla p<0,001, r=-0,607, p=0,002, r=-0,380); çocukların sosyal beceri ve davranışları arasında (p<0,001 r=-0,449) ilişkiler bulundu. Ebeveynlerin kaygı düzeyleri ile çocukların ince ve kaba motor aktivite düzeyleri arasında (sırasıyla p=0,268, p=0,215) ve sosyal beceri ve davranışlar arasında (p=0,030, r=-0,268) ilişki bulunmazken, total katılım düzeyi arasında (p=0,005, r=-0,307) ilişkiler bulundu. Okul öncesi dönem SP'li çocuklarda, ebeveyn tutum ve kaygı durumlarının çocukların aktivite ve katılım düzeylerine ve sosyal beceri ve davranışlarına etkisi olduğu sonucu ile ebeveynlerin ruhsal durumlarının ve sergiledikleri tutumların önemine dikkat çekildiği, bu konuda rehabilitasyon ekibine ve ailelere farkındalık oluşturacağı düşünüldü.
Spinal musküler atrofili çocuklarda uyku bozukluklarının işlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması çocuk ve genç versiyonu (ICF-CY) alt boyutlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, Spinal Musküler Atrofili (SMA) çocuklarda uyku bozukluklarını tanımlamak ve uyku bozuklukları ile İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması Çocuk ve Genç Versiyonu (ICF-CY) alt boyutları arasındaki ilişkiyi incelemekti. Çalışmaya SMA tanısı alan 4-17 yaş arası 40 çocuk dâhil edildi. Uyku değerlendirmesi Çocuklar İçin Uyku Bozuklukları Ölçeği (ÇUBÖ), vücut yapı ve fonksiyonları-yorgunluk değerlendirmesi Çok Boyutlu Yorgunluk Ölçeği (PedsQL™ MFS), aktivite değerlendirmesi Genişletilmiş Hammersmith Fonksiyonel Motor Skalası (HFMSE) ve Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA), katılım değerlendirmesi Yaşam Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi (LIFE-H) anketiyle yapıldı. Çevresel faktörler için sosyoekonomik düzey ve ortez kullanımı, kişisel faktörler için SMN2 kopya sayısı, fonksiyonel seviye ve yaş değerlendirildi. Çocukların yaş ortalamaları 10,63±3,95 yıldı. ÇUBÖ ölçeğine göre uyku bozukluğu oranı %7,5 olarak saptandı. ÇUBÖ toplam puanı ile PedsQLTM MFS çocuk ve ebeveyn raporu arasında ilişki bulundu (p<0,05, r=-0,33, r=-0,40). Aktivite, katılım, çevresel ve kişisel faktörler için belirlediğimiz parametreler ile uyku bozuklukları toplam puanları arasında ise ilişki bulunmadı (p>0,05). Sonuç olarak bulgularımız SMA'lı çocuklarda uyku bozukluğu gelişebildiğini gösterdi. Uyku bozuklukları ve vücut yapı ve fonksiyonları arasında ortaya konan ilişkilerin uykuya dair tedavilerin belirlenmesi için kaynak oluşturabileceği ve uyku ile yorgunluk parametrelerine yönelik yapılacak müdahale yaklaşımının SMA'lı çocukların yaşam kalitesini artırabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimer: Aktivite, katılım, spinal musküler atrofi, uyku, yorgunluk.
Arama motoru optimizasyonu ve web sitesi performansının çevrimiçi kullanıcı katılımı üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu tez çalışması ile arama motoru optimizasyonu (AMO) performansı ve web sitesi performansının çevrimiçi kullanıcı katılımı üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda QS 2022 Dünya Üniversite Sıralaması'nda en yüksek başarı sıralamasına sahip Türkiye'deki on yükseköğretim kurumunun AMO performansı, web sitesi performansı ve çevrimiçi kullanıcı katılımı verileri incelenmiştir. Çalışma kapsamında farklı çevrimiçi araçlar kullanılarak elde edilen ikincil verilerin analiz işlemi çoklu doğrusal regresyon yöntemi ile IBM SPSS Statistics 25 programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen araştırma bulguları AMO performansı ve web sitesi performansının çevrimiçi kullanıcı katılımını kısmi olarak pozitif yönde etkilediğini göstermektedir. Güven akışı, yönlendiren web sitelerinin sayısı, organik trafik değeri, ilk bayt yüklenme süresi ve HMTP istek sayısının oturum başına geçirilen ortalama süreyi pozitif yönde; yüksek sıralamalı anahtar kelime sayısı ve bütün içeriklerin yüklenme süresinin ise oturum başına geçirilen ortalama süreyi negatif yönde etkilediği görülmüştür. Buna ek olarak alıntı akışı, organik trafik değeri ve HMTP istek sayısının oturum başına ziyaret edilen ortalama sayfa sayısını pozitif yönde; ilk içeriğin görünme süresinin oturum başına ziyaret edilen ortalama sayfa sayısını negatif yönde etkilediği görülmüştür. Üçüncü olarak alıntı akışı ve yüksek sıralamalı anahtar kelime sayısının hemen çıkma oranını negatif yönde etkilediği görülmüştür. Son olarak da güven akışı, yönlendiren web sitelerinin sayısı, yüksek sıralamalı anahtar keşime sayısı ve organik trafik değerinin tekil ziyaretçi sayısı ve toplam ziyaret sayısını pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Ulusal Pazarlama Literatüründe ikincil veri kullanılarak oluşturulan tez çalışmalarının sayısı oldukça az olması dolayısıyla ikincil verilerin kullanıldığı mevcut çalışma Türkiye'deki pazarlama literatürüne katkı sağlamaktadır. Bunun yanı sıra, AMO performansı ve web sitesi performansının bir arada olacak şekilde çevrimiçi kullanıcı katılımı üzerindeki etkisini inceleyen literatürde herhangi bir çalışmaya rastlanmadığından dolayı her iki değişkenin de çevrimiçi kullanıcı katılımı üzerinde etkisini ortaya koyan bu çalışmanın bulguları literatüre katkıda bulunmaktadır.
