National security

79 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Rusya Federasyonu'nun güvenlik anlayışının Neorealist Perspektiften analizi

Bu tezin yazılmasının nedeni, Rusya Federasyonu'nun 2000'li yıllardan itibaren uygulamaya koyduğu saldırgan dış politikasını, devleti temel aktör olarak gören ve uluslararası sistemin yapısını dikkate alan neorealist teori bağlamında incelemektir. Bu çerçevede, Sovyet sonrası dönemde ülke içinde gerçekleşen ideolojik tartışmalara yer verilirken, o zamandan günümüze Rus dış politikasının yol haritaları olan askeri, dış politika ve milli güvenlik belgeleri de sunulmuştur. Ayrıca Rusya Federasyonu'nun agresifleşen dış politikası, Putin döneminde gerçekleşen üç vaka örneğiyle değerlendirilmiştir. Özetle bu tezde, 2000'li yıllar Rus dış politikasının, hayatta kalmak için güç maksimizasyonunu amaçlayan ofansif realizm çerçevesinde kurgulandığı ve uygulandığı savunulmaktadır. Böylece, dış politikanın giderek küreselleştiğinin iddia edildiği bir dönemde, realist uluslararası ilişkiler teorisinin geçerliliğini hala koruduğu gösterilmektedir.

GüvenlikGüvenlik ilkeleriGüvenlik politikaları+6
Ali Necefoğlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Trump dönemi Amerikan güvenlik politikasında NATO'nun araçsallaştırılması

Bu yüksek lisans tezinde, ABD ve NATO arasındaki ilişki kapsamında, Trump döneminde ABD güvenlik politikasında NATO'nun bir araç olarak kullanılması, Neoklasik Realizm bağlamında incelenmektedir. ABD güvenlik politikasının öncelikleri ve amaçları ile NATO'nun politikaları tahlil edilmiştir. Bu bağlamda, 2017 yılında yayınlanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ile 2020 yılında yayınlanan NATO 2030 Raporu karşılaştırılmış ve iki politika belgesi arasındaki benzerlikler ortaya konmuştur. "NATO, Trump Döneminde askeri, siyasi ve ekonomik açıdan Amerikan güvenlik politikasında bir araç olarak kullanılmıştır." görüşü hipotezi oluşturmaktadır. "2017 ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi ve NATO 2030 Raporu belgelerinde yer alan temel politika konularından hareketle, Trump Dönemi ABD güvenlik politikasında NATO, askeri, siyasi ve ekonomik açıdan bir araç olarak nasıl kullanılmıştır?" sorusu temel araştırma sorusu olarak belirlenmiştir. Bu tezde, nitel araştırma yöntemlerinden vaka analizi ve süreç takibi yöntemleri kullanılmış ve söz konusu iki belge karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Bunun sonucunda, ABD'nin dış politika sürecinde NATO'yu bir araç olarak kullandığı ve NATO'yu doğrudan etkilediği belirlenmiştir. Öte yandan NATO'nun da ABD ile benzer politikalar benimseyerek ortak hareket etme arzusu içinde olduğu anlaşılmıştır.

Amerika Birleşik DevletleriAskeri ittifakGüvenlik politikaları+6
Hüseyin Adatepe
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kopenhag Okulu çerçevesinde İsrail güvenlik politikaları: "Başarı mı?" Başarısızlık mı?"

Bu çalışmanın temel amacı, İsrail iç ve dış güvenlik politikalarının, Kopenhag Okulu kavramları ve güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenmesidir. Bu bağlamda Kopenhag Okulunun ileri sürdüğü güvenlikleştirme, güvenlik dışılaştırma, bölgesel güvenlik kompleksi ve güvenlik sektörleri gibi kavramlar, İsrail'in güvenlik politikaları ekseninde tarihsel süreçte değerlendirilmiştir. Özellikle 11 Eylül öncesi ve sonrası karşılaştırılarak, Kopenhag Okulunun ana hedefi olan güvenlik dışılaştırma kavramının, İsrail güvenlik stratejileri ekseninde güvenlikleştirme kavramına olan evrilme süreci değerlendirilmiştir. Ek olarak İsrail'in güvenlikleştirme süreçlerinde, hangi kurumların nasıl bir işlev ile rol aldığı üzerinde durulmuştur. Aynı şekilde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ilişkileri, güvenlik ve 11 Eylül bazlı olarak değerlendirilmiş ve ABD'nin söz konusu güvenlikleştirme sürecindeki etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak güvenlik kavramı ve küreselleşme üzerinde durulmuştur. Geleneksel yaklaşımlara ek olarak Kopenhag Okulunun ortaya çıkışı ve temel kavramları açıklanmıştır. İkinci olarak İsrail güvenlik ve dış politikasında etkili olan unsur ve kurumlar incelenmiştir. Üçüncü olarak, İsrail'in kuruluşundan başlayarak temel olaylar Kopenhag Okulunun kavramları ışığında değerlendirilmiştir. Yine aynı bağlamda İsrail'in Filistin güvenlik duvarı ve demir kubbe hava savunma sistemi gibi güvenlik uygulamaları Kopenhag Okulu kavramları çerçevesinde normatif boyutu değerlendirilmiştir. Sonuç olarak Kopenhag Okulunun güvenlikleştirmenin "bir başarısızlık" olduğu kabulünden yola çıkılarak, İsrail güvenlik politikaları güvenlikleştirme kavramı ışığında değerlendirilerek söz konusu politikaların hangi açılardan "başarılı" ya da "başarısız" olduğu tartışması yapılmıştır.

FilistinFilistin-İsrail sorunuGüvenlik+7
Bahar Çakar
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağının iç güvenlik bağlamında analizi

Bu çalışma, Soğuk Savaş'ın bitimi ile birlikte kalkınma ve güvenlik politikalarının birbirlerine yakınsamasının ortaya çıkardığı kalkınma-güvenlik bağının, iç güvenlik bağlamında terör örneği üzerinden analizini ele almaktadır. Kalkınma ve güvenlik konuları hem bireylerin hem de devletlerin daima öncelikleri arasında yer almıştır. 1980'lerden bu yana Uluslararası Kalkınma Birliği içerisinde gelişen kalkınma-güvenlik bağı yaklaşımının ana fikri, güvenliği gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kalkınmanın gerçekleştirilmesi için ön koşul olarak saymasıdır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Birleşmiş Milletler ve OECD kurucu üyesi Türkiye'nin, kalkınma-güvenlik bağı ilişkisi ise 1990 yılında gelişmeye başlamış ve bu süreç günümüze kadar devam etmiştir. Bu süreçteki öncelikli kalkınma konusu ekonomik güvenlik iken ikincil kalkınma konusu ise iç güvenliktir. Ekonomik güvenlik garantili temel bir gelirin, belirli bir ücret karşılığında veya "sosyal güvenlik" yoluyla elde edilmesi iken; iç güvenlik, bir ülkenin sınırları içerisindeki bireylerin vücut bütünlüğüne ve anayasal haklarına karşı herhangi bir saldırı ve tehlikenin olmamasını ve ülkenin kamu düzeninin kolluk eliyle sağlanmasını ifade etmektedir. Ekonomik güvenliğin, kalkınma planlarından hareketle 1990 yılından günümüze kadar olan sürecinde "sosyal güvenlik" sorunları ön plana çıkarken; iç güvenlikte "terör" sorunu ön plana çıkmıştır. Terör, sadece iç güvenlik sorunu değil aynı zamanda kalkınmanın da bir sorunudur. Türkiye'de kalkınma-güvenlik bağını iç güvenlik bağlamında belirli örnekler üzerinden değerlendirmek mümkündür. Bu çalışmada terör örneği değerlendirilecektir.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınmaGüvenlik+5
Mehmet Akif Bektaş
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Security challenges of Cameroon and the effects on France-African relations

