Mongoşs
55 theses under this subject heading
XIII-XVI. yüzyıllarda Diyâr-ı Bekr bölgesi tarihi (1243-1514)
Diyâr-ı Bekr bölgesi, hem doğu-batı hem de kuzey-güney arasında bir geçiş noktası olmanın yanında, ticaret yollarının kesiştiği bir kavşak olması hasebiyle de tarihi bir önem arzetmiştir. Bu özelliğiyle birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu bölge, zengin bir siyasî, sosyo-ekonomik ve kültürel geçmişe de sahiptir. Buna binaen sürekli cazibe merkezi olmuş ve tarihi önemini korumuştur. Anadolu'ya gelen Türkmenlerin ilk yerleşim yerlerinden olan Diyâr-ı Bekr, birçok millete ev sahipliği yapmıştır. Faklı unsurları bünyesinde barındıran Diyâr-ı Bekr bölgesinde, Moğol İstilası ile başlayan siyasi çekişmeler takip eden üç yüz yılda da devam etmiş ve bölge eski müreffeh görüntüsünden uzak kalmıştır. Binaenaleyh XIII-XVI. asır aralığı siyaseten tam bir kaos ortamına dönüşmüş ve bölgenin sosyo-ekonomik yapısı da bundan ziyadesiyle etkilenmiştir. Bir "bölge tarihi" olarak ele alınmış bu çalışmada, öncelikle Moğol İstilası ve özellikle Kösedağ Bozgunu'ndan (1243) sonra yaşanan olayların bölge siyasetine etkisi üzerinde durulmuştur. Bölgenin yerel siyasi teşekküllerinden daha güçlü olan İlhanlı ve Memlûklar gibi devletlerin mücadele sahası olması ve bu durumun bölgeye etkisi de ele alınmıştır. Bu bağlamda Diyâr-ı Bekr bölgesinin Kösedağ Bozgunu ile başlayan ve Çaldıran Zaferi ile Osmanlı hâkimiyetine girdiği üç yüz yılllık kaotik siyasi tarihi ele alınmıştır. Ayrıca bu çalışmada bölgenin XIII-XVI. yüzyıl aralığındaki tarihsel coğrafyası ve idari yönetimi ile sosyo-ekonomik yapısının değişimleri üzerine odaklanılmıştır. Bölge adına büyük demografik değişim ve dönüşümlerin yaşandığı bu dönemde son Türkmen göçünün etkisiyle Türk nüfusu daha da yoğunlaşmıştır. Akabinde Karakoyunlu ve Akkoyunluların tersine göç hareketiyle beraber Kürt nüfusunun yoğunlaşmaya başladığı gözlenmiştir.
Moğollarda din ve devlet ilişkisi (1206-1294)
Moğolların tarih sahnesine çıkışı Cengiz Han ile olmuştur. 1206 yılında gerçekleşen kurultayda birleşen Moğollar, büyük bir istila harekâtına girişmiş ve Cengiz Han'ın hükümdarlık yıllarında Türkistan, Çin'in bir bölümü ve İran coğrafyasına kadar uzanan geniş bir coğrafyayı ele geçirmişlerdir. Cengiz Han'ın ölümünden sonra da fetihler devam etmiş ve XIII. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Moğollar, bilinen dünyanın büyük bir bölümüne hükmeder konuma gelmişlerdir. Ancak XIII. yüzyıl ortalarından itibaren siyasi birlik bozulmuş ve dünyanın farklı yerlerinde yarı bağımsız Moğol devletleri ortaya çıkmıştır. Sembolik de olsa Büyük Moğol Kağanlığı'na bağlı olan Moğol devletleri, Kubilay Han'ın 1294 yılındaki ölümüyle birlikte bağlarını koparmışlardır. Yüz yıl gibi kısa bir sürede büyük bir askeri başarı gösteren Moğolların bu başarısının altıda birden fazla neden yatmaktadır. Dinin son derece önemli olduğu Orta Çağ'da Moğolların dini yaklaşımı da askeri harekâtların başarıya ulaşmasına etki etmiştir. Bizlere de son derece tanıdık gelen Gök Tanrı inancına mensup olan Moğollar, gittikleri hiçbir bölgede din adamlarına ve -bilinçli bir şekilde- dini değerlere saldırmamışlardır. Moğollara göre bütün dinler, Tanrı'ya ulaşmanın farklı yolları idi. Bu yüzden, hangi inanca mensup olursa olsun, din adamlarını vergiden muaf tutmuş ve onlara hürmet etmişlerdir. Din adamlarının toplum üzerinde son derece etkili olduğu Orta Çağ'da, Moğolların söz konusu yaklaşımı, rakiplerinin "dini argümanla birleşme" ihtimalini zayıflatmıştır. Öte yandan Moğolların dini yaklaşımı, XIII. yüzyılın ortalarında bir dönüşüm içerisine girmiştir. Semavi dinlere göre ilkel bir inanca sahip olan Moğollar, ele geçirdikleri coğrafyadaki dinlere girmişlerdir. Söz konusu bu dini dönüşüm, ayrılıkların derinleşmesine zemin hazırlamış ve siyasi çıkarların da etkisiyle, özellikle rakip devletlerin sınırlarında kurulan Altın Orda ve İlhanlı Devleti arasında içe dönük bir mücadelenin başlamasına zemin hazırlamıştır. XIII. yüzyılın sonlarına doğru Moğollar, ele geçirdikleri bölgelerin dinlerinden ve kültürlerinden etkilenerek asimile olmuşlardır. Böylece yüz yıl boyunca dünyayı etkisi altına alan Moğol istilasının sonu gelmiş ancak bıraktığı izler büyük dönüşümleri tetiklemiştir. Anahtar kelimeler: Moğol, Cengiz Han, Din, İslamiyet, Hristiyan, Budizm.
