Morphological properties

65 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Farklı yem bezelyesi (Pisum arvense L.) çeşitlerinde bazı morfolojik ve kimyasal özelliklerin zaman ve toprak üstü biomasına bağlı olarak değişimi

Bu araştırma, Tekirdağ ili Şarköy ilçesi Eriklice mahallesi üretici arazisinde 2020-2022 yılları arasında iki yıl süreyle, Ateş ve Töre yem bezelyesi çeşitlerinde bazı morfolojik ve kimyasal özelliklerin zaman ve toprak üstü biomasına bağlı olarak değişiminin belirlenmesi amacıyla, susuz koşullarda, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada yem bezelyesinde, bitki boyu (cm), yan dal sayısı (adet), ana sapta yaprak sayısı (adet), yaprak/sap oranı, toprak üstü bioması (mg), ham protein oranı (%), ham selüloz oranı (%), NDF (%), ADF (%), kalsiyum (%), magnezyum (%), fosfor (%), potasyum (%) ve tetani oranının zaman ve toprak üstü biomasına bağlı olarak değişimleri belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, ham protein oranı, ham selüloz oranı, NDF, ADF ile mineral madde içeriği (kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum oranları) ve tetani oranı bakımından yem bezelyesinin hayvanlar için dengeli yem verebileceği ve bu sonuçların regresyon denklemleri ile açıklanabileceği sonucuna varılmıştır.

Morfolojik özelliklerPisum arvenseRegresyon+3
İbrahim Avkıran
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gama ışınlaması ile oluşturulan ekmeklik buğday (L.) M4 populasyonlarının bazı morfolojik ve agronomik özelliklerindeki değişimlerin belirlenmesi

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Tarla Bitkileri Bölümü'nde 2019-2020 yetiştirme döneminde tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 4 tekrarlamalı olarak yürütülen bu çalışmada, 5 adet farklı ekmeklik buğday ticari çeşidi ve bu çeşitlerin 60Co kaynağından 4 farklı gama dozu (100, 200, 300 ve 400 Gy) uygulaması ile elde edilmiş olan 20 adet M4 populasyonu materyal olarak kullanılmıştır. Araştırmada incelenen tane verimi ve kalite özellikleri için genotip ve mutasyon dozu ortalamaları arasındaki farklılıklar ile başakta tane sayısı ve yaş gluten oranı hariç diğer tüm özellikler için genotip x doz interaksiyonu istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Genel olarak kontrolle karşılaştırıldığında düzenli olmamakla birlikte; gama ışını dozlarının bitki boyu, başak uzunluğu, başakta tane ağırlığı, protein oranı, yaş gluten oranı, zeleny sedimantasyon değeri, enerji değeri ve tane sertliği için pozitif yönde değiştirici ve başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, bin tane ağırlığı, hasat indeksi, hektolitre ağırlığı ve tane verimi için ise negatif yönde değiştirici etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Ekmeklik buğday mutasyon ıslahı çalışmalarında verim ve verim kompanentlerinin iyileştirilmesi için 100 ile 200 Gy arasında gama ışını dozlarının, tane kalite özelliklerinin iyileştirilmesi için de 300 ile 400 Gy arasında gama ışını dozlarının daha etkili sonuçlar oluşturabileceği anlaşılmıştır. Çalışmamızda fenotipik varyasyon katsayısı (PCV) değerleri (%1,47-14,90) ile genotipik varyasyon katsayısı (GCV) değerleri (%1,31-14,29) orta ve düşük olarak tahmin edilmiştir. Geniş anlamda kalıtım derecesi ve %10 seleksiyon şiddetinde beklenen genetik ilerleme değerleri sırasıyla %53,66-96,31 ve %0,53-67,85 arasında değişmiştir. Yüksek kalıtım derecesi ile birlikte yüksek genetik ilerlemenin tahmin edildiği alveograf enerji değeri için seleksiyonun M4 generasyonunda etkili olabileceği görülmektedir. Başakta tane sayısı ve tane sertliği değeri için yüksek kalıtım derecesi değeri ile orta genetik ilerlemenin tahmin edilmiş olması bu özellikler için seleksiyonun sonraki generasyolara bırakılmasının daha uygun olabileceğini göstermektedir.

Agronomik özelliklerEkmeklik buğdayGama ışınlama+3
Uğur Barkın Bakar
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Şırnak ili Silopi ilçesinde toplanan nar genetik kaynaklarında fenolojik,pomolojik, fizikokimyasal ve moleküler düzeyde çeşitliliğin araştırılması

Dünya genelinde yetiştirilen birçok meyve çeşidi, seleksiyon çalışmaları sonucunda elde edilmiştir. Özellikle nar üretiminin yoğun olduğu ülkelerde, planlı ıslah çalışmalarından ziyade seleksiyon yöntemiyle çeşit geliştirme yoluna gidildiği bilinmektedir. Narın anavatanlarından biri olan Türkiye, geniş bir genetik çeşitliliğe sahiptir. Bu durum, yeni nar çeşitlerinin geliştirilmesi açısından büyük bir avantaj sağlamaktadır. Bu çalışma, Şırnak ili Silopi ilçesinde bulunan yerel nar genotiplerinin pomolojik ve fizikokimyasal özelliklerinin belirlenmesi ve genetik olarak tanımlanması amacıyla yapılmıştır. Genotiplerde meyve ağırlığı 108,39 - 452,48 g arasında bulunmuştur. Meyve yoğunluğu en yüksek (1,25 g/cm³) 73SLP22 genotipinde belirlenmiştir. Kaliks eni en yüksek (24,78 mm) 73SLP46 genotipinde, kaliks boyu en yüksek (14,85 mm) 73SLP50 genotipinde elde edilmiştir. Kabuk kalınlığı, genotiplere göre geniş bir aralıkta değişiklik göstermiştir. Çoğu genotip 1,60 - 2,50 mm aralığında değerler vermiştir. Yüz dane ağırlığı 60,75 g (73SLP07) – 22,10 g (73SLP20) arasında değişmiştir. Meyve iç ağırlığı 203,32 (73SLP46) - 52,53 g (73SLP48) arasında değişmiştir. Genotiplerde L* değeri 44,98 (73SLP19) - 24,37 (73SLP16), Chroma değeri 27,31 (73SLP20) - 15,67 (73SLP28), hue açısı 71,15 (73SLP13) - 25,15 (73SLP16) arasında değişiklik göstermiştir. SÇKM %19,30 (73SLP16) - 13,90 (73SLP34 ve 73SLP43), pH 4,05 (73SLP48) - 3,97 (73SLP37), TA %2,94 (73SLP47) – 0,60 (73SLP37) arasında değişmiştir. Çalışmada ortalama polimorfizm değeri 96,9 olarak belirlenmiştir. Bu durum çalışmanın, genetik çeşitliliği yüksek bir nar popülasyonunun incelendiğini ve kullanılan markörlerin elde edilen polimorfizm değerinde etkili olduğunu göstermektedir. Çalışmada ortalama etkili alel sayısı (ne) 1,51, gen çeşitliliği değeri (h) 0,31, Shannon indeksi değeri ise (I) 0,47 olarak hesaplanmıştır.