This thesis is focused on an overview of Cameroon's security challenges and the direct effects they will have in the entire Central African sub-region if patriotically addressed by the ruling elite. This thesis tries to answer the question why Cameroon though rich has many unattended security challenges. Secondly, it questions its domestic and foreign policies vis-à-vis its immediate neighbors as well as its foreign Western partners. In other words, it explores, firstly, the egocentric politics of its ruling elites and on the international scene, the economic interaction (diplomacy) that fosters the relations between China, and now Russia and very recently, Turkey. It's worth noting that the arrival of Turkey and others directly threatens France's interests. This thesis consists of five main chapters. The first chapter gives a general overview of the research materials and plan of the thesis. The second chapter defines some key concepts like foreign policy, security, France-Afrique and gives an overview of the conceptual framework of security studies beginning first from the general point of view and then narrowing it down to the epicenter of the study, Cameroon. The third chapter presents the history of Cameroon from colonization to independence. It also in some ways highlights its current security challenges. The fourth chapter deeply elucidates the current security threats of Cameroon, the geopolitical positioning of Cameroon and looks at the game in the Gulf of Guinea. It also suggests a largesse why Cameroon and many other countries within the belt of the Gulf of Guinea must endeavor to reformulate their policies for an emerging Africa if they ever dream of advancing. Lastly, the counter security measures come in as the culmination of the study and conclude with what Cameroon has achieved and what the setbacks are.

AfricaFranceSecurity+5
Evarıstus Mwenyo Eyong Agbendıfor
İstanbul Aydın University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

The establishment of overseas military bases with regard to the international security and distribution of power

The practice of establishing military installations and facilities in foreign countries dates back to the 20th century after the two World Wars as nations sought to exercise influence and domination over others. From a realist point of view, bases have been set up in different countries for some reasons with the most notable being the need to align national and political interests in both the host and the military-providing nation. These bases are of strategic importance and developments seen in various countries attest to this fact. Some countries needed to exercise authority over others, especially after colonization while others needed the help granted to them in the form of security, weaponry, and economic growth. The host countries in return provide good working environments for the installations. However, there are several laws and regulations to control the levels of control in these countries. The literature review section explore the history and the role that overseas military basing has been able to play in enhancing global security as well as power distribution across major powers. It outlines the significant changes that have characterised security threats and world peace over the years and steps that have been taken by major powers to contain these situations. Moreover, the research examines how the collapse of the former Soviet Union, which led to the unipolar world status made the United States to establish even more military bases across the globe and how these bases have been beneficial to the United States and other powerful nations across the globe. This research seeks to explore the realists perspective on how the establishment of overseas military bases help to improve international security and streamline distribution of power. The major objective of this paper is to explore whether the establishment of overseas military bases helps to improve security regulations and aid power distribution. The research will use a realist approach to data collection and analysis. Data will be sourced from secondary sources which are relevant to the topic and published between 2000 and 2017. Qualitative data analysis methods will be used.

Military basesPowerNational security+1
Volkan Ferlengez
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji güvenliği ekonomik etkiler ve politik hegemonya

Bu çalışma, enerji güvenliğinin, ulusal güvenliğin sürdürülmesi perspektifinde dünyadaki tüm ülkeler için en önemli hedeflerden biri olduğunu göstermektedir. Özellikle sanayileşmiş ülkelerde, enerji bir ulusal güvenlik meselesi olup, ekonominin ve hayatın tüm alanlarında ana temel olarak tanımlanmaktadır. Devletlerin enerji güvenliğinin sağlanması için politik ve askeri vesileler kullanması anormal bir davranış değildir. ABD'nin 2001 Afganistan savaşında, Hazar Denizi'ndeki petrol ve gaz rezervlerine yakın bir ABD üssü kurulmuştur. Bir süre sonra, ABD, Irak'ın petrol rezervlerini kontrol etmeye başlamıştır. Bu nedenlerle, ABD Ortadoğu'yu ve dünyada tek kutup olarak kalması için diğer küresel enerji rezervlerini kontrol edebilmektedir. Diğer taraftan, AB ülkeleri, Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gaz rezervlerine erişim yoluyla Avrupa enerji piyasasında Rus tekelini sonlandırmaya çalışmaktadırlar. 2008 yılında, AB Hazar Deniz'den başlayarak Türkiyeden geçen boru hattını kurmaya çalışırken, Rusya enerji güvenliğini korumak için Gürcistan'a savaş ilan edip Kırımı işgal etmiştir. Ayrıca Rusya, Katar'dan ve İran'dan Avrupa Birliği'ne kadar uzanan boru hattının gelişini engellemek için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Bu da hem ABD hem de Rusya'nın Suriye'deki boru hatları ve enerji projelerini korumak için rekabete girdiklerini ve Suriye'ye müdahale etme amaçlarının sadece siyasi sebeplerden olmadığını göstermektedir.