İlk İslam fetihleri ve Moğol fütühatı üzerine karşılaştırmalı bir tarih denemesi
Araplar İslamiyet öncesinde Arap yarımadasının kuzey ve güneyinde siyasi teşekküller meydana getirmiş olsalar da onların seslerini dünya çapında duyurmalarına asıl vesile olan, 622 yılında gerçekleşen Hicret ile birlikte kurulan ilk İslam Devleti'dir. Hz. Peygamberin Mekke yıllarında henüz Kur'an savaşa müsaade vermediğinden, kişiler ve gruplar arasında türlü çatışmalar yaşansa da müşrikler ile Müslümanlar arasında karşılıklı bir savaş hali söz konusu olmamıştır. Hicret ile beraber ise artık Müslümanların kendi kararlarını uygulayabildikleri bir toprakları olmuştur. İlk İslam Devleti'nin kurucusu olan son peygamber ölmeden önce, yarımadanın önemli bir kısmında İslam'ın yayıldığına şahitlik etmiştir. Kısa süre sonra ise Sasanilere son verilmiş, Bizans'ın önemli memleketleri ellerinden alınmıştır. Benzer bir siyasi ve askeri başarıyı Araplardan altı yüz sene kadar sonra, Araplara çok uzak bir sahada devletlerini kuran Moğollar da göstermiştir. Onların maceraları ilk Müslümanların deneyim ettiği şartlardan oldukça farklılık arz etmiştir. Bu bakımdan Orta Çağ'ın sonları gelirken yaşanan Moğol deneyimi, öncesinde Orta Asya'da kurulan diğer devletlerde olduğu gibi, dini motivasyon olmadan da askeri başarının sağlanabileceğinin belki de en etkili örneğini bizlere sunmuştur. Hz. Muhammed'in Moğollardaki karşılığı ise Cengiz Han'dan başkası değildir. Bu çalışmada, Orta Çağ'da tecrübe edinilen söz konusu iki genişleme hareketi mümkün olduğu kadar karşılaştırmalı bir metot ile ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Arap, Moğol, Savaş, Fetih, Din
Anadolu'nun kültürel dönüşümü: Moğol istilasının dinî etnik ve sosyokültürel sonuçları (13-14. yüzyıl)
Dünyanın gördüğü en büyük istila hareketlerinden biri olan Moğol istilasının diğer coğrafyalara nazaran belki en yoğun tesiri Anadolu üzerinde olmuş, bu tesirler sadece siyasî olmakla kalmayıp birçok alanda kendini göstermiştir. Moğol tahakkümü sonrası daha da artan bu tesir dinî, etnik ve sosyokültürel olarak büyük bir dönüşüme vesile olmuştur. Devlet teşkilatında ve idarî sahada hukukî, iktisâdî ve askerî olarak Moğol etkisi hissedilmiş, bu etki kendisini Cengiz Yasası, mali vergiler ve askeri unvanlar konusunda göstermiştir. Yaşanan diğer bir gelişme ise demografik değişimdir. Anadolu'daki Türk nüfusu bu göçlerin sonucunda artmış, daha sonra da gelen Moğol boylarının iskân edilmesiyle Moğollar zamanla Türkleşmişlerdir. Coğrafi ve lisan olarak benzerlik taşıyan bu iki ırk bu coğrafyada kaynaşmış ve karşılıklı etkileşime girmiştir. Bu koşullarda Türkçe de doğal olarak ehemmiyet kazanmıştır. Bilhassa istila sonucunda Batı Anadolu'ya göç eden ve beylikler kuran Türkmen unsurlar Türkçeye önem vermişlerdir. Bununla beraber Moğolcadan dilimize kelime girmesi ve Anadolu'nun pek çok yerindeki Moğolca yer adları da bu etkileşimin bir sonucudur. Din konusu ise bu etkinin en bariz yaşandığı ve dönüşümün en fazla olduğu alandır. Yaşanan göçler vesilesiyle Anadolu'da yeni tasavvufî yapıların meydana gelmiş olması bu coğrafyadaki İslam tasavvuru ve algısını köklü değişime uğratmıştır. Daha önceleri kısmen kitabî ve medrese temelli olan İslâm anlayışı Moğol zulmünden kaçan şeyh ve dervişlerin Anadolu'ya akın etmesiyle birlikte değişime uğramıştır. Bu gelen insanlar eski dinleri ile İslâm arasında ortak noktaları çoğaltan heterodoks ve uzlaşmacı din anlayışına sahiptiler. Ayrıca eski Şamanizm kalıntısı adetlerini de muhafaza ediyorlardı. Anadolu'ya gelen Moğol boylarının hoşuna giden bu durum onların da kısmen ihtida etmelerini sağlamış böylece tasavvuf temelli anlayış Anadolu'nun geneline yayılmıştı.
Doğu Avrupa Türk Kavimlerinin (Kıpçak, İdil-Bulgar, Peçenek ve Hazarlar) Altın Orda Devleti'ne etkileri
Tarihin her safhasında, yadsınamaz bir gerçek olarak pek hoş karşılanmayan Türk-Moğol göçebe ulusları ata yurtları Türkistan'dan her yöne göç ederek özellikle Orta Asya ve Doğu Avrupa sahasına yayılmıştır. Cengiz Han'ın kurduğu Ötüken merkezli karasal anlamdaki en geniş imparatorluk kültürün, dilin, törenin, yazının, ordunun, memurların, unvanların Türkçe olduğu bir yapılanmaydı. İlk çağlardan beri Türk yurdu olan Karadeniz'in Kuzeyi/ Doğu Avrupa Cengiz İmparatorluğu'nun ardılı olan Altın Orda Devleti kuruluşta Moğol olsa da kısa bir süre içinde Türk-İslam kimliği kazandı. Başlangıçta Moğollar tarafından kurulsa da kısa sürede Türk Devleti halini almasının nedeni; hâkim unsurun Kuman-Kıpçaklar, İdil-Bulgarları, Peçenekler gibi birçok Türk boyunun yoğunluğu ve İslam Dininin Orta Asya Türk Tasavvufçuları tarafından bölgeye yayılmasıdır. Yüzyıllar boyunca aynı bozkırları hatta devletleri paylaşan Türk ve Moğol toplumu, Orta Çağ Türk ve Avrupa tarihinde önemli rolü olan Altın Orda Devleti'nde tekrardan birlikte yaşadılar. Tarihsel süreçte Türk tarihinin çok önemli bir ayağı olan Karadeniz'in Kuzeyi /Doğu Avrupa topraklarındaki Türk siyasi hayatı milattan önceki devirlerden 1552 Rusların Türk illerini istila etmesine kadar sürdü. XIII. yüzyılın başlarından itibaren merkezde Karadeniz'in Kuzeyi, Kırım, Doğu Avrupa, İdil-Bulgar ve Kuzey Kafkasya'yı kapsayan bölgelerde şekillenen Altın Orda Devleti, başta Türk tarih ve kültürüne yaptığı katkıyla, Orta Çağ'ın en büyük ve önemli Türk devletlerinin başında gelmektedir.