Biyokimyasal özelliklerMorfolojik özelliklerNar+1
Sultan Doğan
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi'nde Şevket Rado yazmaları arasında bulunan ŞR_000190 no'lu Nasihatnâme (İnceleme-metin-dizin)

Bu çalışmada müellifi belli olmayan ve 914/1508-09 tarihinde Mehmet Hasan adlı biri tarafından yazıya geçirilen, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Kütüphanesi Şevket Rado Yazmaları arasında ŞR_000190 numaraya kayıtlı olan Nasihatnâme isimli eser incelendi. Yapılan çalışmanın esas gayesi henüz Latin harflerine aktarılmamış olan ve dolayısıyla üzerinde gerek gramer gerekse anlam bakımından inceleme yapılmamış el yazması bir eseri her yönden değerlendirerek bilim dünyasına kazandırmaktır. Çalışma giriş dışında üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; Eski Anadolu Türkçesi devresinden ve bu devredeki karışık dilli eserlerden bahsedilerek Nasihatnâme'nin yazılmış olabileceği düşünülen muhite, eserin yazılma sebeplerine, yazarın durumuna, nasihat ve nasihatnâme kavramlarına değinilerek Türk edebiyatındaki nasihatnâmelere yer verildi. Birinci bölümde; dil incelemesi kapsamında metindeki fonetik ve morfolojik özellikler üzerinde duruldu. İkinci bölümde metin transkripsiyon alfabesi kullanılarak Latin harflerine aktarıldı. Üçüncü bölümde ise metnin dizin ve sözlüğü oluşturuldu. Son olarak ekler kısmında tıpkıbasıma yer verildi. Nasihatnâme Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının ortaya çıktığı ilk dönemlere ait bir eser olması yönüyle edebiyat tarihi, Eski Anadolu Türkçesi imlâ özeliklerini taşıması ve karışık dilli olması yönüyle Türk dili sahasında önemli bir eserdir. Anahtar Kelimeler: Nasihatnâme, öğüt kitabı, Eski Anadolu Türkçesi, Türk dili, Türk dilleri, Dilbilim

Dil özellikleriDilbilimEski Anadolu Türkçesi+2
İnci Pamuk
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı beef tipi domates hatlarının morfolojik, verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi

Bu araştırmada 20 adet beef tipi domates hattının verim, bazı kalite özellikleri, bazı zararlı ve hastalıklara karşı dayanımlarının ortaya konulması ve bu hatlarda bazı morfolojik özelliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada UPOV kriterlerine göre yapılan gözlem ve değerlendirmelerin sonucunda; hatların tamamında hipokotilde antosiyan oluşumunun olduğu ve bitki büyüme tipinin sırık (indeterminate) olduğu belirlenmiştir. Çalışmada Bd 24 hattı dışındaki tüm hatlarda meyve olgunluk renginin kırmızı ve meyve olgunluk aşamasından önce yeşil omuz oluşumunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Çalışmada Tomato Brown Rugose Fruit Virus dayanıklı bir hat tespit edilememesine karşılık; 5 domates hattının (Bd 3, Bd 9, Bd 11, Bd 16 ve Bd 24) Fusarium oxysporum f. sp. radicis-lycopersici etmenine karşı dayanıklı olduğu tespit edilmiştir. Gerçekleştirilen çalışma sonucunda domates hatlarının toplam verim, ortalama meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu, suda çözünebilir kuru madde miktarı, askorbik asit miktarı, likopen, ß-Karoten ve toplam fenolik madde miktarlarının sırasıyla; 6.60-14.93 ton/da, 200.80-384.00 g, 71.95-98.29 mm, 53.68-75.05 mm, %6.10-9.60, 20.03-25.57 mg/100 g, 4.69-9.68 mg/100 g, 0.83-2.17 mg/100 g ve 13.28-30.72 mg/100 g arasında değişim gösterdikleri tespit edilmiştir.

DomatesKaliteMorfolojik özellikler+1
Özlem Demir
Isparta University of Applied Sciences · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Etimesgut'ta şehirsel gelişim ve konut alanlarının morfolojik dönüşümü

Şehirlerin kuruluşu ve morfolojik gelişimi fiziki, beşeri ve ekonomik olmak üzere birçok değişkene bağlı olarak gerçekleşmektedir. Etimesgut şehri 1928 yılında Ankara şehir merkezinin batısında yer alan boş araziler üzerinde Cumhuriyet rejiminin modern yüzünü temsil etmesi amacıyla ve Bulgaristan'dan mübadele yoluyla ülkemize gelen vatandaşlarımızın iskanı için tarihi tren istasyonu yakınında örnek köy yerleşmesi olarak kurulmuştur. Etimesgut şehri, İç Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Sakarya Bölümü'nde bulunan Ankara iline bağlı bir ilçe merkezidir. Araştırma sahasını oluşturan Etimesgut şehri Ankara'nın batısında toplam 10.300 hektar yüzölçümüne sahip Ankara metropolünün merkez ilçelerinden biridir. Etimesgut şehri, idari olarak bağlı bulunduğu Ankara ili gibi ülkemizdeki şehirleşme hareketlerinden etkilenmiştir. Şehir tarımsal fonksiyon üzerine kurulmuş olmasına rağmen oldukça kısa bir süre içerisinde sağlık, askeri, sanayi ve hizmet sektörlerini de geliştirerek tarımsal fonksiyonundan sıyrılmıştır. Şehrin temelleri örnek köy kapsamında 52 hane ile birlikte atılmıştır. 1950'li yıllardan itibaren örnek köy ve çevresinde şehir gelişim göstermeye başlamıştır. Şehir 1990'lı yıllara kadar gecekondu yapıları ile birlikte bir gelişim gösterirken, 1990 ila 2010 yılları arasında gecekondu yapıları yerini apartman yapılarına bırakmıştır. Şehir yerleşmeleri canlı organizmaları gibi doğar, gelişir ve belli bir olgunluğa erişirler. Gerçekleştirilmiş olan bu çalışma ile şehrin fiziki, beşeri ve ekonomik yapısının yanı sıra, kuruluşundan günümüze kadar geçirmiş olduğu morfolojik dönüşüm aşamaları tespit edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimler: Şehirsel Gelişim, Şehirsel Fonksiyonlar, Morfolojik Dönüşüm, Etimesgut

Ankara-EtimesgutKentleşmeKentsel değişim+6
Hüseyin Melih Özdemir
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Otuz eserdeki isim türeten eklerin morfo-semantik işlevleri

