Modern Times
97 theses under this subject heading
Albay Çopur Mehmet Neşet (Bora) ve askeri faaliyetleri
Askeri tarih çalışmalarında önemli bir yere sahip olan biyografi çalışmaları hem çalışılan şahsiyet hakkında hem de şahsiyetin yaşadığı dönem hakkında bilgi sahibi olunmasını sağlamaktadır. Tarihteki komutan ve askerleri konusu dahiline alan biyografi çalışmalarında, dönemi içinde belli bir ün yapmış ve adından söz ettirmiş kişiler sıklıkla karşımıza çıkar. Ancak kendi dönemi içinde bulunduğu mevkide önemli işler yaptığı ve birçok fedakarlıkta bulunduğu halde adından çok bahsedilmeyen, çoğu zaman yüzleri dahi hatırlanmayan şahsiyetler mevcuttur. Bunlardan biri de Çopur Neşet olarak bilinen Tuğbay Mehmet Neşet Bora'dır. 1889 Manastır doğumlu olan Neşet Bey, Harbiye Mektebi'ni burada bitirdikten sonra 1908'de Erkan-ı Harbiye Mektebi'ne başlamış ancak patlak veren Balkan ve I. Dünya Savaşlarından dolayı son sınıfı bitiremeden cephelere gönderilmiştir. Böylelikle cephelerdeki askerî hayatı erken başlamış olan Neşet Bey, Balkan Harbi öncesinden Milli Mücadele Dönemi ve sonrasına kadar devam eden uzun soluklu bir askerî hayat yaşamıştır. 1937'de emekli olana dek gerek cephede ve gerekse cephe gerisi hizmette çalışan Neşet Bey, hayatının son birkaç senesini askerlik dışındaki işlerde geçirmiştir. Ardından kısa bir süre sonra 1945'te vefat etmiştir. Yapılan bu çalışmada Neşet Bey'in hayatı ve askerî faaliyetleri, dönemin belgeleri, kaynaklarının yanında Neşet Bey'in kendisinden kalan fotoğraf, belge ve eşyaları kullanılarak ele alınmıştır.
Sicill-i Ahvâl kayıtlarına göre Osmanlı bürokrasisinde Halep doğumlu gayrimüslim memurlar
Devletlerin yönetiminde en önemli unsuru insan gücü oluşturur. Hem merkez taşra ilişkilerini güçlendirmek hem de bürokratik işlerin süratli yapılması amaç edinilir. Bunu yaparken halkın yönetimde katkı sağlama ve devletin bir parçası olma gerçekliği söz konusudur. Yönetilenler, sağlanan imkânlar liyakat ve ihtiyaçlar doğrultusunda yönetimde söz sahibi olarak, devletin devamlılığında önemli bir rol oynarlar. Elbette bu tür gelişmelerin sağlanabilmesi için yönetim ve istihdam sistemlerinin uygun hale getirilmesi gereklidir. Osmanlı Devleti'nde bu tür gelişmelerin yaşandığı dönem 19. yüzyıla isabet eder. Çok geniş bir coğrafyaya sahip olan devletin aynı zamanda vatandaş portföyü zengindi. Pek çok kıtada varlık gösterirken güçlü bir merkezi otoriteyle birlikte taşra devlet olmaz hissiyatını önemsemişti. Devlet, bunu yaparken istihdamda çeşitliliği artırmıştır. Tanzimat ve Islahat Fermanları gibi önemli iki hukuki düzenleme bu çeşitliğin zeminini oluşturmuştur. Bu gelişmeyle gayrimüslimlere de devlet yönetiminde yer alma hakkı tanınmıştır. Gayrimüslim unsurun da bürokraside yer almasıyla devletin topraklarında personel çeşitliliği artmıştır. Bu çeşitliliğe devletin pek çok bölgesinden katkılar gerçekleşmiştir. Genellikle kültürel gelişimi yüksek olan vilayetler burada öne çıkmıştır. Halep bu vilayetlerden birisidir. Önemli bir ticaret güzergâhında bulunması, farklı inanç ve dil mensuplarını barındırması bu anlamda etkili olmuştur. Bundan başka eğitim kurumlarındaki üstünlüğü de önemlidir. Bu sebeple çalışmada Osmanlı bürokrasisinde istihdam edilen gayrimüslimler Halep doğumlu olanlar özeline odaklanmıştır. Tezin ana fikri, Osmanlı Devletinde gayrimüslim memurlarının kariyer imkânlarının olduğu ve çoğunun bunda başarılı olduğudur. Tespitler sonunda 25'i Rum, 41'i Ermeni, Yahudi ve diğer gayrimüslim unsura mensup 66 memurun kayıtları incelenmiştir. Çalışma daha çok Osmanlı Arşivlerinde bulunan ve memurların özgeçmişlerinin tutulduğu alındığı Sicill-i Ahval kayıtlarından yararlanılarak üretilmiştir. Bundan başka telif eserlerden yararlanılmıştır. Halep doğumlu gayrimüslim memurların önemli düzeyde eğitim aldıkları, çoğunun birden fazla dile hâkim olduğu, önemli bir kısmının görevlerinde başarılı olduğu, usulsüzlükleri halinde hukuki süreç işletildiği ve başarı durumlarında mükâfatlandırıldıkları çalışmanın önemli bulguları arasındadır. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı, Halep, Gayrimüslim, Sicill-i Ahval, Bürokrasi
Osmanlı'da Farsça tarih yazıcılığı ve Hacı Halil Konevî'nin Tevarih-i Al-i Osman adlı eserinin tercümesi
Türkler, İslâmiyet'i kabul ettikten sonra Farsça'yı etkin olarak kullanmaya başladılar. Türk devletleri gerek resmi dil olarak gerekse edebiyat dili olarak uzun süre bu dili kullandılar. Buna paralel olarak Türklerde Farsça tarih yazıcılığı da gelişmiş ve bu alanda birçok eser yazılmıştır. Bu durum Selçuklularla birlikte Anadolu'da da devam etti. XIII. yüzyılın sonlarında Batı Anadolu'da kurulan Osmanlı Devleti, kendisinden önce bu topraklarda hüküm süren Selçuklular'ın ve beyliklerin kültür ve medeniyetini miras almıştı. Dil ve edebiyatta bir yandan Türkçe'ye önem verirken diğer yandan da Farsça ile olan ilişkisini devam ettirdi. Özelikle Osmanlı Devleti'nde devlet yapısı oturduktan ve ilmi çalışmalar hız kazandıktan sonra Farsça tarih yazıcılığında da ciddi eserler verilmeye başlanmıştır. Fatih sultan Mehmed'in İstanbul'u fethetmesinden sonra İstanbul'a gelen İran asıllı yazarların da etkisiyle Farsça tarih yazıcılığında ciddi anlamda gelişme sağlandı. Bu dönemden itibaren XVII. yüzyıla kadar tarih ile ilgili birçok eser Farsça olarak yazıldı. Fatih Sultan Mehmed ile birlikte büyük önem kazanan Farsça tarih yazıcılığı alanında yazılan Farsça Tarihlerin bir kısmı yine bu dönemde yazılmıştır. Fatih döneminde yazılan Farsça eserlerden biri de Mehmed b. Hacı Halil Konevî'nin yazmış olduğu Tevârih-i Âl-i Osman adlı Farsça eserdir. Müellif, eserini Fatih zamanında yazmaya başlamış ancak II. Bayezid döneminde bitirebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Tarih Yazıcılığı, Farsça Tarih Yazıcılığı, Tevârih-i Âl-i Osman, Halil Konevî.
Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerin Kürtleri Osmanlı Devleti'nden ayırma faaliyetleri
İngiltere'nin Osmanlı Devleti bünyesinde bulunan Kürtlere yönelik uygulamış olduğu faaliyetler bu devletin emperyalist politikasının bir sonucudur. İngiltere'nin Ortadoğu ve Mezopotamya ile ilgili hedefleri bu faaliyetlerin oluşmasına neden olmuştur. Bundan dolayı Birinci Dünya Savaşı'nı bir fırsat olarak değerlendirip harekete geçen İngiltere, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Kuzey Irak'taki Kürtleri Osmanlı Devleti'nden ayrıma girişimlerinde bulunmuştur. Güçlü bir Türk yönetiminin Mezopotamya'da bulunmasını kendisi açısından tehlikeli gören İngiltere, bu durumu ortadan kaldırmak için özellikle Kürtleri, para, değerli eşya, Kürt Devleti gibi vaatlerle kandırmaya ve Osmanlı Devleti'nden ayırıp kendi tarafına çekmeye çalışmıştır. Bu amaçla hem sivil hem de askerî ajanlarını bölgeye göndermiştir. Bu ajanlardan özellikle Binbaşı Noel yaptığı geziler ve faaliyetlerle ön plana çıkmıştır. Denedikleri her yöntemin olumsuz sonuçlanması İngiltere'nin girişimlerini sonuçsuz bırakmıştır. Anahtar Kelimeler : İngiltere, Osmanlı Devleti, Kürt, Şeyh Mahmud, Binbaşı Noel.
Mirza Malkum Han'ın risalelerinde İran modernleşmesi
Kaçar Hanedanlığı dönemi İran tarihi ve siyasi açıdan çok çalkantılı ve hareketli bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Osmanlı Devleti ile aynı döneme denk gelen birçok ortak siyasi gelişme İran'da da meydana gelmiştir. Bunlardan en önemlisi Osmanlıdan hemen sonra meydana gelen 1906 yılında Meşrutiyetin ilanıdır. Malkum Han, 1906 yılında gerçekleşen İran Meşrutiyetinin fikir babalarından belki de en önemlisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İran'da meydana gelen meşrutiyet hareketlerini anlamak için Malkum Han'ın risaleleri çok önemli bir husus teşkil etmektedir. Bu amaçla öncelikle tez çalışmasının yapılabilmesi için Mirza Malkum Han'a ait risalelerinin toplanarak tercümesi sağlanmıştır. Dönemin İran Tarihi incelenerek Malkum Han'ın yaşadığı dönemin siyasi, ekonomik ve sosyal yapısı ortaya konulmuştur. Bu araştırmalar yapılırken Farsça ve kısıtlı olarak hazırlanmış Türkçe kaynaklardan istifade edilmiştir. Bu çalışmada İran'da mevcut siyasi, iktisadi, eğitim, askeri ve sosyal yapı ile ilgili bilgiler verilerek, Malkum Han'ın modernleşme ile ilgili nelerin İran'da bulunması gerektiği ve döneme ait eleştirileri risalelerindeki fikirleri doğrultusunda incelenmiştir. Ayrı bölümler yerine İran'daki mevcut durum ve sorunlar ile Malkum Han'ın risalesinde savunduğu fikirler aynı konu başlığı altında birlikte incelenmeye çalışılmıştır. Bundaki amaç Malkum Han'ın İran'daki modernleşmenin hangi evrelerinde ve hangi zamanlarında devreye girmeye çalıştığını göstermektir. Bu sebeple tez, risalelerindeki fikirleri doğrultusunda dört bölüm olarak hazırlanmıştır. Birinci bölümde, Malkum Han'ın hayatı ve siyasi faaliyetlerine yer verilmiştir. İkinci bölümde, İran'ın idari, siyasi ve askeri yapısı değerlendirilerek Malkum Han'ın bu konulardaki fikirleri sunulmuştur. Üçüncü bölümde, devletin mali yapısı incelenerek Malkum Han'ın iktisadi modelleri verilmiştir. Dördüncü bölümde ise sosyal yapı ile kişisel hak ve özgürlükleri kapsayan Malkum Han'ın risalelerinde değindiği hukuk kuralları incelenmiştir Ülkemizde, Malkum Han'ın risaleleriyle ilgili yeterli çalışma bulunmamaktadır. Bu sebeple risaleleri ve bunların yorumlanması konusunda İran'da yazılan kaynak eserlerden ve makalelerden istifade edilmiştir. Bu sayede Malkum Han'ın fikirleri ve modernleşme ile ilgili düşünceleri irdelenmiştir.