Boru hatlarıEkonomik etkiEnerji+6
Hasan Alshaghel
İstanbul Aydın University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de ulusal güvenlik politikaları ve savunma sanayii yönetimi ilişkisi

Günümüzde Türkiye'de güvenlik alanında akademik çalışmaların arttığı gözlemlenmekte, bununla paralel olarak yerli savunma sanayiine de ilgi artmaktadır. Ancak bu kapsamda yapılmış akademik çalışmalar genellikle tek boyutlu olup kamu yönetimi açısından yapılan çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu çalışmada Türkiye'nin ulusal güvenlik politikalarının savunma sanayii yönetimi ile olan ilişkisi incelenecektir. Bu kapsamda; araştırmanın ilk bölümünde öncelikle güvenliğin ne olduğu, kavramsal ve kuramsal derinliği ortaya konarak Türkiye'nin ulusal güvenlik politikaları ele alınmıştır. İkinci bölümde, Türkiye'nin savunma sanayii tarihi Osmanlı'dan günümüze kadar önemli dönüm noktaları bağlamında değinilerek günümüzdeki savunma sanayii yönetimi ve ulusal güvenlik politikalarına olan etkisinin derinliği analiz edilmişti. Buna müteakip günümüzün Türk savunma sanayii ve yönetimi tüm boyutları ile incelenmiştir. Son bölümde ise, Türkiye'nin ulusal güvenlik politikaları ile savunma sanayii yönetimi arasındaki karşılıklı ilişkinin analizi yapılmış ve çalışmanın ortaya çıkmasını sağlayan araştırma sorularına yanıtlar aranmıştır. Bu tez çalışmasında Türkiye'nin ulusal güvenlik politikalarının savunma sanayii ile olan ilişkisi kamu yönetimi disiplini altında incelenmesi ve bu ilişkinin derinliğinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Tezin sonucunda bu ilişkiyi özetleyen şu bulgulara rastlanmıştır; Türkiye'nin daha etkin ve bağımsız güvenlik politikaları izleyebilmesi için yerli ve milli savunma sanayiinin önemi daha fazla ortaya çıkmaktadır. Türkiye'nin savunma sanayii gibi stratejik bir alanda bağımlılık oranının yüksek olması uygulamak istediği ulusal güvenlik politikalarının sekteye uğramasına neden olmakta; ancak aynı oranda bağımsız olması da hem iç güvenlik hem de bölgesel/uluslararası güvenlik politikaları açısından Türkiye'nin daha rahat ve sonuç alabilen bir konuma ulaşmasına destek vermektedir. Bu nedenle Türkiye'de savunma sanayii yönetiminin güvenlik politikaları üzerinde stratejik belirleyiciliği tezin temel bulgusu olarak özetlenebilir. Anahtar Sözcükler Savunma Sanayii, Güvenlik, Güvenlik Politikaları, Türkiye, Yönetim

Güvenlik yönetimiMilli güvenlik politikasıMilli güvenlik stratejisi+3
Rahmi Erkut Erdinçler
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'nin ulusal güvenlik sistemlerinin incelenmesi: Türkiye için öneriler

Bu tez çalışmasında, ulusal güvenlik sistemlerinin, Bütünleşik Kamu Yönetimi Yaklaşımına dayalı epistemik topluluklar oldukları varsayımıyla hareket edilmektedir. Tez kapsamında bu sistemler; iç mantıkları, örgütsel yapıları, reforma duyarlılıkları, siyasi ihtiyaçları ve güvenlik yönetimi gibi olgular çerçevesinde analiz edilmektedir. Ayrıca, bu çalışma, kamu politikası alanı olarak ulusal güvenlik politikaları ve sistemlerinin; Bütünleşik Kamu Yönetimi Yaklaşımı ve epistemik topluluk modeli çerçevesinde anlaşılması ve ulusal güvenlik kültürü bağlamında incelenmesi yönünde bir bakış açısı oluşturmayı hedeflemektedir. Yine bu çerçevede ulusal güvenlik sistemlerinin; siyasallaşmadan uzak, ortak bir normatif ve ilkesel inançlar bütünü oluşturularak, ortak bir kanaat, işleyiş ve politika çerçevesinde, anlamlı bir stratejik kültüre dayandırılarak çalışmalarının önemi vurgulanmaktadır. Çalışma, yöntem olarak, literatür araştırmasına dayalı tanımlayıcı/betimleyici bir tarzda yürütülmüştür. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde konuyla ilgili kuramsal bir çerçeve çizilmekte, ikinci bölümünde Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ulusal güvenlik sistemi incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise Türkiye ulusal güvenlik bürokrasisi etraflıca ele alınmaktadır. Sonuç bölümünde, Türkiye'de ABD benzeri, bir istihbarat topluluğu ve ulusal güvenlik danışmanlığı sisteminin uygulanabilirliğinin analizi yapılmaya çalışılmaktadır. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde şu sonuca ulaşılmıştır: ulusal güvenlik sistemleri, bütünleşik olarak analitik kültürü içkin; stratejik kültüre dayanan epistemik topluluklardır. Anahtar Sözcükler Ulusal güvenlik sistemleri, istihbarat topluluğu, epistemik topluluk, bütünleşik kamu yönetimi yaklaşımı, stratejik kültür.

Amerika Birleşik DevletleriGüvenlikGüvenlik sistemleri+5
Muhammet Mağat
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusal güvenlik hizmetlerinde hesap verilebilirlik ve mali denetim

Devletlerin karşı karşıya kaldığı en büyük zorluklardan biri güvenlik ve özgürlük arasındaki dengeyi oluşturmaktır. Demokratik devletlerde kamu kurumlarının halka hesap verebilir ve şeffaf olması talep edilir, ancak şeffaflık ve hesap verilebilirlik, ulusal güvenliğe bir tehdit unsuru olarak görüldüğü için istihbarat servislerinde doğru bir şekilde uygulanmamakta veya genellikle uygulanamamaktadır. Bu çerçevede tezde, ulusal güvenlik amacıyla yürütülen istihbarat kamusal hizmetinin denetimi, gözetimi ve hesap verilebilirliği çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Çalışmada demokratik devletlerde istihbarat servislerinin nasıl denetlendiği ve gözetlendiği literatür, uluslar arası kuruluşların yaptığı çalışmalar ve ülke örnekleri ile açıklanmaya çalışılmıştır. İstihbarat servislerinin denetimi ve gözetimi faaliyetinde, üst yöneticiler, yürütme, yargı, yasama, kamu denetçisi, yüksek denetim kurumları, medya ve sivil toplum gibi aktörlerin rol oynadığı görülmüştür. Bu kapsamda, Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Yeni Zelanda, Norveç, Almanya ve Türkiye'deki istihbarat servislerinin görev ve fonksiyonları ile denetim ve gözetim mekanizmaları incelenmiştir. Seçilmiş ülkelerin istihbarat bütçeleri dikkate alınarak, verimlilik ve etkinlik gibi performans ölçümleri betimsel analiz ve çok boyutlu ölçeklendirme (Multi dimentional scaling) yöntemiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte, istihbarat harcamalarına ilişkin istatistiksel veriler yapılan analizlere dahil edilerek 2012-2017 yılları için seçilmiş ülkelerin benzerlikleri ve farklılıkları tespit edilmiştir. Ayrıca ülkemiz için istihbarat kamusal hizmetinin hesap verilebilirliği, denetimi ve gözetiminin nasıl olması gerektiğine ilişkin bir model önerilmiştir.