Türkiye Türkçesinde sözcük türetme, dil yapısı itibariyle sonekler ile yapılmaktadır. Soneklerin bazıları yapım ekleri grubuna dâhil edilmektedir. Yapım ekleri, isim veya fiil kök ve gövdelerinden yeni isim veya fiil gövdeleri oluşturan eklerdir. Bu çalışmada isim türeten ekler üzerine durulmuştur. İsimden isim yapan ekler, isim kök veya gövdelerinden yeni bir isim yapmak için kullanılan eklerdir. Bu türetme ile oluşturulan kelimelerde, yeni bir anlam da ortaya çıkmaktadır. Gramer çalışmalarında eklerin sadece işlevleri üzerine durulmakta, kelimeye verdiği anlam göz ardı edilmektedir. Sözcüklerdeki anlamı oluşturan unsurların kök merkezli ele alınması nedeniyle, eklerin kelimeye kattığı anlam yeterince incelenmemiştir. Türkiye Türkçesi dil bilgisinde daha çok görünüş ve yapıya ağırlık verilmesi; isim veya eylem kökü veya gövdesine kattığı anlamların yüzeysel olarak ele alınmasına sebep olmuş, bununla birlikte eklerin türettiği kelimelere farklı görevlerde anlamlar katmasına değinilmemiştir. İşlev ve anlam birbirleriyle ilişkili olmasına rağmen işlev sınırlı anlam muğlaktır. Kelimelerin kazandıkları anlam farklı farklıdır. Ekleri sadece işlev altında ele almak kelimelerin kullanım alanını sınırlandırmaya ve yanlış türetmelere de sebep olmaktadır. Bundan dolayı çalışma içerisinde eklerin morfolojik işlev ile morfo-semantik işlev başlıkları altında ele alınması gerektiği tartışılmıştır. Dolayısıyla çalışmada eklerin anlam boyutu ele alındı ve bu anlam da morfo-semantik adı altında incelendi. Morfo-semantik için kaynaklarda mevcut bir tanım bulunmamaktadır. Eğer tanım yapılacak olursa morfo-semantik, eklerin eklendikleri kelimelere kazandırdıkları anlamı inceleyen anlambilimin alt kolu olarak değerlendirilebilir. Bu çalışmada gramer çalışmalarında belirlenen isim türeten eklerin listesi oluşturuldu ve eklerin tespiti için otuz eser seçildi. Bu otuz eser incelenerek isim türeten eklerin olduğu kelime listesi sıralandı, kelimeler üzerinde eklerin verdiği anlamlar tablo halinde gösterildi ve cümle içerisinde kazandığı diğer anlamlar diğer kullanım örnekleri başlığı altında incelendi. Bazı eklerin, eklendikleri kök veya gövde ile bağlantılı; bazı eklerin, kök veya gövdenin anlamından farklı bir anlam oluşturduğu, bazı eklerin ise, tek başına anlamı olmayan kelimelerden anlamlı yeni bir kelime türettiği tespit edilmiştir. Morfo-semantik türetimin yeni kavram ve sözcük dağarcığına nasıl katkıda bulunduğu gösterilmiştir.

Anlam bilimDil bilgisiDil bilgisi-ekler+5
Çiçek Varol
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Ergative as accusative case: Evidence from Adyaman Kurmanji

?Ergative as Accusative Case:Evidence from Adıyaman Kurmanji?This study aims to investigate the nature of ergativity in Adıyaman Kurmanji within the premises of the Minimalist Program. Adıyaman Kurmanji displays two alignment patterns depending on the tense. In non-past structures nominative alignment is observed whereas the past tense requires an ergative alignment. Based on these two types of alignments many linguists like Haig (2004), Thackston (2006), and Gündoğdu (2011) argue that Kurmanji is a split ergative language. Accordingly, the major aim of this study is to investigate the structure of the ergative pattern in Adıyaman Kurmanji.In this study, the initial step was to compare the ergative and nominative subjects in terms of certain tests like binding, scope and EPP to determine the phrase structure and where the subjects reside on the structure. Additionally, voice properties of the language were inspected as a background to the major claim. Based on the results of the tests applied and the motivation obtained from the data, it was argued that what has been called ergative in Adıyaman Kurmanji is, indeed, a passive structure diachronically reanalyzed as the past tense. According to Trask?s (1979) typology of ergative languages, there are two types of ergative languages, which labels as Type A and Type B. Based on this typology, we argue that Adıyaman Kurmanji falls into Type A where ergativity is the result of passive structure becoming obligatory diachronically. In order to incorporate our analysis into the Minimalist Program we adopt Collins? (2005) analysis of passives in English. Additionally, we argue that perfects in Adıyaman Kurmanji have a bi-clausal structure and display ergativity only because they accommodate a past tense CP.In addition to ergativity in Adıyaman Kurmanji, we investigated unbalanced coordination, which occurs as a by-product of ergativity in this language. We argue that unbalanced coordination takes place as coordination of two VPs. Moreover, coordination has a hierarchical structure rather than a flat one.

AdıyamanGrammar-verbGrammar-complement+4
Ümit Atlamaz
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Acquisition of past tense in Albanian: Implications for morphological processing and representation

This study examines the acquisition of past tense in Albanian, which is a highly inflectional language, especially with respect to its verbal system. The past tense depicts a rather complex picture, involving several components and discrepancies. This process is realized via mandatory suffixation (two suffixes available for the third person singular: `-i? and `-u?), accompanied by the different combinations of two other inflectional dimensions: stem extension (four available affixes for the third person singular: `-v-?, `-t-?, `-jt-?, `-r-?), and stem change. Unlike English, Albanian doesn?t offer a clear distinction between `regular? and `irregular? inflection, and a `default-like? past tense process. Rather, it involves several discrepancies between verbs? past tense formation and their phonological structure, such that verbs belonging to the same phonological prototype diverge with respect to their past tense formation. Also, it is one of a limited number of languages that offers the possibility to observe paradigmatic relations and discrepancies between a verb?s inflected instances.The present study deals with production data, collected from 64 monolingual Albanian-speaking children divided into three age groups (age range: 2,8 ? 5,8). A picture-cued elicitation technique was used to elicit children?s production of the verbs? present and past tense forms, of which only the past tense productions were coded and statistically analyzed. Verbs from different phonological neighborhoods were included, where special attention was paid towards including verbs for each different past tense process, and verbs from the same phonological prototype, that diverged with respect to their past tense formation.The findings reveal a pronounced tendency of children, regardless of age, to overapply the `-v-? stem extension affix, which is consistently present in the first and second person singular past tense instances of the related verbs, to the third person singular, an instance which is never observed in adult language. This phenomenon suggests effects of paradigmatic analogy. Another major pattern observed was the overgeneralization of a past tense process to verbs that actually employ another past tense formation process. This pattern occurred with verbs whose present tense forms belong to the same phonological neighborhood, therefore indicating effects of phonological similarity on children?s processing of the past tense.The results are discussed with particular attention paid to the accumulating evidence on paradigmatic effects and the analogy between words sharing morpho-phonological and / or semantic properties. We conjecture that the `v-stem extension overgeneralization? pattern displayed by the Albanian-speaking children is a peculiar phase during their acquisition of the past tense, which promotes their transition to the adult level of processing and representation of this challenging morphological process. Our findings favor morphological processing models in which analogy to other exemplars and intrinsic relations between words play a crucial role.

