Mimari yapı

60 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Dağlık Frigya Bölgesi Bizans Dönemi kaya mimarisi

Tez çalışmasının konusunu, Dağlık Frigya Bölgesi'nde, Eskişehir, Kütahya ve Afyonkarahisar şehirleri çevresinde bulunan, tüf tipi kayalıkların oyulması ile oluşturulmuş Bizans Dönemi kiliselerinin plan tipleri, işlevleri ve dekoratif özellikleri ile tanımlanıp tanıtılmaları, Sanat Tarihi açısından değerlendirilmeleri oluşturmaktadır. Bölgeye ismini veren Frigler özellikle "Dağlık Frigya" olarak adlandırılan bölgede kayaya tapınaklar, sunaklar, mezar odaları oymuşlardır. Kaya oyma geleneği bölgede Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de kesintisiz olarak devam etmiştir. Özellikle Bizans Dönemi'nde gündelik hayatın her türlü ihtiyacını karşılayan kaya mimarisi örnekleri ile karşılaşılır; bunların başında ise kaya kiliseleri gelir. Dağlık Frigya Bölgesi'nin kaya kiliseleri, Bizans kilise mimarisinin başlıca bütün tiplerini içermektedir: Başta tek nefli olmak üzere, iki nefli, üç nefli (bazilikal), haç planlı, kapalı Yunan haçı planlı kiliseler inşa edilmiştir. Kiliselerin duvarlarında kazıma ve boyama ile yapılmış çeşitli motifler, figürler ve yazıtlar da görülmektedir. Bu araştırmada, bölgedeki kaya kiliselerinin saptanması ve üzerlerinde belgeleme çalışmalarının yapılarak plan tiplerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Saptanan ve sınıflandırılan kiliselerin özellikle Anadolu'daki benzerleriyle karşılaştırılmasıyla, Bizans mimarisi içindeki konumunun ve benzerleriyle olan etkileşimlerinin de ortaya konulmasına çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eskişehir, Afyonkarahisar, Kütahya, Kilise, Frigya, Bizans.

Bizans DönemiFrigyaKaya kiliseleri+6
Seçkin Evcim
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İç Anadolu hanlarından tarihî Çorum Veli Paşa Hanı

Anadolu, tarih boyunca kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış, hareketli bir coğrafyadır. Bunun temelinde Anadolu'nun jeopolitik konumu ve dolayısıyla sahip olduğu ticaret yolları bulunmaktadır. Ticaret yolları, sosyal ve kültürel hayatı yakından etkilerken ticaret hayatı da bu durumdan birinci derecede etkilenen olgulardandır. Ticaret hayatını canlandırmak, kolaylaştırmak ve güvenlik gibi sebeplerle kurulan hanlar bu durumun en belirgin sonucudur. Liman kentlerinde ve ticaret faaliyetlerinin yoğun olduğu şehirlerde inşa edilmiş olan tarihî Kızılören Hanı (Konya-Beyşehir Kara yolu üzeri, 1206), Karatay Hanı (Kayseri-Sivas Kara yolu üzerinde, 1240) ve Behram Paşa Hanı (Sivas, 1576) gibi hanlar İpek yolu üzerinde bulunan Sivas, Kayseri ve Konya gibi şehirlerde yapılanmıştır. Sadece ticaret değil mal hazırlama, kervanların ve yolcuların güvenliği, konaklama gibi işlevleri olan hanlardan günümüze kadar varlığını devam ettirenler bulunmaktadır. Birçoğu tarihî eser niteliği taşıyan Anadolu'daki hanlar arasında Karatay Hanı gibi hâlen lokanta ya da iş hanı olarak kullanılanlar mevcuttur. Behram Paşa Hanı ve Kızılören Hanı gibi bazı hanlar ise sadece tarihi yansıtan bir eser olarak ziyaretçilere açılmaktadır. Çalışma, bu hanlar arasında çok da adı geçmeyen ve zaman içerisinde tarihî niteliğini dahi kaybetme derecesine gelen Çorum Veli Paşa Hanı'nın geçmişini, geçirdiği bozulmaları ve dolayısıyla onarımları incelemek aynı zamanda inşa edildiği 1800'lü yılların başından günümüze kadarki mimari durumuyla ilgili ayrıntılı bir çalışma yapma amacı gütmektedir. Bu çalışma dâhilinde Çorum Veli Paşa Hanı'nın İç Anadolu'da bulunan tarihî hanlar içindeki yerini karşılaştırmak mümkündür. Çorum Veli Paşa Hanı'yla ilgili doğru bilgi veren kaynaklara ulaşmak, hanın geçirdiği yangınlar ve bozulmalar dolayısıyla zordur. Lakin mevcut vakfiyelerde geç dönem Osmanlı şehir içi hanlarından olduğu bilgisine ulaşılabilir. Yapının mimarisi incelendiğinde plan ve mimari açıdan 19. yy. özelliklerini yansıttığı söylenebilir. Çalışma süresince eserde 2019 Eylül, 2020 Mart, 2021 Ekim ve Kasım ayları ile son olarak 2022 Nisan ayı içinde incelemeler yapılmış, bu handa mimari incelemeler yapan ve Veli Paşa Hanı'nda onarım çalışmalarını tamamlayan Çorum Belediyesi çalışanları ile görüşmeler gerçekleştirilerek han hakkında bilgi alınmıştır. Yapılan çalışmalar dâhilinde Çorum Veli Paşa Hanı'nın özgün, tarihî bir yapı özelliği taşıdığının yakın zamanda anlaşılmaya başlandığı kanısına ulaşılmıştır.

HanlarMimari yapıMimari ögeler+5
Sevdanur Ahıskalı
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The intellectual and aesthetic dimensions of displacement in the designs of the architect Zaha Hadid

The current research dealt with the intellectual and aesthetic dimensions of displacement in Zaha Hadid's architectural designs. The first chapter contained the research problem that tried to answer some questions: Does displacement add an aesthetic component to the design when applied? To what extent does the designer, Zaha Hadid, want to reach through her use of displacement applications and mechanisms in her designs? The second chapter dealt with displacement approaches in architectural design, displacement in scientific fields, displacement, and its literary and artistic approaches. The third chapter included the research community, which amounted to 27 design models obtained with document analysis. The descriptive approach was followed in content analysis and 15 samples were analyzed. The fourth chapter aimed to explain the intellectual and formal types of displacement in the architectural designs of Zaha Hadid and furthermore, how to transition and replace the design imagination with the architectural reality while maintaining unity, harmony, and balance. It was concluded that displacement shakes the architectural structure, reveals its structural weakness, and puts it under pressure. It also opens its borders to a new vision, so its structure becomes different and outside the constraints of tradition. It is what distinguished Zaha Hadid's architectural designs through the strangeness of the form and the change of the formal characteristics of the vocabulary. It also concluded that the intellectual and aesthetic dimensions of displacement in architecture constitute a new reading that leads to the selection of a specific conception that may lead to overturning the horizons of the design achievement and changing its strategies.

IntellectualAestheticsHadid, Zaha+6
Ahmed Abdulkareem Mezher Al-mamoorı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Fine Arts
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürler (1077-1308)

Türk Mitolojisinde ve inanç sisteminde önemli bir yeri olan Şamanizm'in öyküsü antik çağlara kadar uzanmaktadır. Anadolu'daki uzantısı Asya kökenli olan, içerisinde mistik unsurlar taşıyan, Tanrıyla, yeraltındaki ve yerüstündeki ruhlarla iletişim kurulabilen, hastalıkları tedavi eden kısaca halkın en önemli manevi ihtiyaçlarını gidermeye gayret eden şamanın bağlı olduğu inanç biçimi olan Şamanizm, varlığını ve etkilerini günümüzde de sürdürmektedir. Tez konumuzu "Anadolu Selçuklu Mimarisindeki Şamanist Figürler (1077-1308)" olarak belirleme amacımız, kadim bir inanış olan Şamanizm'in gerek dini gerek sosyal ve gerekse mimari alanda, tarihin sonraki dönemlerine önemli etkilerde bulunduğunu tespit etmemiz ve bu izlerin Anadolu Selçuklu Dönemi Türk İslam Mimarisindeki yansımalarını ortaya koymayı hedeflememizdir. Çalışmamızda ele aldığımız eserler, Anadolu Selçuklu Devletinin ve bu devlete bağlı Beyliklerin hakimiyet kurduğu 1077-1308 yılları arasında inşa ettikleri eserlerdir. Orta Asya topraklarından Anadolu'ya ulaşan Türklerin bu topraklarda inşa ettikleri eserlere baktığımızda, bu yapılarda stilize edilmiş ve çeşitli zihinsel altyapılarla üsluplaştırılmış pek çok Şamanist figürün var olduğu gördük. Bu figürler bazen yapıların dış cephelerinde bazen yapıyı süsleyen çinilerde bazen de yapıların iç mekanlarında karşımıza çıkmaktadır. Karşılaştığımız bu motifler ve figürleri Şamanizm'de var olan inançlarla temellendirmeye, yorumlamaya ve değerlendirmeye gayret ettik. Bu sayede Anadolu Selçuklu mimarisindeki Şamanist figürleri ortaya koymuş olduk. ANAHTAR KELİMELER: Anadolu Selçuklu, Şaman, Şamanizm, Figür, Motif.