II.Abdülhamit Dönemi'nde öğretmen maaşları (1880-1910)
Osmanlı Devleti'nde maarif alanında yapılan köklü reformlar II. Mahmut Dönemi'ne kadar geri gitmektedir. Osmanlı Devleti'nde eğitim sisteminin temelini sıbyan mektepleri ve medreseler oluşturmaktaydı. II. Abdülhamit Dönemi'nde eğitimde reformların devam ettiği görülmektedir. Sultan II. Abdülhamit, eğitim alanında merkezi bir sistem ortaya çıkarmıştır. Eğitimin yaygınlaştırılması için ülke genelinde maarif teşkilatları kurmuştur. II. Abdülhamit, devletin kalkınmasının eğitimli gençlerle mümkün olduğunu fark etmiştir. Bu nedenle ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim alanlarında çok sayıda okullar açmıştır. Açılan yeni okullar öğretmene olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Bu ihtiyaç sonucunda, kız ve erkek öğretmen okulları açılarak eğitimin kalitesi yükseltilmeye çalışılmıştır. Öğretmen ihtiyacını karşılamak amacıyla Dârülmuallimîn-i Rüşdi, Dâruülmuallimîn-i Sıbyan ve Dârülmuallimat gibi yeni öğretmen okulları açılmıştır. Okullarda yetiştirilen öğretmenler, memleketin çeşitli yerlerine tayin edilip, hizmet vermeye başlamışlardır. Öğretmenler, hizmetlerinin karşılığı olan maaşlarını farklı kaynaklardan almaktaydılar. Bu sebeple mekteplerde istihdam edilen öğretmenlerin maaşlarında farklılıklar olduğu görülmektedir. Bu farklılık, öğretmen maaşlarının devlet bütçesinden yada mahalli maarif komisyonlarından ödenmesinden kaynaklanmıştır. II. Abdülhamit Dönemi'nde mali imkânsızlıklardan dolayı öğretmen maaşlarının düşük olduğu, maaşların düzenli olarak verilemediği görülmektedir. Çalışmada, arşiv belgelerinden elde edilen verilere göre, öğretmenlerin ekonomik durumları ortaya koyulmaya ve maaş miktarlarındaki değişiklikler tespit edilmeye çalışılmıştır.
Bosna Gazetesi'ne göre 1875 Hersek isyanı
XIX. yüzyılda kullanılan kitle iletişim araçlarının temelini gazeteler oluşturur. Osmanlı Devleti de halkı ile arasındaki bağı kurmak ve merkez ile taşra arasındaki iletişimi güçlü tutmak adına gazeteleri kullanmıştır. Bu çalışmada, XIX. yüzyılın ikinci yarısında meydana gelen Osmanlı Devleti'ni her açıdan yıpratan 1875 Hersek İsyanı, Bosna Gazetesi üzerinden incelenmiştir. Saraybosna'da bulunan Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi üzerinden online bir erişim sağlanarak Bosna Gazetesi sayıları incelenmiştir. Tarihi olayların tespit edilmesinde birincil kaynaklar arasında basın-yayın organları da bulunmaktadır. Bu sebeple Bosna Gazetesi birincil kaynak olarak ele alınmıştır. Bu tez, Doğu Meselesi'nin temel unsurunu oluşturan 1875 Hersek İsyanı alanında yapılan çalışmalara basın tarihi kapsamında bir katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Anahtar Sözcükler Bosna Gazetesi, Hersek İsyanı, Basın Tarihi.
Muhassıllık teşkilatı
DOKTORA TEZ OZU MUHASSILLIK TEŞKİLATI Ayla EFE Yakınçağ Anabilim Dalı Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Mayıs 2002 Danışman: Prof.Dr. Cahit BİLİM Esas itibarıyla iltizam sisteminden emanet sistemine geçişi ifade eden Muhassıllık Teşkilatı; Muhassıl, Muhassıllık Meclisi ve Askeri zabitan üzerine kurulmuştu. Çünkü, sistemde her türlü vergi gelirinin toplanma işi muhassıllara bırakılmıştı. Ancak, muhassılların yanında merkezden atanan mal ve nüfuz katiplerinin yanında, üyelerinin seçim ve atanma usulüyle belirlendiği muhassıllık meclisleri ve "umur-u tahsiliye ve zaptiyede" görevlendirilen askeri zabitan vardı. Muhassıllık Teşkilatı Mart 1840 tarihinde Bosna, Arnavutluk, Trabzon, Van, Kars, Diyarbakır, Bağdat dışında tüm Anadolu, Rumeli ve Adalar'da uygulanmaya başlanmıştır. Mart 1842 'den itibaren de " usul-ü tadiliye" adıyla yapılan mali ve mülki alanda yapılan düzenlemeler ile yerini eyaletlerde Müşir ve Defterdara, kazalarda Kaymakam ve Mal Müdürüne bırakmıştır. Bu nedenle, Muhassıllık teşkilatı çok kısa bir dönem uygulanma olanağını bulmuş olsa da, Türk yönetim geleneğinde seçim usulünün yerleşmesi ve yerel yönetim geleneğinin gelişimi açısından önemli bir aşama olmuştur.
1840 temettuat defterlerine göre Korkuteli kazasının sosyoekonomik dinamikleri
1840 temettuat defterlerine göre Korkuteli kazasının sosyoekonomik dinamikleri başlıklı tezimde, yörenin ekonomisine dair bir perspektif oluşturmakla beraber Osmanlı taşra toplumunun yaşayış biçimlerine dair tespitler yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmamın sınırların belirleme noktasında bazı zorunluluklar olduğu gibi esas tespit etmek istediğim noktaların dışına çıkmamaya da özen gösterdim. Bu hususu kısaca açıklamak gerekirse, Bu defterlerin içeriği çalışmada ekonomik durum tespiti yapma açısından kısıtlı veri içermekte olduğu için, ürün bilgileri ya da elde edilen ürün miktarları bulunmadığı için bunlarla ilgili değerlendirme yapma şansım olmadı. Öte yandan kendi belirlediğim önceliklere göre defterlerde kayıtlı köylere ait verileri imkanlar dahilin de incelemek ve döneme ait bir tespit yapmak istedim. Bu verilerden yola çıkarak bugüne ait bir karşılaştırma işin başında belirlenen hedeflerin dışına çıkmak olacağından bu yapılmamıştır. İstanos nahiyesine bağlı 46 adet köyün kayıtlı olduğu üç farklı defter bu çalışmanın temelini oluşturur. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde bulunan bu defterlerde köyler ayrı ayrı kayıt altına alınmıştır. Anahtar kelimeler: Osmanlı, Tanzimat, Temettuat, İstanos
Tıp tarihinde müzik ile tedavi ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar delilerin mekanı Süleymaniye
Müziğin tedavi aracı olarak kullanılmasıyla, tıp tarihinde yeni tedavi alanları doğmuştur. Çalışmada, müzikle tedavinin tarihsel süreci incelenerek; müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanış biçimleri, çalgı aletleriyle beraber ele alınmıştır. Geçmişten günümüze gelişerek gelen bu tedavi aracının doğuşu, dârüşşifâlar üzerinden anlatılmıştır. Öyle ki Türklerden başlayıp Osmanlı'ya taşınan bu miras en iyi şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sosyal devlet anlayışına sahip olan Osmanlı dârüşşifâları, kimsesiz akıl hastalarına yurt olmuş, üstelik bu hizmeti karşılığında hastalarından ücret talep etmemiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde kavram ve terminoloji üzerinde durulmuş olup "bîmarhâne" adının anlamını açıklayarak başladık. Bîmarhâne adı hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra, bîmarhâne ile ilişkilendirdiğimiz tanımlar üzerinde durduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde, müziğin insan ruhuna olumlu ve olumsuz tesirlerini araştırarak bunların neler olduğunu anlatmaya çalıştık. Ayrıca yaptığı çalışmalar ile tıp tarihine adını yazdıran hekimleri de çalışmamızda unutmayarak onların çalışmaları hakkında da bilgiler vermeye çalıştık. Üçüncü bölümünde ise Türklerde, İslam Medeniyeti'nde ve Avrupa'da müzik ile tedavi çalışmalarının olup olmadığını araştırdık. Bu araştırmalarımızı örneklerle renklendirmeye çalıştık. Daha sonra çalışmamızı musiki ile tedavi yapan dârüşşifâlar üzerinde yoğunlaştırdık. Son bölümde ise çalışmamızı Süleymaniye üzerinde yoğunlaştırdık. Süleymaniye'nin kuruluşunu, mimari yapısını, delilerini, işleyiş ve yönetimini kısaca Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde göz bebeği olan Süleymaniye Bîmarhânesi'nin kimlere ev sahipliği yaptığı? Kimlerin derdine derman olduğu? Gibi sorularımıza arşiv belgeleri ışığında cevap bulmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bîmarhâne, Müzik, Akıl hastaları, Süleymaniye.