DenetimFinansal denetimGüvenlik+3
Ümit Yüksel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The paradigm shift in Turkish foreign policy: Turkish power projection in Syria, Libya, and Azerbaijan

Turkish foreign policy has changed in the years of 2015-2016 to such a degree that we talk of a paradigm shift, as since 2016, Turkish foreign policy has become increasingly assertive, and a clear difference with the periods before is the use of unilateral force by Turkey beyond its territorial borders. Before the paradigm shift, the use of force was executed through multilateral frameworks, with the exceptions of Cyprus 1974, and counter-terror operations in northern Iraq. As Turkish power projection has become increasingly important as part of Turkish foreign policy in the post-2016 era, it is critical to understand its drivers, methods, and implications. By first defining power projection and the related concepts in international relations and understanding the reasons that led to the paradigm shift, we will explore how Turkish power projection emerged and how it materialized in the real world in the theaters of Syria, Libya, and Azerbaijan. We will also look at the case of the Turkish intervention in Cyprus in 1974 to provide a historically comparative perspective. By looking at these cases one will have a better understanding of Turkish foreign policy at present. As the drivers, methods, and implications of Turkish power projection remains understudied, a comprehensive and holistic framework which combines the existing literature with the historical contexts of Turkish foreign policy will shed much-needed light on Turkish power projection at present. The result is deeper insight into the behavioral responses in Turkish foreign policy.

Smart powerMilitary allianceRegional power+5
Seyyid Çakır
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

A proposal of an optimal Turkish military space model by cross-country comparison of the American, Russian, and Chinese military space models

Space has been a vital domain for the national security of states since the beginning of the first space activities. The militarization process of space, which started during the Cold War, continues increasingly and in the international system, which is a self-help system, states operate space-based assets to ensure their national security. As a result of the increase in competition in the global system, the inadequacy of international space law in regulating the behavior of states, and the increase in military space activities with increasing actors, states increase their military space capabilities and take deterrent measures in order to maintain their survival. However, the increasing number of space powers have begun to form space forces within their armed forces. In this study, the reasons behind the states' establishment of space forces will be analyzed within the framework of defensive structural realism, and the optimum military space model proposal for Türkiye will be presented by comparing the US, Russian and Chinese military space models.

United States of AmericaComparative analysisRussia+6
Hurşit Furkan Dikmen
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çin'in Orta Asya politikalarının güvenlikleştirme teorisi açısından incelenmesi

Devletlerin politikaları ulusal çıkarları ekseninde şekillenmektedir. Politik olarak güçlenen devletler dışa doğru genişleme göstermektedir. Kuzeyinde Rusya, güneyinde Hindistan gibi ülkelerin olması dolayısı ile bu bağlamda Çin, Asya pasifik ve Avrasya bölgelerine doğru genişlemek durumunda kalmaktadır. Orta Asya bölgesine hanedanlık dönemlerinden beridir ilgi duyan Çinliler, zaman zaman bölgeyi işgal etmiş olsa da kalıcı olamamıştır. Günümüzde ise enerji başta olmak üzere yer altı kaynaklarına ulaşmak için ulusal güvenlik söz edimi ile bölge devletlerini çevrelemeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmada Çin Halk Cumhuriyeti'nin Orta Asya eksenli politikaları Kopenhag okulu güvenlikleştirme teorisi ekseninde incelenecektir. Çin'i çevrelemek isteyen küresel güçlere karşı izlemiş olduğu Orta Asya politikaları; Enerji, Ulaşım, ulusal güvenlik gibi kavramlar çerçevesinde incelenerek geniş bir perspektiften açıklanmaya çalışılacaktır.

Askeri politikalarDevlet politikalarıHükümet politikaları+5
Tuncay Gülçin
Bahçeşehir University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

2000 sonrası Türkiye'nin ulusal ve uluslararası güvenliğine yönelik tehditlerin oluşum analizi

Devlet ile güvenlik arasındaki ilişki çok eskilere dayanmaktadır. Özellikle toplum ve devlet için güvenlik vazgeçilmez bir niteliğe sahiptir. Bu kadar önemli bir ihtiyacın sağlanma biçimleri, bunu sağlayan organlar ve izlenen metotlar dolayısıyla güvenliğe ilişkin tüm unsurlar devlet yapısıyla doğrudan bir ilişki halindedir. Bu sebeple devletin ortaya çıkışında güvenliğin yeri ayrı bir önem arz etmektedir. Ancak devlet ile güvenlik arasındaki ilişki her zaman aynı olmamıştır. Bu çerçevede uluslararası güvenlik teorilerindeki yaşanan değişim ve dönüşüm ise iki farklı boyuttan ele alınmıştır. Bunlardan ilki devleti ön planda tutan "klasik güvenlik teorileridir". Diğeri ise modernleşen dünya ile güvenlik kavramının devletten bireye doğru indirgenerek incelendiği "modern güvenlik teorileridir". Bu boyutların açıklanmasının ardından ise Türkiye'nin tehdit algılamaları tarihi ve kültürel etmenler ile jeopolitik ve jeostratejik etmenlere göre açıklanmıştır. Terör olgusu her dönem uluslararası alanda etkili olmuştur. Ancak özellikle teknolojinin artması ve ideolojik faktörlerle birlikte 21. Yüzyılda da en önemli sorunlarının başında gelmektedir. Geçmişte bölgesel düzeyde faaliyetlerini sürdüren terörizm kavramı özellikle küreselleşme ile zamanla uluslararası bir niteliğe dönüşüm geçirmiştir ve devletleri hiç beklemedikleri anda vurmuştur. Bu çerçevede Türkiye'nin özellikle ulusal güvenliğini tehdit eden en büyük güvenlik sorunu terör olgusu olmuştur. Türkiye'de 2000'den günümüze kadar etkili olan beş farklı terör örgütü bulunmaktadır. Bunlar PKK, TAK, DHKP-C, EL-KAİDE ve DEAŞ'tır. Yapılan çalışmada bu terör örgütlerinin 2000'den günümüze kadar yapmış olduğu tüm saldırıların yerine intihar saldırıları çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Ancak Türkiye'nin ulusal güvenliğini tehdit eden olgular yalnızca terörle de sınırlı değildir. Uyuşturucu ve kaçakçılık, yasadışı göç ve mülteci sorunu, siber saldırılar ve kitle imha silahlarını da ulusal güvenliğe yönelik birtakım tehditler oluşturmaktadır. Ayrıca güvenliğe yönelik bir tehdit olarak irtica kavramı FETÖ üzerinden açıklanmıştır. Soğuk Savaş'ın ardından Dünya'da ortaya çıkan güç boşluğu nedeniyle, birtakım istikrarsızlıklar ve belirsizliklerle yeni bir uluslararası ortam oluşmuş, yeni tehditler ve sorunlar yaşanmıştır. Türkiye ise jeopolitik konumu nedeniyle bu sorunlu bölgelerin tam ortasında yer almıştır. 2002'de AK Parti'nin iktidara gelmesi sonucunda Türkiye'nin Balkanlar, Kafkasya ve Orta Doğu'daki ilgi ve etki alanlarını genişlemiştir. Ancak bu genişlemeler güvenlik risklerini ve tehdit algılamalarını da yanında getirmiştir. Dış politikada özellikle liberal ve yumuşak gücü savunan bir politika izlerken gerek iç gerekse dış müdahaleler sonucunda Türkiye'ye yönelik tehditleri ortadan kalkmamış, hatta çeşitlendirmiş ve daha karmaşık hale getirmiştir. Özellikle Arap Baharı sonrasında Türkiye'nin değişen ve giderek realist bir perspektife dönüşen dış politikası sonucunda Türkiye uluslararası arenada yalnız bırakılmıştır. Bu durumu telafi edebilmek ve bölgesel bir güç olarak uluslararası sistemde yer almak adına ise kimi zamanlarda denge politikasına başvurmuştur. Özellikle COVID-19 sonrasında uygulamış olduğu insani veya kamu diplomasisiyle hali hazırda kötü olan ilişkileri tekrardan yumuşak güç kullanarak iyileştirme yoluna girmiştir.