Kubilay Döneminde Yuan Hanedanı-Japon ilişkileri
XIII. yüzyıla damgalarını vuran Moğollar, Cengiz Han ile başlayan yayılma faaliyetlerine Cengiz sonrasında da devam ettirmiş, sınırları Uzakdoğu'ya kadar ulaşmıştır. Böylece Kubilay döneminde gerçekleşecek Uzakdoğu seferlerinin tarihi zemini oluşmuştur. Kubilay Han Güney Çin'i ele geçirme planının bir parçası olan Japonya'nın tabi olmasını istemiş, isteği gerçekleşmeyince Japonya'yı işgal etmek isteyen ilk Asyalı lider olmuştur. 1274 ve 1281 yıllarındaki başarısız iki istila girişimiyle Moğol ilerleyişi durmuş, büyük bir coğrafyaya hâkim olan milletin doğu sınırı belirlenmiştir.Çalışmamız Çin'i birleştirip tek bir yönetim altına alan Kubilay Han'ın faaliyetlerini, Çin'in yönetim geleneğine uymak için isim değiştirerek oluşturduğu Yuan Hanedanının kara bağlantısı olmayan komşusu Japonya ile olan ilişkilerini ihtiva etmektedir. Bu sayede Moğol ilerleyişini durduran ve doğu sınırını belirleyen iki istila girişiminin kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine imkân sağlamaya çalışılmıştır. Tarihe yön veren Moğolların henüz tarih sahnesinde yeni kendini gösteren Japonlar karşısında uğradığı yenilgi ve yapılan deniz seferlerinin iki millet üzerindeki etkileri önemlidir.Anahtar Kelimeler: Kubilay Han, Yuan hanedanı, Japonya
Ortaçağ seyahatnamelerinde Türkler ve Moğolların sosyo-ekonomik durumları (X.-XV. yüzyıllar)
Türkler ve Moğollar dünya tarihi içinde çok büyük öneme sahip ve birbirlerinden başka kimseye benzemeyen iki kardeş ulustur. Asya bozkırlarından çıkarak insanlığın tarihinde inkâr edilemez roller oynamışlar, yadsınamaz izler bırakmışlardır. Bu kadar büyük bir etkide bulunmalarının sebebi, sahip oldukları kültürde yatmaktadır. Asya'nın bozkırlarından ortaya çıkan bir ulus olan Türkler çeşitli sebepler dolayısıyla ve sayılarının çokluğunu kanıtlar mahiyette olmak üzere, sıklıkla Türkistan coğrafyasından göç etmiş, gittikleri yerlerde kısa sürede köklü devletler kurmuşlardır. Türkler gibi Asya'nın bozkırlarından ortaya çıkan, içinde yetiştikleri ve hayatlarını sürdürdükleri coğrafyanın acımasızlığını anlamayanlar için özellikle Moğollar, çoğunlukla medeniyet düşmanları olarak görülmüş ve onların dünyadaki en büyük imparatorluğu kurmasını sağlayan Cengiz Han'ın elde ettiği başarı ve bunu sağlayan etmenler çoğunlukla gerektiği gibi araştırılmamıştır. Bu ulusların teşkilatçılık ve disiplin özellikleri hiç kuşkusuz sahip oldukları kültürle ilgilidir. Bu kültürün yansımasını da bizzat gören ve daha sonra yazıya dökenler arasında ilk sırada seyyahlar gelmektedir. Zira çeşitli sıfatlar ve amaçlarla yolculuk yapan bu insanlar, kendilerine tanıdık gelen ve özellikle kendilerine garip gelen olayları büyük bir titizlikle eserlerine kaydetmiştir. Bu çalışmada, bir toplumun kültürünü ortaya koymak için kullanılacak olan kaynakların başında gelen seyahatnameler incelenmiş ve Türkler ile Moğolların X. ve XV. yüzyıllar arasındaki sosyal ve ekonomik durumları gösterilmeye çalışılmıştır.
Moğollar karşısında Hârzemşahlar ve Celâleddin Hârzemşah
Bu araştırmada Hârzemşahlar Devleti'nin Moğollar ile olan münasebetleri, özellikle Celâleddin Hârzemşah döneminde cereyan eden hadiseler ve mücadeleler ele alınmıştır. Konu, Hârzemşahlar Devleti'nin tarih sahnesinde olduğu 1097-1231 yılları arasında sınırlandırılıp, Cengiz Han ve Celâleddin Hârzemşah dönemindeki mücadeleler ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Hârzemşahlar'ın Anadolu'ya gelişlerinin öncesinde ve sonrasında meydana gelen hadiseler ve bunun günümüze yansımaları hakkında yapılan araştırmaların az olması bu konuda çalışma yapılmasını gerekli kılmaktadır. İslâm dünyasını büyük yıkıma uğratan Moğol istilası Hârzemşahlar Devleti'nde büyük katliamların yaşanmasına yol açmıştır. Bu bölgeden göç eden kimselerin civar ülkelere, bilhassa Anadolu'ya gelerek kültürel bir etkileşimin yaşanmasını sağlamışlardır. Anadolu'da oluşturdukları etkiler açısından araştırma ve inceleme yapılması ihtiyacını doğurmuştur. Bu bakımdan, Hârzemşahlar Devleti'nin tarihi ile ilgili yapılacak incelemelere katkı sağlamak bu araştırmanın amaçlarından biridir. Bu araştırmada, İbnü'l-Esîr, Cüzcânî, Cüveynî ve Nesevî gibi önemli yazarların birincil kaynakları ve ikincil kaynak olan araştıma, inceleme, derleme eserlerden yararlanılmıştır. Araştırma konusu incelenirken, Hârzemşahlar Devleti'nin kuruluşundan yıkılışına kadar geçen süre zarfında dönemin şartları, gelişmeleri ve etkileri göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma sonucunda; Hârzemşahlar Devleti, Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan boşluğu doldurarak, bu devletin mirasçısı olduğu görülmüştür. Özellikle Batı Türkistan, Horasan, İran ve Azarbaycan'a kadar uzanan geniş coğrafyaya hâkim olmayı başarmışladır. Türk-İslâm Devleti olan Hârzemşahlar XII. yy'da bölgesinde çok parlak bir dönem yaşatmıştır. Ancak Alâeddin Muhammed döneminde başlayan ve Celâleddin Hârzemşah zamanında ise şiddetini arttıran, Türk tarihini derinden etkileyen Moğol istilası ile yapılan stratejik hatalar sonucunda, Hârzemşahlar Devleti 1231'de yıkılarak tarih sahnesinden silinmiştir.