Serebral palsi tanılı çocuklarda görev odaklı su içi egzersizin okupasyonel performans ve katılım üzerine etkisi
Bu çalışma SP'li çocuklar tarafından tercih edilen okupasyonlarla uygulanan görev odaklı su içi egzersiz programının (GOSİP) okupasyonel performans ve katılım üzerine etkisini incelemek amacıyla çapraz geçişli tasarımda planlanmıştır. Çalışmaya SP'li (KMFSS 1-3, EBSS 1-3), 6-18 yaş arasında 12 çocuk (yaş=11,91±3,39 yıl, 8K) dahil edildi. Çocuklar basit randomizasyon ile "A" ve "B" olmak üzere iki gruba ayrıldı. GOSİP'in planlanmasında Kanada Aktivite Performans Ölçeği (KAPÖ) kullanıldı ve çocuklar için en önemli beş okupasyon belirlendi. Bu okupasyonlar temelinde çalışma grubuna GOSİP uygulanırken kontrol grubuna geleneksel rehabilitasyon egzersizi uygulandı. Egzersizler 16 hafta boyunca, haftada 2 kez, günde 40 dakika uygulandı. Aynı yöntem gruplar çaprazlanarak 16 haftalık ikinci periyota tekrar edildi. Çocukların okupasyonel performansı Kanada Aktivite Performans Ölçeği (KAPÖ), katılımı Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA), motivasyonu Pediatrik Motivasyon Ölçeği (PMÖ), su içi egzersizden hoşlanma durumu Fiziksel Etkinlikten Hoşlanma Ölçeği-Kısa Form (FEHÖ-KF) ile değerlendirildi. Bağımlı grup, egzersiz öncesi-sonrası elde edilen verileri karşılaştırmak için Wilcoxon Signed Rank Test uygulandı. Bağımsız grup, temel düzey ve egzersiz sonrası elde edilen verileri karşılaştırmak için Mann-Whitney U Test uygulandı. GOSİP sonrası her iki grubun, bağımlı grup KAPÖ puan ortalamaları karşılaştırıldığında anlamlı fark bulundu (p<0.05). Bağımlı grup PVTA puan ortalamaları karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). GOSİP, geleneksel rehabilitasyon egzersizlerine göre daha motive edici bulunurken (p<0.05) FEHÖ-KF sonuçlarında anlamlı fark bulunamadı. Sonuç olarak, GOSİP okupasyonel performans üzerinde anlamlı fark yaratırken katılım üzerinde anlamlı fark yaratmamıştır. SP'de su içi egzersizin okupasyonel performans ve/veya katılıma etkisini inceleyen daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Serebral palsili çocuklarda botulinum toksin enjeksiyonu sonrası fizyoterapi ve rehabilitasyon programının vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Serebral Palsi'li (SP) çocuklarda Botulinum Toksin-A (BoNT-A) enjeksiyonu sonrası çocuğa ve aileye özel hedefe yönelik aktivite tabanlı fizyoterapi ve rehabilitasyon programının, vücut fonksiyonları, aktivite ve katılım üzerine etkilerini araştırmaktı. Bu çalışmaya yaşları 3-10 yıl arasında değişen, kaba motor fonksiyon seviyesine göre seviye II ve III olan, haftada iki kez özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde "Geleneksel Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (G-FTR) alan 24 spastik diplejik SP'li çocuk dahil edildi. Çocuklar çalışma (n=12) ve kontrol grubu (n=12) olarak iki gruba ayrıldı. Çalışma grubuna, sekiz hafta, haftada iki gün, günde bir saat aile ve çocuğa özel, hedefe yönelik, aktivite tabanlı; "Yapılandırılmış Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Programı" (Y-FTR) uygulandı. Kontrol grubu G-FTR'na devam etti. Çalışma grubunda her çocuk için aktivite ve katılım ile ilgili hedefler aile, çocuk ve fizyoterapist tarafından oluşturularak Hedefe Ulaşma Ölçeği'ne (GAS) göre değerlendirildi. Program öncesi ve sonrası çocukların aktivite ve katılım durumları (Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri-PEDI), motor fonksiyonları (Kaba Motor Fonksiyon Ölçütünün ayakta durma ile yürüme, koşma ve zıplama alt bölümleri - GMFM D ve E), yürüyüş performansları (Gilette Fonksiyonel Yürüyüş Değerlendirme Anketi), denge (Pediatrik Denge Ölçeği), kas tonusları (Modifiye Ashworth Skalası ve Modifiye Tardieu Skalası), kas kuvvetleri (el dinamometresi), selektif motor kontrol becerileri (Alt Ekstremite Selektif Motor Kontrol Değerlendirmesi-SCALE), yürüyüş sırasında ekstremite pozisyonları (Gözlemsel Yürüyüş Skalası), yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri (GaitTrainer Biodex II) değerlendirildi. Ailelerin endişe ve memnuniyet durumları ve çocuklarının programa uyumları sorgulandı. Sonuç olarak; program sonrası çalışma grubunda, aktiviteyi ve hayata katılımı geliştirmeyi hedefleyen GAS puanlarında istatistiksel olarak anlamlı gelişmeler elde edildi (p<0,05). Çalışma grubunun yürüyüş performansında, GMFM'nin ayakta durma bölümünde ve PEDI'nin mobilite bölümünde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı artış oldu (p<0,05). Program sonrası çalışma grubunun ayak bileği ve parmakların selektivite puanı ve yürüme hızındaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Her iki grupta da alt ekstremite kaslarının tonusu azalmakla birlikte çalışma grubunda kontrol grubuna göre adduktor, hamstring ve gastroknemius kaslarının tonusundaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Çalışma grubunun gövde ve alt ekstremite kas kuvveti arttı ve kontrol grubuna göre kalça ekstansor ve fleksor kas kuvvetindeki artış istatistiksel olarak anlamlı oranda fazlaydı (p<0,05). Çalışma grubunda ailelerin programdan memnuniyetleri ve programa uyumları daha fazlaydı (p<0,05). Sonuç olarak; çok seviyeli BoNT-A enjeksiyonu sonrası Y-FTR programı G-FTR programına göre kas tonusu, kas kuvveti ve alt ekstremite selektivitesini daha çok etkileyerek çocukların motor fonksiyonlarına, yürüyüş kalitelerine, günlük yaşam aktivitelerine ve hayata katılımlarına olumlu katkılar sağladı.
Yerel yönetimlerde demokratik katılım açısında kent konseyinin önemi ve Küçükçekmece örneği
Yerel yönetimler halkın katılımını sağlamak konusunda çok önemli bir görev üstlenmektedir. Halkın katılımının artırılması için yerel yönetimlere daha fazla önem verilmesi gerekir. Devletler, giderek yerel yönetimlere önem vermeye başlamış ve bu konuda gerekli çalışmalar içine girmişlerdir.Demokratik yerel yönetimlerin mekanizmasının işler hale gelmesi için yerelde halkın katılımını sağlayabileceği ve söz sahibi olabileceği ortamların oluşması için çaba harcamaya başlamıştır.?Yerel Gündem 21'' projesi ve onun alt başlığı, oluşturulan kent konseyleri, halkın yönetime katılmasına ön ayak olacak, yerel halkın ihtiyaçlarına karşılık, halk daha da etkin hale gelecektir.