Algılanan tehditDevletGüvenlik+5
Burhan Barlas
Muğla Sıtkı Kocman University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessEN

After globalization process new horizons in contemporary strategic intelligence

The need of information gathering as old as the history of humanity, combined withtoday?s technology, produces the base of future structure. The adapting the need ofinformation gathering, which is accorded to our purpose, in systematic and methodologicalform is intelligence.States, which want to survive and attain well-being of their own people, require a dynamicintelligence system. The intelligence requirements, which are adapted national securitystrategies in macro dimensions such as ideology, national force, threat, deterrence, timeand space, are met in functional mean by strategic intelligence activities.In the period of the accelerated process of globalization, the analysis problem of denseinformation activities of international organizations, non-governmental organizations(NGOs) and private voluntary organizations (PVOs) beside the states, require presenting oftrue scenarios, which are consist of choices in different parameters, to decision makers.However, in accordance with the structure, the term of strategic intelligence is affected bythe factors of economic, military, politics, law and geopolitics, beside the dynamicvariation process. In addition to this, the term of strategic intelligence has mostsophisticated character, which contain most difficult and vital dimensions, because theactors, which take place in international system, have the different conjectural vitalinterests in their structures.In this coherence of ideas, the main purpose of this academic research in the view ofinternational relations is to assess the future strategic intelligence structure depending oninternational world order and conjectural breaking, and to bring intelligence concept tolight from the complexity of literature.In this research, it is intended to define basic intelligence concept and to assess theforthcoming progress in intelligence structure by using inductive method. To assess thefuture of strategic intelligence and to arrive a conclusion, the intelligence failures in thehistorical process are tried to examine and in this framework, the concept of intelligence isanalyzed.The technology and the new world order do not change the core of intelligence, but it isobserved to have changed its techniques and affairs. The arriving assessments presented inconclusion.

Safety principlesGlobalizationNational security strategy+6
Gökhan Sarı
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2003
00
Master'sOpen AccessEN

Filistin'de ikinci intifada; Sosyal, ekonomik, siyasi, askeri, güvenlikle ilgili sonuçlar 2000-2005

Palestine is an Arab country located in the heart of the Middle East, which links West Asia and North Africa. It is one of the countries that had embraced many civilizations and had been a cradle for various religions during the course of the history. Therefore, Palestine is endowed with an important location and characterized by the beautiful nature and atmosphere of the Mediterranean Sea. These characteristics have always made it an attraction center for occupation forces with an aspiration to control the country. This study dwells upon domestic development of Palestine and particularly the ramifications of the case known as the Second Intifada between 2000 and 2005 in terms of economy, society, politics and military. Due to its nature of complications causing a substantive effect on the Palestinian society, the Second Intifada addresses in this study bears great importance. The study further touches upon the decline of Palestinians' morale during the Second Intifada due to being subject to psychological pressure which caused nervousness. In this regard, the history of the second Intifada in Palestine is a case that cannot bear indifference since it is also a part of the conflict between Palestinians and Israelis. This study sheds light on the compelling humanitarian situation as well as devastated economy in Gaza and West Bank during the Second Intifada showing the severe death toll for Palestinians particularly in Gaza and West Bank. In this context, the study examines the Second Intifada in-dept and focuses on how this incident affected politics towards the Palestinians residing in the region. Nonetheless, the failure of negotiations between Palestinians and Israelis during the Second Intifada led Palestinians to give up hope for their political rights. Moreover, Israeli military oppression on Palestinian people in the West Bank and Gaza has increased along with repression, which has led to serious security concerns. In the light of these developments, the study elaborates on the severe effects imposed by the Second Intifada on the Israeli political reality in terms of social, economic, military and other aspects of life. In addition, the main reasons for Israeli withdrawal from Gaza Strip in September 2005 is also explored in the study as well as its political, economic and security-related implications. Thus, this study is essentially developed within the framework of monitoring and analyzing the political, military and economic implications of the withdrawal. In this thesis, the Second Intifada (uprising) in Palestine and its social, economic, political, military and security effects between the years 2000 and 2005 and the Israeli withdrawal from Gaza in 2005 will be explained in detail under the framework of two hypotheses. My hypotheses are: 1- Along with the increase of violence, Israel's campaign of revenge against civilians is also incrementing and 2-Violence by the Israeli occupation forces against civilians can be referred to a negative effect on high morals during the Second Intifada and the Withdrawal. Furthermore, the following questions are targeted to be answered: What are social, economic, political, military and security effects of the Second Intifada as well as the Israeli withdrawal from Gaza in 2005 in local and global scale? Keywords: Palestine, West Bank, Gaza, Israel, Hamas, Fatah, Intifada, Withdrawal

Military societyPalestineMiddle East policy+7
Islam H.m. Asalya
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Stratejik ve kritik madenlere ilişkin küresel politikalar çerçevesinde Türkiye'deki stratejik ve kritik madenlerin ulusal güvenliğe etkileri