Moğollar Döneminde Anadolu'da yaşanan Türk insan kaybı
Türkiye Selçuklu Devleti, Süleymanşah tarafından 1075 yılında İznik'te kuruldu. Kurulduğu andan itibaren iskân ve imara önem veren Türkiye Selçuklu Devleti, I. Alâaddin Keykubâd döneminde en parlak ve ihtişamlı dönemini yaşadı. 1230 yılında Harzemşah Devleti ile yapılan Yassıçemen Savaşı sonucunda Harzemşah Devleti yıkıldı. Bu devletin yıkılması ile Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollar ile sınır komşusu oldu. Bu komşuluk sonucu Moğollar her zaman Selçuklu Devleti'nin gücünden çekinmiş ve onları yakından takip etmişlerdir. 1240 yılında çıkan Babaî İsyanı'nın bir türlü bastırılamadığını gören Moğollar aynı yıl içerisinde Cormagon Noyan komutasında bir Moğol birliği ile Ani'yi ve ardından Kars'ı kuşatarak ele geçirmişlerdir. Bu şehirlerde büyük yağma ve talan yaptıktan ve şehir halkının çoğunu kılıçtan geçirdikten sonra başkentleri Muğan'a geri dönmüşlerdir. Moğolların sürekli Anadolu'ya gelerek yağma ve talan yapması Türkiye Selçuklu Devleti'ni harekete geçirerek Moğollara karşı bir askeri hareket düzenlemelerini sağladı. 1243 yılında yapılan Kösedağ Savaşı'nda Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollara karşı savaşı kaybetti ve ağır bir darbe aldı. Böylece Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollara tâbi bir devlet halini aldı ve yükseliş döneminden yıkılış sürecine girdi. Kösedağ Savaşı'nın ardından Anadolu'ya gelen Baycu Noyan, burada büyük katliamlar yaptı ve birçok şehirde yağma ve talanda bulundu. Baycu Noyan, Anadolu'ya giren ilk Moğol valisi olsa da son olmadığı kesindi. Baycu Noyan'ın ardından Anadolu'ya Hülagu, Alıncak Noyan, Abaka ve Geyhatu gibi önemli Moğol ilhanları ve noyanları gelmiş olmakla birlikte bunlar da Anadolu halkını öldürmekten geri durmamış birçok şehri yağmalamaktan da çekinmemişlerdir. 1277 yılında Anadolu'dan gelen yardım çağrıları sonucunda Memlûk Sultanı Baybars, Elbistan ovasına gelmiş ve burada önemli bir Moğol kuvvetini yok etmiştir. Moğolları bozguna uğratan Baybars, Anadolu halkı tarafından sevinçle karşılanmıştır. Ancak Anadolu halkının sevinci Baybars'ın gitmesi ile son bulmuştur. Abaka han bu olayı öğrendiği zaman Anadolu'ya gelerek binlerce Türkmen'in öldürülmesine neden olmuştur. Moğollara karşı her zaman Türkmen beylerinin yanında olan Anadolu halkı bağımsızlık mücadelesinden hiç vazgeçmemişlerdir. Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Denizli v Türkmenleri vd. Türk beyleri her zaman Moğollara karşı durmuşlar ve onların Anadolu'da daha fazla ilerlemelerine engel olmuşlardır. Aralarında geçen çetin savaşlar sonucunda önemli komutanlarını hatta beylerini bile kaybetseler dahi her zaman Moğollara karşı dimdik savaşmışlardır. Moğollardan yeterince zarar gören Anadolu halkı, bu zararı telafi etmek için çok çabalamışlar ancak bu dönemde Anadolu'da birçok kez kıtlık yaşanmış ve bu yüzden zirai ihtiyaçların artan fiyatları halkın açlıktan ölmesine neden olmuştur. Anadolu halkını yaralayan sadece kıtlık değil aynı zamanda Moğolların yaptıkları katliamlardan şehirlerde ortaya çıkmış veba hastalığı olmuştur. Bunun neticesinde Moğollarının elinden kurtulan halkın bir kısmı da veba salgınları sonucu hayatını kaybetmiştir. Bu doğrultuda tezimizde; ana kaynaklar ve tetkik eserler ışında 1235-1335 yılları arasında Anadolu içlerine giren Moğol han ve noyanlarının Anadolu halkına karşı yaptıkları kıyımları, Türkmenlerin onlara karşı giriştikleri bağımsızlık mücadeleleri ve bu mücadeleler sonucunda yaşanan insan kayıpları ele alınmıştır. Aynı zamanda Türkiye Selçuklu Devleti'nde yaşanan taht kavgaları sonucunda önemli Devlet adamları ve komutanlarının kayıpları, devlet adamları arasında siyasi çekişmeler sonucunda yaşanan kayıpları ve son olarak ise bu yıllar arasında yaşanan doğal afet, kıtlık ve veba salgınları sonucunda Anadolu'da yaşanan Türk insan kayıpları hakkında bilgi verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türkiye Selçuklu Devleti, Moğollar, İlhanlılar, Anadolu Nüfusu, Türk İsan Kaybı, XIII-XIV. yüzyıllar.
Cengiz Han ve Türk-Moğol devleti
Dünya tarihine deha sahibi bir lider olarak geçen ve cihân fatihi olarak zikredilen Cengiz Han'ın hayatı, siyasi faaliyetleri, Türk-Moğol İmparatorluğu'nun özellikleri ve tesirleri, ekonomik temelleri üzerinde durdum. XIII. yüzyılda tarih sahnesine çıkan Cengiz Han; Türk-Moğol bütün unsurları, Moğol adı altında birbirine kenetlemiş ve küçük bir kabileden, Türk kültür mirası üzerinde büyük bir imparatorluk vücûda getirmiştir. Türkler ile meskûn coğrafyaların da hâkimiyet altına alınmasıyla birlikte bu büyük imparatorluk tarihe; Türk–Moğol İmparatorluğu olarak da geçmiştir. Cengiz Han, ne Hristiyanlığın, ne de İslâmiyet'in öğretilerini benimsememiş sadece, Gök Tanrı inancına sahip olmuştur. Fakat; onun Tanrı'ya olan bağlılığı, üstün zekâsı, liderlik vasıfları ve dönemin şartları onu başarıya taşımıştır. Temellerini Cengiz Han'ın attığı bu imparatorluk; Doğu Avrupa'da Altın Orda, İran'da İlhanlılar, Orta Asya'da Çağatay Hanlığı ve Çin'de Kubilay Hanlığı olarak, farklı coğrafyalarda farklı isimler adı altında devam etmiştir. Türk kültüründen bu kadar etkilenen ve ilk hocaları da Uygurlar olan Moğollar, üstün Türk kültürü karşısında tutunamamış ve sonradan Türkleşip, İslâmiyet'in etki alanı içerisine girmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Cengiz Han, Moğollar, Türkler, Türk-Moğol İmparatorluğu.