Stratejik planlama katılımının stratejik planlama tutumu üzerindeki etkisinde stratejik planlama farkındalığının rolü: Kamu sağlık alanında bir araştırma
Kamu Sağlık alanında ilk stratejik planlama döneminin 2010-2014 olduğu düşünüldüğünde stratejik planlamanın Kamu Sağlık alanı açısından daha yeni ve üzerinde birçok araştırma yapılabilecek bir konu olduğu görülmektedir. Kamu Sağlık alanında stratejik planlama literatür ve araştırmalarının çok yeterli olmaması ve alanyazına bir katkı sağlamak üzere Devlet ve Eğitim Araştırma Hastanelerinde görev yapmakta olan Kamu Sağlık çalışanları üzerinde stratejik planlama katılımının stratejik planlama tutumları üzerindeki etkisi incelenirken stratejik planlama farkındalığının aracılık rolü olup olmadığı araştırılmak istenmiştir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda stratejik planlama katılımının tutum üzerindeki etkisi tespit edilmiş, stratejik planlama farkındalığının ise modelde tam aracı rolü olduğu görülmüştür. Stratejik planlama katılımının stratejik planlama tutumu üzerinde pozitif yönde ve anlamlı bir etkisi olduğu görülürken stratejik planlama farkındalığı değişkeni modele eklendiği zaman bu iki değişken arasındaki etkinin anlamsız olduğu görülmüştür. Çalışma ile stratejik planlamanın Sağlık sektöründeki önemi bir kez daha vurgulanmış olup, Kamu Sağlık alanında planlama başarısını arttırıcı farklı araştırma modeli ve kavramlar çerçevesinde daha fazla çalışma yapılabileceği önerilmektedir.
Yerel yönetimlerde inovatif yaklaşımlar: İstanbul Büyükşehir Belediyesinde sosyal inovasyon, katılımcılık, gönüllülük ve gönüllü itfaiyecilik
Bu araştırmada; Yerel Yönetimlerde İnovatif Yaklaşımlar başlığı altında, Yerel Yönetimlerde Sosyal İnovasyon, Katılımcılık ve Gönüllülük faaliyetleri kapsamında Gönüllü İtfaiyecilik konusu değerlendirilmiştir. Çalışmada diğer çalışmalardan farklı olarak gönüllü itfaiyecilik konusu sosyal inovasyon ve katılımcılık bağlamında değerlendirmeye alınmıştır. Profesyonel itfaiye istasyonlarına uzaklık nedeniyle kırsal alanda meydana gelen itfai olaylara erken müdahale imkânı vermesi, halkın yerel yönetim faaliyetlerine katılması nedeniyle hemşerilik ve aidiyet bilincine katkı sağlaması ve maliyet açısından çok önemli katkıları olan Gönüllü İtfaiyecilik uygulamalarının dünya ve ülkemizdeki örneklerle birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesindeki faaliyetlerinin durumu araştırılmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığında görevli yöneticilerle ve gönüllü itfaiyecilik konusunda yerel anlamda sorumlu olan muhtarlar ve gönüllü itfaiyecilerle derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak mülakatlar yapılmış, yöneticilere 10 soru, gönüllü itfaiye istasyonu bulunan köylerdeki muhtar ve sorumlulara 5 soru yöneltilmiştir. Gönüllü itfaiyecilik faaliyetlerinin nasıl başladığı, sosyal ve ekonomik anlamda itfaiye ve yerel halka ne gibi katkılar sağladığı, dünyanın gelişmiş ülkelerine göre İstanbul'daki gönüllü itfaiyecilik çalışmalarının durumu, ihtiyaçlarının nasıl karşılandığı, gönüllü itfaiyeciliğin yasal dayanağı, fayda ve maliyet açısından değerlendirilmesi ve uygulamanın geliştirilmesi için yapılması düşünülenler hakkında kendilerine yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar ışığında değerlendirme yapılmıştır. Araştırma sonucuna göre; gönüllü itfaiyecilik konusunda ülkemizdeki itfaiye kuruluşlarının çalışmalarının yakın tarihlerde başlamış olduğu, yapılan çalışmalar neticesinde yerel yönetimler ve halk nezdinde yangın ve diğer afetlere erken müdahale, halkın yerel yönetim faaliyetlerine katılımı ve ekonomik açıdan oldukça önemli katkılar elde edilmiş olduğu, uygulamanın başlatıldığı yerlerde verimli bir şekilde devam ettirildiği tespit edilmiştir. Dünyanın gelişmiş ülkelerinin bu konudaki seviyesine ulaşmak için yerel halkın gönüllülük potansiyelinin daha iyi değerlendirilebileceği, kentlerdeki gönüllü itfaiyecilik potansiyelinin de düşünülebileceği, gönüllü itfaiyeciliğin deprem ve sel baskınları gibi afetler de düşünülerek daha geniş bir yelpazede değerlendirilebileceği, konunun önemine binaen bilinçlendirme ve teşvik unsurlarının daha fazla hayata geçirilerek gönüllü itfaiyecilik uygulamalarının geliştirilmesinin birçok yönetimsel, sosyal ve ekonomik katkılarının olacağı kanaatine varılmıştır.