AlbanianMorphologyGrammar-prefix+5
Dorina Strori
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessEN

Tane morfolojisinin flotasyona olan etkisi

Today, due to the finer liberation sizes of minerals, mineral processing methods utilizing the wettability differences of particles like flotation has become more preferable than other methods. Although many individual parameters in flotation process like pH, surfactant type have been explained in detail in many papers, the effect of morphology on flotation recoveries has not been dwelled much. Particularly, the mechanism responsible for the effect of shape and roughness on flotation grade and recoveries requires a thorough systematic studies in order to reveal the extent of bubble particle interactions upon changes in morphology. It is therefore the aim of this PhD thesis study, to investigate these still questionable and yet still misunderstood phenomenon of particle morphology on flotation recoveries from the persepective of both experimental and theoretical issues and extend the findings to practical industrial roadmaps. In the experimental part of the thesis, the surface roughness of the particles was monitored with different methods such as acid etching in the presence of HF, grinding in different media (ball and autogenously grinding with very fine sized abrasive) and sand blasting. Among them, sand blasting is probably the most unique. In the literature, sand blasting is generally used for surface etching by blasting of sand sized particles to the surfaces. However, in this study, the morphological changes of particles was investigated by changing the distance between plate–gun and the nozzle pressure. The size distributions of particles, shape factor and roughness of these particles was determined by image analysis method for each fraction upon grinding and sand-blasting processes. The roughness parameter was determined by different methods as B.E.T., optical profilometer, atomic force microscopy (A.F.M.) and scanning electron microscopy (SEM). After morphological characterization of particles, certain fractions (150-106 µm) was subjected to systematic micro-flotation tests. In addition, contact angle measurements were also performed for materials produced under different conditions. The results of these various tests showed that the selection of particle production method is most critical to assess the particle morphology in terms of roughness and shape factor. It is clearly shown that angular particles always float better than round particles using both flotation and bubble-particle attachment tests. On the other hand, comparison of smooth-spherical and rough-spherical particles identified that roughness is the major parameter determining the flotation rates. In this context, increasing the roughness degree resulted in higher flotation rates, which well correlated with the theoretical models. The results of flotation studies showed that the influence of morphology in terms of shape factor and roughness varied with the hydrophobicity of particles. In other words, at high reagent concentrations, while the shape factor became dominant, at lower hydrophobicities, particle roughness became the major driving force in the evaluation of flotation recoveries. From this point of view, it is proposes that tuning the particle morphology is of significant importance for industrial applications. In the theoretical part of the study, a derivative of DLVO theory was adapted from the literature and in order to explain the flotation results through the interactions between bubbles and particles with only roughness values taken into consideration. As a result, it was shown that the distance of separation increased with increasing the roughness which concamitantly increased the level of particle hydrophobicity

Mineral processingFlotationMorphological properties
Onur Güven
İstanbul Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessEN

Lexical effects in morpho-orthographic segmentation

The present study investigated how native English speakers process morphologically complex words and monomorphemic words. Pseudo-complex words have a whole word meaning, but also a possible decomposition into a stem and suffix, which means that they may be processed more similarly to monomorphemic words due to the whole-word meaning or more similarly to morphologically complex words, as decomposition is possible. This study was carried out using a masked priming lexical decision task, and is unique in that it used the same target word in all experimental conditions and used only derivational suffixes. Results showed that pseudo-complex words were processed similar to monomorphemic words. Additionally, the base frequency effect was found, with higher-frequency target words being processed faster and showing fewer priming effects overall. Results were modeled with the additional measures of the sum of the word ending bigram frequencies, the possibility of an incorrect decomposition due to the presence of another suffix, and individual self-rated spelling ability. A clear segmentation and stronger spelling skills decreased reaction times. Overall, the results of the study support that pseudo-complex words are processed more similarly to monomorphemic words, suggesting that no decomposition took place.

GrammarLinguisticsWords+4
Allyson Lee Kellum
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kedi ve köpeklerde anemi bulguları gösteren enfeksiyöz ve nonenfeksiyöz hastalıklarda eritrosit morfolojilerine sitopatolojik yaklaşım

Amaç: Kliniklere gelen ve hemogram sonuçlarına göre anemik olan kedi ve köpeklerin kan yayması hazırlanarak hızlı ve ucuz bir yöntemle, rejeneratif ve nonrejeneratif sınıflandırmasının yapılması ve klinik gidişatın tespiti hedeflenmiş olup bu yöntemin teşhis ve tedavide önemli bir yol gösterici olması açısından fayda sağlayacağı düşünüldü. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Patoloji Anabilim Dalı‟na gönderilen farklı ırk, yaş ve her iki cinsiyetten toplam 59 anemili 10 klinik olarak sağlıklı kedi ve köpekten alınıp gönderilmiş kanların rutin sitopatolojik muayenesi yapılmış olup, aynı örneklerin hemogram değerleri için hizmet alımı yapıldı. Kan yaymalarının incelemesi Wright's eosin metilen mavisi ve May-Grünwald Giemsa boyaları ile yapıldı. Hazırlanan preparatlar ışık mikroskobunda incelendi. Mikroskobik görüntülerin dijital fotoğrafları çekilerek bilgisayar ortamına aktarıldı. Tam kan analizleri kan sayım cihazı ile sayıldı. Bulgular: Bu çalışmada eritrosit morfolojileri kromozi derecelerine göre sınıflandırıldı. Kan yaymalarında, anemik kedi vakalarında 10 kedide makrositik, 5 kedide mikrositik bir anemi görülürken köpek vakalarında 16 makrositik, 3 mikrositik vaka görüldü. 12 kedi kan yayması hipokromik görülürken, 8 köpek vakasında hipokromik olduğu bildirildi. Sonuç: Anemik olan kedi ve köpeklerin kan yaymalarının hızlı ve ekonomik olarak hazırlanabildiği, aneminin sınıflandırmasının yapılabildiği, eritrosit morfolojilerinde değişiklerin incelenmesi ile bazı spesifik hastalıkların kesin teşhisine yaradığı, kan yaymalarında görülen kan parazitlerinin teşhisinde ucuz, güvenli ve hızlı tanıya ulaştırdığı, klinik gidişatın tespitinin sağlanabildiği ve hastalıkların tedavilerinin ne derece olumlu yanıt alındığın gözlemlenmesini sağladı. Hedeflenmiş olan bu yöntemin teşhis ve tedavide önemli bir yol gösterici olması açısından fayda sağladığı görüldü. Anahtar kelimeler: anemi, kedi, klinik patoloji, köpek, periferik yayma.

AnemiAnemi-demir eksikliğiEnfeksiyonlar+6
Ahmet Alperen Özler
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eskişehir ilindeki bazı crocus L. türleri üzerinde anatomik, morfolojik ve kimyasal araştırmalar

Bu çalışmada, Eskişehir il sınırları dahilinde yayılış gösteren 2'si endemik olan 3 Crocus L. türünün; (C. ancyrensis Herbert (Maw), C. antalyensis Mathew ve C. chyrsanthus (Herbert)) anatomik, morfolojik ve kimyasal özellikleri incelenmiştir. Morfolojik çalışmalarda; 3 Crocus türünün; korm, tunika tipi, yaprak kını sayısı, brakte, brakteol yapıları, tepal ölçüleri, perigon tüpü ve stilus gibi karakterleri incelenerek morfolojik çizimleri yapılmıştır. Anatomik çalışmalarda; kök, gövde ve yapraklardan alınan enine kesitler incelenmiş ve çizimleri yapılmıştır. Kimyasal çalışmalarda ise; yumru, stilus ve tepallerden mikrodistilasyon yoluyla uçucu bileşikler elde edilmiş ve Gaz Kromatografisi (GK) ve Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometrisi (GK/KS) ile uçucu bileşiklerin kimyasal analizi gerçekleştirilmiştir.