XIII. Yüzyılda Musul şehri
ÖZET Yüksek Lisans Tezi s XHL Yüzyılda Musul Şehri Ali HAVAN Fırat Üniversitesi Tarih Anabilim Dalı Elazığ 2004, Sayfa 1+194 İslam dünyasının en kargaşalı dönemlerinden biri olan XIII.yüzyil bu sıkıntıları da tabii olarak incelemekte olduğumuz Musul Şehri'ne de taşımıştır. Bir asır içinde birkaç sefer el değiştiren idari yapı sosyal hayatı da derinden etkilemiştir. Atabegler döneminde kültür ve medeniyet seviyesinde ilerleme kaydeden Musul, Atabeglerin ardından iktidar olan Bedreddin Lü'lü' döneminde de bu seviyeyi devam ettirmiştir. Ne var ki bu yüzyıl içinde İslam dünyasını derinden etkileyen Moğol istilasının ikinci dalgası neticesinde Musul şehri tamamen Moğol idaresine girmiştir. Bu durum tabii olarak kültür ve medeniyet seviyesinin biraz duraklamasına neden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Musul, Atabegler, Selçuk, Moğollar, Moğol İstilası
Bozkır kültüründe alkollü içecekler
Alkollü içecekler, Türk-Moğol toplumlarının inanç ve uygulamalarını gerçekleştirmelerinde önemli bir âmildir. Alkollü içeceklerin Türk-Moğol kültürlerindeki önemine karşın bozkır kültüründeki yeri ve önemi ile ilgili birkaç eser dışında derli toplu bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle "Bozkır Kültüründe Alkollü İçecekler" adlı tezimiz bu alana katkı sağlamak ve alkolün bozkır kültüründeki önemini ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Böylelikle hem bozkır çevresinde alkollü içecekler hakkında bilgi sahibi olunmuş hem de Türk-Moğol kültürlerinin alkolle ilgili inanç ve uygulamaları değerlendirilmiştir. Çalışmada Türk-Moğol toplumlarına ait destanlar, hikâyeler ve özellikle Çin, Arap, Fars, Grek, ve Rus kaynakları esas alınarak, Türk-Moğol toplumlarının kullandığı içkiler kültürel yapıları çerçevesinde incelenmiştir. Konuya ışık tutan kaynaklardan yararlanılarak Türk-Moğol toplumlarının ilk dönemleri ve sonrasındaki kültürel devamlılıklarının bütün yönlerinin ortaya konulabilmesi için bozkır toplumlarının sosyal, dinî, iktisadî, kültürel, idari ve askerî yapıları incelenmiştir. Alkol, sadece tarihi bilgilerle sınırlı kalmadığı için çalışmamız boyunca tarihi eserlerin yanı sıra arkeoloji, coğrafya, tıp, dil bilimleri gibi farklı bilim dalları ile ilgili çalışmalar da incelenmiştir. Çalışmamızda bizi en çok zorlayan husus bu farklı bilim dalları ile ilgili bilgilerin özümsenip tarihi bilgilerle harmanlanması ve teknik bilgilerin kolay anlaşılabilmesi için en basit şekilde aktarılması olmuştur. Çalışmanın Giriş kısmında alkollü içeceklerin tarihi kısaca özetlendikten sonra, bozkır hayatının alkollü içeceklerin oluşmasındaki etkisine değinilmiştir. Çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgilere göre, çalışmamız altı bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'de Türk-Moğol toplumlarının bozkır kültür çevresinde içki ile ilgili kullanmış oldukları aletler hakkında bilgiler aktarılmıştır. İkinci Bölüm'de tezimiz açısından önemli olan bozkır çevresinin hangi içkileri içtiği hakkında bilgiler verilmiştir. Araştırmamızın en kapsamlı bölümü olan Üçüncü Bölüm'de alkollü içeceklerin bozkır kültüründeki önemini ortaya koymak için Türk ve Moğol inancında yer edinmiş olan Gök Tanrı ve Şamanizm'in yanı sıra çeşitli bozkır gelenekleri ve ibadetlerinde alkollü içeceklerin rolü incelenmiştir. Bunu yaparken ilgili bilgiler tahlil edilmiş; ayin, kurban törenleri, ruhlara olan inanç, bahar ve güz şölenlerinde içkinin konumu ortaya konulmuştur. Dördüncü Bölüm'de toplumsal hayat içinde içkinin rol aldığı durumlar ve önemi ele alınmıştır. Beşinci Bölüm'de cihan hâkimiyeti ülküsü fikrini taşıyan bozkır imparatorluklarının alkollü içecekleri kullanım alanları ve çeşitli uygulamalarda içkinin mevcut durumu ile ilgili konular anlatılmıştır. Altıncı Bölüm'de ise içkinin sanatta, atasözlerinde, deyimlerinde ve ağıtlarında ve şiirlerinde kullanımı ortaya konulmuştur. Araştırmalarımız sonucunda elde edilen bilgilerin ağırlık noktası Üçüncü Bölüm olduğu için bu bölüm diğerlerine nazaran daha çok yer almıştır. Bu durum tamamen bilgilerin konularına göre dağılımından kaynaklanmaktadır. Ayrıca konu ile ilgili bilgi olduğu sürece bozkır kültürü verilmiş, fakat bilginin yetersiz olduğu durumlarda Sibirya toplumları üzerinden bilgiler elde edilmiştir. Bu nedenle çoğunlukla da Sibirya bölgesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Sonuç kısmında ise tüm bu bilgilerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Türk-Moğol kültürel yapılarının incelemesiyle alkollü içeceklerin yaşamın her alanında yer edindiği görülmüştür. Bu kadar yer edinmesinin arkasında yatan en önemli neden alkolü kutsal bularak olağanüstü güçler atfedilmesi olmuştur.