Kullanıcı katılımlı tasarım yaklaşımı ile üniversite kampüslerinde topluluk bahçesi tasarımı 'FMV Işık Üniversitesi Şile kampüsü'
Kullanıcı katılım yaklaşımı geleneksel süreçlerin aksine kullanıcıların bütün süreçlere dahil edildiği bir tasarım anlayışıdır. Bu yaklaşımın temel amacı kullanıcıların ihtiyaçları ve talepleri konusunda yetkililerle daha etkin bir iletişim biçimi kurulması, iş birliğinin sağlanması ve aktif görev almalarıdır. Tasarımcıların ve planlamacıların süreçleri nasıl kurguladıkları, nelerden faydalanıldığı, süreç içerisinde rolleri ve kullanıcılarla olan etkileşiminden bahsedilmektedir. Topluluk bahçeleri ise gönüllülerin bir araya gelerek oluşturdukları ekolojik yerleşkelerdir. Bu çalışmanın amacı kampüs kullanıcılarının aktif olarak yer alabileceği bir yaklaşım ile topluluk bahçesi tasarımı için bir model önerisi geliştirmektir. Kullanıcıların kendi çevrelerini değiştirme, inşa etme ve biçimlendirme özgürlüğüne sahip olduğu bir sürecin oluşturulması hedeflenmiştir. Kullanıcı katılımlı topluluk bahçesi tasarım sürecinde iş birliği içerisinde uyumlu ve üretken bir etkileşim yaratmak kullanıcıların ve tüm paydaşların sürece dahil edildiği ve tasarıma veri olabilecek unsurların sağlandığı bir model önerisi geliştirmek amaçlanmıştır. Topluluk bahçeleri gönüllülük ilkesine dayandığından dolayı doğal bir süreçle ilerleyen kullanıcı katılım yaklaşımı mevcuttur. Bundan dolayı kullanıcı katılım yaklaşımı ile topluluk bahçelerinin birlikte kurgulanması araştırmayı güçlendireceği düşünülmüştür. Çalışma kurgusu 3 ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kullanıcı katılımlı tasarım yaklaşımının ortaya çıkışı ve gelişimi yer alırken ikinci kısımda topluluk bahçelerinin özellikleri, kullanımı, üçüncü aşamada ise kullanıcıların sürece dahil olması adına yapılan seminer, anket, atölye çalışması, tasarım modelinin oluşturulması ve geliştirilmesi için kurgulanan süreçlere yer verilmiştir. Araştırma yöntemleri olarak literatür taraması, saha gezisi, yetkililerle görüşmeler, bilgilendirme çalışmaları (seminerler), anket çalışması, atölye ve kullanıcı görüşmeleri olmak üzere farklı yöntemler uygulanmaktadır. Bu çalışma kapsamında kullanıcıların sürece dahil edilme yöntemlerine ve kullanıcılarla birlikte onlardan edinilen veriler ile topluluk bahçesi v tasarım modelinin geliştirilmesi üzerinde durulmuştur. Kullanıcı katılım yaklaşımı ile topluluk bahçesi tasarım önerisi oluşturmak adına çalışma alanı olarak FMV Işık Üniversitesi Şile kampüsü belirlenmiştir. Üniversiteler kentler için çevre ve toplumu etkileme potansiyeli barındıran içinde bulundurdukları kullanıcı profili ve kampüs etkinlikleri nedeniyle 'küçük şehirlere' benzetilmektedir. Çalışma alanı olarak üniversite kampüsünün tercih edilmesinin sebebi kampüslerin eğitim, çalışma, barınma, rekreasyon, iletişim gibi çok farklı işlevleri barındırması, demografisi ve hem kentsel mekanlara hem daha küçük ölçekli projelere referans olma potansiyelidir. Çalışmanın sonunda kullanıcı katılımlı tasarım yaklaşımı ile FMV Işık Üniversitesi Şile kampüsü için topluluk bahçesi modeli geliştirilmiştir.
Hafif ve ciddi düzeyde otizm spektrum bozukluğu olan çocukların aktivite katılımı ve ebeveynlerinin içselleştirilmiş damgalanmasının karşılaştırılması
Bu çalışma, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan çocukların otizm semptomlarının seviyesine göre çocukların aktivite katılımı ve ebeveynlerinin içselleştirilmiş damgalanmasının karşılaştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya 6-11 yaşları arasında 139 çocuk ve ebeveyni katıldı. Çocukların OSB semptom şiddetlerini değerlendirmek için Otizm Davranış Kontrol Listesi (ODKL), çocukların aktivitelerine katılım sıklıklarını ve aktivite katılım seviyelerini değerlendirmek için Çocuklar ve Gençler İçin Katılım ve Çevre Ölçeği (PEM-CY), içselleştirilmiş damgalanmayı değerlendirmek için Ebeveynlerin Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği (ERHİDÖ) ve ebeveynlerin OSB olan çocuğa sahip olmaları nedeniyle hissettikleri duygular, yaşadıkları damgalanma deneyimleri, damgalanmanın günlük yaşam aktivitelerine ve toplumsal katılımlarına etkilerini değerlendirmek için yarı yapılandırılmış görüşme formu ebeveynlerle yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak uygulandı. Katılımcılar ODKL'den alınan puanlara göre hafif düzeyde OSB olanlar (n=68) ve ciddi düzeyde OSB olanlar (n=71) olmak üzere iki gruba ayrıldı ve tüm veriler istatistiksel olarak incelendi. Ciddi düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocukların hafif düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocuklara göre ev, okul ve toplumsal ortamlarda aktivite katılım sıklığı ve aktivite katılım seviyelerinin daha düşük olduğu bulundu (p<0,05). Ciddi düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocukların ebeveynlerinin içselleştirilmiş damgalanmasının hafif düzeyde OSB semptom şiddeti olan çocukların ebeveynlerine göre daha yüksek olduğu bulundu (p<0,05). Ebeveynlerin içselleştirilmiş damgalanması ile çocuklarının aktivite katılım sıklığı ve aktivite katılım seviyesi arasında negatif yönde orta ve yüksek derecede ilişki tespit edildi (p<0,05). Ergoterapistlerin OSB olan çocukların aktivite katılımlarını etkileyen faktörleri incelerken ebeveynlerin içselleştirilmiş damgalanmasını değerlendirmelerinin kritik öneme sahip olduğu düşünülmektedir.
Okul çağındaki duchenne musküler distrofi'li çocukların fiziksel aktivite düzeyi ve katılımı üzerindeki aile etkisinin incelenmesi
Bu çalışma yürüyebilen okul çağındaki Duchenne Musküler Distrofi (DMD)'li çocukların fiziksel aktivite (FA) düzeyi ve katılımı üzerindeki aile etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Bu amaçla Brooke Alt Ekstremite Fonksiyonel Sınıflandırması (BAEFS)'na göre Seviye 1-4 arasında olan 8-18 yaş aralığındaki 30 DMD'li çocuk çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların demografik bilgileri ve hastalığa ait ayrıntılı bilgileri kaydedildi. Ailelerin FA düzeyi Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form (IPAQ-SF); çocukların FA düzeyi Çocuklar İçin Fiziksel Aktivite Anketi (PAQ-C) ve pedometre, katılımı Pediatrik Veri Toplama Aracı (PVTA) ve aile etkisi Çocukların Fiziksel Aktivite İlişkileri (CPAC) Anketi ile değerlendirildi. Ek olarak çocukların FA ilgisi Çocuğun Fiziksel Aktiviteye İlgisi (CAPA) Anketi ile değerlendirildi. Değerlendirme sonuçlarının istatistiksel analizinde SPSS 25 programı kullanıldı. Katılımcı çocukların yaş ortalamaları 8,70±0,84 olarak bulundu. CPAC Anketi "Aile Etkisi" alt boyutu ile PAQ-C (r=0,582), CAPA (r=0,432) ve PVTA (r=0,372) arasında pozitif yönde, düşük orta-orta kuvvette, istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,05). Annelerin IPAQ-SF ile elde edilen FA düzeyleri ile PAQ-C (r=0,526) arasında pozitif yönde, orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,01). Çalışma sonuçları DMD'li çocukların FA düzeylerini geliştirmede, fiziksel aktiviteye olan ilgilerini ve katılımlarını arttırmada ailenin özellikle de birincil bakım veren olan annenin fiziksel olarak aktif bir rol model olmasının, fiziksel aktiviteye yönelik destek ve teşvikte bulunmasının önemli bir etken olabildiğini göstermektedir.