Anadolu SelçuklularıBanilikFigür+6
Safiyye Damgacıoğlu
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yozgat'ın Esenli, Gelingüllü, Divanlı ve Türkmen köylerindeki köy odaları

Zengin bir kültüre sahip Anadolu coğrafyasında yer alan bölgedeki inceleyeceğimiz köy odaları hem sanat tarihi açısından hem de Yozgat tarihi açısından önemli bir yer teşkil etmektedir. Yozgat coğrafyasında toplumsal birlikteliğin sağlandığı en önemli mekânların başında köy odalarını görmekteyiz. Köylülerin burada bir araya geldikleri içerisinde türlü faaliyetlerin yapıldığı bu odalar genellikle köyün zengin kimseleri tarafından inşa edilmiştir. Türk halk mimarisinde önemli bir yere sahip olan köy odalarını gelecek nesillere aktarabilmek amacıyla bu konu seçilmiştir. Yozgat bölgesinde bulunan Türk halk mimarisinin en önemli yapılarından köy odalarını çalışmamızdaki en önemli neden gerektiği ilgi alakayı görmemiş olan bu yapıların tanıtılmasına öncülük etmektir. Birçoğu yıkılmaya yüz tutmuş olan bu yapıların yok olup gitmeden akademik bir çalışmayla gün yüzüne çıkarılması hedeflenmiştir. Bu vesileyle de ayakta duran bu halk mimarisinin öncü yapıları olan köy odalarının korunma altına alınarak gereken özenin gösterilmesine bir katkısı olacaktır. Bu eski yerleşkede bulunan köy odaları hakkında; odaların inşa tarihi, plan tipleri, mimari özellikleri, süslemeleri, kullanılan inşa malzemesi ve teknikleri, geçirdikleri onarımlar ve bugünkü durumları ile odalarda hangi faaliyetlerin yapıldığı detaylı olarak incelenmiştir. Türk halk mimarisinde önemli bir yere sahip olan köy odaları günümüzde belli başlı sebeplerden dolayı yok olmuştur. Bu sebeple ele aldığımız bu çalışmada yer alan köy odalarının kayıt altına alınması ve korunması amaçlanmıştır. Kültürel miras olan köy odalarının hem Yozgat mimarisinde hem Türk mimarisinde sanat tarihi açısından ne derece önem arz ettiğini ortaya konulmaya gayret edilmiştir.

Halk mimarisiKöy odalarıKültürel miras+1
Emrullah Saylan
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gaziantep'te kültürel amaçlı kullanılan eski evlerin engelsiz ulaşılabilirliğinin incelenmesi

Gaziantep'te eski Antep evlerinin müze, dernek, kültür merkezi, kütüphane gibi birçok amaca hizmet etmek için dönüştürülmesi son yıllarda giderek artış göstermektedir. Özellikle kamu kuruluşları, dernekler, özel koleksiyoncular ve üniversiteler farklı alanlarda eski Antep evlerinde kültürel yapılar oluşturmaktadır. Bu yapıların bir kısmı kamu alanı olarak faaliyet göstermektedir ancak bu yapıların engelliler için kolay erişilebilir mekânlar olup olmadığı tartışılmaya değerdir. Bu çalışma ile yeni işlev kazanmak üzere dönüştürülen eski Antep evlerinin ulaşılabilirlik sorunlarının tespiti ile engelli bireylerin Türkiye'de sahip oldukları yasal haklar incelenerek, kültürel yapıların içinde engelsiz hareket edebilmeleri için gerekli farkındalığın oluşturulması amaçlanmaktadır. Dönüştürülmüş kültürel yapılarda seçilen örnek yapılar üzerinden eksiklikler belirlenip önermeler yapılarak, ulaşılabilirlik engelleri ortaya konulmuştur. Engellilerin saklanan, unutulan, yalnızlaştırılan bireyler değil de hayatın içinde aktif bir şekilde yaşam sürdürebilmeleri, toplum içinde bağımsız kalabilmeleri ulaşılabilirlik kültürünün yaygınlaştırılması ile mümkün olabilir.

Mimari mekanMimari tasarımMimari yapı
Tuğba Çinpolat
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyılda harput'un sosyal ve dini yapısı

Harput, hem Selçuklular döneminde hem de Osmanlı Devleti döneminde, önemli bir bölgedir. Medeniyetlerin ve birçok devletin bulunduğu ve sahip olmaya çalıştığı Harput bölgesinde, Osmanlı döneminden itibaren bir gerileme ve arka planda kalma söz konusudur. Bunun temel nedeni ise Tanzimat dönemi ile birlikte ülke genelinde yaşanan ve uygulanan yeniliklerin, Harput'ta çeşitli sebeplerle uygulanamamasıdır. Osmanlı döneminin başlangıcında, Diyarbakır'a bağlı olan Harput, belli bir dönem bu kazanın gölgesinde kalmış ancak buna rağmen Osmanlı Devleti'nin ekonomisine büyük katkı sağlamıştır. Harput, hem eğitim hem ticaret hem de kültürel bakımlardan, Müslüman ve gayrimüslimlerin ortak yaşadığı bir alan olmakla birlikte, belli bir dönemde misyoner faaliyetlerinin artmasıyla da gündeme gelmiş, bu misyonerlik faaliyetlerinin gayrimüslim tebaaya oldukça olumlu katkısı olmuştur. Bölgenin demografik yapısında ve kültürel anlamda gerilemesinde, Osmanlı döneminde yaşanan gelişmelerin ciddi oranda etkisi olmuştur. Harput, birçok tasavvufi kişiliğin bir arada bulunduğu, bölgenin manevi öneminin fazla olduğu bir coğrafyada yer almıştır. Günümüzde halen bu manevi kişiliklerin mezar ve türbeleri Harput'un tepelerini ve düzlüklerini süslemektedir.

19. yüzyılDini yapıHarput Sancağı+4
Şirin Karayıl
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Orta Anadolu'da demir çağı mimarisinin gelişimi ve kentleşme süreci

Bu tezde, Orta Anadolu'da Demir Çağında siyasi yapıdaki değişimle beraber gelişen mimari ve bu mimariye bağlı olarak oluşan kentleşme süreci incelenmiştir.Dönemin siyasi gelişimiyle şekillenen kentleşme süreci kapsamında incelenmiş olan merkezler arasında Kerkenes Dağ, Göllüdağ, Gordion mimari kalıntıları bakımından çeşitliliği ile öne çıkmaktadır.Kızılırmak'ın kuzeyi ve güneyi baz alınarak araştırılan merkezlerde (Pazarlı, Alaca Höyük, B. Güllücek, Boğazköy, Maşat Höyük, Kaman- Kalehöyük, Kırşehir- Yassıhöyük, Kerkenes Dağ, Alişar, Ovaören-Yassıhöyük, Kültepe, Göllüdağ, Porsuk/ Zeyve Höyük, Suluca Karahöyük, Gözecik, Sultanhanı, Kululu, Gordion, Elbistan Karahöyük, Yassıdağ) açığa çıkan mimari kalıntılar üzerinde mimari gelişim incelenmiştir. Tespit edilen mimari yapıların niteliği Demir Çağ kronolojisi içerisinde, malzeme ve yapım teknolojileri açısından incelenmiştir.Açığa çıkartılmış olan kalıntılara göre Orta Anadolu'da Demir Çağı'nda yaşayan toplulukların Erken Demir Çağı, Orta Demir Çağı ve Geç Demir Çağı sürecinde mimari gelişimlerin yaşandığı, bu gelişmeyle beraber kentleşmenin geliştiğini söylemek mümkündür.Anahtar SözcüklerDemir ÇağıOrta AnadoluMimariKentleşme

Demir ÇağıKentleşmeKentleşme süreci+4
Derya Şahin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Manastır şehrindeki Osmanlı mimarisi

Tez çalışmamızın amacı, bu şehirde XIV. İle XIX. yüzyılları arasında inşa edilen ve günümüzde ayakta olan mimari eserlerini tespit etmek ve tanıtmaktır. Ayrıca,gayemiz yakın geçmişte değişik nedenlerle yıkılan,büyük ölçüde hasar gören ve terk edilip yok olmaya mahkum olan Türk eserlerimizi belirlemektir.Tez çalışmamız, günümüzde ayakta olan toplam 27 yapıyı kapsamaktadır.