AnatomiBitki morfolojisiBitkiler+5
Melike Sayarer
Anadolu University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Malatya ve Elazığ illeri çevresinde yayılış gösteren Trigonella L. türlerinin morfolojik özellikleri bakımından araştırılması

97 5-ÖZET Bu çalışmada, Malatya ve Elazığ illeri çevresinde yetişen Trigonella L. cinsine ait 18 taksan morfolojik özellikleri bakımından araştırılmıştır. Taksonların morfolojik özellikleri ile ilgili ölçümler toplanan örnekler üzerinde makroskobik ve steromikroskobik olarak yapılmış ve her bir taksonun fotoğrafı çekilmiştir. Her bir taksonun stipul ve çiçek diseksiyonu yapılmıştır. Stipul uzunlukları ilk kez çalışılmış olup taksonlara göre uzunluğu 0,4-1 cm, genişliği ise 0,1-0,3 cm arasında değişmektedir. Türlerin çiçek diseksiyonları birbirinden farklıdır. Alt epidermisten alman kesitlerde stoma indeksleri daha yüksek bulunmuştur. Stoma indeksini hesaplamak için yaprakçıkların alt ve üst yüzeylerinden yüzeysel kesitler alınmış ve mikroskopta incelenmiştir. Birim alana düşen epidermis hücresi ile stoma sayısı Wipple oküler mikrometre kullanılarak tespit edilmiştir. Her bir bitkinin alt ve üst epidermisinden alınan kesitlerin fotoğrafları çekilmiştir. Morfolojik ölçümlerden elde edilen bilgiler küme analizi küme analizi için kullanılmış ve sayısal taksonomik yönden değerlendirilmiştir. Trigonella brachycarpa, Trigonella monspeliaca, Trigonella aurantiaca ve Trigonella coerulescens, kendi içinde bir küme (I. Küme); Trigonella astroites, Trigonella crassipes ve Trigonella lunata, kendi içinde bir küme (II. Küme); Trigonella monantha subsp. monantha, Trigonella monantha subsp noeana, Trigonella plicata, Trigonella orthoceras ve Trigonella foenum-graecum kendi içinde bir diğer küme (IQ. Küme); Trigonella kotschyi, Trigonella velutina ve Trigonella fıscheriana kendi içinde diğer başka bir küme (IV. Küme); Trigonella coelesyriaca ve Trigonella capitata ise herbiri yegane temsilcileri oldukları kümeyi (V. Küme ve VI. Küme); oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Trigonella, Fabaceae, morfoloji, stoma indeksi, küme analizi ve sayısal taksonomi.

ElazığMalatyaMorfolojik özellikler+1
Hasan Akgül
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Science
1999
00
Master'sOpen AccessTR

Görüntü işleme teknikleri kullanılarak ürün ve tohum sayma işleminin gerçekleştirilmesi

Tohum, gıda zincirinin en temel ve en önemli halkasını oluşturmaktadır. Dünya üzerinde tohum miktarındaki bir azalma veya eksiklik yaşam için çok zor bir durumun oluşumuna neden olacaktır. Dünyada, bitkisel üretim yani tarım tohumun bulunmasıyla başlamıştır. Tohumun tarımda kullanılmasında, tohum miktarı tohumun özelliklerine göre değişkenlik göstermektedir. Ayrıca tarımı yapılan ürünlerin, verim hesabının hızlı bir şekilde yapılması çok büyük önem arz etmektedir. Toprak üzerine tarım olduğu gibi suda tarım da yakın zamanda görülmeye başlamıştır. Ekilecek alana yeteri kadar tohum ekilmesi verimi doğrudan etkilemektedir. Tarım alanına fazla veya eksik tohum atılması verimi azaltmaktadır. Günümüzde halen tarım alanına atılacak tohum miktarı, kullanılacak tohumun ağırlığına göre yapılmaktadır. Bu yöntemle, birim metre kareye düşen tohumun belirlenmesi yanlış bir uygulamadır. Çünkü her tohumun yoğunluğu ve hacmi farklılık göstermektedir. Doğru olan yöntem ise birim alana gelecek tohumun miktarının her ürüne göre en başta belirlenmesidir. Böylece ekilen alana gerekli olan toplam tohum miktarı, optimum olarak hesaplanabilecektir. Bu çalışmada da ekilmek istenen tohumları ve elde edilen ürün verimini sayma işlemi, bilgisayar destekli görüntü işleme yöntemi ile hızlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Bunun için tohumların ve ürünlerin gündüz ve gece arasındaki farktan ve farklı ışık yoğunluğundan etkilenmemeleri için sabit bir platform üzerinde, kapalı bir ortamda görüntüleri alınmıştır. Ayrıca farklı zemin materyalleri kullanarak oluşabilecek yansıma azaltılmaya çalışılmıştır. Görüntü işleme yöntemi olarak ek bileşenler olarak eşikleme, medyan filtreleme, morfolojik genişletme ve morfolojik erozyon uygulandıktan sonra blob algılama algoritması uygulanmıştır. Öncelikle ek bileşenler teker teker uygulandıktan sonra blob algoritma uygulanarak sonuçlar alınmış. Fakat alınan sonuçlarda nohut, mercimek ve pirinç ürünlerine yalnız genişletme veya erozyon uygulanarak % 98,13 başarı elde edilirken aynı başarı sadece eşikleme yapılarak veya medyan filtreleme uygulanarak elde edilememiştir. Sadece eşikleme veya medyan filtreleme uygulanarak blob algılamada hatalı sayımlar olmuştur. Sadece eşikleme uygulanarak yapılan sayımda pürüzsüz yüzeyde R² değeri 0,92 mat yüzeyde 0,22'dir. Medyan filtreleme uygulanarak yapılan sayımda pürüzsüz yüzeyde R² değeri 0,95 mat yüzeyde 0,28'dir. Bu değerler dikkate alındığında pürüzsüz yüzeyde sadece eşikleme veya medyan filtreleme yapılarak yeterli başarı elde edilemediği mat yüzeyde ise düşük bir korelasyon gösterdiğinden hata oranının yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ek bileşenlerin hibrit kullanımı ile en başarılı sonuçların alınacağı kanaati oluşmuştur. Yapılan denemelerde ek bileşenlerin hibrit kullanımı ile ürün ve tohum sayımında % 98,58 başarı elde edilmiştir.