Batı ve Yakınçağ Osmanlı toplumunda servete bakış açısı
Servet konusu ilk ve ortaçağda bir anlam belirtmemesine rağmen Tanrı'nın vermiş olduğu bir iyilik olarak görülmektedir. Adam Smith tarafından ele alınan servet kavramı; kapsamlı olarak ele alınarak sonraki düşünürlere öncülük etmiştir. Bu düşünürler Smith'in servet anlayışını eleştirip yeni fikirler ortaya koymuşlardır. Batı toplumunda Adam Smith'ten farklı düşünce geliştirenler serveti, insana fayda sağlayan gerekli maddi değerler olarak görmüşlerdir. Bunun yanında kıt olup da değer içeren şeyler de servetten sayılmaktadır. Değer belirten örneğin, tablolar, heykeller, müzikle uğraşanların, doktorların ortaya koyduğu maddi-manevi değerler servet kabul edilmektedir. Genel olarak bakıldığında insana mutluluk veren, fayda sağlayan şeyler servet kabul edilmektedir ve servet iyi olarak değerlendirilmektedir. Fayda sağlamayan, mutluluk vermeyen servet ise kötü olarak değerlendirilmektedir. Osmanlı toplumu ele alınmadan İslam dünyasında servete bakış, insanlara saygınlık kazandıran, rütbe onur sahibi olarak belirtilmektedir. Yakınçağ Osmanlı toplumunda serveti, tasarruf yapılabilen, mübadele edilen, insanların ihtiyaçlarını karşılayan şeyleri servet saymışlardır. Denizi, toprağı, havayı servet kaynağı olarak görmüşlerdir. Cumhuriyet dönemindeki düşünürlerden Ülgener, servetin bir kere kullanıldığında tekrar yerine getirilmeyeceğini, mal ve serveti sadece hava atmaktan ibaret olduğunu belirtmiştir. Sabahattin Zaim ise, emek olmadan servet sahibi olunmayacağı görüşündedir. "Güzel insan" yetiştirerek verimlilik sağlanacağını, her insanın kendi alanında çalışarak o işe yoğunlaşması gerektiğini söyleyerek emeğe önem vermiştir ve serveti güzel insan yetiştirmeye bağlamıştır.
II. Abdülhamid'in islamcılık siyasetinin Ortadoğu'da uygulanması
Çalışmada; II. Abdülhamid'in (1876-1909) Ortadoğu'da uyguladığı İslamcılık siyasetini Ortadoğu Müslümanlarına ve Düvel-i Muazzama'ya etkileri ve sonuçları üzerinden değerlendirmek amaçlanmıştır. II. Abdülhamid dönemi ve İslamcılık siyasetiyle ilgili arşiv kaynaklarından, hatıratlar ve farklı dillerde yazılmış eserlerde dahil olmak üzere birçok telif eserlerden elde edilen bilgiler kullanılmıştır. Bu çalışmada araştırma metotlarından kaynak tarama ve mukayeseli tarih yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın yazım sürecinde kaynaklar incelenip okunup not alınarak yazıma uygun görülmüştür. Düvel-i Muazzama'nın değişen politikalarıyla birlikte II. Abdülhamid'de şartların imkân vermesiyle hilafet odaklı İslamcılık siyasetini uygulayarak mali, insani ve askeri gücü zayıf olsa da bu siyasetle tüm Müslümanlara ulaşıp Düvel-i Muazzama'nın nüfuzunu kırabileceğini ve Osmanlı Devleti'nin yeniden söz sahibi olabileceğini göstermeyi hedeflemiştir. Düvel-i Muazzama'ya karşı cihad tehdidinin cihad çağrısından daha etkili olduğuna ve iyi idare edilecek olursa uygun sonuçlar doğurabileceğine karar vermiştir. İslamcılık siyaseti için Ortadoğu, Osmanlı Devleti açısından tüm dünya Müslümanları ile kaynaştığı bir bölge olmuştur. Bu durum Düvel-i Muazzama'yı tedirgin etmiş ve İslamcılık siyasetine karşı hamlelerde bulunmaya başlamıştır. II. Abdülhamid'in yeni konumunu, İslam'ın genel olarak sözcüsü ve savunucusu şeklinde tanıtmak ve yaymak amacıyla Mekke bir merkez durumuna gelmiş ve Hicaz'da ne olursa olsun Osmanlı hakimiyetini korumak büyük önem kazanmıştır. İslamcı siyasetin en başarılı faaliyeti olarak görülen Hicaz Demiryolu, sadece Ortadoğu Müslümanları arasında değil tüm Müslüman aleminde Düvel-i Muazzama'ya karşı bir zafer olarak görülmüş ve Müslümanlar üzerinde onların nüfuzunun sona erdirilebileceğinin düşünülmesini sağlamıştır. Basra Körfezi, Yemen ve Filistin'de de girişilen reform hareketleri, oluşturulmaya çalışılan mali, idari, askeri ve mimari yeniliklerle düzenlemeler de geniş yankı uyandırmıştır. Sınır dışı Ortadoğu coğrafyalarından olan İran ile Mısır'da da İslamcı siyaset uygulanarak halifelik konumuna zarar verici Düvel-i Muazzama kaynaklı faaliyetlere engel olunmak istenmiştir. II. Abdülhamid'in yapmış olduğu faaliyetler ve halifeliğin dünya Müslümanları üzerindeki etkisinin Düvel-i Muazzama tarafından halifeliğin papalık konumuna benzer bir duruma gelmesine yol açtığı kaydedilmiş arşiv belgeleri, hatıratlar ve önceden hazırlanmış çeşitli eserler sayesinde ortaya çıkarılmaktadır. Osmanlı Devleti'nin artık yıkılmasını arzulayan Düvel-i Muazzama'nın İslamcı siyasetle yeri geldiğinde manevra kabiliyeti yavaşlasa da Müslümanların birlik olmasını sömürgelerini ve egemenliğini kaybetmemek amacıyla daima engellemeye çalışarak Ortadoğu'da İslamcı siyasetin uzun soluklu olarak uygulanmasını engellediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İslamcılık, Ortadoğu, Halifelik, II. Abdülhamid, Düvel-i Muazzama.