Enerji kaynakları kadar dikkat çekici olmasa da, yakıt dışı mineral hammaddelere yönelik olarak dünya genelinde güçlü bir mücadele söz konusudur. Küresel ölçekte sürdürülebilir kalkınma için hammadde arz sürekliliğinin ve güvenliğinin sağlanması hususu giderek önem kazanmaktadır. Hammaddeler konusunda büyük oranda dışa bağımlı gelişmiş ülkelerin konuya ilişkin yaklaşımları oldukça detaylı ve uzun vadelidir. Bu bağlamda Türkiye'nin de konuyu benzer bir yaklaşımla ele alması ulusal güvenliği ve sürdürülebilir kalkınması açısından büyük önem taşımaktadır.Türkiye'deki stratejik maden tanımlaması mevcut haliyle uluslararası alanda kabul gören kavramsal çerçeveye göre yetersiz kalmaktadır. Bundan dolayı bazı gelişmiş ülkelerin hayati önem taşıyan madenlere yönelik kullandıkları kavramsal çerçeve ve bu madenlerin tespitine yönelik uyguladıkları metodolojilerin incelenmesi bir zorunluluk olmuştur. Tez kapsamında gerçekleştirilen değerlendirmeler sonucu uluslararası literatür ile uyumlu bir kavramsallaştırmaya gidilerek stratejik ve kritik maden ayrımı ve tanımlaması yapılmıştır. Kavramsallaştırma çerçevesinde birçok veri ve değerlendirme göz önüne alınarak ?Türkiye'deki Stratejik ve Kritik Madenler Birleşik Listesi? oluşturulmuştur. Buna ek olarak, ?Özel Strateji İzlenmesi Gereken Madenler? ve ?Öncelikli Olarak Araştırılması Gereken Madenler? adı altında iki ek liste belirlenerek konu kapsamlı bir biçimde ele alınmıştır.Tez kapsamında ayrıca, Türkiye'nin stratejik ve kritik madenlerdeki potansiyelinin Türkiye'nin ulusal güvenliğine katkıları ve doğurabileceği riskler üzerinde durulmaya çalışılmıştır. Çalışmada, bazı gelişmiş ülkelerin stratejik ve kritik madenlerin olası arz risklerine karşı uyguladıkları ulusal stok programları incelenmiş ve Türkiye için bir Ulusal Güvenlik Stok Programı taslağı sunulmuştur.Sonuç itibariyle bu çalışma, Türkiye'nin mineral hammadde bağımlılığının neden olabileceği risklerin tespit edilerek gerekli önlemlerin alınması konusunda yol göstermekte ve stratejik ve kritik madenler konusunda Türkiye için kapsamlı bir politika önerisi getirmektedir.

Güvenlik politikalarıGüvenlik önlemleriMaden yatakları+5
İbrahim Kürşat Tuna
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Ulusal güvenlikte ve dış politikada bir enstrüman olarak savunma sanayii: Türkiye örneği

Devletler, bir üst otoritenin olmadığı uluslararası sistemde varlıklarını korumak ve güçlü bir şekilde devam ettirmek için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. İçerisinde nüfus, doğal kaynaklar, fiziki altyapılar gibi birçok olguyu barındıran kapasitenin güvenlik sorunları karşısında en önemli enstrümanı ise askeri güçtür. Tarihsel süreçte insanın kas gücü, insanın kullandığı hayvan gücü gibi unsurların oluşturduğu askeri güç, yirminci yüzyılla beraber teknolojiyi merkeze alarak her geçen gün niceliğin yerini niteliğin aldığı bir dönüşüm süreci geçirmiştir. İnsanın karşısında teknolojinin olduğu bu dönüşüm 1945 yılında kullanılan atom bombaları ile sembolik olarak zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra askeri güç içerisinde insanın kas gücü her geçen gün önemini yitirirken, insanın beyin gücü teknolojiyi üretebilen ve kullanabilen unsur olarak önem kazanmaya devam etmiştir. Askeri gücün dönüşümünün yaşandığı bu zaman diliminde devletlerin güvenliklerini nasıl sağlayacağı üzerine çalışan neorealist teorisyenler arasında savunmacı ve saldırgan realizm ayrımı meydana gelmiştir. Bu ayrımın merkezinde ise "ne kadar güç yeterlidir?" sorusu bulunmaktadır. Silahlanmanın ne kadarının yeterli olduğu sorusu güvenlik ikilemi bağlamında değerlendirildiğinde büyük öneme sahiptir. Mevcut tartışmanın başladığı 1970'li yıllarda dünyada silah endüstrisine sahip devlet sayısının az olması, teknoloji üretme ve teknolojiye ulaşmanın günümüzdeki kadar kolay olmaması, devletlerin ne kadar silahlanması gerektiği noktasında silahın kaynağının göz ardı edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat Soğuk Savaş sonrasında teknolojiye ulaşımın ve kullanımının kolaylaşması ile neorealist teorisyenler arasında yapılan bu tartışma doğru soru etrafında ele alınmakla beraber, silahlanmanın kaynağını göz ardı ettiği için eksik kalmakta ve sadece elde bulunan askeri güç üzerinden tartışmanın yapılması durumunda yanlış sonuçlara götürebilmektedir. Gelişen savunma sanayinin güvenlik ve dış politikaya etkisi ise farklı katmanlarda ve birçok şekilde olmaktadır. Savunma sanayiinin bir devlete sağladığı ilk getiri, gerçek askeri kapasitesini göstermesi sebebiyle karar alıcıların güvenlik yanılsamasından çıkarak devletin kapasitesine uygun kararlar alabilmesinin temelini oluşturmasıdır. Muharebe esnasında dış alım yoluyla tedarik edilen askeri sistemlerin hedef alınması durumunda, yerine yenilerinin konulması bir yana idameye devam ettirilebileceği dahi şaibelidir. Bu nedenle savunma sanayii bir devlete muharebe ortamında hangi kapasitesinin sürdürülebilir olup olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Bu durumun dış politikaya yansıması iki boyutludur. Öncelikle kapasitenin doğru algılanması aynı zamanda dış politikada alınan risklerin de doğru hesaplanmasını beraberinde getirecektir. Öte yandan devletin askeri kapasitesinin kendi savunma sanayiine dayanması, doğru politikalarla birleştirildiğinde hasım devlet için dış tedariğe kıyasla hesaplanması zor bir girdi olarak caydırıcılığı arttıracaktır.

Milli güvenlik politikasıSavunmaSavunma endüstrisi+5
Uğur Ermiş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

11 Eylül sonrası terörizmle mücadele bağlamında BMGK daimî üyesi ülkelerin güvenlik strateji belgelerinin mukayeseli analizi