Görüntü işlemeMedyanlarMorfolojik özellikler+3
Sinan Sarıyıldız
Kütahya Dumlupınar University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kazdağı (Türkiye)'na endemik Silene bolanthoides Quézel, Contandr. & Pamukç. (Caryophyllaceae) türünün biyolojisi

Bu çalışmada, Kazdağı'na endemik olan Silene bolanthoides Quézel, Contandr. & Pamukç. türünün morfolojik, anatomik, ekolojik, palinolojik, tohum çimlenmesi ve karyolojik özellikleri araştırılmıştır.Türün morfolojik ölçümleri yapılmış ve bazı karakterleri güncellenmiştir. Anatomik araştırmalar için bitkiden alınan organlar, ön işlemlerden sonra parafin bloklara aktarılmış, rotary mikrotomda 8 µm kalınlığında kesitler elde edilerek, anilin mavisi-safranin ikili boyaması yapılmış ve anatomik yapıları mikroskopta incelenmiştir. Türün habitatından alınan toprak örneklerinin fiziksel ve kimyasal analizleri yapılmış olup, toprağı tınlı bünyeli, nötr, tuzsuz, az kireçli, organik maddece, fosforca ve potasyumca az olarak bulunmuştur. Palinolojik çalışmalarda, polen preparatları Wodehouse Yöntemi (1935)'ne göre hazırlanmış, ışık mikroskobu ve taramalı elektron mikroskobunda (SEM) incelenmiş ve S. bolanthoides polenlerinin şekli sferoidal, polen tipi periporat, polen yapısı tektat ve operkulumun granüllü olduğu görülmüştür. Tohumlarının çimlenme yüzdesi %4 olarak belirlenmiş, hem çimlenmenin hem de çimlenen bitkilerin gelişim hızlarının yavaş olduğu gözlenmiştir. Çimlenen tohumların kök uçlarından alınan örneklerde, ezme preparat yöntemi ile kromozom sayısının 2n=24 olduğu belirlenmiştir. S. bolanthoides'in dar yayılışlı ve birey sayısının az olmasından dolayı, tehlike kategorisinin CR B1ab(ii,iii) olarak değerlendirilmesi uygun görülmüştür.

Ekolojik özelliklerKazdağlarıMorfolojik özellikler+1
Onur Esen
Çanakkale Onsekiz Mart University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yabani ayçiçeği türlerinin (Helianthus spp.) in vitro ve in vivo koşullarda türler arası melez performanslarının araştırılması

Bu çalışma Bursa koşullarında yabani ayçiçeği genotipleri (Helianthus spp.) ve CMS hatlarıyla yapılan tür içi ve türler arası melezleme programı sonucu gelişen olgunlaşmamış embriyoların embriyo oluşturma performanslarının in vitro ve in vivo koşullarda araştırılması amacıyla 2019 yılında Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü, doku kültürü laboratuvarı, sera ve arazi koşullarında yürütülmüştür. Çalışmada kullanılan bitki materyali USDA-Amerika'dan temin edilen 4 adet yabani ayçiçeği genotipi ve Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsü'nden 4 adet CMS hattan oluşmuştur. Araştırmada tür içi ve türler arası melezlemelerden elde edilen embriyolara 10-12 gün sonra embriyo kültürü uygulanmıştır. Melez bitkiler üzerinde yapılan morfolojik ölçümlerde (bitki boyu, tabla çapı, yaprak sayısı, yaprak eni, yaprak boyu, petiol uzunluğu, sap kalınlığı) önemli farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Arazi koşullarında F1 elde etmek amacıyla 4 adet CMS hat ile 4 adet yabani ayçiçeği genotipi kullanılmış ve toplamda 16 adet farklı kombinasyonda melezlemeler yapılmıştır. Tür içi ve türler arası melezlemeler sonucu 2517-A x H annuus (9), 2517-A x H argophylus (35), 6388-A x H argophylus (35), 9661-A x H annuus (17), 9661-A x H annuus (9) melez kombinasyonlarından tohum elde edilememiştir.

AyçiçeğiEmbriyo kültür teknikleriHelianthus annuus+2
Zehra Ölmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Fetüslerde nervus facialis'in glandula parotidea'dan çıkan dallarının incelenmesi

N. facialis glandula parotidea'yı (GP) terk ettikten sonra mimik kaslarını innerve eder. Hasarında fasial paralizi görülen bu dalların dağılım paternleri değişkendir. Bu çalışmada, fetüslerde n. facialis'in GP'den ayrıldıktan sonraki dallarının morfolojik ve morfometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 15 fetüse ait (10 kız, 5 erkek) 30 taraf disseke edildi. N. facialis'in GP'den çıkan dalları açığa çıkarılarak incelendi ve elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapıldı. N. facialis'in GP'den çıktıktan sonraki dal sayısı ve dalların lokalizasyonu farklı hatlar referans alınarak belirlendi. R. frontotemporalis (RFT) ve r. marginalis mandibularis (RMM) için belirlenen hatlar üzerinde tehlikeli bölgeler belirlendi. RFT'nin A hattının uzunluğunun %11 ilâ %49'u, B hattının uzunluğunun %16 ilâ %63'ü arasında hattı çaprazladığı saptandı. R. zygomaticus'un en sık B ve C hatları arasında olduğu r. buccalis'in en sık ductus parotideus'un aşağısında (%51.1) olduğu belirlendi. RMM'nin GP'den çıktıktan sonra dal sayısı temel alınarak yapılan sınıflandırma sonucunda 11 tip saptandı. En sık görülen paternin tip 1a (%40.7) olduğu belirlendi. RMM'nin a. facialis'i ve v. facialis'i çaprazlama yeri, mandibula alt kenarı uzunluğunun sırasıyla %24 ilâ %52'sinde ve %17 ilâ %49'unda olduğu belirlendi. R. cervicalis'in (RC) GP'den çıkış noktası en sık E hattının aşağısında (%91.1) saptanmıştır. RC'nin platysma'ya girdiği nokta en sık X hattının önünde (%92.5) saptandı. Bu çalışma n. facialis'in GP'den çıkan dallarının dallanma paterni ve referans noktalara göre nicel veriler sağlamaktadır. Sinir dallarının lokalizasyonunun belirlenmesi yüzde ve boyunda uygulanacak cerrahi uygulamalarda dikkate alınmalıdır. Bu çalışmanın fetüslerde n. facialis ile ilgili literatüre katkı sağlayacağı, çocukluk döneminde bu bölgeye uygulanan cerrahilerde yol göstereceği düşünülmektedir.

AnatomiFetüsMorfolojik özellikler+2
Berfin Tuğba Dikici
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova bölgesinde yaygın bazı sofralık ve yağlık zeytin çeşitlerinin fenolojik, pomolojik ve morfolojik özelliklerinin belirlenmesi

ÖZ ÇUKUROVA BÖLGESİNDE YAYGIN BAZI SOFRALIK VE YAĞLIK ZEYTİN ÇEŞİTLERİNİN MORFOLOJİK, FENOLOJİK VE POMOLOJİK ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ. MEHMET ULAŞ ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BAHÇE BİTKİLERİ ANABİLİM DALI Danışman: Prof.Dr. Ömer GEZEREL Yıl: 2001, Sayfa 94 Jüri : Prof.Dr. Ömer GEZEREL : Prof. Dr. Ali KÜDEN :Yard. Doç. Dr. Celil TOPLU Zeytin yetiştiriciliği için oldukça yüksek bir potansiyele sahip olan Çukurova bölgesinde yetiştirilen çeşitlerin büyük bir kısmını lokal çeşitler oluşturmaktadır. Çukurova bölgesi Türkiye zeytin yetiştiriciliği için çok önemli yere sahiptir. Çukurova bölgesinde yetiştiriciliği yapılan lokal ve bazı standart çeşitlerin ağaç, meyve, çiçeklenme, yaprak ve çekirdek özellilerinin belirlenmesine çalışılmıştır. Elde edilen veriler değerlendirilip çizelgelerle sunulmuştur. Çalışmada, Çukurova bölgesi içerisinde, aynı ismi taşıyan farklı çeşitlerin veya aynı çeşidin farklı yörelerde farklı isimlerle çağırılan çeşitler olduğu belirlenmiştir. Örneğin: Küncülü (Kilis Yağlık), Yerli (Erkence) çeşitlerinin faildi çeşitler olmadığı saptanmıştır. Adana Topağı, San Ulak, Edremit Yağlık ve Gemlik çeşitleri Çukurova ekolojik koşullarında diğer çeşitlere göre daha üstün performans göstermişlerdir. Anahtar Kelimeler : Zeytin, Çeşit, Tanımlama, Pomoloji, Çukurova