Revize-toplumsal katılım anketi'nin alt ekstremite amputelerinde geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, alt ekstremite amputelerinde Toplumsal Katılım Anketi-Revize (TKA-R) ölçeğinin geçerliğini ve güvenirliğini belirlemektir. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında, en az 6 ay protez kullanmış ve araştırmaya katılmaya gönüllü alt ekstremite amputeleri dahil edildi. Amputelerin proteze adaptasyonu "Trinity Amputasyon ve Protez Deneyim Ölçeği" (TAPES) ile, fiziksel görünümü algılamaları "Ampute Vücut İmajı Ölçeği" (ABIS) ile ve toplumsal katılımları ise TKA-R ile değerlendirildi. TKA-R ölçeğinin yapı geçerliğini belirlemek için TAPES ve ABIS ile korelasyonu ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. TKA-R ölçeğinin test-tekrar test güvenirliği sınıf içi korelasyon katsayısı (SKK) yöntemi ile belirlendi. İç tutarlılık analizi chronbach alfa katsayısı ile değerlendirildi. Çalışmaya 90 ampute alındı (ortalama yaş: 40,96±12,89 yıl; BKİ: 25,55±5,55 kg/m2). Katılımcıların 20'sine 1 hafta sonra TKA-R ölçeği tekrar uygulandı. TKA-R genel skoru ile TAPES genel psikososyal uyum alt parametresi arasında pozitif yönde orta derecede (r=0,405, p<0,001); aktivite kısıtlaması parametresi ile negatif yönde düşük-orta derecede (r=-0,359, p<0,05). TKA-R genel skoru ile TAPES protez ile memnuniyet alt parametresi ve ABIS ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı (sırasıyla r=0,197, p=0,062; r=0,029 p=0,062). Doğrulayıcı faktör analizi sonuçlarına göre TKA-R yapısal geçerliği kabul edilebilir düzeyde bulundu. TKA-R test-tekrar test güvenirliğini gösteren sınıf içi korelasyon katsayısı iyi seviyede bulundu (SKK=0,806). Ölçeğin iç tutarlığı yüksek olarak bulundu (Cronbach alfa=0,920). Bu çalışmanın sonuçları, TKA-R ölçeğinin amputelerde toplumsal katılımın değerlendirilmesinde kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu gösterdi.
Tek taraflı alt ekstremite amputasyonu olan bireylerdeki ağrının aktivite ve katılım üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı tek taraflı diz altı amputasyona sahip bireylerdeki ağrının Uluslararası Fonksiyonel Sınıflandırma Sistemine (ICF) göre aktivite ve katılıma olan etkisini incelemektir. Yöntem: Katılımcıların demografik ve klinik özellikleri kaydedilecektir. Çalışmada ağrıyı değerlendirmek için McKill-Melzack Ağrı Anketi ve görsel analog skalası (GAS) kullanılacaktır. Aktivite ve katılım düzeyleri Alt Ekstremite Protez Kullanıcıları Mobilite Anketi (PLUS-M) ve Normal Yaşama Katılım Endeksi (RNLI) ile değerlendirilecektir.Unilateral diz altı amputelerin bağımsız ambulasyonunda ICF'e göre kapasite ve performansı değerlendirmek için amputelere yönelik oluşturulan ICF kısa set kullanılacaktır.
Elektrik piyasasında talep katılımı için bir süreç değerlendirme modelinin geliştirilmesi
Talep katılımı (İng. Demand Response - DR) yeni çalışma alanlarından biri olup ülkeler talep katılımını aktif hale getirmek için yol haritaları oluşturmaktadır. Akıllı Şebeke Olgunluk Modeli (İng. Smart Grid Maturity Model - SGMM), tüketicilerle ilgili karakteristikleri ve hedefleri tanımlamakta, ancak talep katılımı için yeterince detaylı ve yol gösterici bir rehber sağlamamaktadır. Talep katılım süreçlerinin mevcut durumunun değerlendirilmesi ve iyileştirilmesine yönelik olarak literatürde kılavuz eksikliği bulunmaktadır. Bu boşluğu adreslemek amacıyla bu tez çalışmasında; talep katılımı pilot uygulamalarının kolaylaştırılması, talep katılımı süreç yeteneklerinin değerlendirilmesi ve bu sayede süreçlerin iyileştirilmesine zemin hazırlanması için Talep Katılımı Süreç Değerlendirme Modeli (İng. Demand Response Process Assessment Model - DRPAM) geliştirilmiştir. Bu modelin geliştirilmesinde, SGMM'nin "Müşteri" alanındaki ikinci olgunluk düzeyi ve ISO/IEC 33004 standardı referans alınmıştır. DRPAM'ın süreç boyutunda, ISO/IEC 33004'te belirtilen süreç referans modeli gereksinimlerine göre talep katılımına yönelik süreç referans modeli geliştirilmiştir. Talep katılımı süreç referans modelinin temel süreçleri, literatürdeki çalışmalar ve teknik raporlar incelenerek oluşturulmuştur. Temel süreçlerin pratikleri tanımlanırken Medina-Mora tarafından önerilen İş Akış Döngüsü (İng. Action Workflow Loop – AWL) ile yazılım süreç yönetim modelleri kullanılmıştır. Talep katılımı uygulamaları için sürecin amacı, sonuçları (İng. Outcomes), temel pratikleri, iş ürünleri (girdiler ve çıktılar) ve sorumlu rolleri içeren sekiz temel süreç tanımlanmıştır. Ardından, Delphi çalışması tekniği kullanılarak talep katılımı alanında uzman kişilerin görüşleriyle talep katılımı süreç referans modeli (DRPAM'ın süreç boyutu) güncellenmiş ve doğrulanmıştır. Böylece, DRPAM'ın sekiz temel süreci oluşturulmuştur. DRPAM'ın kalite boyutunda ise "yetenek", süreç kalite özelliği olarak belirlenmiş ve süreç yeteneğini değerlendirmek için ISO/IEC 33003'te tanımlanan süreç ölçme çatısı gereksinimlerine göre, ISO/IEC 33020 standartı kullanılmıştır. DRPAM'nin uygulanabilirliğini ve faydalarını doğrulamak amacıyla çoklu durum çalışmaları yapılmıştır. Durum çalışmaları, üç farklı organizasyonda, dört farklı talep katılımı pilot projesi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Değerlendirme sonuçları ve organizasyonlar tarafından verilen değerlendirme geri bildirimleri, önerilen modelin yalnızca talep katılımı süreçlerinin yetenek düzeylerinin belirlenmesinde değil, aynı zamanda bu süreçlerin iyileştirilmesi için bir yol haritası sunulmasında da faydalı olduğunu göstermiştir.