Soğuk Savaş'ın sona ermesi, küreselleşme ve özellikle 11 Eylül terör saldırıları güvenlik anlayışını derinleştirmiş, genişletmiştir. Geleneksel güvenlik anlayışı yerini yeni bir güvenlik anlayışına bırakmıştır. 11 Eylül sonrası dönemde terörizm amaç, içerik, yöntem, nitelik, teşkilat ve küresel eylem yeteneği açısından kapsamlı olarak değişmiştir. Bu çalışma, bu değişimlerin izdüşümleri ile birlikte, 11 Eylül terör saldırılarından sonra terörizm ve terörizmle mücadele kavramlarının BMGK daimî üyesi ülkelerin ulusal güvenlik strateji belgelerini ve uluslararası güvenlik politikalarını etkileyen başat bir etken olup olmadığını belgelerin karşılaştırmalı analizini yaparak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Literatürde ulusal güvenlik strateji belgelerine yönelik birçok çalışma bulunmasına rağmen, belgeleri karşılaştırmalı olarak inceleyen çalışmalar nadirdir. Bu özgün çalışma ile literatürde tespit edilen boşluğun doldurulması hedeflenmiştir. Çalışmadaki analiz iki aşamada yapılmıştır. Öncelikle, üye ülkelerin belgeleri kendi içerisinde tehdit, tedbir ve bunların dış politika ve güvenlik politikalarına etkisi faktörleri üzerinden karşılaştırılmıştır. Müteakiben üye ülkelerin belgeleri aynı faktörler bağlamında birbiriyle karşılaştırılarak bütüncül bir analiz sunulmuştur. Bulgular, terörizmin yanı sıra siber güvenlik, kitle imha silahları, yasa dışı göç, mülteci konusu, salgın hastalıklar, çevre/iklim felaketleri ve başarısız devletler konularının yeni güvenlik yaklaşımı kapsamında belgelerde tehdit tanımlarında yer bulduğuna işaret etmektedir. Buna karşılık tedbirler olarak; caydırıcılık, önleyici müdahale, ileride konuşlanma, ittifaklar, yasal düzenlemeler, kuvvetlerin ve istihbarat yeteneklerinin modernizasyonu ve teşkilat düzenlemeleri hususlarının belgelerde somut olarak yer aldığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda; terörizm ve terörizmle mücadelenin, 11 Eylül saldırılarından sonra yayımlanan ulusal güvenlik strateji belgelerini ve uluslararası güvenlik politikalarını etkileyen temel etken olduğu, ülkelerin terörizmle mücadele söylemlerini uluslararası güvenlik ortamında birer politik araç olarak kullandıkları ve ulusal çıkar ile emellerin değişen belgelerde devamlılık gösterdiği ortaya konulmaktadır.

11 Eylül 2001 olayıBirleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiMilli güvenlik politikası+7
İrfan Özsert
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Oyun Teorisi bağlamında Türkiye'nin nükleer enerji politikalarında ulusal güvenlik boyutu ve bölgesel güç etkileri: İsrail ve İran analizi

Uluslararası ilişkiler, ulusal güvenlik ve dış politika bağlamında klasik yaklaşımlarla ortaya konulan teori ve stratejilerin veriye dayalı olmamasından dolayı yetersiz olduğu görülmektedir. Bu nedenle, devletlerin küresel ve bölgesel politikaları; ekonomi, siyaset, askeri güç, toplumsal yapının yanı sıra, enerji, gıda, sağlık gibi farklı parametreler üzerine kurulu bir sistemi zorunlu kılmaktadır. Doğal kaynakların giderek azalması, dünya nüfusunun artmasına bağlı olarak arz-talep dengesindeki bozulmalardan dolayı alternatif kaynak arayışı, mevcut kaynak kullanımının ekosistem ve uluslararası güvenlik bakımından kritik önemi, ülkelerin güvenlik politikalarında enerjiyi ön plana çıkarmıştır. Arzdaki açığı kapatma hedefiyle keşfedilen nükleer enerji teknolojisi, temiz ve verimli bir kaynak olmasının yanı sıra yüksek yok etme gücüne sahip silah üretme yeteneği kazandırdığı için devletler tarafından caydırıcı bir savunma mekanizması olarak kullanılmaktadır. Nükleer enerji alanında ilk çalışmalarına 1968 yılında başlayan Türkiye bu yarışa, Akkuyu Nükleer Güç Santrali'yle dahil olmuştur. Bu girişimiyle Türkiye enerji alanında dışa bağımlılığını azaltma yönünde önemli bir başlangıç adımı atmış olacaktır. Ancak nükleer teknolojinin güvenlik alanında kullanılabilme potansiyeli göz önünde bulundurulduğunda bölge ülkeleri arasındaki güç rekabetini arttırması beklenmektedir. Türkiye'nin böyle bir teknolojiye sahip olması, ortak geçmişinde var olan çekişmelerin de etkisiyle özellikle İsrail ve İran ile ilişkisine yeni bir boyut kazandırmıştır. Bu yeni denklem, Türkiye'nin birtakım siyasi, ekonomik, güvenlik odaklı baskı, ambargo ve caydırıcı politikalara maruz kalma riskini beraberinde getirmektedir. Nicel verilerle desteklenmeksizin salt güvenlik yaklaşımlarıyla bu risklerin açıklanması yeterli değildir. Bu nedenle çalışma, konuya ilişkin nitel yöntemler kapsamındaki teorik çıktıların yanı sıra, nicel yöntemlerden olan oyun teorisi bağlamında Türkiye'nin nükleer enerji politikalarının İsrail ve İran ile olan ilişkilerine yansımalarının değerlendirildiği ve yine bu çerçevede güvenlik odaklı yaklaşımların incelendiği bir araştırma sunmayı amaçlamaktadır.

Epistemik oyun teorisiNükleer enerjiUlusal güvenlik+2
Mustafa Kürşat Şahiner
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Stratejik istihbarat türü olarak siyasi istihbarat

Bu çalışmanın temel amacı, siyaset olgusunun yığın çağrışımları içerisinde tanımlama bakımından hayli bulanık durumdaki siyasi istihbarat olgusunun geniş bir perspektifle ele alınarak incelenmesidir. Diğer önemli bir amaç da literatürde istihbarat analiz yöntemi olarak kabul edilen, "stratejik istihbaratın" interdisipliner bakış açısından faydalanılarak siyasi istihbarat olgusunun kavram ve kuram olarak sınırlarının belirlenmesinin sağlanmasıdır. Bu çalışmada ilk olarak devletlerin siyasetlerine yön vermekte kullandıkları strateji kavramı incelenerek, uluslararası ilişkilerde ortaya çıkan etkisi ve hangi konumda bulunduğu açıklanmıştır. Daha sonra, istihbarat kavramının günümüzde geldiği noktaya kadar uzanan genel bir inceleme yapılmıştır. Bu inceleme istihbaratın faaliyet alanlarına göre konularının güncel örnekler ışığında değerlendirilmesiyle tamamlanmıştır. Çalışmamızın ikinci bölümünde; siyasi istihbarat olgusunun, stratejik istihbaratın interdisipliner bakış açısından faydalanılarak kavram ve kuram olarak tanımlaması yapılmış, tarihçesi oluşturulmuş, amaç ve hedeflerine değinilmiş, tarihte devletlerin güvenliğinde önemli tehlikeler meydana getiren siyasi istihbarat uygulamalarına yer verilmiştir. Başlıca bulgular göstermiştir ki dünya üzerinde iç ve dış siyasi etkileri olan tehdit ve tehlikelerin varlığı ve ayrımı, önemini günümüzde de devam ettirmektedir. Bu doğrultuda çalışmamızda, siyasi istihbarat-stratejik istihbarat münasebeti kurulmuş birbiriyle ilgisi, ilişkisi ve birbirine duyduğu ihtiyaç değerlendirilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde, siyasi istihbarat olgusunun stratejik nitelikte elde edilmesi sürecinde hangi temel siyasi parametrelerin kullanılması gerektiği açıklanmış ve neden bu parametrelerle sınırlandırıldığı incelenmiştir. Başlıca temel bulgular ortaya koymuştur ki, çalışmamızda belirlediğimiz bu temel siyasi analiz parametreleri kullanılarak elde edilecek stratejik nitelikteki siyasi istihbarat analizleri, devletlerin iç ve dış siyasal güvenliğine yönelebilecek tehditlerin anlaşılmasını sağlayarak devletlerin güvenliğinde doğrudan ve dolaylı bir şekilde risk oluşturabilecek faaliyetlerin öngörülmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, stratejik istihbarat, siyasi istihbarat, devlet güvenliği, tehdit ve tehlike