MakedonyaMakedonya-ManastırMimari eserler+2
Sevil Bülbül
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Bizans İmparatorluğu Döneminde Nusaybin'in siyasi, sosyal, iktisadi, mimari ve kültürel durumu: IV.-X. yüzyıl

Nusaybin, bilinen tarihi Asurlular dönemine kadar uzanan kadim ve önemli bir şehirdir. Nemrut tarafından kurulduğu klasik kaynaklarda sıkça belirtilen bu şehir, antik dönem kaynaklarında da adı geçmekle birlikte Roma İmparatorluğu hâkimiyetine geçtikten sonra Mezopotamya'da bir sınır şehri olarak daha önemli ve stratejik bir rol üstlendi. İlk kez MÖ. 68 yılında Lucullus döneminde Romalılar Nusaybin'e sahip oldular. Sonraki dönemlerde Part ve Roma savaşlarının paylaşılamayan arazilerinden biri oldu ve bu süreçte Pers-Roma sınırında Roma ordularının askeri harekât üssü olarak önemli bir görev ifa etti. 363 Barışı akabinde Sasanilere terk edildikten sonra 507 yılında yeni istihkâm şehri Dara inşa edilinceye kadar Bizans İmparatorluğu doğu sınırında yaklaşık bir buçuk asırlık bir bocalama süreci geçirdi. Bizans imparatorluğu bu tarihten sonra Nusaybin'i ezeli rakibi Sasanilerden geri alamadı. Sasanilerin inkırazından sonra, imparatorluğun yeni rakibi Müslüman Araplardı ve şehir 639'da diğer Mezopotamya şehirleriyle birlikte Müslümanların eline geçti. Bizans'ın Abbasiler dönemine tekabül eden X. asır ortalarında gerçekleştirdiği birkaç girişim, çok kısa süren hâkimiyetlerle sonuçlandı.Bizans İmparatorluğu çağında Nusaybin, sosyal açıdan çokçeşitli ve iktisadi açıdan İpekyolu güzergâhında bir ticaret gümrük şehri olarak var oldu. Mimari açıdan klasik Roma tarzının askeri, dini ve sosyal mimari unsurları kent ve yakın çevresindeki yapılar üzerinde egemen oldu. Dini açıdan Hıristiyan kiliselerinin ikiye ayrıldığı dönemde Sasanilerin koruması altında monofizitçilere karşı diyofizit anlayışın en önemli merkezi oldu. İlmi açıdan kentte kurulan akademi vesilesiyle özellikle Süryaniler arasında tıp, hukuk, felsefe, mantık, astronomi ve dilbilgisi gibi alanlarda temayüz etmiş önemli isimler yetişti. Bu akademinin eğitim kadrosunda önemli yer eden Yakub, Efraim, Narsay, Barsawmo, Pavlos ve Baboy gibi isimlerin gerek ilkçağ eserlerini tercüme ederek günümüze ulaştırmaları gerekse kendi meydana getirdiği eserler, Araplar tarafından muhafaza edilip tercüme edilerek Haçlı Seferleri kanalıyla Avrupa'ya taşınmış ve aydınlanma çağının başlamasında önemli bir görev ifa etmiştir.Anahtar Kelimeler: Nusaybin, Dara, Mezopotmaya, Bizans İmparatorluğu, Sasaniler, Justinian, Hüsrev, Nusaybin Okulu, Nusaybinli Yakub, Efraim, Narsay, Barsawmo, Pavlos

Bizans DönemiEkonomik durumKültürel yapı+4
Ahmet Kütük
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Amasya ili yapılarındaki kalem işi süslemeler

The architectural form and the decorations of the constructions clearly reflects the culture, social changes and the estetic feelings of the various societies. Eventhough the penwork is one of the most critical and important component of construction design, so far no one has done the necessary in detail research about it. As a result of this, it has started to disapear. Because the pen work design has usually worked on plastered or wooden surfaces, they have been destrueted so easily by several reasons in time. So that, these decorations could not survive to the present. The thesis named "The Pen Worked Decorations in Amasya" is intended to enlighten the numerous hidden and many others which are about to be vanished pen worked decorations of the constructions. And put them back into their place in our history of art. Every small pieces of a work which has even a slight touch of art should be transfered to future as a great treasure. It's commonly possible to find some pen worked design on plenty of architectural works coming from the are of Ottoman in Amasya such as, Amasya, Merzifon Abide Sultan Mosque, Kara Mustafa Pasa Mosque Fountain, the mosque of the village of Baraklı Amasya and The Darphane Mosque. After doing all the research on sixteen different works of art including the onesjust mentioned above, we believe that the Turkish history of art can gain some more motifs that contains vegetal and geometrical characters, figures, patterns and various of compositions. There has been some structural restorations made as well as design restorations of the works of art in Amasya which has had some catastrophic events such as eartquake, fire and flood so far. Some of the patterns of 182design which could keep their existence into the present are now facing to some dangers such as ; unconscious restoration, natural dangers, and still trying to keep their existences. All of these reasons make the subject more valuable, interesting and worth working and spending time on it

AmasyaKalem işiMimari yapı
Meltem Daştan Özkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
10
Master'sOpen AccessTR

Abdullâtif El-Bağdâdî'nin El-İfâde Ve'l İ'tibâr adlı eserinin içerik analizi

Araştırmada Abdullatif el-Bağdadî'nin 600/1204 yılında Mısır üzerine yazdığı el-İfâde ve'l-i'tibâr fi'l-umûri'l-müşâhede ve havâdisi'l-mu'âyene bi-arżı Mısr adlı eseri incelenmiştir. Bu eser bağlamında o dönemdeki Mısır halkının iktisadî hayatı, sosyo-kültürel yaşantısı ve Mısır'da bulunan arkeolojik eserler hakkında Bağdadî'nin yaklaşım ve anlatımları üzerinde durulmuştur. Bunların yanısıra Nil nehrinin Mısır halkı üzerindeki etkisi, 597/1201-598/1202 yıllarında meydana gelen açlık, kıtlık ve bunlar neticesinde yaşanan trajik hadiseler, maddî ve manevî çöküşler, Mısır'da yetişen bitkiler ve Nil nehrinde yaşayan hayvanlara da araştırmanın temaları arasında yer verilmiştir. Bu ana temaların yanında yan temalar olarak Mısır'da yaşanan depremler, halk üzerindeki etkileri ve depremler sonucu meydana gelen tahribatlar da konu edinilmiştir. Çalışmada betimleyici ve yorumlayıcı yöntemler kullanılmıştır. Ayrıca Bağdadî'nin verdiği bilgilerin günümüzde ne anlam ifade ettiği tartışılmış, kimi zamanda özellikle antik eserlerle ilgili verdiği bilgiler, kendisinden sonra gelen müelliflerin piramitler ve diğer antik eserler hakkında söyledikleriyle karşılaştırılmış ve böylelikle bilgilerin güvenirliği test edilmiştir. Eserin multidisipliner boyutu ve tarih bilimi içindeki yeri irdelenmiştir. Eserin önemi, hangi konuları ele aldığı, konuların ne şekilde işlendiği, eserde verilen bilgilerin güvenirliği, Bağdadî'nin eserinde nasıl bir yöntem takip ettiği gibi sorulara odaklanılmış ve bu sorular temellendirilmiştir. Nihai olarak el-İfâde ve'l-İ'tibâr adlı eserin Mısır tarihi, sosyo-kültürü, iktisadı, antropolojisi, sanat ve mimarisi için ne anlam ifade ettiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Abdullatif el-BağdadiCoğrafi özelliklerMimari yapı+2
Hakan Can
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir levantenleri ve kültürel etkileri