Türk ve Moğollarda şamanist inanç sisteminin mukayesesi
Şamanizm genellikle Sibirya ve Orta Asya'da görülmekle birlikte dünyanın farklı coğrafyalarında farklı şekillerde var olmuştur. Kuzey ve Güney Amerika'da, Avusturalya'nın yerli halkları arasında, Endonezya'da, Güneydoğu Asya, Çin, Tibet ve Japonya'da da yaşamıştır. Doğayla iç içe bir hayatın söz konusu olduğu bu topluluklarda Şamanizm hem inanç olarak hem de uygulamada çeşitlilik göstermektedir. Çünkü Şamanizm doğa ile insan arasındaki ilişkiyi düzenlemekte ve dengeyi korumaktadır. Tüm inançlarda olduğu gibi Şamanizm de tarihî süreçte, coğrafyadan coğrafyaya, toplumdan topluma değişiklik arz etmiştir. Aynı zamanda Şamanizm'in felsefesi doğa olaylarının metafizik varlıklarla açıklanmasından oluşmaktadır. Türk ve Moğol toplulukları arasında görülen Şamanizm benzer inanç ve uygulamalara nazaran daha çok farklılıklar ihtiva etmektedir. Çalışmada Türk ve Moğollar arasındaki Şamanizm'e dair benzer ve farklılıkarın mukayesesi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmanın giriş kısmında din ve inanç kavramları ele alınmıştır. İlk inançların ortaya çıkışına dair tezler üzerinde durulmuştur. Ayrıca insanlığın inanma ihtiyacı sonucunda ortaya çıkan inançların Şamanizm ile bağlantısına değinilmiştir. Moğol tarihiyle ilgili özet verilmiş ve tarih boyunca Türk Moğol ilişkisi açıklanmaya gerek duyulmuştur. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, genel kabul özellikleriyle Şamanizm ortaya konmaya çalışılmıştır. Şamanizm'e ve şamana dair bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, Türk ve Moğol halkları arasında Şamanizm'in inanç boyutu ortaya konmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Şamanizm'in Türk ve Moğol hakları arasındaki ibadet, ritüel ve motif bazında uygulamaları değerlendirilmiştir. Sonuç kısmında ise Türk ve Moğol toplulukları arasındaki Şamanizm inancı ve uygulamalarındaki farklı ve benzer noktalar örneklerle vurgulanarak ifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Şamanizm, Türk, Moğol, Sibirya, Orta Asya
Ermeni kaynakları ve seyahatnamelere göre Cengiz Moğollarının kültürel yapısı
Bu çalışmada dünya tarihinde eşine az rastlanan büyüklükte bir istila hareketine sebep olan Moğolların siyasi ve askerî başarılarının arkasında yatan kültürel unsurlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Böylelikle Moğol istilası daha sağlıklı bir şekilde tahlil edilebilecektir. Ayrıca Cengiz Han ve çocukları dönemindeki Moğolların kültürel hayatlarındaki değişimler de belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada Moğollara ait en önemli kaynak olan Moğolların Gizli Tarihi, Ermeni kaynakları ve seyahatnameler esas alınarak, Cengiz Han ve onun çocukları dönemindeki Moğolların kültürel yapısı incelenmiştir. Bu konuya ışık tutan kaynaklardan yararlanılarak Cengiz Han dönemi ve sonrasındaki Moğol hâkimiyetinin bütün yönleriyle ortaya konulabilmesi için Moğolların sosyal, iktisadi, kültürel, idari ve askerî yapıları incelenmiştir. Çalışmanın giriş kısmında Moğol siyasi tarihi kısaca özetlendikten sonra, seyahatnameler, Ermeni kaynakları ve diğer kaynaklar hakkında bilgi verilmiştir. Moğol sosyal hayatı içinde özellikle din ve yasa hakkındaki bilgilere geniş yer ayrılmıştır. Bunun yanında sosyal hayata dair Moğolların dış görünüşleri, karakteri, aile ve evlilik müessesesi, boy-oymak teşkilatı ve gündelik yaşama değinilmiştir. İktisadi hayat hususunda göçebe hayatın bir unsuru olan avcılık ve Moğol atının gündelik hayatta ve savaş zamanındaki önemine ağırlık verilmiştir. Ayrıca Moğol ticari hayatı ve vergilendirme sistemi tespit edilmeye çalışılmıştır. Maddi kültür çerçevesinde Moğol çadırı ve beslenme kültürü en çok işlenen konular olmuştur. Burada ayrıca Moğol kıyafetleri, adetleri, temizlik kültürleri, hastalıklar ve tedavi yöntemleri, eğlence ve spor faaliyetlerine dair konular işlenmiştir. İdari ve askerî yapılanmada han seçimine ve buna etki eden kurultaya, devlet bürokrasisi içinde yer alan görevlilerin önemine, diplomasiye dair bilgilere, posta teşkilatının işleyişine ve Moğol ordu teşkilatına dair bilgilere yer verilmiştir. Sonuç kısmında ise tüm bu bilgilerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Moğolların kültürel yapılarının incelemesiyle Moğol istila hareketinin kısa sürede bu kadar başarılı olmasının arkasında yatan kültürel unsurlar tespit edilmeye ve değerlendirilmeye tabi tutulmuştur.
Moğolistan ve Türkiye'nin deri sektörü durumu ve Moğol tüketicilerin Türk deri ürünlerine bakış açısının belirlenmesi
Dericilik zanaatı, eski çağlardan beri insanların temel ihtiyaçlarından giyinme ihtiyacına cevap veren deri ürünleri zaman içinde kullanım amaçları çeşitlenerek tüketicilerin ilgisini çekmeye devam etmektedir. Günümüzde deri ürünleri, doğal görünümü, insan sağlığına daha uygun olmasıyla giyinme, korunma gibi bir temel ihtiyacı karşılaması yanında, pahalı olmasıyla süs, prestij ya da sosyal statü göstergesi gibi amaçlarla da tüketime konu olmaktadır. Son otuz yılda dünya deri sektöründe yaşananları tanımlayan anahtar sözcük, üretimde yer değiştirmesidir. Bu dönemde dericilik Kuzeyden Güneye, Batıdan Doğuya, daha doğrusu Uzak Doğuya göç etmektedir. Deri sektöründe önde gelen ülkeler giderek önemlerini yitirmiş ve yeni ülkeler önemli konuma gelmiştir. Bu gelişmeler ülkeler bazında değişik sonuçlar doğurmaktadır. Bazı ülkede deri sektörü önemli kayıplara uğrarken, bazı ülkelerde de şaşırtıcı gelişmelere neden olmaktadır. ''Moğolistan ve Türkiye Deri Sektörü Durumu ve Moğol Tüketicilerinin Türk Deri Ürünlerine Karşı Bakış Açılarının Belirlenmesi'' olarak adlandırılan yüksek lisans tez çalışmasının amacı, iki ülke arasındaki geçmişten günümüze kadar gerçekleşen deri ticaretinin genel durumunu ortaya koymak, ayrıca Moğol tüketicilerinin Türk deri üretimi ve ürünleri ile ilgili bakış açılarını belirlemek iki ülke arasındaki deri ticaretinin gelişmesinde ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm ve önerilerde bulunarak, katkı sağlamaktır.