Fenolojik özelliklerMorfolojik özelliklerPomoloji+2
Mehmet Ulaş
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Çukurova bölgesi doğal vejetasyonunda bulunan bazı tek yıllık yonca türlerinin (Medicago scutellata, Medicago orbicularis, Medicago polymorpha) sitolojik, morfolojik ve biyolojik özellikleri üzerine bir araştırma

78 5. ÖZET Bu araştırma, Çukurova Bölgesi doğal vejetasyonlarında yaygın olarak bulunan üç tekyıllık yonca türünün (Medi cago scutel lata, Medicago orbicularis ve Medi cago polymorpha) sitolojik, mor-folojik ve biyolojik özelliklerinin saptanması amacıyla sürdürülmüştür. Araştırmada, incelenen türlerin somatik kromozom sayıları, kromozom mor-foloji leri, yaprak, sap, kök, çiçek tozu ve tohum özellikleri incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular aşağıda özetlenmiştir. 1. Canakvari yonca (Medicago scutel lata) ' da kromozom sayısı 2n=30, Diskvari yonca (Medicago orbicularis) ' da kromozom sayısı 2n=16 ve Pıtraklı yonca (Medicago polymorpha) ' da ise 2n=14 olarak bulunmuştur. Bu türlerde kromozom boylarının sırasıyla PL. scutel lata' da 1.635 u ile 3.082 m, tU. orbicularis' de 1.434 « ile 2.140 ju ve M. polymorpha' da ise 1.763 u ile 3.095 u arasında olduğu tesbit edilmiştir. Ayrıca, bu türlerde kromozomların ortalama kol indekslerinin ise sırasıyla, M^. scutel lata' da 0.662 ile 0.8B2, M;, orbicularis' de 0.775 ile 0.828 ve M. polymorpha' da ise 0.586 ile 0.836 arasında olduğu tesbit edilmiştir. 2. incelenen türlerde çenek yaprağı uzunluk ortalaması 7.735-19.585 mm, genişlik ortalaması 3.478-9.425 mm, uzunluk/genişlik oranları 1.91-3.38 olarak bulunmuştur. ilk tekli yaprağın uzunluk ortalaması 5.475-11.865 mm, gen işlik ortalaması 7.295-10.475 mm vb uzunluk/genişlik oranları 0.735-1.128 arasında bulunmaktadır, üçüncü yaprakta bir yan yaprakcıgın uzunluk ortalamsı 6.338-10.423 mm, genişlik ortalaması 7.135-7.883 ve uzunluk/genişlik oranları 0.892- 1.323 arasındadır, üçlü yapraklarda orta yaprakcıgın uzunluk ortalaması 12.073-26.097 mm, genişlik ortalaması 11.936- 20.456 mm, uzunluk/genişlik oranları 0.989-1.359 arasında oldukları anlaşılmıştır.79 3. Türlerimizde çiçek uzunluğu ortalama 4.407-7.638 mm, bayrak genişliği 3.178-4.569 mm arasında değişmektedir. Salkımlardaki çiçek sayıları ise 1-4 arasında değişmiş ve çiçek renkleri sarı rengin tonları olarak tanımlanmıştır. 4. Çeşitlerimizin çiçek tozlarında uzunluk ortalaması 38.623-42.518 mikron, genişlik ortalaması 34.888-39.942 mikron arasında bulunmuştur. Çiçek tozu şekillerinin de ig- silindir ve küreseldir. 5. Denemeye aldığımız tekyıllık yoncaların meyve yüksekliği ortalama 4.832-9.349 mm, meyve çapı 9.722-16.161 mm, meyve diken uzunluğu 2.319" dur. Aynı türlerin meyvelerinde kıvrım sayıları 3-10 arasında, meyve kıvrım yönü saat aksi yönünde ve meyve şeklinin küresel veya silindirik olarak bulunmuştur. Meyvelerin, |1 orbicularis ve M. polymorpha türlerinde tüysüz, diğerinde ise tüylü olduğu anlaşı lmıştır. 6. Çalışma materyalimizin tohum uzunluğu ortalama 2.738- 4.942 mm, tohum genişi 1 iğinin ise bütün türlerde tohum renginden acık birer benek halinde bulunduğu görülmüştür. Tohum renklerinin sarı-kahverengi nin tonları olduğu anlaşı lmıştır. 7. Deneme türlerimizin 1000 dane ağırlıklarının 3.345- 15.978 gr arasında değiştiği saptanmıştır. 8. Türlerimizin sap uzunluğu ortalamsı 20.390-40.255 cm, sap kalınlığı ortalaması ise 1.620-3.095 mm arasında yer almaktadır. Türlerdeki dal sayısının 1-12 arasında değiştiği görülmüştür. Sap kesitlerinin ise bütün türlerde kareye yakın köşeli ve içlerinin özlü olduğu, sap tüylülügü yönünden farklılıklara rastlandığı, M_;_ orbicularis ve ÇU. polymorpha türlerinin yatık habituslu olduğu saptanmıştır.80 9. üzerinde çalıştığımız tekyıllık yoncaların vejetayon devreleri sonunda kök uzunlukları ortalamasının 20.910-25.885 cm, kök yayılma genişliği ortalamasının da 2.238-2.988 cm arasnda değiştiği anlaşılmıştır. 10. İncelenen türlerde çiçek tozu canlılığının çimlendirme denemelerinde % 2-18 arasnda, sıvı vazelende ise % 71.0-72. 4 aras'ında değiştiği bulunmuştur. 11. Çalıştığımız türlerin tohumlarında çimlenme oranı sırasıyla % 1-13, % 43-56 ve % 5-28 arasında değişmiştir.

Biyolojik özelliklerMorfolojik özelliklerSitolojik özellikler+3
Yaşar Karadağ
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yabani gernik genotiplerinin morfolojik ve fizyolojik özelliklerinin saptanması

Bu çalışma, 70 adet yabani gernik (T. turgidum ssp. dicoccoides), 5 adet makarnalık (T. turgidum ssp. durum) ve 5 adet ekmeklik buğdayda (T. aestivum ssp. aestivum) bazı morfolojik ve fizyolojik özellikleri saptamak amacıyla 2005?2006 yetiştirme yılında yürütülmüştür. Araştırmada, bitki boyu (cm), başakta başakcık sayısı (adet), başakta dane sayısı (adet), bitki verimi (g), biyolojik verim (g), hasat indeksi (%), büyüme habitusu, coleoptil rengi, yaprak genişliği, kulakçık rengi, başaklanma tarihi (gün), bin tane ağırlığı (g) ve doğal koşullar altında oluşan sarı pas (Puccinia striiformis) ve kahverengi pas (Puccinia recondita) gibi hastalıklar incelenmiştir.Çalışma sonucunda, yabani gernik genotiplerinin incelenen bazı morfolojik ve fizyolojik özellikler bakımından tetraploid ve hekzaploid kültür buğdaylarından daha fazla genetik varyasyon gösterdikleri saptanmıştır.