ÖZETİZMİR LEVANTENLERİ VE KÜLTÜREL ETKİLERİLevantenler, 18. ve 19. yüzyıllarda İzmir'in sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarında etkin bir rol oynamışlardır. Bu çalışmada Levantenlerin İzmir tarihi, İzmir'i tercih etme sebepleri, İzmir'e olan katkıları, yaşam biçimleri, ekonomik ve sosyal ilişkileri, dini anlayışları ve eğitim faaliyetleri irdelenmiştir.Birinci bölümde; Levanten kavramı üzerine yapılan değerlendirmeler, ait oldukları kimlik yapıları, İzmir'de Levanten hayatın başlangıç aşamaları, İzmir'i tercih etme nedenleri genişlemesine araştırılarak, bir veri elde edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Levantenlerin daha çok hangi milletlerden oldukları da incelenerek, gerek Türklerle ve gerekse birbirleriyle olan ilişkileri anlatılmıştır.İkinci bölümde; daha çok Levantenlerin Eğitim ve Ekonomi alanındaki çalışmaları ele alınırken, öncelikle Türk Eğitim Tarihinde yabancı okulların genel durumundan bahsedilerek bir çerçeve çizilmiştir. Daha sonra diğer azınlıkların ve Levanten toplumların eğitim faaliyetleri hakkında farklı kaynaklardan bilgiler verilerek, çeşitli görsellerle desteklenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda, Levantenlerin İzmir eğitiminde oldukça etkin bir rol oynadığını görmek mümkündür.Üçüncü bölümünde ise; Levantenlerde Dini ve Sosyo-Kültürel Hayat Anlayışı konularına değinilmiştir. Dini ayinler, ibadethaneler ve diğer toplumlarla olan dini münasebetlerden bahsedilmiştir. Araştırmalarımız sırasında, Avrupalı doğulular diye de bahsedilen Levantenler ile Rumlar arasında dini açıdan birçok anlaşmazlıkların ve kavgaların çıktığını görüyoruz. Bu anlaşmazlıklar zaman zaman diğer yabancı toplumları etkisi altına almış, bu durum çeşitli çatışmaları da beraberinde getirmiştir.Son bölümde ise, İzmir'in Levanten yapıları üzerinde durulmuştur. Levanten evleri, İzmir'in mimarlık tarihinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Günümüze ancak bir kısmı ulaşmış olan, çoğu Bornova ve Buca'da bulunan bu yapıların bazıları son yıllardaki yenileme çalışmalarıyla eski görkemlerine kavuşmuşlardır.ANAHTAR KELİMELERLevanten, Yunan, Osmanlı, Ermeni, Bornova, Kolej, İzmir

AzınlıklarDin anlayışıDini yapı+7
Salih Narin
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Mimari formda boşluğun keşfi

Tezin amacı boşluk kavramının mimari form üzerinde yarattığı etkileri incelemektir. Çalışmada, formda yaratılan boşluklar tez kapsamında oluşturulan bir sisteme göre sınıflanmakta, benzerlikler, farklılıklar ortaya konulmaktadır. Form ve mekân açısından etkileriyle incelenen ?Boşluk? kavramı, aynı zamanda tasarımcıların kavramı zaman içerisindeki yorumlamaları ile yani zaman içerisindeki değişimiyle de ele alınmaktadır. Bu etkiler, boşluğun forma olan etkisi aynı zamanda da, iç mekân, dış mekân ve kentsel mekâna katkısı açısından da çeşitli örnekler üzerinde tablolarla sorgulanmaktadır.Bunun için öncelikle mekân ve boşluk kavramları çeşitli açılardan incelenmiş, bu bilgiler doğrultusunda ?Boşluk? kavramını en iyi yansıtan örnekler araştırılmış ve tablolar hazırlanmıştır. Taranan yaklaşık 500 örnek üzerinden, 100 yapı seçilerek, belirlenen kavramlarca incelemeler yapılmıştır. Elde edilen bilgiler sonucunda boşluğun form üzerindeki etkisi sınıflandırılmış ve tablolarla görselleştirilmiştir.İlk bölümde form-mekân-boşluk bağlamında genel bilgiler verilmiş, ikinci ve üçüncü bölümlerde yapılan çalışmalar ve analiz tabloları belirtilmiş, bunun sonucunda elde edilen bulgular sunulmuştur. Dördüncü bölümde ulaşılan bilgiler ışığında varılan sonuçlar irdelenmiş, beşinci bölümde sonuçlar ve önerilere yer verilirken, altıncı bölüm referanslardan oluşmuştur.Anahtar Kelimeler: Form, Mekân, Boşluk, Mimari Form ve Boşluk

Mimari akımlarMimari arşivMimari cephe+8
Tülay Şamlıoğlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Rhodiapolis Tiyatrosu ve Lykia tiyatroları