Ebeveyn ilgisini arttırma eğitiminin çocukların spora bağlanma duygularına etkisi
Bu araştırmada, çocukların spora katılımlarında ebeveynlerin ne derece aktif ve ilgili oldukları çocukların bakış açısından öğrenilmek istenmiş ve bu ilginin çocukların spora devamlılığında ve bağlanmalarında etkili olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca ailenin ilgisini ve farkındalığını arttırmak amacıyla verilen eğitimin, çocukların spora bağlanmasında, yaptıkları spordan keyif almasında, ailesiyle pozitif ve etkili iletişim kurabilmesinde faydalı olup olmadığı gözlemlenerek çocukların spora bağlılık duyguları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya yaş aralığı 13-17 (X=13.60 ±.913 yıl) olan 25 yüzücü ve ebeveynleri katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Sporda Ebeveyn Katılım Ölçeği-SEKÖ, Spora Bağlılık Ölçeği-2-SBÖ-2 kullanılmıştır ve her iki ölçek de araştırma kapsamında Türkçeye uyarlanmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen "Spora Bağlanmada Ebeveyn Eğitimi" adı verilen bir eğitim programı pandemi koşulları nedeniyle çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Ebeveynlerin tutumlarını belirlemek amacıyla, sporculara eğitim öncesi ve sonrası her iki ölçek uygulanarak değişim olup olmadığı kontrol edilmeye çalışılmıştır. Verilerin analizinde, normallik dağılımını belirlemek amacıyla çarpıklık ve basıklık değerleri kontrol edilmiştir. Uyarlama çalışmaları için Açımlayıcı Faktör Analizi-AFA, Chronbach Alpha İçtutarlık katsayısı kullanılmıştır. Normallik gösteren verilere t Testi, normallik göstermeyen veriler için de Wilcoxon İşaret Testi kullanılmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası elde edilen verilerin analizinde SEKÖ'nün tüm alt boyutlarında fark olmadığı (p>.05) bulunmuştur. Sporcuların spora bağlanmaları ile ilgili yapılan SBÖ-2'nin ilk ve son ölçümlerinde Zoraki Bağlılık alt ölçeğinde (t24=2.42;p<.05), anlamlı fark gözlenmiş, diğer alt ölçeklerde fark olmadığı (p>.05) bulunmuştur. Gönüllü Bağlılık boyutuna ilişkin olarak yapılan Wilcoxon İşaret Testinde son testlerde anlamlı fark olduğu (Z=-3.091;p<.05) bulunmuştur. Sonuç olarak, verilen ebeveyn eğitiminin sonrasında çocukların spora katılım puanlarında ilk ve son ölçümler arasında fark bulunmamasına karşın pandemi koşulları nedeniyle sürenin kısıtlılığı dikkate alındığında küçük ilerlemeler olduğu gözlenmiştir. Spora bağlanma açısından, 12 alt ölçekten sadece ikisinde anlamlı fark (p<.05) olduğu görülmüştür. Birbirlerine olan etkileri sebebiyle bu alt ölçeklerin bulguları çocukların spordan keyif almaya başladıkları bunun da ailelerin baskısının azalmasına bağlı olduğu şeklinde yorumlanabilir. Anahtar Kelimeler: Spora Bağlılık, Sporda Ebeveyn Etkisi, Sporda Ebeveyn Katılımı, Spora Katılımda Ebeveyn Etkisi
Okul çağındaki serebral palsili çocuklarda üst ve alt ekstremite kas kuvvetinin yaşam kalitesi ve katılıma etkisinin incelenmesi
Üst motor nöron lezyonu, Serebral Palsili (SP) çocuklarda aktivite, katılım seviyesi ve yaşam kalitesini etkileyen çok çeşitli sorunlara yol açabilmektedir. Çalışmanın amacı, okul çağındaki SP'li çocukların üst ekstremite ve alt ekstremite kaslarının kuvvetinin İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) çerçevesinde belirlenen aktivite, katılım ve yaşam kalitesi parametrelerinde bir faktör olup olmadığını değerlendirmek ve tipik gelişen yaşıtlarına göre alt ve üst ekstremite kas kuvvetindeki farkı ortaya koymaktı. Bu amaçla, SP tanısı almış, 6-12 yaş aralığında 105 çocuk (n: 105, X̅±SS: 9,002,01 yıl) ve 5 tipik gelişim gösteren çocuk (n: 35, X̅±SS: 9,00±2,03 yıl) çalışmaya dahil edildi. SP'li ve tipik gelişim gösteren çocukların alt ve üst ekstremite kas kuvvetlerinin ölçümü el dinamometresi ile yapıldı. Aktivite düzeyi Pediatrik Özürlülük Değerlendirme Envanteri Bilgisayar versiyounu (PEDI-CAT), katılım seviyesi Yaşam Alışkanlıklarının Değerlendirilmesi Anketi (LIFE-H), yaşam kalitesi Serebral Palsi Yaşam Kalitesi Anketi (CP QOL) ve Pediatrik Veri Toplama Aracı (PODCI) ile bütüncül bir şekilde değerlendirildi. Alt ve üst ekstremite ortalama kas kuvveti değerleri açısından tipik gelişen çocuklar lehine istatiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulundu (p<0,05). Diz ekstansör kas kuvvetinin katılım üzerinde anlamlı etkisi olduğu görülürken (p<0,001), dirsek ekstansör kas kuvvetinin yaşam kalitesi üzerinde anlamlı etkisi olduğu görüldü (p<0,001). SP'li çocuklarda katılım seviyesini ve yaşam kalitesini arttırmak için kas kuvveti göz önüne alınması gereken bir faktördür. Özellikle dirsek ve diz ekstansör kas kuvvetinin değerlendirme ve fizyoterapi ve rehabilitasyon programlarına eklenmesi önemlidir.