Eflak ve Boğdan'da Osmanlı hakimiyeti ve Fuad Efendi'nin layihası
Günümüzde Romanya olarak bilinen Eflak ve Boğdan, halk, kültür ve ortak tarihi sebebiyle birlikte anılmaktadır. Birinci bölümde bahsedileceği üzere tarih içerisinde pek çok topluluk ile devletin ilgi odağı olan Eflak ve Boğdan, bir çok devletin hakimiyet sahası olmuş ve bir dönem de Osmanlı Devleti içerisinde özel statüye sahip bir bölge olarak idare edilmiştir.Osmanlı Devleti, Memleketeyn diye tabir ettiği bu bölgeye XVIII. yüzyıldan itibaren Fenerli Beyleri atamıştır. Bu dönem Osmanlı kültür ve uygarlığının Romenleri pek çok alanda etkilediğinin hissedildiği bir dönem olmuştur. XIX. yüzyılda ise bu coğrafyada daha çok Rus nüfuzu etkili olmuş ve Osmanlı Devleti buradaki hakimiyetini kaybetmeye başlamıştır.Yüksek Lisans Tezi olarak sunduğum bu çalışmanın ikinci bölümünde, Eflak ve Boğdan'ın Osmanlı hakimiyetine girene kadar geçirdiği sürece değinilmiş, Osmanlı hakimiyeti altında geçen dönem içerisinde bu bölgenin statüsü, idari safhaları ve bu dönemdeki siyasi gelişmeler ile voyvodaların Osmanlı Devletine karşı sorumlulukları ele alınmış ve XIX. yüzyıl gelişmeleri ile Osmanlı hakimiyetinin kaybolmaya başladığı dönem değerlendirilmiştir.Üçüncü bölümde XIX. yüzyıldan itibaren bölgede başlamış olan Rus işgalleri ile 1848 İhtilali'nin Eflak ve Boğdan'daki yansımaları ele alınmış ve Osmanlı Devleti'nin bu dönemde aldığı önlemlerden bahsedilerek, Fuad Efendi'nin 1848 tarihli Eflak ve Boğdan'a dair layihası Osmanlıca metinden çevrilerek değerlendirilmesi yapılmıştır.Anahtar kelimeler; Eflak, Boğdan, Romanya,Besarabya, Fuad Efendi
Suç cetvellerine göre Hudâvendigâr Vilayeti'nde suç ve suçlular (1912-1917)
İnsanlık tarihi kadar eski bir geçmişi olan suç olgusu ve suçlu kavramı, XX. yüzyılın başlarında bir Osmanlı vilayeti olan Hudâvendigâr Vilayeti'nin gerçeklikleri olan savaş ortamı ve yaşanan göçlerin ve yönetimsel uygulamaların etkisiyle şekillenmiştir. Türkler, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler başta olmak üzere çeşitli toplulukların birlikte yaşam sürdüğü bu ortamda, her toplumsal grup ekonomik ve sosyal açıdan farklı özelliklere sahip olmuş ve farklı roller üstlenmiştir. 1912-1917 yılları arasında yaşanan Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı, II. Meşrutiyet yönetimini güvenlik ve asayişin sağlanması konusunda çeşitli uygulamalara yönlendirmiştir. Osmanlı yönetimi, suç ve suçlu istatistiğine önem vererek vaka ve failleri vukû'ât-ı cinâ'iye ve cerâim-i umûmiye cetvellerine kaydederek bölgesel suç durumlarını ve toplum yapısını takip edebilmiştir. Bu tez çalışmasında, suç istatistikleri açısından birincil kaynak olan vukû'ât-ı cinâ'iye ve cerâim-i umûmiye cetvelleri incelenerek, Hudâvendigâr Vilayeti'nde suç olgusu ve suçlu kavramları niteliksel ve niceliksel açıdan betimlenmeye çalışılmıştır.
Endonezya'da Hollanda sömürgeciliği ve bu dönemde Endonezya Osmanlı ilişkileri
Bu çalışmadaki hedefimiz tarihte pek bilinmeyen Osmanlı Devleti ve Endonezya Adaları ile olan ilişkileri, Osmanlı Arşivi ve diğer ana kaynaklar ışığında ele almak olmuştur. Bu ilişkileri incelemeden önce tezimizde, Endonezya'yı genel olarak tanıttıktan sonra, 400 yıl sürecek olan Endonezya'daki Hollanda sömürgesini de detaylı bir şekilde ele aldık. Özellikle, bu sömürge döneminde başta Açe Sultanlığı olmak üzere Osmanlı Devleti buradaki birçok sultanlık ile ilişki halinde olup, bu adaların koruyuculuğunu üstlenmiştir. Başta Portekiz ve daha sonra Hollanda sömürgeciliği gölgesinde gelişen Osmanlı-Endonezya ilişkileri, Osmanlı Devleti'nin sömürgeciliğe bakışına ve özellikle kendisinden uzak olan Müslüman toplumlara yaklaşımı noktasında güzel bir örnektir. Özellikle bu adalardaki sultanlıklar, Osmanlı Devleti'ne birçok elçi göndererek Osmanlı Devleti'ne tâbi olmak istemişlerdir. Son olarak, Endonezya bağımsızlığının altında yatan ana fikirler ve bu fikirlerin meydana geldiği 20.yüzyılın Uzakdoğu'sunu anlamamız için Endonezya uygun bir coğrafyadır. Anahtar Kelimeler: Endonezya, Osmanlı Devleti, Hollanda, Sömürgecilik, Uzakdoğu, Açe, Portekiz, Tarih.