Şebânkâreî'nin Mecm'au'l-Ensâb adli eserinde Moğollar
The Mongol Empire, which was founded by Genghis Khan, was divided into four empires due to the geography that Genghis Khan had spread and the problems encountered in the administration of this geography, due to the policy that Genghis Khan had implemented while he was still alive. The Ilkhanate, who ruled in a wide geography as well as in Anatolia, Iraq and Iran, faced the economic problems that emerged with Hulagu Khan and the political problems that emerged completely with Ebu Said Bahadır Khan. It has also been seen that women administrators sometimes participate in the state administration, but sometimes they take the princes under their control. In addition, the state, which came under the control of state administrators, viziers and emirs with Ebu Said Khan, faced different problems in different regions. In some regions, independent states and principalities such as Akkoyunlular, Celayirliler and Çobanoğulları had also emerged. In our thesis, mainly the Ilkhanid sultans and their wives, as well as the prominent state administrators, the powers of some administrators in the state administration are discussed. Keywords; Genghis Khan, Genghis Khan's children, Ilkhanate, Ebu Said Bahadır Khan, Akkoyunlu, Celayir people
Türkiye Selçuklu - Moğol siyasi ilişkileri (XIII. yüzyıl)
Asya ve Anadolu coğrafyasında yapmış oldukları yıkım ve istilalar ile Dünya tarihine damga vuran Moğollar'ın Uzak Doğu'dan Anadolu sınırlarına gelmeleri, bölgedeki dengeleri değiştirmiştir. Şüphesiz bu durumdan en fazla Türkiye Selçuklu Devleti etkilenmiştir. Dönemin Selçuklu hükümdarı Sultan I. Alâeddin, Moğol tehlikesini farketmiş ve tedbirler almaya çalışmıştır. Harezmşahlar ile 1230 yılında yapılan Yassıçemen Savaşı neticesinde, Selçuklular ile Moğollar sınır komşusu olmuştur. Moğol tehlikesinden çekinen Sultan I. Alâeddin, Moğolların il olma teklifini kabul etmiştir. Sultan I. Alâeddin ülkesini Moğol tehdidinden korumuş, fakat kendisinden sonra tahta oturan oğlu II. Gıyâseddin'in tecrübesiz idaresi, Moğolları Anadolu'ya çekmiştir. 1240 yılında meydana gelen Babaîler İsyanı, devletin eski gücünde olmadığını göstermiş ve Moğolları cesaretlendirmişti. 1243 yılında meydana gelen Kösedağ Savaşı'nda Selçuklu ordularının mağlup olmaları, Sultanın savaş meydanını terketmesi neticesinde Anadolu toprakları Moğol istilasına maruz kalmıştır. Bundan sonra Selçuklu Sultanları'nın dirayet gösterememesi ve bazı devlet adamlarının menfî hareket etmeleri, Türkiye Selçuklu Devleti'nin Moğolların egemenliğine girmesine neden olmuş ve Anadolu'yu Moğolların atadıkları valiler yönetmeye başlamıştır. Moğol baskısına maruz kalmış olan ahali ve devlet idarecilerini, devrin önemli mutasavvıflarından Mevlâna teskin ederek dirayetli tutmuştur. Memlük hükümdarı Sultan Baybars'tan yardım isteyen bazı devlet adamları, 1277 yılında Anadolu'ya gelen Baybars'a, Moğollardan çekindikleri için destek vermemeleri üzerine Baybars memleketine geri dönmek zorunda kalmıştır. Bundan sonra da Moğol baskı ve zulmü Türkiye Selçuklu Devleti'nin yıkılışına kadar artarak devam etmiştir.
The migrations of the Kipchak
As a result of the unfavorable living conditions and the pressures of neighboring tribes, Kipchaks made their first migrations to the north of the Black Sea and held in these lands after they spread from their homeland in the foothills of the Altai to Asia. Kipchaks, who reigned more than two hundred years in this geography, have been influential in the recognition of the region by the name of Desht-i Qipchaq The nomadic Kipchak tribes had to spread to different regions as a result of the activities of the Russian Knezliks and the effects of the Mongol invasions from their homeland in the Black Sea. The Kipchaks, who went to the Caucasus, came into contact with the states of Georgia, Azerbaijan and Armenia and left their remains there. Kipchak groups, who migrated to the Balkans, showed significant activities in Hungary, Romania and Bulgaria. Kipchaks, who served the Islamic world by establishing the Mamluk State in the Middle East, were able to manage the Delhi Sultanate in South Asia. Due to the arrival of the Kipchaks into the Anatolian territory, the region quickly entered the Turkishization process. Kipchaks have been accepted and adopted by neighboring countries or tribes with their unique styles. In terms of their warrior characteristics, they were assigned as soldiers in the armies of the states close to them and in important positions in state affairs in terms of rapid organization. Kipchaks have left remains in their migration geographies and the peoples living there.
Baycu Noyan ve askeri faaliyetleri
13. yüzyılda başlayan Moğol istilâsı dünyanın birçok yerinde uzun süreli izler bırakmıştır. Günümüz Anadolu, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Irak coğrafyası da bu istilâdan nasibini almıştır. Ancak bu istilâyı sadece Moğol hanlarının bireysel başarıları ile izah etmek doğru olmaz. Moğol yayılmasında büyük komutanlar da önemli görevler üstlenmişlerdir. "Baycu Noyan" adlı Yüksek Lisans tezimizde Moğolların batıya yayılma sürecinde önemli görevler üstlenmiş olan Baycu Noyan'ın faaliyetleri ele alınmıştır. Baycu Noyan'ın hayatı ana kaynaklar ve araştırma eserlerinin imkân verdiği ölçülerde kronolojik sıra takip edilerek anlatılmıştır. Baycu Noyan, Moğolların 1229 yılında İsfehan seferinde görev aldı. Daha sonra Kafkas istilâsı için batıya gönderilen Curmagun Noyan'ın komutasında önemli görevler üstlendi. Baycu Noyan 1242'de Anadolu'ya gelerek Erzurum'u işgal etmiş ve sonrasında Türkiye Selçuklu Devleti'ni 1243 yılında Kösedağ Savaşı ile yenmişti. Bu savaştan sonra Moğolların Anadolu'da ilerleyişi kolaylaşmıştır. Moğollar sırasıyla Sivas, Kayseri ve Erzincan şehirlerini tahrip etmiştir. Baycu Noyan idaresindeki Moğolların askerî faaliyetlerinin Türkiye Selçukluların siyâsî düzenine olumsuz etkileri olmuştur. Çalışmamızda Baycu Noyan'ın sadece askerî faaliyetlerine değil, aynı zamanda bu askerî görevlerin başta Anadolu olmak üzere ortaya çıkardığı siyâsî, sosyal ve ekonomik sorunları da araştırmamıza dâhil edilerek 13. yüzyıl Anadolu tarihine ışık tutulmaya çalışılmıştır.