Hemofilili çocuklarda egzersiz eğitiminin fiziksel aktivite düzeyi, günlük yaşam aktiviteleri ve katılım üzerine etkileri
Giriş: Hemofili, pıhtılaşma proteinlerinin işlevinde bozukluk veya eksikliği ile karakterize, teşhis ve yönetimi zor olan nadir görülen kalıtsal kanama bozukluğudur. Özellikle eklem içi kanamalar nedeniyle, eklem ağrısına, kas zayıflığı ve esneklik kaybına, fiziksel hareketsizliğe ve sonucunda artan kanama riski döngüsüne yol açar. Etkili hareket ve bireysel fizyoterapi müdahaleleri, hemofili hastası çocukların fiziksel aktivite düzeylerini, yaşam kalitesini ve katılımını iyileştirebilir. Literatürde hemofilik çocuklarda egzersiz etkinliği ile ilgili az sayıda çalışma mevcutken Uluslararası İşlevsellik Sınıflandırması (ICF) çerçevesinde; vücut yapısı ve işlevlerini, aktiviteyi ve katılımı hemofilili çocuklarda birlikte ele alan çalışma bulunmamaktadır. Amaç: Hemofilili çocuklarda bireysel planlanmış egzersiz programının eklem sağlığı, ağrı, fiziksel aktivite seviyesi, yaşam kalitesi ve katılım düzeyi üzerine etkisini araştırmaktır. Yöntem: Yaşları 8-18 arası değişen hemofilili çocuklardan, birinci gruba (n=14) bir fizyoterapist gözetiminde bireysel yapılandırılmış egzersizler haftada 3 gün ve günde 1 saat boyunca yaptırıldı. İkinci gruba (n=15) ise evde ihtiyaçlarına uygun programlanan egzersizler önerildi. Her iki gruptaki katılımcılara ve ailelerine fiziksel aktivite, egzersiz, koruyucu yaklaşımlar, kanama olduğunda dinlenme-aktivite döngüsü hakkında danışmanlık verildi. Olgular 8 hafta takip edildi, değerlendirmeler başlangıçta ve tedavi sonunda yapıldı. Demografik özellikler, ağrı, eklem hareket açıklığı (EHA) ve kuvvet, sırasıyla Klinik değerlendirme formu, Visual Analog Skalası (VAS), gonyometre ve dijital dinamometre kullanılarak ölçüldü. Eklem sağlığı, fonksiyonel kapasite, katılım, yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite, Hemofili Eklem Sağlık Durumu (HESS), 6 Dakika Yürüme Testi (6DYT), Kanada İş Performansı Ölçeği (COPM), Pediatrik Yaşam Kalitesi (PedsQL) ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ) kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışma sonrası HESS, 6DYT, COPM, IPAQ, kas kuvveti ve hareket açıklığı (dirsek, diz ve ayak bileği) her iki grupta da önemli ölçüde iyileşti (p<.05). IPAQ, 6DYT, kas kuvveti (dirsek, diz ve plantar fleksiyon) ve EHA (diz ve ayak bileği fleksiyonu) her iki grupta da anlamlı olarak artarken, gruplar arasında fizyoterapist gözetiminde yürütülen Grup I'deki iyileşme daha fazla bulundu (p<.05). Her iki grupta da ağrı ve PedsQL skorlarında önemli fark bulunmadı. Sonuç: Çalışmamız sonucunda, ICF çerçevesinde ele alınan hemofilili çocuklarda uygulanan bireysel planlanmış egzersizlerin fiziksel aktivite, katılım, fonksiyonel düzey ve eklem sağlığını iyileştirmek için etkili olduğu ortaya kondu. Fizyoterapist gözetiminde yapılan egzersizlerin birçok parametreyi iyileştirme konusunda ev egzersizlerden daha başarılı sonuçlar verdiği bulundu. Fizyoterapiye erişemeyen hemofili çocuklara ev egzersizlerinin önerilmesinin gerekliliği ortaya konuldu. Fiziksel fonksiyon testlerinin yanı sıra yürüyüş analizi, katılım ve yaşam kalitesi verilerinin yer almasının hemofilili çocuklarda kas-iskelet ve beden-ruh sağlığında faydalı olabileceğini gösterdi.
Pandemi sürecinde lise öğrencilerinin serbest zaman etkinliklerine katılım ve fiziksel egzersiz durumlarının incelenmesi
Yapılan araştırmada covid-19 pandemisi sebebiyle sokağa çıkma kısıtlamasına tabi tutulan lise öğrencilerinin, söz konusu süreç esnasında serbest zaman etkinliklerine katılımlarının ve fiziksel egzersiz yapma durumlarının incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öğrencilerden demografik bilgileri (cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, ailenin spor yapma durumu, herhangi bir okul sporuna yönelik lisansı olma durumu ve maddi yönden spor malzeme erişim sıkıntısı) elde edilecek olup serbest zaman egzersiz anketi (…ortalama ne kadar egzersiz yapıldığı…), serbest zaman ilgilenim ölçeği ve serbest zaman engelleri ile baş etme stratejileri ölçekleri aracılığıyla veriler toplanmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini Bakırköy ve Zeytinburnu ilçelerinde öğrenim gören lise öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemde ise seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen 997'si Zeytinburnu 1088'i Bakırköy ilçesinde öğrenim gören toplam 2085 öğrenci oluşturmaktadır. Yapılan araştırma neticesinde elde edilen veriler SPSS 25,0 programında değerlendirilmiştir. Araştırma grubuna yönelik tanımlayıcı istatistikler yapılmıştır. Gruplar arası karşılaştırmalarda ise Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H testleri uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesi için de Spearman Korelasyon analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, serbest zaman engelleri ile baş etmede fiziksel aktivite ve egzersiz yapmanın etkili olduğu ve serbest zaman ilgilenimi üzerinde de olumlu etkiler bıraktığı görülmüştür. Söz konusu değerler üzerinde de cinsiyet, sınıf düzeyi, lisanslı spor yapma, ailede spor yapan üye veya üyelerin olması, maddi erişim sıkıntısı yaşamanın etkili faktörler olduğu ve bu doğrultuda lise öğrencilerinin fiziksel aktivite ve egzersiz yapma düzeylerini artırmaya yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Ayrıca sosyo-ekonomik düzeye göre de farklılıklar olduğu göz ardı edilmemelidir.