Askeri istihbaratEkonomik istihbaratElektronik istihbarat+6
Seçkin Aköz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Intractable conflicts and logic of attack: ungoverned spaces in Somalia and implication on national and regional security

The situation in Somalia has over the last three decades transformed rapidly from a domestic conflict into a regional security crisis characterized by terrorism, cross border kidnappings, human trafficking, piracy, migration and assassinations. While there is growing concern over the conflict's impact on the region, the humanitarian situation in the country which has seen the death of over half a million people and millions others displaced often overshadow academic research conducted in the region and preoccupy efforts of peace ambassadors. This thesis aims to examine how and why the situation in Somalia affects domestic and regional security in the Horn of Africa. The study adopts a qualitative study approach by interrogating official government reports, academic and media publications as well as documents from non -governmental organizations. It uses information from various conflict reporting databases to analyze the trend and actors involved in attacks within Somalia and the region. The thesis consists of six chapters, it begins by examining the Somalian conflict within the context of complexity and ungoverned space theories. In this chapter the methodology adopted in the study is also discussed in detail. The second chapter examines the clan configuration among Somali communities and the origins of 'soft -bond' networks which have shaped the nature of the conflict. The third chapter of the thesis explores the colonial and historical origins of instabilities in Somalia as well as the history of peace efforts and why they failed. In chapter four, I asses the complexity of the conflict in Somalia and discuss the logic of attack and the transformation of the conflict over the years. Chapter five discusses the implications of the Somalian conflict on national and regional security, while chapter six which is also the findings section discusses the nexus between the Somalian conflict and the socio -economic, political and cohesion aspects of the society. The study argues that the impact of the situation in Somalia on the region is aggravated by three issues often overlooked. One is the emergence of ungoverned spaces in the country that allows criminal groups to recruit, train and carry attacks within and outside the country. Second is the transformation of the conflict itself from a civil war into organized crime making the situation intractable. This has not only continued to pose serious security threats to Somalia and her neighboring countries but also undermined peace efforts as perpetuators of these criminal activities continue to benefit from the instability in the country. The third element that has made the conflict adopt a regional dimension is the perception of the involvement by regional countries in the crisis which continues to influence the logic of attack in the country. The study identifies these three issues as critical barriers to peace in the Horn of Africa.

SecurityIntrusionSomalia+3
Israel Nyaburi Nyader
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

PKK/KCK eylem profili: Gaziantep örneği

Bu araştırmanın amacı, PKK/KCK örgütünün Gaziantep'te 2003-2013 yılları arasında gerçekleştirdiği eylem profillerini ayrıntılı bir biçimde betimleyerek, konuya ilişkin nitelikli tartışmalar ve değerlendirmeler yapmaktır. Araştırmaya ilişkin veriler nitel araştırma tekniklerinden birisi olan doküman analizi yoluyla toplanmış ve elde edilen verilerin geçerlik-güvenirlik analizleri; eş uzman incelemesi, dış denetim ve çoklu kodlayıcı süreçleri yoluyla sağlanmıştır. Veri toplama sürecinde, PKK/KCK'nın Gaziantep ilinde 2003-2013 yılları arasında gerçekleştirdiği eylemler ayrıntılı olarak incelenmiş; toplamda 18 farklı türde 173 eylemin gerçekleştiği; bu eylem türleri gerçekleştirilen kodlamalar sonucunda altı başlık altında sınıflandırılmıştır. Araştırma sonucunda, Gaziantep ilinde eylemlerin yıldan yıla tarz ve yoğunluk olarak değiştiği görülmüştür. Bazı yıllarda şehir içi şiddet eylemlerinde yoğunluk olmasına karşın bazı yıllarda ise yürüyüş, basın açıklaması ve propaganda faaliyetleri tarzındaki eylemlerinin çok daha yoğun yaşandığı belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ve ulaşılan sonuçlar ışığında; tarz ve yoğunluk olarak yıldan yıla değişim gösteren terörist eylem profillerinin birbirinden farklı olması dolayısıyla, terörle mücadelede uygulamaya konulacak yol haritalarının da bu kapsamda şekillendirilmesi gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: PKK, KCK, Terör

GaziantepPKKTerör+5
Ali Yasin Çiçek
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

2015 yılından sonra Türkiye'nin sınır ötesi askeri güç kullanımının iç siyasete etkileri

2011 yılında başlayan Arap Baharının etkisiyle Ortadoğu ülkelerini etkisi altına alan ve Güney sınırımızda yer alan Suriye içerinde baş gösteren iç karışıkların sonucunda ülkemize gelen yoğun göçün ve terör saldırılarının önlenmesi açısından, BM'nin 51. maddesi uyarınca başlatılan harekatlar ile, 2015 yılında kısmen "Şah Fırat Operasyonu" ile başlayan harekatların, "2016 Fırat Kalkanı, 2017 İdlip Operasyonu, 2018 Zeytin Dalı Harekâtı, 2019 Barış Pınarı Harekâtı, 2020 yılında ise halen devam eden Bahar Kalkanı Harekâtı" ile devam etmekte olup, Türkiye sınır güvenliğini koruma adına önemli adımlar atılmıştır. Türkiye, yapılan sınır ötesi askeri güç kullanımlarında Türk Savunma Sanayi'nin geliştirmiş olduğu yerli ve milli olarak üretilen teçhizatları kullanmıştır. Genel olarak bakılacak olursa; gerçekleşen operasyonların başarılı olması ve olumlu sonuçların meydana gelmesi neticesi olarak iç politika ekseninde, siyasi partilerinin seçim beyannamelerinde yapılan operasyonların olumlu ve olumsuz görüş bildiren partiler ele alınmış ve siyasi partilerin iç politika ekseninde etkin rol oynama çabası ele alınarak bu çalışma yapılmıştır.

Askeri harekatlarAskeri müdahaleSiyasi partiler+5
Ali Avşaroğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00

Related subjects