Biga sancağına ait 4948, 4951, 15988, 15990, 15991 numaralı Temettuat Defterleri'nin transkripsiyon ve değerlendirilmesi
Yapılan araştırmanın amacı H.1260 tarihli 4948, 4951, 15988, 15990, 15991 numaralı Temettuat Defterleri'ne göre Avine kazasına bağlı köylerin sosyal ve ekonomik yapısını incelemektir. Temettuat Defterleri esas alınarak hazırlanan bu araştırmada, Avine kazasına bağlı köyler ve bu köyler çerçevesinde kırsal kesimin 19. yüzyıl ortalarındaki sosyo-ekonomik durumu ile ilgili genel bir sonuç çıkarılması amaçlanmıştır.Çalışmanın içeriği, Tanzimat Dönemi Osmanlı vergi sistemi, Temettuat Defterlerinin ortaya çıkış süreci, defterlerin kayıt altına alınması ve özellikleri, defterlerde geçen yöre olan Avine'nin (günümüzde Çanakkale ilinin Yenice ilçesi) nüfus, sosyal ve ekonomik yapısını tahlil ve tetkik etmeyi ve transkripsiyonu içermektedir. Temettuat Defterlerindeki bilgileri tablo ve grafikler yaparak konuyu daha anlaşılır hale getirmeye çalıştık.İncelediğimiz köylerde yaşayan halkın tipik bir Anadolu yerleşim yerinin özelliklerine sahip olduğu görülmektedir. Halkın sadece Müslümanlardan oluştuğu, orta yaş grubuna mensup insanların çoğunlukta olduğu, mesleklerinin kısmen kaydedildiği, kadın isimlerine kısmen ulaşılabildiği görülmüştür. Halkın temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Halkın sahip olduğu emlak, tarla, bağ, büyükbaş, küçükbaş, yük-binek hayvanları ve arıları ile gelir-gider durumu karşılaştırılarak incelenmiştir. Yerel tarih açısından önemli kaynaklardan birisi olan Temettuat Defterleri, sahip olduğu zengin içerik ile ait olduğu bölgenin özellikle ekonomik potansiyelini gözler önüne sermesi bakımından önem arz ederken, günümüz sosyo?ekonomik yapısı ile de bir karşılaştırma imkânı vermektedir. Araştırmamız bölgesel olmakla birlikte Çanakkale il genelinin sosyo-ekonomik profilinin çıkarılmasında, yapılan araştırma, yardımcı kaynak olacaktır.
Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde paleopatolojik analiz
Van Kalesi'nin kuzeyinde bulunan Van Kalesi Höyüğü'nde ilk kazı çalışmaları 1939 yılında Kirsopp ve Silva Lake tarafından başlatılmıştır. Höyük'te kazı çalışmalarına 1989-1991 yılları arasında Prof. Dr. M. Taner Tarhan başkanlığında devam edilmiştir. 2010 yılında ise Van Kalesi Höyüğü'ndeki çalışmalara Yrd. Doç. Dr. Erkan Konyar başkanlığında yeniden başlanmıştır. Bu çalışmanın materyalini 2010-2012 yıllarında çıkan ortaçağ ve yakın çağa tarihlendirilen iskeletler oluşturmaktadır. Yapılan çalışmalar sonucunda 377 birey tespit edilmiştir. Bu bireyler paleopatolojik açıdan incelenmiş ve toplumun yaşam biçimleri hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda karşılaşılan patolojiler 5 başlık altında toplanılmıştır. Toplum içinde en fazla gözlemlenen metabolik hastalık %28,42 oranla cribra orbitaliadır. Toplumun sağlık yapısı hakkında önemli bilgiler veren bir diğer patoloji ise %20,39 oranında gözlemlenen porotic hyperostosistir. Bu iki lezyon en fazla bebek ve çocuklarda gözlemlenmiştir. Toplumda konjenital anomaliler çeşitlilik olarak en fazla gözlemlenen patolojidir ve 8 başlık altında toplanılmıştır. Toplumda %15,15 oranında en fazla karşılaşılan konjenital anomali craniosynostotistir. Bu anomalilerin genetik kökenli ve bireyin yaşadığı stres veya çevresel etmenler nedeniyle gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Toplumda yaşam biçimine bağlı 7 patolojik lezyon tespit edilmiştir. Erişkin bireylerde tespit edilen periferal osteoartritin oranı %31,81'dir. En az 1 omurunda gözlemlenen osteoatrit ise %57,80'dir. Schmorl nodülü ise toplum genelinde %50,27 oranında gözlemlenmiştir. Yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıklar yaş ilerledikçe artış göstermektedir. Enfeksiyonel hastalıklar açısından da incelenen toplumunda %55,67 oranıyla periostitis bulunmaktadır. Toplumun her yaş ve cinsiyetteki bireylerinin patolojik olgulardan etkilendiği, toplumda gözlemlenen enfeksiyonel hastalıkların diğer Anadolu toplumlarına göre fazla olması, bebek ve çocuk ölüm oranlarının (%55,70) fazla oluşu ve toplumda genç yaşlardan itibaren yaşam biçimine bağlı gerçekleşen hastalıkların gözlemlenmesi nedeniyle 2010-2012 Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nun tarıma dayalı bir ekonomiye sahip olduğu, hijyenik olmayan bir ortamda yaşadıkları ve beslenme açısından yetersiz bir duruma sahip oldukları düşünülmektedir.