Az gören çoklu engelli çocukların postür, yürüyüş, denge ve fiziksel performanslarının katılıma olan etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı, az gören çoklu engelli çocukların postür, yürüyüş, denge ve fiziksel performanslarının katılım durumlarına etkisinin belirlenmesiydi. Bu kapsamda dahil edilme kriterlerine uygun 6-14 yaş aralığındaki 18 çoklu engelli ve 18 tipik gelişim gösteren çocuk değerlendirildi. Postür değerlendirmesinde "New York Postür Analizi Yöntemi", denge değerlendirmesinde "Gövde Kontrolü Ölçüm Skalası", fiziksel performans değerlendirmesinde ise "İki Dakika Yürüme Testi" kullanılmıştır. Yürüyüş değerlendirmelerinde "GAITRite Bilgisayarlı Yürüyüş Yolu" cihazı kullanıldı. Yürüyüş analizi çoklu engelli grupta hem sesli hem de taktil uyaran ile iki farklı şekilde değerlendirildi. Katılım değerlendirmelerinde çocukların ailelerinin doldurduğu "Çocuk ve Adölesan Katılım Anketi" kullanıldı. Çoklu engel grubu, tipik gelişim grubu ile kıyaslandığında: postür (Z=-4,065, p<0,001) denge, fiziksel performans (Z=-4,904, p<0,001), yürüyüş ve katılım değerlendirmesi sonuçlarının tipik gelişim grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Çoklu engelli çocukların her iki yürüyüş analizi parametrelerinde yaşıtlarına göre daha yavaş yürüme hızına, kısa adım uzunluğuna ve artmış adım genişliğine sahip oldukları belirlendi. Bu çocukların çoğu yürüyüş parametresi değişim katsayısı, tipik gelişimli yaşıtlarına kıyasla daha büyük değerlere sahipti. Çoklu engelli çocukların postür (r=0,44, p=0,034), yürüyüş, denge, fiziksel performans (r=0,699, p=0,001) değerlendirmelerinin toplumsal katılım puanları ile korelasyonları incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı ilişkiye sahip oldukları görüldü (p<0,05). Bu ilişki üzerinde, çoklu engelli çocukların duyusal ve zihinsel engelleri sebebiyle geliştirdikleri kompansatuar mekanizmaların etkisinin olabileceği belirlendi. Çalışmamızın sonuçlarının, fizyoterapistlerin çoklu engelli çocukların değerlendirme ve tedavi yaklaşımlarında yol gösterici olabileceğini düşünüyoruz.
Spastik hemiplejik serebral palsili çocuklarda alt ekstremite propriosepsiyonunun incelenmesi ve aktivite ve katılım üzerine etkilerinin araştırılması
Bu çalışma spastik hemiplejik serebral palsili (SP) çocuklarda alt ekstremite propriyosepsiyon duyusundaki etkilenimi araştırmak ve bunun çocukların motor fonksiyon ve aktivite ve katılım düzeyleri üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla planlandı ve bu amaçla, çalışmaya 4-18 yaş arası spastik hemiplejik SP'li 22 çocuk dahil edildi. Alt ekstremite propriyosepsiyonu sözel tanımlama, aynı taraf ve karşı taraf ekstremiteyle eşleme, yer doğrulama, izometrik kontraksiyon, dinamik ve statik denge ve derin tendon refleks testlerinin dahil edildiği bir protokolle değerlendirildi. Testler gözler açık ve kapalı iki koşulda etkilenen ve daha az etkilenen alt ekstremitelere uygulandı. Ayrıca çocukların alt ekstremite spastisite şiddeti Modifiye Ashworth Skalası (MAS), kaba motor fonksiyonları Kaba Motor Fonksiyon Ölçümü (GMFM), denge becerileri Pediatrik Berg Denge Ölçeği (PBS), yürüyüşleri Gillette Fonksiyonel Yürüme Değerlendirme Anketi-22 (FAQ), günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyi Pediatrik Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçümü (WeeFIM) ve aktivite-katılım seviyeleri Pediatrik Veri Toplama Aracı (PODCI) ile değerlendirildi. Çocukların gözler açık koşullara kıyasla gözler kapalı koşullarda daha fazla hata yaptıkları (p<0,05), ayrıca daha az etkilenmiş alt ekstremiteye kıyasla etkilenmiş ekstremitede daha fazla propriyosepsiyon kaybına sahip oldukları (p<0,05) tespit edildi. Çocuklardaki alt ekstremite propriyosepsiyon kaybının spastisite şiddeti, kaba motor fonksiyon, denge becerileri, fonksiyonel yürüyüş, günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlık düzeyi ve aktivite-katılım seviyesi ile çeşitli düzeylerde ilişkili olduğu ortaya koyuldu (p<0,05). Spastik hemiplejik SP'li çocuklardaki alt ekstremite propriyosepsiyon kaybının motor fonksiyon ve aktivite-katılım düzeyiyle ilişkisi göz önüne alındığında propriyosepsiyon değerlendirmesinin de içinde bulunduğu kapsamlı fizyoterapi değerlendirme sonuçlarına dayalı tedavi programları ile bu çocukların tedavilerinin daha etkin hale gelebileceğini düşünmekteyiz.
İşlevsellik, yetiyitimi ve sağlığın uluslararası sınıflandırması kapsamında serebral palsili çocuklarda alt ekstremite ortez kullanımının değerlendirilmesi
İşlevsellik, Yetiyitimi ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırması (ICF) bireylerin sağlık durumunu evrensel bir şekilde tanımlamak için geliştirilmiş bir kodlama sistemidir. Giderek yaygınlaşan çekirdek setler ise hastalıklara özel olarak seçilmiş ICF kategorilerinden oluşan kısa formlardır. Çalışmanın amacı Serebral Palsili (SP) çocuklarda sıklıkla kullanılan alt ekstremite ortezleri ile vücut yapı ve fonksiyonları, aktivite ve katılım seviyesi arasındaki ilişkileri incelemek ve klinikte kullanılan testlerle çekirdek set arasındaki ilişkiyi belirlemekti. Bu amaçla, yaşları 3 ile 18 arasında değişen 77 SP'li çocuk, yürüme ortezi kullanan, dinlenme ortezi kullanan ve hem yürüme ortezi hem de dinlenme ortezi kullanan çocuklar olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Klinikte sıklıkla kullanılan testlerle çocukların kas tonusu, eklem limitasyonları, kaba motor fonksiyonları, denge becerileri, aktivite ve katılım seviyeleri ve yaşam kaliteleri ayrı ayrı olarak ve çekirdek seti kullanılarak bütüncül bir şekilde değerlendirildi. Çekirdek set puanına ve klinikte kullanılan testlerin sonuçlarına göre gruplar arasında hem vücut yapı ve fonksiyon bozukluklarında, hem aktivite ve katılım seviyesinde hem de yaşam kalitesinde anlamlı farklılıklar bulundu (p<0,05). Dinlenme ortezi kullanan çocuklar bütün parametreler açısından diğer gruplara göre daha düşük seviyedeydi (p<0,05). Çekirdek set ile klinikte kullanılan diğer testler arasında anlamlı ilişkiler bulundu (p<0,01). Dinlenme ortezi kullanan çocukların aktivite ve katılım seviyesi düşüktü. Aktivite ve katılımı kısıtlayan en önemli faktör ambulasyon seviyesi idi. Çekirdek set ile klinikte kullanılan testler arasında güçlü ilişkiler bulunmasına dayanarak çekirdek setin klinikte kullanılabilir olduğunu düşünmekteyiz. SP'li çocukları değerlendirmede ve ortez kullanımı için klinik karar verme sürecinde çekirdek setler fizyoterapistlere yeni bir bakış açısı geliştirebilir. Anahtar Kelimeler: ICF, çekirdek set, serebral palsi, alt ekstremite, ortezler