?Rhodiapolis Tiyatrosu ve Lykia Tiyatroları? başlıklı bu çalışma 2 ana bölümden oluşur;Birinci bölümde Rhodiapolis Tiyatrosu, ikinci bölümde ise, Lykia tiyatroları değerlendirilmiştir.Lykia Bölgesi'ndeki tiyatrolarla ilgili ilk bilgilere, 19. y.y. seyyahlarının araştırmalarından ulaşılmaktadır. Anadolu tiyatroları üzerine D. B. Ferraro tarafından kapsamlı bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların içerisinde bölge tiyatrolarından en çok bilinen, anıtsal tiyatrolar incelenmiştir. Bölge'deki son yıllarda artan sistemli araştırmalar neticesinde konuyla ilgili literatür gün geçtikçe zenginleşmektedir. Bu çalışmayla birlikte daha önceki tiyatro çalışmalarında yer almayan yeni örneklerde eklenerek bütüncül bir değerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.Tiyatroların arkeometrik ve teknik değerlendirilmeleri kapsamında tiyatroları ölçmek için uygulanması gereken yöntemler ve ölçü elemanları belirlenmiştir. Rhodiapolis özelinde yapılan haritalama çalışmalarında kazı amacına yönelik, bölgenin tematik-topografik haritası çıkarılmıştır. Arkeolojide, boyut olarak çok büyük objelerde ve yapılarda çizimler fotogrametrik yöntemle yapılmaktadır. Rhodiapolis'te 2 farklı fotogrametrik çalışma tarzı olan, havasal ve yersel yöntemler uygulanmıştır. Tiyatroların teknik özellikler kısmında ise cavea ve sahne binası formlarının yapısal özellikleri incelenmiştir. Tiyatrolardaki tahribat kısmında da hem günümüzdeki tahribat, hem de antik dönemden günümüze gelen depremler gibi doğal etmenler incelenmiştir. Lykia Bölgesi için, tiyatrolardaki en büyük şekil değişimi İ.S. 141-2, 240 ve 365 yıllarındaki depremlerde olmuş ve bunun sonucu tahrip olan tiyatroların onarımları veya yeniden yapılanmalarında Hellenistik tarzın üzerine çok belirgin Roma tarzı tiyatrolar, onarım ve yeni yapım olarak inşa edilmişlerdir. Tiyatroların korunmuşluk, statik, mimari özellikleri, görsel izleme ve akustik değerlendirmeleri yapılmıştır. Tiyatroların kapasite hesaplamaları için formül geliştirilmiştir. Tiyatrolar hakkında sorulan soruların başında, ?Bu tiyatro kaç kişiliktir ?? sorusu yani ?kapasite? kavramı gelir. Tiyatrolar hakkında bugüne kadar yazılmış kaynaklarda kapasite hesabı hakkında ?pratik ve doğru? matematiksel, formüle edilmiş bir yöntem bulunmamaktadır. Tiyatroların kapasiteleri ile ilgili ifade edilen sayısal değerlerin de birbirleriyle örtüşmedikleri görülmektedir. Bu tez kapsamında, kapasite hesabı ele alınarak, uygulanması çok kolay, buna karşın çok hassas matematiksel bir yöntem geliştirilerek açıklanmış, tez çalışmaları sırasında uygulanmış ve bulunan sonuçlar tablolar şeklinde verilmiştir.2006 yılında Rhodiapolis kazıları kapsamında başlayan çalışmalar, tiyatronun 4 yıl süren kazıların ardından tamamen toprak altından gün yüzüne çıkarılmasıyla sonuçlanmıştır. Rhodiapolis kentinin tarihi ve dönemsel yapılaşması incelenmiştir. Kentin en erken tarihi şimdilik buluntular ışığında Geometrik Dönem'den Beylikler Dönemi'ne kadar devam etmektedir. Kentteki Hellenistik Dönem yapılaşması hakkında fazla bir veri yoktur. Tiyatro,kentin Hellenistik Dönemi'ne ilişkin görünen az sayıdaki yapılardan en önemlisidir. Kentin üzerine kurulduğu topoğrafyanın tepelikolması iledüz alanların yetersizliği nedeniyle,Roma Dönemi'nde artan nüfus ve yapılaşmaile birlikte özellikle kamu merkezindeki şehirleşme sıkışık bir hal almıştır.Rhodiapolis tiyatrosu, kent merkezinin üzerine kurulduğu tepenin güney yamacına inşa edilmiştir.Güney doğu yönünekonuşlandırılmıştır. Tiyatronun güney bitişiğinde Opramoas'ın Anıt Mezarı, güney doğu bitişiğinde toplantı salonu, batı analemma'ya bitişik Opramoas porticus'u, cavea'nın kuzey batısında tapınak, doğu arka analemma'nın arkasında lokanta-mutfak-dükkan kompleksi yer almaktadır.Cavea'sının büyük bir bölümü yamaca yaslandırılmıştır. Cavea 7 klimakes'le 6 kerkides'e bölünmüştür. Cavea'nın en arkasında yer alan koltuk sırasıyla birlikte toplam 18 oturma sırasına sahiptir. Cavea podium duvarında 3 kapı bulunmaktadır. Kapıların olduğu kesimde klimakes orchestra'ya kadar inmektedir. Klimakes dönüşümlü olarak ince işçilikli aslan ayaklarıyla süslenmiştir. En alt oturma sırasında ise 12 tane aslan ayağı dış konturlarıyla işlenmiş olup, bu sıra tiyatronun proedriae sırasıdır. Ön analemma duvarları yatay düşey şaşırtmalı düzende örülmüş, arka analemma duvarı polygonal duvar örgüsüne sahiptir. Arka analemma duvarında 2 tane payanda ile desteklenmiştir. Roma Dönemi'nde cavea'nın en arkasına 5 sıra eklenerek kapasite artışı sağlandığı tespit edilmiştir. Cavea Hellenistik Dönem'de baldachine, Roma Dönemi'nde velum gölgelik sistemiyle örtülmüştür.Sahne binası zeminle birlikte 2 katlıdır. Kırma çatıyla örtülü olmalıdır. Proskene bölümünde 5 kapı bulunur. Orta kapının lentosu İon tarzındadır. Proskene duvarının üst ve alt silmeleri kymarecta ve reversa profil'leriyle süslenmiştir. Skenefrons'ta fazla plastik bezeme yoktur. 3 kapıya sahiptir. Orta kapı İon tarzındadır. Taş pulpitum'u bulunmaktadır. Hyposkene odaları tonozla örtülüdür. Postskene odaları 2 katlıdır.Zemin katındaki odaların köşelerinden ahşap merdivenle skenefrons'a çıkılmaktadır. Postskene odasının tabanı ahşaptır. Sahne binasının postskene cephesinin orta kapısı da İon tarzında lentoya sahiptir.Cavea inşa tarzı, duvar işçilikleri, oturma sırası işçilikleriyle birlikte, sikkeler ve yazıtlarında birlikte değerlendirilmesi sonucunda Rhodiapolis tiyatrosunun ilk evresi İ.Ö. 1.y.y.'a tarihlenmiştir. Sahne binasının da ilk evresi bu dönemde inşa edilmiş, İ.S. 141 depremiyle tamamen yıkılmasının ardından büyük oranda ilk evrenin malzemesi de kullanılarak farklı bir mimaride yeniden inşa edilmiştir. Sahne binası ile cavea batı analemma'ya bitişik kemerle birbirine bağlanmış olup, bu kemer bugün korunamamıştır. Sahne binasından ele geçen en geç buluntu olan sikkenin tarihine göre son kullanım tarihi İ.S. 5.y.y.'ın başıdır.Tiyatronun İ.S. 3. y.y.a kadar meclis olarak kullanılmıştır; meclis kararları ile ilgili yazıtlar varlığının işaret etmesinin yanında kentte meclis olarak kullanabilecek bu döneme kadarki yegâne yapıdır. Roma Dönemi'nde kentin önemi; ünlü eurgetes'i Opramoas, ünlü hekimi Heraikleitos ve Asklepion'unundan ileri gelmektedir. Kentten ele geçen yazıtlarda anılan Asklepia festivali, tiyatroda düzenlenmiş olmalıdır. İ.S. 2-3. y.y.'da moda olan venationes gösterilerinin de tiyatroda düzenlendiği yazıtlar aracılığıyla bilinmektedir. Kazılardan ele geçen iki sella curulis koltuğu, tüm Anadolu tiyatroları içerisinde tekil örneklerdir.Roma Dönemi'nde bu koltuklara magistrat'ların oturduğu bilinmektedir. Doğu analemma'ya bitişik mutfak ve lokanta kompleksinin, tiyatronun en yoğun kullanımının olduğu İ.S. 2.y.y.'a ait olduğu anlaşılmıştır. İlk defa bir tiyatroya bitişik tabernae yapıları ortaya çıkarılmıştır.Rhodiapolis Tiyatrosu gerek cavea'sının ince işçilikli yapısı, ele geçen sella curulis'leri ve mutfak lokanta kompleksiyle tüm Lykia ve Anadolu tiyatrosu içerisinde özgün bir konuma sahiptir.Çalışmanın 2. ana bölümünü Lykia Tiyatroları oluşturmaktadır;İ.Ö. 4.y.y.'ın son çeyreğiyle birlikte, en erken tiyatro mimarisi Anadolu'nun batı kıyılarında görülmeye başlar. Bir yerleşimin polis olarak değerlendirilmesi için, kamuya hizmet eden yapılara sahip olması, başta gelen kıstaslardan biridir. Tiyatrolarda bu yapılar içerisinde yer alır. Lykia'da tiyatro mimarisinin öncüleri, Erken Hellenistik Dönem'e ait toplantıya yönelik düzenlenmiş yapılardır ve bunlar Avşar tepesi, Mnara ve Myra Akropol örnekleriyle temsil edilmektedir. Bu yapılar dışında geleneksel tiyatro mimarisinin başlangıcı Apameia Barışı'ndan sonraki döneme denk gelmektedir.Lykia'da 32 tiyatro tespit edilmiştir.Bugüne kadar Lykia'daki bulunan 32 tiyatrodan sadece 6'sında kazılarla desteklenen detaylı araştırmalar yapılmıştır. Son yıllarda artan tiyatro kazıları ve restorasyon çalışmalarıyla Lykia Bölgesi tiyatro çalışmaları ivme kazanmıştır. Lykia'da özellikle kazıların olduğu kentlerdeki tiyatrolar daha iyi korunmuşken, geride kalan büyük çoğunlukdoğa ve insan tahribatıyla karşı karşıyadır.Lykia Tiyatrolarının ilk evre inşası Hellenistik Dönem'de gerçekleşir. Roma Dönemi'nde, yapılan eklemelerle Greko Romen olarak adlandırılan bir mimari tarza kavuşurlar. Tiyatroların hemen hepsi kentlerdeki kamu merkezinde inşa edilirken, topografyanın zorlayıcından dolayı şehir merkezine inşa edilememiş istisna oluşturan örnekler de mevcuttur.Lykia Tiyatrolarının, Roma Döneminde uygulanantadilat ve değişiklik sürecinde, Hellenistik Dönemdeki yapı evreleri korunurken, cavea'larına eklemeler yapılmış, İ.S. 141 depremiyle özellikle yıkılan sahne binalarının çoğunluğu bu tarihten sonra yeniden inşa edilmiştir. Hellenistik evresi olup, deprem sonrasında olasılıkla kullanılamayacak durumda olan Myra ve Xanthos gibi örnekler, Roma Dönemi İ.S. 2. y.y.'da yeniden inşa edilmişlerdir. Myra'nın Geç Hellenistik evresinin olduğu ilk kez bu çalışmayla belirlenmiştir. Tiyatro yapılarının anıtsal boyutlarınedeniyle, özellikle oturma sıraları, cavea ve sahne binası profil'lerin de yarım işçilik görülebilmektedir. Bununla birlikte cavea'sının ortasında ana kaya kütlesi bırakılmış Balboura Yukarı ve Balboura Aşağı tiyatroları gibi örnekler de bulunmaktadır. Lykia Bölgesi'nin dağlık topografik yapısından dolayı tiyatrolar yamaca yaslandırılmış, özellikle summa cavea bölümlerinde eğimin daha fazla olduğu gözlemlenmiştir. Lykia tiyatroları cavea boyutlarına göre 3 gruba ayrılmışlardır. Yoğunluk orta boyutlu tiyatrolardadır. Büyük boyutlu tiyatrolar Lykia'nın büyük kentlerinde görülmektedir. Lykia'nın en fazla seyirci kapasitesine sahip tiyatrosu 10800 kişi ile Myra Tiyatrosu'dur. Lykia Bölgesi'ndeki geçiş dönemi tiyatrolarının cavea'ları 2 maenianum'dan oluşmakta ve diazoma'ya açılan furnicatum tonozları bulunmaktadır. Lykia Bölgesi'nde sadece Kibyra örneği 3 maenianum'dan oluşmaktadır. Cavea podium duvarı sadece Myra, Rhodiapolis, Simena ve Phaselis Tiyatrolarında bulunur. Tiyatroların analemma duvarlarının incelenmesi sonucunda Antiphellos ve Kyaneai tiyatrolarının cavea'larına Roma Dönemi'ne genişletilme yapıldığı ilk kez önerilmektedir.İ.S. 2.y.y. depreminden sonra bazı tiyatrolardaortak kenarları ince çerçeveli, ortası bosse'li duvar örgüsü kullanılmıştır.Myra Tiyatrosu'nun summa cavea galerilerinden birinde devşirme olarak kullanılan yazıtlı oturma sıraları Geç Hellenistik caveası'na işaret etmektedir. Lykia Tiyatrolarından sadece Limyra ve Myra Tiyatrolarında tonozlu arkatlı bir alt yapı sistemine sahip olup, Roma Dönemi mimari etkileri her ikisinde de yoğun olarak görülmektedir. Lykia Bölgesi tiyatrolarının büyük bir çoğunluğunun orta boyutlu olması sebebiyle 2 katlı sahne binaları çoğunluktadır. Kibyra, Myra ve Tlos tiyatrolarının 3 katlı sahne binası bulunmaktadır. Sahne binalarının çoğunluğunun proskene düzenlemesi Dor tarzındaki triglif ve metop'lardan oluşmaktadır. Lykia Tiyatroları içerisinde en erken bezekler Geç Hellenistik- Erken Roma Dönemi'ne aittir. Patara, Limyra, Myra, Tlos ve Xanthos Tiyatrolarının bezekleri Orta Antoninler Dönemi'nde başlar, yoğunlukla Geç Antoninler ve Erken Severuslar Dönemi'ne tarihlenmektedir.Myra, Patara, Telmessos ve Xanthos örneklerinde, Roma Dönemi'nde venationes ve munera gösterilerinin yapıldığına ilişkin arkeolojik kalıntılar incelenmiştir. İlk kez Xanthos ve Myra Tiyatrolarının parapet duvarında boya ile yapılmış venationes gösterilerindeki hayvanların ve avcıların anlatıldığı tasvirler bu çalışmayla ilk kez gözlemlenmiştir. Diğer Lykia Tiyatrolarında da yazıtlar ışığında bu gösterilerin yapıldığı görülmektedir. Böylelikle de, Lykia Tiyatrolarının çoğunluğunda Roma'da moda olan gösterilerin yapıldığı anlaşılmaktadır.Tüm Anadolu'da en fazla tiyatro olan bölgenin Lykia olması, aynı zamanda Klasik ve Erken Hellenistik Dönem'den itibaren tiyatrolara öncülük eden mekânların bu topraklarda bulunması aslında, tiyatro kültürünün sanılandan çok daha erken var olduğunu ve Lykialıların bu kültürü çok benimsediklerini göstermektedir.