Van Kalesi Höyüğü (2010-2012) kazılarından çıkarılan iskeletler üzerinde travma ve tümör analizi
Bu tez çalışmasının materyalini oluşturan iskelet kalıntıları 2010 - 2012 yılları arasında yapılan Van Kalesi Höyüğü kazılarından elde edilmiştir. Van Kalesi Höyüğü, Van ili sınırlarında var olan Van Kalesi'nin hemen dışında doğu-batı yönünde alçak sırt şeklinde uzanmaktadır. Ortalama genişliği 70 m. ve uzunluğu 1 m. olan bu höyüğün en yüksek kısmı batı ucudur. Bu noktada yükseklik 7 m'yi geçmektedir. Höyükte kazılara 2010 yılında Van-Tuşpa Projesi kapsamında Erkan Konyar başkanlığında başlanmıştır. Höyük "A"," B" ve "C" tabakaları şeklinde katmanlara ayrılmıştır. "A" tabakası kazısı esnasında bu çalışmanın materyali olan iskeletler, mezarlık alandan çıkartılmıştır. İskeletler A tabakasının mezar tiplerine bakılarak Ortaçağ ve Yakın Çağ arasına tarihlendirilmiştir. Höyük alanı yıllarca iki dini inanışa sahip insanlara tarafından iskan görmüştür. Çalışmanın amacı, Van Kalesi Höyüğü Ortaçağ ve Yakın Çağ Toplumu'nda travma ve tümörün varlığına dair incelemeler yapmak ve çağdaşı olan Anadolu toplumlarıyla karşılaştırmaktır. Höyük toplumunda 377 birey paleopatolojik açıdan incelenerek travma ve tümör analizleri yapılmış ve toplumun yaşam biçimi hakkında bilgiler edinilmeye çalışılmıştır. Van Kalesi Höyüğü Toplumu'nda gözlemlenen travmalar Cranial, Post-Cranial ve Kültürel kafatası deformasyonu olarak üç alt başlıkta incelenmiştir. Toplumda cranial travmaların görülme oranı % 8,91, Post-Cranial travmaların görülme oranı %4,83'tür. Kafatası deformasyonu görülme oranı ise % 8,6'dır. Van Kalesi Höyüğü Toplumunda tümörler benign (iyi huylu) ve malignant (kötü huylu) olmak üzere iki alt başlıkta incelenmektedir. Toplumda benign tümör olarak bilinen: button osteoma, osteokondroma, fibros cortical defect ve dermoid kist gözlenmiştir. Toplumda button osteoma görülme oranı % 2,64'tür. Malignant tümörlere ise rastlanılmamıştır. Toplumda travmalar, en fazla erişkin erkek bireylerde olmak üzere her yaş grubunda gözlenmiştir. Çocuk bireylerde ve her yaş grubu erişkin bireylerde kafatası deformasyonunun gözlenmesi bu durumun kültürel bir davranış olduğunu düşündürtmektedir. Toplumda gözlenen travmanın günlük yaşam biçiminden kaynaklı düşme ya da çarpma gibi durumlardan oluştuğu gözlenmiştir. Toplumda savaş ve şiddete yönelik travmalara rastlanılmamıştır. Anahtar Kelimeler: Van Kalesi Höyüğü, Travma, Tümör, Ortaçağ ve Yakın Çağ.
Bosna-Hersek'in (1908) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından ilhakının Osmanlı basınındaki yansıması
Balkanlar bölgesinde önemli bir yeri olan Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun hedefi haline gelmiş, 1875 Bosna-Hersek İsyanı ile birlikte Avrupa siyasetine Doğu Sorunu adıyla yansımıştır. 19. yüzyılın siyasi bloklaşması arasında kendine bir yer bulamayıp, siyasi dengelerin değişmesine ayak uyduramayan Osmanlı Devleti, 1878 Berlin Antlaşması ile birlikte Balkanlardaki birçok toprağını kaybetmiş ve halkının çoğunluğu Müslüman olan Bosna-Hersek'i, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun işgaline bırakmak zorunda kalmıştır. İşgale ve bahsi geçen imparatorluğun yeni bir kimlik oluşturma çabalarına tepki duyan ve yeni yönetimden memnuniyetsizliğini ifade eden Bosna halkı, yeni hükümetten gördüğü baskı ve olumsuz tavır sonucu göç etmek zorunda kalmıştır. İşgalden sonra, Bosna-Hersek'e askerlerini yerleştiren ve otuz yıl bu eyaleti yöneten Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, bu süreçte Bosna-Hersek'i ilhak planlarını gizli bir şekilde yürütmüştür. 19. yüzyılın siyasi bloklaşması neticesinde, dönemin siyasi dengesini kendi lehine kullanan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Berlin Antlaşması'na sadık kalmayıp, 1908 yılında Bosna-Hersek'i ilhak ederek, siyasi bir krize sebep olmuştur. Avusturya-Macaristan'ın uluslararası bir antlaşmayı görmezden gelerek Bosna-Hersek'i ilhakı, büyük bir savaşla sonuçlanmamasına rağmen, Avrupalı devletlerin ve Osmanlı Devleti'nin büyük tepkisine sebep olmuştur. İlhak krizi, en fazla Osmanlı Devleti ve Sırbistan'ı etkilemiş ve bu durum, her iki devletin Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile olan siyasi ilişkilerini durdurma noktasına getirmiştir. Bosna-Hersek'in ilhakı, dönemin Osmanlı Devleti'ni ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu birçok yönden etkilemiş, Avrupa'da siyasi ittifakların gözden geçirilmesine ve Birinci Dünya Savaşına giden yolda yeni siyasi blokların oluşmasına sebep olmuştur. Bu sebeple, Bosna-Hersek'in ilhakı hem Osmanlı tarihi hem de Avrupa tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu tez, Bosna-Hersek İsyanının sebep olduğu Bosna krizinin ardından, Bosna-Hersek'in, 1877-1878 Berlin Antlaşması'nın 25'nci maddesine istinaden Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgalini, Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgelerine dayanarak ele almayı ve 1908'de yine aynı devlet tarafından ilhakının Osmanlı basınındaki yansımalarını ve Osmanlı hükümetinin bu durum karşısındaki tutumunu analitik bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
İstanbul gazetelerinde Sedan Muharebesi (1-2 Eylül 1870)
Sedan Muharebesi, 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı'nın etki ve sonuçları itibariyle en önemli muharebesidir. Fransız ve Alman toplumlarında derin izler bırakan muharebe, Avrupa'nın güç dengelerini değiştirmiştir. Almanya, Prusya önderliğinde birleşerek Alman İmparatorluğuna, Fransa ise birkaç gün içerisinde Üçüncü Cumhuriyet'e dönüşmüştür. Avrupa'da yaşanan bu değişim, kuşkusuz Osmanlı Devleti ve kamuoyunda ciddi yankı uyandırmış, Sedan Muharebesi, İstanbul gazetelerinde geniş yer bulmuştur. Bu tez çalışması, İstanbul gazetelerini kullanarak Sedan Muharebesinin Osmanlı Devleti ve kamuoyunda nasıl değerlendirildiğini analitik bir bakış açısıyla ortaya koymayı amaçlamaktadır.