Altın Orda Devleti'nin Türkleşme süreci
Türkistan tarihinde oldukça önemli bir yer tutan Altın Orda Devleti, gerek Moğol gerek Türk tarihi açısından kayda değer bir geçmişe sahiptir. XIII. yüzyılın başında Büyük Moğol Devleti'nin kurulmasının ardından Cengiz Han komutasında geniş coğrafyalara yayılan Moğollar, özellikle Türkistan coğrafyasında birçok devlet kurmuşlardır. Türkler tarafından asırlar boyu yurt tutulan Deşt-i Kıpçak coğrafyası da köken olarak Moğol olan Altın Orda devletinin kurulduğu bölge olmuştur. Cengiz Han'ın torunu Batu Han tarafından kurulan Altın Orda Devleti, başta Kuman/Kıpçak, Uygur, Oğuz ve Bulgar boyları olmak üzere birçok Türk boyundan çeşitli alanlarda etkilenmiştir. Siyasi, dinî, kültürel ve dil konularında kurulduğu coğrafyanın etkisinde kalan Altın Orda Devleti, zamanla devletin içindeki nüfus çoğunluğunu oluşturan Türklerin etkisiyle Moğol kimliğinden sıyrılıp bir Türk-İslâm devleti haline dönüşmüştür. İlk olarak bürokrat Uygurlardan, sonra ordu içindeki Kuman/Kıpçak ve Oğuzlardan etkilenen Altın Orda Moğolları, Türkler aracılığı ile hem İslâm diniyle tanışmışlar hem de dil ve edebiyat alanında Türkçe çok önemli eserlerin yazılmasına katkı sağlamışlardır. Bu çalışmada Altın Orda devletinin kuruluşundan önce Deşt-i Kıpçak'taki Türk varlığı, kuruluşundan fetret devrine kadar Altın Orda Moğollarının Türklerden nasıl etkilendikleri ve bu Türkleşme sürecinde hangi faktörlerin öne çıktığı ayrıntıları bir şekilde incelenmiştir
Bir tarihçi olarak Mirza Haydar Duğlat
Bu tez, Tarih-i Reşidî adlı eseri yalnızca Türkçe'ye çevrilen ve üzerinde başka bir çalışma olmayan Mirza Haydar'ın tarihçi yönünü ortaya koyma ve bir asker ve yönetici olarak onu anlatma çalışması olarak kabul edilebilir
Moğol tüketicilerin yerli ve yabancı ve markalara yönelik algı, tutum ve tercihler: Bilgisayar sektörü örneği
The purpose of this thesis was to study whether or not consumer perceptions and attitudes toward purchasing domestic versus imported computer product differ among consumers in Mongolia. Variables to be investigated include computers? attributes and demographic characteristics. Also, the effects of country of origin and consumer ethnocentrism were examined.The survey questionnaire was employed to collect the primary data in Ulaanbaatar, the capital city of Mongolia. A total of 230 computer users completed and returned use able questionnaires.The findings showed that consumer attitudes toward domestic versus foreign computer brand differed significantly. Consumers had an overall more positive attitude towards foreign computer over Mongolian domestic computer (Mogul) with regard to good design, special functions, low price, and case to use, good quality, plus accessories, guarantee policy, brand name, promotions and official software. However, no significant difference was found in consumer attitudes such as demographics that namely gender, occupation and income level. The significant difference was found in between consumers? ages and consumers attitudes.Their three most preferred country of origin of computer were Japan, America and Korea, respectively. Interestingly, relative to other computer attributes, country of origin was generally of low importance in consumer decision-making. For consumer ethnocentrism, the results indicated that there was a positive correlation between domestic brand computer and ethnocentrism, there was negative correlation between consumer ethnocentrism and attitude and foreign computer brand. Furthermore, demographic variables did not show effects on consumer ethnocentrism.
Tuyuhun tarihi (M.S.III.-VII. yüzyıl)
Türklüğü veya Moğolluğu tartışmalı olan Tuyuhunlar Türk tarihi ile yakından ilgilidir. Çin kaynaklarının ifadesi ile "Onların geleneği Türklerle aynıdır". Onlar yaklaşık 350 yıllık bir devlet yaşatmışsa da bu konuda Türk bilim dünyasında yapılan çalışma birkaç sayfayı geçmez. Tuyuhunlar ile ilgili bilgiler büyük ölçüde Çin kaynaklarındadır. Onlar Çin'in Liaoxi veya Liaodong bölgesinden bugünkü Gansu ve Kök Nur bölgesine göç ettiler, zamanla kendilerine Hun, Moğol ve proto-Tibet (Di ve Qiang) boylarını kattılar, arazilerini genişlettiler, Doğu Türkistan'ın güneydoğu bölümüne uzanıp İpek Yolu'nda paydaş oldular. Yine onlar Türk devletlerinde gördüğümüz iki kanatlı devlet yapısını uyguladılar. Çin'deki devletlerden Song, Tabgaç, Sui ve Tang ile siyasi ve askeri hadiseler yaşadılar. Bir dönem Kök-Türklere bağlandılar. Onlar hakkındaki kayıtlar bizim tarih hazinemizin bir parçasıdır.
Moğolistan göçebe kültürlerinin etnoarkeolojik açıdan incelemesi
Bu çalışmanın amacı, Moğolistanda seçilen bölgede bu günkü göçebe yaşam biçimleri etnografik bakımda araştırarak göçebe yaşam biçimlerinin sosyo-kültürel yapıları ve konaklama biçimleri üzerinde araştırmalar yapıp, belgelenmesi ve eski göçebelerin bıraktığı bazi arkeolojik kalıntıları belgelenmesidir. Her iki araştırmadan veriler ile tarih öncesi dönem göçebe topluluklarının bıraktığı kalıntıları anlamak ve etnoarkeolojinin açıdan yorumlamakta ve etnagrafya çalışmalar ağırlıklı içermektedir . Çalışmanın giriş bölümünden sonraki birinci bölümünde Moğolistan'ın tanım belgiler, Moğolistan arkeolocjisının gelişimi, tarihçesi ve başlıça tarih önce kültürleri, İkinici bölümünde göçebelik tanımıyla, Avrasya steplerindeki göçebeliği üzerinde hafıf incelerek, Moğolistan'da günümüz göçebe yaşam ve yaşam tarzı ele alınmıştır. Üçüncü bölümünde ise ana konusu olan günümüz Moğolistan'da yaşayan göçebe yaşam biçimin üzerinde yapılıdığı enografya çalışmayı ele alınmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde Kuragan mezarı'nın tanımı ile arkeoloji bazı bultular ile etnografya çalışmanın yorum ile karşlaştırma konuyu elde alınmıştır. Moğolistan yer oluşum yüzünden karasal iklimli, sert bir hava germesinden dolayı tarım gelişmek uygun olmadığı ve yer oluşum tek bir açık mera otlak göçebe hayvancılığına uygum sağladığını göstermektedir. Neolitik dönemde kendi şekliğine bulunduğu açık mera göçebe hayvancılığı Tunç Çağında klassik bir şekliğine dönüşerek zaman boyunca hakım olarak devam ederek günümüze geldiğini izlenmektedir. Göçebe hayvancılığına takip ederek insanların hayat tarzi, doğaya ilişki durum ve inanç sistemi de değişlik olamadığınını gözlenmiştir. Göçebe insanların yaşam tarzın, geleneksel kültürünün en eski şekli saklaması özelliği açık mera otlak hayvancılık olduğunu da gözlenmiktedir.