Helenistik DönemLikyaMimari yapı+6
Banu Özdilek
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Aigai Agora Binası

Aigai Antik Kenti Agora Binası, Helenistik Dönem içerisinde, Batı Anadolu ve bütün Akdeniz Havzasında onlarcası bulunan bir mimari oluşumun belki de günümüze en iyi korunmuĢluk durumunda ulaĢmıĢ örneğidir. Yapının, bu niteliğinden hareketle, dönem mimarisinin gerek tasarımsal gerekse de yapısal genel özelliklerinin yanı sıra, mimari form özelinde de "L" Biçimli Agora Binalarının detaylıca anlaĢılmasında tartıĢmasız öncül bir rol oynayacağı ortadadır. Bu doktora çalıĢmasının birincil amacı da, Aigai Agora Binasının tasarımsal ve yapısal niteliklerinin, benzeri yapılarla karĢılaĢtırmalı olarak detaylarıyla ortaya konması ve söz konusu binanın sunduğu bütün verilerin anlaĢılabilir bir metot içerisinde değerlendirilmesidir. Kendi türündeki binalar arasında, tartıĢmasız olarak, en iyi korunmuĢluk durumu gösteren yapıdır. Bu özelliği dolayısıyla, diğer benzer örneklerin doğru olarak değerlendirilmesinde olduğu kadar, dönemin inĢa faaliyetlerinin anlaĢılmasında da yol gösterici bir niteliğe sahiptir. Benzeri çok katlı yapıların statik problemlerinin çözülmesi ile verimli mekan yaratımı ve kullanımının nasıl kombine edildiği; üç farklı amaca hizmet eden, üç farklı tasarımdaki katların, statik kaygıları gözeterek, tek yapı içerisinde, organik bir Ģekilde iliĢkilendirilmeleriyle, Aigai Agora Binası özelinde cevaplanmıĢ olmaktadır. Agora Binasının birinci katı, ekonomik faaliyetlere ayrılmıĢ gibi görünmektedir. 12 adet doğu, 2 adet de kuzey cepheli, önlü arkalı toplam 28 mekanıyla, ekonomik ve hatta belki de (en azından bazı mekanlarda) üretime yönelik amaçlara ayrılmıĢtır. Söz konusu mekanların bazılarının, üretimden direkt olarak arza açıldıkları düĢünülebilir. Bu durum, doğu cepheli mekanların açıldıkları, Küçük Meydan veya Dar Teras olarak isimlendirilen alan için de geçerlidir. Burada bulunan ve Macellum olarak tanımlanan yuvarlak yapı da, aynı Ģekilde, muhtemelen üretimden arza açılmaktadır. Kamu alanlarının düzenlenmesi açısından da, hem Agora Binası, hem de birbirine bağladığı iki meydan, önemli Ģehircilik detayları sunmaktadırlar. Agora Binasının kat düzenlemeleri, bu iki meydanın da farklı kullanım amaçlarına iĢaret etmektedir. Birinci katın ticari iĢlevinin aksine, Agora Meydanının doğu stoası konumundaki üçüncü kat sosyal iĢlevlidir.

AgoraAigaiBinalar+5
M. Hamdi Kan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Lyrbe agorası

Side'nin 23 km kuzeydoğusunda yer alan Lyrbe kenti Manavgat ilçesine bağlı Bucak Şeyhler köyünün 5 km kuzeyindeki bir tepe üzerinde bulunmaktadır. 1800'lü yıllardan başlayarak pek çok araştırmacı tarafından gezilerek hakkında kısa bilgiler verilmiş olan kent hamam, tapınak, kilise gibi pek çok yapının yanı sıra çok iyi durumda korunmuş olan agorası ile Pamphylia kentleri arasında önemli bir yere sahiptir. Tepelik alanın en merkezi bölümüne yerleştirilmiş olan agora hem konumu hem de mimarisi ile kentin en önemli yapısı durumundadır. Erken Roma Dönemi'nden başlayarak Bizans Dönemi sonlarına kadar kesintisiz biçimde kullanıldığı anlaşılan agora söz konusu dönemlerde aralıklarla onarımlar ve eklemeler geçirmiş bu nedenle günümüze iyi durumda korunarak gelmiştir. Düzenli dörtgen planlı ve çok katlı olan Lyrbe Agorası mimari açıdan çok güçlü bir Hellenistik etkiye sahiptir. Figürlü mozaikler, bosajlı bloklar, kalp sütunlar, aksial aralığa 3 metop yerleştirilmesi, 3 tamburdan oluşan ve yüzeysel olarak işlenmiş 20 yivli Dor sütunları ile Dor ve İon mimari elemanlarının birlikte kullanılması gibi uygulamalarla söz konusu Hellenistik etkiler rahatlıkla anlaşılabilmektedir. Hellenistik özelliklerin yanı sıra agora genelinde gözlemlenen İon kymationlarında kullanılan ok uçları, "S" profilli konsollu geisonlar, dikdörtgen destekli yarım sütunlar, dolu yivler, rozetli metoplar ve kemer kullanımının fazlalığı gibi mimari uygulamalar ise yapım tarihi konusunda Erken Roma Dönemi'ni işaret etmektedir. Tüm bu mimari özellikler birlikte değerlendirildiğinde tek bir inşa evresine sahip olduğu anlaşılan agorayı genel olarak Hellenistik Dönem'in gelenekselci özelliklerini içinde barındıran İmparatorluğun erken dönemlerine; M. S. 1. yüzyılın ilk çeyreğine tarihlemek mümkündür.

AgoraHelenistik DönemKent mimarisi+3
Nazlı Yıldırım
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Ksanthos kenti batı agorası