Ekmeklik buğdayFizyolojik özelliklerMakarnalık buğday+2
Musa Mutlu Yalçın
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Yüksek oranda kurşun (II) oksit (PbO) kullanımının akü üzerine etkileri

Bu çalışmada, kurşun asit akülerde üretilen kurşun oksit ile hazırlanan pozitif plaka üzerinde yer alan hamurun akü üzerindeki performans etkileri, morfolojik (SEM) ve yüzey alanı (BET) etkileri incelenmiştir. Kurşun oksit oranları, %25Pb-%75PbO karışımı (A numunesi) ,%30 Pb-%70 PbO(B numunesi) karışımı olarak hazırlanmıştır. Hamur karma prosesinde hamur hazırlanarak, pozitif ızgaralar üzerine sıvanmış, plakalar kürleme sürecinden geçirilmiştir. Kürleme işlemi sonrasında plakalara SEM ve BET analizleri yapılmıştır. SEM görüntülerinde plaka morfolojik yapıları incelenmiş olup, BET analizinde de yüzey alanları karşılaştırılmıştır. 3BS yapılar 4BS yapılara göre şarj kabul oranı daha fazla olduğundan 4BS yapılı akülerde verilen akım reaksiyonda dönüşüme etki etmeden reaksiyon sıcaklığını arttırdığı görülmüştür. Yapılan BET analizlerinde A oranlı plakanın BET analizi 1,388 m2/g gelirken B oranlı BET anlalizinin 0,9260 m2/g geldiği görülmüştür. Bu durumda A oranlı numunelerin yüzey alanın B ye göre daha fazla oluştuğu görülmüştür. Hazırlanan aküler, laboratuvarda eşit şartlarda tam şarj haline getirilmiştir. Elektriksel test laboratuvarında TS EN 50342-1 standardı dikkate alınarak, kapasite, yol verme, çevrim ve şarj kabul testleri yapıldı. Çıkan sonuçlara göre değerlendirmeler yapıldığında A numunesinin B numunesine göre ilk şarj verimliliğinde %12 daha etkin olduğu görüldü. Bu durum şarj kabul testlerinde %67 ve çevrim testlerinde %6,5 A numunesinin daha verimli olduğu tespit edildi. Oksit üretiminde üretilen ürünün %Pb oranı arttıkça ilk şarj verimi, şarj kabulü ve çevrim ömrü düşmektedir

Kurşun oksitMorfolojik özelliklerPerformans ölçümleri+1
Emrah Pıçakçı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgesinden selekte edilmiş bazı incir genotiplerinin Adana koşullarında kalite özellikleri ile partenokarpiye eğilimleririnin belirlenmesi

Bu çalışmada, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinden selekte edilen bazı incir genotiplerinin, pomolojik ve morfolojik özellikleri ile birlikte meyve doğuş tarihleri saptanmış, Blastophaga psenes'in meyveye giriş tarihleri incelenmiştir.Gelişme dönemi boyunca, haftalık meyve örnekleri alınmış ve bunlar derin dondurucuda (-20oC) saklanmıştır. Daha sonra bu örnekler stereo mikroskopta incelenerek çiçeklerin yıl içindeki gelişimleri gözlenmiştir.Yapılan analizlerde, ortalama meyve ağırlığının 21,17-69,25 g, meyve eni 31,91-50,88 cm, meyve boyunun 32,98-53,44 cm, kabuk kalınlığının 0,88-1,73 cm, suda çözünebilir kuru madde miktarının % 16,0-28,0 arasında olduğu tespit edilmiştir.Bu çalışmada 01-İN-48, 01-İN-51, 01-İN-52, 01-İN-53, 01-İN-54, 01-İN-55, 01-İN-56, 01-İN-57, 01-İN-58, 31-İN-01, 31-İN-05, 31-İN-06, 31-İN-07, 31-İN-11, 31-İN-12, 31-İN-13, 31-İN-16, 31-İN-17, 31-İN-19, 31-İN-24, 31-İM-02, 31-İM-10, 31-İM-15 genotipleri ile Küçük Kuyruklu Sarı, Yerli Beyaz Suruç, Siyah Güzlük Bozova Merkez, Kuyruklu Yeşil, Mut, Sultanı Halfeti, Yerli Beyaz Akçakale, Alakuşu çeşitlerinin partenokarpik meyve oluşturdukları belirlenmiştir.

FenolojiMorfolojik özelliklerPomolojik özellikler+2
Selen Yaz
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yerli ve yabancı Trabzon hurması çeşit ve tiplerinin morfolojik karakterizasyonu

Çukurova Üniversitesi Bahçe Bitkileri Bölümünde 2010-2011 yılları arasında yürütülen bu araştırmada Trabzon hurmasında 67 tür ve çeşitin morfolojik karakterizasyonu yapılmıştır. Çalışmada ağaçlarının gelişme durumu, büyüme şekli, dal yapıları ile yaprak, meyve ve tohum özellikleri incelenmiştir.İncelenen Trabzon hurması çeşit ve tiplerinde 2 ayrı sınıflama yapılmış olup her sınıflamada 4 grup olarak değerlendirilmiştir. Birinci sınıflandırmada kararlı, kararsız, buruk ve buruk olmayan; ikinci sınıflandırmada buruk-kararlı, buruk-kararsız, buruk olmayan-kararlı ve buruk olmayan-kararsız çeşit ve tipler yer almıştır. Gruplar içinde bulunan genotiplerle dendrogramlar oluşturularak genotipler arasında morfolojik olarak yakınlık dereceleri ortaya konmuştur. Kararlı çeşit ve tiplerin oluşturduğu grup, buruk çeşit ve tiplerin oluşturduğu grup ile kararlı-buruk çeşit ve tiplerin oluşturduğu toplam üç grupta da Diospyros lotus (ABD) ile Yeşil hurma tipleri en fazla faklılık gösterirken, Çekirdeksiz tipi ve Persimmon Seedless çeşidi grup içerisinde birbirlerine en fazla yakınlık gösteren çeşit ve tipler olarak bulunmuştur. Kararsız çeşit ve tiplerin oluşturduğu grup ile buruk olmayan-kararsız çeşit ve tiplerin oluşturduğu bu iki grupta, Shogatsu çeşidi kendi bulunduğu grup içinde en fazla farklılık gösterirken, Mercatelli ve Brazzale çeşitleri kendi gruplarında birbirine en yakın çeşitler olarak saptanmıştır.

Morfolojik özelliklerTrabzon hurması
Aylin Satmaz
Çukurova University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00

Related subjects