275 numaralı Manisa Şer'iyye Sicili'nin transkripsiyon ve değerlendirilmesi (H.1254-1255/M.1838-1840)
Şer'iyye Sicilleri, Osmanlı Devletinde kadıların mahkemelerde verdikleri hükümlerin kayıtlarının tutulduğu defterlerdir. Şer'iyye Sicili kayıtlarını incelediğimizde o bölgenin sosyal, ekonomik, kültürel, hukuki yapısı hakkında bilgi sahibi olmaktayız. 275 Nolu Manisa Şer'iyye Sicilini konu bakımından incelediğimizde ölen kişilere ait tereke kayıtları, miras davaları, boşanma davaları, adam yaralama, Redif kışlasının masraf pusulaları, Saruhan sancak masraf pusulaları, rüşvet hakkında çıkarılan cezalar ile ilgili kayıtlar, izin tezkereleri, savaşlarda yaralanan askerlerin tekaüdlük maaşları hakkında kayıtlar, illet-i veba hastalığı hakkında çıkarılan düzenlemeler gibi mevzular hakkında bilgi edinmekteyiz.
İkinci Abdülhamid döneminde (1876-1908) Osmanlı Singapur ilişkileri
Güneydoğu Asya ülkeleri içerisinde önemli bir yere sahip olan Singapur'u İngilizler kendi yönetimlerine almış olsalar da buradaki Müslüman halk her daim Osmanlı Devleti'ne bağlılıklarını bildirmiş ve Sultan İkinci Abdülhamid döneminde istedikleri yakınlaşma fırsatını elde etmişlerdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Osmanlı Singapur ilişkilerine dair birçok belge bulunmaktadır. Ayrıca, dönemin gazetelerinden İkdam, Tercüman-ı Hakikat ve Sabah gazeteleri, konuyla ilgili çok önemli bilgiler sunmaktadırlar. Bu kaynakları temel alan bu Yüksek Lisans Tezi, İkinci Abdülhamid dönemindeki Osmanlı Singapur ilişkilerini analiz etmeyi ve değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Singapur, İkinci Abdülhamid, konsolosluk, Güneydoğu Asya
812 Numaralı Aydın Ayniyat Defteri'nin transkripsiyon ve değerlendirmesi
Osmanlı Devleti'nde XIX. yüzyılda vilayetlere, nezaretlere ve çeşitli dairelere gönderilmek üzere veya buralardan gelen yazılara cevap vermek için Sadaret tarafından kaleme alınan yazı suretlerinin kaydedildiği Ayniyat Defterleri, Başbakanlık Osmanlı Arşivi'nin Bab-ı Ali Evrak Odası fonunda bulunmaktadır. Söz konusu defterler idari, mülki, hukuki, askeri, mali pek çok konuyu içermektedir. Bu çalışmada, Bab-ı Ali Evrak Odası fonunda bulunan 812 numaralı Aydın Ayniyat Defteri'nin (H. 1283-1294/M.1866-1877) transkripsiyonu yapılarak, deftere yansıyan olaylar mevcut literatür ile birlikte ele alınıp irdelenmiştir. Bu doğrultuda, 1866-77 yılları arasında Aydın Vilayeti'nde (Aydın, İzmir, Manisa, Denizli, Muğla) meydana gelen ve Şeriye mahkemelerinin yetki alanları dışında kalan pek çok davanın temyiz kayıtları ile eşkıyalık hareketleri, imar faaliyetleri, göreve tayin edilen ve görevden azledilen memurlar ve daha pek çok konu hakkında bilgi verilmiştir. Yapılan bu çalışma ile, Aydın Vilayeti'nin 1866-77 yılları arasındaki idari, hukuki, sosyal ve iktisadi tarihine katkı, Batı Anadolu Tarihi araştırmacılarına ise başvuracakları bir kaynak sağlamak amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Ayniyat, Aydın Vilayeti, Aydın, İzmir, Manisa, Muğla, Denizli, Mahkeme, Hukuk, İdari, Sosyal
1884-1885 Berlin Konferansı ve Afrika'nın Avrupalı devletler tarafından paylaşımı
XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, sömürgeci devletlerin hedefinde artık Afrika vardı. Özellikle Belçika Kralı II. Leopold'un sömürge elde edebilmek için şahsi girişimlerde bulunup, Afrika'da keşifler yaptırmasıyla beraber, Afrika bu dönemde daha da önem kazanmıştı. Afrika'yı özellikle Kongo'yu paylaşamayan sömürgeci güçler ile dönemin önde gelen devletleri bu anlaşmazlığa bir son vermek amacıyla konferans toplamaya karar verdiler. 15 Kasım 1884'ten 26 Şubat 1885'e kadar süren Berlin Konferansı (ya da diğer isimleriyle Kongo Konferansı, Batı Afrika Konferansı), bu kararın bir neticesiydi. Alman Şansölyesi Otto von Bismarck'ın başkanlığını yaptığı konferansa, dönemin Afrika kıtasında toprağı veya kıtanın paylaşılmasında siyasi ve ekonomik çıkarları olan 14 ülke katıldı. Katılımcı ülkeler; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Portekiz, İspanya, Amerika, Danimarka, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İsveç ve Norveç, Hollanda, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan oluşmaktaydı. Konferansta özelde Kongo Havzası'ndaki ticaretin belirlenmesi, genelde Afrika'nın paylaşım esasları görüşülmüştür. Ayrıca yeni sömürgeciliğin yasal başlangıcı olarak kabul edilen Berlin Konferansı, yeni emperyalizmin temel prensiplerinin de belirlendiği ilk konferans olması sebebiyle dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, konferansın toplanmasından önce Avrupalı sömürgeci güçlerin Afrika'ya yönelik politikaları, genel durumları ve Afrika'yı paylaşma girişimleri ele alınmıştır. Ayrıca, Kuzey ve Doğu Afrika'da toprağı olan ve buradaki Müslümanlarla ilişkileri bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun konferansa bakış açısını sunulmuş ve değerlendirilmiştir. Son olarak, konferansta görüşülen konular, bunların önemi ve sonuçları, özellikle Kongo'nun durumuna yer verilmiştir.