Likya Bölgesi'nin özellikle Klasik Dönem içerisinde ekonomik ve idari yönden en güçlü kentlerinden birisi olan Ksanthos Antik kenti, KaĢ beldesine bağlı Kınık Köyü‟nün içinden geçen ve aynı zamanda Antalya - Fethiye arasında il sınırı olarak kabul edilen EĢen Çayı‟nın hemen kıyısında yükselen kuzey-güney doğrultusunda eğimli bir arazinin üzerinde bulunmaktadır. Sahilden kuĢ uçumu 7 km içeride kalan kentteki ilk bilimsel araĢtırmalar 19. yy‟ın ilk çeyreği içerisinde yapılmaya baĢlanmıĢtır. Kent içerisinde günümüze kadar yapılan çalıĢmalar sonucunda özellikle Klasik ve Roma olmak üzere Arkaik ve Doğu Roma Dönemlerine tarihlenen mimari yapılar tanımlanmıĢken Hellenistik Dönem içersine tarihlenen yapı neredeyse yok denecek kadar azdır. Bu yapılar içerisinde kentin merkezinde iki ve batısında olmak üzere toplamda üç agora yapısı Likya kentleri üzerinde Roma Dönemi ile beraber değiĢen Ģehircilik anlayıĢını gözler önüne serdikleri için oldukça önemlidirler. Bu çalıĢma içerisinde yukarıda önemlerine değinilmiĢ agora yapılarından biri olan Batı Agora değerlendirilmiĢtir. Kentin batı kısmında yer alan ve Geç Arkaik Dönemin sonlarından Orta Bizans Dönemi'nin sonlarına değin, sadece Ġ.S. 6. yy'daki Arap akınları sonrasında kısa bir süreliğine terk edilmesi dıĢında, kesintisiz Ģekilde iĢlevsel faaliyetlerini sürdürdüğü anlaĢılan Batı Agora farklı evrelerde tadilatlar ve onarımlar geçirmesine rağmen oldukça tahribata uğramıĢtır. Dört tarafı portiklerle çevrili alanın iç stylobatları üzerinde dikdörtgen postamentler, simetrik bir Ģekilde yerleĢtirilmiĢ sütun kaideleri ve onların üzerinde de yapının tamamen dıĢa kapalı bir yapıya bürünmesini ve ayrıca görsellik açısından etkileyici olmasını sağlayan korint tipinde sütunlar, baĢlıklar, arĢitrav ve düz sima korniĢ parçaları yer almaktaydı. Klasik dönemden itibaren dini ve politik bir yapıya sahip olan alan bu yapısını kültürel değerler farklılaĢmıĢ olsa da Roma Dönemine kadar korumuĢtur. Bizans Dönemiyle beraber daha çok dini ve ticari bir mekan halini alan agora Orta Bizans Dönemi ile beraber dini iĢlevi yitirmiĢ ve 11. yy' da terk edilmiĢtir. Alanda farklı dönemlere ait etkileri gözlemlenmekte olup bunlar içerisinde en önemlileri, birisi agora meydanın' da olmak üzere toplamda iki kilise yapısı, yine meydanda küçük bir Ģapel, Ģarap iĢliği ve satıĢ dükkanları, metal iĢliği, havuz ve çeĢme yapılarıdır.

AgoraAntik mimariKent mimarisi+4
Aytaç Dönmez
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Anadolu'da Antoninler Dönemi mimarisi

Roma İmparatorluğu'nda Augustus'la başlayan sakin ve barışçıl dönem, MS 138-192 yıllları arasına tarihlendirilen Antoninler Dönemi'nde de devam ederek ekonomik, sosyal ve kültürel kazanımlar elde edilmesinde önemli bir etken olmuştur. Ekonomik refahla birlikte Antoninler Dönemi'nde de Roma ve Anadolu kültürlerinin karşılıklı etkileşimleriyle yeni bir yaşam, kültür ve sanat anlayışının geliştiği görülmektedir. Bu dönemdeki refah ve üstün yaşam standartları estetiğe ve güzel sanatlara olan ilgiyi arttırmış, mimari bezeme elemanları da yerel sanatla kaynaşarak bu dönemin biçimsel sanat anlayışını oluşturmuştur. Gelişen teknoloji, bölgelerarası ilişkiler ve bunun sonucunda oluşan yoğun ticaret bu dönem mimarisinde de çok rahatlıkla hissedilmiştir. Bu araştırmada Antoninler Dönemi mimarisi, Anadolu'daki örnekleri ile verilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde ilk defa inşa edilmeye başlanan kamu ve dinsel mimari yapıların yanında, yapımına daha önceki dönemlerde başlanan fakat tamamlanamayan mimari yapılar da değerlendirilerek, günümüze ulaşan epigrafik veriler, mimari plastik öğeler ve mimari bezeme parçaları yapıların tarihlendirilmesine yardımcı olmuştur. Bu dönemde tespit ettiğimiz mimari yapılar arasında tapınak, gymnasium, çeşme yapıları, hamam, tiyatro ve agoralar öne çıkmaktadır. Ayrıca Antoninler Dönemi'nde barok yapının karakteristik özelliklerinin bu dönem mimari yapılarında kendine özgün bir şekilde ortaya çıktığı da görülmüştür. ANAHTAR SÖZCÜKLER Roma Tarihi, Antoninler Dönemi, Roma Dönemi Mimarisi, Mimari Bezeme, Barok.

Antoninler DönemiBarok sanatMimari eserler+3
Kübra Aslan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Dini yapıların dönüştürülmesinde mevcut yapı bileşenlerinin yeni işlevdeki karşılıkları: Kilise ve cami dönüşümleri

Geçmişten günümüze, yaşayan ve yaşanılanlar arasında önemli bir bağ kuran dini yapılar, zaman içerisinde birçok kültür ve medeniyetin izlerini bünyesinde barındırmıştır. Bu yapılar, toplum içindeki siyasi, sosyal ve çeşitli ekonomik gereksinimler doğrultusunda dönüştürülmüş veya tamamen ortadan kaldırılmıştır. Çalışmanın amacı; dini yapıların dönemin koşulları doğrultusunda, dönüştürülme sürecinin ve bu dönüşümler sonucunda dönüştürülen yapılardaki yapı bileşenlerinin, işlev karşılıklarının, fonksiyonel, teknik ve estetik açıdan olumlu veya olumsuz etkilerinin incelenmesi ve yapılacak olan yeni yapı dönüşümleri için örnek teşkil etmesidir. Çalışma kapsamında, detaylı inceleme yapabilmek, bölgesel farklılıkların etkilerini irdeleyebilmek amacıyla, farklı bölgelerden örnek yapılar incelenmiştir. Çalışmada veri toplama yöntemlerinden, gözlem ve içerik analiz yöntemi kullanılmıştır. Mekân içerisinde gözlem ile teknik, fonksiyonel ve estetik analizler incelenmiş, bu analizler için altlık olarak yapılara ilişkin içerik tabloları hazırlanmıştır. İçerik analizinde, yapı bileşenlerinin, dönüştürülen işlevleri bağlamında çeşitli sınıflandırmalar yapılmıştır. Çalışma sonucunda, yapılan dini yapı dönüşümlerinin dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal şartlar ile doğru orantılı olarak çeşitlilik gösterdiği ancak bazı yapıların ihtiyaç çerçevesinde dönüştürüldüğü, bazı yapıların ise zorunlu olarak dönüştürüldüğü saptanmıştır. Bu durum yapıların sürdürülebilirliği açısından olumsuz bir etki bırakmıştır.

CamilerDini mimariDini yapılar+6
Canan Solak
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Erciş Karakoyunlu Dönemi tarihi ve kültür varlıkları

Türkistan'da boylar halinde yaşayan ve Moğol istilaları sonucunda Anadolu'ya göç eden Barani ve Baranlu gibi aşiretler, XIV. yy.'ın ikinci yarısında Bayram Hoca önderliğinde bir araya gelerek Karakoyunlu Devleti'ni kurmuşlardır. Devlet yıllarının ilk zamanlarında Erciş başta olmak üzere Van Gölü çevresinde kurdukları hâkimiyetin ardından zamanla bütün Doğu Anadolu, Irak, Azerbaycan ve İran'a hâkim olmuşlardır. Karakoyunlular, tarihte Moğollar ile verdikleri kıyasıya mücadeleler, Osmanlı ile Timur Devleti arasında cereyan eden 1402 Ankara Savaşı'nın müsebbibi, akraba devlet Akkoyunlular ile aralarındaki anlaşmazlıklar gibi tarihi olaylarla tanınmaktadırlar. Bir asırdan fazla bir süre tarih sahnesinde kalan ve bağımsızlık kurdukları coğrafyanın Türk yurdu olarak kalması hususunda cihat ve fütuhat anlayışını benimseyen Karakoyunlular için Erciş büyük önem arz etmektedir. Hâkim oldukları coğrafyada önemli faaliyetler gerçekleştirdikleri gibi ilk başkentleri Erciş olması münasebetiyle siyasi faaliyetlerini burada yoğunlaştıran Karakoyunlular, şehrin imarına da önem vermişlerdir. Bugün ilçenin birçok noktasında bulunan ve yok olmaya yüz tutmuş eserler, bir yandan dönemin tarihine ışık tutarken diğer yandan Karakoyunluların sanatsal olarak geldiği nokta, bölgenin kültürel mirasına sağladıkları katkı ve sonraki dönemlere etkileri hakkında da önemli bilgiler sunmaktadır. Erciş ve çevresindeki kültür varlıkları içinde Karakoyunlu dönemine ait mimari eserler önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmada, Karakoyunluların Erciş'teki faaliyetleri ile bu döneme ait kültür varlıklar incelenmiş, eserlerin Türk-İslam sanatı içindeki yerleri ve önemleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Günümüze ulaşmayan eserler ise tarihi kayıtlar ışığında değerlendirilmiştir.

KarakoyunlularKültür varlıklarıMimari eserler+5
Evren Bingöl
Ağrı İbrahim Çeçen University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Söğüt ve çevresi sivil mimari örnekleri

Bu tezde, Bilecik ili Söğüt ilçesinde bulunan sivil mimari yapıları incelenmiştir. Tez çerçevesinde; Söğüt merkezinde kültür varlığı olarak kabul edilmiş iki ev, iki okul, üç çeşme, bir hükümet binası ve bir de müze, Söğüt yakınlarındaki Bedi Köyü'nde ise iki ev ve bir okul kapsam içine almıştır. Tezin 1. bölümünde Söğüt'ün coğrafi durumu, tarihi, demografik ve sosyal yapısı hakkında kısa bir bilgi verilmekte, 2. bölümde tez konusunu oluşturan sivil mimari örneklerinin Türk sanatı içerisindeki gelişimi incelenmektedir. Bir sonraki bölümde katalog oluşturularak, önce Söğüt ilçe merkezinde bulunan, sonra da Bedi Köyü'nde yer alan yapılar etraflıca tanıtılmıştır. Çalışmanın neticesinde, incelenen evlerin şehir merkezinde ve köyde yer almalarına rağmen bazı ortak özellikler taşıdığını, yine bulundukları konumlar sebebiyle farklılıklarının da olduğu görülmüştür. Bu benzerlik ve farklılıklar, Bilecik yöresindeki diğer ev mimarisiyle mukayese edildiğinde de dikkat çekmektedir. Söğüt ilçe merkezinde bir külliye içinde bulunan İdadi ve Dârüleytam'ın birbirlerinden yapıca farklı ve ortak yönlerinin bulunduğu ortaya konmuştur. Bedi Köyü'nde yer alan okulun, döneminin inşa mantığına uygun yapıldığı belirtilmiş ve mimari bakımdan genişçe tanıtılmıştır. Gene bu yapıların Bilecik bölgesindeki diğer okul mimarisi ile ortak ve benzer yönlerine işaret edilmiştir. Ele alınan çeşmelerin yapı, konum ve kullanım farklılıklarının bulunduğu ortaya konmuş ve üzerlerindeki bezeme özelliklerinin farklılıkları ve ortak yönleri hakkında bilgi verilmiştir. Söğüt ilçe merkezinde günümüze ulaşmamış olan Hükümet Konağı'nın dönemin Anadolu coğrafyasında inşa edilen diğer devlet binalarıyla ortak özelliklere sahip olduğu belirtilmiştir. Günümüzde Söğüt Müzesi olarak kullanılan yapının, geleneksel konut mimarisine uygun tarza inşa edilmiş olduğu görülmüştür. Son olarak, Söğüt ve çevresinin Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulduğu topraklar olması sebebiyle önem arz ettiği ve burada yer alan yapıların dini ve sivil mimari örneklerin etraflıca incelenmesinin gerekliliği belirtilmiştir.

Bilecik-SöğütMimari eserlerMimari yapı+2
Hakan Karşıyaka
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir Levanten yapıları mimari unsurlarının minyatürlerle belgelenmesi

Minyatür eserler geçmiş hakkında fikir edinebilmemizi sağlayabilen görsel kaynaklar olarak kullanılabilmektedir. Geçmiş dönemlerde bazı el yazma kitaplara nakşedilen minyatür eserler ilgili konu içeriği hakkında görsel bir ifade sunabilmektedirler. Minyatürler, içinde bulunduğumuz yüzyılda, geçmişe yönelik bir araştırmaya gidilmek istendiğinde bize bu konuda belli noktalara kadar rehberlik edebilmektedirler. Araştırma tezimizin ana iskeleti bu yaklaşım üzerinden şekillenmiştir. İzmir kültürü içinde bir dönem var olan, kimisi günümüze kadar gelmiş olan Levanten topluluğu, toplum üzerinde sosyal olarak bir etki bıraktığı gibi mimari yapılarıyla da kent kimliği üzerinden de aynı etkiye sahip olmuşlardır. Büyük çoğunluğu günümüze kadar gelen mimari yapılar arasında hala aktif olarak kullanılan yapılar da mevcuttur. Yapıların işlevi, kullanım şekli değişse bile hala yaşayan kültürün bir parçası olamaya devam etmektedirler. Levanten topluluğu Buca, Bornova, Karşıyaka gibi İzmir'in farklı noktalarında konumlanmışlardır. Geniş bir dağılım ve çok fazla sayıda mimari yapı olduğundan çalışmamız için Bornova yerleşimi ele alınmıştır. Bornova özelinde 4 adet Levanten yapısı ele alınmak suretiyle konu daha dar bir araştırma ve uygulama ile sınırlandırılmıştır. Tasarımın ana yaklaşımı yapılar için minyatür sanatı ile belgeleme yöntemine gidilerek ele alınması düşünülmüştür. Bu bağlamda uygulaması yapılmış olan mimari yapılar tek murakka kullanılarak bütünde bir dille ifade edilmesi amaçlanmıştır.

El sanatlarıLevantenLevanten evleri+7
Hüsna Çakır
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Söğüt'te resmi yapılarda çini kullanımı

Gündelik hayatta insanların yaşam biçimlerinde tarihin etkisi büyüktür. İnsanı tanımak, anlamak ve daha iyi bir geleceğinin olabilmesi için tarih bilgisinin iyice benimsenmesi gerekmektedir. Tarih içerisinde insanın yerini anlayabilmemizde tarihi eserlerin rolü büyüktür. Her biri belge niteliğinde olan bu eserlerin korunmasında restorasyon çalışmalarının payı büyüktür. Restorasyon: Aslını bozmadan onarmak anlamına gelmektedir. Sanat dilinde 'tamir etmek' yapıyı veya eseri tarihi ve özgün kimliğini kaybetmeden onarmak anlamında kullanılmaktadır. Buna göre restorasyon öncelikle özgün durumunu yitiren, statik açıdan sorunları bulunan yada mimari açıdan tahribata maruz kalmış yapıların veya süsleme öğelerinin aynı özellikle ve aynı kullanım amacına uygun olarak ayağa kaldırma ve özgün niteliklerini kazandırma eylemidir. Dolayısı ile yapıya veya esere yeni bir özellik verilmesi restorasyon'un amacı değildir. Günümüze ulaşan kültür varlıklarına gereken koruma işlemlerinin uygulanmaması, ya da yanlış uygulanması tarihi eserlere düşünülebileceğinden çok daha ağır kayıplar vermektedir. Kültür varlıklarında bozulmalara ve tahribatlara neden olan diğer etken örnekleri vermek oldukça basittir. Kültür varlıklarını korumaya yönelik bilimsel çalışmalar ellili yıllardan başlayarak yoğunlaşmıştır. Hemen hemen her ülkede gittikçe çoğalan laboratuvarlar ve atölyeler bugüne dek artan bir faaliyetle çalışmalarını yürütmekte ve birbirleri ile bağlantılarını güçlendirmektedir. Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar gelmiş olan tarihi eserler, ne yazık ki günümüzde gereği gibi korunmamakta ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Gerek uygarlığın işleyişi ve buna bağlı olarak kentlerin yayılışı, gerekse kişiler ve ya ilgili kurumların duyarsızlığı tarihsel eserlerin yavaş yavaş yok olmasına sebep olmaktadır.'' Diğer en önemli husus ise tarihi eserin özüne sadık kalınarak aslına uygun restorasyon çalışmalarının yapılmamasıdır. Bu sebeple insanların yaşam tarzı, inançları bu eserler üzerinden saptanabilir'' (Demiryürek, 2015, s. 99).Yapılan bu çalışma Söğüt ilçesinde bulunan tarihimize meta olmuş yapıların incelemeleri yapılmış zamanında yapı nasıl yapılmış günümüzdeki durumu nasıl gibi veriler göz önünde bulundurularak analiz çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın amacı, konusu ve yöntemi anlatılmıştır. Anahtar kelimelere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Söğüt ile ilgili harita üzerindeki konumundan, isminin nereden geldiği, ilk dönem tarihi, Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Dönemi Tarihçesi olarak ayrı ayrı anlatımı yapılmıştır. Söğüt ilçesinde inşası gerçekleşen dönemin mimari eserlerinden de ikinci bölümde kısaca söz edilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Söğüt ilçesinde yapılan resmi ve şahıs yapıları içerisinde sadece çini bezeme malzemesi kullanılmış olan yapılar ele alınarak detaylı olarak, alan, yapı, mekân analizleri yapılmış, doku malzeme, bezeme detayları işlenmiştir. Bu incelemeler sonucunda uğradığı tahribatlar fotoğraf çekilmiştir. Çekilen fotoğraflar üzerinden birebir ölçek ile çalışılmıştır.

Bilecik-SöğütKorumaMimari+7
Burak Üner
Dokuz Eylül University · Institute of Fine Arts
2021
00

Related subjects